Çocuk hastalıkları

Konusu 'Hamilelik Dönemi, Anne ve Çocuk' forumundadır ve ChUcKy's LoVe tarafından 21 Aralık 2006 başlatılmıştır.

  1. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Addison Hastaliği:böbreküstü Bezi Yetersizliği


    TEMEL BİLGİLER

    TANIMLAMA

    Böbreküstü bezinin primer hastalığına bağlı yetersiz çalışması surumudur.Böbrek üstü bezinin tamamının veya bir kısmının hasarı nedeniyle oluşur. % 80 vakada bağışıklık sisteminde bozukluk ana sebeptir. Tüberküloz ikinci sıradadır. AİDS, son yıllarda artan nedenlerdendir
    • Sürrenal krizi- Böbrek üstü bezini yetmezliğinin ani ve şiddetle gelişmesi sonucu oluşan ciddi bir taplodur.
    • Genetik: Genetik geçiş ispatlanmıştır.
    • Yaş: Her yaşta görülebilir
    • Cinsiyet: Kadınlarda daha fazladır

    BELİRTİ VE BULGULAR
    • Kuvvetsizlik
    • Yorgunluk
    • Kilo kaybı
    • Tansiyon düşmesi
    • Deride koyulaşma
    • Zayıflama
    • Kusma
    • İshal
    • Soğuğa toleransın azalması

    NEDENLERİ
    •Bağışıklık sisteminde bozumaya bağlı böbrek üstü yetmezliği
    •Sebebi bilinmeyen böbrek üstü bezi yetersiz büyümesi
    • Mantar hastalığı (histoplazmoz. blastomikozis)
    • Sarkoidoz hastalığıının böbrek üstü bezine sirayet etmesi
    • Böbrek üstü bezi içine kanama
    • Hemokromatozis hastalığı
    • Ameliyatla her iki böbrek üstü bezinin alınması.
    • Böbrek üstü bezi tümörleri
    • Bazı hastalıklara(Tüberküloz Sarkoidoz vs) bağlı böbrek üstü bezinine protein tabiatında madde birikmesi (Amiloidoz)
    •AİDS

    RİSK FAKTÖRLERİ
    • Bağısıklık sisteminde bozukluğa bağlı Böbrek üstü yetmezliğinde aile hikayesi vardır
    • Uzun süre steroid kullanımı, ciddi infeksiyon, travma veya cerrahi işlemler sonrası

    TANI

    LABORATUAR
    • Düşük serum sodyumu (130 mEq/ L'den az)
    • Yüksek serum potasyumu (5 mEq/l_'den fazla)
    • BUN yükselir
    • Kortizol düşer, renin yükselir
    • ACTH seviyesi yükselir
    • Orta derecede nötropeni

    ÖZEL TESTLER
    • Cosyntropin adlı madde 0,25 mg damardan injekte edilir.Enjeksiyondan önce ve sonra kortizol seviyesi ölçülür. Addison hastalığında düşük veya normal bulunur.

    GÖRÜNTÜLEME
    • Batın bilgisayarlı tomografisimde böbrek üstü bezlerinde anormal büyüklük veya küçüklük.
    • Batın grafisinde böbrek üstü bezinin olduğu bölgede kireçlenme odakları.
    • Göğüs grafisi: kalp konturlarının küçülmesi


    TEDAVİ
    • Ayaktan tedavi hafi veya orta vakalrda yapılır
    • Adrenal krizde hastaneye yatırmak şarttır.

    GENEL ÖNLEMLER
    . Adrenal yetmezliği, glukokortikoid ve mineralokortikoid ile tedavi edilir

    AKTİVİTE
    Tolore edebildiği kadar

    DİYET
    Sodyumve Potasyum dengesi sağlayacak diyet önerilir.

    TERCİH EDİLEN İLAÇLAR

    • Hidrokortizon Fludrokortizon Prednisone gibi kortizon preparatları kullanılır.
    • Karaciğer hastalığı olanlarda doz azaltılır.
    • Kullanılan doz yavaş yavaş azaltılır

    ÖNLEM / KAÇINMA
    • Addison hastalığının önlemi bilinmemektedir.

    BEKLENEN GELİŞME VE PROGNOZ
    • Uygun tedavide sonuçlar iyidir
    • Aktuf tüberküloz ve mantar infeksiyonlarında ilaç tedavisi gerekir



    KAYNAKLAR
    Felig, P., Baxter, J.D, Broadus, A.E., et al, (eds): Endoçrinology and metabolism. 2 nd Ed. New York, McGraw-HİII, I987
    • Hershman, J.M.: Endocrine Pathophysiology: A Patient- Oriented Approach, 3 rd Ed Philadelphia, Lea Febiger, I988
    Yazarı Dr. E. Lightner
     
  2. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Akromegali: Kontrolsüz Büyüme Hastaliği

    AKROMEGALİ: KONTROLSÜZ BÜYÜME HASTALIĞI



    TANIM
    Akromegali, hipofiz bezinin aşırı büyüme hormonu salgılaması sonucunda oluşan bir hastalıktır. Ergenlik öncesinde ortaya çıkışı oldukça nadirdir ve bu durumda hastalığa jigantizm (devlik) ismi verilir. Çoğunlukla 30-60 yaş arasındaki erişkinlerde görülür. Hastalık erkeklerde ve kadınlarda eşit oranda görülür. Büyüme hormonu aşırı salgısı sonucu yüz görüntüsü değişir, kabalaşır, hastalar baş ağrısı, terleme, el-ayaklarda büyüme ve yorgunluktan şikayet ederler. Fazla salgılanan büyüme hormonu; kalp, solunum sistemi, hormonal sistem başta olmak üzere pek çok organı etkiler ve ölüm riskini 2-4 kat arttırır.
    AKROMEGALİ SEBEPLERİ:
    Hastaların % 90'ında sebep hipofiz bezindeki tümördür. Hipofiz bezi beyin tabanında bulunan, büyüme-gelişme, üreme ve metabolizma ile ilgili hayati hormonların salındığı ufak bir bezdir. Büyüme hormonu da hipofiz bezinden salınan ve isiminden de anlaşılacağı üzere büyümeyi sağlayan bir hormondur. Akromegaliye sebep olan tümörler çevredeki sağlam beyin dokusuna baskı yaparak baş ağrısı ve görme bozukluklarına neden olurlar.

    AKROMEGALİ TEŞHİSİ:
    Akromegali bulgularının çok yavaş ilerlemesi nedeniyle tanı hastalık başladıktan yıllar sonra konulmaktadır. Şüphenilen durumlarda; büyüme hormonunun vücutta etkisini gerçekleştiren, insülin benzeri büyüme faktörlerinin düzeyi, şeker yükleme sırasında büyüme hormonu, prolaktin ve diğer hipofiz bezi hormonlarının tayini yapılır. Hastanın eski fotoğraflarının yenileriyle karşılaştırılması da tanıyı destekler.Akromegaliye sebep olan tümör çok yavaş büyüdüğü için şikayetler uzun zaman içinde yavaş yavaş ortaya çıkar. Sık karşılaşılan yakınmalar aşağıdaki gibidir:

    - Ellerde ve ayaklarda büyüme, ayakkabı
    numarasında artış,
    - Yüzüklerin parmağa dar gelmesi
    - Yüz hatlarında kabalaşma, çenenin uzaması
    - Ciltte kalınlaşma ve / veya esmerleşme,Terlemede artma
    - Seste kalınlaşma
    - Dil, dudaklar, burunda büyüme
    - Eklem ağrısı
    - Genişlemiş kalp
    - Diğer organların büyümesi
    - Kollarda ve bacaklarda yorgunluk
    - Horlama
    - Yorgunluk ? halsizlik
    - Baş ağrısı
    - Görmede daralma
    - Kadınlarda adet bozuklukları
    - Kadınlara göğüsten süt gelmesi
    - Erkeklerde iktidarsızlık


    AKROMEGALİ TEDAVİSİ:
    Tedavinin amacı artmış olan büyüme hormonu seviyelerini normale indirmek, büyüyen tümörün sebep olduğu baskıyı ortadan kaldırmak, normal hipofiz fonksiyonlarının devamının sağlanması ve hastanın şikayetlerinin giderilmesidir. Tedavi seçenekleri cerrahi ile tümörün çıkarılması, ilaç tedavisi ve radyoterapidir. Hastalık tedavisiz bırakıldığında, diabetes mellitus, yüksek tansiyona sebep olmakta, hastaların kardiovasküler hastalıklardan ve çeşitli kanserlerden ölümleri, kendi yaş grupları ile karşılaştırıldığında artmaktadır.
     
  3. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Aldesteron Fazlaliği.(hiperaldestorizm, Conn Sendromu)

    ALDESTERON FAZLALIĞI.(HİPERALDESTORİZM, CONN SENDROMU)


    TEMEL BİLGİLER
    TANIMLAMA
    Böbreküstü bezinde(Sürrenal) üretilen bir hormon olan Aldosteron salgısının artması, Böbreklerde üretilen renin adı verilen maddenin düşüklüğü , Potasyum düşüklüğü , sistemik tansiyon yükselmesi ile karakterize olan nadir bir hastalıktır.

    NEDENLERİ
    • En sık görülen (% 60) neden tek taraflı böbrek üstü bezin tümörleri olup,Tek taraflı böbrek üstü bezinin çıkarılması ile tedavi sağlanır.
    • Sebebi bilinmeyen aldesteron fazlalığı (IHA).% 35 oranında görülür. Bu hastalar Cerrahi tedaviden fayda görmezler .Bazen hayat boyu devam eden ilaçla tedavi yapılması gerekebilir.

    Yaş:
    Genellikle 30 ve 60 yaş arasında görülür.

    Cinsiyet:
    kadınlarda erkeklere göre % 40 daha fazladır

    BELİRTİ VE BULGULAR
    • Hastaların çoğunda herhangi bir şikayet olmaz.
    • Potasyum düşüklüğüne bağlı kas güçsüzlüğü, kramplar,baş dönmesi,görme bozuklukları,baş ağrısı,bazen bulantı ve kusma,çarpıntı, çok su içme , çok idrara gitme olur.
    • Ayaklarda şişme ( Ödem)
    • Tansiyon yükselmesi
    • Kan şeker seviyelerinde yükselme
    • Ultrasonda böbrekde görülen basit kistler, Conn hastalarında daha fazla görülür.


    GÖRÜNTÜLEME
    •Böbreküstü bezinin bilgisayarlı Tomografisi ve MR 5 mm'lik kesitlerle taranarak tömörün varlığı gösterilmeye çalışılır.

    TEDAVİ

    GENEL ÖNLEMLER
    • Tek taralı böbreküstü bezinin selim tümörüne bağlı tablolarda tedavi kesinlikle cerrahidir.
    • Düşük sodyum diyeti verilir(Tuz kısıtlaması)
    • Hasta İdeal vücut ağırlığına indirilir.
    • Sigara yasaklanır.
    • Potasyum kısıtlanır.
    • Tansiyon düşürücü ajanlar kullanılır.

    KAYNAKLAR
    • Young, W.F., Jr Hogan M.J: Renin-independent hypermineraiocoicoidism Trends endorcrinol Metab., 5:97; 1994
    • VVeinberger, M.H.,et al.: Primary aldosteronism in diagnosis, localization and treatment Ann intem Med. 90:386,1979
    Yazar Dr. W.F. Young
     
  4. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Anaflaksi: Allerjik şok

    ANAFLAKSİ: ALLERJİK ŞOK


    TANIM:
    Alerjinin en korkulan, en ağır ve tehlikeli şekli olan anaflaksi, vücudun tümünü ilgilendiren yaygın alerjik reaksiyonlara bağlı olarak gelişir. Anaflaksi, alerjik şok ismiyle de bilinir; erken tanınıp acil olarak tedavi edilmediğinde kişiyi şok ya da ölüme kadar götürebilir. Gazetelerde okuduğumuz ‘Penisilin iğnesi yapıldı, yaşamını yitirdi’ veya ‘Arı sokmasından öldü...’ gibi olayların nedeni hep anaflaksidir. Ülkemizde her yıl ortalama olarak 100 kişinin anaflaksiden dolayı yaşamlarını yitirdikleri söylenebilir.

