Çanakkale Şehitleri

Konusu 'Genel Tarih' forumundadır ve Sorry tarafından 8 Ağustos 2008 başlatılmıştır.

  1. Sorry

    Sorry Member

    Mesajlar:
    134
    Aldığı Beğeni:
    7
    Ödül Puanları:
    18
    Çanakkale Şehitleri

    ADANA (842)

    ADIYAMAN (11)

    AFYON (95)

    AKSARAY (285)

    AMASYA (32)

    ANKARA (1772)

    ANTALYA (183)

    ARTVİN (10)

    AYDIN (1746)

    BALIKESİR (2779)

    BARTIN (254)

    BAYBURT (21)

    BİLECİK (854)

    BİNGÖL (8)

    BİTLİS (59)

    BOLU (1405)

    BURDUR (606)

    BURSA (3737)

    ÇANKIRI (972)

    ÇANAKKALE (1788)

    ÇORUM (1333)

    DENİZLİ (2195)

    DİYARBAKIR (49)

    EDİRNE (858)

    ELAZIĞ (159)

    ERZİNCAN (282)

    ERZURUM (109)

    ESKİŞEHİR (843)

    GAZİANTEP (502)

    GİRESUN (114)

    GÜMÜŞHANE (39)

    HATAY (283)

    İÇEL (1218)

    ISPARTA (55)

    İSTANBUL (1648)

    İZMİR (1720)

    KAHRAMANMARAŞ (213)

    KARAMAN (455)

    KARS (1)

    KASTAMONU (2425)

    KAYSERİ (771)

    KIRIKKALE (232)

    KIRKLARELİ (366)

    KIRŞEHİR (448)

    KOCAELİ (583)

    KONYA (2488)

    KÜTAHYA (1487)

    MALATYA (141)

    MANİSA (2174)

    MARDİN (7)

    MUĞLA (671)

    MUŞ (7)

    NEVŞEHİR (525)

    NİĞDE (509)

    ORDU (56)

    RİZE (71)

    SAKARYA (526)

    SAMSUN (44)

    SİİRT (40)

    SİNOP (1488)

    SİVAS (25)

    TEKİRDAĞ (646)

    TOKAT (47)

    TRABZON (155)

    TUNCELİ (30)

    URFA (383)

    UŞAK (818)

    VAN (36)

    YOZGAT (661)

    ZONGULDAK (753)

    TOPLAM : 48148

    [​IMG]
     
  2. Sorry

    Sorry Member

    Mesajlar:
    134
    Aldığı Beğeni:
    7
    Ödül Puanları:
    18
    Cevap: Çanakkale Şehitleri

    ÇANAKKALE ŞEHİTLİKLERİ

    1. İsimsiz Yüzbaşı Şehitliği
    2. İsimsiz Topçu Yüzbaşı Şehitliği
    3. Havuzlar Şehitliği22
    4. Sargı Yeri Şehitliği
    5. Snok Anıtı23
    6. Nuri Amut Anıtı
    7. Çanakkale Şehitleri Anıtı Şehitliği
    8. Çanakkale Şehitleri Abidesi
    9. İlk Şehitler Şehitliği ve Anıtı
    10. Yahya Çavuş Şehitliği Ve Anıtı
    11. Gözetleme Tepe Şehitliği ve Anıtı
    12. Mehmetçiğe Derin Saygı Anıtı
    13. Kanlı Sırt Anıtı
    14. Arı Burnu Şehitliği
    15. Mehmet Çavuş Anıtı
    16. Conk Bayırı Anıtları
    17. Kemal Yeri Anıtı
    18. Kabatepe Arı Burnu Sahil Anıtı
    19. İngilizce Türk Anıtı
    20. Yusufçuk Tepe Anıtları
    21. Kireçtepe Anıtı
    22. Büyük Kemikli Anıt
    23. Yarbay Halit Bey ve Yarbay Ziya Bey Mezarları
    24. Akbaş Şehitler Anıtı
    25. Hastane Bayırı Şehitliği
    26. Hasan Mevsuf Şehitliği
    27. Hamidiye Şehitliği
    28. Kumkale Şehitliği
    29. Lapseki-Çardak Arı Burnu Şehitliği
    30. Biga-Namazgah Şehitliği



    ŞEHİTLERİMİZE AİT MOZAİK

    Hasanoğlu Mehmet-yaş 20-Erzincan Merkez
    Mesutoğlu Mehmet-yaş 22-Adana Ceyhan
    Muhammetoğlu Celal-yaş 20-Kars Merkez
    Himmetoğlu İsa-yaş 22-Adıyaman Besni
    Yaşaroğlu Yusuf-yaş 19-Afyon Dazkırı
    Mesutoğlu Salih-yaş 22-Ağrı Merkez
    İsmailoğlu Atilla-yaş 25-Amasya Merkez
    Seyfioğlu Nizam -yaş 19-Ankara Merkez
    Arifoğlu Salih-yaş 22-Antalya Alanya
    Şerefoğlu Namık-yaş 23-Artvin Ardanuç
    Niyazioğlu Sadık -yaş 20-Aydın Merkez
    Hüseyinoğlu Ahmet-yaş 19-Balıkesir Merkez
    Rızaoğlu Durmuş-yaş 25-Bilecik Merkez
    Şehmuzoğlu Şifo-yaş 22-Bingöl Karlıova
    Şabanoğlu Şakir-yaş 21-Bitlis Merkez
    Durmuşoğlu Ali-yaş 19-Bolu Merkez
    Eşrefoğlu Cezmi-yaş 24-Burdur Merkez
    Ahmetoğlu Burhan -yaş 21-Bursa Merkez
    Ahmetoğlu Ömer-yaş 23-Çanakkale Çardak
    Hüseyinoğlu Ahmet-yaş 22-Çorum İskilip
    Bekiroğlu Ethem-yaş 20-Diyarbakır Merkez
    Hüsmenoğlu Süleymen -yaş 21-Edirne Merkez
    Şamiloğlu Hacı-yaş 25-Elazığ Merkez
    Seyfioğlu Ethem-yaş 19-Eskişehir Alpullu
    Burhanoğlu Murat-yaş 22-Gaziantep Merkez
    Reşatoğlu Mahmut-yaş 20-Giresun Merkez
    Eyüpoğlu Emin-yaş 21-Gümüşhane Torul
    Şehmuzoğlu Osman -yaş 21-Hakkari Şemdinli
    Salihoğlu Emin-yaş 19-Hatay Hassa
    Süleymanoğlu Şakir-yaş 21-Isparta Merkez
    Cevatoğlu Şakir-yaş 24-Mersin Merkez
    Hasanoğlu Lütfü-yaş 21-İstanbul Eyüp
    Süleymanoğlu Gazi-yaş 19-İzmir Kemalpaşa
    Secidoğlu Ethem-yaş 23-Kastamonu Araç
    Velioğlu Osman-yaş 21-Kayseri Merkez
    Hüsmenoğlu Zekeriya-yaş 23-Kırklareli vize
    Ömeroğlu Ahmet-yaş 21-Kırşehir Kaman
    Ziyaoğlu Musa-yaş 19-Kocaeli Merkez
    Sıtkıoğlu Hani-yaş 22-Konya Merkez
    Ömeroğlu Sakıp-yaş 22-Kütahya Emet
    Murtazaoğlu Mümtaz-yaş 25-Malatya Merkez
    Sakıpoğlu Ömer-yaş 21-Manisa Kula
    İsmailoğlu Nuri-yaş 25-Kahramanmaraş Afşin
    Şehmuzoğlu Dursun-yaş 21-Mardin Merkez
    Alioğlu Kemal-yaş 21-Muş Merkez
    Cavitoğlu Bekir-yaş 24-Nevşehir Hacıbektaş
    Ahmetoğlu Ahmet-yaş 21-Niğde Aksaray
    Ethemoğlu Ethem-yaş 23-Ordu Merkez
    Ethemğlu Ethem-yaş 20-Rize Merkez
    Mahmutoğlu Ethem-yaş 19-Sakarya Akyazı
    Harizoğlu Temel-yaş 22-Samsun Merkez
    Şehmuzoğlu Baki-yaş 20- Siirt Batman
    Yakupoğlu Ethem-yaş 19- Sivas Merkez
    Hüsmenoğlu Ahmet-yaş 21- Tekirdağ Çorlu
    Rızaoğlu Bekir-yaş 24- Tokat Merkez
    İdrisoğlu Yunus-yaş 23- Trabzon Akçaabat
    Abdülkadiroğlu Yunus-yaş 19- Tunceli Hozat
    Yusufoğlu Mehmet-yaş 20- Şanlıurfa Hilvan
    Mehmetoğlu Mahir-yaş 23- Uşak Banaz
    Ahmetoğlu Bekir-yaş 22- Van Başkale
    Eminoğlu Muharrem-yaş 20- Yozgat Boğazlıyan
    Yakupoğlu Bekir-yaş 18- Zonguldak Bartın
    Yahyaoğlu Salih-yaş 21-Bayburt Merkez

    Şehitlikte Diğer Türk Dİyarlarından Gelen Mehmedler..

    Yarbay Hüseyin Avni-Manastır
    Yarbay İsaoğlu H.Sabri-Manastır
    Yarbay Alioğlu Seyfettin-Vodihe
    Üsteğmen Hasanoğlu A.Tevfik-Yemen
    Binbaşı İbrahimoğlu A. Hulusi-Kudüs
    Yarbay Saimoğlu Rauf-Girit
    Üsteğmen Hayrioğlu Alisbarı-Trablusgarp
    Musaoğlu Hasan-Halep-Yaş 20
    Alioğlu Durmuş Ali-Bağdat-yaş 19
    Velioğlu İsmail-Saray Bosna-Yaş 24
    Hasanoğlu İbrahim-Sofya-yaş-21
    Alioğlu Ahmet-Şam-yaş 20
    Hasanoğlu İbrahim-Bakü-Yaş 18
     
  3. Sorry

    Sorry Member

    Mesajlar:
    134
    Aldığı Beğeni:
    7
    Ödül Puanları:
    18
    Cevap: Çanakkale Şehitleri

    ÇANAKKALE SAVAŞLARINDA ZAİYAT

    En çok kayıp kara harekatında verildi.Deniz Harekatında Türk tarafı 25
    şehit ve 61 yaralı vermiştir.Yabancılar ise 800’e yakın kayıp verdiler.27
    Kara harekatı her iki tarafta da pahalıya patladı.Mesela 9 Aralıkta çok
    şiddetli bir fırtına meydana gelir dolu ve kar yağışı meydana gelir.Seller düşman
    siperlerini basar,binlerce insan boğularak ve donarak ölür.Yalnız Suvla’da
    7000’den fazla insan boğularak ve donarak öldü.Bunun üzerine İngilizler Suvla ve
    Anzak’ın derhal tahliyesini istemişlerdi.28
    İhtilaf devletleri Çanakkale’ye evvelce nispeten küçük kuvvetler
    yollamışlar, sonra bunu hemen hemen 500. 000’e kadar artırmışlar (400. 000
    İngiliz ve 79.000 Fransız )
    İngilizlerin Zayiatı 205.000 olmuştur.115.000 ölü, yaralı , esir ve
    kayıptır.90.000 insan memleketlerine hastalıktan dolayı yollanmıştır.Fransızların
    zayiatı ise 47.000 olmuştur.Türklerin zayiatı şehit,yaralı ve hasta olmak üzere
    252.300 olmuştur.29


    ÇANAKKALE’Yİ DÜŞÜNÜRKEN

    Türkiye’deki eğitimi görmek için ziyarette bulunan Japon yetkililerinden biri Türk yetkililere:

    “Biz çocuklarımızı atom bombasının atıldığı Nagazaki ve Hiroşima’ya götürerek:

    — “Bakınız eğer çalışmazsanız ülkemiz bu hale gelir. Yok, eğer çalışırsanız mevcut durumumuzdan daha iyi oluruz.” diyerek gençlerimize hem tarih şuuru hem de ideal veririz der, Türk idareci

    “Bizim Nagazaki ve Hiroşima’mız yok ki” diye karşılık verince, Japon yetkili:

    “Sizin de Çanakkale’niz var ya” der.

    Evet, bizim Çanakkale'miz var. Hem de öyle ki, tarihte ender rastlanan bir savaş, nadir görülen bir kahramanlık.

    Batılıların “hasta adam” diye nitelendirdikleri Osmanlı devleti birçok yönden zayıf durumda. Kısa süre önce yapılan Balkan harplerinden yenilgiyle çıkmış, iktidardaki bir avuç ittihatçı ülkeyi bir dünya savaşına girdirmiş. Ülke siyasî bir değişim içerisinde. Osmanlı bu durumda iken yüzyıllardır Osmanlı’ya diş bileyen Batı için intikamın tam zamanı. Özellikle İngilizler, hile ve desisesiyle Fransa’yı da yanına alarak, Çanakkale’yi geçip İstanbul’u işgal etmek ve dolayısıyla “insanlığın son adası Osmanlı devletini” ortadan kaldırmak ve Osmanlı ülkesini paylaşmak istiyordu.

