Dini İnanç - Gelenek ve Akımlar

Konusu 'Metafizik - Bilimkurgu - Mitoloji' forumundadır ve benolmusumnick tarafından 11 Kasım 2007 başlatılmıştır.

  1. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Animizm

    Psikolojik olaylarda olduğu gibi hayatla ilgili olayları da düşünen bir ruhun yönettiğine inanan sistem (Stahl doktrini). Stahl'ın animizmi hem mekanizme hem de vitalizme karşıdır; mekanizm, hayat olaylarını yalnız fizik-kimya olgularından ibaret sayar; vitalizm ise hayat olaylarını, yarı maddi yarı manevi olan, hem fizik-kimya olaylarından, hem de düşünen ruhtan ayrı bir hayat ilkesiyle açıklar. Şuur ve bitkisel hayat gibi iki ayrı ilkeyi varsayan vitalistlerin çifte dinamizminin (düodinamizm) aksine, animistler hem hayatla ilgili olayları, hem de psikolojik olayları tek bir sebebe, düşünen veya “akıllı” bir ruha bağlarlar.(Canlıcılık)
     
  2. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Nirvana (Budizm)


    Nirvana, Sanskrit dilinde "dışarı" anlamına gelen "nir" ve "esmek,üflemek,nefes vermek" anlamındaki "va" sözcüklerinden türetilmiş olup, Doğu dinlerinde, mistizminde ve Hint Teozofi'sinde manevi kurtuluş'u belirtmek üzere, sözcük anlamıyla "dışarı esmiş", "dışarıya üflenmiş" anlamına gelir.

    * Hinduizm'de ve yoga felsefesinde nirvana kişinin yeryüzünde tekrar doğma ihtiyacından kurtulacak derecede gelişmiş, olgunlaşmış olması anlamında ele alınır.

    * Budizm’in temel ilkelerinden birini oluşturan nirvana, Gautama Buda'ya göre, Dünya'yı ilgilendiren karma yasasına (nedensellik kuralı) artık bağlı olmayacak derecede her şeyden arınmış olmak, tüm karmik telafilerini gidermiş olmaktır. Gautama Buda ıstıraplarınızın nedeni geçici olan dünyasal unsurlara bağlanmanız, maddi isteklerinizdir der. Bu bakımdan, nirvana arzuların, maddi isteklerin sönmesi ve dolayısıyla ıstırapların, acıların, nefretin sönmesi anlamına da gelir. Daha açık bir deyişle, Budist felsefeye göre, Dünya bir çile yeridir; insan iyilik yaparak yaşamalı, zulüm etmekten kaçınmalı, daha da önemlisi vicdanının sesini dinlemelidir.

    * Budist Asanga'ya göre, nirvana öte-aleme ait bir ödül olmayıp, insanların ruhsal gelişim sonucunda yeryüzünde erişebilecekleri bir haldir; bu, saf bilinçlilik halidir.
     
  3. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Dürzilik

    Dürzîlik veya Dürzî . İslam dini kökenli Orta Doğu tabanlı bir dini inanç ve topluluğudur. Bu dine inananlara Dürzi denir (çoğulu Drüz). İslam mezhebi olduklarının söylerler. Kendilerine Muvahhidun derler (birleştiriciler, tek tanrıcılar). Yunan felsefesi ve diğer dinlerden de etkilenmiştir. Sünni mezhepler tarafından din dışı ilan edilmişlerdir. Dürzi nüfusu konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte değişik kaynaklara göre sayıları 350.000 ile 1.000.000 arasındadır.

    İslam dininin siyasi bir mezhebi olan Şiiliğin, İsmailiye grubundan köken almıştır. Dürzilik 10. yüzyılda Fatımi halifelerinden El Hakim bi Emrullah el Mansur bin el Aziz billah ve onun veziri Hamza bin Ali bin Ahmed tarafından kurulmuştur. İlk olarak Hamza, halife El Hakim'in Allah'ın adına yönetici olduğunu ortaya atmıştır. El Hakim'in uluhiyet iddiası ve bu iddiasını farklı yerlere gönderdiği dailer ile yaymaya çalışması kısa sürede halkın tepkisine neden olur. Bu sıralarda El Hakim veziri Hamza'yı imam tayin etmiştir. Aynı zamanlarda El Hakim'in dailerinden Nuştekin ed-Dürzi kendisinin imam tayin edilmesi için çalışır ama bu halkı kızdırır ve isyan eden halk tarafından 1020 yılında öldürülür.

    Halkın olumsuz tepkisi üzerine bir süre dini yayma faaliyetlerine ara verilir, fakat daha sonra Hamza yeniden faaliyete başlar. Birçok yeni inanan elde edilir. El Hakim 1021 yılında bir dağda kaybolur, büyük ihtimalle öldüğü sanılmaktadır. El Hakim'in ölümünden sonra Hamza da inzivaya çekilir. Sonraki halife Ali bin el Hakim Dürzilere karşı davranır ve bu Dürzi cemaatin inançlarını saklamaya başlamasına neden olur. Dürziler İslam dininde takiyye terimi ile tanımlanan, gerçek inancı saklama ve genelin inancına bağlı gözükmeye başlarlar.

    Dürziler dağda kaybolan El Hakim'in kıyamet günü döneceğine inanırlar. Doğu Akdeniz bölgesinin önemli gruplarından olan Dürziler özellikle Lübnan ve Suriye'ye yayılmışlardır. Bugün Dürziler Lübnan ve Suriye başta olmak üzere İsrail ve Ürdün'de yaşamaktadırlar. Ayrıca ABD, Kanada, Latin Amerika, Avustralya ve Avrupa'da da küçük gruplar halinde Dürzi toplulukları yaşamaktadır.

    Dürzi inancının ana esaslarının çok az bir kısmı kamuya açıktır, inanç esaslarının çoğu herkesten saklanır. Bu biraz da uzun süre inançlarını saklamaları yüzünden gelişmiştir.

    Dürziler Tanrı'nın birliğine inanırlar, bu nedenle kendilerini Ehl el Tevhid (Tevhid ehli --birleştiriciler) olarak anmışlardır. Dürzi inancı, Musevilik, Hristiyanlık ve İslam inançlarına benzer bir şekilde monoteistiktir. Dürzi teolojisi Yeni-Platoncu düşünceden ve bazı gnostik ve ezoterik gruplardan etkilenmiştir. Ayrıca, genel kanının aksine Dürzi düşüncesi Sufizm'den etkilenmemiştir.

    Dürzi inancının ilkeleri: diline sahip olma (dürüstlük), kardeşini koruma (kardeşlik), yaşlıya saygı, diğerlerine yardım, vatanı koruma ve bir Tanrı'ya inanmaktır. Dürzi inancın bir diğer büyük esası da sadece insanlar arasında olan bir tür reenkarnasyondur. Dürziler çok eşli evliliği, tütün ve alkol kullanımını, domuz eti tüketimini yasak sayarlar. Ayrıca Dürzilik Müslümanlar, Yahudiler veya diğer dinlere mensup olanlarla evlenmeyi yasaklar. Fakat bu modern topluluklarda çoğunlukla göz ardı edilmektedir.

