Dilin Önemi ve Şiirde, Türkçeden Yararlanma Yolları

Konusu 'Sanat ve Edebiyat' forumundadır ve €r3N tarafından 17 Ocak 2007 başlatılmıştır.

  1. €r3N

    €r3N Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.177
    Aldığı Beğeni:
    169
    Ödül Puanları:
    63
    “Dört kitâbın manası bellidir bir Elif’te
    Sen Elif’i bilmezsen, bu nice okumaktır”
    Yunus Emre

    Yunus Emre’ye ait bu beytin son mısraını, günümüzde şiirle uğraşanlara uyarlarsak, “ Sen Türkçeyi bilmezsen bu nasıl şairliktir.” diye değiştirmek lazım. Yunus’un yazdığı şiirlerin çoğu basit bir şekilde söylenmiş gibi görünür; ama bu amiyâne söylemi yakalamak öyle kolay bir şey değildir.

    Bu şekilde yazılmış şiirlere “sehl-i mümteni” denir. Sehl-i mümteni, yazılması ve söylenmesi kolay gibi görünen; fakat söylemeye kalktığımız zaman zorluğunu anladığımız şiirler için kullanılan bir sanattır. Orhan Veli’nin de birçok şiirinin “sehl-i mümteni “örneği olduğunu söyleyebilirim; günümüz serbest şiiri yazarlarını belki de bu basitlik yanıltıyor. Bizde onlar gibi söyleriz diye yola çıkıyorlar ama, böyle bir söylemi yakalamak için , hem dili hem kelimeleri hem de geleneği iyi tanımak gerektiğini ve bu şekilde kurulmuş söylemlerin arkasında, aslında derin manalar olduğunu bilmiyorlar. Yunus bu beytindeki “Elif” kelimesiyle, “Allah”ı işaret ediyor; çünkü Allah kelimesi “Elif” harfiyle başlar. Bunları bilmezsek, şiirde, sadece vitrine takılıp kalırız, bilgi ve birikimle kültürümüzü artırdığımız an, şiirin arka planında yer alan, mana dünyasının kapıları bize açılır.

    Her sanat dalının, kendine has bir malzemesi var. Müzikte nota, resimde boya, ve şiirde ise, kelimelerle “güzel şekiller” kurmaya çalışırız. İlk önce, şiirin, “fikirlerle değil, kelimelerle” yazıldığını kabul etmeliyiz; yalnız, fikir ve manayı bu kelimeler arkasına saklamamız gerektiği gerçeğini de göz ardı etmeden.. En amiyâne tabirle dil, duygu, düşünce ve hayallerimizi aktarmakta kullandığımız, canlı bir vasıtadır. Şiir ve dil meselesine geçmeden önce, bu çağda, dilimizin düşürüldüğü kötü durumdan bahsetmeyi gerekli görüyorum. Her şeyden önce dilin, bizim için önemini kabul etmek lazım. Kültürümüzü, geleneğimizi ve benliğimizi, dilimiz sayesinde koruduğumuz gerçeğini unutmamalıyız. Bugün “sal”lı “sel”li bir uydurmacılık ve yabancı kelimelere karşı duyulan hayranlık, her geçen gün artıyor. İnanın ki, insanlarımız ve şairler, bu konunun ciddiyetini anlasalar, başta kendilerine ve dilimize verdikleri zararı bilseler, bu yanlışlardan bir an önce döneceklerdir. Burada, suçlu sadece insanlarımız değildir; bu bilinci okul sıralarında gençliğe kazandıramayanlarla beraber, sistem de suçludur. Zaten okumayan ve çabuk etki altında kalan bir milletiz; ne medyamız ne de basınımız, bu konuya çok fazla duyarlı değil. Başta şairlerimiz bu işin ciddiyetini anlarlarsa, Türkçe adına geleceğe umutla bakacağım.