    Düşüncesi bu olan Batılılar haçlı seferlerini yeniden canlandırırlar. Özellikle İngilizler ve Fransızlar ülkelerinden ve sömürgelerinden, Akif’in deyimiyle “kimi hindu, kimi yamyam” binlerce askeri Çanakkale’ye yığmış; hatta, “halifeye yardıma gittikleri” yalanıyla müslüman insanları dahi Osmanlı’nın karşısına getirmişlerdi.(1)

    Çanakkale savaşında büyük çoğunluğu üniversite mezunu ve kültürlü gençlerden oluşan yaklaşık 253 bin şehit veren(2) Osmanlı, Çanakkale’nin geçişini önledi ama ülkenin inşasında onarılması güç yaralar aldı.

    Malum ve bilinen kahramanlıkların aksine farklı bazı örnekler arz etmek istiyorum. Özellikle meşhur okullarımızdan (Mekteb-i Sultanî Galatasaray Lisesi, İstanbul Lisesi, Vefa Lisesi) örnekler vermek istiyorum.



    İSTANBUL LİSESİ

    47 yıl öğretmenlik yapan Esat Lami Akman’ın oğlu Toygar Akman anlatıyor:

    — Birgün,“Neden bizden bilim adamı çıkmamış? Diğer ülkelerden ne farkımız var? Bizden hiç mi aydın yetişmemiş?” şeklinde ileri geri laf ettiğimizde babam gözlüklerini yavaşça çıkararak…

    — Aydın kaldı mı ki? demiş ve anlatmaya başlamıştı.

    — Babam anlattı, anlattıkça ağladı ve gözyaşlarını silerek:

    — O günlerin birinde İstanbul lisesinde, dokuzuncu sınıf(lise 1) talebelerine ders veriyordum. Sınıfın kapısı iki kez tıklatıldıktan sonra açılmıştı. İçeriye müdür muavini ile kalpaklı bir binbaşı girmiş ve sert bir asker selamı çakmıştı. Ben de ayağa kalkarak kendisini selamlamıştım. Daha ziyaret sebebini sormadan, binbaşı bana bakmış ve tok bir sesle:

    — “Muallim bey! Memleket, evlad-ı vatandan hizmet bekler” dedikten sonra sınıfa dönmüş ve arka sıralarda oturan uzun boylu öğrencilere:

    — “Sen gel, sen de gel. Köşede oturan, sen de gel.” diye seslenerek öğrencileri toplamaya başlamıştı. Ön sırada oturanlar, kendilerinin de alınması için oturdukları sırada dik oturmaya ya da ayaklarının ucuna basarak ayağa kalkmaya çalışıyorlardı. Binbaşı bu öğrencilere acı acı gülümseyerek bakmış ve sırtlarını okşamıştı… Topladıkları öğrencileri Selimiye kışlasında üç aylık eğitimden sonra Çanakkale’ye götürüyorlar ve bir daha gelmiyorlardı… Rahmetli babam sözlerinin burasında durmuş, dopdolu gözleriyle bana bakarak:

    — Gidenlerin hiçbiri geri gelmedi. Hepsi de 9. sınıfa kadar gelmiş evlatlarını şehit verdiler. Daha ne vereceklerdi ki? Memlekette aydın mı kaldı ki oğlum?(3) demişti.

    Anlatılan bu olayla ilgili bilmem yorum yapmak gerekir mi?



    VEFA LİSESİ

    İstanbul’da düşmanın Çanakkale’yi geçtiği söylentisinin ayyuka çıktığı bir dönemde İstanbul münevveri, okumuşu, akın akın Çanakkale’ye gönüllü gitmenin yollarını arıyorlar; üniversiteler boşalmış, yaşlı hocalar sınıflarda okutacak öğrenci bulamıyorlardı. Liselerin son sınıfları, öğretmenleri bölük bölük askerlik şubelerinin önünde sabahın erken saatlerinde sıraya giriyorlar; bir an evvel Çanakkale’ye gitmenin heyecanını yaşıyorlardı.

    Tam böyle bir durumda Vefa Lisesi’nde Fransızca muallimliği yapan, annesinden başkası olmayan 30 yaşındaki Ahmet Rıfkı Bey, 1915 Mayıs ayında her zamanki gibi hazırlığını yapıp, çantası elinde, mektep kapısından içeri girdi. Dersi lise 1. sınıftaydı… Sınıfta herkes başını önlerine eğmiş ne bakıyorlar ne de selamını alıyorlardı.

    Ahmet Rıfkı Bey, “rica ediyorum lütfen biriniz konuşsun” dedi… Arka sırada oturan Ömer ayağa kalktı:

    —“Muallim bey, mektebimizde ve mahallemizde eli ayağı tutan ağabeylerimiz Çanakkale’ye gönüllü gittiler. Siz ise hâlâ buradasınız! Biz de gitmek isteriz ama yaşımız tutmuyor” dedi…

    — “Sevgili yavrularım, insanlığın her döneminde olduğu gibi bu devirde de ziyadesiyle sizlerin eğitim ve öğretime muhtaç olduğunuz bu günde, milli ve medenî terbiyeyi veremiyor muyum?” Bu sözler muallim beyin ağzından düğüm düğüm, boğuk boğuk dökülüyordu.

    Ön sırada oturmakta olan Avni:

    — “Muallim bey, sevgili İstanbul elden giderse sizin verdiğiniz eğitim ne işe yarar, söyler misiniz?”

    Konuşacak hali kalmayan Ahmet Rıfkı Bey gerekli hazırlıkları yapar ve Çanakkale’nin yolunu tutar… Ve şehit olur…(4)



    MEKTEB-İ SULTANÎ

    (GALATASARAY LİSESİ)

    İmparatorluk devrinde derslerin tamamı Türkçe ve Fransızca olan tek mektep Galatasaray Lisesi idi. Talebesinin yekûnu 650 olup, bunun yarısına yakını da Rum, Ermeni, Yahudi, Bulgar, Sırp, Karadağ gibi gayri müslim ekalliyet çocuklarıydılar(5). Bu durum okulun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

    45 şehit, 150 gazisi ile Çanakkale’de çok ciddi rol oynayan Galatasaray talebelerinin gördüğü iş takdire şayandır. Bunlardan bir tanesini sizlere arz edeyim.

    Mehmet Muzaffer Çanakkale’ye vardığında savaş durumuydu… Çanakkale’deki birliklerin büyük kısmı Kafkas, Irak, Filistin cephelerine sevk edileceklerdi. Hazırlanma ve noksanlarını ikmal emri aldılar.

    Karargâhta görevli olan Mehmet Muzaffer İstanbul’u çok iyi bilen uyanık ve açıkgöz biriydi. Otomobil lastiği ve bazı malzemelere ihtiyaç olduğundan bunu en iyisi ile ancak o yapabilirdi. Erkân-ı Harbiye Riyaseti’ne hitaben yazılı bir aaakere ile İstanbul’a gönderildi.

    O yıllarda otomobil az olduğundan, lastik bulmakta zor olmasının ötesinde kara borsada ancak bulunabilirdi. Uzun arama sonunda Karaköy’de bir yahudide aradığını bulmuştu. Fiyatlar çok fahişti. Ama anlaşma sağlandı. Oradan ayrılıp doğru Erkan-ı Harbiye’ye gitti. Elindeki aaakereyi tediye merciine havale ettiler. Az sonra yaşlı Kaymakam(yarbay)’ın huzuruna çıktı. Kaymakam baktı baktı ne kadar para istediğini sormadan:

    — “Ne alınacak” dedi.

    — “Oto ve kamyon lastiği” cevabı verilince bir an durdu. Sonra Muzaffere dik dik baktı:

    — “Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun! Haydi, yürü git. İnsanı günaha sokma… Para mara yok!”

    Selam çakıp dışarı çıkan Muzaffer kara kara düşünür. Zira kendine güvenilmişti. Düşünceli düşünceli yürürken birden durur, aradığı çareyi bulmuştu.

    Doğru tüccar Yahudi’ye gider:

    —“Paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek. Ezandan sonra gelip malları alamam, gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapurum Çanakkale’ye kalkıyor, yetiştirmem lazım. Onun için, sabah ezanında geleceğim. Malları mutlaka hazır edin…” Tüccar “peki” dedi. Muzaffer tam ayrılırken ilave etti:

    — “Altın para vermiyorlar, kâğıt para verecekler.”

    Ertesi gün ezan vakti tüccarın kapısındaydı. Mal yüklendi ve Çanakkale’nin yolunu tuttu. Tüccar kendisine verilen parayı üç gün sonra Osmanlı bankasına götürdü. Bozmadılar… Zira elindeki para sahteydi.

    O gece Mehmet Muzaffer, temin ettiği evrakla sabaha kadar sahte para yapmıştı. Paranın arkasında “Bedeli Çanakkale’de altın olarak tesviye olunacaktır.”(6) diye yazıyordu.

    Paranın akıbeti ve daha birçok hadise ismini zikrettiğim kitapta mevcut.

    Görüldüğü gibi Çanakkale gerçekten gurur kaynağımız, alınacak çok dersler ve ibretler vardır. Genç kuşağın özellikle bunu anlaması gerekirken, büyükler de bunu öğrenip, öğretmelidir.

    Mazisini bilmeyen, hâlini değerlendiremez ve geleceğe ümitle bakamaz.
     
  4. Sorry

    Sorry Member

    Mesajlar:
    134
    Aldığı Beğeni:
    7
    Ödül Puanları:
    18
    Cevap: Çanakkale Şehitleri

    [​IMG]

    Tayyareci Fethi bey 1907 yılında Bahriye Mektebi'ni bitirdi. Mesleğinde ilerlemek için 1911 yılında gittiği İngiltere Bristol Uçak Fabrikası'nda aldığı havacılık eğitiminden dönünce yüzbaşılığa yükseldi. Bir süre İstanbul'da çeşitli gösteri uçuşları gerçekleştirdi.
    Tayyareci Fethi Bey ve yardımcısı Sadık Bey MUAVENET-İ MİLLİYE isimli BLERIOT XI/B, uçağı ile İstanbul-İskenderiye uçuşunu gerçekleştirmek için 8 ŞUBAT 1914 de uçuşuna başladı.Konya, Ulukışla, Adana, Humus ve Şam üzerinden İskenderiye'ye uzanan bir hava yolculuğunu gerçekleştirmek isterken Şam'ın Taberiye ilçesi şimiriye bucağı yakınlarında düşerek Türk havacılık tarihinin ilk şehidi oldu. Mezarı Şam yakınlarında Selahattin Eyyubi Türbesi'ndedir…

    " Aslan uçtu " diye söylenir methi ;
    Bu kutsal toprağın çocuğu Fethi..
    Kahrolur darbanla elbet her zeman
    Olursa bakış yan ve maksat eğri ;
    Bak ; Fethiye oldu sayende, Meğri ,
    Kartalım ! gölgende hürdür bu vatan!!


    Adına şehir ismi değiştirilen havacı şehit Fethi Bey

    Tarih labirentleri sürprizler, hoşluklar, çarpıcı gerçeklerle dolu elbette. İçine ne kadar dalar, girer hatta kaybolursanız o kadar etkileyici, sarsıcı keyiflere gark oluyorsunuz. Muhabir arkadaşlarımız Erdoğan Cankuş ve
    Cem Kaytan'ın Muğla'dan geçtikleri bir haberin satır araları bu dediklerimin somut bir örneği. Ve bu örnek Türk Silahlı Kuvvetleri' nin zirvesindeki bir paşadan, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Halil İbrahim Fırtına'dan geliyor. Fırtına Paşa şu cümleyle özetliyor bu tarihi gerçeği. "Şehit bir havacı uğruna şehrin ismi değiştirilmiş. Dünyada bunun bir örneği daha yok!.."

    Göklerden gönüllere
    Bu açıklama geçtiğimiz günlerde Fethiye'de gerçekleştirilen büyük bir törenle, Şehit Fethi Bey anıtı açılırken yapıldı. Yedinci Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in yanı sıra çok sayıda komutanın ve sivil yurttaşın da katıldığı bu törende ilgi çekici başka tarihi gerçekler de çıktı ortaya. Hem bunları paylaşmak hem de Şehit Pilot Fethi Bey'le ilgili bilgiler vermek istiyorum size. Çünkü "İstikbal Göklerdedir" diyen bir liderin evlatları olarak göklerden gönüllere inen şehit kartalları anımsamak da boyun borcudur hepimiz için.

    Gözyaşı seli
    Şu anda turizm ve tatil cenneti olan Fethiye'nin adı Meğri'ydi o zamanlarda. 1914 yılında şehit düşen ilk tayyareci Şehit Fethi Bey'in ismini alması şehidimizin o bölgenin çocuğu olmasından mülhem. Bir vefa abidesi olarak yükselen anıtın açılış töreninde ilk tayyareci Pilot Şehit Fethi Bey'in ikinci kuşak yakınları Aynur Önaçar, Ayşe Alev Günek' in gözyaşlarını tutamaması işte bu yüzden oldu.

    Komutan teşekkürü
    Hava Kuvvetleri Komutanı Halil İbrahim Fırtına, Fethiye Belediye Başkanı Behçet Saatcı'ya bir plaket sundu ve dedi ki: "Bir havacı adına şehrin ismini değiştirmişsiniz. Bunun dünyada başka örneği var mı bilmiyorum. Baktığımız zaman böyle bir olayla karşılaşmadık. O nedenle Silahlı Kuvvetler adına nasıl teşekkür edeceğimizi bilemiyoruz. Komutan arkadaşlarla şükranlarımızı sunmaya geldik" dedi.