    Dürzi inancı beş kozmik ilke içerir ve bu ilkeler Dürzi yıldızı ile sembolize edilir: zeka (yeşil), ruh (kırmızı), kelime (sarı), gelenek (mavi) ve içkinlik (beyaz). Bu erdemlerin beş farklı ruh olarak sürekli Dünya üzerinde, peygamber ve filozoflar olarak reenkarnasyona uğradığına inanılır. Bu peygamber ve filozoflara, Âdem, Pisagor, Akhenaton da dahildir. İslam dininin inandığı İsa ve Muhammed gibi peygamberlere Dürzilerin inanıp inanmadığı kesin değildir. Oruç, namaz veya hac gibi İslami ibadetleri yapmak zorunda değildirler.
     
  4. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Gnostisizm

    Gnostisizm, eski Mısır ezoterizmini, eski Yunan ezoterizmini (Platon, Pisagor), İbrani tradisyonlarını, Zerdüştçülüğü, bazı Doğu geleneklerini ve dinlerini, Hıristiyanlığı eklektik bir tutumla sentezleyen, birçok tarikatın benimsediği mistik felsefeye verilen genel addır. Terim, eski Yunanca’daki “sezgi veya tefekkür yoluyla edinilebilen bilgi” anlamındaki “gnosis” sözcüğünden türetilmiştir. (Gnosis üç bilgi türünden biridir. Diğerleri, öğrenimle öğrenilebilir bilgi “mathesis” ve ancak ıstırap çekerek öğrenilebilen bilgi “pathesis”tir.) Eski Yunan ezoterizmine göre nasıl ıstırap yoluyla ulaşılabilecek bilgiye öğrenim ve sezgi yoluyla ulaşılamazsa, sezgi yoluyla öğrenilebilecek bilgiye (gnosis) de ne ıstırap yoluyla ne öğrenim yoluyla ulaşılabilir. Bu yüzden kimileri gnostisizmi "'sezgi' yoluyla alınan 'bilgiyle kurtuluş öğretisi'" olarak tanımlar.

    Gnostisizm’in ocağı, bu felsefenin oluşumunda muhtemelen büyük rol oynamış değerli el yazmalarının bulunduğu, antik çağın en büyük kütüphanesine sahip olan İskenderiye kentidir. Buradaki okullarda İ.S.1 ve 2.yy.’larda okutulan gnostisizmi Kilise hep sapkın bir yol olarak görmüş ve göstermiştir. Gnostisizm ise Hıristiyan dogmatizmine akılcılık yaklaşımını benimseyerek karşı koymuştur. Örneğin Gnostikler İsa Peygamber’in Tanrı’nın oğlu olmadığını savunmuşlardır. Ayrıca İsa Peygamber’in çarmıha çakılmadığını ileri sürmüşlerdir. Gnostiklere ait el yazmaların kilise tarafından yönlendirilen yıkımlarla (İskenderiye kütüphanesinin yıkımı vs.) yok edilmesinden dolayı Gnostikler hakkında 20.yy.’a dek pek fazla bilgi edinilememişse de, 1902 ile 1948 yılları arasında gnostiklere ait çok sayıda el yazması keşfedilmiş ve bunlar sayesinde gnostisizmin ilkeleri daha iyi anlaşılmış bulunmaktadır.

    Gnostisizmin ilkeleri


    * 1- Hakikatlere ulaşabilmede dinler yetersizdir.

    * 2- Hakiki bilgiler, yani hakikate ait ya da hakikate yakın bilgiler ancak ruhsal ve psişik gelişim yoluyla edinilebilir.

    * 3- Ruh ölümsüzdür. Ruh dünya yaşamında bir tür hapishane yaşamı geçirmektedir.

    * 4- Gerçek olan, fiziksel dünya yaşamı değil, ruhsal yaşamdır.

    * 5- Dünya düalite ilkesinin geçerli olduğu bir gelişim ortamıdır.

    * 6- Ruhsal gelişim yolunda en önemli bilgi kaynaklarından biri ruhsal alemden ruhsal irtibatlarla alınabilecek yüksek bilgiler içeren tebliğlerdir ki, bunlar ruhsal bakımdan seçkin insanlara verilir.


    Gnostisizm’in öncü öğretmenleri arasında 1. ve 2. yy.’larda yaşamış Valentin, Simon, Basilide, Carpocrade, Saturnin ve Marcion sayılabilir. Gnostisizm'deki temel kavramlardan biri Demiurgos'tur. Gnostik kaynakların çoğu, gizli bilgi "Gnosis" keşfedilinceye ve aydınlanıncaya kadar, dünyada yeniden doğulacağını belirtmiştir, Gnostik bilgelerin hemen hemen hepsi, reenkarnasyonu kabul eder.

    1945 yılından önce Gnostisizm hakkında bilinenler, hacimli bir Gnostik metni olan Pistis Sophia ve ilk yüzyılda kilise babalarının Gnostisizme karşı söylediklerinden ibaretti, 1945 yılında Nag hammadi mağarasında pek çok antik Gnostik metni bulundu ve Gnostisizme bakış açısı önemli oranda değişti, Elaine Pagels gibi bazı bilim adamları ve Peter Gandy gibi gizem tarihi araştırmacıları, literalist Roma kilisesi kristolojisinin Gnostisizm'den türediğini söylemiştir.

    En önemli Gnostik metinleri; Tomas İncili, Yuhanna'nın Gizli Kitabı, Filip İncili ve Pistis Sofya'dır.
     
  5. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Hinduizm

    Hinduizm çok kapsamlı ve geniş bir dindir. Adını aldığı üzere, genelde Hindistan ve çevresinde inanılır.

    Hinduizm'de en önemli ilke dharmadır. Dharma, insanların sosyal ve dini konumlarının gereği davranış biçimlerinden dini uygulama tarzlarına kadar uzanan prensipler bütününe işaret eden bir kavramdır. En üstte bulunan Realite'ye tapar ve bütün insanların gerçeği fark edeceğini belirtir. Hinduizmin çoğu mezhebine ve okuluna göre ebedi bir cehennem ve lanetlenme diye bir şey yoktur.Yalnız, MS.1300 yıllarında Madhva'nın kurmuş olduğu Vaishnavism'in Dvaita okuluna göre ebedi lanetlenme olgusu vardır. Madhva ruhları 3'e bölmüştür: 1)Mokşa'ya ulaşabilecek ruhlar(Mukti-yogyas), 2)Sonsuza kadar doğum ölüm döngüsünde kalacak olan ruhlar( Nitya-samsarins), 3)Sonsuza kadar lanetlenecek acı çekecek ve sonsuz cehenneme gidecek olan ruhlar(Tamo-Yogyas).Tüm görünümleri biricik kaynağın açılımları kabul eden Monist perspektiften, ikililiğe Düalizm, ortadoğu dinlerindeki gibi yüce bir Tanrı'ya dayalı deizmden, çok tanrıcılığa bütün ruhsal yolları kabul eder.

