Allah'ın varlığının delilleri nelerdir?

Konusu 'Ayet, Hadis ve Dualar' forumundadır ve Garibb tarafından 25 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. Garibb

    Garibb Member

    Mesajlar:
    33
    Aldığı Beğeni:
    1
    Ödül Puanları:
    8
    Varın ispatı, yokun ispatından her zaman daha kolaydır. Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Halbuki yokluğunu iddia eden kimse bütün yeryüzünü, hatta kainatı dolaşıp, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkansızlık çapında bir zorluk demektir. Öyleyse diyebiliriz ki; yok, hiçbir zaman ispat edilemez...

    Bir sarayın kapılarından 999'u açık, biri kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. İşte inkarcı, devamlı surette kapalı olan o bir tek kapıyı nazara verip onu göstermek ister. Aslında o kapı da, onun ve onun gibi olanların gözlerine çekilmiş perde sebebiyle onların ruh dünyalarına kapalıdır. Mümin için kapalı kapı yoktur. Yeter ki gözlerini yummasın!... Zaten 999'u herkese açıktır. Hem de ardına kadar... İşte o kapı ve o delillerden birkaçı :

    İmkân Delili: İmkân, olmanın da olmama kadar eşit ihtimale sahip olması demektir. Günlük konuşmalarımızda da mümkün erken olabilirde olmayabilir de manasını kast ederiz. Yaratılmış olun her varlı bize şu gerçeği haykırır: Benim olmamla olmamam eşit idi. Şu ana ben varsam var olmamı yoklukta kalmama tercih eden biri var demektir. O ise Ancak Allahtır.
    Hudus delili: Hudus, sonradan olma demektir. Hudusun en büyük delili değişmedir. Bir varlıkta değişme varsa bu hareketin bir ilk noktası olacaktır. İşte o noktadan önce o şey varlık sahasına çıkmamıştı. Henüz yoklukta isen var olmayı kendi kendine irade edemeyeceğine ve buna güç yetiremeyeceğine göre bu var oluş Allahın yaratmasıyla gerçekleşmiş demektir. Maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kainatın durmadan genişlemesi, güneşin süratle tükenişe doğru yol alması gibi vakıalar, bu varlık aleminin bir başlangıcı olduğunu gösteriyor.

    San'at: Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kainatta, ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kainattaki her eser şu özelliklere sahiptir:
    • Büyük sanat değeri taşır.
    • Çok kıymetlidir.
    • Çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır.
    • Çok sayıda olmaktadır.
    • Karışık ve çeşit çeşittir.
    • Devamlıdır.

    Halbuki, kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde san'at ve kıymet olmaması gerekir. Ancak yapan Allah (c.c.) olursa, o zaman her şey değişir ve zıtlar bir araya gelebilir!..
    Devir ve Teselsülün Muhal olması: Devrin muhal olduğu şu misalle açıklanıyor. Bir yumurtayı tavuğun yaptığını iddia eden adama soruyorsunuz. Tavuğu kim yaptı? Buna karşılık onun çıktığı yumurtayı gösteriyor. Buna göre tavuğu aradan çıkardığımızda yumurta yumurtayı yapmış oluyor. Bu ise muhaldir. Teselsül ise bir şeyin silsile halinde ta ilk noktasına kadar gidip o ilk varlığı kimin yaptığını sormak suretiyle Allahın varlığını ispat metodudur. Yani bu meyveyi şu ağaç yaptı, o bir önceki meyveden oldu, o da bir önceki ağaçtan. Böylece ilk ağaca yahut ilk meyveye kadar varıyor ve soruyoruz : Bunu kim yarattı diye .