    Tayyare resmi
    Fethiye Belediye Başkanı kök boyalı bir halı hediye ederken, "Fethiye halkı Türk Havacılığı'na en büyük hediyeyi, ismini vermiştir" dedi. Fethiyeli olan Korgeneral Erdoğan Karakuş'un araştırmasıyla 1930'da yazılmış, imparatorluktan belgeli bir Fethiye yazısının arşivlerden çıkarıldığını söyleyen Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, bu yazı ile Şehit Fethi Bey'in tayyaresinin resmini Fethiye Belediye Başkanı Behçet Saatcı'ya verdi. Ayrıca Şehit Fethi Bey'in ikinci kuşak yeğenleri Ayşe Alev Günek ve Aynur Önaçar'a birer şilt sundu.

    İlk gece uçuşu
    Hava Kuvvetleri Komutanlığı Özel sekreteri Hava Kurmay Albay İsmet Çıngı, Türk havacılık tarihinde ilkler arasında yer alan Yüzbaşı Fethi Bey'in Türk Hava Kuvvetleri'nin ilk gece uçuşunu gerçekleştirdiğini ifade etti. Balkan Savaşı'nda keşif görevleri icra eden Fethi Bey'in önemli başarılara imza atarak, gümüş liyakat madalyasıyla ödüllendirildiğini belirten Çıngı, "Fethi Bey ve Üsteğmen Sadık Bey, 27 Şubat 1914'te Şam'dan havalandıktan kısa bir süre sonra Şam ile Kudüs arasındaki Taberiye Gölü civarında kayalık bir araziye düşerek şehit oldu. Fethi Bey ve üsteğmen Sadık, Hava Kuvvetleri'nin ilk hava şehitleri unvanını almıştır. Fethi Bey'in mezarı Şam'da Emeviye Camisi'ndeki Selahattin Eyyubi Türbesi'nin yanında bulunmaktadır" dedi.

    'İnsan olmak erdemi'
    Daha sonra anıtın yapımında büyük katkısı bulunan Emekli Hava Albay İlhan Özdilek'e geldi konuşma sırası. O da anıtın yapılışıyla ilgili olarak, "Fethi Bey'in kişiliği, havacılığın ilk yıllarındaki uçuş giysileri içinde Türk havacılığının gelişmesini ufka bakarak izleyişindeki özgüven ve ölümsüzlüğe ulaşmışlığının ifadesi olarak cennette uçuşu, kartal kanatları ile bezenmiş mezarla sembolize edildi. Adının Fethiye'ye verilişi, Fethiye'ye özgü Likya lahdinin üzerinde duruyor olmasıyla temsil edildi" diyerek bilgilendirdi katılımcıları.

    Herkes mutlu oldu
    Ve bu dünya incisi merkezin, Fethiye'nin Belediye Başkanı Behçet Saatcı, "Bir asır önce bizim topraklarımız olan, ancak şimdilik İsrail toprakları içindeki bölgede şehit düşen pilotumuzun adını almaktan mutluyuz. Anıtlar aynı zamanda insan olabilmek erdeminin simgesidir" diyerek dile getirdi duygularını.



    Binbaşı Fazıl Bey​


    Türk havacıları bugüne kadar birçok şehit vermiştir. Şimdi bunlardan birinin nasıl şehit düştüğünü öğreneceksiniz.

    İlk havacılarımızdan olan Binbaşı Fazıl Bey, son derece yurtsever, olağan üstü cesur, mesleğine açık ve bilgili bir havacıydı. Birinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde İstanbul üzerine gelen beş İngiliz uçağı ile tek başına savaşması onu milli kahraman yapmıştı. Fazıl Bey bu saldırıda bir düşman uçağını hasara uğratmış, kendi uçağı da ağır şekilde yaralanmıştı. Buna rağmen, benzini tükenen uçağını alana indirmeyi başarmıştı. Kurtuluş Savaşı başında o da birçok arkadaşı ile Anadolu'ya kaçmış, savaş boyunca Uçak Bölüğü komutanı olarak hizmet görmüş, 5 Eylül 1922 günü de binbaşı^lığa yükselmişti.

    27 Ocak 1923 günü idi. Binbaşı Fazıl, öğrencisi Deniz Astsubayı Emin ile havalanmıştı. Motor üst üste arıza yaptı. Binbaşı Fazıl alana inmek için dönmek istedi. Fakat hızı azalan ve yerden sadece 35 metre yükseklikte olan uçak bu dönüşe dayanamadı, yere çakıldı. Öğrenci Astsubay Emin hemen şehit oldu. Beyin kanaması geçiren Binbaşı Fazıl da, hastaneye kaldırıldıktan altı saat sonra hayata gözlerini yumdu.

    Binbaşı Fazıl'ın şehit düştüğü gün, yani 27 Ocak, Hava Şehitlerini Anma Günü olarak kabul edildi. Bu anma günü yıllarca devam ettikten sonra. Ocak ayında havaların genellikle kötü olması, bu yüzden törenlere gerektiği kadar kalabalığın katılmaması göz önünde bulundurularak Hava Şehitlerini Anma Günü 15 Mayısa alındı.
     
  5. Sorry

    Sorry Member

    Mesajlar:
    134
    Aldığı Beğeni:
    7
    Ödül Puanları:
    18
    Cevap: Çanakkale Şehitleri

    HAVA ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ ​


    Türk Hava Kuvvetleri’nin kuruluşunun ilk yıllarında hem Türk Hava Gücü’nün tanıtılması hem de İslam ülkeleri arasında bir dostluk ve yakınlaşma sağlamak amaçlarını taşıyan bir İstanbul-Kahire seferi düzenlenmiştir. İstanbul-Kahire uçuşunda 27 Şubat 1914’te şehit olan Yzb. Fethi ve Yzb. Sadık Beyler ile yine aynı uçuşta 11 Mart 1914’te şehit olan Tğm. Nuri Bey, Türk Hava Kuvvetleri’nin ilk şehitleridir.
    Bu ilk Hava Şehitlerinin anısına, İstanbul’un Fatih semtinde 1914 yılında bir anıt yapılmasına başlanmış ve anıt 1916 yılında bitirilerek törenle açılmıştır. Bu anıtın açılışında yapılan tören, aynı zamanda Türk Hava Şehitleri için düzenlenmiş olan ilk anma günü olmuştur. Bu tarihten 1926 yılına kadar geçen dönem içinde, Hava şehitleri’nin anılması için müstakil olarak bir tören düzenlenmemiştir.

    Hava Şehitleri’nin anılması için müstakil olarak tören düzenlenmesine 1926 yılında başlanmış ve 1926 yılından 1935 yılına kadar her yılın 27 Ocak gününde Hava Şehitlerinin Anma Günü adıyla törenler düzenlenmiştir. Bu husus, Yüce Önder Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından 16 Şubat 1925’te kurulan ve günümüzde Türk Hava Kurumu genel başkanlığı adını taşıyan Türk Tayyare Cemiyeti’nin kuruluş yönergesinin 36 ncı maddesinde yer alan hususlara uygun olarak yerine getirilmiştir.
    Yönergenin 36 ncı maddesi şöyledir;

    30 Ağustos Zafer Bayramı aynı zamanda Havacılık Bayramı’dır. Her yılın 27 Ocak günü, Türkiye Tayyare Şehitleri’ni anma günü olarak kabul edilmiştir. 27 Ocak günü öğleyin Türkiye semalarında uçuş faaliyeti bir saat durdurulur. Cemiyet şubelerinin düzenledikleri törenlerle Hava Şehitleri ziyaret edilir.

    Hava Şehitleri’ni Anma Günü’nün 27 Ocak olarak kabul edilmesinin nedeni, Balkan Savaşı ve 1nci Dünya Savaşı’nın birçok cephesinde pilot olarak görev yapmış ve İstiklal Savaşı döneminde Türk Havacılığı’nın hem kurucusu, hem öğretmeni, hem de üstün niteliklere sahip bir pilotu olan Bnb. Fazıl BEY, 27 Ocak 1923 günü görev uçuşunda şehit olmuştur. İşte bu büyük havacının şehadet tarihi bütün “Hava Şehitlerimiz” için anma günü olarak kabul edilmiştir.
    1926 yılından itibaren 1935 yılına kadar 10 yıl süreyle her yılın 27 Ocak gününde Hava Şehitlerini Anma Günü adıyla tören düzenlenmiş fakat ocak ayının, Türkiye’nin en soğuk aylarından biri olması, yurdun birçok yerinde Hava Şehitlerini Anma Günü’nün arzu edilen şekilde yapılamamasına neden olmuştur.

    Türk Hava Kurumu’nun 1935 yılında yapılan 6ncı kurultayında yerel yöneticilerin de görüşleri alındıktan sonra, daha önce her yılın 27 Ocak gününde yapılmakta olan Hava Şehitlerini Anma Günü’nün 1935 yılından itibaren her yılın 15 Mayıs gününde yapılmasına karar verilmiştir. Bu karar gereğince 1935 yılından itibaren Hava Şehitlerini Anma Günü törenleri her yılın 15 Mayıs gününde yapılmaktadır.

    İzmir’in işgal edilmesiyle Miralay Fethi ve gazeteci Tahsin ile beraberindeki dokuz kişinin şehit edildiği 15 Mayıs tarihi “Hava Şehitlerini Anma Günü” olarak kabul edilmiştir. 1935 yılından beri bu gün “Hava Şehitleri Anma Günü” olarak anılır.

    GÖKLERİN ASLANLARINA


    Sizi andık biz yine yere sığmaz gururla

    Alınlarınızdaki nurdan ayrı bir nurla

    Bizim gözlerimizin artık kamaşması zor,

    Gerçi güneşe baksak gözlerimiz doluyor;

    Sizi hatırlıyoruz, göklerin aslanları.

    Anayurdun uğrunda kalbinizin kanları

    Bir defalık dökülüp kurumadı toprakta,

    Yayılıyor göklere her gurup, her şafakta...

    Sallanan mendiliniz bize gökten, her şafak,

    Her gurup, boynunuzdan rüzgara katılarak,

    İnen kanlı bir eşarp: çırpınıyor, yanıyor...

    Her akşam ufuktaki kalpler size kanıyor...

    Başka yerin gurubu hasta, ölgün ve sarı;

    Kanınızdan nasipsiz, göklerin çocukları.

    Yıldızlar sizin bize kırpılan gözleriniz,

    Rahatlaşıyor bizi seyrederken yeriniz,

    Nasıl çırpınıyoruz size layık olmaya,

    Gönlü kanatlı şimdi Türkiye’de her yaya.


    CENGİZ TOPEL
    Şehit Pilot Yüzbaşı (1955-19)
    İzmit 1934 – Kıbrıs 1964


    [​IMG]

    Cengiz TOPEL Trabzonlu Tekel tütün eksperi Hakkı Bey’in oğludur.Babasının görevli olduğu İzmit’te 2 Eylül 1934 tarihinde doğdu.Annesi Mebuse Hanım’dır. Ailede dört kardeşin üçüncüsüdür.

    İlkokula Bandırma II. İlkokul’unda başladı, babasının Gönen’e tayini ile Ömer Seyfettin İlkokulu’nda öğrenimine devam etti. 1934 yılında babasını kaybettikten bir süre sonra İstanbul Kadıköy’e yerleştiler. Kadıköy Yeldeğirmeni Okulu’nda ilk ve orta öğrenimini tamamladı. Lise öğrenimini, Haydarpaşa Lisesi’nde başlayıp Kuleli Askeri lisesi’ne devam ederek 1953 yılında bitirdi. 1955 yılında Kara Harp Okulu’nu bitirip asteğmen olarak ordu saflarına katıldı.

    Küçük yaşlardan beri havacılığa olan merakı sonucu hava sınıfına ayrıldı. Pilotaj eğitimi için Kanada’ya gönderildi. Kanada’daki eğitimini başarıyla tamamlayarak 1957 yılında yurda dönüp Merzifon Hava Üssü’nde göreve başladı. 1961 yılında Eskişehir I. Ana Jet Üssü’ne atandı. 1963 yılında yüzbaşılığa terfi etti.

    8 Ağustos 1964 yılında Rumlar’ı Türk Halkı’na karşı işledikleri insanlık dışı eylemlerden caydırmak için Eskişehir’den Kıbrıs’a, 4’lü Kol Komutanı olarak gönderildi. Uçuş esnasında uçağı yerden isabet alarak düşürüldü. Paraşütle atlamayı başardı, fakat Rumlar tarafından esir edilerek barbarca yapılan işkenceler sonucu şehit edildi. Kıbrıs’ta ilk hava harp şehidimiz olan Cengiz TOPEL'in hastanede öldüğü açıklandı, ancak cenazesi israrlı girişimler sonucu 12 Ağustos 1964 tarihinde Rumlar’dan alınabildi.

    Kıbrıs’ta, Adana’da, Ankara ve İstanbul’da yapılan törenlerden sonra 14 Ağustos 1964 tarihinde Edirnekapı’daki Sakızağacı Hava Şehitliği’nde toprağa verildi.

    Örnek bir insan, mükemmel bir asker olan Cengiz TOPEL’in manevi varlığı önünde Türk Milleti ve Türk Havacılığı şükran ve saygıyla eğilir.


