Can Yücel || Hayatı - Fotoları - Şiirleri - Videoları ||

Konusu 'Sanat ve Edebiyat' forumundadır ve benolmusumnick tarafından 19 Kasım 2007 başlatılmıştır.

  1. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.372
    Aldığı Beğeni:
    132
    Ödül Puanları:
    63
    [​IMG]


    HAYATI

    Şair, yazar, felsefe hocası, milletvekili, konservatuar ve köy enstitülerinin kurucusu Hasan Ali Yücel'in oğlu Can Yücel, 1926'da İstanbul'da dünyaya geldi. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. 1950 'de yurda geri döndü ve aynı yıl babasının önerisi ve desteği ile ilk kitabı ''yazma''yı çıkarttı. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu yıllarda Che Guevera ve Mao'dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıla mahkum oldu. İki yıl sonra genel bir afla dışarı çıktı. Dışarı çıkışının ardından ''Bir Siyasinin Şiirleri'' adlı kitabını yayınladı. Şair'in bu kitabı için ilk kez yoğun ve ciddi şiirle ilgilendiği dönemin şiirlerini içerir diyebiliriz. "Bir Siyasinin Şiirleri" nin önsözünü yazan Refik Durbaş, kitabı ''Can Yücel'i geniş okuyucu kitlesiyle buluşturan, kişisel ve toplumsal yaşamın acı bir dönemini dile getiren, öfkeli, alaycı, boyun eğmeyen, siyasal şiirlere ağırlık verilen bir kitap'' olarak değerlendirir. Can Yücel ise yazdıktan seneler sonra, "kişinin dış baskıların hışmı karşısında kendi özünü hırpalattırmamak için, hatta yitirmemek için kullandığı bir savunma mekanizması, baskının, acının üstüne gidiş" olarak nitelendirir.

    Şair 1973'de "Sevgi Duvarı" kitabıyla kitlelerle daha yaygın bir şekilde buluştu. Şiir kitapları ardarda gelmeye başladı : "Ölüm ve Oğlum", "Şiir Alayı", "Rengahenk", "Gökyokuş", "Gece Vardiyası", "Güle Güle Seslerin Sessizliği" ..... Bunlardan bazıları.

    Can Yücel ayrıca Lorca, Shakespeare, Brecht gibi ünlü yazarların oyunlarından çeviriler yaptı. Bu kendine has çeviriler kimi zaman beğenilip ayakta alkışlanırken, kimi zaman eleştiri konusu oldu. Son yıllarda her hafta "Leman"da her ay "Öküz" de yazıları ve şiirleri yayınlandı. "Mekanım Datça Olsun" demişti. 12 Ağustos 1999 gecesi yitirdiğimiz şair, çok sevdiği Günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça'ya gömüldü.



    1988' de kendisiyle yapılan bir söyleşide bu ifadeyi kullanan Can Yücel, müziğe geçişini şöyle anlatır : ''İlk şiirimi on yaşında yazdım. Babamın metresi olan hanımın yuvasındayken. Yuvada bir çocuk öldü. Çok üzüldüm, arkasından bir şiir yazdim. Şiirime babamın yardımı çok oldu. Şiire elverişli bir dünya yaratmıştı babam bana... Hep şiir çevresindeydim. Dili iyi biliyorsan, şiirin ne olduğunu biliyorsan yazmadan duramazsın.''

    Şairin şiire bakış açısını düşündüğümüzde, Octavia Paz'la ilişkilendirmekte zorlanmayız. Bu ilişkiyi kuran ortaklık, ''Tek bir şiirin, kendini bütün şairlere yazdırması'' düşüncesidir. Octavia Paz, ''Şairler aslında bir tek şiiri yazar'' derken, Can Yücel şunları söyler : ''Ben şiiri ciddiye almıyorum ki zaten, yeter ki şiir beni ciddiye alsın! Davetsiz misafirdir...Pat diye gelir O, ya bir afrika menekşesini ya ölen bir delikanlıyı bahane eder, oturur karşıma, kaldırabilirsen kaldır artık.''



    Şiiri yaşamı çepeçevre saran bir bütünsellik olarak değerlendiren şairin şiirindeki temel öğeler, bu bütünsellik anlayışıyla bağdaşır : Mizah, alay, yergi, öfke, sevecenlik, lirizm, eleştirel bir dünya görüşü, siyasal bilinç...