    ANAFLAKSİNİN SEBEPLERİ:
    Anaflaksiye sebep olabilen pek çok madde vardır:

    İlaçlar (penisilin, sefalosporin ve diğer antibiyotikler; aspirin, ağrı kesici ve romatizma ilaçları, lokal anestezikler, röntgen çekilirken kullanılan kontrast maddeler...)

    Serumlar ve aşılar

    Kan ve kan ürünleri

    Yiyecekler (Yumurta, süt, domates, fıstık, deniz ürünleri...)

    Yiyeceklere konan katkı maddeleri

    Bozulmayı önleyici maddeler (Sülfitler)

    Renklendiriciler (Tartrazin)

    Tat vericiler (Glutamat)

    Fiziksel etkenler: Egzersiz, soğuk

    Çeşitli maddeler: Lateks, sperm


    ANAFLAKSİNİN BELİRTİLERİ:
    Anaflaksi, kişinin duyarlılığına ve alınan alerjenin miktarına göre değişik tablolara neden olur. Başta deri, alt ve üst solunum yolları, dolaşım ve sindirim sistemi olmak üzere pek çok organ sistemine ait belirtiler ortaya çıkar.
    Anaflaksi, çok ani olarak ortaya çıkan bir durum olduğu için sadece doktorlar tarafından değil, herkesçe bilinmesi, tanınması ve ilk acil müdahalenin hemen yapılması, hastanın yaşamının kurtarılması bakımından çok önemlidir. Alerjenin alım yolu ve vücuda giriş hızı da anaflaksinin ağırlığını belirleyen önemli faktörlerdir. Mesela, penisilin iğnesi penisilin hapına göre çok daha ağır bir anaflaksiye yol açar!
    Anaflaksi belirtileri, alerjenle karşılaşıldıktan hemen birkaç dakika sonra başlar, 15-20 dakikada zirveye çıkar ve 1 saat içinde de azalmaya yüz tutar. Anaflaksi, bazı kişilerde belirtiler tamamen kaybolduktan 8-24 saat sonra tekrarlayabilir. Bu nedenle, anaflaksi saptanan bir kişinin en azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması gerekir.

    ANAFAKSİNİN GELİŞİMİ VE TEHLİKE SİNYALLERİ:
    Anaflakside, solunum ve dolaşım sistemini ilgilendiren belirtiler ciddi bir krizin işaretleridir.
    Solunum sistemi belirtileri: Burunla ilgili olarak kaşıntı, su gibi akıntı, hapşırma, burun tıkanıklığı... gibi belirtiler vardır. Ses tellerinin şişmesi (gırtlak ödemi), ses kısıklığı ve konuşma güçlüğü yaratabileceği gibi, bu darlığın çok fazla olması nefes alıp vermeyi güçleştirir, hatta tamamen imkansız kılar ve ölüme neden olur.
    Bazı hastalarda ise astımlılarda olduğu gibi inatçı öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığı gelişir.Dolaşım sistemi belirtileri: Çarpıntı, düzensiz ve hızlı kalp atışları, göğüs ağrısı, baş dönmesi.. vardır. Kan basıncının düşmeye başlaması ciddi bir anaflaksinin habercisidir. Yaşlı hastalar kalp krizi de geçirebilirler.
    Sindirim sistemi belirtileri: Karında kramp tarzında ağrılar, bulantı, kusma, karında şişkinlik ve gerginlik, ishal ortaya çıkar.
    Diğer belirtiler: Bu sistemlere ait belirtilerden başka birçok hastada, terleme, idrar kaçırma, baş ağrısı, şuur bozukluğu, halüsinasyon.. görülür.
    Anaflakside ölüm: Anaflakside ölüm nedeni gırtlak ödemi veya inatçı tansiyon düşüklüğü veya kalp krizidir.

    ANAFLAKSİ TEDAVİSİ:

    Anaflaksi çok acil bir durumdur. Kişiye hemen girişimde bulunulmadığı zaman kısa zamanda ölüme sebep olabilir. Bu sebeple, anaflaksi belirtileri saptanır saptanmaz bir taraftan en yakın doktor veya hastaneye ulaşılmaya çalışılırken, diğer taraftan yapılması gereken bazı işlemler vardır.

    Alerjenin vücuda girdiği yer belli ise (Arı sokmasında olduğu gibi!), o bölgeye hemen turnike yapılarak zehirin kana karışması engellenir. Varsa, arının iğnesi çıkartılır.

    Kişi sırtüstü yatırılır ve bacakları yukarı kaldırılır. Bu sayede beyin ve kalp gibi önemli organlara daha fazla kan gitmesi sağlanır.

    Hasta sıcak tutulur.

    Mümkünse oksijen verilir.

    Anaflakside yaşam kurtarıcı ilaç ADRENALİN’dir. 1:1000’lik adrenalin, 0,3-0,5 ml dozunda 20 dakika arayla cilt altına zerk edilir.

    Anaflaksi tedavisinde yararlanılan diğer ilaçlar kortizon ve antihistaminikler’dir. Astım krizi belirtileri olan hastalara bronş spazmını azaltan nefes açıcı ilaçlar da verilmelidir.

    Kan basıncı düşük olan hastalara hem kan basıncını yükselten ilaçlar (vazopressörler) hem de damar yoluyla sıvı uygulanır.

    Gırtlak ödemi nedeniyle asfiksi (boğulma) belirtileri gösteren hastalara nefes alabilmeleri için acil trakeostomi (ana nefes borusuna dışarıdan delik açılması) gerekir.


    ANAFLAKSİDEN KORUNMA:

    Daha önce anaflaksi geçirmiş olanlar, durumlarını bildiren bir kart veya künye taşımalıdırlar.

    Anaflaksi nedeniyle ölüm tehlikesi atlatanların yanlarında sürekli olarak adrenalin bulundurmaları gerekir. Bu kişilere adrenalini hangi durumda, nasıl uygulayacakları da öğretilmelidir.

    Anaflaksiye neden olan etkenlerden (ilaç, yiyecek...) uzak kalınmalıdır.

    Anaflaksi tanımlayan hastalara iğne şeklindeki ilaçlardan çok hap veya şurup verilmelidir.

    Anaflaksi tanımlayan hastalara ß-bloker sınıfı ilaçlar verilmemelidir.

    En azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması gerekir.
     
  5. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Ani Bebek ölümü Sendromu: Beşik ölümü Sendromu

    ANİ BEBEK ÖLÜMÜ SENDROMU: BEŞİK ÖLÜMÜ SENDROMU
    TANIM:
    Ani bebek ölümü sendromu (ABÖS), 1 yaşından küçük bebeklerin bilinmeyen nedenlerle aniden ölmelerini tanımlayan bir terimdir. Ani bebek ölümü sendromu (beşik ölümü olarak da bilinir) gelişmiş ülkelerde 1-12 aylık bebekler arasında en sık görülen ölüm nedenidir.
    Birkaç tıbbi araştırmada, bu sendromla ilişkili biyolojik ve çevresel risk etmenlerinin belirlenmiş olmasına karşın gerçek nedenle ilgili kesin bilgi yoktur. Dünya çapında yapılan birçok çalışmada yüzükoyun (karnının üstüne) yatırılan çocukların yüksek risk altında oldukları gösterildi. Bebeklerin yatırılma pozisyonu ülkeler arasında farklılık gösteriyor; ABD'deki bebekler on yıl önce çoğunlukla yüzükoyun yatırılıyordu. Daha sonra bazı ülkelerde olduğu gibi ABD'de de annebabalar sağlıklı bebeklerin sırtüstü yatırılması için teşvik edilmeye başlandı.

    JAMA'da yayımlanan üç yeni araştırma, bu konuda hâlâ başka çalışmalara gereksinim olduğunu ortaya koydu. Ulusal Çocuk Sağlığı ve İnsan Gelişimi Enstitüsü'nün (National Institute of Child Health and Human Development: NICHD) bir çalışmasında ABD'de yüzükoyun yatırılan bebeklerin oranının 1992 yılında %70 olduğu, ancak 1996 yılında %24'e düştüğü saptandı. Aynı süre içinde ani bebek ölümü sendromu yaklaşık %38 azaldı. NICHD'nin yürüttüğü ikinci çalışmada, düşük gelir düzeyine sahip, Afrika kökenli Amerikalı annelerin bebeklerini yüzükoyun yatırma olasılığının daha fazla olduğu belirlendi. Araştırmacılara göre, doğumdan sonra bebeğinin hastanede yüzükoyun yatırıldığını gören annelerin %93'ü evde de aynı pozisyonda yatırıyor.

    Massachusetts ve Ohio'daki yaklaşık 8000 annenin yer aldığı başka bir çalışmada bebeklerini bir aylıkken yüzükoyun yatıran annelerin oranı sadece %18 iken, bebekleri üç aylık olduğunda bu pozisyonda yatırmaya başlayan annelerin oranının %29'a yükseldiği belirlendi.
    Araştırmacılar bu artışın, annelerin ailelerinden, arkadaşlarından, başka çocuklardan ve bebeklerinin davranışlarından etkilenmeleri sonucu ortaya çıktığını bildiriyorlar. Araştırmacılar, bebeklerin yüzükoyun yatırılmasını önlemek amacıyla Afrika kökenli Amerikalılar ya da İspanyol kökenliler, düşük gelir düzeyine sahip, 29 yaşından genç, daha önce çocuk sahibi olmuş ya da 8 haftalıktan küçük bebeği olan, yüksek risk grubundaki annelere yönelik eğitim programlanna gereksinim olduğunu belirtiyorlar. Ayrıca, hastanelerde de yeni doğan bebeklerin sırtüstü yatırılarak doğru uyku pozisyonunun yerleştirilmesi gerektiği vurgulanıyor.

    ANİ BEBEK ÖLÜMÜ SENDROMUNA İLİŞKİN RİSK ETMENLERİ:

    Araştırmacılar, ani bebek ölümü sendromunun nedenini bilmemelerine karşın, olasılığı artıran etmenleri tanımladılar:

    Yüzükoyun uyuyan bebekler
    Sigara dumanına maruz kalan bebekler
    Anneleri gebelik döneminde sigara içenler
    Anneleri ilk hamileliği sırasında 20 yaşından küçük olanlar
    Anneleri doğum öncesi sağlık bakımı için hiç başvurmayanlar ya da geç başvuranlar
    Erken doğan ya da düşük doğum ağırlıklı bebekler
    Kış aylarında doğanlar
    Erkek bebekler

    RİSK AZALTMANIN YOLLARI:
    Ani bebek ölümü sendromunu önlemenin güvenli bir yolu olmamasına karşın, riski azaltabilecek önlemler şunlardır:

    Bebekleri sırtüstü yatırmak
    Doğumdan önce iyi bir sağlık bakımı
    Sigara içilmeyen bir çevre
    Sert bir yatak
    Bebeğin altına yastık ya da battaniye gibi yumuşak malzemeler yerleştirmemek
    Bebeği çok sıcak ortamda bulundurmamak (giydirerek, örterek ya da aşırı sıcak bir odada yatırarak)
    Rutin kontrolleri ve aşıları yaptırmak
    Hafif bir hastalıktan sonra bile bebeği birkaç gün yakından gözlemlemek

    KAYNAKLAR:
    National Institute of Child Health and Human Development "Back to Sleep" Campaign 31 Center Drive, Room 2A32 MSC 2425 Bethesda, MD 20892-2425 800/SOS-CRIB or www.nih.gov/nichd/
    Sudden Infant Death Syndrome Alliance 800/221-SIDS or www.sidsalliance.org
    American Academy of Pediatrics SASE (business sizel to: SIDS Fact Sheet AAP P.O. Box 927 Elk Grove Village, IL 60009 National lnstitute of Child Health and Human Development, SlDS Alliance, American Academy of Pediatrics, AMA's Encyclopedia of Medicine
    __________________
     
  6. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Anemİ:kansizlik

    TANIM:
    Anemi (kansızlık) pekçok farklı şekilde tanımlanabilen kan rahatsızlığı olarak bilinmektedir. Bu kan rahatsızlığını kırmızı kan hücrelerinin fonksiyonlarında ve sayısındaki anormallik şeklinde ifade edebiliriz. Kırmızı kan hücreleriniz kırmızı rengini hemoglobinden alır, demir içeriği zengin protein oksijeni ciğerlerden vücudun diğer bölgelerine taşır. Anemi kırmızı kan hücrelerinin sayısını azalttığında ya da hücrelerin taşıyabileceği hemoglobin miktarını azalttığında vücudunuzun dokuları oksijenden yoksun kalır. Oksijen eksikliği tipik anemia türleri bulgularını üretir.Bu anemi bulguları: güçsüzlük, aşırı yorgunluk, solgun bir ten, nefes darlığı, düsensiz kalp atışıdır. Hatta çok şiddetli anemi felç, kalp krizi ve kalp tıkanıklığına da yol açabilmektedir. Demir eksikliği gibi bazı anemi türleri doğrudan kendileri rahatsızlığı yaratırken bazı anemilerde ise ardında dalak büyümesi ya da anti kanser ilaçlarının alımıyla sonuçlanan hemolitik anemia gibi bir hastalık yatmaktadır. Bazı anemi hastalıkları kolayca tedavi edilebilirken bazıları ise kronik ve hayatı tehdit edicidir. Sağda sağlıklı yapıdaki kan hücrelerini görüyorsunuz. Aynı biçimde ve büyüklükteki kırmızı kan hücreleri normal bir büyüme ve hemoglobin üretimini oluşturuyor.