    Ertuğrul Fırkateyni Şehitleri​


    II. Abdülhamid, 1887 yılında Japonya İmparatorunun yeğeninin bir savaş gemisiyle İstanbul'u ziyaret etmesinin ardından Japonya’ya bir heyet gönderilerek iade-i ziyaret yapılmasını emretmişti. Bu ziyaret için İstanbul tersanelerinde yapılan Ertuğrul Fırkateyni seçildi. Fırkateyn, hem yelken hem de makine ile hareket ediyordu. Üç direkli geminin ana hareket vasıtası yelkendi. 600 beygir gücündeki makinesi de yardımcı bir itici kuvvet oluşturuyordu. 2 bin 400 ton ağırlığında, ahşap bir gemi olan Ertuğrul Fırkateyni 25 yaşındaydı. Yaklaşık 1 yıl önce ahşap kısımları tamir görmüştü. Ancak, makine ve kazanların alt bölümüne dokunulmamıştı.

    Kafile Başkanı Albay Osman Bey, gemi komutanı da Yarbay Ali Bey’di. Gemide özel olarak seçilen 56’sı subay toplam 609 mürettebat vardı. O yıl Bahriye Mektebini bitiren genç teğmenlerin tamamı da gemiye alınmış ve bu uzun gezide tecrübelerini artırmaları hedeflenmişti. Gemi II. Abdülhamid’den Japon İmparatoruna mücevherli imtiyaz nişanı ve diğer hediyeleri götürecekti.

    Ertuğrul Fırkateyni, Temmuz 1889’da İstanbul’dan yola çıktı. Güzergahı boyunca çeşitli limanlara uğrayarak seyahat ediyordu. Fırkateyn Singapur’a vardığında Kafile Başkanı Albay Osman Bey Amiralliğe terfi ettirildi. Kafile, uğradığı ülkelerin halkları ve Müslümanlar tarafından görkemli sevgi gösterileriyle karşılanıyor, gemiyi kimi zaman binlerce kişiden oluşan gruplar ziyaret ediyordu. Gemi, 11 ay sonra 7 Haziran 1890 tarihinde Japonya’nın Yokohama Limanına vardı.

    Japon İmparatoru, Türk amiralini ve heyetini görkemli bir şekilde karşıladı. Şehir halkı Türk amiralinin saray arabası ile İmparatorun yanına gidişini sevgi gösterileriyle takip etti.

    Ertuğrul Fırkateyni, Japon sularında kaldığı üç ay boyunca etrafındaki binlerce Japon kayığına 50 kişilik bandosuyla konserler verdi. Nihayet geri dönüş yolculuğu için hazırlıklar tamamlandı. Yola çıkılacağı gün Japon Bahriyesinin tayfun uyarısına rağmen, Ertuğrul Fırkateyni planlandığı gibi 15 Eylül 1890 tarihinde Yokohama Limanı’ndan ayrıldı. Kushimoto açıklarında tayfuna yakalanan Ertuğrul Firkateyni 16 Eylül 1890’da kayalara çarparak battı. Kazadan sadece 69 denizci kurtulabildi, Amiral Osman Bey de dahil diğer mürettebat hayatını kaybetti.

    Ertuğrul Fırkateyni’nin trajik sonu Türk-Japon halklarını yakınlaştırdı. Yöre halkı, kazadan kurtulanlara büyük yardım ve yakınlık gösterdi. Torajiro Yamada isimli bir Japon, şehit yakınları ve kazazedeler için yardım kampanyası düzenledi. Toplanan para aynı kişi tarafından dönemin padişahına teslim edildi. Hayatta kalan 69 denizci, Japonya İmparatorunun talimatıyla Hiei ve Kongo isimli iki askeri gemi ile İstanbul’a gönderildi.

    Kazada ölenlerin anısına Kushimoto’da bir Anıt yapılmıştır. İlk anıt Japonlar tarafından 1891’de dikilirken, 1929 yılında yine Japonlar tarafından genişletilmiştir. Şehitlik Anıtı, 3 Haziran 1929 tarihinde Japon İmparatoru tarafından da ziyaret edilmiştir. 1937’de Türkiye tarafından restore edilen anıt önünde her yıl düzenli olarak anma törenleri yapılmaktadır.

    Kushimoto kasabası Mersin ve Yakakent ile kardeş şehirdir. Kushimato’da bir de müze bulunmaktadır. 1974 yılında inşa edilen "Türk Müzesi"nde Ertuğrul Fırkateyni’nin maketi, gemideki asker ve komutanların fotoğrafları ve heykelleri bulunmaktadır.
     
  6. Sorry

    Sorry Member

    Mesajlar:
    134
    Aldığı Beğeni:
    7
    Ödül Puanları:
    18
    Cevap: Çanakkale Şehitleri

    ERTUĞRUL FACİASI ŞEHİTLERİ

    (Tarih Boyunca Ünye - Osman DOĞAN, Samsun 2003, Sh. 268 - 29.)

    14 Temmuz 1889'da İstanbul'dan ayrılan Ertuğrul Fırkateyni altı ayda gitmesi plânlanan yolu on bir ayda tamamlayabilmiş ve yukarıda belirtildiği gibi 15 Eylül 1890'da dönüş yolculuğuna başlamıştı. Ancak Yokohama'dan Kobe'ye giderken Kashinozaki fenerini geçtiği sırada 16 Eylül 1890 günü kayalıklara çarparak batmıştır.

    Gemide 500 civarında kişinin bulunduğu söylenmektedir. Ertuğrul Fırkateyni'nde bulunan ve şehit olan Ünyeliler şunlardır :

    Bölük Eratı
    Bulamanlı İshakoğulları'ndan Ömer Oğlu Ali - Onbaşı
    Çevreğili Kerimoğulları'ndan Sadık Oğlu İshak - Çavuş, Bölük Emini
    Aşçıoğulları'ndan Mehmet Oğlu Mustafa - Er
    Fenarisli Balcıimamoğulları'ndan Raşit Oğlu Mehmet - Er
    Fenarisli Abazaoğulları'ndan Ali Oğlu Emin - Er
    Kocamanoğulları'ndan Mustafa Oğlu İsmail - Er

    Makine Eratı (Ateşçiler)
    Karakuşlu Köleoğulları'ndan Hasan Oğlu Ali - Er
    Uzunvelioğulları'ndan Veli Oğlu Mehmet - Er

    Bahriye Taburu (Silâhendaz) Eratı
    Efrazlı Atikoğulları'ndan Yusuf Oğlu Mehmet - Er
    Bando Mızıka Eratı
    Karakuşlu Dedeoğulları'ndan Mustafa Oğlu Hasan - Onbaşı
    Fenarisli Müftüoğulları'ndan İbrahim Oğlu Hüseyin - Er


    İSTİKLAL HARBİ ŞEHİTLERİMİZ

    Afyonkarahisar Hava Şehitliği

    Afyonkarahisar Asrî Mezarlık içerisinde olan şehitlik, mezarlıkla birlikte 1933-1936 yıllarında yapılmıştır. Buraya Millî Mücâdele'de ve daha sonra şehit olanlar gömülmüşlerdir. Millî Mücâdele sırasında,24 Temmuz 1922 sabahı Akşehir karargahından havalanarak Afyonkarahisar'ın güneyinde keşif uçuşu yapan, Hava Üsteğmen Pilot Cemaleddin ve Hava Astsubayı Reşit Bahaeddin iki Yunan uçağının saldırısına uğramış, hava çarpışmasında Yunan uçakları düşürülmüştür. Ancak bu arada Türk uçağının cephanesi kalmamıştır. Takviye gelen iki Yunan uçağının saldırısı sonucunda Gazlıgöl civarında düşerek şehit olmuşlardır. Kalabalık bir cemaatin katılımıyla, Mevlevî Camii'nde şehitlerin cenaze namazları kılınmıştır. Cenazeler, önce Kadınana Mezarlığı'na, Kesikbaş Sultan Türbesi yanına gömülmüştür. Kesikbaş Türbesi'nin yakınında ön cephesi demir parmaklıklarla çevrili olan şehitliğin parmaklıklarında iki tane kırık teyyare pervanesi takılı idi. Buradaki şehitlik 1936 yıllarında Asri Mezarlığa nakil olmuştur.

    Asrî Mezarlık'taki anıt mezar, ilk olarak Bahaeddin ve Cemaleddin Beyler adına yapılmıştır. Dikdörtgen gövde üzerine piramidal biçimde sarp kayalık üzerinde, kanatları açık uçan bir kartal ve kanadı kırık uçak pervane maketi ile kanatlı ay yıldız şeklinde yapılmıştır. Eski Anıt XX. yüz yıl sonları nda yıkılarak, betonarme olarak yeniden yapılmıştır. Şehitliğin yeşil saha kısmı, ihtiyaç üzerine düzenlenmiş, buraya da yeni şehitler gömülmüştür. Şehitlik kaidesi üzerinde şunlar yazılıdır: "Afyonkarahisar Muharebesindeşehit olan Türk Teyyarecileri cenaze merasimi 25 Temmuz 1338. Kahraman Bahaeddin ve Cemalettin Beyler Gazlıgöl civarında Yunanlılar tarafından teyyaresi sükut ettirilmek suretiyle şehit edilmişlerdir." Buraya gömülen şehitlerin bazıları şunlardır.

    Hv. Assb. Bahaeddin (öl. 1922).

    Hv. Üstğ. Pilot Cemaleddin (öl. 1922).

    Mk. Assb. Muammer Toros (öl. 939).

    Hv. TG. Osman Dranaz (öl. 939).

    Hv. Sv. Öğ. Muhittin Gökdere (öl. 939).

    Hv. Kd. Çvş. Hüseyin Çölgeçen (öl. 11.11.1950).

    Hv. Kd. Üstçvş. İhsan Tamer (öl. 11.11.1950).

    Hv. Pl. Üstçvş. Kemal Bilginer (öl. 11.11.1950).

    Hv. Kd. Yzb. Bedri Uğurlu (öl. 11.11.1950).

    Hv.. Telsizci Hidayet Ceran (öl. 14.01.1965).

    Hv. Asb. Başçvş. Abdülkâdir Tükenmez (öl. 06.06.1969).

    Hv. Pl. Üstm. Nevzat Ural (öl. 19.08.1969).

    Sh. Başçvş. Yaşar Sivri (1940-1977).

    Hv. Pl. Üstm. Erdal Hamamcı (1956-1982).

    Ve diğerleri.


    2. Giresunlular Alay Şehitliği



    Şehitlik, İscehisar-Doğanlar Köyü'nde, Dede Sivrisi Tepesi'nin 1,5 km. kuzey-batısında olup içerisinde 14 şehit mezarı bulunmaktadır. Bu şehitlik, şehitlerin silah arkadaşlarından Giresunlu Hacı Ahmet Halis Asal (R.1318- M.1977) tarafından 1967 yılında yaptırılmıştır15. Daha sonraki yıllarda da şehitlikte bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Burada Kurtuluş Savaşı'nda Sivri Tepeyi düşmandan almak için hücum eden 47. Giresunlular Gönüllü Alayı'ndan şehit olanlar yatmaktadır. Şehitliği yaptıran Asal da vefatından sonra vasiyeti üzerine buraya gömülmüştür. A. Halis Asal'ın verdiği listeye göre bu şehitlikte şu kimseler bulunmaktadır16:

    1. Sayca köyü Hasip Hasan oğullarından 1314 doğumlu Ahmet oğlu Dursun.

    2. Görele/Daylı Köyü Veli oğullarından 1311 doğumlu Mustafa oğlu Yusuf.

    3. Keşap/Küçükgeriş Köyü Yusuf oğullarından 1303 doğumlu Emin oğlu Yusuf.

    4. Keşap/Karabulduk Köyü Çiran Hacı oğullarından 1315 doğumlu Şükrü oğlu İbrahim.

    5. Dereli/Yavuz Kemal Hapan Köyü Türkmen oğullarından 1314 doğumlu Yusuf oğlu Osman.

    6. Bulancak/Ucallı Mahallesi'nden Derviş oğullarından 1314 doğumlu Hüseyin oğlu Niyazi.

    7. Keşap/Halkalı Köyü Alaşalvar oğullarından 1317 doğumlu Salih oğlu Abdullah.

    8. Hamurlu Köyü Tumbat oğullarından 1309 doğumlu Ahmet oğlu Osman.

    9. Tatlılı Köyü'nden Durmuş oğullarından 1316 doğumlu Hüseyin oğlu Nazım.

    10. Boz Tekke Köyü Karslı oğullarından 1315 doğumlu Ali oğlu Hasan.

    11. Çukur Köyü Sipahi oğullarından 1317 doğumlu Mehmet oğlu Necip.

    12. Alınyoma/Balâ Köyü Hallaç oğullarından 1317 doğumlu Osmanoğlu Hüseyin.

    13. Kemaliye Köyü Eski oğullarından1315 doğumlu Ahmet oğlu Mustafa.

    14. Çiçekli Köyü Topçu oğullarından 1316 doğumlu İlyas oğlu Rasim.