    Her varlık kendi yolunu seçmekte özgürdür; bunu ister duayla, ister inzivayla, ister meditasyonla yapar, isterse fedakârca davranışlarla. Tapınaklarda tapınmaya, kutsal metinlere ve guru disiplini geleneğine önem verir. Dinsel bayramlar, haç, kutsal ilahiler ve evlerde tapınak uygulanan geleneklerdir.

    Hindu yolunu sevgi, şiddetten kaçınma, iyi davranışlar ve doğruluk yasası tanımlar. Bütün karmalar temizlenene, Tanrı fark edilene kadar her varlık yeniden bedenlenir. Muhteşem kutsal tapınakların, Hindu evindeki huzur dolu dindarlığın, metafizik ve yoga bilimin önemi büyüktür.

    Hinduizm mistik bir dindir. Bu dinde olan kişiyi iç varlığındaki Gerçeği kişisel olarak tecrübe etmeye, sonunda insan ile Tanrı'nın bir olduğu şuurun zirvesine ulaşmaya teşvik eder. Hinduizm, dünyanın en eski dinidir. Başlangıcı belli değildir ve kayıtlı tarihten öncesine kadar uzanır.(Hinduizm, M.Ö. 1500'lerde Veda'ların yazıya geçirilmesinden çok daha önce de mevcuttu M.Ö. 3000 yıllarında Pre-Harappa ve Harappa dönemlerinde İndus uygarlığının dini idi bu yıllardan kalma çeşitli Şiva kalıntıları bulunmuştur). Belli bir kurucusu yoktur.

    Hinduizm'de, ilk defa MÖ.800 yıllarında Brihadaranyaka Upanişad'ta detaylı bir şekilde açıklanan karma ve reenkarnasyon inançları bulunmaktadır.

    Kişinin hayatında yaptığı, düşündüğü, hissettiği bütün olgular ve mental nitelikler, kişinin gelecekteki hayatını ve bütün kişilik özelliklerini, kaderini biçimlendirir, başka bir deyişle Hinduizm'e göre kişi, farkında olarak veya olmayarak kendi kaderini yaratmaktadır, Tanrı bu kadere "kötü" bir etki bırakacak bir şekilde müdahele etmez yani kişinin hayatında başına gelen kötü olayların hiçbirinin arkasında "Tanrı" yoktur, ancak eğer kişi Tanrı'ya derin ve içten dua ederse Tanrı, kişinin karmasına iyi etki edebilir.

    Yüksek çakralarda bulunan akaşik hafıza, kişinin dünya hayatlarında, astral boyutlarda ve diğer var oluş biçimlerinde yaptıklarını, düşündüklerini, mental özelliklerini, ruh etkilemeleri biçiminde bir nevi "kayıt" etmektedir.

    Hinduizm'e göre insanın yaşamlarında başlarına gelen kötülükler ve felaketlerin Tanrı ile ilgisi yoktur, Tanrı asla hiçbir şekilde kötülüğe ve felakete neden olmaz.Tanrı, fizik yasalarını ve doğa kanunlarını yaratması gibi, karma yasasını da var etmiştir, böylece kişi, kaderini kendisi yazmaktadır ancak "Sevgi" olan Tanrı, eğer derin bir şekilde istenirse insanların karmalarına iyi etkiye neden olacak bir biçimde müdahele edebilir.

    Hinduizm'de Karma, 3 çeşittir:

    1)Sanchita Karma 2)Prarabdha Karma 3)Kriyamana Karma

    Prarabdha Karma, karmanın değiştirilemez kısmıdır, dolayısıyla bir "sonuç"tur ve yaşanmak, katlanılmak zorundadır, ok atan bir kişinin attığı oka benzer, ok yaydan çıkmıştır ve okçunun, artık elden çıkan ve "kaderini yaşayacak" olan ok üzerinde yapabileceği bir şey yoktur tek yapacağı "kriyamana Karma" yı yani mevcut durumunu karmasını en iyi şekilde yaratıp yeni okunu en iyi şekilde kullanmaktır.

    Kişi bütün karmaları temizleninceye ve ruh evrimini tamamlayıncaya kadar doğum ölüm döngüsünde(samsara) kalır, artık öğrenilecek, geliştirilecek bir şey kalmayınca Mokşa adı verilen kurtuluşa ulaşılır ve artık yeniden doğum, samsara son bulur.


    Hinduizm'in kabul ettiği inançlar genel olarak şunlardır:

    * Vedalar(Samhitalar, Brahmanalar, Aranyakalar ve Upanişadlar) Tanrı sözüdür, ileri seviye ruhsal varlıklar olan Rişi'lere vahiy yoluyla gelmiştir.

    * Aşkın ve içkin olan her yerde var olan, hem yaratıcı hem de yaratılışın kendisi olan ve pek çok şekilde tezahür edebilen, farklı şekillerde adlandırılan, her şeyi, bütün canlıları ve evreni kapsayan, bütün canlıların kalbinde "üst ruh" olarak var olan tek Tanrı.

    * Evrenin sürekli bir, oluşum, muhafaza ve yok ediliş devrelerinden geçtiği, sonsuz olduğu.

    * Bütün canlıların yaptıkları, düşündükleri ve hissettikleriyle kendi kaderlerini yaratmaları, Karma/etki tepki yasası.

    * Bütün canlıların, ruhsal evrimlerini tamamlayıp Mokşa'ya ulaşıncaya kadar yeniden bedenlendikleri/ reenkarnasyon inancı.

    * Bütün hayatın ve canlıların kutsal olduğu; saygıyı, sevgiyi hak ettikleri, zararsızlık(ahimsa) ilkesi.

    * Sadece, tek bir dinin geçerli olmadığı, bütün dinlerin Tanrı'ya ulaşmada çeşitli yollar olarak kabul edilmeleri gerektiği.
     
  6. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Hıristiyanlık

    Hıristiyanlık, Ortadoğu kökenli, tektanrılı din. İsa'nın adına atfen İsevilik, İsa'nın doğum yerine atfen Nasranilik de denir. Hıristiyanlık inancına sahip kişilere Hıristiyan denir. Dünyanın her yerine yayılmış olmakla birlikte yoğun olarak Avrupa'da, Amerika'da, güney Afrika'da ve Avusturalya'da bulunmaktadırlar

    Hıristiyan sözcüğünün kökeni, mesih kelimesinin Yunanca karşılığı olan khristos kelimesine dayanır. Khristos olarak adlandırılan İsa'ya inananlara ilk olarak Antakya/Tarsus bölgesinde Hristiyan denmeye başlanmıştır . Hristiyan sözcüğü, "Mesih'in yandaşı" ve "Mesih'e bağlı" anlamlarına gelir.

    Khristos kelimesinin Türkçe'deki karşılığı Mesih ise İbranice'deki maşiah kelimesine dayanır. Bu sözcük İbranice 'kutsal yağ ile ovulmuş, kutsanmış' anlamına gelir. Batı medeniyetlerinde İsa için kullanılan Christ, Christus, Cristo vb isimler Mesih'in Yunanca karşılığı olan Khristos kelimesinden türemiştir

    Yağ ile kutsama geleneği

    Tarih öncesi İsrail kralları ve yüksek rahipleri, yeni görevlerinin simgesi olarak yağla kutsanırlardı. Tevrat'ın birçok yerinde bu işlemin yapıldığına dair ayetler vardır. Geniş anlamıyla bu unvan "Tanrı'nın bir görev vermek üzere seçmiş olduğu" kişileri de kapsıyordu. Eski Antlaşma'nın "Yeşaya" kitabında Yahudi'leri sürgünden kurtaran Pers kralı Kiros'a da bu ünvanla (mesih) hitap edildiği görülür.