    Can Yücel'de mizah ve yergi başkasını küçük düşüren, gülünçleştiren bir mizah değildir. Yalanı, aldatmacayı, haksızlığı toplumsal düzenin ürünü olması açısından ele alır ve zaman zaman bunların farkında değilmiş gibi kendisiyle de dalga geçer. O'nun şiirlerinde aldatanın da aldatılanın da gülünçlüğünü buluruz.



    Can Yücel şiirlerinde var olan ironi için şunları söyler :

    ''Harika odur ki, insanlar kendi adlarına değil, kainat adına yazarlar. Bütünselliğin dışında bir şiir yoktur. Hayat ve ölüm de bir bütündür. Şiir bu bütünden çıkan çılgınlıktır. Çok ağır geçen hayatımızın içinde ironi, bütünselliği bozmayacak ana çaredir. Bir direnç kahkahasıdır.''



    Kendisiyle yapılan bir söyleşide, şiir ve dil hakkındakı görüşlerini şöyle aktarmaktadır : ''Goethe der ya : dil orman gibidir. Ağaçlar çürür orman kalır. Bizde ağaçları kesmeye kalktılar.Bizde katıldık buna.Hala kahroluyorum.Yanlıştı. Sadeleştirme meselesi o bütünlüğün içinde sözcükleri, tümceleri nereye oturttuğunun hesabını vermek meselesidir. Kelimeler bütünselliğin parçalarıdırlar. Şiir kelimeleri bu galaksiye hediye etmektir.'' Can Yücel şiirine bu sözler ışığında baktığımızda, töresel dil anlayışına karşı çıkışı görürüz. Bu karşı çıkış şiirse sözcük dağarcığının genişletilmesi ile beslenir. Küfürler ve kaba sözcükler bu karşı çıkışla, şiirin içine girmiştir.



    Can Yücel'in şiirsel imgesini kuruşundaki kaynakları; doğa, insanlar, olaylar,kavramlar, heyecanlar duyumlar ve duygulardır. Şiirlerinin çoğunda sevdiği insanları buluruz. ''Maaile'' şairin kitaplarından birine koyduğu bir ad. Şair için ailesi çok önemlidir, eşi, çocukları torunları, babası... Bu insanlarla olan sevgi dolu yaşamı şiirlerine yansımaktadır. ''Küçük Kızım Su'ya'', ''Güzel'e'', ''Yeni Hasan'a Yolluk'', ''Hayatta Ben En çok Babamı Sevdim'' bu sevgi şiirlerinden bazılarıdır.

    Şairdeki imgeyi dönüştürme işlemi, gerçeküstücülerin üzerinde durmuş oldukları bilinçdışını özgürleştirme çabasıyla bağdaşır.
  2. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.372
    Aldığı Beğeni:
    132
    Ödül Puanları:
    63



    Fotoğraflar



    Çocukluk

    [​IMG][​IMG][​IMG]

    Gençlik

    [​IMG][​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG]


    Can Baba

    [​IMG][​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG]

    Can Baba Ailesi İle

    [​IMG][​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG]
  3. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.372
    Aldığı Beğeni:
    132
    Ödül Puanları:
    63


    Kendi Sesinden


    Sevgi Duvarı

    [ame=http://www.youtube.com/watch?v=ONPCprGOW-U]YouTube - Can Yücel -Sevgi Duvarı www.Ahmetkayaciyiz.Biz[/ame]

    Datça

    [ame=http://www.youtube.com/watch?v=5-HBwnAw_ho]YouTube - Can Baba Datça[/ame]

    Thedorakis'e


    [ame=http://www.youtube.com/watch?v=qF9WGf7obaU]YouTube - Can Yücel - Theodorakis'e[/ame]

    Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim


    [ame=http://www.youtube.com/watch?v=6rIaSxFiZLo]YouTube - Can Yücel - Hayatta Ben En �ok Babamı Sevdim[/ame]

    Belkim Bir Kertenkeleydim

    [ame=http://www.youtube.com/watch?v=ak7K7jeZf44]YouTube - Can Yücel[/ame]

    Slayt

    Can Yücel - Başka Türlü Birşey ( fotoğraflar eşliğinde yeni türkü yorumuyla )

    [ame=http://www.youtube.com/watch?v=7EvKLZyPvLI]YouTube - can yücel[/ame]