    3. Anıtkaya Şehitliği



    Afyonkarahisar Anıtkaya Kasabası'nda olan şehitlik, 13. Alay şehitleri adına yapılmıştır. Burada 12 subay ve 6 er gömülüdür. 1972 yılında bu günkü haliyle yapılmıştır. Eski harşi anıt kitabesinde "Anıtkaya (Eğret) Kurtuluş Savaşımızı eşsiz bir zaferle düğümleyen Kocatepe'den gürleyerek ve coşarak bir sel gibi bu topraklardan Akdenize akıp giden Büyük Taarruzda yoğun düşman kuvvetlerinin içine baskınla dalan ve boğaz boğaza amansız savaşlarla büyük zafer yaratıcıları ve bu uğurda vatanları, onurları ve yurttaşları için canlarını feda eden, sayısız kahramanların şehitliğidir" 28 Ağustos 1972 B. ALPAKAN yazılıdır.Şehitlik kaidesi üzerine de şunlar yazılmıştır: "28 Ağustos 1922 Muharebesinde düşman hattı ricatini keserek arkalarından taarruz eden Türk süvari kolordusunun bu civarda verdiği şehitler adına dikilmiştir. Kendilerine Cenab-ı Hakk'ın rahmeti niyaz olunur." Bu şehitlikte bulunan subay ve erler şu kimselerdir

    13. Alaydan Şemdinlili Binbaşı Galip Bey.

    13. Alaydan Rizeli Yüzbaşı Hasan Hüseyin.

    20. Alaydan Batumlu Üsteğmen Ahmet Nidai.

    13. Alaydan Mersinli Teğmen İshak.

    13. Alaydan Mersinli Asteğmen Atıf.

    20. Alaydan Silifkeli Asteğmen Hüseyin.

    20. Alaydan Antalyalı Er Mehmet Köse.

    20. Alaydan Aksaraylı Er Mehmet Durmuş.

    13. Alaydan Ilgınlı Er Halil Ömer.

    13. Alaydan Konyalı Er Mehmet Sait.

    13. Alaydan Karacasulu Er Galip Mustafa.

    4. Şuhut Şehitliği

    Afyonkarahisar'ın Şuhut İlçesi merkezinde olan şehitlikte Millî Mücâdele'de şehit olanlardan bir kısmı bulunmaktadır. 26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan Kurtuluş Savaşı'nda Şuhut bölgesinde cephe gerisi seyyar hastahanesi ilçedeki Büyük Camide kurulmuştur. Bu geçici hastahanede ve cephede ölenler önce Demirciler Çarşısı civarındaki mezarlığa gömülmüşler, daha sonra şimdiki şehitliğe topluca nakil edilmişlerdir. Şehitlikteki anıtta "Kurtuluş Savaşının Aziz Şehitleri 1922" yazılıdır.


    5. Yıldırım Kemal Şehitliği



    Yıldırım Kemal Şehitliği, Afyonkarahisar Sincanlı İlçesi'ne bağlı, eski adı Küçükköy iken Yıldırım ismini alan köyde Tren İstasyonu bitişiğine yapılmıştır. Yıldırım Kemal (Konya'da hastahaneden kaçarak Fahrettin Altay Paşa'nın bulunduğu cepheye gelmiş, paşa onu İkinci Tümen'e göndermiş, bu arada Küçükköy'de muharebe etmekte olan İkinci Alaya katılmıştır.Yıldırım, 27 Ağustos 1922 tarihinde Küçükköy Tren İstasyonu'ndaki Yunan birliklerini ortadan kaldırmak için görevlendirilmiş,

    yapılan çarpışmalar sonucunda Küçükköy düşmandan temizlenmiş, ancak Üsteğmen Yıldırım Kemal20 ile dört subay ve 30 er bu arada şehit olmuşlardır. Topluca gömülen şehitlerin mezar ve anıtları 1966 yılında bugünkü biçimde inşa edilmiştir. Şehitlikte 1996 yılında da yeni düzenlemeler yapılmıştır.Anıt mezar taşı kitabesinde, "Bu taş 26-27 Ağustos 1922 muharebesinde Yunan ordusunun hatt-ı ric'atini kesen Türk süvari kolordusunun bu civarda verdiği şehitler namına dikilmiştir. Kendilerine Cenâb-ıHakk'ın rahmeti niyaz olunur. Birinci ve İkinci ve On dördüncü Süvari Fırkalarından

    Şehit Zabitler:

    Alay 11'den Ayaşlı Rauf Efendi, Alay 2'den Mülazım İzmirli Yıldırım Kemal

    Efendi, Alay 3'den Mülazım İstanbullu Selahattin Efendi, Kolordu

    5'ten Muhafız Mülazım Bayramiçli Lütfi Efendi, Alay 5'ten Zabit vekili

    Kırklarelili Azmi Efendi.

    Şehit Erler:

    5 nci Kolordu Muhafızından Amasyalı Kamil, Kasım Çavuş, Keskinli Nur Ali,Kayserili Osman Avcı, Alay 3'ten Vanlı Şaban Mustafa, Mehmet, Beyşehirli Sadıkİbrahim, Alay 5'ten Dinarlı Ahmet Ali, Keçiborunlu Rıza Mehmet, Alay 11'denSungurlulu Mehmet Osman, Taşköprülü Şükrü Süleyman, Bolvadinli İbrahim Ahmet,Aziziyeli Mustafa Ali, Ayancıklı Mehmet Şaban, Çankırılı Ahmet Bayram, Ahmet Ömer, Geyveli Ali Mustafa, Sungurlulu Abidin Beşir, Niğdeli Şükrü Ömer,Alay 14'ten Taşköprülü Hüseyin İbrahim, Koçhisarlı Niyazi Murat, Kemahlı Hasan Mevlüt, Mihalçıklı Kamil Ahmet, Çankırılı Mehmet Ahmet, Alay 21'den ÇerkeşliÖmer Mustafa, Yozgatlı Kadir Abdurrahman, Kayserili Ahmet Sadık, Alay54'ten Konyalı Rıfat Hasan, Muğlalı İsmail Milli, Osmanoğlu Hüsnü, BeyşehirliMehmet, Küttap Kamil" yazılıdır. Diğer kitabede de Türkçe olarak "Kurtuluş Savaşı şehidi Sv. Tgm. Yıldırım Kemal 1898-1922"... yazmakta

    6. Çiğiltepe Şehitliği

    Sinanpaşa İlçesinin Çiğiltepe Mevkiinde bulunan bu Şehitlik, Yunanlıların elinde bulunan ve alınması Başkomutan Mustafa Kemal tarafından emredilen Çiğiltepe'yi bildirdiği zaman dilimi içinde alamadığı için görev sorumluluğu ile canına kıyan Albay Reşat Çiğiltepe'nin aziz hatırasını yaşatmak için yapılmıştır.

    2004 yılında yolu Afyonkarahisar Valiliğince asfaltlanmış ve Jandarma Komutanlığında müştereken ağaçlandırılmıştır. 2005 yılında da anıt restore edilmiştir. Albay Reşat Çiğiltepe ünlü devlet adamlarından Ziya Paşa'nın oğludur.

    7. Yüzbaşı Agâh Efendi (Kurtkaya) Şehitliği

    Şehitlik, Afyonkarahisar-Büyük Kalecik Kasabası'nda Kocatepe'ye tek geçit olan Kurtkaya mevkiindedir. 26 Ağustos 1972 yılında Yüzbaşı Agâh ve diğer şehitlerin anısına sembolik olarak yapılmıştır. Şehitlik, en son olarak 2004 yılında yeniden restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır. Şehitlik, bir anıt, bir tören alanı, bir çeşme, bir kitabe ve bir kubbeden ibarettir.


    Yüzbaşı Agâh'ın anıt kitabesinde: "Büyük Taarruz 26 Ağustos1922 günü sabah 04.30'da başlamış ve iki saat içinde düşmanın bütün tel örgüleri parçalanarak gün doğmadan zaferin ilk ışıkları Anadaolu'da parlamaya başlamıştır.Başkomutanlık Karargahı'nın bulunduğu Kocatepe'ye tek geçit yeri olan Kalecik ve Kurtkaya bölgeleri Türk ordusu için çok önemli idi ve düşmandan bir an önce alınması ve düşmanın yok edilmesi görevi 12. Tümen 36. Alay 6. Bölük Komutanı 24 yaşındaki Bayburtlu Yüzbaşı Agâh'a verildi.Yzb. Agâh, emrindeki 150 Mehmetçik ve Sinoplu Üsteğmen Feyzullah ile beraber 2500 kişilik düşman tümenine saldırarak büyük bir savaşa başladı. 26 Ağustos öğleden sonra başlayan çarpışmalar 27 Ağustos öğlene kadar sürdü. Düşmanın içine kadar dalan Yzb. Agâh onlara ağır kayıplar verdirerek batı istikametine kaçmalarını sağladı.Büyük bir takviye alan düşman birliği ile çarpışırken Yzb.Agâh100 Mehmetçik ve Üsteğmen Feyzullah ile birlikte şehit düştü. Geriye kalan 50 Mehmetçik ve gelen takviye kuvvetlerimizle düşman bu vadi içinde tamamen yok edildi. Kahraman Yüzbaşı Bayburtlu Agâh Efendi ve arkadaşlarını minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun." Yazılıdır

    8. Büyük Taarruz Şehitliği

    Şehitlik, Afyonkarahisar'a 16 km. uzaklıkta, Milli Park karşısındaki Işık Tepe (Sarıkız) üzerindedir. 26-29 Ağustos 1922 tarihlerinde şehit düşen 275 subay ve 2150 Mehmetçik anısına sembolik olarak 1993 yılında yapılmıştır. Şehitliğin giriş bölümünün solunda namazgah, sağda bir şadırvanı, arka bölümünde Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'ün anıtı, anıt kaidesinde taarruza katılan komutanların isimleri, anıtın iki tarafında savaş günlerini anlatan rölyeşer, giriş bölümünde sembolik mermer mezar taşları yer almaktadır. Mezar taşı kitabelerinde şehitlerin memleketi, adı, doğumu ve kaç yaşında şehit oldukları yazılıdı


    9. Bolvadin Kurtuluş Savaşı Şehitliği

    Bolvadin ve çevresinde İstiklâl Savaşı'nda şehit olanlar genelde, buradaki Şehitler Mezarlığı'na gömülmüşlerdir. Bu şehitlerin anısına, makam olarak XX. yüzyıl sonlarında ilçede yeni bir şehitlik yapılmıştır. Şehitlikte İstiklâl Şehitleri abidesi ile sembolik şehit mezarları yer almaktadır.



    10. Emirdağ Suvermez Şehitliği

    Şehitlik, Emirdağ ile Suvermez Köyü arasındaki Yarım Hatıl mevkiindedir. Kitabesinde "İstiklâl savaşı Şehitleri, Niğde Aksaray'dan Er Ali oğlu Hasan,Meçhul Er. 21 Ekim 1922" yazılıdır. Emirdağ'da ayrıca Çatallı Köyü ve aaaköy'de birer şehitlik bulunmaktadır.

    11. Cumhuriyet Şehitliği

    Cumhuriyet dönemi şehitlerinin bir kısmı Hava Şehitliği'nde, diğer bir kısmı da, şehit ailelerinin yaşadığı yerlerdeki mezarlıklardadır. 1999 yılında, Afyonkarahisar-İzmir yolu üzerinde, şehre 10 km uzaklıkta, hakim bir tepeye şehitlerin anısına sembolik bir şehitlik yapılmıştır. Sonuç olarak, Afyonkarahisar'ın Türkler tarafından fethinden, Osmanlı döneminin sonuna kadar, müstakil şehitlikler görülmemektedir. Ancak şehrin fethi sırasında şehit olduğu düşünülen bazı şahsiyetlerin müstakil mezarları bulunmaktadır. İlk müstakil şehitliklere ise Osmanlı'nın son döneminde rastlanılmaktadır. Millî Mücâdele'de, çeşitli savaşların merkezini teşkil eden Afyonkarahisar'da, Anadolu'nun her yöresinden binlerce insan şehit olmuştur. Şehitlerin anısına, il bazında çeşitli şehitlikler yapılmıştır. Bunların bir kısmı asıl, diğer bir kısmı ise makamdır. Zira, şehitlerin gömüldükleri yerler, geniş alanları kaplamakta, aynı zamanda, kimin nerede gömülü olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bu sebeple onların anısına, savaşın yapıldığı yerlere sembolik şehitlikler yapılmıştır. Bununla birlikte anıtı yapılmayan ferdî ve toplu şehit mezarlar da bulunmaktadır.
     
  7. Sorry

    Sorry Member

    Mesajlar:
    134
    Aldığı Beğeni:
    7
    Ödül Puanları:
    18
    Cevap: Çanakkale Şehitleri

    Buharalı Mehmetçikler ​


    Kurtuluş Savaşı’nda Türkistan’dan gelen, Türkiye için canını veren gönüllüler vardı. Sayıları çok değildi ama anlamı büyüktü bu desteğin. Ayrıca tarihe “Rus altınları” olarak geçen altınlar da aslında Buhara’dan gelmişti. Ve Sakarya Zaferi sonrası yine Buhara’dan gönderilen üç kılıç ve el yazması Kur’an-ı Kerim, Ankara’ya büyük moral veriyordu. Gelen heyet ise “İzmir” diyordu.