    EN SIK RASTLANILAN ANEMİ TÜRLERİ:

    Demir Eksikliğine Bağlı Anemi :
    Vücudun yeni hemoglobin oksijen taşıyan kırmızı hücrelerdeki proteini yaratabilmesi için demire ihtiyacı vardır. Eksik demir alımı demir eksikliğine bağlı anemiye neden olur. Demir eksikliğine bağlı anemilerin neredeyse çok önemli kısmı bazı kronik kanamaların sonucunda meydana gelir. Örneğin; burun kanamaları, basur, mide ya da bağırsak ülseri, polip, gastroenterital kanser ve aşırı adet kanamaları gibi... Vücut bu aşırı kanamalar sırasında yüklü miktarda demir kaybeder. Daha az görülebilen demir eksikliğine bağlı anemi demiri emme yeterli mide asiti olmayan daha yaşlı insanlarda da gelişebilir.

    Demire bağlı aneminin kendine özel bulguları:
    Yiyecek dışındaki şeylere istek. örneğin; toprak, buz, kireç taşı, nişasta gibi..
    Ağız kenarında ve tırnaklarda çatlaklar
    Tırnaklarda biçimsizlik; kaşık biçimini almaları gibi..
    Tahriş olmuş dil.

    Demir eksikliği anemisinin nedenleri:
    Yetersiz demir alımı:Gıdalarla dışarıdan alınan demirin yetersizliği halinde oluşur. Sosyo ekonomik düzeyi düşük toplumlarda, beslenme alışkanlıkları yanlış olan toplumlarda sık görülmektedir. Ek besinlere geç başlama, aşırı inek sütü kullanımı bebeklerde anemiye sebep olabilir.Vejeteryan beslenme, yanlış uygulanan zayıflama rejimleri, yeme bozuklukları da anemiye neden olan sebeplerdendir.

    Doğumla ilgili nedenler: Prematürelik, çoğul gebelikler anemiye neden olabilir.

    Demir gereksiniminin arttığı durumlar:Ülser kanamaları, kadınlarda adet kanamaları gibi akut veya kronik kan kaybı,paraziter enfeksiyonlar, özellikle yaşamın ilk yılı ve adelosan dönemi gibi hızlı büyüme dönemlerinde demir gereksinimi artmakta ve anemiler görülebilmektedir.

    Demirin Emilim bozuklukları Kronik ishaller, Kronik enfeksiyonlar ,Sindirim sistemi anomalileri , Malabsorbsiyon sendromu gibi demir emiliminin bozulduğu durumlarda anemi görülebilir.

    Günlük demir gereksinimi ve kaybı ne kadardır?
    -Günlük demir gereksinimi 1-3 mgr. kadardır. Bunun % 5-10 duedenum ve proksimal ince barsaktan emilir. Günlük kayıp 1 mgr dır. Ter, dışkı, idrar, dökülen hücreler ile kaybedilir. Gereksinim bebeklik, hamilelik, ağır hastalık ve emzirme dönemlerinde artar.

    Hangi besinler demir açısından zengindir?
    - Kırmızı et, karaciğer, balık, kuru üzüm ve yumurta sarısı demir açısından zengin gıdalardır. Un, ekmek ve tahıllar demir ile zenginleştirilmiş olabilir.

    Demir eksikliği anemisi düşünülen hastalarda yapılması gereken başlıca tetkikler neler olmalıdır?
    -Tam kan sayımı, serum demiri, serum demiri bağlama kapasitesi, transferin saturasyonu, serum ferritin düzeyi, dışkıda gizli kan ve periferik yaymadır. Tam kan sayımında düşük hemoglobin ve hematokrit değeri, kanda düşük ferritin düzeyi, kanda total bağlama kapasitesi ve kan kaybını değerlendirmek açısından dışkıda gizli kan görülebilir.

    Tanı:
    Hekim muayenesi ile birlikte yapılacak kan tahlilleri tanı koydurur. Depo demir düzeylerini yansıtan serum ferritin düzeyi düşmüştür.Total Demir Bağlama Kapasitesi artmıştır. Kırmızı kan hücrelerinin boyutları küçük ve renkleri azdır. (mikrositer hipokrom).

    Tedavi:
    Tedavi de en etkili ilaç demir sülfattır. 2 yaşından küçük çocuklarda kahvaltıdan yarım saat önce günde bir kez; 2 yaşından büyüklerde ise yemeklerden yarım saat önce günlük dozun 3 e bölünmesi önerilmektedir.Tedaviye ortalama 3 ay devam edilmelidir.Aşırı demir yüklenmesine neden olmamak için beş aydan daha fazla demir kullanılmamalıdır.
    Ağızdan demir tedavisinde kullanılan demir formları demirsülfat, demir glukanat ve demir fumorattır. Demir tedavisine başladıktan iki ay sonra hemoglobin düzeyi normale dönecektir, ancak çoğunlukla kemik iliğinde olan demir depolarını doldurmak amacı ile tedaviye 6-12 ay daha devam edilmelidir.Damar içerisine veya kas içerisine uygulanabilecek demir ilaçları da ağızdan alıma dayanamayan hastalarda kullanılabilir. Tedavi ile birlikte kan sayımı iki ay içerisinde normale dönecektir.

    İlaç kullanılırken dikkat edilecek noktalar nelerdir ?
    -En iyi demir emilimi aç karnına olmasına rağmen pek çok insan buna katlanamaz ve gıda ile almak ister. Süt ve sütlü mamüller demir emilimini engelleyeceğinden ilaç ile birlikte alınmamalıdır. C vitamini demir emilimini artırırken hemoglobin üretiminde de önemli yer tutar. Diyet ile alınacak miktar yeterli olmayacağından gebelik ve emzirme dönemi sırasında kadınların yeterli derecede demir almaları gerekir.

    Kurşun zehirlenmesi:
    Özellikle sanayileşmiş toplumlarda özellikle akaryakıtta ki kurşunun havaya karışması ile oluşan kurşun zehirlenmelerinde demir eksikliği anemileri görülebilmektedir. Önlem olarak yiyeceklerin bol su ile yıkanması ve üzeri örtülü kaplarda saklanması önerilmektedir.

    Bulgular:
    Hafif olgularda hafif solukluk dışında herhangi bir belirti vermeyebilir. Sadece yapılan kan tahlilleri ile tanı konulabilir. daha ağır olgularda iştahsızlık, sindirim bozuklukları, kabızlık, bazen ağrılı yutma gibi sindirim bozuklukları ortaya çıkabilir.

    Tüm kansızlıklarda görülen çarpıntı, eforla oluşan nefes darlığı, başdönmesi, kulak çınlaması, halsizlik, çabuk yorulma görülebilir.

    Hekim muayenesinde deri ve mukozalarda solukluk, dilde kızarma, kabarcık ve küçük çatlaklar görür. Ağır olgularda ağız köşelerinde çatlaklar ve dalak büyümesi görülebilmektedir.

    Bazı hastalarda toprak yeme gibi belirtiler ortaya çıkabilir.


    Aplastik Anemi:
    Bu aneminin en ciddi olanlarındandır. Bu ciddi hastalıkta, vücudun kemik ilikleri kırmızı, beyaz gibi kan hücrelerinden yeterli miktarda üretemez. Aplastik aneminin yarıya yakının nedeni bilinemez. Bilinen nedenler kalıtsal kusurlardan radyosyana ve zehirli kimyasal maddelere ya da bazı belirli ilaçların etkisine kadar bir alanda yer almaktadırlar. Bazı virüsler ve kanserler de bu hastalığın altında yatan nedenlerden sayılabilir.

    Aplastik aneminin kendine özel bulguları:
    Sıkça oluşan enfeksiyonlar
    Deri altında görülen kan lekeleri
    Travma olmaksızın oluşan bere ya da çürükler
    Kendiliğinden oluşan burun, ağız, rektum, vajina ve dişeti kanamaları
    Ağız, gırtlak, rektumla ilgili ülserler

    Folik Asit Eksikliğine Bağlı Anemi :
    Vücudun yeterli kırmızı hücreleri yaratmak için folik aside ihtiyacı vardır. Folik asit olmaksızın kırmızı kan hücre üretimi düşer ve anemi ile sonuçlanır. Bu tür anemiler özellikle alkoliklerde çok sık görülür çünkü alkol folik asitin emilimini ve metabolizmasını engeller. Diğer nedenler bağırsak hastalıkları, kötü emilim hastalıkları, ağızdan alınan gebelikten korunma hapları, kanser için alınan çeşitli ilaçlar ve epilepsi.

    Folik Asit eksikliğine bağlı aneminin kendine özgü bulguları:
    Bu tür anemiler genişleyen kırmızı kan hücreleri ile karakterize edilirler ve aşağıdaki unsurlarla sonuçlanırlar:

    İshal
    Depresyon
    Şişmiş ve kırmızı bir dil

    Hemolitik Anemi:
    Çok sık rastlanmayan türden olan bu anemi vücudun doğal artık toplama metabolizması vakitsizce kırmızı kan hücrelerini yok ettiğinde sonuçlanır. Sonuç olarak, kemik iliği yeni kırmızı kan hücrelerini normalden 10 kat daha fazla üreterek bunu telafi etmeye çalışır. Bu yeni hücreler küçük ya da şekilsiz, vücut dokularına oksijeni taşımakta yetersiz olan hücrelerdir. Hemolitic aneminin nedenleri, dalağın genişlemesinden bağışıklık hastalıklarına, hemoglobin molekülleri ya da zar yapısının bozukluklarından kalan sorunlara kadar pek çok nedenle açıklanabilir.(Orak hücre anemisi anormal hemoglobin molekülleri nedeniyle hemolitik aneminin bir türü olarak kabul edilir.) Hemolitik anemi; Zamanından önce gelişen hücrelerin ömrü kısa oluyor. Hücrelerin normal büyüklüğe erişmesini engelliyor ve üretimini azaltıyor.

