deyimlerin öyküleri...

Konusu 'Sanat ve Edebiyat' forumundadır ve algin_123 tarafından 15 Ekim 2006 başlatılmıştır.

  1. algin_123

    algin_123 SenKRoNiZaTöR

    Mesajlar:
    1.506
    Aldığı Beğeni:
    116
    Ödül Puanları:
    63
    Değerli arkadaşlarım; deyimlerin öyküsü diye yeni bir başlık açmış bulunmaktayım.Burada amaç gün içerisinde kullandığımız deyimlerin nasıl ortaya çıktıkları hakkında bilgi edinmektir.Faydalı olacağını umuyorum.


    DİMYAT'A PİRİNCE GİDERKEN EVDEKİ BULGURDAN OLMAK
    Dimyat, Mısır'da Süveyş Kanalı ağzında bir limandır. Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Anadolu'ya getirilirmiş.
    Dimyat'a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi, Akdeniz'de korsanlar tarafından soyulmuş ve adamcağızın bütün altınlarını almışlar.
    Binbir zorluk içinde İstanbul'a dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmiş. İstanbul'dan kalkmış, memleketi olan Karaman'a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdaları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar.


    AKLA KARAYI SEÇMEK (Bir işin üstesinden gelene kadar çok zorluk çekmek, güçlükle başarmak)
    Dinimize göre, Sabah namazının kılınma vakti, güneş doğuncaya kadar geçerlidir. Ortalık ağarmaya başlayıp da ak iplik ile kara iplik birbirinden seçilinceye kadar Sabah namazı kılma süresi devam eder. Ağır hastalar bütün gece sancı ve ızdırap içinde kıvranarak uyuyamadıklarından, Sabahı zor ederler.


    AĞZINDAN BAKLAYI ÇIKARMAK ( Sabrı tükenip, o zamana kadar söylemediğini söyleyivermek anlamında bir deyim.)
    Eski zamanlarda çok küfürbaz bir adam varmış. Memleketin müftüsü bu adamı çağırıp sık sık nasihat edermiş. Küfür edeceği sırada aklına gelip, vazgeçmesi için de ağzında bir bakla tanesi tutmasını önermiş. Bir gün yine müftü efendi bu adama nasihat ederken, münasebetsizin biri içeri girmiş ve müftüye sormuş: -Müftü efendi, sağdıcım öldü. Bana mirasının kaçta kaçı isabet eder? Canı sıkılan müftü, küfürbaza dönmüş: -Çıkar ağzından şu baklayı da, bu herife gerekli cevabı kendi usulüne göre sen ver, demiş.
     
  2. algin_123

    algin_123 SenKRoNiZaTöR

    Mesajlar:
    1.506
    Aldığı Beğeni:
    116
    Ödül Puanları:
    63
    ANA GİBİ YAR BAĞDAT GİBİ DİYAR OLMAZ
    Dilimizdeki”Ana gibi yar,Bağdat gibi diyar olmaz.” sözünün aslı muhtemelen”Ane gibi yar;Bağdat gibi diyar olmaz.”şeklindedir.Çünkü sözün aslındaki Ane kelimesi,Bağdat yakınlarındaki sarp bir uçurumun kuşattığı dik bir geçidin adıdır.Bağdat gibi(güzel)şehir,Ane gibi de (sarp,ama manzaralı)yar(uçurum) olmaz,demeye gelir.Ancak,siz Bağdat’ın Osmanlı Türkü için önemine bakınız ki oradaki Ane’yi anne yapıvermiş.Tıpkı”Yanlış hesap Bağdat’tan döner.”sözüyle Bağdat’ın eskiden beri bir ilim merkezi olduğunun altının çizilmesi gibi.

    İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK
    Giyim kuşamına özen göstermiş,şık ve süslü kıyafetleriyle dikkat çeken insanlar hakkında sık sık”iki dirhem bir çekirdek”sözü kullanılır.

    Bu yakıştırma,ağırlık ölçüsü olarak okkanın kullanıldığı eski devirlerden kalmadır.Belki biliyorsunuz,bir okka,bugünkü ölçülerle 1283 gram tutar.Okkanın dört yüzde birine,dirhem adı verilir(Şimdiki gram ile aynı birim olduğunu sanarak gram diyecek yerde dirhem denilmesi hatalıdır.).Dirhem,daha ziyade hassas teraziler için kullanılan bir ölçüdür.Ancak sarraflar,dirhemden daha hassas ölçümler için bir ağırlık birimi daha kullanırlar.Buna çekirdek denir ki toplam 5 santigram karşılığıdır.



    Eski devirlerin en kıymetli parası olan bir Osmanlı altını,toplam iki dirhem bir çekirdek ağırlığa sahiptir.Bu durumda süslenmiş kimselere,iki dirhem bir çekirdek yakıştırmasında bulunanlar,mecaz yoluyla onlara altın demiş olurlar ki bizce pek zarif bir nüktedir.


    AVUCUNU YALA (‘Beklediğin olmadı; umduğunu bulamadın’ anlamında kullanılan bir deyim.)
    Bu deyim, kışın karlı ve soğuk havalarda inine kapanarak, tabanlarının altını yalamak suretiyle karın doyurmaya uğraşan ayıların hareketinden alınmadır. Çünkü ayılar kışın arasa da yiyecek bulamaz hareket edecek olsa da, boşuna enerji tüketmiş olur. Bunu iyi bilen ayılar kış uykusuna yatar. Ayağını yalamakla yetinir yazın gelmesini bekler. Başka yapacak bir şeyi yoktur.

    GÜME GİTMEK
    Zamanında yeniçeriler suçluları yakalayıp zindana kapatırlarken HOOOPPP GÜM
    şeklinde nara atarlarmış.Ancak aynı "kurunun yanında yaş da yanar" atasözünde olduğu gibi bazen zindana atılanlar arasında suçu olmayanlar yani masum kişiler de bulunurmuş.
    İşte halk suçsuz bir vatandaşın zindana atıldığında,günahsız yere hapse götürülüyor anlamında "ADAMCAĞIZ GÜME GİTTİ,YAZIK OLDU" demiş...


    KOZUNU PAYLAŞMAK
    Koz, ceviz manasına gelir.Eskiden Kastamonu'nun iki köyü arasında ortak olarak kullanılan bir cevizlik vardı.Ceviz toplama mevsimi gelince bir gün belirlenir ve iki köy halkı cevizlikte buluşur cevizleri paylaşırlardı.Ancak her seferinde haksızlık olduğu ileri sürülerek kavga çıkardı.Hatta olay öyle bir seviyeye geldi ki,köylerde kavgaya müsait eli sopa tutan delikanlılar koz paylaşma gününden önce günlerce hazırlık yaparlardı.
    Bir ana oğlunun büyüdüğünü anlatmak için,"BENİM OĞLAN KOZUNU PAYLAŞACAK ÇAĞA GELDİ" derdi...


    FOYASI MEYDANA ÇIKMAK
    Kuyumcular yaptıkları yüzük,küpe,gersanlık gibi ziynet eşyalarının üzerine mücevherin ışığı daha iyi yansıtması ve parlaklığının artması için FOYA adı verilen bir madde sürerler.Zamanla sürülen bu foya dökülür.Bu duruma foyası çıkmış denilir.

    Halk arasında yalan söyleyen,sahtekarlık yapan kişilerin yalanları ortaya çıktığında "foyası meydana çıktı" şeklinde benzetme yapılır...


    DEVLET KUŞU KONMAK
    Deyimin kullanıldığı söz gelişi: Beklenmeyen, büyük, önemli kısmet; şans.)

    Bir rivayete göre, vaktiyle İran’da hükümdarlar öldüğü zaman, bütün şehir halkı sarayın önündeki meydanda toplanırmış. Sarayın balkonundan, adına devlet kuşu denilen bir kuş uçurulur, kimin başına konarsa, o adam ülkeye hükümdar olurmuş.

    Gerçi tarihte, gerek İsa’dan önce İran’da yaşayan Medler ve Persler, gerek İsa’dan sonra yaşayan kavimler zamanında, böyle garip bir yolla hükümdar seçildiğini gösterir bir kayıt yoktur; üstelik böyle bir seçim yapılmış olması, mantığa da uygun düşmemektedir. Ama hak etmediği yerlere, şans eseri gelenler için, ‘başına devlet kuşu kondu’ denmesi, yukarıda sözü edilen masaldan gelmiş olsa, yerinde ve anlamlı bir sözdür.
     
  3. Misafir

    Misafir Misafir

    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    AVUCUNU YALA
    (‘Beklediğin olmadı; umduğunu bulamadın’ anlamında kullanılan bir deyim.)

    Bu deyim, kışın karlı ve soğuk havalarda inine kapanarak, tabanlarının altını yalamak suretiyle karın doyurmaya uğraşan ayıların hareketinden alınmadır.

    Çünkü ayılar kışın arasa da yiyecek bulamaz hareket edecek olsa da, boşuna enerji tüketmiş olur. Bunu iyi bilen ayılar kış uykusuna yatar. Ayağını yalamakla yetinir yazın gelmesini bekler. Başka yapacak bir şeyi yoktur.



    AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI
    (Bir zorluğu çözümlerken, bir engeli ortadan kaldırmaya çalışırken bazen hiç beklenmedik sürpriz olaylar çıkar ve daha büyük engeller karşınıza dikilir. Böyle durumlarda bu deyim kullanılır.)

    Deyimin öyküsü Osmanlı tarihine dayanır. Yavuz Sultan Selimin Yemen’i Osmanlı topraklarına katmasından bir süre sonra Yemen’de isyan çıkmış, uzun uğraşmalar sonunda Yemen Fatihi Sinan Paşa duruma hakim olmuş; Yemen bundan sonra 400 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmıştı.

    Söylentiye göre Sinan Paşanın askerleri bir gün çölde konaklamış. Yemek pişirmek üzere hasır torbalar içindeki mısır pirinçlerini yere serdikleri büyük bir çadırın üstüne dökmüş ve taşlarını ayıklamaya başlamışlar.

    Bu sırada bir fırtına çıkmış ve rüzgarın savurduğu bir kum bulutu pirinçlerin üstüne inerek, ufak bir tümsek halinde yığılmış.

    Kumların altında kalan pirinçlere bakakalan yeniçeriler arasından şakacı bir asker, arkadaşlarına:

    -Biz Allah’ın nimetini taşlı diye beğenmiyorduk, bizim gibi günahkar kullara üç beş taş az bile gelir. Asıl şimdi ayıklayın bakalım pirincin taşını. Ulu tanrımız, Kabe’ye hücum eden fil sahiplerinin başına ebabil kuşlarından taş yağdırmıştı. Bizim başımıza da daha büyük taş yağdırmadan hemen tövbe edelim, diyerek arkadaşlarını güldürmüş.

    ÇİZMEDEN YUKARI ÇIKMAK
    (Bilmediği işe, yetkisi dışındaki konuya karışmak anlamında bir deyim.)

    19.yüzyılda, Fransız ressamlarından Delacroix Paris’te bir resim sergisi açmıştı. Sergiyi gezenlerden bir kişi, büyükçe bir şövalye tablosunun önünde uzun süre durarak, yakından uzaktan ciddi ciddi seyreder, beğenmediğini belirten bir biçimde de başını sallarmış. Bu durum ilgisini çeken ressam yanına gelerek sormuş.

    -Bu tablo ile çok ilgilendiğiniz belli oluyor.

    -Evet demiş adam. Şövalyenin çizmesindeki körük kıvrımlarında hatalar var.

    -Pekiyi nasıl anladınız, işiniz bu mu?

    -Ben kunduracıyım, çizme dikerim. deyince ressam hemen tuvalini ve boyalarını getirerek adamın söylediği biçimde çizmeyi düzeltmiş ve gerçekten daha iyi olduğunu görmekten memnun olarak adama teşekkür etmiş. Fakat adam yine tablonun başından ayrılmadan, bu kez de şövalyenin pantolonunda ve kemerinde de hatalar olduğunu belirtince bu çok bilmişliğe dayanamayan ressam,

    -Bak dostum demiş, sen kunduracısın, çizmeden yukarı çıkma!

    ÇAM DEVİRMEK , POT KIRMAK
    (Başkalarını kızdıracak, üzecek, gereksiz, münasebetsiz söz söyleme anlamında bir deyim.)

    Zengin bir adamın, Göztepe Erenköy taraflarında, sekiz on dönüm bahçeli, büyük bir köşkü varmış.

    Adam bu bahçenin bir köşesine bir bina daha yaptırmaya karar vermiş.

    Eski binalar hep ahşap yapıldığı için, gereken keresteyi tomruk halinde getirtmiş ve inşaat yaptıracağı yere istif ettirmiş.

    Bu tomrukların içinde çam, gürgen, meşe ve ceviz ağaçları da bulunuyormuş. Sayfiye mevsimi olmadığı için Nişantaşı’ndaki konağında oturan zengin adam bir sabah, köşküne gitmiş ve köşkün saf bekçisine emir vermiş:

    -Bir hızarcı bul, bahçedeki ağaçların arasındaki çamları biçtir, tahta ve kalas yaptır demiş.

    Saf uşak da efendisinin emri üzerine hızarcıları bulmuş. Çam tomrukları yerine, köşkün bahçesinde ne kadar kıymetli çam ağacı varsa kestirip devirmiş. Bu akılsız uşağın adı, çam deviren uşak kalmış.

    DEVLET KUŞU KONMAK
    (Deyimin kullanıldığı söz gelişi: Beklenmeyen, büyük, önemli kısmet; şans.)

    Bir rivayete göre, vaktiyle İran’da hükümdarlar öldüğü zaman, bütün şehir halkı sarayın önündeki meydanda toplanırmış. Sarayın balkonundan, adına devlet kuşu denilen bir kuş uçurulur, kimin başına konarsa, o adam ülkeye hükümdar olurmuş.

    Gerçi tarihte, gerek İsa’dan önce İran’da yaşayan Medler ve Persler, gerek İsa’dan sonra yaşayan kavimler zamanında, böyle garip bir yolla hükümdar seçildiğini gösterir bir kayıt yoktur; üstelik böyle bir seçim yapılmış olması, mantığa da uygun düşmemektedir. Ama hak etmediği yerlere, şans eseri gelenler için, ‘başına devlet kuşu kondu’ denmesi, yukarıda sözü edilen masaldan gelmiş olsa, yerinde ve anlamlı bir sözdür.
     
  4. Hei

    Hei New Member

    Mesajlar:
    1.595
    Aldığı Beğeni:
    33
    Ödül Puanları:
    0
    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    Güzel öyküleri varmış.
     
  5. izafet uye

    izafet uye Misafir

    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    etekleri zil çalmak
    Eskiden mürekkeplerin içinde bezir isi denilen bir madde bulunurYazarken yapılan yanlışlıklar ancak yalamak yoluyla giderilirmiş
    Okuma-yazma bilen kişiler az olduğundan ,bir,iki satır yazacak kişiler el üstünde tutulurMürekkep yalayanlar üstün sayılırmış
     
  6. izafet uye

    izafet uye Misafir

    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    Çok saolun ;)
     
  7. izafet uye

    izafet uye Misafir

    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    cok zordu 2 gnumu aldı be
     
  8. izafet uye

    izafet uye Misafir

    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    bna ağzından bal damlamak deyiminin hikayesi lazım
     
  9. izafet uye

    izafet uye Misafir

    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    ya ben günümüzde sık kullanılan deyimlerin anlamlarını istiyorum yani ben böyle birşey arıyorum bulabilrmisiniz acaba??
     
  10. izafet uye

    izafet uye Misafir

    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    Paylaşım için teşekkürler hepinize çok işime yaradı. :D
     
  11. izafet uye

    izafet uye Misafir

    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    anca beraber kanca beraber ne demektir arkadaşlar???
     
  12. izafet uye

    izafet uye Misafir

    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    çok güzel bunu yapan kişiye teşşekkür ederim
     
  13. Misafir

    Misafir Misafir

    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    çok yararlı oldu kardeşim teşekkür ederim
     
  14. pelinr

    pelinr Misafir

    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    aynen öyle çok güzel öykülermiş dorusu
     
  15. Fırat9843

    Fırat9843 New Member

    Mesajlar:
    2
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    haber uçurmak deyiminin öyküsü
     
  16. Fırat9843

    Fırat9843 New Member

    Mesajlar:
    2
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    benim ödevime çare olamadınız.

    Benim ödevime çare olamadınız.Neden cevaplamıyorsunuz.
     
  17. CanPare'm

    CanPare'm Prensesimmm

    Mesajlar:
    4.070
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63
    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    hepsi çok ilginçmiş elinize sağlık
     
  18. Misafir

    Misafir Misafir

    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    etekleri zil çalmak

    Eskiden bir derviş eteğinin altına ziller takmış. zilleri takma amacı karıncaların zil sesini duyup kaçmasıymış böylece derviş onları ezmiycek ve günah işlemiyecekti.
     
  19. cadde55

    cadde55 Misafir

    AVUCUNU YALA
    (‘Beklediğin olmadı; umduğunu bulamadın’ anlamında kullanılan bir deyim.)

    Bu deyim, kışın karlı ve soğuk havalarda inine kapanarak, tabanlarının altını yalamak suretiyle karın doyurmaya uğraşan ayıların hareketinden alınmadır.

    Çünkü ayılar kışın arasa da yiyecek bulamaz hareket edecek olsa da, boşuna enerji tüketmiş olur. Bunu iyi bilen ayılar kış uykusuna yatar. Ayağını yalamakla yetinir yazın gelmesini bekler. Başka yapacak bir şeyi yoktur.



    AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI
    (Bir zorluğu çözümlerken, bir engeli ortadan kaldırmaya çalışırken bazen hiç beklenmedik sürpriz olaylar çıkar ve daha büyük engeller karşınıza dikilir. Böyle durumlarda bu deyim kullanılır.)

    Deyimin öyküsü Osmanlı tarihine dayanır. Yavuz Sultan Selimin Yemen’i Osmanlı topraklarına katmasından bir süre sonra Yemen’de isyan çıkmış, uzun uğraşmalar sonunda Yemen Fatihi Sinan Paşa duruma hakim olmuş; Yemen bundan sonra 400 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmıştı.

    Söylentiye göre Sinan Paşanın askerleri bir gün çölde konaklamış. Yemek pişirmek üzere hasır torbalar içindeki mısır pirinçlerini yere serdikleri büyük bir çadırın üstüne dökmüş ve taşlarını ayıklamaya başlamışlar.

    Bu sırada bir fırtına çıkmış ve rüzgarın savurduğu bir kum bulutu pirinçlerin üstüne inerek, ufak bir tümsek halinde yığılmış.

    Kumların altında kalan pirinçlere bakakalan yeniçeriler arasından şakacı bir asker, arkadaşlarına:

    -Biz Allah’ın nimetini taşlı diye beğenmiyorduk, bizim gibi günahkar kullara üç beş taş az bile gelir. Asıl şimdi ayıklayın bakalım pirincin taşını. Ulu tanrımız, Kabe’ye hücum eden fil sahiplerinin başına ebabil kuşlarından taş yağdırmıştı. Bizim başımıza da daha büyük taş yağdırmadan hemen tövbe edelim, diyerek arkadaşlarını güldürmüş.

    ÇİZMEDEN YUKARI ÇIKMAK
    (Bilmediği işe, yetkisi dışındaki konuya karışmak anlamında bir deyim.)

    19.yüzyılda, Fransız ressamlarından Delacroix Paris’te bir resim sergisi açmıştı. Sergiyi gezenlerden bir kişi, büyükçe bir şövalye tablosunun önünde uzun süre durarak, yakından uzaktan ciddi ciddi seyreder, beğenmediğini belirten bir biçimde de başını sallarmış. Bu durum ilgisini çeken ressam yanına gelerek sormuş.

    -Bu tablo ile çok ilgilendiğiniz belli oluyor.

    -Evet demiş adam. Şövalyenin çizmesindeki körük kıvrımlarında hatalar var.

    -Pekiyi nasıl anladınız, işiniz bu mu?

    -Ben kunduracıyım, çizme dikerim. deyince ressam hemen tuvalini ve boyalarını getirerek adamın söylediği biçimde çizmeyi düzeltmiş ve gerçekten daha iyi olduğunu görmekten memnun olarak adama teşekkür etmiş. Fakat adam yine tablonun başından ayrılmadan, bu kez de şövalyenin pantolonunda ve kemerinde de hatalar olduğunu belirtince bu çok bilmişliğe dayanamayan ressam,

    -Bak dostum demiş, sen kunduracısın, çizmeden yukarı çıkma!

    ÇAM DEVİRMEK , POT KIRMAK
    (Başkalarını kızdıracak, üzecek, gereksiz, münasebetsiz söz söyleme anlamında bir deyim.)

    Zengin bir adamın, Göztepe Erenköy taraflarında, sekiz on dönüm bahçeli, büyük bir köşkü varmış.

    Adam bu bahçenin bir köşesine bir bina daha yaptırmaya karar vermiş.

    Eski binalar hep ahşap yapıldığı için, gereken keresteyi tomruk halinde getirtmiş ve inşaat yaptıracağı yere istif ettirmiş.

    Bu tomrukların içinde çam, gürgen, meşe ve ceviz ağaçları da bulunuyormuş. Sayfiye mevsimi olmadığı için Nişantaşı’ndaki konağında oturan zengin adam bir sabah, köşküne gitmiş ve köşkün saf bekçisine emir vermiş:

    -Bir hızarcı bul, bahçedeki ağaçların arasındaki çamları biçtir, tahta ve kalas yaptır demiş.

    Saf uşak da efendisinin emri üzerine hızarcıları bulmuş. Çam tomrukları yerine, köşkün bahçesinde ne kadar kıymetli çam ağacı varsa kestirip devirmiş. Bu akılsız uşağın adı, çam deviren uşak kalmış.
     
  20. Misafir

    Misafir Misafir

    Cevap: deyimlerin öyküleri...

    Eskiden mürekkeplerin içinde bezir isi denilen bir madde bulunurYazarken yapılan yanlışlıklar ancak yalamak yoluyla giderilirmiş
    Okuma-yazma bilen kişiler az olduğundan ,bir,iki satır yazacak kişiler el üstünde tutulurMürekkep yalayanlar üstün sayılırmış
     

Sayfayı Paylaş