    Bugünkü Özbekistan’ın Margilan şehrine bağlı Kumtepe köyünden kalkıp hac vazifesi için Hicaz yollarına düşer. Anadolu’ya geldiğinde Balkan Harbi’nin patlak verdiğini öğrenir. Bunun üzerine hac yolculuğunu yarıda keserek bir grup arkadaşıyla gönüllü olarak Osmanlı ordusuna katılır. Önce Balkan, sonra da Birinci Dünya Savaşı’nda yer alır, canla başla savaşır. 1918’de savaşın bitmesiyle birlikte, gerçekleştiremediği hac vazifesini yerine getirir. Geri dönüşte tekrar Anadolu topraklarına uğrar. Ancak geldiği Çukurova, Fransız işgali altındadır. Bu sefer Kuva-i Milliye’ye girerek milli mücadele saflarına katılır. 2. Kavaklıhan Savaşı’nda eline geçirdiği makineli tüfekle Fransız birliklerini durdurarak savaşın seyrini değiştirir. Bu yenilginin ardından Fransızların Tarsus yakınlarındaki Ballıca köyünde sivil halka karşı giriştikleri kıyımı önlemek için başlatılan taarruzda sağ bileğinden aldığı yara sonucu 29 Mayıs 1920 tarihinde şehit düşer.

    Orta Asya’dan kalkıp gelerek Türkiye için şehit düşen bu kahraman, Milli Mücadele’nin sembolü Türkistanlı Hacı Yoldaş’tır. Şimdi Tarsus şehir mezarlığında yatmakta olan Hacı Yoldaş ve diğer Türkistanlı arkadaşlarının adına Tarsus şehir mezarlığının girişine dikilmiş bir anıt bulunmaktadır.

    O ve onun gibi çok sayıda Türkistanlı, Milli Mücadele’de Türk ordusu saflarında yer almış, hiçbir karşılık beklemeden bağımsızlık mücadelesine kanıyla canıyla destek vermişti.

    TRT Televizyonu, Cumhuriyet’in kuruluşunun 82. yılı dolayısıyla hazırladığı yeni bir belgeselle Milli Mücadele’nin bu farklı bir cephesini, bilinmeyen Türkistanlı kahramanlarını mercek altına alıyor. “Kurtuluş Savaşı’nda Türkistanlılar” isimli belgesel, iki yıl önce yayımlanan ve büyük ilgi gören 13 bölümlük “Milli Mücadele-Son Tanıklar” belgeselinin yapım ve yönetimini üstlenen Abdulhamit Avşar’ın imzasını taşıyor. Üç bölümden oluşan belgesel, Türkiye-Türkistan ilişkilerini geçmişten Kurtuluş Mücadelesi’ne kadar bütün yönleriyle ele alıyor.

    “Kurtuluş Savaşı’ndaki Türkistanlılar” belgeseli düşüncesinin, “Son Tanıklar” belgeselinin çekimleri sırasında ortaya çıktığını belirten Abdulhamit Avşar, “Genel merkezi Adana’da bulunan Kuvva-i Milliye Mücahit ve Gazileri Derneği’nin arşivlerini incelerken ilginç bir husus dikkatimizi çekti. Üyelerin bazılarının doğum yerlerinin karşısında ‘Türkistan’ yazıyordu. Bu bizim çıkış noktamız oldu. Araştırmalarımız derinleştikçe hiç ummadığımız büyüklükte bir tablo ortaya çıktı. Dönemin Türkiye-Türkistan ilişkileri yalnızca gönüllülerin Çukurova Kuvva-i Milliye hareketlerinde yer almaları ile sınırlı kalmıyor, siyasi ve diplomatik ilişkilerden ekonomi ve eğitim sahasına kadar uzanıyordu. Bunun üzerine konuyla ilgili bir belgesel yapmaya karar verdik.” diyor. Avşar ve ekibi belgesel için araştırma ve çekimler dahil yaklaşık 2,5 senelik bir çalışma yapmış. Kuvva-i Milliyecilerin yakınları tespit edilip 47 kişi ile yüz yüze görüşülmüş. Ayrıca konunun uzmanı 15’e yakın akademisyen ve yerel tarih araştırmacısının bilgilerine başvurulmuş. Birçok kişi ve kuruluşun arşivlerinden istifade edilmiş, TBMM tutanakları ve dönemin gazeteleri taranmış. Bu çalışmayla Milli Mücadele’nin farklı bir cephesine küçük bir pencere açmaya çalıştıklarını belirten Abdulhamit Avşar, “Elbette bunlar Anadolu insanının fedakarlıkları ve mücadelesi ile karşılaştırıldığında sembolik sayılabilecek destekler. Fakat, Türkiye Türklerinin en zor zamanlarında yapılan bu desteklerin kardeşlik hislerinin büyüklüğü ve derinliğini göstermesi açısından özel bir önem taşıyor.” diyor.

    Evet kimisi hacca giderken, kimisi öğrenci olarak gelmiş Türkiye’ye. Ama hepsi de ülkelerine geri dönmeyip Türkiye’nin bağımsızlığı için savaşmış, gazi ya da şehit olmuşlar.

    Türkistan’ın Milli Mücadele’ye verdiği destek, gönüllü mücahitlerle sınırlı değil tabii ki. Ne yazık ki, tarihe Rus yardımı olarak geçen fakat gerçekte Buhara Cumhuriyeti’nin gönderdiği 100 milyon altın ruble tutarındaki yardım vardır. Zor zamanda gelen bu yardım, Ankara Hükümeti için büyük moral ve güç kaynağı olur. Moskova’ya giden Türk heyetinin maddi yardım talebine Lenin olumsuz cevap verince devreye Buhara Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Osman Bey (Kocaoğlu) girer, Buhara’ya döner dönmez de yardım teklifini Meclis’e sunar. Buhara Meclisi teklifi tereddütsüz onaylayarak Timur Hazinesi’nden 100 milyon ruble değerindeki altının Türkiye’ye yollanmasına karar verir. O dönem için oldukça yüklü bir miktar olan yardım, Taşkent’ten vagonlara yüklenerek Moskova aracılığıyla gönderilir. Moskova, bu yardımların ancak 11 milyon altınlık kısmını 1920-1922 yılları arasında parça parça teslim eder. Geri kalan kısmı ise kendi hazinesine aktarır. Bu destek sebebiyle Atatürk, Buhara Cumhuriyeti’nin 1922’de Ruslar tarafından işgal edilmesi üzerine Türkiye’ye yerleşen Buhara Cumhurbaşkanı Osman Kocaoğlu’na sıcak ilgi gösterir, ölünceye kadar milletvekili maaşı bağlatır.

    İzmir Fatih’ine Buhara kılıcı

    Buhara, Anadolu’daki mücadeleye gönülden destek verirken bir yandan kendisi de Rus tehdidi altındadır. O yüzden Türkistan topraklarında da mücadele başlamıştır. Bu sefer de Ankara devreye girer ve milletvekili İsmail Soysallıoğlu, Özbek tekkesi Şeyhi Ata Bey ve birkaç kişiden oluşan bir heyeti “vezaif-i mahsusa” ile, yani özel bir görevle gayr-i resmi olarak Buhara’ya gönderir. Bu heyetin gayretleriyle orada “Milli Türkistan Birliği” adıyla bir teşkilat oluşturulur.

    Bu heyetin gidişinden sonra Buhara’dan Ankara’ya bir heyet gelir. Maksat, Sakarya Zaferini kazanan Türk ordusunu tebrik etmek, destek mesajlarını iletmektir. Türkistanlı heyet, getirdiği mesajın yanısıra, üç kılıç ve “fevkalade ince bir suretle aaahip edilmiş” el yazması bir Kur’an-ı Kerim getirir. Kılıçlardan biri Atatürk’e, diğeri İnönü’ye, üçüncüsü ise İzmir’e girecek komutanadır. Yani Buhara halkı da “İzmir” demektedir. Bu, orduya ve Meclis’e büyük moral verir.

    Mustafa Kemal Paşa, bizzat mecliste bu yardımı ve hediyeleri öven bir konuşma yapar ve şöyle der: “Dindaş ve karındaş Buhara halkının arzusunu yerine getirmek, bu Kitab-ı Mukaddes’i millete, seyf-i azizi (kutsal kılıcı) de İzmir fatihine teslim edeceğim. Allah’ın inayeti ile İnönü ve Sakarya muzafferiyetlerini kazanan milli ordumuz, İnşallah pek yakında bu kılıncı da kazanmış olacaktır.” 26 Ağustos 1922 günü başlayan Büyük Taarruzla birlikte Türk ordusu, 9 Eylül sabahı İzmir’e girer. Yunan bayrağını indirip Türk bayrağını göndere çeken askerlerin başında ise Yüzbaşı Şerafettin Bey vardır. Kılıcın sahibi o olur. Ama ne garip bir tecellidir ki, İzmir’i hedef gösteren Buhara, kısa bir süre sonra 68 yıl devam edecek Rus işgaline uğrar.


    Kütahya İli Kütahya Anıt ve Şehitlikleri ​


    Şehit Sancaktar (Meçhul Asker) Anıtı (Altıntaş)

    Kütahya Altıntaş ilçesinde, Çalköy’e 2,5 km., Dumlupınar’a 15 km uzaklıkta Şehit Sancaktar Mehmet Anıtı bulunmaktadır. 30 Ağustos Zaferi’nin ertesi günü Atatürk savaş alanını gezerken, Berberçamı denilen yerde, bir top mermisinin açtığı çukurda karışık halde Türk ve Yunan askerlerinin cesetlerini görmüştür. Bunların arasında bir kolu kaskatı havada kalmış, elindeki Türk Bayrağı’nı bırakmayan bir Türk şehidi ile karşılaşmıştır. Gördüğü bu olaydan son derece etkilenen Atatürk Yunan askerlerinin cesetlerine bakarak “Çocuk burada ne işin vardı” dedikten sonra yanındakilere yerdeki Yunan bayrağını göstererek, “bayrağı buradan kaldırın. O bir milletin şerefidir” diyerek eli havada bayrağı bırakmayan Türk şehidine yaşlı gözlerle bakmış ve kimliğinin araştırılmasını istemiştir. Ancak askerin üzerinde künyesi bulunamamış ve kimliği öğrenilememiştir. Bunun üzerine savaş sonrası burada yapılacak anıta ismi bilinmediğinden Şehit Mehmet adının verilmesini istemiştir.

    Bu anıtın temeli Zafertepe’de Atatürk tarafından 1924 yılında atılmış, Mimar Hikmet ve Taşçı Kadri’nin yapmış olduğu anıt 1927 yılında törenle açılmıştır. Tören açılışını yapan Atatürk şu konuşmayı yapmıştır:

    “Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk Devleti’nin temeli burada atıldı. Ebedi hayatı burada taçlandırıldı, bu sahada, bu semada dolaşan şehit ruhları devletimizin ebedi muhafızlarıdır. Burada temelini attığımız Şehit Asker Anıtı işte o ruhları, o ruhlarla beraber Gazi arkadaşlarını, fedakâr ve kahraman Türk milletini temsil etmektedir. Bu Anıt Türk Vatanına göz dikenlere Türk’ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, savletini, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır”.

    Bu anıt 1964 yılında çıkan 220 sayılı yasa ile Zafertepe’de yeni bir zafer anıtının yapılması kararlaştırılmıştır. Bunun üzerine Şehir Asker Anıtı’nın mermer parçaları ve sancağı, Zafertepe’deki yerinden sökülerek 1979 yılında, olayın geçtiği yerde, Berberçam Tepesi’ne dikilmiş ve Tümgeneral Ali Özveren tarafından törenle açılmıştır.

    Anıt, mermer dikdörtgen bir kaide üzerinde olup, mermer basamaklarla çıkılmaktadır. Anıtın çevresi çeşitli dekoratif elemanlarla süslenmiş, etrafı mermer parmaklıklı bir platform ile çevrilmiştir. Burada Şehit Mehmetçik’in kolu ve tuttuğu sancak sembolize edilmiştir.


    Zafer Anıtı-Zafertepe, Çalköy (Altıntaş)

    Kütahya Altıntaş ilçesi, Çalköy’de 30 Ağustos 1922’de Atatürk’ün idare ettiği Başkumandanlık Meydan Savaşı’nda, 1 Eylül 1922’de “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, İleri” emrini verdiği 1.181 rakımlı Zafertepe’de Zafertepe Anıtı bulunmaktadır. Bu anıt 30 Ağustos Zaferi ve Kurtuluş Savaşı’nı Türk Milleti’nin birlikte oluşturduğunu sembolize etmektedir. Anıtın yapılmasına 1964 yılında karar verilmiş ve 30 Ağustos 1972 yılında tamamlanmıştır.

    Kurtuluş Savaşı’nı sembolize eden bu anıt değişik yöndeki üçgen bloklardan meydana gelmiştir. Bununla Türk Milleti’nin diğer milletlerin gösterdiği haksızlığa feveranını ve Anadolu’yu işgal eden düşman kuvvetlerine karşı tek vücut halinde birleşerek kazandığı zaferi simgelemektedir.

    Yüzbaşı Şekip Efendi Anıtı (Altıntaş)

    Kütahya Altıntaş ilçesi, Zafertepe-Çalköy’de Yüzbaşı Şekip Efendi Anıtı bulunmaktadır. Harputlu Yüzbaşı Şekip Efendi (1886-1922) 14.Süvari Tümeninin 3.Alayı subaylarından olup, 29 Ağustos günü Yunanlılara hücum ederken şehit düşmüştür. Aynı alaydan olup şehit olan, Düzce-Üsküp’ ten Veysel Ömer, Keskin-Yağlıker’ den Veli Mehmet, Akhisar-Tatasut’ tan İbiş Ömer de bu şehitlikte gömülüdür.