    Kur'an yolu devir ve teselsülden çok farklıdır. Yumurtayı kim yaptı? Yahut meyveyi kim yaptı? sorusunun cevabı, doğrudan doğruya, “Allah yarattı” diye cevap verilir. İlim, irade, şefkat, merhamet kavramlarından bir nasibi olmayan, insanı tanımayan, hikmetten, sanattan anlamayan bu sebeplerin (tavuğun ve ağacın) sonucun yaratılmasında hiçbir tesirleri olmadığı ispat edilir. Böylece devir yahut teselsül deliline gerek duyulmaz.
    Hikmet ve gaye delili: Her varlıkta kendisine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda takip edildiği göze çarpmakta ve hiçbir şeyde gayesizlik, manasızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşahede edilmemektedir. Hâlbuki, ne madde aleminde, ne bitki ve hayvanat dünyasında, ne de eşya ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin. Öyle ise, kainattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allaha isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz.
    Yardımlaşma delili: Yağmurun toprağın imdadını, güneşin gözlerin yardımına koşmalarından, ta havanın kanı temizlemesine kadar, bu alem bir yardımlaşma hareketiyle adeta dolup taşmaktadır. Bu yardımlaşmayı yapan taraflar birbirlerini tanımamakta, bilmemektedirler Öyle ise bu merhametli icraatı sebeplere vermek mümkün değildir.
    Temizlik: Kainattaki nezafet ve temizlik, başlı başına bir delil olarak, bize Kuddüs ismiyle müsemma bir Zat'ı (c.c.) anlatmaktadır. Toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar; rüzgar, yağmur ve kar; denizlerde buzullar ve balıklar; fezamızda atmosfer, semada kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran manevi esintiler, hep Kuddüs isminden haber vermekte ve o ismin verasındaki Zat-ı Mukaddes'i göstermektedir.
    Simalar: Herhangi bir insanın siması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine kat'iyen benzememektedir. Bu kaide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin aynı, diğer cihette birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün, milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk'ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilandır.
    Fıtrat ve Vicdan Delili: Allahı tanımanın sayılamayacak kadar çok delil ve işaretleri insanın yaratılışında, fıtratında mevcuttur. Bunlardan sadece örnek: İnsan fıtratı ve vicdanı her nimetin mutlaka şükür istediğini bilir. Bir peygambere kavuşmuş ve hidayete ermişse şükrünü Allaha yapar. Aksi hale batıl mabutlara tapar. Bu tapma insan vicdanın insanı zorlamasıyla gerçekleşir. Güzelliği takdir hissi de insan fıtratında mevcuttur. Sergiler, fuarlar bu his ile gerçekleşir. İnsan bu yaratılışının gereği olarak, şu sema yüzünde sergilenen yıldızları, zemin yüzünde boy gösteren çiçekleri, ağaçları, ormanları dolduran ceylanları, aslanları, denizlerde kaynaşan balıkları seyretmek ve onlardaki İlâhî sanatın mükemmelliğini takdir etmek durumundadır.
    Tarih: Dinler tarihi şahittir ki, beşeriyet hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Batıl, hatta gülünç dahi olsa, hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. İnsan fıtratına bu Allah koymuştur ve insan ona inanmakla mükelleftir.
    Kur'an: Kur'an-ı Kerim'in Kelamullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenab-ı Hakk'ın varlığını da ispat eder durumdadır. Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna dair yüzlerce delil vardır ve bunlar, o mevzu ile alakalı İslam kaynaklarında en ince teferruatına kadar mevcuttur. Bütün bu deliller, kendilerine mahsus dilleriyle "Allah vardır" derler.
    Peygamberler: Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi İki Cihan Serveri'nin (s.a.v.) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de, yine Cenab-ı Hakk'ı anlatan delillere dahil edilmelidir. Zira Peygamberlerin varlıklarının gayesi, Tevhid; yani Allah'ın varlık ve birliğini ilan etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, aynı zamanda, Cenab-ı Hakk'ın varlığına da delil olmaktadır. Bir peygamberin hak nebi olduğunu ifade eden bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta daha da öte bir kuvvetle "Allah vardır ve birdir" demektedir.



    Mehmet Kırkıncı
     
  2. kalyon34

    kalyon34 Editör

    Mesajlar:
    6.486
    Aldığı Beğeni:
    492
    Ödül Puanları:
    83
    ALLAH cc razı olsun
     
  3. sami

    sami Member

    Mesajlar:
    28
    Aldığı Beğeni:
    2
    Ödül Puanları:
    8
    Allah (c.c.) razı olsun kardeşim...
    Aslında hiç teferruata gerek yok ; akıl ve mantık sahibi herkes için Allah'ın (c.c.) varlığının en büyük delili kendisidir. Bugüne kadar bunun aksini iddia edenler de çok iyi biliyorlar fakat inkar etmek nefislere hoş geldiği için inkar yolunu tercih ediyorlar.Hani Said-i Nursi hazretlerinin bir sözü var ya: "Hayatta hiçbir tesadüfe tesadüf edemezsiniz" Akıl sahibiiçin de hayatta tesadüf yoktur. Selam ve dua ile...
     