    Hemolitik Aneminin kendine özgü bulguları :
    Hemolitik anemi çok sayıdaki kırmızı kan hücrelerinin kısa bir sürede yok olmasıyla oluşan hemolitik krizlerin bir işareti olarak kabul edilebilir. Bu tür krizler aşağıdaki şekildedir:

    Ateş
    Sırt ve mide ağrısı
    Titremeler
    Baş dönmesi
    Kan basıncındaki önemli bir düşüş
    Sarılık ve idrarda koyulaşma
    Dalağın genişlemesinden kaynaklanan anormal ağrı

    Kötücül Anemi (Pernicious anemia)Vitamin B-12 eksikliği anemisi:
    B-12 vitaminin emilimi için mide B-12 asıl faktörü denilen bir maddeyi salgılaması gerekir. Bu temel faktörün eksikliği bu nedenle vitamin B-12 eksikliğine neden olur. Kemik iliğinin kırmızı kan hücrelerini üretebilmesi için B-12 vitaminine ihtiyacı olduğundan, yetersiz miktar anemiye neden olur. Bu tarz anemiler genelikle hayvan ürünlerini yemeyen vejetaryanlarda görülür.

    Kötücül aneminin kendine özgü bulguları: Bu tarz bir anemi genişleyen kırmızı kan hücreleriyle (macrocytic anemia) karakterize edilir ve sonuçları:

    Eller ve ayaklarda ürperme
    Bacaklarda, ayaklarda ve ellerde ve spastik hareketlerde duyum kaybı
    Sarı ve mavi renklerle ilgili olarak renk körlüğü türü
    Şişmiş, ağrıyan ve yanan bir dil
    Kilo kaybı
    Kararmış cilt
    İshal
    Düzensizlik
    Depresyon
    Entellektüel fonksiyonların azalması

    Orak -Hücre Anemisi (sickle-cell anemia):
    Afrikalı Amerikalılarda ayrıcalıklı olarak görülen bir tür ırsi hemolitik anemidir. Bu hastalıkta, kırmızı kan hücreleri hücrelerdeki oksijeni azaltan anormal hemoglobin formunu içerir. Sonuç olarak, hilal ya da orak şeklini alırlar ve dalak, böbrek, beyin, kemikler ve diğer organların kan damarlarından rahatça akamazlar. Bu, organlara zarar veren engeller yaratmakla kalmazlar ayrıca hilal şekilleri ile kırıcı ve dokulara oksijeni taşıyamama durumları söz konusu olur. Sonuç anemidir.

    Orak hücre anemisinin kendine özgü bulguları:
    Hemolitik anemi türü olan bu anemi kandaki oksijen miktarını azaltan aşağıda belirtilen aktiviteleri takip eden krizlerle göze çarpar.

    Enerjik egzersizler
    Yüksek rakımlı yerler
    hastalık
    Aneminin aniden kötüleşmesi ---ağrı, ateş ve nefessizlik---bu krizleri işaret eder. Anormal ağrı çok şiddetlidir. Bu krizleri geçiren çocuklar çok şiddetli göğüs ağrısı çekerler.
     
  7. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Apandisit

    APANDİSİT


    Yaygın bir hastalık olan "apandisit", karnın alt kısmında bulunan ve apandis ya da apendiks denilen kör barsağin iltihaplanmasıdır.

    "Apendiks vermiformis uzun ince bir boru veya solucan şeklinde ortalama 9 cm uzunluğunda kör bir barsaktır. iki ila 25 cm arasında değişen uzunlukta olabilir. Çocuklarda, yetiş*kinlerden daha uzundur. Normalde karnın sağ alt bölgesinde yer almakla birlikte farklı konumlarda bulunabilir."

    Vücuttaki işlevi lam olarak bilinmeyen apendiks, bademcik gibi lenfoid doku bakımından zengin bir organ olarak tanımlanıyor.

    APANDİSİT NASIL OLUŞUR?

    "Apandisit yüzde 90 oranda, apendiks lümeninin (yani apendiksin iç kısmının) dışkı ile tıkanmasından kaynaklanıyor. Sık görülen nedenlerden biri de tenf dokularının şişmesidir.

    Çeşitli nedenlerle apendiksin içi tıkandığı zaman, apen*diks lümeninde sıvı birikir, mikroplar çoğalmaya başlar ve iç basınç artar. Basıncın artması ile apendiks şişmeye başlar ve giderek apendiks dokusunun kanlanması ve beslenmesi bozulur. Daha sonra nekroz (çürüme) ve patlama oluşur."

    Türkiye Hastanesi uz*manları, iltihaplanmayı durdurmanın mümkün olmadığını belirterek "apandisit önlenemez; önlemek için herhangi bir metod veya ilaç bulunmuyor" diyorlar.



    GÖRÜLME SIKLIĞI

    Eldeki verllere göre, apandisit her yasta görülmekte birlikte, en sık olarak genç erişkinlerde, 20-30 yaş grubunda ortaya çıkıyor. 60 yaşından büyüklerde yüzde 5-10 dolayında görülüyor, Çocuklarda en sık 6-10 yas grubunda görülen apandisjtin, 2 yaşından küçüklerde görülme oranı yüzde 2 dolayında kalıyor.

    Görülme sıklığı bakrmından cinsîyete göre ilginç tablo gözleniyor, Ergenlik çağından Önce, kız ve erkeklerde apandisit oranı eşit olduğu görülüyor, 15-25 yas grubunda, erkeklerde apandisite 2 kat fazla rastlanıyor. 25 yaşından sonraki dönemde oran tekrar eşitleniyor.



    BELİRTİLER VE TANI

    Prof Dr. Hasan Taşçı ile Opr. Dr. Cavit Hamzaoğlu, apandisitin belirtileri ve tanısıyla ilgili olarak şunları söylüyorlar. "Karın ağrısı, iştahsızlık ve kusma temel belirtilerdir. Bunların bir araya gelmesi tanıyı kolaylaştırır.

    Karın ağrısı; apandisitin en önemli belirtisidir. Genellikle göbek çevresinde veya mide üstünde başlar. Künt bir ağrıdır, azalma ve çoğalma gösterebilir, ama, hiçbir zaman tamamen yok olmaz. Genellikle 4-6 saat sürer (1-12 saat arasında değişebilir.) Daha sonra ağrı karın sağ alt bölgesine yerleşir. Bazı hastalarda ağrı sağ alt kadranda başlar ve orada kalır Apendiksin değişik yerleşimlerine göre ağrı sırtta, sağ veya sol kasıkta veya mesane üstü ve makatta hissedilebilir.

    iştahsızlık, hastaların yüzde 90-95 inde ağrıdan daha önce görülen fakat önemsenmeyen bulgudur.

    Bulantı ve kusma; önemli bir göstergedir. Hastaların yüzde 75'inde bulantı görülür. Genellikle hasta bir şey yerse Kusar, midesi boşsa kusmaz.

    Bu belirtilerin yanında, hastanın, kabızlık, ishal ve gaz çıkaramama gibi şikayetleri de olabilir. Ancak, bunlar tanı değeri taşımazlar."

    Mauyene bulguları, apendiksin, vücutta yerleştiği yere göre değişebiliyor. Patlama olup olmaması da bulguları etkiliyor. Vücut ısısı bazı kişilerde normal kalmakla birlikte bazılarında 37.5-38 dereceye çıkıyor. Hastanın, fazla hareket etmekten kaçınması ve öksürme zıplama gibi hallerde ağrılarının artması tanı bakımından önem taşıyor.
    Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu, apandisitle ilgili önemli bir noktaya işaret ederek; apandisit belirtilerinin, birçok hastalığın belirtilerine benzediğini belirtiyorlar. Bu nedenle bulguların değerlendirilmesi açısından hekimin deneyimi büyük önem taşıyor.

    Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu'nun verdikleri bilgilere göre; karın içi lenf bezleri iltihabı, mide ve bağırsak iltihabı, kadın hastalıkları, dış gebelik, mide ve onikiparmak bağırsağının delinmesi, idrar yolları iltihabı ve taşları, safra kesesi iltihabı, pankreas İltihabı ve bağırsak damarlarının tıkanması gibi rahatsızlıklarla apandisit aynı bulguları verebiliyorlar.



    KESİN TEDAVİ

    Özellikle gençlik döneminde ortaya çıkan bu yaygın rahatsızlığın ilaçla tedavi imkanı bulunmuyor. Ancak, apandisit, tedavisi kolay hastalıklar arasında yer alıyor. Türkiye Hastanesi hekimleri. kesin tedavinin ameliyat olduğunu belirterek, "hasta, laparoskopik (kapalı) veya açık appendektomi yöntemiyle ameliyat edilip, apandisit alınmalıdır" diyorlar. Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu, apandisit ameliyatlarıyla ilgili şu bilgileri veriyorlar:

    "Apandisit tanısı konan veya apandisit olabileceği düşünülen hastaların ağızdan beslenmemeleri, ağrı giderici almamaları gerekir. Apandisit, 4 grupta toplanır. Üç gruptaki vakalar;

    akut apandisit, perfore (patlamış) apandisit, patlamış ve apse yapmış apandisit, kesin olarak ameliyatla tedavi edilmelidir. Dördüncü grup plastrone apandisittir. Bazen karın içinde omentum adı verilen bir yağ perdesi, apendiksi sarar ve iltihabın karın içine yayılmasını önler. Buna plastrone apandisit denir. Bu durumda hasta hastaneye yatırılır ve gözlem altına alınarak, antibiyotik tedavisine başlanır. Eğer şikayetler gerilerse hasta taburcu edilir ve 6-8 hafta sonra tekrar değerlendirip ve ameliyata alınır.”



    ÖLÜME NEDEN OLABİLİR

    Günümüzde apandisit ameliyatları en basit ope*rasyonlardan biri sayılıyor. Ancak tedavisi bu derece kolay olmasına rağmen, ihmal edilmesi halinde. apandisit, tehlikeli bir hastalık oluveriyor. Zamanında ameliyat edilmediği zaman İltihaplı apendiksin patlaması ölüme yol açabiliyor.
    Genç erişkinlerde yüzde 15-25, çocuklarda yüzde 50-85, yaşlılarda yüzde 60-90 arasında patlama ihtimali bulunuyor.
    Prof. Taşçı ile Opr. Hamzaoğlu, özellikle yaşlılar ve çocuklar açsından apandisitin büyük risk oluşturduğuna dikkat çekiyorlar ve "Yaşlı ve çocuklarda bulgular az olduğundan teşhis konulduğunda patlama olayı gerçekleşmiştir. Bu nedenle ölüm riski çok fazladır.
    Genç erişkinlerde apandisitte ölüm oranı yüzde 0.1 in altındayken yaşlılarda bu oran yüzde 50 civarındadır" diyorlar.


    Zamanında doktora başvurulduğunda basit; ama, geç kalındığında ölümcül bir hastalık sorunu.



    DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR


    · Karın ağrısı olduğu zaman kesinlikle kendi başınıza ağrı kesici almayın, mutlaka bir doktara başvurun.

    · Bazen apandisitte doktorlarda yanılabilir ve yanlışlıkla mide tedavisine başlanır. Eğer ağrınız geçmiyorsa tekrar doktora gitmelisiniz.

    · Normal bir apandisit ameliyatı eğer erken teşhis konulursa yaklaşık 15-30 dakika sürmekte ve hasta 1 gün hastanede yatıp çıkmaktadır.

    · Eğer apandisit patlamış ise, ameliyatla apandisit alınır, batın yıkanır ve karın içine 1 adet dren (hortum) konulur ve hasta yaklaşık 2-3 gün hastanede kalır.

    · Erken teşhis ve doğru tedavi hayat kurtarıcıdır.

    · Günümüzde yüzde 100 apandisit tanısını koyduracak tetkik, laboratuvar ve görüntüleme yöntemi yoktur. Bu nedenle hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve kan tetkikleri bir arada değerlendirilip teşhis konulur. Şüpheli vakalar ağrı kesici verilmeden takip edilir.
     
  8. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Allerjik astım



    Astım nedir?


    Astım, hava yollarının çeşitli uyaranlara artmış yanıtının söz konusu olduğu, tekrarlayıcı, kendiliğinden veya tedavi ile tamamen veya kısmen geri dönüşümlü öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi belirtilerinin yer aldığı bir hastalıktır.

    Neden olur?