    Anıt, Başkumandanlık Meydan Savaşı’nda 29 Ağustos 1922’de Yunanlılara hücum eden Türk Süvari Kolordusu’nun bu civarda verdiği şehitler adına yapılmıştır. 14.Süvari Tümeninin 3.Alayının 2.Bölük Komutanı olan Yüzbaşı Şekip Efendi, Altıntaş’da kendilerine hücum eden Yunan kuvvetlerine karşı çevre savunması yaparken 2.000 kadar askeri esir almıştır. Daha sonra Yunan topçu birliğini ele geçirmek için hücum ettiğinde yoğun bir top ateşi ile karşılaşmış ve bir kısım erleri ile birlikte şehit düşmüştür.

    Yübaşı Şekip Efendi adına 1972’de dikilmiş olan bu anıt mermer bir kaide üzerinde bir dikilitaş şeklindedir. Anıtın mermer kaidesi üzerinde Latin harfleri ile şunlar yazılıdır:
    “29 Ağustos 1922 Muharebesinde Yunanlılara Hücum eden Türk Süvari Kolordusunun bu civarda verdiği şehitler namına yapılmıştır”. Aynı sözcükler eski harflerle obeliskin diğer yüzünde de yazılıdır.

    Bunun dışında anıtın diğer yüzlerinde;
    ”İşgal altındayken bu yer, uğrunda can verdin vatana, sen çok büyüksün şehit asker, ne yapılsa azdır hatırana”; ”14.Süvari fırkasından 3.Alaydan Yüzbaşı Harputlu Şekip Efendi yine 3.Alaydan nefer Düzce’nin Üsküp Nahiyesinden Veysel Ömer Keskin’in Yağlıker köyünden Veli Mehmet, Akhisar’ın Tatasut Köyünden İbiş Ömer” yazılıdır.


    Kurtuluş Savaşı Şehitliği (Dumlupınar)

    Kütahya Dumlupınar ilçesinde Kültür Bakanlığı Kurtuluş Savaşı şehitlerinin anısına üç şehitlik yaptırmıştır. Bu şehitliklerden ilki 30 Ağustos 1922 Başkomutan Meydan Savaşı’nda şehit düşen askerler için yaptırılan Cafer Gazi Tepe eteklerindeki Dumlupınar Şehitliği’dir. Bu şehitliğin projesi Y.Mimar Nejat Dinçel tarafından çizilmiştir. Şehitlik namazgâh, şadırvan ve mezarlık bölümlerinden oluşmaktadır. Bu şehitlikte 100 subay, 500 er ve erbaşın mezar taşı bulunmaktadır.

    Bu şehitliğin çevresine ayrıca dört anıt daha dikilmiştir. Bunlardan biri Prof.Tankut Öktem’in yapmış olduğu Atatürk, İnönü ve Fevzi Çakmak’ı birlikte gösteren heykeldir. Bunun yanında Prof.Haluk aaaonar’ın yapmış olduğu Kurtuluş Savaşı Anıtı ile Şehit Baba ve Oğul Anıtı bulunmaktadır.

    Bu şehitlik 30 Ağustos Büyük Taaruz’un 70.yıldönümünde 26 Ağustos 1992’de düzenlenen bir törenle açılmıştır.


    Haymeana ve Osman Gazi Anıtı (Domaniç)

    Kütahya Domaniç ilçesi Çarşamba Köyü’nde, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin ninesi, Ertuğrul Gazi’nin annesi Hayme Ana’nın anıtı bulunmaktadır.

    Ertuğrul Gazi Anadolu’ya geldiğinde kendisine Söğüt Kışlak, Domaniç de Yaylak olarak verilmiştir. Hayme Ana Domaniç’te ölmüş ve Ertuğrul Gazi tarafından Çarşamba’daki bir tepeye gömülmüştür. Sultan II.Abdülhamid Devlet Ana olarak anılan Hayme Ana’nın mezarını 1886 yılında buldurmuş ve üzerine bir türbe yaptırmıştır.

    Kütahya Valiliği Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 700.yılında bu türbeyi ve çevresindeki yapıları restore ettirmiştir. Ayrıca buraya Hayme Ana’nın bir anıtını yaptırmış ve çevresine de bir çeşme ile iki Kütahya evi yaptırmıştır. Her yıl burada Hayme Ana adına törenler düzenlenmektedir.

    Hayme Ana Anıtı dikdörtgen mermer bir kaide üzerindedir. Bu kaide üzerinde Hayme Ana oturur durumda, kucağında da torunu Osman Gazi küçük

    BİR ASLANIN HİKAYESİ
    HASAN TAHSİN​


    İzmir Basını'nın gururla andığı sembolü Şehit Gazeteci Hasan Tahsin aynı zamanda Türk Kurtuluş Hareketinin ilk kurşununu sıkarak bir milletin destanını başlattı.

    1919 Yılı 15 Mayıs'ında İzmir Limanını dolduran Yunan Donanmasının içinden karaya ayak basmak için sabırsızlanan Yunan Efzun alayını yaşlı gözlerle izleyen İzmirliler, tarihin en karagününü yaşıyordu. Mavi - Beyaz bayraklarla donatılmış Kordonboyu o sabah hiç de ışıldamıyordu. Rum kızları eteklerini savurarak şarkılar söyleyip dans ederken ,Yunan Efzun Alayı karaya ayakbastı. Bando önde Başpapaz Hristamos önderliğindeki Efzun Alayı arkada Kordon boyunda gövdegösterisine başlamıştı. Hemen orada bir kıraathanede saçları dağınık esmer tenı güneşten iyiceyanmış bir genç kendi kendine söyleniyordu 'Kollarını sallaya sallaya mı girecekler? Olmaz... Olamaz ki. Sonunda ölüm var .. Kan var. .Bunu anlamalılar.

    Bu genç Selanik'ten İzmir'e göç etmiş , Recep oğlu Osman Nevres beyden başkası değildi.Hasan Tahsin takma adını kullanıyordu. Selanik'te 1888 'de dünyaya gelen Hasan Tahsin orada Fevziye Lisesi'ni bitirdi. Devlet sınavını kazanıp Paris'te Sourbonne Üniversitesi Siyasi İlimlerAkademisi'ni bitirdi. İstanbul'a döndükten sonra, Osmanlı Devleti aleyhine Balkanları karıştıranİngiliz Buxton kardeşlerin bu faaliyetlerini önlemekle görevlendirildi. Buxton kardeşlere Bükreş'te birtünelde suikast düzenleyen Hasan Tahsin 10 yıla mahkum edildi. Birinci Dünya Savaşında, Bükreş'in Osmanlı Devleti ve müttefik Almanya tarafından alınmasından sonra , 2 yıl hapis yattığıbu yerden 1916 yılında kurtuldu. Mütarekenin karanlık günlerinde İzmir'e geldi. Osmanlı Sulh veSelamet Cemiyeti'nin sözcülüğünü yapan Hukuk-u Beşer (İnsan Hakları) Gazetesi'nin başyazarlığınıyapmaya başladı.

    Hukuk-u Beşer Gazetesi'nin başyazarı vatanperver Hasan Tahsin takma isimli Osman Nevres ogüne kadar kalemiyle , eylemleriyle bu istila akıbetini göstermeye çalışmış bir gazeteciydi. İştekorktuğu başına gelmiş , Efzun Alayı Kordonboyunda zafer çığlıkları atıyordu.Birden yerinden fırladı,aynı anda kendisini Yunan işgal askerlerinin karşısında buldu. Az önce kalemini hırsla kıranparmakları arasındaki Rovelver silahı ile ilk kurşunu attı. Kalabalığı yarıp tek başına fırlayan uzunboylu siyah elbiseli adamın attığıilk kurşun Efzun Alayının sancaktarını yere serdi. Sancaktar boğukbir sesle yere yıkılırken, o elindeki Rovelverle peşi sıra kurşun sıkmaya başladı. Hiç beklenmedik buateş karşısında, önce paniğe uğrayan Yunanlılar gerilediler , peşlerindeki Rum kalabalığıarasından denize düşenler görüldü. Fakat karşılarında ateş edenin yalnızca bir kişi olduğunu farkedenYunan Efzun Alayı hemen karşı ateşe başladı. Silahlardaki kurşunlar biten Hasan Tahsin, süngüdarbeleriyle şehit edildi. Hırslarını Hasan Tahsin'in vücudunu paramparça etmekle de alamayanEfzunlar, bu defa sağa sola tüfekle, mitralyözle ateşe başladılar, hatta denizden Yunan torpidolarıda ateşe katıldı. Bu sırada sivil halk arasından çok sayıda can veren oldu.

    Hasan Tahsin şehit edildiğinde 31 yaşındaydı. Güler yüzlü, neşeli bir vatansever olaraktanımlanan Hasan Tahsin, işgal acısına dayanamayan yüreğinin sesini dinleyip tek başına da olsa bir alaya savaş açacak kadar cesurdu. Atılan bu kurşun Türk Kurtuluş Savaşının meşalesiniyakarken, bütün dünyada Türk ulusunun bu işgali hazmedemeyeceğinin mesajını veriyordu.

    Bugün Konak Meydanı'nda bir elinde bayrağı diğer elinde Rovelveri ile anıtlaşan bu genç,TürkBasınının bir sembolü olarak tarihe gülümsüyor.

    Hasan Tahsin 15 Mayıs 1919 günü Konak Meydanı'nda İzmir'i işgal eden istilacı güçlere ilk kurşunu atan kahraman bir gazetecidir. Şehit olacağını bile bile ilk kurşunu atan Hasan Tahsin Türk basınının gurur kaynağıdır.

    İzmir Gazeteciler Cemiyeti'nin öncülüğünde,Türk ulusunun katkı ve desteğiyle 1974 yılında Şehit Gazeteci Hasan Tahsin ve arkadaşlarının anısına İzmir'in Konak Meydanı'nda "İlk Kurşun Anıtı" yaptırılmıştır. İlk Kurşun Anıtı düzenlenen görkemli bir törenle zamanın Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından açılmıştır.

    İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından her yıl 15 Mayıs'ta İzmir'in Konak Meydanı'nda İlk Kurşun Anıtı önünde düzenlenen törenle Şehit Gazeteci Hasan Tahsin minnet ve şükranla anılmaktadır.
     
  8. Sorry

    Sorry Member

    Mesajlar:
    134
    Aldığı Beğeni:
    7
    Ödül Puanları:
    18
    Cevap: Çanakkale Şehitleri

    VİZELİ ŞEHİTLER

    Çanakkale savaşında şehit düşmüş, bir Türk'ün erişebileceği en onurlu mertebeye erişmiş isimsiz arslanlarımızın ikisine Çanakkale Şehitleri Abidesine gidilen yoldaki kitabelerde rastladık. İkiyüz kadar şehidin isimlerinin yazılı olduğu kitabelerde iki Vize'li vardı: Mehmet oğlu Rasim ve Halil oğlu Ali. Bu iki şehidimizin nezdinde Çanakkale Savaşlarında, Balkan Savaşlarında, Allahüekber'de, Trablusgarp'ta,Yemen'de, Kurtuluş Savaşı'nda şehit düsmüş tüm isimsiz hemşerilerimizi rahmetle anıyoruz. .


    Aydın İli Aydın İstiklal Savaşı Anıtları

    Kurtuluş Savaşı Şehitler Anıtı (Merkez)

    Aydın Belediyesi’nin karşısında, Kurtuluş Savaşı sırasında Aydın için savaşırken şehit düşenlerin anısına 1926 yılında yapılmıştır. Anıt, beş basamaklı merdivenler üzerinde, altı parçalı mermer bir sütun halindedir. Anıtın dört yüzünde de 7 Eylül 1922’de Aydın’ın Yunanlılardan kurtuluşuna ait Osmanlıca yazılmış yazılar bulunmaktadır. Caddeye bakan yüzünde: “Burası bağrı yanık ninelerin öksüz ve yetim çocuklarının memleketidir. Onları unutma. 7 Eylül 1338”. Anıtın kuzeyde, Hükümet Binasına bakan yüzünde: “Ey zair, bu abidenin önünde dur, vatan için aşk ve rüyalarına veda etmiş kurbanları düşün. 7 Eylül 1338”. Anıtın diğer yüzünde: “Burası istiklal ve Hürriyet için şehit düşen mukaddes Türklerin mabedidir. 7 Eylül 1338”. Diğer yüzünde: “Burası istiklâl tarihini kanı ile yazmış Türklerin mabedidir. 7 Eylül 1338.” Yazılıdır.

    BİR ANTEP DESTANI
    ŞAHİN BEY​


    Şahin Bey'in Antep-Kilis Yolundaki Faaliyetleri

    Fransızlar, başlangıçta Antep'lilerden pasif direniş görüyorlardı. Antep ve köylüleri, Fransızlar ve Ermenilerin tahıl ve tahkimat ihtiyaçlarının karşılanmaması amacıyla erzak ve kereste satmıyorlardı. Antep'ten erzak tedarik edemeyeceklerini anlayan Fransızlar, yiyecek maddelerini diğer bölgelerden getirmek zorunda kaldılar.