    Kitabı Mukaddes

    Hristiyanlığın kutsal kitabı, Kitabı Mukaddes veya aynı anlama gelen Kutsal Kitap adı ile anılır. Kitabı Mukaddes, Eski Ahit ve Yeni Ahit olmak üzere başlıca iki bölümden oluşur.

    Eski Ahit


    Kitabı Mukaddes'in ilk kısmı Eski Ahit ya da Eski Antlaşma olarak adlandırılır. Yahudilerin kutsal kitaplarından Tanah ile bölüm adları ve sınıflandırmalar hariç hemen hemen aynıdır. Eski Ahit İsa'nın doğumundan önceki çok uzun bir zaman diliminde Yahudi peygamberleri, din adamları ve alimleri tarafından yazılmıştır. Bu bölümde İsa veya Meryem'den bahsedilmez.

    Yeni Ahit


    Kitabı Mukaddes'in ikinci bölümünü oluşturan Yeni Ahit ise İsa'nın sağlığında ve/veya ölümünden sonra Havariler, Hristiyan din adamları ve alimleri tarafından yazılmıştır. Hristiyan alimlerince kanonik kabul edilen Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncil'leri Yeni Ahit'in ilk dört bölümünü oluşturur.

    Yahudi kutsal metinlerinden oluşmuş Tanah'ın Hristiyanlık'ta Eski Ahit olarak adandırılmasının nedeni tanrının İsa'dan asırlar önce Musa ile Sina Dağı'nda yaptığına inanılan antlaşmadır. Hristiyanlar tanrının İsa ile yeni bir antlaşma yaptığına inandıklarından ötürü Kitabı Mukaddes'in İsa'dan bahseden ikinci bölümünü Yeni Ahit olarak adlandırırlar. Bununla birlikte Yahudiler ikinci bir antlaşmayı kabul etmez, Tanah'ın Eski Ahit olarak adlandırılmasını uygun bulmaz ve bu ismi kullanmazlar.

    İncil

    İncil, Kitabı Mukaddes'in, Yeni Ahit kısmının ilk dört bölümünün her birine verilen isimdir. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından kaleme alınmış olan dört İncil yazarlarının adıyla anılır. İnciller İsa'nın hayatını ve öğretilerini anlatır.

    Türkçeye Arapçadan geçen kelimenin aslı Yunanca "Ευαγγελιον" (Evangelion) şeklindedir ve 'iyi haber, müjde' anlamına gelir.

    İncil kelimesi gerçekte Yeni Antlaşma'nın ilk dört kitabını (bölümünü) karşıladığı halde, bazen Yeni Antlaşma'nın tamamı için de kullanıldığı olur. Türkçede sık sık yanlışlıkla Kitabı Mukaddes yerine kullanılır. Yeni Ahit'in ilk dört kısmını oluşturan kanonik İncil'ler: Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleridir.

    Musevilik'e göre Hıristiyanlık

    İsa, Roma İmparatorluğu'nun Yahudiye eyaletinde Yahudi bir anneden dünyaya gelmiştir. Hıristiyan ve İslami kaynaklara göre tanrı tarafından bir mucize eseri olarak babasız dünyaya gelmiştir. Yeni Ahit'te üvey babası Yusuf'un Davut peygambere kadar çıkan soyağacı verilir.

    İsa, annesi Meryem, üvey babası Yusuf, kendisine ilk inanan arkadaşları ve ilk takipçilerinden Yahudi olanlar terminolojide "Yahudi Hıristiyanlar" olarak adlandırılır. Yahudi Hıristiyan tabiri günümüzde Yahudi soyundan gelmekle beraber Hıristiyan olmuş kimseleri tanımlamakta da kullanılır.

    Yahudiler İsa'nın mucize eseri olarak babasız doğduğuna, binlerce yıldır bekledikleri ve halen de beklemekte oldukları kurtarıcı mesih ya da peygamber olduğuna inanmazlar. İsa, içinde yaşadığı Yahudi toplumunda "bekledikleri mesih olduğunu" ileri sürdüğünde, halkın bir kısmı buna inanmıştır. Ancak buna inanmayan Yahudi din adamlarının teşvikiyle, Yahudiye eyaletinin Romalı valisi Pontius Pilatus tarafından "halkı isyana teşvik etmek" suçlamasıyla çarmıha gerilmiştir.

    İslamiyet'e göre Hıristiyanlık


    İslam dinine göre Hıristiyanlık, Semavi Dinler'den biridir ve dünya üzerindeki diğer dinlere nazaran Yahudilikle beraber özel bir yere sahiptir. Hıristiyanlar 'Ehl-i Kitap' yani kendisine kutsal kitap gönderilenler olarak kabul edilirler.

    İslam'a göre İsa Allah'ın peygamberlerindendir ve Kur'an'da "İsa Mesih" olarak anılır. Bununla birlikte Kur'an'da İsa'nın tanrının oğlu olmadığı ve İsa'nın çarmıha gerilmediği vurgulanır. İslamiyet'te, İncil'in başlangıçta tanrı kelamı olarak İsa'ya indirildiğine ve sonradan tahrif edildiğine inanılır.
     
  7. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Jainizm

    ainizm, Cainizm veya Caynizm, geleneksel anlamda Jain Dharma olarak bilinen Güney Asya kökenli din ve felsefe. Bugün modern Hindistan'da azınlık olmakla beraber ABD, Batı Avrupa ve Afrika'da büyüyen topluluklar halinde varlığını sürdürmektedir. Jainistler hâlâ antik Şraman'ı - bir tür sofu (çileci) gelenek - devam ettirmektedirler. Ruhani özgürlük ve kurtuluş kavramı temelinde kurulmuş olan Jainizm tüm canlıların eşit olduğunu ve özellikle şiddet karşıtlığını savunur. Özdenetim Jainlerin mokşa, Keval Gnan, veya ruhun gerçek doğasının anlaşılmasına giden yoldur.

    Jainizm, yaklaşık M.Ö. 500 yıllarında Hindistan'da başlamıştır. Kurucusu, Nataputta Vardamana ya da diğer adıyla Mahavir`dir (veya Mahavira, Manavira). Kutsal metinleri, Jain Agamaları Sidantalar'dır. Bunların dışında başka klasik dini metinler de bulunmaktadır.
     
  8. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Şintoizm

    Şinto veya Şintoizm Japonya'nın yerli dini. Eskiden Japonya'nın resmi diniydi. Bugün yaklaşık 4 milyon civarında inananı vardır. Dünyanın en eski dinlerinden olan Şinto bir tür animizmdir. Kami tapını içerir; kami "hayat için önemli olan, rüzgar, yağmur, ağaç, dağ, ırmak ve bereket gibi konsept ve şeylerin şeklini alan kutsal ruhlar" olarak tercüme edilebilir. Bazı kami yerel (lokal) olup, sadece belirli bir yerin ruhu veya koruyucusuyken, diğerleri büyük doğal oluşumlarınları, nesneleri ve işlemleri temsil ederler, Güneş tanrıçası Amaterasu gibi.