    Herşey Sende Gizli

    [ame=http://www.youtube.com/watch?v=ZnIFtB_R4ac]YouTube - her sey sende gizli[/ame]

    Anladım

    [ame=http://www.youtube.com/watch?v=AztOElkoU8o]YouTube - Anladım[/ame]
  4. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.372
    Aldığı Beğeni:
    132
    Ödül Puanları:
    63


    Başka Türlü Birşey


    başka türlü bir şey benim istediğim
    ne ağaca benzer, ne de buluta
    burası gibi değil gideceğim memleket
    denizi ayrı deniz,
    havası ayrı hava..

    bir başka yolculuk dalından düşmek yere
    yaşadığından uzun

    bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
    ağacın yüksekliğince
    dalın yüksekliğince rüzgarda
    ve bir yeni ömür
    vardığın çimen yeşilliğince

    nerde gördüklerim
    nerde o beklediğim
    rengi başka
    tadı başka..


    Anladım

    Bunca zaman bana anlatmaya çalıstığını,
    kendimi bulduğumda anladım.

    Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
    Kendi yolumu çizdiğimde anladım..

    Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek degil..
    Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.

    Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış,
    Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..

    Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
    Neden hiç ağlamadığını anladım..

    Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
    Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım..

    Bir insanı herhangi biri kırabilir,
    Ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
    Çok acıttığında anladım..

    Fakat, hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
    Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım..

    Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
    Yüreğini elime koyduğunda anladım..

    ''Sana ihtiyacim var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
    Sana ''git'' dediğimde anladım..

    Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
    Git dediklerinde gittiğimde anladım..

    Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
    Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..

    Özür dilemek değil, ''affet beni''
    Diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
    Gerçekten pişman olduğumda anladım..

    Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
    Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
    Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

    Ölürcesine isteyen,beklemez,
    Sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
    Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..

    Sevgi emekmis,
    Emek ise vazgeçmeyecek kadar,
    Ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

    Herşey Sende Gizli

    Yerin seni çektiği kadar ağırsın
    Kanatların çırpındığı kadar hafif..
    Kalbinin attığı kadar canlısın
    Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
    Sevdiklerin kadar iyisin
    Nefret ettiklerin kadar kötü..
    Ne renk olursa olsun kaşın gözün
    Karşındakinin gördüğüdür rengin..
    Yaşadıklarını kâr sayma:
    Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

    Ne kadar yaşarsan yaşa,
    Sevdiğin kadardır ömrün..
    Gülebildiğin kadar mutlusun
    Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
    Sakın bitti sanma her şeyi,

    Sevdiğin kadar sevileceksin.
    Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
    Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
    Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
    Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
    Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
    Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
    Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
    Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
    Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
    Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
    Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

    İşte budur hayat!
    İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın
    Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
    Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
    Çiçek sulandığı kadar güzeldir
    Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
    Bebek ağladığı kadar bebektir
    Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
    Sevdiğin kadar sevilirsin...

    Hayatta Ben Ençok Babamı Sevdim

    Hayatta ben en çok babamı sevdim
    Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
    Çarpı bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
    Nasıl koşarsa ardından bir devin



    O çapkın babamı ben öyle sevdim
    Bilmezdi ki oturduğumuz semti
    Geldi mi de gidici - hep , hep acele işi
    Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
    Atlastan bakardım nereye gitti
    Öyle öyle ezber ettim gurbeti


    Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
    Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
    Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!
    Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
    Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,


    En son teftişine çıkana değin
    Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
    Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
    Açıldı nefesim, fikrim, canevim
    Hayatta ben en çok babamı sevdim.

    Sevgi Duvarı

    Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
    Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
    Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
    Salonlar piyasalar sanat sevicileri
    Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
    Yakanda bir amonyak çiçeği
    Yalnızlığım benim sidikli kontesim
    Ne kadar rezil olursak o kadar iyi


    Kumkapı meyhanelerine dadandık
    Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
    Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
    Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
    Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri
    Çöpcülerin elleriyle okşardım seni
    Yalnızlığım benim süpürge saçlım
    Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi


    Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
    Bol çelik bol yıldız bol insan
    Bir gece Sevgi Duvarını aştık
    Dustuğum yer öyle açık seçik ki
    Başucumda bi sen varsın bi de evren
    Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
    Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
    Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

    Beşik Dürtmesi

    Kuzu gibi olun diyorlar
    Büyüyüp ortaya çıkınca
    Koyun gibi gütmek için sizi

    İstemek de Güzel

    Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına,
    bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
    Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey...
    Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
    Öyle “yanına almak istedigi üç şey” falan yok.
    Bir kendisi.
    Bu yeter zaten.
    Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
    Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
    Ama olmuyor.
    Hadi kendimize razıyız diyelim,
    öteki de olmuyor,
    ani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
    Böyle gidiyor iste.
    Bir yanımız “kalk gidelim”,
    öbür yanımız “otur” diyor.
    “Otur” diyen kazanıyor.
    O yan kalabalık zira.
    İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu...
    En kötüsü alışkanlık...

    Alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
    Kalıyoruz.
    Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.
    Evlenmeler...
    Bir çocuk daha doğurmalar...
    Borçlara girmeler...
    Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
    Misal, ben...
    Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirden gitmek,
    iki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki...
    Bütün sokağın köpegi olduğunun farkında.
    Herkes onu, o herkesi seviyor.
    Hangi birimizle gitsin?
    “Sırtında yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardır;
    evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
    Kendi imalatımız küfeler.
    Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira.
    Ölüme inat tutunmak lazım. İnadına kök salmak lazım.
    Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
    Var tabii yapanlar. Ama az.
    Sadece kaymak tabakası.
    Hepimiz kaçabilsek...
    Bütçe, zaman, keyif...
    Denk olsa. Gün içinde mesela...
    Küçücük gitmeler yapabilsek.
    Ne mümkün.
    Sabah 09.00, akşam 18.00.
    Sonra başka mecburiyetler.
    Sıkışıp kaldık.
    Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
    Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
    Bir ömür karşılığı bir ömür yani.
    Ne saçma.
    Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
    Galiba.
    Ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim.
    Gittigim olmadi hiç.

    Ama olsun... İstemek de güzel.

    En Uzak Mesafe

    En uzak mesafe ne Afrika’dır,
    Ne Çin,
    Ne Hindistan,
    Ne seyyareler
    Ne de yıldızlar geceleri
    Işıldayan…
    En uzak mesafe iki kafa arasındaki
    Mesafedir
    Birbirini
    Anlamayan…

    Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu

    O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
    arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
    bırakılmasaydı eğer.

    Dayanılması o kadar da zor değildir,
    büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

    Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
    yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

    Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
    çalınan birinin kalbiyse eğer.

    Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
    insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

    O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
    hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

    Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
    kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

    Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
    öylesine delice bakmasalardı eğer.

    Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
    belki de,
    kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

    Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
    sohbetlerinin,
    son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

    Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
    meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır
    yaralamasaydı eğer.

    Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
    beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

    Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
    tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

    O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
    yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

    O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
    son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

    Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
    her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

    Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
    dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

    Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
    namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

    Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
    dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

    Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
    sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

    Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
    kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

    İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
    ayrılık gizlendiğine
    belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci
    dereceden failidir"
    denmeseydi eğer.

    Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
    ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

    Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
    kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
    avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

    Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
    Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini
    tutmak isterse...

    Evet Sevgili,
    Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
    uzanmak isterdi ince parmaklarına,
    mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
    etmiş olmasalardı eğer!!

    CAN YÜCEL
    Last edited: 19 Kasım 2007
  5. halloween

    halloween New Member

    Mesajlar:
    3
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    pis gominist:D
  6. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.372
    Aldığı Beğeni:
    132
    Ödül Puanları:
    63
    siyasal görüşü beni ilgilendirmez (senide ilgilendirmesin :) ) ben sanatına bakarım ;) .çok sevdiğim ,sokağın dilini şiirlerinde hiç çekinmeden vurgulayan üslubu takdire şayan bir şairimiz.benide bu ilgilendirir.

    gominist ne ola ki ? hiç duymadım [​IMG]
  7. halloween

    halloween New Member

    Mesajlar:
    3
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    madem hiç duymadın, öğren o zaman işine yarar belki.
  8. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.372
    Aldığı Beğeni:
    132
    Ödül Puanları:
    63
    sen önce komünisti doğru yazmayı öğrende sonra bana öğretirsin ;)
  9. Mavi_KiyameT

    Mavi_KiyameT Active Member

    Mesajlar:
    885
    Aldığı Beğeni:
    78
    Ödül Puanları:
    28
    harika siirler emegine saglik paylasim icin tesekkürler...
  10. __ıraz

    __ıraz Member

    Mesajlar:
    228
    Aldığı Beğeni:
    20
    Ödül Puanları:
    18
    emeğine sağlık..
Benzer Konular
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş