Dermatoloji

Konusu 'Sağlık' forumundadır ve €r3N tarafından 31 Aralık 2006 başlatılmıştır.

  1. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Dermatoloji
    Dermatoloji (Deribilim), deri ve vücut giriş kapılarını (ağıziçi gibi) örten mukoza hastalıkları ile uğraşır. Deri ekleri olarak tanımlanan saç ve tırnak hastalıkları da dermatolojinin ilgi alanına girer. Dermatolojinin uğraştığı bir başka konu ise ‘Zührevi’ yani ‘Cinsel Yolla Bulaşan’ Hastalıklar’dır. Bu hastalıklar öncelikle deri ve mukoza bulgusu verdiklerinden Dermatoloji ve Veneroloji (Zührevi Hastalıklar Bilimi) tarih boyunca ile aynı çatı altında yaşamıştır.
    Sık görülen dermatolojik hastalıklar
    • Deri Enfeksiyonları (mantar hastalıkları, siğiller…)
    • Yağ Bezi Hastalıkları (sivilce, saçlı deride kepeklenme…)
    • Allerjik Deri Hastalıkları (atopik egzema, kontakt egzema [temas egzeması], kozmetik allerjisi, böcek ısırıkları…)
    • İlaç Reaksiyonları
    • Ürtiker (Kurdeşen)
    • Psoriasis (Sedef Hastalığı)
    • Vitiligo
    • Behçet Hastalığı
    • Deri Tümörleri
    • Yanıklar
    • Saç Hastalıkları
    • Tırnak Hastalıkları
    • Aşırı Terleme
    • Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (Frengi …).
     
  2. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Allerjik Deri Hastalıkları (Egzama..)
    Dermatit olarak da bilinen egzamanın başlıca özellikleri; deride kızarıklık (eritem), içi sıvı dolu keseciklerin oluşması, pullanma, kalınlaşma ve sertleşmedir. Bunlar çoğu olguda birbirini izleyen aşamalar olarak ortaya çıkıyorlar. Bunlarla birlikte çok şiddetli de olabilen kaşıntı görülüyor. Egzama büyük ölçüde alerjik nedenlere bağlı gelişiyor.

    Egzama Tipleri
    Egzama akut ya da kronik olabiliyor. Klasik kabul edilen akut biçiminde; deride kızarıklık, içi sıvı dolu keseciklerin oluşması ve bu keseciklerin patlamasıyla deride sulanma görülüyor. Kronik biçiminin başlıca özelliği ise derinin kalınlaşıp sertleşmesidir. Derinin kalınlaşması iltihabın ve kaşınmanın uzun sürmesi sonucu gelişiyor. Egzamaların yüzde 70”i yabancı maddelerle temasa bağlıdır; yüzde 16”sı ise atopik dermatit adıyla anılan alerjik deri hastalığıdır. Atopik dermatit hastalığı yatkınlığın çok fazla olduğu küçük ve genç yaşlarda başlıyor. Vücudun belirli hastalıklara yatkın olması durumuna diyatez deniyor. (örneğin, eklem iltihabı diyatezi olan kişi eklem hastalıklarına, kanda ürik asit diyatezi olan kişi de gut hastalığına kolay yakalanıyor) Egzama olgularının yüzde 8”i derideki yağ bezlerinin aşırı yağ salgılamasına bağlı oluşuyor ve daha çok yenidoğanda kabuklanma biçiminde görülüyor. Kalan yüzde 6”sını da terleme bozukluğuna bağlı egzamalar oluşturuyor.

    Nedenleri
    Çeşitli egzama tipleri arasında yalnızca temas dermatitinin kesin nedeni biliniyor. Belirli bir maddeyle art arda temas sonucunda gelişen aşırı duyarlılık, aynı maddeyle yeniden karşılaşıldığında egzama belirtilerine yol açıyor. Belirtiler yabancı maddenin değdiği vücut bölgesinde ortaya çıkıyor, ama çevreye de yayılabiliyor. Çeşitli maddeler temas dermatitine yol açabiliyor. Sanayileşmenin artması ve yapay reçine, gübre gibi yeni malzemelerin kullanıma girmesiyle egzama etkenlerinin sayısı da artıyor. Bu maddelerin alerji yapma tehlikesi yüksektir ve egzama tıpta meslek hastalıkları incelemelerinin önemli bir konusunu oluşturuyor. Bazen hastada birden çok maddeye karşı alerji görülüyor. Bu durumun çarpraz duyarlılık ya da grup duyarlılığı adı verilen biçiminde alerji etkeni değişik maddelerin molekül yapısında bulunan bir kimyasal gruptur. Örneğin hasta saç boyalarında kullanılan parafenilendiamin gibi para grubundan bütün ilaçlara alerji geliştirebiliyor. Birden çok maddeye karşı aşırı duyarlılık, bu maddelerin arasında kimyasal bir benzerlik olmadan da gelişebiliyor. Bu durum genellikle kronik ya da yineleyici egzama olgularında görülüyor.
    Dinitroklorobenzol gibi egzama yapabilen maddelerle temas etmiş kişilerin büyük bölümünde hastalığa rastlanılıyor. Yapısal etkenlerin fazla önemli olmadığı bu olgularda, hastalığın alerji gelişmesine bağlı olarak değil, daha çok doğrudan bu maddeyle temas sonucu oluştuğu düşünülüyor. Madde deriyi hemen ve doğrudan etkiliyor, hastalık tablosu alerji kökenli egzamaya özgü üç evre görülmeden hemen ortaya çıkıyor. Alerji kökenli egzamada
    1) Alerji yapıcı maddenin etkisinde kalma
    2) Aşırı duyarlılık geliştiren vücudun maddeye karşı antikor üretmesi
    3) Maddeye yeniden temas sonucu deride egzama lezyonunun ortaya çıkması
    olmak üzere üç evreden oluşuyor. Ev kadınlarında sıkça görülen deterjan egzaması ise suda yumuşamış deriden kolayca emilen deterjan ya da sabunların doğrudan etkisine bağlıdır.

    Yatkınlık
    Bazı insanlar egzamaya ortalamadan daha fazla eğilimlidir. Bunlar genellikle sarışın, derileri ince ve daha duyarlı olan kişilerdir. Temas dermatitlerinin büyük bölümünde alerjik bir sürecin varlığı kesindir. Atopik dermatitte de alerji yapıcı maddelerin etkisinde kalmak büyük önem taşıyor ama temas dermatitinde olduğu kadar belirleyici değildir. Çünkü, yapısal etkenlerin, otonom sinir sisteminin, beslenme, sindirim gibi işlevlerin de rolü önemli. Bu olgularda alerji yapıcı madde deriye doğrudan değmemiş, ağızdan ya da solunum yolundan da alınmış olabiliyor; maddenin vücuda giriş yolunu kesin olarak saptamak bazen çok güçtür.
    Organizmanın savunma sisteminin ürettiği antikorlar genellikle kan dolaşımında bulunuyor. Egzamada bu antikorların varlığını saptamaya yönelik kan testleri sürekli olumsuz sonuç veriyor. O zaman antikorlar nerededir? Son araştırmalar, antikorların lenf bezlerinde lenfositler tarafından deriye taşındığını gösteriyor. Deriye ulaştıklarında alerjiye yol açan maddelerle birleşince bu antikorlar egzamanın bilinen belirtilerini ortaya çıkarıyor.
    Yapısal egzamanın nedenleri daha da karmaşık. Hatta tam olarak bilinmeyen nedenlerle bağışıklık sisteminin savunma mekanizmaları çok yetersiz kalmış hastalara nasıl yaklaşılacağı henüz çözülmemiş bir sorun. Hastada egzama ve ürtiker belirtileri dönüşümlü olarak birbirini izliyor; alerji yapıcı maddelerin saptanarak hastadan uzaklaştırılması da hastalığın gelişimini fazla etkilemiyor. Yapısal egzama en çok sindirim ve sinir sistemi bozukluklarına bağlanıyor ama bunların gerçek önemi henüz aydınlatılmış değil.

    Belirtileri
    Egzamanın başlıca evrelerini şunlar oluşturuyor;
    · Kızarıklık: Derideki damarların genişlemesine bağlıdır.
    · Keseciklerin oluşması: Genişleyen damarlardan sızan sıvı (serum) keseciklerin oluşmasına yol açıyor.
    · Eksüdasyon: Keseciklerin parçalanmasıyla içlerindeki sıvı dışarıya sızıyor. (yaş egzama)
    · Pullanma: Bir sonraki bu evreye “onarım” aşaması da deniyor, çünkü yeni bir deri katmanı oluşuyor.
    · Kalınlaşma: Aşırı uyarılmanın yol açtığı örselenme ve sürekli kaşınma deriyi kalınlaştırıyor. Ayrıca deri kurudur. Özellikle parmak araları, el ayaları gibi kıvrım yerlerinde çatlak ve yarıklar görülüyor.

    Değişik egzama tiplerinde değişik klinik tablolar ortaya çıkıyor ama yukarıda değinilen evreler genel çizgileriyle bunların hepsinde bulunuyor. Egzamada zedelenmiş deri yüzeyi mikropların enfeksiyon yapmasını çok kolaylaştırıyor. Örneğin, impetigo adı verilen bakteri enfeksiyonuna yol açabiliyor. Enfeksiyon bazen çok şiddetli olabiliyor ve önceden var olan egzamayı gizleyebiliyor. Egzamanın bütün vücut yüzeyine yayılması ise ender görülen bir durum. Eritrodermi olarak da bilinen bu durum hasta için yaşamsal tehlike taşıyor.
     
  3. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Atopik Dermatit
    Egzamanın atopik dermatit olarak bilinen tipinde iki aşamalı bir gelişme gözleniyor. İlk aşama bebek bir yaşını tamamlamadan önce başlıyor ve iki yaşına doğru kendiliğinden geçiyor. İkinci aşama ise hemen her zaman okul çağında ya da ergenliğe doğru ortaya çıkıyor. Temas dermatitinin nedeni hastanın sürekli etkisinde kaldığı alerji yapıcı maddeler (yapay reçineler, yağlar, benzin, deterjanlar vb) arasında kolaylıkla saptanabiliyor. Oysa atopik dermatitte hastanın aşırı duyarlılık geliştirdiği maddelerle karşılaşması belirleyici değil. Hastalığın oluşum süreci daha karmaşıktır ve oluşumunda kişiye özgü yapısal bir etkenin rolü vardır. Atopik dermatitli hastanın derisi her uyarana karşı aşırı duyarlı ve bu durum da belirli antikorların varlığından kaynaklanıyor.
    Atopik dermatite yatkınlık yalnızca yapısal açıdan egzamaya eğilimli olmaktan değil, astım ve alerjik nezle (örneğin saman nezlesi) hastası olmaktan da kaynaklanabiliyor. Kişiye özgü yapısal etken bazen bu üç hastalığın aynı anda art arda ortaya çıkmasına yol açıyor.
    Deride ilk belirtiler doğumu izleyen altı hafta içinde ortaya çıkıyor. Bunlar daha çok bebeğin yüz ve yanaklarında oluşuyor. Kırmızı ve hafif kabarık lekelerin yüzeyinde küçük kesecikler, çok ince yarıklar oluşuyor; bunların parçalanmasıyla beyaz bir sıvı akıyor; ardından da beyaz – sarı kabuk oluşuyor. Hastalığın saçlı deriye yayılmasının tipik belirtesi saçların birleşmesidir. Deride sulanma hafifse değişik boyutlarda ve kat kat ayrılan beyaz lekeler oluşuyor. Klinik tabloyu daha karmaşık hale getiren ikincil lezyonlara hemen her olguda rastlanıyor. Egzamalı hastaların büyük bölümü sürekli kaşınarak deri lezyonlarını kanatıyor. İrin yapıcı mikroplar bu ortamda kolayca irinleşebilen enfeksiyonlara yol açıyor.
    Atopik dermatitte akut egzamanın iki tipik özelliği, yani kesecik oluşumu ve kızarıklarla birlikte sürekli kaşıntı da bulunduğundan deride gerçek bir kalınlaşma ve sertleşme ortaya çıkıyor. Önceleri yalnız yüzde görülen atopik dermatit, zamanla gövde, kol ve bacaklara, sonunda da bütün vücuda yayılıyor. Özellikle süt çocuklarında yeni deri belirtileri ortaya çıkmadana önce dayanılmaz bir kaşıntı başlıyor. Hasta sürekli kaşınıyor, kendini tırmalıyor ve lezyonları kanayan yaralara dönüştürüyor. Ama derideki bütün bu sorunlara karşın, süt çocuğunu genel durumunun iyi olduğu belirtiliyor. Hastalık özellikle kilosu ve gelişmesi ortalamanın üstünde olan bebeklerde görülüyor. Genellikle iki yaşına doğru kendiliğinden iyileşiyor, bazen de ergenlik dönemine değin sürüyor.
    Kısa ya da uzun bir iyilik döneminden , genellikle yılar süren bir sessizlikten sonra atopik dermatit, özellikleri değişmiş olarak vücudun her iki yanında büyük eklemler çevresinde ortaya çıkıyor. Dizlerin arkası, dirsek kıvrımları ve yüzde özellikle dudak çevresi en sık yerleştiği bölgeleri oluşturuyor. Klinik tablonun en belirgin özelliği derideki leke halinde kalınlaşmalardır. Kalınlaşıp sertleşen derinin çizgileri belirgin biçimde artıyor. Kaşıntı çiziklerinde mikropların yol açtığı enfeksiyonlar hastalığı daha da karmaşıklaştırıyor; deride sulanma ve irinli sivilceler beliriyor. Bu aşamanın en önemli belirtisini şiddetli kaşıntı oluşturuyor. Aylar ya da yıllar süren iyilik dönemlerinin arasında çok çeşitli nedenlere bağlı olabilen alevlenme dönemleri yer alıyor. Sindirim sistemi bozuklukları, yanlış beslenme, sinirsel etkenler, heyecan, bazı hormon düzensizlikleri (ergenlik, gebelik menopoz vb) alevlenmeye neden olabiliyor. Bazen kişiye özgü mevsimsel (kış ya da bahar aylarında) alevlenme dönemleri de saptanabiliyor. Hastalığın yol açtığı ikincil sorunların başında atopik sendrom gelişiyor. Hastaların yüzde 16 – 50”sinde saman nezlesi gelişiyor.
    Hastalığın nedeninin ve nasıl etkilendiğinin belirsizliği, ayrıca şiddetlenme dönemlerini önceden kestirmenin olanaksızlığı, tedaviyi güçleştiriyor. Genel tedavide kaşıntı önleyici ilaçlardan yararlanılıyor. Hastalığa doğrudan yol açmamakla birlikte alerji yapıcı maddelerle ilişkiden kaçınılması gerekiyor. Tedavi süreklilik ve dikkat gerektiriyor. Hastalığın yeniden alevlenme belirtileri ortaya çıktığında hemen tedavi önlemleri alınmalı.
     
  4. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Temas Dermatiti
    Meslek egzamaları, temas dermatiti ya da egzaması başlığı altında toplanan deri hastalıkları arasında önemli bir grubu oluşturuyor.
    Meslek dermatitleri çalışma yaşamında kullanılan bazı maddelerin etkisiyle ortaya çıkan hastalıklardır. Koruyucu önlemlerin ilerlemesine karşın, son kırk yıl içinde bunların sayısı sürekli artıyor. Bu artışın nedenlerini anlamak hiç de güç değil. Sanayileşme, tarım ağırlıklı bölgelerde bile çok sayıda işçiye zarar veren maddelerle karşı karşıya getirdi. Deride yalnızca aşırı duyarlılık geliştirmekle kalmayıp, doğrudan zarara da yol açtığı kanıtlanan reçineler gibi yeni kimyasal ürünlerin kullanımı bu açıdan çok önemli. Sorunun geçici olmadığı da artık açıkça görülüyor, çünkü sürekli yeni kimyasal maddeler geliştiriliyor ve bunların kullanımı yayılıyor. Bu durumda meslek egzamalarının artması kaçınılmaz oluyor.
    Kişide duyarlılık geliştirebilen yabancı madde (antijen) deriye girdiğinde vücut ona karşı antikor üretiyor ve vücut daha sonra bu antijenle yeniden karşılaştığında egzama belirtileri ortaya çıkıyor
    Temas dermatitinin değişik aşamaları vardır:
    ·
    Çevresinde şişlik görülen basit bir kızarıklığın ortaya çıkması,
    · Keseciklerin oluşması,
    · Keseciklerin parçalanması,
    · Sulanma (serumlu eksüdasyon)
    · Aşınma oluşumu.

    Serum sızması olmayan kuru olgularda keseciklerin oluşma evresi daha belirsiz ve deride pullanmayla birlikte görülüyor. Şiddetli kaşıntı oluşuyor. Ellerin ve ön kolların üst tarafında başlıyor; daha sonra yüze, bacaklara ve cinsel organlar çevresine yayılıyor.
    Çalışma ortamından ve özellikle de duyarlılık gelişmiş olan maddeden uzak durulması, iyileşmeyi hızlandırıyor. Ama hastalık kolayca yinelenebiliyor; hatta uzun aralardan sonra bile duyarlı olunan maddeyle her karşılaşıldığında alevlenebiliyor. Mikroplara bağlı enfeksiyonlar sık, buna karşılık hastalığın bütün vücuda yayılması seyrek görülüyor. Tanı için deri testleri yapılıyor. Yerel tedavi, iltihap ve serum sızmasını ortadan kaldırmak, derideki enfeksiyonları önlemek ve yanma duygusuyla kaşıntıyı gidermek amacıyla yapılıyor. Genel tedavi hastanın yapısal özelliklerini de dikkate alarak vitamin ve antialerjik ilaçların verilmesiyle uygulanıyor. Egzamanın sık görülmesi ve nemli toplumsal zararlara yol açması; çalışma ortamıyla, yapılan işle ve kişiyle ilgili bir dizi koruyucu önlemi de gündeme getirdi. Çalışma ortamı havalandırma sistemleri ve nem gidericilerle olabildiğince zararsız hale getirilmeli. Genel sağlık önlemleri zararlı etkenleri deri yüzeyinden olabildiğince çabuk, ama deriyi tahriş etmeden uzaklaştırmaya yarayan duş, lavabo gibi donanımlardan oluşuyor. Kişisel düzeydeki önlemler arasında ise her türlü koruyucu araç (eldiven, önlük, maske vb) yer alıyor. Egzamanın yinelemesi durumunda hastalığın kronikleşmesini önlemek için hastanın iş değiştirmesi öneriliyor.



    Seboreik Dermatit
    Seboreik dermatit erişkinlerde en çok yağ bezlerinin bol bulunduğu bölgelere yerleşiyor. Saçlı deri, göz çevresi, göz kapakları, elmacık kemiği çevresi, kulaklar, göğüs kemiği bölgesi, sırtta iki kürek kemiği arası ve koltukaltı gibi derinin en çok yağlanan bölgelerinde görülüyor. İlk belirti küçük nokta biçiminde pembemsi renkte ve sarı pullarla örtülü bir lezyondur. Lezyonun kenarları yayılarak kırmızı lekeler oluşturuyor. Lekeler yüzeyseldir ve ince bir toza dönüşen sarımsı renkte yağlı pulları nedeniyle kolaycı tanınıyor. Küçük lekeler birleşerek daha büyüklerini oluşturuyor ve bazen bütün sırtı kaplayabiliyor. Alında saçlı derinin bittiği çizgi üzerinde seboreik egzamanın yaptığı “Seboreik taç” hastalığının tipik özelliğini oluşturuyor. Seboreik dermatit tedavisinde asalaklara karşı da etki gösteren kükürt, kortizonlu ve antiseptik pomatlarla birlikte kullanılıyor. Antihistaminik ve kortizonlu ilaçlarla uygulanan genel tedavi hastalığın özellikle iltihaplı biçimlerini hızla iyileştiriyor. Yapısal yatkınlığı gidermeye yönelik tedavi ise A vitamini ve kükürtlü ilaçlara dayanıyor.
     
  5. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Ellerde Hassasiyet Egzama Habercisi Mi?
    Ellerimiz sürekli dış ortamla temas halindedir. Bazı kişilerin elleri normal günlük aktivitelere karşı daha duyarlıdır. Kolayca kurur, çatlar ve pullanır. Su, sabun, deterjan ve temizlik maddeleri deriyi en sık tahriş eden ajanlardır. Özellikle ev kadınları, ahçılar, temizlik işçileri ve elleri su ile fazla temas eden kişilerde görülür.
    Ellerde kuruluk, soyulma, parmak izlerinde silinme,çatlaklar, sızlama şeklinde ortaya çıkar. Ayrıca bazı maddeler hassas kişillerde allerji yapabilir. Allerji, tahriş olmuş deride daha kolay oluşur. Çok kaşıntılı, sulantılı, kızarık döküntüler gelişebilir. Allerjik el ekzemaları daha çok mesleğe bağlı olarak özel maddelerin teması sonucu ortaya çıkar. İnşaat işçilerinde çimentoya, kuaförlerde saç boyalarına, sağlık personelinde eldivenlerde bulunan latekse karşı alllerji gelişebilir. Kişide daha önce yıllarca böyle bir allerji olmayabilir.
    Korunma ve tedavi
    Ekzemanın korunma ve tedavisinde en önemli nokta tahriş edici allerjik maddelerle teması önlemektir.
    Su ve deterjan gibi maddelerden kaçınılmalıdır. Ellerin hangi sıklıkta ıslandığı çok önemlidir.
    Ellere sabun ve deterjan teması en fazla günde bir kaç kez olmalıdır.
    Eldiven kullanmak beklenildiği kadar yarar sağlamaz. Elleri terletir. Ciltte soyulmalar olabilir. Bazı kişiler için eldiven içindeki maddeler alllerjik olabilir. Pamuk astarlı eldivenler tercih edilmelidir. Eller terlemeden eldivenler çıkarılarak havalandırılmalıdır.
    Cildin yıkama ile kaybettiği doğal yağların yerine konması çok önemlidir. Kullanılan ticari el kremleri parfüm ve tahriş edici başka maddeler içerebilir. Yalnızca doktorun önerdiği ürünler kullanılmalıdır. Bu ürünler suyla her temas sonrası ve cilt kuru hissedildikçe ince bir tabaka halinde uygulanmalıdır.
    Aşırı sıcak ve soğuk sudan kaçınılmalı, ılık su tercih edilmelidir.
    Taze meyva ve sebzelerin öz suları da şikayetleri arttırabilir. Bunlarla doğrudan temastan kaçınılmalıdır.
    Allerjik bir maddenin temasından şüpheleniliyorsa bu madde deri testleri yapılarak saptanmaya çalışılır.
    El ekzeması tedavisinde en çok kortizonlu kremler kullanılır. Ekzemanın çeşidine göre ek tedavi ajanları mevcuttur. Tedavinin yan etkiler de göz önüne alınarak doktor kontrolünde yapılması gerekir.
    Hastalığın tekrarlamaması için hastanın korunma yöntemlerine uyması gerekir.






    Bilmek İstedikleriniz
    Aynı insanda birden çok maddeye karşı aşırı duyarlılık gelişebilir mi?
    Başlangıçta tek bir bileşiğe karşı duyarlı olan kişilerde daha sonra bu bileşikle aynı kimyasal gruptan başka maddelere karşı da alerji gelişebiliyor. Bu olgularda çarpraz ya da grup aşısı duyarlılığı söz konusu. Alerji farklı kimyasal yapıda birçok maddeye karşıysa buna çoklu duyarlılık deniyor. Işığa karşı aşırı duyarlılık geliştirme ise bazı maddelerin insan yalnızca güneş ışığına çıktığında deride tepki başlatmasıdır. Örneğin, tetrasiklin gibi bir antibiyotik, güneş ışığının etkisi altında aşırı duyarlılık yapıcı bir özellik kazanıyor
    Deriye kortizonlu pomatların tekrar tekrar uygulanması tehlikeli mi?
    Her ilaç gibi kortizonlu ilaçların da çeşitli yan etkileri vardır ve uzun süre kullanıldığında er ya da geç yan etkiler ortaya çıkar. Ama kortizonlu ilaçlar egzamanın belirtilere yönelik de olsa vazgeçilmez tedavi araçlarını oluşturuyor. Bu nedenle kullanılmaları zorunludur. Gene de bu ilaçlar ancak uzman denetiminde kullanılabilir. Uzman hekim ilaca ara vererek ya da tedavi yöntemini değiştirerek kortizonlu yan etkilerini elden geldiğince azaltmaya çalışacaktır.
     
  6. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Aşırı Terleme ve Tedavisi
    Aşırı terleme genelde çocukluk döneminde ortaya çıkar, buluğ çağında artış gösterir. Ataklar belirgin bir sebebe bağlı olmaksızın aniden başlayabilir ya da sürekli olarak vardır. Egzersizden çok, stres, sıcak iklim ve besinsel uyaranlarla alevlenir. Kışın kısmen düzelen şikayetler yazın belirgin şekilde artar. Aşırı terleme, genelde uyku sırasında kaybolur.Aşırı terleme, ciddi sıkıntılar yaratarak hayat kalitesini bozabilir. Bazı hastalar sürekli ıslak olan ellerini gizlemek için insanlara dokunmaktan hatta el sıkışmaktan kaçınırlar. Koltuk altı aşırı terlemesinde kıyafetlerin ıslanması ve kötü kokma ihtimali kişiyi sürekli huzursuz eder. Bu da sosyal açıdan kendisini güvensiz hissetmesine neden olur.

    Aşırı terleme ile ilgili sorunlar sadece emosyonel problemlermiş gibi görünse de aslında, yoğun nem enfeksiyonlar için de uygun bir ortam hazırlar. Tüm bu nedenlerden dolayı tedavi kaçınılmazdır. Aşırı terleme tedavisinde uygulanan çeşitli yöntemler vardır. Seçilecek yöntem, aşırı terlemenin olduğu bölgeye, terlemenin şiddetine, yaş, cinsiyet ve eşlik eden diğer hastalıklara bağlı olarak değişir. Aşırı terleme tedavisinde öncelikle, koruyucu yöntemler uygulanmalıdır. Hastanın başka bir nedenle kullanmakta olduğu ilaçlar, besin maddeleri ve diğer hastalıkları (guatr, şeker hastalığı gibi) gözden geçirilmeli ve düzenlenmelidir. Deodorantlar kötü kokuların kamuflajı için kullanılan kozmetik ürünlerdir ve tedavi edici özellikleri yoktur. Antiperspiranlar, ter kanallarını mekanik olarak tıkayarak terin dışarı atılmasını önlerler. Kısa dönem etkilidirler ve tedavi edici değildirler.

    Tedavi yöntemleri
    Aşırı terleme tedavisinde kullanılan krem, losyon ve jeller temelde, metal tuzları içerirler. Hafif ve orta dereceli vakalarda etkili olabilmelerine karşılık bu etkinlik zamanla azalabilir. Tahriş oluşturma riskleri fazladır ve belli aralıklarla, yaşam boyu uygulanmaları gerekir.
    Aşırı terleme tedavisinde yararlanılan, ağızdan alınan bazı ilaçlar da vardır. En önemlileri sinir sistemi üzerine baskılayıcı etki yapanlardır. Ciddi yan tesirleri olan bu ilaçlar, aşırı terleme tedavisinde nadiren önerilirler. Son yıllarda aşırı terleme tedavisinde en çok tercih edilen uygulamalar iyontoforez, botoks uygulaması ve cerrahi yöntemlerdir.

    İyontoforez
    Terleme Tedavi Kliniklerinde uygulanan iyontoforez yan etki riski düşük, kolay ve etkili bir yöntemdir. İyontoforezde, düşük bir elektriksel akımın deriden geçişi sağlanarak ter bezlerinin salgıları düzenlenir. El ve ayaklar sıvı ortam içinde iken düşük bir elektriksel akım uygulanır. Sudaki iyonlar bu akımın yardımıyla deriye nüfuz ederek ter bezlerinin ağızlarının kapanmasını sağlarlar. Böylece terleme azalır. Tedavi, genelde haftada 3 seans olarak planlanır ve uygulanan elektrik akımının şiddeti ve süresi zamanla arttırılır. Terleme azaldıktan sonra ise tedavi kesilir. Tedavi sırasında ellerde iğnelenme, karıncalanma, kaşıntı gibi hafif ve geçici yan etkiler oluşabilir.

    Botoks
    Terleme Tedavisinde uygulanan bir diğer yöntem botoks enjeksiyonudur. Botoks ‘Clostridium botilinum’ adlı bir bakterinin toksinidir. Sinir ucundan salınan asetil kolin isimli aracı maddenin salgılanmasını önleyerek sinirsel iletiyi durdurur.Aşırı terleme olan bölgeye uygulandığında ter bezine gelen sinirsel uyarı engellenir ve ter salgısı ortadan kalkar. Uygulama o bölgeye yapılan enjeksiyonlar şeklindedir.Toksin zaman içinde aktivitesini kaybettiğinden botoks uygulaması geçici bir tedavi sağlar ve etkisi ortalama 6 ay sürer.

    Cerrahi Yöntemler
    Aşırı terleme tedavisinde uygulanan 2 temel cerrahi yöntem vardır. Ancak bu yöntemlerin, diğer tedavilere yanıt alınamaması durumunda uygulanmaları önerilir. Sadece koltuk altında aşırı terlemesi olan kişilerde, bu bölgedeki ter bezlerinin çıkarılması ile kalıcı bir düzelme sağlanabilir. Bu uygulama diğer tedavi yöntemlerine yanıt alınamayan ağır terleme bozukluklarında son tercih olarak değerlendirilmelidir.‘Endoskopik Transtorasik Sempatektomi’, son yıllarda yaygın olarak uygulanan ve çok iyi sonuçların alındığı bir yöntemdir. Göğüs yan tarafında açılan küçük bir kesiden girilerek burada bulunan sinir kökleri tahrip edilir. Böylece kalıcı bir düzelme sağlanır.
     
  7. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Toplumda sık görülmesi ve son derece rahatsız edici bir kozmetik problem olan sivilce (akne vulgaris) tedavi edilebilen bir hastalıktır.Özellikle ergenliğin başlaması ile ciltte yağlanma artmakta ve yağ bezlerinin faaliyeti bozulmaktadır. Bunun derideki görüntüsüde istenmeyen yağ birikimleri, şişlikler,iltihaplanmalar, deri altı kistleri olabilmektedir

    Oniki yaşından başlayarak onsekiz yaşına dek akne gençleri etkileyebilir. Ancak unutulmamalıdırki her yaşta, her dönemde ve her insanda bu sorun gelişebilir.Kadınların %70'i, erkeklerin ise %80'inde hayat boyunca herhangi bir zamanda sivilce oluşabilir. Ne yazık ki kendi kendine geçebileceği gibi yanlış bilgilendirmeler tedavide geç kalınmalara , kalıcı izlerin oluşumuna ve hatta şikayetin artmasına neden olabilmektedir.

    Cılt altındaki yağ bezlerinin fonksiyonun bozulması, porların kapanması ve birtakım bakterilerin iltihaplanmaya neden olması ile klasik sivilce görüntüsü cilt üzerinde belirir.

    Akne oluşumunu etkileyen faktörler şunlardır:
    1-Genetik:Annede veya babada akne olması, çocuklarda görülme sıklığını artırır.
    2-Ultraviyole:Güneş ışınları sivilce oluşumunu olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilir.
    3-Terleme:Terleme ile sivilceler yoğunlaşır.
    4-Diyet:Gıdaların sivilce oluşumunda artırıcı hiçbir etkisi yoktur.
    5-Hormonlar:Adet düzensizliği ve hormonal bozukluklar sivilceleri yoğunlaştırır.
    6-Kozmetik ürünler:Yanlış birçok kozmetik kullanımı, kozmetilk salonlarındaki uygulamalar cildin bozulmasında önemli bir pay oluşturmaktadır.

    Akne klinik görüntüsüne göre çok farklı tiplerde gözlenebilir. En hafif formu olan komodojenik akne siyah noktalar veya beyaz butonlar şeklinde görünürken, iltihaplı formda olanlara püstül denir. En şiddetli formunu ise nodül ve kistler oluşturur; bunlar deri altında ağrılı büyük sertlikler olarak gözlemlenir ve ciltte kalıcı izlere neden olabilir.

    Akne sadece yüzde değil ayrıca göğüs sırt gibi alanlarda da görülebilir. Yüz bölgesinde oluşan sivilceler ağrılı kaşıntılı olabilir.Fiziksel görüntünün bozulması psikolojik stres ve gerginliklere yol açabilir. Toplumdan uzaklaşma, mutsuzluk, hatta depresyon gelişimi bile gözlenebilir.

    Akneli kişilerin birtakım kozmetik kremlerden, losyonlardan ve güzellik salonlarından çare arayışları ise hastalığın büsbütün kötüleşmesine , tedavinin zorlaşmasına neden olur. Bu merkezlerdeki uygulamalar kalıcı izlere dahi yol açabilir ve hasta iyileşmediğini düşünerek yanlış bir inanışa kapılabilir.

    Akne düzenli, ısrarcı ve uzun süreli tedavilere mutlak cevap verir. Hastanın doktoruna güvenmesi ve takiplerini devam ettirmesi gerekir. Öncelikle hafif formlarda sadece lokal tedaviler yeterli olabilir. Bu tedavi iyi bir temizleyici jel ile kombine edilir.Daha yoğun sivilcelerde ise antibiotik kullanımı gerekebilir ve bu genelde 3-5 aylık uzun bir dönemi gerektirir. İnatçı, şiddetli hastalarda ise A vitamini türevleri oldukça başarılı sonuçlar verir.Hastaları psikolojik olarak da yıkan bu hastalık başarılı bir şekilde doğru bir takiple düzeltilebilir.

    Uzm.Dr.Ayşe ÖZBOYA NACAK
     
  8. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Benler (Melanom)
    Hemen herkesin cildinde ‘‘ben’’ adı verilen lekeler var. Bunların büyüklükleri, renkleri ve kabarıklıkları değişebiliyor. Ciltteki pigment üreten hücreler olan melanositlerden oluşan bu benlerin çoğu zararsız olsa da bir kısmı maalesef o kadar masum olmayabiliyor. Benlerden meydana gelen kanser türünün adı ise melanom. Melanom cilt kanseri türleri içinde en tehlikeli olanı. AMERİKA'da melanom olan kişilerin sayısı, geçtiğimiz 30 yıl içinde ikiye katlandı. Her yıl 50 bin yeni vaka teşhis ediliyor. İçlerinde Türkiye'nin de bulunduğu Akdeniz ülkelerinde de durum çok farklı değil. Melanomun bilinen kesin bir nedeni yok, ancak bazı faktörlerin riski arttırdığı bir gerçek. İçinde bulunduğumuz yaz aylarında bolca maruz kaldığımız güneş ışınları, melanom riskini arttıran nedenlerin başında geliyor. Melanom güneşten çabuk etkilenen ve çillenen açık tenli insanlarda daha sık görülüyor. Sarışın ve açık renk gözlü olanlar da esmerlere oranla daha çok risk altında.

    Cilt doktorum kolumdaki lekelerin renkli lezyonlar olduğunu söyledi. Peki bu lezyonlar zaman içinde kansere dönüşür mü?
    Renkli lezyon, normal benlere, güneş lekelerine ve yaşlılık lekelerine verilen genel addır. Bunların çoğu kansere dönüşmez. Ancak cildinde bunlardan fazla miktarda bulunanlar ya da alışılagelmiş olanlardan farklı lezyonlara sahip olanların düzenli aralıklarla cilt doktoruna görünmeleri gerekir. Bu lekelerin düzenli takibi meydana gelebilecek ‘‘şüpheli değişiklikler’’in belirlenmesini sağlar. Doktorunuz böyle bir değişiklik fark ederse bir deri biyopsisi isteyebilir. Böylece söz konusu lezyona iyi huylu, melanom ya da farklı bir kanser türü teşhisi konabilir.

    Lekelerdeki ne tür değişiklikleri dikkate almam gerekir?
    Dikkat edilmesi gereken önemli belirtiler var. Bunlardan biri asimetri. Lekenin bir yarısının şekli diğer yarısının şeklinden farklıysa dikkat etmek gerekir. Diğer bir husus lekenin sınırları. Sınırları belli belirsiz ve düzgün olmayan lekeleri takip etmek lazım. Lekenin rengi de önemli. Eğer aynı lekede kahverengi, siyah ya da ten rengi gibi farklı renkler düzensiz olarak dağılmışsa ya da aralarda kırmızı, mavi ya da beyaz parçalar varsa tehlike çanları çalıyordur. Lekenin büyüklüğüne gelince. Bir kalem silgisinden daha büyük olan lekeler risk taşıyabilir.

    Hamilelikte lekelerin değişmesi normal mi?
    Hormonal etkiler nedeniyle hamilelik sırasında genelde lekelerde bazı değişiklikler oluyor. Renkleri koyulaşabiliyor ya da büyüyebiliyor. Bunlar normal, ancak hamilelikte bir leke düzensiz bir şekilde değişirse bunun tabii ki dikkate alınması gerekir.

    Cildimde yeni bir leke oluştu. Ne yapmalıyım?
    Her yeni lekeye şüpheyle bakmak gerekir. Hemen bir dermatoloğa muayene olun ve gerekirse biyopsi yaptırın. Eğer bu lezyon melanomsa biyopsi bunun derinin içine ne kadar nüfuz ettiğini gösterir.

    Melanomunun risk faktörleri nelerdir?
    Risk faktörleri arasında kişinin vücudunda çok leke olması (25'ten çok), büyük lekeler (6 mm'den büyük), atipik ve değişik görünümlü lekeler, açık ten, açık saç ve göz rengi, ailede melanom olması, güneşe aşırı çıkma, sık solaryuma girme ve güneşe karşı hassasiyet sayılabilir. Eğer risk faktörlerine sahipseniz, güneşten korunarak riskinizi azaltın, cildinizi gözlem altında tutun ve düzenli aralıklarla bir dermatoloğa görünün.

    Melanom aşısı kullanılmaya başlandı mı?
    Melanom aşısı sadece ileri safhada melanom hastası olanlarda kullanılıyor. Aşı halen deneme aşamasında ve FDA tarafından henüz onaylanmış değil. Aşıları ve interferon, cytokine ve monoclonal antikorları içeren biyolojik terapi çeşitlerini kullanan klinik deneyler devam ediyor.

    Dijital Dermatoskopi ile nasıl tedavi edilir?
    Birkaç yıl öncesine kadar ben takibi, dermatoskopik görüntülerin fotoğrafları çekilerek sağlanıyordu. Ardından bu yönteme bilgisayar teknolojisi eklenerek, ben takibinde ulaşılan son nokta dijital dermatoskopidir. Bu yöntemle vücuttaki benlerin haritası oluşturularak noktasal lokalizasyonları belirlenir. Ardından her bir ben için dermatoskopik görüntü alınır ve kaydedilir. Böylece bir sonraki kontrolde elde edilecek görüntüyle karşılaştırma şansı sağlanır.Dijital dermatoskop bende izlenen şüpheli değişiklikleri matematiksel olarak hesaplayarak malign melanom riskini gösteren bir indeks de oluşturur. Bu indeks tanıda ve tedavinin planlanmasında yardımcıdır. Çıplak gözle erken evre melanom tanı şansı %60 civarında iken sözü edilen inceleme ile %90’lara çıkar. Ayrıca, hastanemizde bulunan dijital dermatoskopi cihazı ‘Telemedicine’ olarak adlandırılan bir sisteme de sahiptir. Bu sistem sayesinde dermatoskopik görüntüler, aynı anda, birden çok merkezde değerlendirilebilir.
     
  9. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Deri Tümörleri
    Birçok organin tümörü oldugu gibi derinin de basta iyi ve kötü huylu olmak üzere pek çok tümörü vardir. Bunlar derinin primer hücresi olan keratinositlerden köken alabilecegi gibi diger hücre tiplerinden ya da deri eklerinden de kaynaklanabilir. Bunların oldukça çok tipi oldugundan burada sadece kötü huylu olanlarin en çok rastlanilan üç tipinden kisaca bahsedecegiz. Bunlar; Bazal Hücreli Karsinom, Skuamöz Hücreli Karsinom ve Malign Melanom'dur.
    En tehlikelisi deriye renk veren ve özellikle renkli benlerde bulunan melanositlerden kaynaklanan Malign Melanom olup bunu Skuamöz Hücreli kanser takip etmektedir. Malign Melanom özellikle pigmentli benlerden kaynaklandigindan ve sikligi giderek arttigindan erken tanisi hayat kurtarici olabilen bir deri kanseridir. Vücudunda az/çok sayida ben olan kisilerin özellikle ailede de böyle bir kanser öyküsü varsa dikkatli olmasi ve periyodik olarak bir dermatologa benlerinin takibini yaptirmasi gereklidir. Eger ben 5 mm'den büyükse risk daha da büyümektedir.

    Belirtileri
    Herhangi bir bende anormal büyüme, kasinti, kanama, renk ve şekil değisikligi gibi durumlarda derhal doktora basvurulmalidir. Benlerin alinmasi degil alinmamasi tehlikelidir. Ama geç kalinmis ve kanserlesmis bir benin alinmasi da bazen hiç bir sey ifade etmeyebilir.

    Diğer kanser türleri ise özellikle yüzde baslarlar. Birçok degisik tipi oldugundan bunlarin da erken tanisini ancak bir dermatolog yapabilir ve bazen biyopsi almak gerekebilir. Yüzde ya da vücudun herhangi bir yerinde 2 haftadan fazla geçmeyen ve giderek büyüyen bir yara varsa bir dermatologun görüsünü almanizda fayda vardir. Unutulmamasi gereken bir noktada kanserlerin (Malign Melanomun bazi tipleri hariç) genelde yavas büyüdügüdür. Bu yüzden sinsi yaralardan daha fazla çekinin.

    Korunma
    Korunmada en basta UV'den sakinma ön plandadir. Her üç kanser türünde de %100 olmasa da UV (Günes Isigi) en büyük suçlanan risk faktörüdür. Bu yüzden açikta çalisanlarin Günes Koruyucu krem ve losyon kullanmalarinda fayda vardir. Yine güneslenenlerin benlerini kapatmalari, günes koruyucu kullanmalari ve günesin en tehlikesiz saatlerinde ( 11-17 saatleri arasi en tehlikeli saatlerdir ) disarda bulunmalari elzemdir. Solaryum da tehlikeyi artirdigindan uzak durulmasinda, israr ediliyorsa da benlerin kapatilarak girilmesinde fayda vardir.

    Diger kanserler daha çok açikta çalisan kisilerde görüldügünden böyle islerle ugrasanlarin dikkatli olmalari ve günes koruyucu kullanmayi aliskanlik haline getirmeleri ve yilda bir dermatologla görüsmelerinde fayda vardir.
    Tedavisi
    Tedavi lezyonun sekline ve büyüklügüne göre degismektedir. Farkli tedavi sekilleri uygulansa da ana tedavi sekli lezyonun çikarilmasidir. Malign Melanomda ise kemoterapi de gerekebilir.
     
  10. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Estetik Dermatoloji
    Dermatoloji alanındaki gelişmeler sayesinde birçok kişide psikolojik sorunlara neden olan estetik kusurlar alternatif yöntemlerle tedavi edilebiliyor.
    Ciltte yaşlanmaya bağlı kırışıklık, güneş ışınlarının olumsuz etkilerine bağlı çizgi, kahverengi lekeler, sivilceler ve sivilce izleri ayrıca kişinin yüzünde beğenmediği şekil bozukluğu gibi estetik kusurların düzeltilmesi için kullanılan alternatif yöntemler büyük ilgi görüyor. Acı çekmeden, normal yaşamı etkilemeden uygulanır olması soft yöntemlere üstünlük sağlıyor. Kişinin estetik sorununun niteliğine ve beklentilerine göre hangi yöntemin kullanılacağına karar veriliyor.
    Dolgu maddeleri enjeksiyonu
    Dolgu maddelerin cilt içine enjekte edilmesiyle, kırışıklık bölgesinde hacim kazandırılarak kırışıklık çizgileri düzeltiliyor. Dolgu maddeleri, yüz şekillendirme, yanak büyütme, yüzdeki yaşlılık çizgileri, yaralanmalarla oluşan çizgiler, yüzdeki şekil bozuklukları, kişinin derin sivilce izleri gibi sorunlarda tercih ediliyor. Ayrıca kişinin dudak kalınlaştırma, dudak şekillendirme gibi estetik değişiklik taleplerinde de bu yöntemler rahatlıkla uygulanabiliyor. Acıbadem Hastanesi ve Acıbadem Bağdat Caddesi Polikliniği dermatoloji uzmanı Dr. Asiye Nesrin Aksoylar, yüze dolgu yapılmasında maddelerle ilgili olarak şu bilgileri veriyor:
    “Bunlar sıvı parafin, sıvı silikon (ülkemizde kullanımı yasal değil) kolajen, hyalüronik asit, otolog yağ, otolog kolajen gibi maddelerdir. Kliniğimizde uygulanan dolgu maddesi, stabilize edilmiş hyalüronik asittir.”
    Kalıcılığı ne kadar?
    Dolgu maddelerinin kalıcılık süresi 5-2 ay arasında değişiyor. Metabolizmanın, hyalüronik asidi su ve karbonhidrata dönüştürdüğünü belirten Dr. Asiye Nesrin Aksoylar, dolgu maddesi enjeksiyonuyla ilgili şunları söylüyor:
    “Büyüme faktörleri ve hormonlar, glikoz ve oksijen gibi önemli besleyici ajanların serbest geçişine olanak verir. Hyalüronik asit jelinin parçaları arasında hücreler dolaşabilir ve sağlıklı bir cilt ortaya çıkar. Test ihtiyacı olmadığından kişi hemen uygulamaya alınabilir, oluşan düzelmeyi hasta hemen gözlemleyebilir anında tatmin sağlar. Enjeksiyonun hemen sonrasında kişi normal yaşantısını sürdürebilir. Her yaşta uygulanabilir. İstenildiği sıklıkta tekrar edilebilir. Alerji riski yoktur.”
    Botilinum Toksin-A enjeksiyonu
    BT-A, 1980 yılından bu yana dünyada tıbbın çeşitli alanlarında başarıyla kullanılıyor. Dr. Asiye Nesrin Aksoylar, BT-A’nın dermatolojideki uygulama alanları ile ilgili şu bilgileri veriyor:
    “Bazı kişilerin alışkanlık olarak kaşlarını çatmasıyla zamanla o bölgedeki çizgiler belirginleşmekte, bu da hoş olmayan bir yüz ifadesine neden olmaktadır. BT-A enjeksiyonu en sık, alın, iki kaşın arası, göz çevresi, çene ve dudak çevresindeki çizgilere uygulanmaktadır. BT-A enjeksiyonunun etkisinin kalıcılığı kişiden kişiye değişiklik gösterir. Ortalama 4-12 ay kalıcı etki elde edilir. Hiçbir sistemik yan etki gözlenmemiştir. Uygulamanın isteğe bağlı tekrarı mümkündür. BT-A enjeksiyonu uzman doktorlar tarafından yapılmadığı takdirde kaş ve göz kapağı düşmesi, göz altı şişmesi gibi geçici yan etkiler görülebilir.”
    Dr. Aksoylar, BT-A enjeksiyonunun koltuk altı, el ve ayak gibi bölgelerdeki aşırı terlemeyi azaltmak amacıyla da uygulanabildiğini belirtiyor.
    BT-A enjeksiyonu yapılabilmesi için, kişide, başka hiçbir kas hastalığının bulunmaması ve en az 1 ay öncesinden o kişinin yüzüne, başka herhangi bir cerrahi uygulama yapılmamış olması gerekiyor.
    Kimyasal peeling nedir?
    Cildin zarar görmüş tabakasının değişik kimyasal maddelerin farklı konsantrasyonlarda kullanılarak kaldırılması işlemine peeling adı veriliyor. Kimyasal peeling TCA, rezorsin, laktik asit, sitrik asit, glikolik asit gibi birçok maddeyle yapılabiliyor. Bu yöntemlerden hangisinin hastaya uygulanacağına hekim karar veriyor.
    Hangi durumlarda uygulanmaz?
    Kimyasal peelingin uygulanamayacağı durumlar da bulunuyor. Dr. Asiye Nesrin Aksoylar, şu konulara dikkat çekiyor:
    “Bazı cilt hastalıkları, aktif herpes enfeksiyonu (uçuk) bulunan, yeni operasyon geçirmiş, radyoterapi gören, siğil bulunan kişilerde kullanımı uygun değil. Ayrıca son bir ayda krioterapi (soğuk tedavisi) uygulanması ve bazı ilaçların kullanımı da kimyasal peeling uygulamasının yapılmaması gereken durumlar arasında yer alıyor.”
    Krioterapi (Soğuk gaz tedavisi)
    Krioterapi işleminde kaynama ısısı -196 C olan nitrojen gazı kullanılıyor. Bu soğuk gazı, kişinin cildinin yüzeyinde yok etmeyi düşündüğümüz kahverengi güneş lekeleri, siğiller, yaşlılıkla alakalı cilt kalınlaşması ve cilt lekelerine, et benlerine uygulayarak o bölgenin donarak uzaklaştırılması sağlanıyor.
    Bu işlem lokal anestezi gerektirmiyor, herhangi bir cerrahi müdahale uygulanmıyor. Yüzeyden gaz sprey tarzında uygulanıyor.
    Sistemik yan etki söz konusu değil her yaşta hamilelere dahi uygulanabiliyor.
     
  11. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    İlaç Alerjisi
    Hastalıkların tanı ve tedavileri için ardarda geliştirilen ilaçlarla birlikte bunlarla oluşan alerjik reaksiyonların da görülme sıklığında artış olmuştur. İlaçların çoğu kendi başına alerjik etkil olmayıp vücuda girdiğinde bir takım proteinlerle birleşip allerjik etkinlik kazanırlar. Bunun dışında bir çok ilaçta kullanılan boya ve koruyucu maddeler de alerjik reaksiyondan sorumlu olabilir.
    Aslında sık görülen reaksiyonlar değildirler. Örneğin Amerika'da 36 653 hastada yapılan bir araştırmada % 1.67 oranında ilaç yan etkisi saptanmışken, bunların sadece % 10’ u ilaç alerjisidir. Yine tüm bu hastaların sadece 8 tanesinde alerjik reaksiyon hayatı tehdit edici tarzda bulunmuştur.
    İlaçlarla Oluşan Tüm Reaksiyonlar Alerjik midir?
    Hayır değildir. İlaçların alerji dışında, kendi toksik etkileri,kişilerdeki dayanıksızlık reaksiyonları ve idiyosnekrazi denilen hiç beklenmeyen yan etkiler yapabilirler. Alerji dışındaki diğer reaksiyonlar genelde doza bağımlıdır. Ailesinde alerjik hastalık hikayesi olan kişiler ilaç alerjisi açısından risk altındadırlar.Ayrıca alerjik reaksiyon bir ilacın ilk alınması ardından ortaya çıkmaz. Genellikle bu ilaç daha önceden alınmış olmalıdır.

    İlaç Alerjileri Nasıl Bulgular Verirler?
    İlaç alerjileri anafilaksi denilen ve hayatı tehtid eden tabloların yanı sıra, ateş, kurdeşen, anjioödem, alerjik dermatit, kan hücrelerinin yıkımı, böbrek iltihabı, damar iltihabı, karaciğer iltihabı ve safra kanallarının tıkanması, romatizmal hastalıklara benzer tablolar, ışık alerjisi gibi durumlara sebep olabilir.

    Hangi İlaçlar Alerji Yapabilir?
    En sık antibiyotikler ilaç alerjisine neden olurlar. Antibiyotikler ilaç alerjilerinin % 45’ inden sorumludurlar. Bunun dışında aspirin ve romatizma ilaçları da ilaç alerjisinin önemli nedenleri arasındadır.Bunlarda ilaç alerjilerinin % 17’ sinden sorumludurlar. Bunlardan başka renkli röntgen filmi çekmek için kullanılan ilaçlar da alerjiden sorumludurlar. Diş çekimleri ve ameliyatlarda kullanılan uyuşturucu ilaçlar da önemli ilaç alerjisi nedenlerindendir.
    Tüm bu ilaçlar arasında adı en sık anılan penisilin ve penisilin alerjisidir. Çeşitli araştırmalara göre görülme sıklığı değişmekle birlikte % 0.7-10 arasında değişir. Daha önce de belirtildiği gibi bir ilaca alerjik reaksiyon oluşması için kişinin o ilaçla daha önceden de karşılaşmış olması gereklidir. Ancak bazen penisilin üreten küf mantarlarına alerjisi olan insanlarda ve yine penisilin ile tedavi edilmiş hayvanların sütlerini içen kişilerde daha önceden penisilin ilacını almadan da alerjik reaksiyon görülebilir. Bunun dışında dondurulmuş gıda ve alkolsüz içeceklerle de duyarlılanma gösterilmiştir.Penisilin alerjisinde en sık görülen bulgu kurdeşendir; ancak anafilaksi ölümcül sonuçları nedeni ile daha fazla dikkat çeker.
    Anestezik madde alerjisi de son dönemlerde dikkatleri üzerinde toplamaktadır. Her 5000-15000 ameliyatta bir ciddi alerjik reaksiyon görülebilir. Bunların bir kısmı anstezik maddelere bağlı iken bir kısmı da latekse bağlıdır. Özellikle küçük ameliyatlar ve diş girişimlerinde kullanılan lokal anestezikler de yan etkiler oluşturabilirler; ancak bunların az bir kısmı gerçek ilaç alerjisidir.

    Bu ilaçlar dışında bir çok ilaç alerjik reaksiyona neden olabilir. Örneğin; Gut hastalığında kullanılan allopurinol, antibiyotik sınıfından kinolonlar, sülfa içeren ilaçlar, sara ilaçları, bazı hormonlar (örneğin; insülin).

    Bu reaksiyonlar dışında bazı ilaçlar yalancı alerjik reaksiyon denen bir duruma neden olabilirler. Bunlar içinde Aspirin ve diğer romatizma ilaçları, radyokontrast maddeler, bazı tansiyon ilaçları (Angiotensin dönüşürücü enzim blokerleri, beta blokerler), morfin,K vitamini, bazı antibiyotikler (vankomisin), bazı durumlarda kullanılan ve vücuttan demir atılımı sağlayan ilaçlar (desferroksamin) bulunur.

    Aspirin ve diğer romatizma ilaçlarının en iyi bilinen yan etkileri mide üzerine olmakla birlikte kurdeşen, bronşlarda sıkışma, nezle ve göz mukozası iltihabı gibi yalancı alerjik reakasiyonlar yapmaları nedeni ile sıkça sorun yaratırlar.

    İlaç Alerjimin Varlığını Nasıl Anlarım, Test Yaptırmalı mıyım?
    Daha önceden herhangi bir ilaçla alerjik reaksiyonunuz (kurdeşen,göz ve burun iltihabı, nefes darlığı, öksürük, göğüste sıkışma hissi, alerjik dermatit) varsa en iyi yol bir daha bu ilacı kullanmamaktır.
    Bunun yanında herhangi bir sebeple gittiğiniz doktora bu durumunuzdan ayrıntıları ile bahsetmelisiniz. İlaç alerjisi varlığını araştırmak için alerji deri testi ve bazı ilaçlar için (örneğin; penisilin) RAST testi yapılabilir. Ancak bu sadece şu anda kullanmanız elzem olan ilaçlar için yapılmalıdır. Kullanılmayacak ilaçlara önceden test yapmak ne pratik ne de mantıklı değildir.
    Çünkü eğer ilacı hemen yakınlarda kullanmayacaksanız, cilt testi esnasında size verilen ufacık dozla bile vücudunuz duyarlılanabilir.
    Bu durumda negatif çıkan reaksiyona güvenip günler, aylar,yıllar sonra bu ilacı alırsanız alerjik reaksiyon oluşabilir. Bu nedenle öncelikle herhangi bir nedenle doktorunuz size reçete yazarken onu durumunuz konusunda uyarmalısınız. Doktorunuz size en uygun ilacı yazacaktır. Ancak ilaç alerjiniz olduğu kesin olan buna rağmen şu an kesinlikle kullanılması gereken bir ilaç varsa bu durumda alerji kliniğinize baş vurun, orada yapılacak olan testler sonrası gerekli görülürse size o ilaca karşı duyarsızlaştırma tedavisi
    uygulanabilir.

    Tedavi
    En önemli tedavi ilaç alerjisinden sorumlu olan ilaçtan sakınmaktır.Ayrıca gereksiz yere uygun olmayan dozlarda düzensiz ilaç kullanımları da ilaç alerjisini davet edeceği için bu tür uygulmalardan sakınılmalıdır. Kurdeşen, alerjik dermatit gibi hafif durumlar dahil ilk iş kullanılan ilacın kesilmesidir. Bunun hemen ardından zaman kaybetmeden doktorunuza başvurmalısınız.
     
  12. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Kozmetik Dermatoloji
    Sağlıklı cilt her yaşta güzeldir. Ancak, eski sivilce veya yara izleri, güneş lekeleri, hamilelik sonrası oluşan lekeler, damarsal genişlemeler, göz çevresinde oluşan renk değişiklikleri ve kırışıklıklar gibi sorunlarla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bu konudaki reklam amaçlı yayınlar kişileri yanlış yönlendirebilmekte gereksiz harcama ve işlemlere neden olabilmektedir. Kozmetik sorunların tedavisinde herkes ve her durum için geçerli ortak bir yol yoktur. Seçilecek yöntem ve alınacak sonuç kişinin cilt özelliklerine ve sorunun derecesine göre değişir. Bu nedenle cilt bakımı dahil olmak üzere tüm kozmetik işlemler bir dermatolog kontrolünde yapılmalıdır. Kozmetik ürünler ancak bilinçli ve doğru kullanıldıklarında faydalı olabilirler.
    Kozmetik dermatoloji uygulamaları

    • Cilt Bakımı
    • Botoks Enjeksiyonu
    • Kollajen Enjeksiyonu
    • Peeling
    • Kırışıklık Tedavisi
    • Leke Tedavisi
    • Tıbbi Epilasyon


    Kollagen Enjeksiyon
    Uzun senelerdir çöküntü şeklindeki yara izleri ve kırışıklıklar doldurulmaktaydı. Önceleri parafin, sonra silikon ve 1983’ten beri de hayvanlardan elde edilen hayvansal kollagen ile güçlendirilmiştir. Piyasada çeşitli kollagen enjeksiyon preparatları bulunmaktadır. Bu preparatlar birbirlerine çok benzemekle birlikte ağ yapısı ve aplikasyonunda ayrılırlar.
    Başarı garantisi yok
    Önemli sayılabilecek kişiler üzerinde denenen kollagen enjeksiyonunda, yara izi ve kırışıklıklarda açık bir düzelme görülmüştür. Fakat bu da başarıyı maalesef garantilememiştir. Deneme sonuçları yaklaşık ortalama % 5 uygulama yapılan kişide çok az iyileşme görülmüştür. İmplantasyondan önce, kolun dirsekten aşağı bölümünün iç kısmında tahammül testi yapılmalıdır. Eğer bir reaksiyon görülmezse, 4 hafta sonra iz ve kırışıklıklar doldurulabilir. Her bir implantasyonun arası 1-2 hafta olmalıdır. Kollagen yapısı itibarıyla vücudun kendi kollageni tarafından kabul edildiği için reddedilmesi ihtimali çokazdır.

    İmplantasyon, vücut tarafından yavaş olarak çözülebilir ve tekrar lokal atropi görülebilir. Bu yüzden de her 4-12 ayda bir yeni enjeksiyon gerekebilir. Burada çoğunlukla tek bir ampul yeterli olabilir. Uygulamaların sayısı, kırışıklıklarının miktarı ve derinliği ile bağlantılıdır. Kollagen implantasyonu için ideal bölümler alın çizgileri, nasolabial çizgiler, üst dudak çizgileridir. Diğer yapılabilme imkanı olan bölümler ise, çift çene, boyun çizgileri, kaz ayağı ve akne izleridir. Bu arada modaya bağlı olarak, dudak kalınlaştıma da yapılan bir işlemdir.
    Yanetkileri var mıdır?
    Bazı insanlar hayvansal kollagene allerjik reaksiyon gösterebilir. Bu yüzden test yapmak zorunludur. Bu testte, kişi allerjikse % 90 ortaya çıkar. Bu reaksiyonlar enjeksiyon bölgesinde kırmızı, kaşınan papel şeklinde kendini belli eder. Çok ender vakalarda daha sonra da allerji ortaya çıkar. Üst üste yapılan implantasyonlarda o bölgede kızarıklık, kaşıntı ve şişlik görülebilir. İltihap dindirici kremlerle yapılan tedaviden sonra belirtiler 3-6 ay arasında yavaş yavaş kaybolur. Bu da, kolagenin çözülmesi sonucu oluşur. Özellikle ağız kenarlarında geçici küçük düğümler görülebilir. Fakat bu 1-2 ayda çabuk geçer, düzenli masajın da faydası olur. Kollagenin kullanılmasından önce, hayvanlardan geçebilecek hastalıklara karşı defalarca sterilize edilmesi gerekir.
     
  13. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Saçlı Deride Kepeklenme, Mantar, Saç Kıran
    Hastalar genellikle saçlı deride kaşıntı, kepeklenme, yara, saç dökülmesi ve seyrekleşmeden şikayet ederler. En çok kaşıntıya sebep olan hastalıklar; saçlarda bitlenme, saç ekzemaları ve diabetes mellitus yani şeker hastalığıdır. Kepeklenmeye sebep olan hastalıklar ise; saç ekzaması, sedef hastalıkları, sinirsel ekzama ve mantar hastalığıdır. Saç dökülmesi ve seyrekleşmesi yaygın ve bölgesel olarak karşımıza çıkar. Yaygın saç dökülmesine neden olan hastalıklar arasında özellikle; ateşli hastalıklar, demir-protein-çinko eksikliği, tiroid hastalıkları (tiroid bezinin az veya çok çalışması durumlarında), gebelik, şeker hastalıkları, karaciğer ve böbrek hastalıkları, anemi, zayıflama için aşırı diyet yapma, kanser hastalıklarının seyrinde bazı ilaçlar ve kimyasal madde kullanımı, merkezi sinir sistem hastalıkları ve stres yer alır. Bunların dışında bir de kadınlarda görülen, erkeklerdeki olağan kelliğe benzer (androgenetik alopesi) mevcuttur. Bu duruma en çok over kistleri, hormonal bozukluklar ve andrenal tümörler sebep olabilirler. Bu nedenlerden dolayı androgenetik tip alopesi çok iyi araştırılmalı ve tetkikleri yapılmalıdır.
    Yaygın saç seyrekleşmesi ve dökülmesinin yanı sıra bazen bölgesel saç dökülmesi de olabilir. En sık rastlanan bölgesel saç dökülmesine örnek olarak mantar hastalıkları, saç kıran, bazı kozmetiklerin fazla kullanılması ve sürekli bir bölgeden saç koparılması sayılabilir.
    Saç kıran, mantar hastalığı ve dönüşümü olmayan dökülmeler
    Saç kıran, birkaç mm ile 1-2 cm. çapında yuvarlak bir alanda ani saç dökülmesi şeklinde karşımıza çıkar. Bu tür saç dökülmesi bir bölgede olabildiği gibi birkaç değişik yerde, örneğin sakal, saç, kaş ve kirpiklerde de olabilir. Saçkıranların asıl sebebi strestir. Fakat bazı otoimmun ve cilt hastalarında da görülebilir. Mantar hastalığı ise özellikle buluğ çağından evvelki çocuklarda ortaya çıkar. Burada kırık saçlar içeren kepekli alanlar, kıl diplerinde kepek ve mantar birikimi üzerine iltihap bulunan ve kılların kolay çekildiği inflamatuar nodüler biçimde karşımıza çıkar. Bu hastaların dışında, bir de saçlı deride kıl, folliküllerinde tahribat yaparak dönüşümü olmayan saç dökülmesi oluştururlar. Bunlar en çok doğumsal olurlar fakat enfeksiyon, fiziksel, tümöral ve diğer nedenlere de bağlı olabilirler.

    Saçlarınız neden dökülebilir?
    dökülme şikayeti olan hastaların öncelikle saçlarının ne kadar döküldüğü öğrenilmelidir. Çünkü günde 25-100 saç telinin dökülmesi normaldir. Her saçın yaşı farklıdır. Ve her saç farklı zamanlarda dökülecek demektir. Gelişim döneminde saç en fazla 2 ile 6 yıl arasında kalır. 4-5 yıl sonra bu dökülecek yerine yenisi gelecektir. Bunun dışında kişinin her gün 150-200 saç teli döküyorsa problemi var demektir. Hastanın rejim yapıp yapmadığı, aşırı stresli olup olmadığı, yaşadığı ortamın fiziksel şartları öğrenilmelidir. Çünkü bu faktörler kişinin saç sağlığı ile doğrudan ilgilidir. Eğer bunlardan sonuç alınamazsa kişinin hastalık problemi olup olmadığı öğrenilmeye çalışılmalıdır. Vücutta enfeksiyon var mı, troid bezlerinde sorun mu var, kanser tedavisi mi gördü? Kan tahlilleri yapılmalı ve böylece bütün hormonların dengesi öğrenilmelidir. Ve testler sonucunda saç dökülmesinin nedeni iyice öğrenilip ona göre bir tedavi uygulanmalıdır.

    Tedavi şekilleri
    Saçlı deride kepeklenme, kaşıntı ve dökülmesi olan hastalar iyi sorgulanmalıdır, hastalığın durumuna göre çeşitli tetkikler yapılmalı, patolif durum ortadan kaldırılmalıdır. Bunun dışında tedavide genelde lokal iritonlar, lokal korti kosteroidler, intralezyonel ve diğer tedavi yöntemleri ile iyi sonuçlar elde etmek mümkündür. Tedavinin geç kaldığı taktirde dönüşümü olmayan kellikler ve skarlar oluşabilir.
     
  14. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Tırnak Hastalıkları
    Tırnak hastalıklarının sınıflandırılması çok karmaşık ve çeşitlidir, En basit ve anlaşılır sınıflandırma şu şekilde; Clubbing (çomak parmak), koilonnychin (kaşık tırnak), onychogryphosis, Onychorrhexis, Onycholysis, Beau çizgileri, Tırnak Batması, (unguis incarnatus), Onychotillomania (tırnak yeme), şeytan tırnağı, sarı tırnak sendronu, Tırnakta renk değişiklikleri, tırnağı tutan dermatozlar, Paronehia onychomycosis.

    Tırnak hastalıklarında tedavi etkene yöneliktir. Ayrıca altında yatan sistemik bir hastalığın araştırılması ve gerekirse sistemik tedavinin yapılması gerekir. Tırnak hastalıklarında tedavi yöntemi iki şekildedir.
    1- Tıbbi tedavi yani ilaçlara (topikal + sistemik) tedavi
    2- Cerrahi tedavi yani cerrahi olarak tırnak çekimi.




    Tırnak Sorunları
    Tırnaklarda renk değişikliği : El veya ayak tırnaklarınız renk değiştirdi, kırılıyor, kalınlaştı, uçları çatlıyor ya da oyuk oyuk oldu. Ayak tırnaklarınızın etrafında ağrı, şişme ve kızarıklık da olabilir.
    Nedenleri
    Onikomikoz (mantar enfeksiyonu) : Tırnağınız kalınlaştı ve sarardı; tırnak ucuna doğru küçük bir ayrımla bir birikinti oldu. Tedavi edilmezse, tırnağınızın tümü bölünür, şekli bozulur veya düşebilir. Mantar sadece yaralanırsanız veya başka bir deri hastalığınız varsa tırnakları etkiler. Ayak tırnakları enfeksiyonu yaralanma olmadan da oluşabilir. Kendi kendine tedavi edebilirsiniz veya doktora gitmelisiniz. El tırnaklarının iyileşmesi 6 aya, ayak tırnaklarının iyileşmesi 1 – 2 yıl sürebilir.
    Tırnak kırılması : Tırnaklarınızda çatlaklar var ve uçları kırılıyor. Bu acı vermez, iyileşebilir, ama hiçbir zaman geçmez. Tırnak kırılması kalıtımsal olabilir ve bazen yaralanmayla görülür. Kendi kendine tedavi yeterlidir.
    Ne yapabilirsiniz?
    * Ayak tırnağı batıyorsa, ayağınızı 2 çorba kaşığı tuz katılmış ılık suda 15 – 20 dakika kadar tutun.
    * Tırnakla deri ayrıldıktan sonra tırnakla deri arasına tırnak büyüyünceye ve deri iyileşinceye kadar birkaç gün küçük bir pamuk ya da gazlı bez koyun. (Dikkat: Şeker hastasıysanız, dolaşım sistemi sorunlarınız varsa veya iltihaplanma oluşmuşsa, bu yöntemi uygulamayın.)
    * El tırnağı batıyorsa, tırnağınızı dümdüz kesin ve köşelerini yuvarlatmayın. Pamuklu çubukla günde iki kere köşesinden kaldırın ve bu bölgeyi temiz tutun.
    Tırnağı kan oturması: Kağıt atacının ucunu açıp ocakta ısıtın. Elinizi yakmamak için öteki ucunu tutamaçla tutun. Sıcak ucu bastırmadan hafifçe tırnağınıza değdirin; kanın dışarıya akması için acıtmayan bir delik oluşacaktır. Basıncı hafifletmek için bu işlemi tekrar edebilirsiniz.
    Mantar enfeksiyonu:
    Yıkandıktan sonra el ve ayaklarınızı iyice kurulayın. Saç kurutma makinesini en az sıcaklığa getirerek tırnağı kurutun. Mümkün olduğu kadar çıplak ayakla gezin; sentetik çorap ve ayakkabından uzak durun. Bulaşık yıkarken, temizlik yaparken veya elinizi suya veya kimyasallara sokacağınız zaman pamuklu lateks veya lastik eldiven kullanın. Reçetesiz satılan ilaçlar çoğu kez işe yaramaz.
    Tırnak kırılması: Renksiz oje sürün. Ojeyi çok sık çıkartmayın. Temizlik yaparken pamuklu lateks veya lastik eldiven giyin. Tırnaklarınızın etrafındaki deriye krem sürün
    Dolama söz konusuysa, iltihabı azaltmak içn günde iki defa (5 – 10 dakika) sıcak su banyosu yapın; sonra mantar enfeksiyonuna karşı antibakteriyel bir ilaç ya da %1’lik gentiyan violet sürün.
    Önleme

    Tırnaklarınızı temiz tutun. Her hafta düzenli dümdüz kesin. (Aşırı kısa kesmeyin; parmaklarınızın bitimi kadar olmalılar.) Tırnaklarınızı ve tırnak derinizi yemeyin, koparmayın ve yırtmayın.
    Sık aseton kullanırsanız tırnaklarınızı kurutursunuz. Tırnak güçlendiricilerinden, takma tırnaklardan ve tırnak derisi alma aletinden kaçının. Bunlar tırnakların rengini değiştirir, tırnakları kırar, etraflarındaki doğal korumayı yok eder ve tırnaklarınızın altında kötü reaksiyonlara yol açar.
    Öteki Nedenler
    Ayak tırnağının batması
    Dolama El veya ayak tırnağı yaralanması
    Sedef hastalığı
    Kaynak : Medicare
     
  15. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.189
    Aldığı Beğeni:
    168
    Ödül Puanları:
    63
    Vitiligo
    Vitiligo, normal deri görünümünde, pigment kaybı nedeniyle düzensiz beyaz alanların bulunduğu bir deri durumudur.
    Genelde edinilmiş bir durum olarak görülen vitiligo, herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. Ancak, belirli genetik özelliklere sahip ailelerde hastalığa yatkınlık görülmektedir. Kontrasta bağlı olaraki koyu tenli kişilerde daha belirgindir. Vitiligo'nun nedeni tam bilinmemekle beraber pigment üreten melanosit hücreleri olan melanositlerin deri veya çevre dokulara hasar vermeksizin seçici kaybına bağlı olarak otoimmünite üzerinde durulmaktadır. Bu hastalık Amerika Birleşik Devletleri'nde nüfusun % 1' ini etkilemektedir.
    Lezyonlar düz, pigmentasyonsuz ve koyu sınırlı olarak görülmektedir. Sınırlar tam olarak tanımlanabilmektedir, ancak düzensizdir. Sıklıkla etkilenen bölgeler yüz, dirsekler ve dizler, eller ve ayaklar ve genital bölgedir. Ayrıca, travma ve basınç görmüş bölgeler de etkilenmektedir.
    Hastalıktan korunma yolları bilinmemektedir.
    Semptomlar arasında aile öyküsü belirten vitiligo, birden veya aniden gelişen düz, doğal desenli pigment kaybına uğramış deri bölgeleri görülmektedir.
    Fizik muayene ve sorgulama tanı konması için yeterlidir. Ek bir tanı yöntemine başvurulmasına gerek yoktur.
    Vitiligo olgularının çoğu tedavi edilmeden deam etmektedir. Mevcut tedavi yöntemleri zor ve tam olarak etkin değildir. Hastalar, fotosensitize edici bileşikler verildikten sonar ultra-viole ışığa maruz bırakılmaktadırlar. Topikal veya oral 8-metoksipsoralen veya trimetilpsoralen tedavileri kısmi pigmentasyon sağlamak amacıyla birden fazla defa verilmelidir.
    Hastalığın gidişatı değişkendir. Bazı bölgeler pigmentasyon kazanabilir, fakat yeni diğer bölgeler oluşabilir. Pigmentasyon kaybı ilerleyici olabilir.
    Güneş yanığı gibi komplikasyonlar sıklıkla görülebilirken, vitiligo pernisyöz anemi, hipertiroidizm ve Addison hastalığı gibi sistemik hastalıklar ile ilişkili olabilir.
    Eğer cildinizde rengin kaybolduğu bölgeler görürseniz, en kısa zamanda aile hekiminize başvurunuz.
    Dr. Efe Onganer
     

Sayfayı Paylaş