    Çocukluk çağında % 90 oranında allerjik kökenli olduğu bilinmektedir. Yıl boyu maruz kalınan ev içi allerjenlerin bronşlarda yarattığı allerjik iltihabi durum, soğuk hava, egzersiz, viral solunum yolu enfeksiyonları, kimyasal buharlar, hava kirliliği ve sigara dumanı gibi nonspesifik uyaranlarla temas sonucu astım belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Bunun yanında spesifik olarak allerjinin söz konusu olduğu ev dışı allerjenlerle temas sonucu genellikle mevsimsel olarak aynı tablo gözlenmektedir.


    Nasıl seyreder?

    Astım tanısı alan çocukların çoğunun hayatın ilk 2 yılında belirti verdiği saptanır. İlk yıllarda öksürük ve hırıltının ana uyaranı viral solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Bu yaşlarda akciğerlerin gelişiminin henüz tamamlanmamış olması, küçük hava yolu çaplarının dar, kıkırdak dokunun az olması, tekrarlayıcı bronş daralmasına katkıda bulunur. Dört beş yaşlarında akciğerlerin gelişiminin tamamlanması ile erken yaşlarda astım belirtileri gösteren birçok çocukta klinik olarak düzelme gözlenmektedir. Düzelmeyen bir grup hasta ve daha geç astım tanısı almış çocukların bir kısmı da ergenlik çağında klinik bir iyilik dönemine girerler. Genel olarak çocukluk çağında astım tanısı almış hastaların yaklaşık %50-60'ı ergenlik döneminde iyileşirler. İyileşen olguların bir bölümü orta yaş döneminde tekrar hastalık belirtileri göstermeye başlayabilmektedirler.


    Nasıl teşhis edilir?

    Astım tanısı koymada en değerli tanı aracı öyküdür. Öksürük, hırıltı ve / veya nefes darlığı belirtilerinin gece kötüleşmesi şiddetle astımı düşündürür. Yattıktan sonra veya sabaha karşı yaklaşık 30 dakika süreyle devam eden ve bronş genişletici ilaçlara olumlu yanıt veren öksürük aksi ispat edilene kadar astım kabul edilmelidir.


    Akciğer fonksiyonları nasıl değerlendirilir?

    Astımda akciğer fonksiyonlarının ölçülmesi gerek tanı gerekse tedaviye yanıtın değerlendirilmesi açısından büyük önem taşır. Spirometre ile ölçülen solunum fonksiyonlarında zorlu nefes verme sırasında yapılan ölçümlerin sağlıklı bireylerle yapılan karşılaştırılması ve tedavi ile bu değerlerin göstermekte olduğu düzelme değerlendirilmektedir.


    Allerji nasıl belirlenir?

    Astıma neden olması olası allerjinin hangi maddeye karşı geliştiğinin saptanmasında allerji deri testleri kullanılır. Ön kol ön yüzüne veya sırta delme metodu ile uygulanan deri testinde ciltteki kızarma ve kabarmanın şiddetine göre değerlendirme yapılıp, hastanın neye allerjisi olduğu saptanmaktadır.
    Allerji deri testi uygulamasının mümkün olmadığı, 3 yaş altı çocuklar, yaygın allerjik egzaması olan hastalar, antihistaminik içeren ilaç kullanmakta olanlar, ciltte dermografismus adı verilen cilde bastırma sonucu kabarma reaksiyonu verenlerde, kanda spesifik immünoglobulin E düzeyi saptanması yöntemiyle allerjen tespiti yapılabilir.


    Astım nasıl tedavi edilir?

    Tüm allerjik hastalıklarda olduğu gibi astımda da birinci basamak tedavi alleji geliştirilmiş olan maddeden uzak durmaktır. Uygun öneriler doğrultusunda alınacak çevre önlemleri ile hastalık belirtilerinin ve bronşlardaki aşırı duyarlılığın belirgin derecede azalması mümkündür.
    Çevre önlemlerinin yeterli olmadığı, ilaç tedavisinin uygun görüldüğü hastalarda havayolu ile akciğerlere çekilip bronşları tedavi eden sprey ilaçlar kullanılmaktadır. Bunlar sadece bronşları gevşetici özelliğe sahip rahatlatıcılar ve allerjik iltihabın yarattığı aşırı bronş duyarlılığını azaltmak yoluyla tedavi edici özelliğe sahip olanlar olarak ikiye ayrılabilir. Son yıllarda bu amaca yönelik kana karışma oranı en aza indirilmiş, kortizonlu ilaçlara özgü yan etkileri ağızdan alınanlara kıyasla çok çok az olan yeni jenerasyon kortizon bazlı sprey ilaçlar geliştirilmiştir. Allerjinin bronşlarda yapabileceği kalıcı hasarı önlemede tek seçenek olarak sunulan bu ilaçlarla astım belirtileri en aza indirilmektedir.
     
  9. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Allerjİk Nezle

    "Allerjik Nezle" nedir?
    Allerjik nezle (allerjik rinit) çevresel bazı faktörlere allerji gelişimi sonucu, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, burunda kaşıntı, hapşırma ve göz yaşarması gibi belirtilerin haftanın çoğu gününde görülüyor olması halidir.

    "Allerjik Nezle"nin kaç tipi vardır?
    Allerjik rinitin iki tipi vardır. Biri mevsimsel allerjik nezle, diğeri ise yıl boyu süren (perennial) allerjik nezledir. Mevsimsel olan tipi sadece bireyin duyarlı olduğu madde ile karşılaştığı belli bir dönem boyunca burun akıntısı, burun kaşıntısı, hapşırık belirtileri ağırlıklı olarak görülür. Halk arasında saman nezlesi olarak da tanımlanır. Yıl boyu süren tipte ise birey sorumlu allerjen ile devamlı temas halindedir. Burun tıkanıklığı ana belirtidir. Bununla beraber hapşırma, burun akıntısı ve burun kaşıntısı gibi belirtiler de ısı değişikliklerine bağlı olarak veya kimyasal bazı maddeler ile temas sonrası gibi fiziksel uyaranlarla ortaya çıkabilir.

    "Allerjik Nezle"ye bağlı olarak görülebilecek hastalıklar nelerdir?
    Çocuklarda yıl boyu süren allerjik nezleye bağlı olarak gelişen burun tıkanıklığının sonucu olarak tekrarlayan sinüzit ve orta kulakta sıvı birikmesi sık görülen durumlardır. Sinüzit, viral bir üst solunum yolu enfeksiyonunun, yani soğuk algınlığı veya nezlenin normalde geçmesi gereken 1 hafta - 10 günden uzun sürmesi, özellikle sabah kalkıldığında artış gösteren balgamlı öksürükler, sarı burun akıntısı, burun tıkanıklığı belirtilerinin görülmesi ile tanınır. Orta kulakta sıvı birikmesi ise ateş ve kulak ağrısı ile gelebileceği gibi sadece belli belirsiz bir duyma kaybı ile de kendini gösterebilir. Sözü edilen birinci durumda orta kulakta iltihaplı bir sıvı birikimi söz konusu iken, ikinci durumda ise iltihapsız bir sıvı birikimi vardır. Her iki durumda da duyma kaybının kalıcı olmaması için mutlak olarak altta yatan allerjinin tedavi edilmesi gerekmektedir.

    "Allerjik Nezle" nasıl tanınır?
    Allerjik nezlede tanı hastanın hikayesi ve destekleyici laboratuar testleri ile konur. Burun tıkanıklığı, akıntısı, kaşıntısı, hapşırık ve göz yaşarması belirtilerinin haftanın çoğu gününde görülmesi halinin varlığı; bununla beraber allerji deri testinde duyarlılığın olduğu bir maddenin saptanması ve sümüğün incelenmesinde allerjik hücrelerin tespiti tanı koydurmaktadır.

    "Allerjik Nezle"nin tedavisi nasıldır?
    Allerjik nezlede birinci basamak tedavi allerjinin saptandığı maddeden bireyin uzak tutulmasıdır. İkinci basamakta ise ilaç tedavisi gelir. Bu tedavi ağızdan allerji şurup / hapları ile veya burun spreyleri ile sağlanabilir. Tedavi her hasta için farklılık göstermektedir. Çevre önlemleri ve ilaç tedavisinden yeterli yanıt alınamayan vakalarda dilaltı damla şeklinde aşı tedavisi uygulanabilir.
     
  10. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Sünnet derisi iltihabı (Balanit)

    Sünnet derisi iltihabı (Balanit)
    Penis ucundaki derinin iltihabıdır. Genellikle sünnetsiz kişilerde yetersiz hijyen sonucu olur. Enfeksiyon bakterial ,fungal veya viral kökenli olabilir.
    Birçok başka hastalık da balanitise neden olabilir.
    fizik muayene en etkin teşhis yöntemidir.
    Belirtiler
    • Sünnet derisinde kızarıklık
    • Penis başında döküntüler
    • Kötü kokulu akıntı
    • Ağrı
    Tedavi
    Tedavi nedene bağlıdır. Kaynak bakteriyel enfeksiyonsa antibiyotik başlanır. Cilt hastalıklarına bağlıysa steroidli kremler kullanılır. Ağır durumlarda sünnet en doğru karardır.
    • Balanitise bağlı kötü sonuçlar
    • Müzmin enfeksiyon
    • Penis çıkımında darlık
    • Fimosiz (penis derisinde yapışıklık)
    • Eğer yukarıda geçen belirtiler mevcutsa hekiminize başvurun
    • Hijyen önlemede en önemli faktördür, banyo sırasında sünnet derisi sıyrılıp altı temizlenmeli.
     
  11. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Bebek Bezi Pişikleri

    Yeni doğan bebek, tuvalet kontrolünü hayatının ilk dönemlerinde yapamaz. Bebek idrar ve dışkısını kontrolsüzce dışarı atar. Bu atıklar, bebeğin son derece hassas olan cildi üzerine, tahriş edici etkiye sahiptir. Cildin yüzeyindeki ince, koruyucu yağ tabakası, bu nem ve atıklarca geçilir ve cilt tahriş olur.

    Buna fırsat vermemek amacı ile, insanoğlu çok eski devirlerden beri, bebeklerin altına, atıkları emebilecek ve cildi mümkün olduğunca kuru tutacak yaprak, toprak ve daha sonraları bezler koymuşlardır. Günümüzde kağıt bazlı, bir kez kullanımlık bebek bezleri, bu konuda en yaygın kullanılan çözümdür.

    İster kumaş, ister kağıt bezler kullanılsın, zaman zaman bebeklerin poposunda kendisini parlak kırmızı renk ile gösteren tahriş durumları ortaya çıkar. Bu tablo pişik olarak adlandırılır. Neyse ki pişikler çoğunlukla çok ciddi tablolar halinde seyretmez. Bazı basit, temel koruyucu işlemler, bebeği pişikten veya daha ciddi durumlardan korur.

    Kumaş ya da kağıt bezlerin kullanılmasında en önemli konu, sık değiştirmektir. Kullanılan bez ne zaman ıslanır veya dışkı ile kirlenirse değiştirilmelidir. Amaç bebeğin altının kuru tutulmasıdır.

    Eğer yeteri sıklıkta, bezleri değiştiriyorsanız, başka hiçbir şeye ihtiyacınız yoktur. Talk pudrası, günümüzde çocuk sağlığı uzmanlarınca önerilmemektedir. Eğer ille de bir pudra tatbik etmek gerekirse, mısır nişastası (bu amaca yönelik olarak hazırlanmış) önerilmektedir.

    Yapılan bazı çalışmaların, kullanılan pudra zerreciklerinin havada asılı kaldığı ve solunum ile bebeğin akciğerlerine gittiği, nadir de olsa pnömoni (akciğerde enfeksiyon, zatüre) yaptığı gösterilmiştir.

    Yeterli sıklıkta altı değişen bebeğin, pudraya ihtiyacı yoktur. Özellikle, büyükanne-babalar torunlarına bol bol pudra serpmek, losyon sürmekten büyük keyif almaktadırlar. Bu yaklaşım pişiği engellemez. Bazı çocuk sağlığı uzmanlarına göre, kullanılan pudra ve parfüm içeren bazı ürünler, aslında bebek cildi için pişiklere neden olabilecek kimyasal maddeler içermektedir. Bu tür ürünlerin alerjik madde içermediğinden emin olmalısınız.