    Şinto kelimesi iki kanjinin birleştirilmesinden oluşturulmuştur: "神" şin, yani "tanrılar" veya "ruhlar", ve "道" tō, yani "yol" (felsefi bir anlamda). Böylece, Şinto genellikle "tanrıların yolu" olarak çevirilmiştir.

    II. Dünya Savaşı'ndan sonra Şinto resmi din olma özelliğini kaybetti; bazı Şinto uygulama ve öğretileri, savaş dönemindeki ünlerini kaybettiler ve bugün uygulanmıyor ve öğretilmiyorlar. Diğer uygulama ve öğretiler ise günlük etkinlikler olarak varlıklarını sürdürüyor. Şu anda ise Japonya'da daha çok budizm hakim.
     
    1 person likes this.
  9. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Mani dini

    Mani dini ya da maniheizm 3'ncü yy.'da Pers İmparatorluğu'nda Mani tarafından kurulan ve kısa sürede hızla büyük bir coğrafyaya yayılan bir din.Kutsal kitapları Arzhang'dır.

    Mani dini en parlak dönemini 8'nci yüzyıla Uygur devletinin milli dini olarak ilan edilmesi ile yaşamışdır.

    14 Nisan 216 Seloykiya-Ktesifon'da dünyaya gelip 276/277 yıllarında Gundişapur'da idam edilen Mani, Pers İmparatorluğunun Şapur I. (242–273) egemenliği altında ki döneminde, öğretilerini çok başarılı olarak halk arasında yayabilmişdir.

    Ancak Şapur I. 'in ardından taht'a çıkan hükümdar Bahram I. (ya da Bahram II.) onu Mager'lerin bir şikayeti üzeri tutuklatıp idam ettirmişdir. Maniciler, Mani'nin bir hac'a çakılarak (İsa'da ki gibi) idam edildiğini kayıt etmiş olsalarda, bunda bazı şüpheler vardır.

    Mani dini antik çağın sonlarında, 3'ncü ve 4'ncü yüzyıllarda Sasani imparatorluğu ve civarında yayılmışdır. Kral Şapur I.'in bir kardeşi Mani dini'ni kabul etmiş, ancak Şapur'dan sonra gelen fars kralları Manicilerin düşmanı olmuşlardır.

    4'ncü yüzyılda Roma İmparatorluğuna kadar yayılmış olan Mani dini, etkili misyoner uygulamaları sayesinde dahada ilerleyip Çin'e ve İspanyaya kadar yayılmışdır.

    Mani dini ancak en parlak dönemini uygur hükümdarı Bögü Kağan 762 yılında devlet dini olarak ilan etmesi ile yaşamışdır.

    Mani dini'nin misyoner uygulamalarının nasıl bukadar başarılı olduğu sorusu günümüzün birçok tarihçilerini meşgul etmişdir: Dini yaymak için kullanılan dini ifadelerin doğuda Budizm'e ve batıda Hristiyanlığa yaklaştırılmış olması, ama buna rağmen dinin yöresel olarak ana hatlarından sapmaması buna neden olarak görülmektedir.

    Mani dini 5'nci yüzyılda özellikle Roma imparatorluğunda hızla yayılan Hristiyanlığa ciddi bir rakip olmuş ve bu yüzden romalılar bu dinin yayılmasını önlemek için çaba göstermişlerdir.

    Mani dini Çin'de 14'ncü yüzyılda ortadan kaybolmuş, ama Çin'in Ming döneminin kuruluşunda önemli bir rol oynamışdır (Ming aydınlık ya da ışık anlamına gelir).

    Mani dini sonunda Avrasyada birçok dinlerin içine işlenmiş ve böylece başka dinlerin yeni kollarını ve tarikatlarının doğmasını sağlamışdır.

    Mani dini'nin dünyayı görüşünde tanrısal aydınlık ile karanlık iki rakip olarak karşı karşıya durur. Bu ikisinin birbirleri ile mücadelesinde aydınlığın bir kısmı karanlığın içinde (dünyanın içinde) tutsak kalmışdır. Herhangi bir canı söndürmek, hatta bir meyveyi dalından koparmak bile tanrısal maddeye zarar verip aydınlığın tutsaklığını dahada uzatır.

    Işığın (aydınlığın) tutsaklığına ancak „seçilmişler“in yardımı ile son verilebilir. Seçilmişler hiçbir canlıyı incitmezler ve asla cinsel ilişkide bulunmazlar. Bu yüzden kendi başlarına geçimlerini sağlıyamazlar ve „dinleyenler“ (bir tür asistanlar) onların ihtiyaçlarını temin ederler. Seçilmişlerin sindiriminde ışık ile karanlığın birbirinden ayrıldığına, dua ve şarkı yardımı ile bu elde edilen ışığın tekrar tanrıya geri döndüğüne inanılır. Ancak dinleyenler de günahlarını temizlemek için birçok inkarnasyonlardan geçmeleri gerekir.

    İnanca göre dünyanın sonunda ışık ile karanlık ebediyen ayrılacaklardır.
     
  10. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Monoteizm

    Tektanrıcılık, Monoteizm, Fransızca kökenli sözcük. Türkçe "tek tanrıcılık" olarak da adlandırılır. Etimolojik açıdan, Yunanca (tek) ve (Tanrı) sözcüklerinden türemiştir. Tek bir tanrıya inanma, tapınma manasındadır. Zerdüştlük ve Semavi dinler genel anlamda monoteist (inançlar) olarak tanımlanırlar.
     
  11. Habitet_85

    Habitet_85 Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.302
    Aldığı Beğeni:
    123
    Ödül Puanları:
    63
    Güzel Bi Paylasim Emegine Saglik...+rep
     
  12. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63
    eyvallah arkadaşım :)
     
  13. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Vika

    Vika, Anglo-Kelt sistemine ait bir Paganlık geleneğidir. Sürekli olarak gelişmeyi ve evrenin döngülerine göre yaşamayı amaç edinir.


    Cadılığın, bir takım ahlaki kurallara bağlanarak ve geleneklere tabi tutularak, Gerald Brosseau Gardner tarafından bir Pagan dini haline getirilişidir. Bu dine mensup kişilere Vikan ya da Gardnerci Vikan denir.