    Fransızlar, ikmallerini devamlı olarak Antep-Kilis yolunu kullanarak yaptıklarından burası önem taşımaktaydı. Heyet-i Merkeziye aldığı tedbirlerle Maraş yolunu Fransızlara kapattıktan sonra Fransızların tümen karargahı olan Katma'dan ve Kilis Garnizonu'ndan Antep'e gelecek yardımlar önlenmiştir.

    Antep-Kilis yolunun müdafaası görevi ilk önce Mısırzade Nuri Bey'e verilmişti. İşte, tam bu sıralarda Şahin Bey Antep'e gelmişti. Şahin Bey'e bu lakap halk tarafından verilmiştir. Asıl adı Mehmet Sait'tir. 1877'de Gaziantep'in Bostancı Mahallesinde doğmuş, 1899'da Yemen'e er olarak gitmiştir. Yemen'de vazifesinde gösterdiği başarı neticesinde başçavuş olmuştur. 1911'de Trablusgarp Savaşlarına gönüllü olarak katılmıştır. Balkan Savaşlarında, Birinci Dünya Savaşında Çanakkale, Romanya, Filistin cephelerinde savaşmıştır. 1917 Ekim'inde ise Sina Cephesinde görev almış ve rütbesi teğmenliğe yükselmiştir. Bu arada İngilizlere esir düşmüş ve Mısır'da Seydi Beşir Kampı'nda Aralık 1919'a kadar kalmıştır. Mütarekeden sonra İngilizler Türk esirleri serbest bırakmışlar ve Şahin Bey de 13 aralık 1919'da İstanbul'a gelmiştir. Ali Rıza Paşa kabinesinde Harbiye Nazırı olan Cemal Paşaya müracaat ederek Antep'e yakın olan Birecik İlçesi Askerlik Şube Başkanlığı'na tayin olmuştur. Bu esnada Fransızlar, Antep'teki konumlarını güçlendirmek için Katma-Kilis-Antep yolu ile takviye kuvvetleri getirmekte ve bu yol üzerinde serbestçe hareket etmekteydiler.

    Antep Savunması'nı her şeyin üstünde tutan Şahin Bey, Çapalı Köyüne giderek burayı merkez yaptı, 100 kişilik bir kuvvet oluşturdu. Bir süre sonra Ulamasere gibi üç önemli yerde siperler kazdıran Şahin Bey, yolun kontrolünü tamamen sağladı.

    3 Şubat 1920 tarihinde Kilis'ten Antep'e hareket eden iki bölüğün himayesindeki 150 arabalı bir Fransız erzak kolu Şahin Bey kuvvetleri tarafından Kertil'de pusuya düşürülerek geri dönmek zorunda bırakılmıştır.

    4 Şubat 1920'de Kilis yoluna hakim olan milli kuvvetler telgraf hatlarını tahrip ederek, Fransızların Kilisler olan her türlü irtibatını kesmişlerdi. Bu esnada Antepliler, bir taraftan Şahin Bey'e cephane ve erzak göndermekte, diğer taraftan şehir içi teşkilatının tanzimine çalışmaktaydılar.

    Fransızlar, 18 Şubat ‘ta bu yoldan geçmeyi bir daha denediler fakat Şahin Bey kuvvetlerince mağlup edilerek Kilis'e geri çekildiler.

    Şahin Bey'in Şehit Düşmesi

    Fransızlarla ilk önemli çarpışma, Kızılburun tepelerinde, Kilis Kuvâ-i Milliye kuvvetlerinin de işbirliği ile yapıldı. İkinci büyük çarpışma, Kertil civarında oldu. Fransızlar Türk birliklerinin bulunduğu sahaları top ateşi ve makineli tüfek yağmuruna tutmaları üzerine Türk birlikleri çekilmek zorunda kaldılar. Savaşın üçüncü gününde, Şahin Bey hiç uyumamıştı. Oradan oraya koşarak kuvvetlerinin direniş gücünü artırmaya çalışıyordu.

    Fransızlar Şahin Bey'in kuvvetleri üzerine son kez top ve makineli tüfeklerle saldırdılar. Top ve mermi yağmuru altında sadece tüfekle karşı koymanın ölümle neticeleneceğini anlayan Şahin Bey'in kuvvetleri geri çekilmeye başladı. Şahin Bey'in yakınında bulunan arkadaşları birlikte çekilmek için Şahin Bey'e ısrar ettiler. O, çekilmeyi her defasında reddetti. Elmalı Köprüsü taşlarını kendine siper ederek Fransızlara ateş etmeye devam etti. Şahin Bey Fransız piyadelerinin süngü darbeleri altında 28 Mart 1920 tarihinde şehit düştü. Onun şahadeti üzerine Milli Kuvvetler daha gerilere, Antep kuzeyine doğru çekildiler.

    Şahin Bey'in şehit olması ve Türk Kuvvetlerinin yenilgiye uğraması Anteplileri çok üzmüştü. Fakat bu sırada Kılıç Ali Bey'in Antep'e gelişi, Anteplilerin maneviyatını yeniden yükseltti. Mustafa Kemal'in emri üzerine Sivas'tan hareketle Maraş'a gelmiş olan Kılıç Ali Bey, Antep Heyet-i Merkeziye'sinin isteği üzerine buradan Antep'e gönderilmiştir. Antep'teki Milli Kuvvetlerden Kilis'te Kamil Polat, Nizip'te Habeş, Urfa'da Ali Saip Bey ve Pehlivanzade Nuri'nin milis kuvvetleri bulunuyordu. Bunların bir komuta altında birleştirilmesini planlayan Kılıç Ali, Antepliler'in savunma gücünü artırmıştır.

    GAZİANTEP ŞEHİTLER DİYARI

    MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANLARI


    ŞEHİT KAMİL

    21 Ocak 1920 Cuma günü, 14 yaşındaki Mehmet Kâmil annesiyle dedesinin evinden geliyorlardı. İkisinin de sırtında hasır örmek için dedesinin evinden aldıkları parçalar vardı. Fransızlarla harp daha başlamamıştı. Vakit akşam üstüydü. Fransızların fırın olarak kullandığı bir binanın önünden geçerken, Kozanlı tarafından gelen birkaç Fransız askeri birden Mehmet Kâmil'in annesinin önünü kesip peçesini açmak istediler. Mehmet Kâmil'in annesi bir yandan bağırıyor bir yandan da peçesini açmak isteyen Fransız askerlerine karşı kendisini müdafaa etmeye çalışıyordu. Anasının saldırıya uğradığını gören Kâmil yerden aldığı taşları Fransız askerlerine atıyordu. Tam o sırada ortalığı bir çığlık kapladı. Mehmet Kâmil, Fransız askerlerinin tüfeklerinin süngüsüyle şehit edilmişti. Mehmet Kâmil'in katledilmesiyle Antep müdafaasının ilk şehidi verilmişti.

    ŞAHİN BEY

    1877'de Gaziantep'in Bostancı Mahallesinde doğmuş, 1899'da Yemen'e er olarak gitmiştir. Şahin Bey'e bu lakap halk tarafından verilmiştir. Asıl adı Mehmet Sait'tir. Yemen'de vazifesinde gösterdiği başarı neticesinde başçavuş olmuştur. 1911'de Trablusgarp Savaşlarına gönüllü olarak katılmıştır. Balkan Savaşlarında, Birinci Dünya Savaşında Çanakkale, Romanya, Filistin cephelerinde savaşmıştır. 1917 Ekim'inde ise Sina Cephesinde görev almış ve rütbesi teğmenliğe yükselmiştir. Bu arada İngilizlere esir düşmüş ve Mısır'da Seydi Beşir Kampı'nda Aralık 1919'a kadar kalmıştır. Mütarekeden sonra İngilizler Türk esirleri serbest bırakmışlar ve Şahin Bey de 13 aralık 1919'da İstanbul'a gelmiştir. Ali Rıza Paşa kabinesinde Harbiye Nazırı olan Cemal Paşaya müracaat ederek Antep'e yakın olan Birecik İlçesi Askerlik Şube Başkanlığı'na tayin olmuştur. Bu esnada Fransızlar, Antep'teki konumlarını güçlendirmek için Katma-Kilis-Antep yolu ile takviye kuvvetleri getirmekte ve bu yol üzerinde serbestçe hareket etmekteydiler.

    Antep Savunması'nı her şeyin üstünde tutan Şahin Bey, Çapalı Köyüne giderek burayı merkez yaptı, 100 kişilik bir kuvvet oluşturdu. Bir süre sonra Ulamasere gibi üç önemli yerde siperler kazdıran Şahin Bey, yolun kontrolünü tamamen sağladı.

    3 Şubat 1920 tarihinde Kilis'ten Antep'e hareket eden iki bölüğün himayesindeki 150 arabalı bir Fransız erzak kolu Şahin Bey kuvvetleri tarafından Kertil'de pusuya düşürülerek geri dönmek zorunda bırakılmıştır.

    4 Şubat 1920'de Kilis yoluna hakim olan milli kuvvetler telgraf hatlarını tahrip ederek, Fransızların Kilisler olan her türlü irtibatını kesmişlerdi. Bu esnada Antepliler, bir taraftan Şahin Bey'e cephane ve erzak göndermekte, diğer taraftan şehir içi teşkilatının tanzimine çalışmaktaydılar.

    Fransızlar, 18 Şubat ‘ta bu yoldan geçmeyi bir daha denediler fakat Şahin Bey kuvvetlerince mağlup edilerek Kilis'e geri çekildiler.

    Fransızlarla ilk önemli çarpışma, Kızılburun tepelerinde, Kilis Kuvâ-i Milliye kuvvetlerinin de işbirliği ile yapıldı. İkinci büyük çarpışma, Kertil civarında oldu. Fransızlar Türk birliklerinin bulunduğu sahaları top ateşi ve makineli tüfek yağmuruna tutmaları üzerine Türk birlikleri çekilmek zorunda kaldılar. Savaşın üçüncü gününde, Şahin Bey hiç uyumamıştı. Oradan oraya koşarak kuvvetlerinin direniş gücünü artırmaya çalışıyordu.

    Fransızlar Şahin Bey'in kuvvetleri üzerine son kez top ve makineli tüfeklerle saldırdılar. Top ve mermi yağmuru altında sadece tüfekle karşı koymanın ölümle neticeleneceğini anlayan Şahin Bey'in kuvvetleri geri çekilmeye başladı. Şahin Bey'in yakınında bulunan arkadaşları birlikte çekilmek için Şahin Bey'e ısrar ettiler. O, çekilmeyi her defasında reddetti. Elmalı Köprüsü taşlarını kendine siper ederek Fransızlara ateş etmeye devam etti. Şahin Bey Fransız piyadelerinin süngü darbeleri altında 28 Mart 1920 tarihinde şehit düştü.

    KARAYILAN

    Asıl adı Mehmet olan Karayılan; Gaziantep'in 40 km. kuzeyinde Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesi Höcüklü köyü Elifler mezrasında 1888 yılında doğmuştur.

    Karayılan, hayvan sürüleri bulunan ve çevresine göre zengin sayılan bir köylü ailesine mensuptu. Karayılan'ın babası 1904 yılında Ermeni eşkıyaları tarafından obasına yapılan baskın sırasında şehit edilmiştir. Bu tarihte Karayılan 16 yaşındaydı.

    Genç yaşta yalnız kalan Karayılan, kendi kendine okuma-yazmayı öğrenmiş, bir süre köy imamlığı yapmıştır.

    Birinci Dünya Savaşı'nda Rus Cephesinde savaşmış, çeşitli yararlıklar göstermiş ve çavuşluğa terfi ettirilmiştir. Bu savaşta ayağından yaralanarak Malatya Hastanesi'nde tedavi edilen Karayılan, daha sonra köyüne dönmüştür. Hükümet kuvvetleriyle birlikte eşkıya Bozan Ağa'yı vurmuş, avanesini dağıtmıştır.

    Antep savaşı şiddetlenince çetesiyle Karabıyıklı'da düşmana ilk ve kesin darbeyi indiren Karayılan, Kuvâ-yi Milliye safına katılmıştır. Daha sonra Dülük köyüne gelerek şehri kuşatan Fransız çemberini yarmış ve Antep'e girmiştir. Karargah olarak önce Bekirbey sonra Karagöz camisini kullanmıştır. Şehir içi ve şehir dışı savaşlarına katılmıştır. Kendisine Şıhın Dağı'ndaki ( Sarımsak Tepe ) Fransızları püskürtmesi emri verilen Karayılan, bu çarpışmada ( 24 Mayıs 1920 tarihinde ) şehit düşmüştür.

    Bu olayla birlikte Karayılan ismi, Antep Halkını temsil eden kahramanlardan biri olmuştur.
     
  9. Sorry

    Sorry Member

    Mesajlar:
    134
    Aldığı Beğeni:
    7
    Ödül Puanları:
    18
    Cevap: Çanakkale Şehitleri

    Şehitlerimizi Saygıyla Anıyoruz . ALLAH Mekanlarını Cennet Eylesin .
     
  10. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    8.414
    Aldığı Beğeni:
    680
    Ödül Puanları:
    113
    Toprak deyip geçme,düşün altında yatan binlerce kefensiz yatanı ... Allah'tan rahmet diliyorum tüm şehitlerimize.
     

Sayfayı Paylaş