    Bebeğin, kirli altını temizlemenin en etkin yolu sabunlu su ile yıkamak, su ile durulamak ve kurulamaktır. Bir çok aile kokulu sabun veya alkol içeren ürünler kullanırlar. Bu ürünler de pişiklere neden olabilirler.

    Pişik görüldüğünde, hemen sadece sabunlu su ile temizliğe dönülmelidir. Bazı uzmanlar, dışkı yapılmış poponun, içine 1-2 damla bebek yağı ilave edilmiş ılık su ile hafifçe yıkanmasını önermektedirler. Bu alan, daha sonra temiz, yumuşak, emici bir bez ile temizlenir.

    Bebeğin altının değişimi sırasında 10-15 dakika süre ile bez bağlanmadan, bebeğin altının açık olması ve hava ile teması da oldukça koruyucudur.

    Bebeğin altı bağlanırken, mümkün olduğunca bel bölgesinde gevşek bağlanmalı ve havanın bez içinde dolaşması sağlanmalıdır.

    Bebeğin altı bağlandıktan sonra naylon bir külot (muşamba) veya sızdırmayı engelleyici katman koyulmamalıdır. Cildin hava almasını engellediği gibi nemin de içeride kalmasına neden olarak pişiklerin oluşumuna neden olur.

    Eğer Pişik Varsa

    Bebeğin altını sabunlu su ile temizleyin, durulayın ve kurulayın.

    Pişik olan bölgeleri, idrar ve dışkıdan korumak için kalın tabakalar halinde, pişik için eczanelerde satılan kremlerden kullanınız.

    Ne Zaman Doktora Gitmeli?

    Bütün bebeklerde zaman zaman pişik görülebilir. Bunlar yüzeysel tahrişlerdir. Yukarıda açıkladığımız basit önlemler ile birkaç gün içinde geçmiyor ise doktorunuza başvurmalısınız. Pişik ilerledikçe cilt, daha parlak kırmızı bir renk alır, kasıklar da kızarır, kırmızı alanlardan odaklanan yuvarlak kırmızı lekeler sağlam ciltte de görülür. Çok ağrılı hale gelir, kaşıntı olabilir. Özellikle pişik kremlerine rağmen 3-4 gün devam eden olgularda, maya veya mantar enfeksiyonu düşünülür. Eğer pişik alanlarında sivilcemsi yapılar, küçük kabarcıklar görülüyor ise mikrobik enfeksiyonlar düşünülmeli ve hekime gidilmelidir.

    Bebek Bezi ve Sağlık

    Bebek bezi, bebeğinizin sağlığı açısından size büyük ipuçları verir. Bebeğin günde kaç kez idrar yaptığını veya dışkılama yaptığını takip edebilirsiniz.

    Bu da size
    • Bebeğinizin yeterli su alıp almadığını
    • Yeni aldığı besine karşı reaksiyonunu
    • Üriner ve sindirim sistemi
    sağlığı hakkında bilgi edinmenizi sağlar.

    Normalde bebeğin idrar rengi neredeyse renksizdir veya hafif sarıdır. Alınan besinler, ilaçlar ve bazı hastalıklar idrar renginin değişmesine neden olur. Özellikle yeni doğan bebekler yeteri kadar su alamıyorlar ise idrar rengi pembe olabilir. Bunun nedeni ürat kristalleridir. Böyle durumlarda doktorunuza başvurmalısınız.Doktorunuz bebeğin idrarını test ederek, renk değişikliğinin susuzluktan mı yoksa başka bir nedenden mi olduğunu ayırt edecektir.

    Bebek bezlerini tuvalete atmayınız. Kullan-at bezlerde mutlaka bebeğinizin cins, kilo ve yaşına göre uygun ürünler kullanınız.

    kaynak:pediatri
     
  12. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    BebeĞİnİz İshal OlduĞunda Ne Yapmalisiniz ?

    İSHAL NEDİR ?
    İshal, bebeklerde en sık görülen hastalıklardan biridir. Vücuttan aşırı su ve mineral kaybına neden olan ishalin ana belirtileri sulu dışkı ve kusmadır. Bu, sonuçta ciddi bir durum olan dehidrasyon'a (sıvı kaybına) neden olabilir. Bununla beraber dehidrasyon (sıvı kaybı) aşağıda tarif edilen basit yöntemlerle önlenebilir ve tedavi edilebilir.
    İshalin bir diğer sonucu da ciddi vakalarda gelişme geriliğine yol açan besinlerin iyi sindirilememesi durumudur.
    Bu durumu doğru besleme önleyecektir.


    İSHAL NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    1. Her zaman verdiğinizden daha çok su verin (içirin).
    Bebeğinizin dışkısının sulu veya kanlı olması durumunda yapılacak en acil şey, çocuğunuza bol sıvı vermektir. Bu; ishali durdurmak için değil, kaybolan suyu yerine koymak içindir.
    2. Bebeği beslemeye devam edin.
    Eğer bebeğinizi emziriyorsanız, yapabileceğiniz en iyi şey, daha sık emzirmektir. Bebeğinizi emzirmiyorsanız, eczaneden (doktorunuzun tavsiyesi ile) alabileceğiniz ishal maması yedirin. Şiddetli ishallerde, kaybedilen sıvı ve minerallerin yerine konması amacıyla, tuz-şeker çözeltisi (ORS) içirin. Bu çözeltiyi, ANA ÇOCUK SAĞLIĞI MERKEZİNDEN ücretsiz alabileceğiniz poşetteki tozu, evinizde bir litre suda eriterek hazırlayabilirsiniz.
    İshal olan bebeğinizi, az az ve sık sık besleyiniz. Bebeğinizin ishali bitince, yavaş yavaş eski gıdalarına başlayınız.

    3. Bebeğinizi doktora götürün.
    Eğer bebeğinizin durumu üç günde düzelmezse veya aşğıdaki belirtilerden biri görülürse; bebeğinizi yeniden doktoruna götürün.

    * Sık olarak sulu dışkılama,
    * Özellikle sulu dışkı ile beraber tekrarlayan kusma,
    * Aşırı susama,
    * Çökmüş gözler,
    * Ateş,
    * İştah kaybı,
    * Dışkıda kan olması.

    Birçok vakada doktor şeker-tuz çözeltisi olan ORS önerecektir. Bu çözelti, normal sudan daha iyi emildiğinden vücut sıvı ve mineral kaybını telafi etmede daha etkili olacaktır.


    DOKTORA DANIŞMADAN BEBEĞİNİZE
    İSHAL KESİCİ İLAÇ VERMEYİNİZ...






    İSHAL OLAN BEBEĞİNİZİN ÇABUK İYİLEŞMESİ NASIL OLUR?

    İshal olan birçok bebek normalde çabucak iyileşir. Bebeğin ihtiyacına uygun kaliteli besinler ve iyi bir bakım bebeğinizi sağlıklı tutacak ve uygun büyüme- gelişmeyi sağlayacaktır. İshal riskine karşı, kişisel ve ev hijyenine özen gösterilmesi, en önemli korunma faktörüdür. Bebeğin beslenmesinde kullanılan araç-gereç temiz tutulmalıdır. Bebeğin maması hazırlanmadan ve bebeği beslemeden önce eller iyice yıkanmalıdır. Bebeğin besinini hazırlarken, kaynatılıp soğutulmuş içme suyu kulanmalısınız.
     
  13. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Boğmaca ve Aşısı

    Boğmaca hastalığı üst üste gelen inatçı öksürük nöbetleriyle karakterize bir solunum yolu enfeksiyonudur. Hastalığın ilk bir iki haftasında boğmaca mikrobu üst solunum yollarında yerleşir. Bulaşma, öksürük damlacıklarındaki mikroplar ile olur.Hasta kişinin ağız ve burun salgıları ile temas eden kişilerde bulaşma oranı %90’ın üzerindedir. Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Ev içi yoğun temas sonrası, aşılı kişilerde dahi enfeksiyon gelişme oranı %80’dir. Öksüren okul çocukları ve yetişkinler, çocuk boğmaca enfeksiyonları için en önemli kaynaktır. Boğmacanın kuluçka dönemi 6-20 gündür. Hastalığın toplam süresi 6-10 haftadır. Her biri yaklaşık iki hafta süren 3 dönem halinde seyreder.

    Birinci dönem (nezle dönemi); Hafif ateş, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, göz nezlesi gibi bulgular ile başlar.

    İkinci dönem(nöbetle gelen öksürük dönemi); Özellikle gece gelen öksürük nöbetleri başlar. Bu nöbetler boğmaca için karakteristiktir. Bir nefes verme süresinde üst üste kesik kesik, boğulur tarzda öksürük olur.Bunu izleyerek derin ve sesli bir soluk alır.Öksürük nöbetleri sırasında hasta kızarır, morarır gözleri fırlar, dil dışarıya sarkar, boğulma hissi yüz ifadesinden okunur. Balgam çıkarınca rahatlar. Çocuklar öksürük nöbeti sonunda kusarlar. Fazla hareket, heyecan, ışık, çevre değişikliği gibi faktörler nöbetleri arttırır. Nöbetlerin gece gelmesi tipiktir. Nöbetler dışında hastanın genel durumu iyidir. Nöbetlerin sıklığı ve ağırlığı giderek artar. Ağır vakalarda hastalığın zirve döneminde, saatte birden daha sık nöbet görülebilir. Giderek nöbet sayısı ve sıklığı azalarak hasta nekahet dönemine girer.

    Üçüncü dönem (Nekahat dönemi); Bu dönemde kusma azalır, iştah artar ve hasta yavaş yavaş normale döner.
    Üç aylıktan küçük çocuklarda hastalık ağır bir gidiş gösterir, nezle dönemi kısa sürer. Hastalık aniden solunum durması, morarma ve iç çekme nöbetleri ile başlar. Bir yaşın altındaki çocuklarda arka arkaya gelen öksürük nöbetleri nekahat devresinde de aralıklı olarak devam edebilir. Boğmaca geçiren çocuklarda hastalığı izleyen hafta ve aylarda araya giren basit solunum yolu enfeksiyonları ile arka arkaya gelen öksürük nöbetleri tekrarlayabilir.
    Aşılı çocuklarda hastalığın tüm evreleri daha kısa sürer ve nöbetlerin şiddeti azdır.
    Boğmaca, 6 aylıktan küçüklerde önemli bir sakatlık ve ölüm nedeni olabilir. En sık rastlanan yan bulgular solunum durması, ikincil enfeksiyonlardır (ortakulak iltihabı, zatürre).

    Tedavi: antibiyotik tedavisinin boğmaca hastalığının seyrine etkisi azdır. Bununla birlikte eritromisin hastalığın erken evresinde verildiği zaman hastalık bulgurlarını azaltır ve boğmaca mikrobunun boğazdan temizlenmesini sağlayarak bulaştırıcılığı önler. Üç ayın altındaki çocuklar hastanede izlenmelidir. Hastanın olabildiğince sakin tutulması nöbet sayısını azaltır. Yeterli beslenme ve yeterli sıvı verimi sağlanmalıdır.

    Hastalık veya aşılanma, yaşam boyu tam koruyuculuk sağlayamamaktadır. Aşılama sonrası koruyuculuk 3-5 yıl içinde azalmaya başlar. 12 yıl sonra ise koruyuculuk kalmaz. Bu nedenle, anne çocuğuna pasif bir bağışıklık veremez.
    Hastalıktan korunmak için en iyi yol aşılamadır. Yeni doğanda boğmacaya karşı bağışıklık yoktur. İlk üç ayda ölüm oranı yüksek olduğunda erken yaşta aşılama önemlidir. Aşılama iki aylıkta başlatılır, dört ya da sekiz hafta ara ile 3 doz kas içine uygulanır. Son aşıdan bir yıl sonra dördüncü doz, ve altı yaşında da beşinci doz yapılır. Yedi yaşından büyük çocuklara aşılamaya gerek yoktur.

    Boğmaca aşısının iki formu vardır. Tam hücre ışısı ve aselüler aşı.
    Tam hücre aşısı, sık olarak verildiği yerde kızarıklık, şişlik, ağrı gibi bölgesel etkiler ve yükse ateş, huzursuzluk, tiz sesle ağlama, dalgınlık gibi genel yan etkiler görülebilir,bebek havale geçirebilir.sağlık ocaklarında yapılan boğmaca aşıları tam hücre aşılarıdır.
    Tam hücre aşısının bu istenmeyen yan etkileri nedeniyle aselüler aşılar geliştirilmiştir.
    Asellüler aşılarda yan etkiler oldukça düşük düzeydedir. Biz muayenehanemizde aselüler boğmaca aşısı kullanmaktayız.
    Boğmacalı hasta ile ev içi veya okul, yuva gibi ortamlarda yakın temas eden kişilere, yaş ve bağışıklık durumuna bakılmaksızın eritromisin 14 gün süre ile verilmelidir. 7 yaş altındaki vakalarda aşılanma tamamlanmamışsa bir doz boğmaca aşısı yapılabilir.
     
  14. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Su çiçeği ve Aşısı

    Bu virüs tüm dünyada yaygındır. En bulaşıcı hastalık grubuna girer. Aile içi yakın temasta yüzde 90 civarında, okul içi temaslarda %10-35 arasında bulaşır. Su çiçeğinin en çok korkulan yanı çocuklarda suçiçeği üzerine binmiş ikincil mikroplardır. Bu mikroplar çocuklarda zatürre, bronşit, ansefalit yapabilirler. 12 ay ve 12 yaş arasındaki sağlıklı çocuklarda bir doz aşıyla korunma oranı %97 veya daha fazladır. Ev içi temastan hemen sonra yapılırsa %70 oranında korur. Aşı su çiçeğinin ağır seyretmesini %95 oranında önler. Aşılanan çocuk su çiçeğini geçirse bile hastalık çok daha hafif seyreder.

    Hastalığı geçirme süresi de aşılananlarda daha kısadır. Ancak aşılanan kişiler hastalığı hafif geçirseler bile hastalığı diğer kişilere bulaştırabilirler. Onun için bu çocuklar hamilelere yaklaştırılmamalıdır. Aşının yan etkisi çok azdır. Aşılan çocukların %7 sinde sonraki bir ay içinde su çiçeğine benzer döküntü görülebilir.

    Suçiçeği aşısının gebelikte etkileri bilinmediğinden hamilelikte uygulanmamalıdır. Aşıdan sonraki bir ay içinde hamile kalınması da önerilmez.
     
  15. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Menenjit ve Aşısı

    Hemofilus influenza tip B (Hib) genellikle altı yaşından küçük çocuklarda çok sayıda hastalığa neden olan bir mikroorganizmadır. Bu mikroba bağlı menenjitler aşılama programları başlamadan önce sıklık açısından bakteriyel menenjitler içerisinde ilk sırada yer almakta ve her menenjit olan 100 çocuktan beş ile onunun ölümüne sebep olmaktaydı. Kurtulan çocukların ise %20-40’ında işitme kaybı yaptığı gözlenmiştir. Bu mikrop menenjit yanında zatürree, sulu zatürree eklem iltihapları, kemik iltihapları da yapar. Rutin aşılamanın yapılmadığı gelişmekte olan ülkelerde hala en önemli bakteriyel menenjit etkenidir.

    Bakteri solunum yoluyla bulaşır ve bilinen tek konak insandır. Kreşte bulunma ve evde okul öncesi kardeş bulunması hastalığa yakalanma riskini arttırır.
    Aşının altı aylıktan küçük çocuklara bir iki ay aralarla üç doz olarak uygulanması ve bir yıl sonra dördüncü rapel dozun yapılması %95 oranında koruyuculuk sağlar. Rutin uygulamada önerilen, ikinci aydan itibaren 1-2 ay aralarla üç kez aşılama, son dozdan bir yıl sonra da 4. aşı yapılmasıdır.
     
  16. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Kabakulak ve Aşısı

    Çocukluk çağında sık rastlanan başta kabakulak bezi olmak üzere tükürük bezlerinden ağrılı şişme ile belirlenen ateşli bulaşıcı bir hastalıktır.

    Kabakulak virüsü için tek konak insandır. Hasta kişiden direkt temasla damlacık yolu ile veya tükürük ile kirlenmiş eşya yolu ile bulaşır. Belirtiler ortaya çıkmadan 24 saat öncesi ile 3 gün sonrası arasındaki günlerde bulaşma olur.
    Kuluçka dönemi 14-24 gündür. Enfeksiyonların % 30-40 ‘ı belirti vermeden geçer. Hastalık çoğu kez bir veya iki taraflı kabakulak bezinde aniden şişme ile başlar. Şişlik saatler i çinde gelişir ve hastalığın 1-3. günü doruk noktaya ulaşır. Kabakulak bezesi şiştiği için kulak memesinin ucu yukarıya doğru itilmiştir. Şişlik 3-7 gün sürer.

    Çocukluk çağında geçirilen kabakulak hastalığının en sık rastlanan bulgusu, beyin iltihabıdır (meningoensefalit). Genellikle iyi seyirlidir.
    Bunun yanında çocuklarda pankreas bezinin hastalığa katılımıyla pankreait gelişebilir. Yetişkinlerde ise testis iltihabına neden olur. Ve % 30-40’ında tutulan testiste yıkım (atrofi) gelişir.
    Kabakulakta seyir hemen daima iyidir. Ancak kabakulak ensefalitinin sık komplikasyonlarından biri iç kulak tipi sağırlıktır.

    Korunma: Kabakulaktan korunmada en etkin yol 12-15 ay arasındaki çocuklara rutin olarak kızamık, kızamıkçık, kabakulak üçlü aşısının yapılmasıdır. Bu aşı beş yaşında tekrar yapılır. Erken yaşta aşılanmayan çocuklar mutlaka 11-12 yaşlarında aşılanmalıdır.
    Kabakulak hastalığını geçirenlerde sürekli bağışıklık kalır, nadir olarak ikinci kez kabakulak geçirilebilir.
     
  17. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Kızamık ve Aşısı

    Kızamık, mevsimsel artışlar gösteren, tüm dünyada yaygın ve aşılanmamış toplumlarda tüm topluma yayılabilecek kadar tüm topluma yayılabilecek kadar bulaşıcı bir hastalıktır. Esas olarak insana büyük damlacıklarla, yakın temasla bulaşır. Gelişmiş ülkelerde hastalık için en riskli grup okul çağı çocuklarıdır. 1960’lı yıllarda kızamık aşısının uygulamaya girmesinden bu yana bir çok ülkede kızamık hastalığının sıklığı azalmaya başlamıştır. Kızamıkla hastalar virüsü boğazlarında taşırlar ve ilk belirtilerin görülmesinin bir iki gün öncesinden başlayarak 7 gün süreyle bulaştırırlar. Virüs dış ortamda uzun süre canlı kalamaz. Bu nedenle kızamıklı hasta ile temas eden kişilerin hasta olmadan önce bir üçüncü kişiye hastalığı yayma oranları çok azdır. Kızamık özellikle okul öncesi çocuklarda ve okula yeni başlayanlarda görülür. Yeni doğan bebekler anneden antikorlar nedeniyle ilk iki üç ay hastalığa yakalanmazlar. Kızamığın kuluçka dönemi yaklaşık 8-12 gündür. Kızamıklı birisiyle temastan sonra döküntülerin ortaya çıkmasına kadar geçen süre de genelde 14 gündür. Kızamık tek bir kez geçirilmekle hayat boyu bağışıklık sağlar.

    Kızamıkta; kuluçka döneminden sonra, dört gün kadar süren bir prodrom(ön) dönemi vardır. Bu dönemde ateş, göz nezlesi, burun akıntısı, öksürük ve yanak mukozasında beyazımsı lekeler tipiktir. Döküntünün ortaya çıkmasından iki gün önce hastaların % 80-90’ında ağız içi mukozasında mavi beyaz noktalar görülür. Koplik lekeleri olarak adlandırılan bu döküntüler kızamık için tipiktir.

    Döküntü dönemi: kızamıkta döküntü hafif kabarık ve kırmızıdır. Saç çizgisi alın ve enseden başlar. Yüze boyna kollara ve gövdeye yayılır. Yüz ve boyundaki döküntüler birleşme eğilimindedir. Deri şiş gözükür, yüz şiş bir görünüm alır. Döküntülerin başlamasıyla ateş daha da yükselir. Döküntünün en belirgin olduğu dönemde ateş en yüksektir. Döküntüler esmerimsi bir renk bırakır, başlayış sırasına göre üçüncü günden başlayarak sönmeye başlar. Deride un serpilmiş gibi bir pullanma görülür. Döküntünün üçüncü gününden sonra ateş devam ederse üzerine ikinci bir hastalık eklendiği düşünülür. Kızamıkta ikincil enfeksiyonlar (komplikasyonlar) ortakulak iltihabı, zatürre, akut beyin iltihabı, kronik beyin iltihabı (SSPE) dır.
    Süt çocuklarında en sık rastlanan komplikasyon ortakulak iltihabıdır. Ortakulaktan irinli akıntı gelmesi ve ateşin düşmemesi tipiktir. Özellikle iyi beslenmemiş süt çocuklarında zatürre gelişebilir, gelişmekte olan ülkelerde ölüme yol açan en önemli kızamık komplikasyonu zatürredir.

    Diğer tedavilerin yanında kızamık vakalarında A vitamini eklenmesi önerilir.
    En iyi korunma aşıyla sağlanır. Aşının koruyucu etkisi % 90-95 civarındadır. İlk aşı 9. ayda ikinci aşı 15 aylık iken, üçüncü aşı da 5 yaşında iken uygulanmalıdır.
    Aşının yan etki oranı oldukça düşüktür. Aşılananların % 5-15’inde ateş görülebilir. Ateş genellikle aşıdan beş altı gün sonra başlar ve ortalama 2 gün sürer. Döküntü aşılananların yaklaşık % 5’inde görülür, aşıdan 7-10 gün sonra başlar ve 2-4 gün sürer. Kızamık aşısından sonra kronik beyin iltihabı (SSPE) sıklığında belirgin bir düşüş gözlenmiştir
     
  18. _BEBISS_

    _BEBISS_ New Member

    Mesajlar:
    919
    Aldığı Beğeni:
    42
    Ödül Puanları:
    0
    saol qanka:D:D:D:D
     
  19. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Üst solunum yolu enfeksiyonu

    Nedir?
    Burun tıkanıklığı veya burun akıntısı, genellikle ateş, boğaz ağrısı, öksürük, ses kalınlığı, kırmızı gözler ve boyun lenf bezinin şişkinliğiyle seyreder..


    Neden olur?
    Burun ve boğazın viral enfeksiyonudur. Soğuk algınlığı virüsleri bir insandan diğerine el teması, öksürük ve nezle ile geçmektedir. Soğuk algınlığına neden olan 200'den fazla virüs olduğu için sağlıklı çocukların çoğu yılda en az 6 kez hastalanmaktadır.

    Nasıl seyreder?
    - Genellikle ateş 3 günden az sürer. Bütün burnn ve boğaz şikayeteri 1 haftada kaybolur. Öksürük 2-3 hafta sürebilir.
    - Kulak ağrısı, gözlerde sarı iltihaplı akıntı, sinüslerde baskı veya hissi (genellikle bir sinüs enfeksiyonu düşündüren) veya solunum güçlüğü ( genellikle bir pnömoniyi düşündüren) gibi sekonder bakteri enfeksiyon bulgularına dikkat edilmelidir.
    - Çocuğunuz ufak ise sıvı kaybının olup olmadığından emin olun.

    Tedavi nasıldır?
    - Soğuk algınlığının süresini etkileyecek çok fazla tedavi yöntemi yoktur ancak yine de bazı semptomları azaltabilir. Burun akıntısı tedavisi, burun tıkanıklığından farklıdır. Küçük bebekler için burun aspiratörünü dikkatlice kullanabilirsiniz. Burun gözeneklerine tahrişten . korunmak için yağlı kremler kullanabirsiniz. Burun akıntısı burnu virüslerden temizlemeyi sağlar. Çocuğunuzun allerjik nezlesi yoksa antihistaminiklerin faydası olmaz.
    - Öksürük: 4 yaşın üstündekiler öksürük tabletlerine, diğer yaştakiler ise şurup şeklindekileri kullanabilirler. Çocuğunuzun odasının kuruluğunu almak için nemlendirici cihaz kullanın.
    Kırmızı gözleri ıslak pamuk ile sık sık silin.
    - İştahsızlık: Sıvı gıdalar vermeye çalışın.

    Soğuk algınlığından nasıl korunulur?
    - Soğuk algınlığı enfeksiyonlu bir hastadan direkt temas yolu ile alınır. Yaşamın birinci yılında üst solunum yolu enfeksiyonlarının komplikasyonları daha sıktır
    - 3 günden uzun süren ateş
    - 1O günden fazla süren burun akıntısı
    - Gözlerinde iltihaplı akıntı olması
    - Burun tıkanıklığı beslenmeye engel oluyorsa
    - Kulak veya baş ağrısı varsa
    - Boğazı ağrıyorsa
    Doktorunuzu aramalısınız!.




    KRUP ( Yalancı Difteri )

    Neden Olur?
    Krup, boğaz, ses telleri, ve solunum borusunun iltihabıdır. Soğuk algınlığı ile oluşur.
    Ses telleri etrafındaki ödem sesin kabalaşmasına neden olur. En sık 1-5 yaştaki çocuklarda görülür.



    Belirtileri nelerdir?
    Krup geçiren bütün çocukların kalın, havlar tarzda bir öksürüğü vardır. Ses genellikle kabadır. Nefes aldığında kaba ıslık tarzında bir ses çıkar. Hastalık ağırlaştığında, çocuk uyuduğunda veya sakinken bile hırıltı duyulabilir. İleri durumda nefes alıp vermesi zorlaşabilir.



    Nasıl seyreder?
    Krup genellikle 5-6 gün sürer ve genellikle gece kötüleşir. En ağır şikayetlere 3 yaş altında rastlanır.



    Eğer çocuğunuzda aniden ses kısıklığı ve nefes darlığı gelişirse şunları yapın :
    - Ilık Buhar Tedavisi :
    Ilık nemli hava, ses tellerini rahatlatmaya yarar ve ses kısıklığını giderir. Bunu sağlamanın en kolay yolu çocuğunuzun burnu ve ağzı üzerine sıcak, ıslak bir havlu koymaktır.
    Diğer bir yol ise; nemlendiriciniz varsa onu ılık su ile doldurup çocuğunuzun hemen yanında derin nefes almasını sağlamaktır.
    - Buhar Banyosu : Aynı zamanda sıcak suyu akıtarak banyo kapısını kapatın. Oda buharlı iken çocuğuuzu en az 10 dk tutun.
    - Bir çok çocuk bu tedavilerden sonra sakinleşir ve gece boyunca rahat uyur.
    - İlaçlar buhar tedavisi ve sıvılardan daha yararsızdır. Ateş olduğunda (38. C'den fazla) doktorunuzun önereceği bir ilacı kullanın.
    - Sıkı Takip : Çocuğunuz yalancı difteri olduğunda onunla aynı odada yatıp izleyin. Sigara dumanına maruz kalmak durumu ağırlaştırabilir.
    - Bulaşıcılık : Bu duruma neden olan virüsler ateş düşene dek hastanın ilk 3 gününde bulaşıcıdır. Çocuğunuz kendini daha iyi hissettiğinde okula gidebilir.
    Eğer çocuğunuzun nefes darlığı devam ederse hekiminizi hemen arayın.
    Eğer çocuğunuz morarırsa hemen Acil Servis' e başvurun veya ambulans çağınn...

    Nefes darlığı olmayan yalancı difterinin evde tedavisi : Kuru hava öksürüğü kötüleştirir. Çocuğunuzun odasını nemli tutun. Eğer varsa nemlendiricisini 24 saat kullanın, odasına nemli havlu asın.

    Öksürük nöbetleri için ılk sıvılar : Öksürük nöbetleri ses tellerindeki kalın akıntıya bağlıdır. Ilık sıvılar ses tellerini gevşetmeye ve akıntının giderilmesini sağlar. Elma suyu, limonata veya bitkisel çay gibi sıvılar verin




    ÇOCUKLARDA İDRAR YOLU ENFEKSİYONU

    İdrar yolu iltihabı mesanenin, bazen de böbreklerin iltihabıdır. Mesanenin iltihabına sistit, böbreklerinkine pyelonefrit denir. İdrar yolu iltihabını tedavi etmek, böbrekleri korumak açısından önemlidir. Sık idrar yapma, gece ve gündüz idrar kaçırma, ateş, karın ağrıları (genellikle alt batında) ve kusma gibi değişik belirtiler verebilir.

    Neden olur?
    İdrar yolu iltihaplarının etkeni bakterilerdir. Bakteri mesaneye, üretra denilen idrar yollarının dış girişinden girer. Genelde üretra girişini tahriş eden etkenler, bakterilerin buradan içeri girmesini de kolaylaştırır. Bilinen tahriş edici maddeler banyo köpükleri ve şampuanlardır.
    İdrar yolları iltihaplarının ender görülen bir nedeni de yollarda idrarın akışına bir engel olmasına bağlı olarak mesanenin tam boşalamamasıdır.

    Nasıl seyreder?
    Tedavi ile bebeğinizin ateşi ve şikayetleri antibiyotik başladıktan 48 saat sonra geçecektir. Bir kez daha üriner enfeksiyon geçirme riski %50'dir. Çocuğunuzun bu riskini önlemeye yönelik tedbirleri okuyun.
    - Antibiyotikler : Çocuğunuzun iyileştiğini düşünürseniz bile idrar yolu iltihabının tekrarlamasını önlemek için antibiyotiği en az 10 gün (ya da doktorunuzun önerdiği süre kadar) kullanın.
    - Fazla sıvı alımı : Çocuğunuzun iltihabını temizlemek üzere bol su içmeye teşvik edin.
    - Ağrı ve ateş profili : Ağrılı işeme veya 38.5 C' ateş için ağrı kesici kullanın.
    - Tıbbi Takip : Çocuğunuz antibiotiğe başladıktan 2 gün sonra hekiminizi arayıp, idrar kültürü sonucunu öğrenmeniz ve çocuğunuzun şikayetlerinin antibiyotiğe cevap verdiğinden emin olmanız gerekmektedir. ilk ziyaretinizden 2 hafta sonra doktorunuz çocuğunuzdan yeni idrar kültürü isteyecektir.


    İdrar testi yaptırmak için orta akım idrarı nasıl alınmalı?
    - Eğer çocuğunuz için idrar örneği istenmişse sabah ilk idrarını toplamaya çalışın.
    - 10 dk kaynamış kapaklı bir kap kullanın. Genital bögeyi bir çok kez sıcak su ile ıslanmış pamuk parçaları ile temizleyin.
    - Çocuğunuz tuvalette bacaklarını geniş olarak açıp olabildiğince geri oturmalıdır.
    - İdrarını yapmaya başlayınca temiz kapı direkt olarak akımın önüne koyun. İdrar akımı bİtmeden steril kabı doldurup kaldırın (mesaneden gelen ilk ve son damlalar bakteri ile mikroplanmış olabilir).
    - İdrarı verinceye kadar buzdolabında tutun ve tahlile getirirken steril kabı taşıdığınız torbaya bir miktar buz koyun.


    İdrar yolu iltihaplarından korunmak için ne yapmalı?
    - Çocuğunuz yıkandığında genital bölgesini sabunla değil suyla yıkayın.
    - Ergenlikten önce köpüklü sabun kullanmayın. Tahriş edici özelliği vardır.
    - Şampuan ve diğer sabunları banyo suyuna katmayın. Küvetin etrafında sabun bırakmayın.
    - Banyo süresini 15 dk.dan az tutun. Çocuğunuz banyodan sonra idrar yapmalıdır.
    - Kız çocuğunuza genital bölgesini önden arkaya doğru, özellikle dışkısını yaptıktan sonra temizlemesini öğretin.
    - Çocuğunuzun kabız olmasını önlemeye çalışın.
    - Çocuğunuzun idrarını açık renk olmasını sağlayacak şekilde yeterli sıvı almasını teşvik edin.
    - Çocuğunuzu idrarına günde 3-4 kere yapmak üzere teşvik edin.
    - Kız çocuğunuz bol iç çamaşırları giymelidir.



     
  20. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Orta Kulak İltİhabi

    Nedir?
    Orta kulak iltihabı üst solunum yolu enfeksiyonunun östaki borusunu (orta kulağı boğaz bölgesinin arkasına bağlayan boru) tıkamasına bağlıdır. Çocuğunuzun kulağı ağrılıdır. Çünkü iltihaplı sıvı kulak zarı üzerine baskı yapıp bombeleşmesine neden olur. Huzursuzluk ve az uyku nedenidir.

    Çocukların çoğu en az bir kez kulak enfeksiyonu geçirir. Çocukların %5-10'nunda orta kulaktaki basınç, zarın delinmesine neden olabilir ve kulaktan sarı, bulanık bir sıvı akar. Eğer doktorunuzun verdiği tedaviyi uygularsanız çocuğunuz iyileşecektir. Kulağın ve işitmenin sürekli zarar görmesi ender görülür.

    Nasıl tedavi edilir?
    Antibiotik gerekliliğine doktorunuz karar verecektir. Eğer verilmesi kararlaştırılırsa, ağrı kesiciler (paracetamol ve ibuprofen) antibiyotik etkisini gösterene kadar, kulak ağrısı ve 38,5 C üzerindeki ateş için kullanılabilir.


    Aktivite kısıtlamanmalı mı?
    - Çocuğunuz dışarı çıkabilir ve kulaklarını örtmesi gerekmez.
    - Kulak zarında delinme ve akıntısı olmadığı sürece yüzebilir. Uçak ve dağ yolculukları çocuğunuz inişte, emzik veya ciklet çiğnediği sürece güvenlidir.
    - Kendini daha iyi hissettiğinde veya ateşi düştüğünde, okul veya yuvaya dönebilir. Kulak iltihabı bulaşıcı değildir.


    Kontrol gerekli mi?
    - Doktorunuz 2-3 hafta sonra çocuğunuzun kulağını kontrol etmek isteyecektir. Doktorunuz çocuğunuzun işitmesini test edebilir. Bu testler özellikle enfeksiyon kulak zarında delik yaptıysa önemlidir.


    Kulak enfeksiyonlarını önlemek için ne yapmalı?
    - Eğer çocuğunuz sık kulak enfeksiyonu geçiriyorsa önlem almak gerekir.
    - Çocuğunuzu sigara dumanından koruyun.
    - Hayatın ilk yılında çocuğunuzu enfeksiyonlardan koruyun. Kalabalık yuva yerine evde bakıcı veya küçük ev temelli yuvalarda baktırın.
    - Bebeğinizin ilk 6-12 ayında anne sütü ile emzirin. Anne sütündeki antikorlar kulak enfeksiyonunu azaltmaktadır.
    - Çocuğunuzun biberonunu 45C'de tutun. Yatay pozisyonda çocuğunuzu beslemek, mama ve sıvı besinlerin östaki borusuna geri akımını sağlamaktadır. Çocuğunuz 9-12 aylık iken biberondan ayırmak bu sorunu ortadan kaldırmaktadır.
    - Allerjileri kontrol edin. Çocuğunuzun sürekli burun akıntıları varsa allerjinin etken olduğunu düşünün.
    - Eğer çocuğunuz sürekli horluyorsa veya ağzından nefes alıyorsa büyük geniz eti olabilir; bu da kulak enfeksiyonunu neden olabilir.
     

Sayfayı Paylaş