  4. gonlumungulu

    gonlumungulu Member

    Mesajlar:
    42
    Aldığı Beğeni:
    4
    Ödül Puanları:
    8
    Allah razı olsun ellerinize sağlık
     
  5. 1913

    1913 Member

    Mesajlar:
    42
    Aldığı Beğeni:
    1
    Ödül Puanları:
    8
    Tanık olduğumuz, bildiğimiz en akıllı, becerikli varlığız biz insanlar. Buna rağmen hepimizin bilgisi, becerisi birleşse en ufak bir zerre var edemeyiz var olanları kullanmadan. Yani var oluş en akıllı en becerikli bir varlığın dahi aciz kaldığı bir üstün bilgi ve becerinin ürünüdür. Bildiğimiz, anladığımız, kavradığımız hiç bir şey, var oluşun sebebi olamayacak kadar acizdir, tıpkı bizim gibi.
    Öyleyse Tanrı tanımazların iddia ettiği gibi; O çok üstün bilgi ve güç sahibi olan Tanrı olmasaydı; onların iddia ettiği gibi, varlık var olmadığında, kendisi de var olamayacak olan, akılsız,güçsüz, kör,sağır,dilsiz tesadüf; bilgili, akıllı ve becerikli bir varlığın, insanın yapamadığı, var edişi yapamazdı.
    Ayrıca iddia ettikleri tesadüfün var olması için ,aralarında tesadüf ilişkisi olacak kadar varlık var olmalıdır.Varlığın olmadığı durumda tesadüf var olamaz.Tesadüfün kendi varlığı varlığın, var oluşuna muhtaç.Yani tesadüf var oluştan önce var olamaz.Eger tesadüf varsa, var oluştan sonra var olabilir.Öyleyse tesadüfün var oluşun sebebi olduğunu iddia etmek; varlık tesadüfen var oldu demek, İmkansızdır. Var olan var edemiyorsa, var olmayan nasıl var edebilir.
    Akıllı olan var edemiyorsa, akılsız nasıl var edebilir.
    Güçlü olan var edemiyorsa, güçsüz olan nasıl var edebilir.
    Var olanın var edemediği, var etmekten aciz kaldığı her bir zerre; var olanı aciz bırakan şeydir, yani mucizedir.
    Her zerresiyle tüm varlık alemi bir mucizedir.
    Varlıklar, kendilerini var eden; var edicinin, var edişinde onlara verdiği doğal var oluşsal özelliklere sahiptirler. Kendilerinin dışında bir irade ile, kendilerine verilen bu özellikler ile birbirleri ile etkileşirler. Bu etkileşimler onları var edenin var edişinin üstünlüğü ile birer mucizedirler. Fakat bu etkileşimler; o etkileşimleri yapan varlıklar için, kendi seçimleri olmayan bir takım kazançlar olduğu için mucize değil, doğal olaylardır. Sıvı kalması için uygun sıcaklıkta bulunan suyun, uygun bir çekimle bağlı bulunduğu zeminde, yerde akması gibi. Varlıkların varlıklarının devam ettiği bu doğal ortamda, onların doğasının aciz kalacağı üstün nitelikli var oluşlar da gerçekleşebilir. Bu durum ise insanların mucize adını verdiği durumdur. Aslında her zerresiyle bir mucize içinde yaşadıkları halde, alışkınlık sebebiyle düşünmeden içinde yaşadıkları mucizeler evreninde alışkınlıklarının dışında gerçekleşen bu tür oluşumlar düşüncelerini, dikkatlerini uyandıran çok önemli uyarıcılardır.
    Ne var ki mucizelerin, kendilerinin doğru sözlülüğünün delili olarak verildiği, Tanrının elçileri ve Tanrının dostları her zamanda, her mekanda, herkese ulaşmamış olabilir. Tanrının elçilerine verilen mucizeler kendi zamanlarına mahsus olmuş veya sonra gelenlerden gizli kalmıştır genelde.
    Tanrının son elçisi(ona salat ve selam)Muhammed’e verilen en büyük mucize, Tanrının indirdiği kitap Kur’an dır.Ve o büyük mucize elimizde, dilimizde, gönlümüzde, bizimledir.
    Kur’an, benzerini insanların yazmaktan aciz kalacağı bir kitaptır, bu sebeple mucizedir. Bu kitabın gayesi Kur’an ın mucizelerinden bir bölümü olan,Kur’an ın matematik mucizelerini açıklamaktır.
     
  6. miraclefb

    miraclefb Misafir

    paylasım için tesekkurler...allah razı olsn...
     
  7. izafet uye

    izafet uye Misafir

    Cevap: Allah'ın varlığının delilleri nelerdir?

    gerçekten iyi anlatılmış bravo
     

Sayfayı Paylaş