    Temelleri:

    * Tanrıça ve eşi Boynuzlu Tanrı’ya tapılır.
    * Vikan Nasihatı izlenir: Ne istersen yap, hiç kimseye zarar vermediğin sürece.
    * Üçkat Yasası’na inanılır: İyi veya kötü herhangi bir eylemde bulunan bir kişiye, bu eyleminin sonuçları, bu eylemleri yaptığı hayatında üç katı olarak geri döner.
    * Doğaya değer verilir ve tekrarbedenlenme benimsenmiştir.
    * Yılın döngüsünde diğer günlerden ayrı özellikler gösteren 8 Sabbat günü kutlanır.
    * Tanrıça, Yüksek Rahibe tarafından temsil edilir. Boynuzlu Tanrı’yı ise Yüksek Rahip temsil etmektedir.
    * Yüksek Rahibe, kovan adı verilen genellikle 13 kişilik olan Vikan topluluğunun başıdır.
    * Kovan hiyerarşisi birbirinden en az 1 yıl ve 1 günlük süreyle ayrılan 3 terfi seviyesinden oluşur.
    * Ancak 3. seviyedeki bir Vikan olan cadı, Yüksek Rahibe veya Yüksek Rahip olabilir.
    * Erkek üye, Yüce Rahibe; kadın üye ise Yüce Rahip tarafından kovana kabul görür ve kabul gören üye, cadılığa “mükemmel sevgi ve mükemmel güven” ile katılır.
    * Ayinler daire içinde, geleneksel olarak gökgiyimli olarak yani çıplak olarak gerçekleşir fakat çıplaklık yaygın olarak yerini ayinsel kıyafetlere bırakmıştır.

    Cadılık ve Vika arasındaki farklar

    1. Cadılık bir uygulamadır. Vika ise bugün 1-3 milyon kişi tarafından benimsenmiş bir dindir.
    2. Her Vikan, cadı olmak zorunda değildir yani cadılığa ilişkin bir uygulama yapmak zorunda değildir.
    3. Cadılıkla uğraşan kişi Vika kurallarını gözardı edebilirken, bir Vikan bu kurallara dini gereği uymak zorundadır.
     
  14. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Paganlık

    Paganizm, (zaman zaman Türkçe putperestlik sözcüğü de geniş bir şekilde aynı anlamda kullanılır fakat paganizm ve putperestlik farklı anlamları içerir) akide (yani dini esas) anlamında monoteizmden uzak olan ve çok farklı uygulama ve ibadetler içeren dinleri kapsayan geniş bir din bilimleri terimidir. Ayrıca yoğun bir kutsal sembolizm vardır ve bu çoğunda kendisini puta tapım yani daha belirli anlamıyla putperestlik olarak göstermiştir. Paganizm, özellikle İbrahimi Dinler tarafından İbrahimi Dinler dışındaki dinleri tanımlamakta kullanılır.

    Bu terim fazlasıyla geniş olduğundan ve tanımları muğlak olduğundan çoğu kez bu başlık altında incelenebilecek bir din tanımlanırken daha belirli isimler tercih edilir, politeizm, şamanizm veya animizm gibi. Paganizm batı dillerinde Latince paganus ("kırsal") sözcüğünden türer. Özellikle Hristiyanlıkta paganizm terimi, İbrahimi Dinlerin dışında kalan ruhani veya dini öğreti ve doğa dinlerinin uygulama ve geleneklerini genel anlamda kapsar. Bu açıdan, paganizme mensup kişi için kullanılabilecek pagan veya İslam terminolojisindeki müşrik yani "Tanrı'dan başkasına tapan" terimine denktir. İslam terminolojisinde müşrik kullanılırken, özellikle Hristiyanlıkta pagan terimi kullanılır.

    Pagan Dinler

    * Germen paganizmi
    o İskandinav paganizmi
    o Asatru
    o Doğu Alplerde paganizm

    * Kelt politeizmi

    * Antik Yunan dini

    * Antik Roma dini

    * Fin paganizmi

    * Antik Yakın Doğu paganizmi

    o Mezopotamya mitolojisi
    o Kenan paganizmi
    o Fenike mitolojisi
    o Kartaca mitolojisi
    o Hitit mitolojisi
    o Nabat mitolojisi
    o Mısır mitolojisi
    o Arap mitolojisi
     
  15. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Platonizm

    Platonizm ya da Platonculuk, genel anlamda, Platon'un kurduğu ve daha sonra takipçileri tarafından geliştirilen felsefe öğretisi. Bu düşünce duyular dünyası ile gerçek dünya (idealar dünyası) arasındaki karşıtlığa dayanır.

    Öğrencileri Palton'un idealar kuramını geliştirmiş ve sistemli bir felsefe olarak kullanmlarıyla Platonculuk denilecek akım meydana gelmiştir. Antikçağ felsefesinin çeşitli dönemlerinde ve rönesans felsefesinde yeniden meydana gelecek ve etkili olacaktır.

    Yeni platonculugun ilk örneği, antikçağ felsefesinin sonların, dinsel düşünceyi felsefe temelinde kurmak isteyen girişimlerde görülür.Bunu kuran Plotinus'tur. Hem doğu hem de batı mistisizmlerinin kurulmalarını ve gelişmelerini derinden etkilemiştir. Rönesasn felsefesinde ve sonrasında da yeniden belirecektir.

    Daha özel anlamda Platonizm, rönesansta Aristotalesçi skolastik felsefeye karşı gösterilen tepkinin Platon'a yönelik yoğun bir ilgiye dönüşmesiyle ortaya çıkan yönelimi adlandırır. Bu ilgi sonucunda 15. yüzyılda bir Platon Akademisi kurulmuştur.
     
  16. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Kelt dini

    Kelt politeizmi veya Kelt dini, Keltlerin inandıkları politeistik inanç, gelenek ve dinî düşünce ve uygulamaların bütününe verilen isimdir. Kelt dini kendine özgü ve zengin bir mitolojiye shaiptir ki bu mitoloji de Kelt mitolojisi olarak anılmaktadır. Kelt politeizminin zaman zaman Druidizm veya Kelt paganlığı olarak da anıldığı olmuştur. Keltik dinî uygulamaları, Galya'nın Romalılar tarafından işgal edilmeye başlandığı zamandan itibaren bir Romalılaştırmanın işaretlerini taşısa da, bu Romalılaştırmanın etkisi, önemi ve derinliği akademik tartışma konusudur.

    Genellikle Keltlerin tapınak yapmadığı ve dışarıda korularda tapındıkları söylenir. Fakat arkeolojik bulgular bunun doğru olmadığını göstermiştir; Kelt dünyasının farklı bölgelerinde çeşitli tapınak yapıları keşfedilmiştir. Romalıların Kelt dünyasını fethiyle, ayrı bir Kelto-Roman tapınak tipi ortaya çıkmıştır. Bu tipe fanum denir.

    İlk Keltler bazı ağaçların kutsal olduğuna inanırlardı. Ağaçların Kelt dinindeki önemi Eburonian kabilesinin isminde görülebilir; bu isim porsukağacı ile ilişkilidir. Ayrıca İrlanda mitlerinde sıkça geçen Mac Cuilinn (çoban püskülü oğlu) veya Mac Ibar (porsukağacı oğlu) gibi isimler de bunun bir göstergesidir.

    Romalı yazarlar Keltlerin insan kurban ettiğini belirtmiştir ve İrlanda kaynaklarında bu fikre uzaktan da olsa bir destek var olsa da, bu bilgilerin çoğunluğu ikinci elden ve söylenti şeklindedir. Kurban etme işlemini doğrulayan çok az sayıda arkeolojik bulgu vardır, bu nedenle çağdaş tarihçilerin çoğu Kelt kültürlerinde insan kurban etmenin çok nadir olarak mevcut olduğunu düşünmektedirler.