    Yazı ve konuşma dili hususunda geçerli olan telaffuz şekli, “İstanbul ağzı”dır. Ama bakıyorum ki, hem şairlerimiz hem de insanlarımız, bu konuşma şeklini- belki de bilmeden- bir bölgeye ait, mahalli ağızlara çevirmeye çalışıyor. Dilde söyleyiş birlikteliği, önemli bir husustur ve bunun göz ardı edilmesi, “aman, ne olacak canım” diyerek, meseleyi basitmiş gibi algılamak, gaflettir. İnsanlarımızı bir tarafa bırakalım, söylemde ve anlamda dilimizi güzelleştirmekle yükümlü şairlerimizin, dili yanlış kullandıklarını ve imla hatası yaptıklarını gördükçe, hem şairlik mefhumu hem de Türkçemiz adına üzülüyorum. Hatalarla dolu şiir kitaplarını gördükçe, şairlik iddiası ile yola çıkanların, bırakın şiiri bilmelerini, Türkçeyi bile kurallarıyla bilmeyişleri karşısında, diyecek kelime bulamıyorum. Dil konusuna ciddiyetle eğilmeyen kişilerin- kimse kusura bakmasın- ama şairliğinden şüphe ediyorum.

    Bir milleti bir arada tutan faktörlerin başında dil gelir. Bir milleti yıkmak istiyorsak, her konuda- sanatta, inançta, tarihte ve anlamda birlikteliği sağlayan-dillerini bozmak yeterlidir. İşte, şiir ciddi bir iştir derken, bunu sadece şiir yazma anlamında değil, dil açısından da düşünerek söylüyorum. Şair dediğimiz kişinin, dili en güzel şekilde kullanması, işlemesi ve kurallarıyla bilmesi lazım. Hele de bu yanlışı, “dil” konusunda, eğitim almış birinin yapmasını, affedilmez bir hata olarak değerlendiriyorum. “Yürüyen Merdiven 3”adlı şiir antolojisinde, “Pırasa Köftesi” adıyla yer alan şiirin şu mısraını: “Sana bıkamıyorum pırasa köftesi”, böyle bir hata olarak görüyorum. İnanın ki, şairleri işledikleri dil suçlarından dolayı cezalandırsak, halihazırda bulunan cezaevlerine yenilerini eklemek gerekecektir. Aslında, dili korumak için, meclisin bazı kanunlar çıkarması gerektiğini düşünüyor ve bir kitabın basılabilmesi için, içinde hem dizgi, hem de Türkçe adına bir hatanın olmaması gerektiğine inanıyorum.

    Hedefimiz, “büyük şair” olmaksa, bunun için dilimizi çok iyi tanımalıyız. N. Sami Banarlı, büyük şairi, “milletin dilindeki güzel sesi duyan ve duyuran insan” şeklinde tanımlamaktadır. Şair olabilmek için dil kadar, geleneği de bilmemiz gerek. Dilimiz içersinde bulunan ve kök itibariyle Arapça, Farsça ve… gibi kelimeleri, hâlâ kullanmayalım, dilden atalım diyenleri, Mehmet Kaplan’ın, Alain’den aktardığı şu söz üzerinde düşünmeye dâvet ediyorum:” Aslanın vücudu yediği hayvanlardan mürekkeptir.”

    Şiirlerimizi güçlü kılacak olanların başında, kelimelerin ses ve mana uyumu gelir. Eğer Türkçenin güzelliğini görebilsek ve musikisini duyabilsek, konuşurken bile ondan zevk alırız. Hani bazı şairler, bazı kelimeleri çokça kullanır ya, bunun anlamdan ziyade sesle ve şairin gönlüyle alakası olduğunu düşünüyorum. Kelimelerin, bizlere bir şeyleri anlatırken, çağrışımlara yol açan ve kişiden kişiye göre değişen bir duygu dünyası vardır. “Gökyüzü”, “akşam” … gibi mefhumların, mana yönünden başka, bize aksettirdiği bir de duygu yönü var. Şiir yazarken şair, bunları da düşünmelidir..

    Kelime hazinesi hususunda, dile hakim olabilmek için, kelime dağarcığımızı devamlı geliştirmeliyiz. Şiirde asıl önemli olan, neyi, nasıl anlattığımızdır. Türkçeyi bir deryâya, kelimeleri de, onun içinde yaşayan balıklara benzetirsek; bütün cömertliğini bize gösteren deniz karşısında, hep aynı balıkları tutmakta ısrar etmenin bizi tekrara düşürdüğünü ve gereksiz laf kalabalıklarının şiirimize zarar verdiğini görürüz. Dili bilinçli kullanırsak, araştırma ve düşünme neticesinde, kelimelere zamanla hükmedeceğimizi unutmamalıyız. Böyle yapmaz ve kelimelerin ses ve anlam güzelliğini ön plana çıkarmazsak, şiirden bahsetmemiz, beyhûde bir uğraş olur. İşte bu yüzden, günümüzde şairden çok “manzume” yazarı var.

    “Bu dil ağzımda annemim sütü gididir” diyen Yahya Kemal’in, Türkçeye ve şiire gösterdiği itinanın aynısını, biz de göstermeliyiz. Şair, dile karşı borçlu olan kişidir ve bu borcu yazacağı güzel şiirler ile ödemek zorundadır. Özellikle bu devirde, Türkçe üzerinde hassasiyetle durmalıyız ve bilmeliyiz ki, dili doğru şekilde kullandığımız ve dilin inceliğine vardığımız zaman, Türkçe, kapılarını, muhakkak biz şairlere açacaktır.

    Peki, şiirde Türkçeden nasıl yararlanılabilir? Neler yapabiliriz? Bu sorularının cevabına gelince, bu konuda bilinmeyen bir şeyi ortaya koyacağım sanılmasın. Türkçe açısından bilinen birçok özelliği, şiir için bir araya getireceğim. Bu noktalara dikkat ettiğimiz ölçüde, şiirlerimizin daha da güzelleşeceğine inanıyorum.
    1-Şiirlerimizde dolaylı ama etkileyici anlatımı kullanmalı; gerektiği yerde, deyim ve atasözlerinden yararlanmayı bilmeliyiz.


    “Ben toprak oldum yoluna Hem öyle olur hem böyle
    Sen aşurı gözetirsin Hem kara olur hem ak.
    Şu karşıma göğüs geren Hem davul çal hem rebâp
    Taş bağırlı dağlar mısın?”( Yunus Emre) Oh ne âlâ memleket
    “NE ŞİŞ YANSIN NE KEBAP”(Semih Sergen)

    2-Şiirimizi kurarken, hem ses hem de anlam özelliklerinden yararlanmak lazım. Anlamla beraber, imge oluşturabilecek, alışılmamış bağdaştırmalardan da yararlanırsak, şiirimiz etkileyici bir söyleme kavuşur.

    “Bu emel gurbetinin yoktur ucu “Gördüler aynada bir gizli cihân
    Daima yollar uzar, kalp üzülür” Ufku çepçevre ölüm servileri”
    ( Mehlika Sultan-Yahya Kemal Beyatlı) ( Mehlika Sultan-Yahya Kemal Beyatlı)

    3- Kelimelerin gerçek anlamlarının yanında yan ve mecaz anlamlarından da istifade edersek, şiirimiz mana olarak zenginleşir.
    “ Garbın ucunda son kıyıdan en gürültülü (Burada “kurşun” sözcüğü bulut anlamında)
    Bir med zamanı gökyüzü kurşunla örtülü” (Yahya Kemal Beyatlı)

    4- Şiirin, düzyazıdan farklı olduğunu kabul etmemiz lazım. Şiir, mısralarla kurulur, cümlelerle değil; ama birçok şairin şiirini mısralar yerine, cümlelerle yazdığını görüyorum. Bazen mısralarımız cümleye de benzeyebilir; fakat şiiriyet içinde, bunlar kaybolur gider.
    Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
    Dante gibi ortasındayız ömrün.
    Delikanlı çağımızdaki cevher,
    Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
    Gözünün yaşına bakmadan gider. (Otuz Beş Yaş- Cahit Sıtkı Tarancı)

    5- Kelimeleri sadece ses ve mana olarak değerlendirmemek lazım. Biz kelimeyi duyduğumuz an, onun arkasındaki manayla beraber, kelimenin duyguya dair değerlerini de hissederiz. Unutmayalım ki, şair, kelimelerini ses, mana ve duygu yönüyle, en etkileyici biçimde seçmesini bilen adamdır.

    Sevmek kimi zaman rezilce korkudur (Sevmek-tutku-yalnızlık-ustura ağzı-rezilce
    İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Kapının çalınması, kelimelerinin
    Tutsak ustura ağzında yaşamaktan manası dışında bize ulaşan duygu
    Kimi zaman ellerini kırar tutkusu değerleri de vardır.)
    Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
    Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu (Ben Sana Mecburum-Atilla İlhan)

    6- Özel adlardan ve sıfatlardan yararlanmak. Özel adlar, bazen “telmih” sanatına yol açar; sıfatlar ise, tasvirin daha güçlü bir şekilde bize ulaşmasını sağlar.
    Leylâ gelin oldu, Mecnun mezarda, Bursa'da eski bir cami avlusu,
    Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda, Küçük şadırvanda şakırdayan su.
    Ateşten kızaran bir gül ararda, Orhan zamanından kalma bir duvar...
    Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi. Onunla bir yaşta ihtiyar çınar.
    (Çoban Çeşmesi- F. Nafiz Çamlıbel) ( Bursa’da Zaman- A. Hamdi Tanpınar)

    7- Benzetme, tezat, kinâye, hüsn-i tâlil, tecahül-i ârif ve diğer edebi sanatlardan yararlanmak. Dolaylı anlatım, şiir dilinin vazgeçilmez özelliklerdendir. Tabi ki, bu sanatları yerinde kullanmak şartıyla.

    Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
    Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
    Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak... (Merdiven- Ahmet Haşim)

    8- Şiirde sesi güzelleştirecek ve mısralar arasında bir musiki oluşmasını sağlayacak, kafiye, vezin, ve ses oyunlarından gerektiğince yararlanmak. Burada, şairlerimizin bilinçsizce yaptığına inandığım, şiirlerindeki sesi bozan bir hatadan bahsetmenin gerekliliğine inanıyorum. Kalın seslilerle kafiyeye başlıyorlar, ince sesliyle devam ediyorlar ve böylece şiirin, kafiye değeri de düşmüş oluyor.

    İçimde damla damla bir korku birikiyor; ( “i” ve “a” sesleri çokça kullanılmış)
    Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
    Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
    Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler. (Kaldırımlar- N. Fazıl Kısakürek)

    Çok az kaldı vuslâta gönül sakın vazgeçme (Vazgeçme-seçme-kaçma, ses bozulmuş)
    Kaderimdir diyerek acıyı derdi seçme
    Yoksa olanlar olur nasıl mutlu olursun
    Yüzleş korkularınla çekinme ondan kaçma ( Şevki Dinçal)

    9- Şiirde, söylemin, vezne en uygun şeklini tercih etmek, ancak dili ve kelimeleri tam olarak tanımakla mümkündür. Serbest yazılması gereken bir şiiri, heceyle yazmak, şiirin şiiriyetini düşürdüğü gibi, anlatımda da arızalara yol açabilir. Mehmet Turan Yarar’ın “Sitem” şiirini, dikkatle incelersek, söylemine en uygun vezinle yazıldığını görürüz.

    SİTEM
    Unutuldum diye küsmem sana ben
    Öldüğüm gün geleceksin, bilirim
    El uzatmam tasalardan yana ben
    Çile çeksem güleceksin, bilirim.

    Bana ister acı, ister acıma
    Karlı bir dağ yeli saldın saçıma
    Tutup öldür, yine gitmez gücüme
    Sen de er geç solacaksın, bilirim

    Ne kızıl kor güle meylim, ne meye
    Ne gerek var gam içip gam yemeye
    Niyetim yok “beter olsun” demeye
    Ettiğin çok, bulacaksın, bilirim.
     
  2. izafet uye

    izafet uye Misafir

    Cevap: Dilin Önemi ve Şiirde, Türkçeden Yararlanma Yolları

    çok gzl bir bilgi:)
     
  3. Misafir

    Misafir Misafir

    Cevap: Dilin Önemi ve Şiirde, Türkçeden Yararlanma Yolları

    Atatürk’ün Türk dili ile ilgili sözleri

    Türk milletinin dili Türkçe’dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır. (1929)

    Zengin sözlüğümüzün toplandığı gün, milli varlığımız en kuvvetli bir dal kazanacaktır. Bizim milliyetçiliğimizin esası dil birliğinin korunmasıyla mümkün olacaktır. (1938)

    Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir. (1929)

    Güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim ahenkli, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. (1928)

    Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her kavramı ifade kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde çalışmak lazımdır. (1930)

    Gaye, bugünkü ve yarınki Türk’ün medeniyetini kucaklayacak en güzel ve en ahenkli Türkçe’dir. (1932)

    Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli duygusunun gelişmesinde başlıca etkendir.

    Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz. (1924)

    Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin.

    Milli bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.

    Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. (1930)

    Türk dilinin kendi benliğine, aslında güzellik ve zenginliğe kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, ilgili olmasını isteriz. (1932)

    Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi için her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hale getirmeliyiz. (1938)

    Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. (1931)

    Başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak ya da türetmek gerekir. Bu sözcükler kamuoyuna sunulmalı, böylece, yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır.

    Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında egemen ve esas kalacaktır. (1933)
     

Sayfayı Paylaş