    Kelt kültüründe bir savaşçı kültü de bulunmaktaydı. Bu kültün merkezinde düşmanların kesilmiş kafaları vardır. Ayrıca Keltlerin ölülerini silahlar ve diğer aksesuarlarla birlikte gömdükleri bilinmektedir ki bu onların bir tür ahiret inancına sahip olduklarını göstermektedir. Definden önce ölü kişinin kafasını keserler ve kafatasını kırarlardı; bu belki de hayaletin çıkıp dolaşmasını önlemek içindi.

    Özellikle modern kültürde olduğundan çok farklı bir şekilde lanse edilen ve modern literatürde fazlasıyla romantikleştirilen druidler aslında Keltlerin mitolojik ve dini geleneklerini uygulayan, bunların devamından sorumlu rahip sınıfıdır. Büyük oranda verasete dayalıdır, yani atalardan miras yoluyla yeni fertlere kalan bir görevdir. Druidlerin görevleri ve pozisyonları Hindistan'daki Brahmin kastı veya İran'daki magi ile karşılaştırılabilir, bu sınıfların hepside büyük oranda büyü, kurban ve kehanetle iştigal etmişlerdir. Hint-Avrupa kökenli bu toplulukların barındırdığı bu tip sınıfların birbirlerine olan benzerliklerinden dolayı, en başta proto-Hint-Avrupalılarda da bu tür bir sınıfın var olduğu öne sürülmüştür.

    Druidler özellikle meşe ağacı ve ökseotu ile özdeşleştirilmişlerdir; belki de ökseotunu ilaçlar veya halusinojenik karışımlar hazırlamakta kullanmaktaydılar. Çoğunlukla druid kelimesinin "meşe" anlamına gelen bir kökten türediğine inanılsa da bu büyük ihtimalle proto-Hint-Avrupalı kök genel olarak "sağlamlık" anlamına gelmekteydi.


    Bardlar ise Kelt topluluklarında yönetici vasfındaki ailenin tarihini veya kabilenin savaşçılarının cesaretini anlatan şarkılar söyleyen bir tür ozandı. Kelt kültüründe tarihi bir kültür mevcut değildi, Akdeniz uygarlıklarıyla karşılaşana kadar Keltlerin herhangi bir yazılı tarihleri veya yazılı tarih kültürleri yoktu. Fakat sözel tarih gelenekleri vardı ki bu bardların hafızalarından topluluğa yayılırdı. Benzeri yazma geleneği olmayan kültürlerdeki gibi bardlar bu tür tarihi bilgileri ezberlerken şiir ölçüleri ve kafiye kullanmışlardır.

    Ayrıca, ilaveten bir "kahin" veya "peygamber" sınıfı bulunmuş olabilir. Strabo bunları "vate" olarak anar; bu isim Keltik "esinlenmiş" veya "esrik" anlamlarına gelen kelimeden türemiştir. Buradan Kelt toplumunun druidlerin ayinsel ve tomaturjik dini dışında, öteki dünya ile iletişime geçmeye dayanan şamanizm-vari bir öğe de barındırığı sonucu çıkarılabilir.
     
  17. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Samarit


    Samarit, Yahudilerin büyük Babil sürgünü ile bugünkü İran ve Harran bölgeleri civarına gönderilmesiyle, arkalarında bıraktıkları topraklara Asur kralı tarafından özel olarak gönderilip yerleştirilen halk. Yerleştikleri bölgeye Samiriye denir, ve kutsal olarak bilinen Gerizim dağı merkezli civar bölge bu isimle adlandırılır.

    Tevrat'taki anlatıma göre sürgüne giden Yahudilerin yerine yerleştirilen bu halk, o bölgede yaşayan aslanların sürekli saldırıları sonucunda iyice bunalırlar ve burayı terkeden insanların dini inanışlarına göre bir tanrı inancı ve tapınma biçimiyle durumun düzeleceğinden şüphelenerek bunu Asur kralına bildirirler. Bunun üzerine kral Yahudi sürgünlerinin arasından bir rahibi geri göndererek yeni yerleşimcilere kendi dinlerini öğretmesini ister. Şahıs geri dönerek onlara Tevrat'a dayalı dini kuralları ve kaideleri öğretir. Samarit - Samaritan ya da Samiriyeli - denilen insanların kökeninin bu olduğu genel kabul görmektedir.

    Yüzyıllar boyunca Yahudiler tarafından kendilerinden görülmemişlerdir. Kabul edilen Tevrat'a göre birçok farklılıklar bulunan bir Tevrat'ı kutsal kitap olarak tanırlar. Dini uygulamalarında da birçok fark gözlemlemek mümkündür. Müslümanlardaki abdeste benzer bir abdest alma ve namaza benzer hareketleri olan bir ibadet biçimleri vardır ve ibadethanelerinde oturmak için yer bulunmaz.

    Günümüzde Gerizim dağı ve çevresinde sayıları birkaç bin civarında küçük bir topluluk halinde yaşamaktadırlar.
     
  18. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Sihizm

    Sihizm Genel olarak 16. ve 17. yüzyıllarda Kuzey Hindistan'da yaşamış olan on gurunun öğretilerini temel alan monoteistik bir dindir. 1500'lü yıllar civarında ortaya çıkmıştır. Dünya'daki büyük dinlerden sayılan Sihizm'in 23 milyondan fazla inananı vardır. Sihizm kelimesi Sih kelimesinden türemiştir. Sih ise talebe manasına gelen Sanskrit शिष्य kökünden türemiştir. Sihizm Sih Dini olarak da anılır. Bu dine inananlara Sih denir.

    Sihizm'in iki ana inanç esası vardır:

    * Bir Tanrı'ya inanmak. Sihlerin mukaddes metinlerinin açılış cümlesi sadece iki kelime uzunluğundadır ve Sih inancının temelini açıklar: ੴ - Ek Onkar veya "Tek Yaratıcı".
    * Sihizm'e inananlar On Sih Gurusu'nun ve diğer azizlerin öğretilerine Sihizm'in kutsal metni olan Guru Granth Sahib'de anlatıldığı üzre itaat etmek zorundadır.

    Sihizm düşüncesel anlamda Bakti hareketi (Hinduizm) ve Sufizm (İslam) ile bazı ortak noktalara sahiptir. Bazıları Sihizm'in sinkretik yani bağdaştırmacı bir din olduğunu öne sürse de, birçok Sihe (Sihizm'e inanan) göre bu yanlış bir düşüncedir; zira Sihler Sih Gurularının doğrudan Tanrı'dan ilahi mesaj aldığına inanırlar.

    Guru Nanak Dev (1469-1538) Sihizmin kurucusu, Talwandi (Lahor yakınında, bugünki Pakistan'da) kasabasında doğmuştur. Ebeveynleri Khatri kastından Hindulardı. Bibi Nanki isimli kendisinden büyük bir kız kardeşi vardı. Kız kardeşinin onda Tanrı'nın Işığını gördüğüne fakat bu sırrı kimseye açmadığına inanılır. Yine kız kardeşinin Guru Nanak'ın ilk inananı olduğu bilinmektedir. Nanak'ın hayatın sırlarını keşfetme arzusu onun belirli bir süre sonra evi terk etmesine neden olmuştur. Bu döndem farklı inançtan kişiler tarafından saygı duyulan Kabir (1440-1518) ile karşılaştığı söylenir.

    1538'de Guru Nanak kendisinin devamcısı, Guru, olarak - oğlu yerine - inananlarından Lehna'yı seçmiştir. Bhai Lehna Guru Angad olarak adlandırılmıştır ve Sihlerin ikinci gurusudur. Guru Amar Das, 1552'de 73 yaşındayken Sihlerin üçüncü gurusu oldu. Onun guruluğu zamanında Goindwal Sihizm için önemli bir merkez haline gelmiştir ve birçok gelişme meydana gelmiştir. 1574 yılında, 95 yaşında vefat ettiğinde üvey oğlu Jetha'yı dördüncü guru olarak belirlemiştir.

    Jetha Guru Ram Das olmuştur. Guru Ram Das daha sonraları Amritsar olarak adlandırılacak Ramdaspur kentinin kuruluşundan sorumlu olan gurudur. 1581'de Guru Arjan - dördüncü gurunun en genç oğlu - Sihlerin beşinci gurusu olmuştur. Altın Mabet'in inşasından sorumlu olan o olduğu gibi Sih kutsal metnini hazırlamıştır. 1604'te Adi Granth'ı Sihlerin Kutsal Kitabı olarak belirlemiştir. 1606'da zamanın Moğol liderleri tarafından, Guru Granth Sahib'de değişiklik yapmayı reddettiği için, işkence görmüş ve öldürülmüştür.

    Guru Har Gobind Sihlerin altıncı gurusu olmuştur. Guru Har Gobind yanında iki kılıç taşırdı; biri ruhani nedenlerden diğeri ise fani nedenlerden. Bu noktadan beri Sihler askeri bir güç haline geldiler ve bağımsızlıklarını savunmak için eğitilmiş bir savaşçı gücüne sahip olmuşlardır. 1644'te Guru Har Rai guru oldu ve onun ardından Guru Har Krişan,oğlu - daha küçük yaşlardayken - 1661'de guru olmuştur. Guru Tegh Bahadur 1665'te guru oldu ve 1675'te, kendisine yardıma gelmiş Keşmirli Hinduları korumak için kendini kurban edene kadar Sihlerin lideri olmuştur.

    1675'te Aurangzeb dokuzuncu Sih gurusu, Guru Tegh Bahadur'u halk önünde idam etmiştir. Ondan sonraki guru, Guru Gobind Singh bağlılarını daha da militarize etmiştir. Ölmeden kısa süre önce Guru Gobind, Guru Granth Sahib'in (Sih Kutsal Metni) Sihler için mutlak ruhani otorite olmasını ve fani otoritenin Khalsa Panth'a (Sih Ulusu) verilmesini emretmiştir.

    Her ne kadar önceki guruların da aldıkları vahiyleri kaydettikleri bilinse de, ilk Sih Kutsal Metni beşinci guru, Guru Arjan, tarafından 1604'te derlenmiş ve düzenlenmiştir. Guru Granth Sahib, Gurmukhi yazısıyla yazılmış olmasına rağmen farklı birçok dil içermesiyle (Punjabi, Hindi-Urdu, Sanskritçe, Bhojpuri ve Farsça dahil) diğer kutsal metinlerden ayrılır. Sihler Guru Granth Sahib'i son, ebedi guru olarak görürler.
     
  19. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Spiritualizm

    ruh bilimi insanın ve evrenin metafizik yasalarını araştıran soyut bilim olarak adlandırıla bilinir.
     
  20. benolmusumnick

    benolmusumnick Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.331
    Aldığı Beğeni:
    125
    Ödül Puanları:
    63


    Taoizm

    Taoizm (Daoizm, Taoculuk olarak da anılır), Çince 道教 Daojiao ve 道家 Daojia iki ayrı kelimenin Türkçe'deki karşılığı olarak kullanılmaktadır. Daojiao Çin kültüründe bir dine işaret ederken, Daojia ise bir felsefe, düşünce okulunu anlatır. Ancak ikisi de kaynağını Laozi'nın eseri Tao Te Ching'den almaktadır. Düşünce okulu olarak Taoizm'in kurucusu Laozi'nın ardından Zhuangzi da bu akımın en önemli temsilcisidir.

    Çin dini geleneğine ait en orijinal öğretilerdendir. Taoculuğun ortaya koyduğu din anlayışı, Çin dini geleneğinin, daha çok metafizik içerikli öğretileri üzerine kurulmuştur. Bu onu Çin medeniyeti içerisinden çıkmış Konfüçyüsçülükten ayıran en büyük özellik olmuştur.

    Taoizmin kurucusu Laozi'ya göre nesnelere ve kavramlara verdiğimiz anlamlar arzuları ve amaçları doğururlar. İyi ve kötü, alçak ve yüksek, aydınlık ve karanlık gibi. Bu anlamlardan kopmamız arzu ve amaçlarımızdan ayrılmamız sonucu eylemsizliğe varırız. Eylemsizlik bir kere kavrandığında uyumlu yaşama geçiş kapısı açılır. Geçmişin pişmanlıkları ve gelecek kaygısı ve planları gibi gerçek yaşamdan koparan etkiler aynı zamanda insan yaşamında bir tür dengesizlik hali yaratır. Uyumlu yaşam ve doğal akış insanın içinde bulunduğu an ile bütünleşerek yaşamasını sağlar. Bu uyuma yolu izlemek denir. Yol anlamına gelen tao kelimesiyle kastedilen budur.

    İşte bu öğretileri ortaya koyan ve Taoizm’in kurucusu olarak bilinen Laozi’nun hayatı hakkında bilgimiz çok azdır. Onun yaşayıp yaşamadığı bile tartışılmıştır. Hakkında birçok görüş ortaya atılmış ve efsaneler uydurulmuştur.

    Çinin ünlü tarihçilerinden Sima Qian M.Ö. 100 yılında yazdığı Shiji (şı-ci) adlı eserinde Lao-zi’nın biyografisini şu şekilde yazmıştır: ‘‘Lao-Tzu Chou devletinin Ku mıntıkasında Li-hsiangg’da Chü-jen köyünde doğmuştur. Kendi adı Erh, aile adı Li, müstear adı Tan’dır. Chou sülalesi imparatorluğunun tarihçisi ve kütüphane muhafızıdır.” Buna göre onun asıl adı Li Tan (Lao-Tan)’dır. Lao-Tzu, ona verilmiş bir lakaptır; ‘‘İhtiyar Bilge’’ anlamına gelir

    Çin sözlü geleneğinde M.Ö. 604 diye bilinen doğum yılı, Shı-chı’de kayıtlı değildir. Bu, tarihin daha sonraları belirlendiğini göstermektedir. Bununla beraber bu belge onun yaşadığını gösteren en iyi kanıt olarak kabul edilmektedir.

    Mitolojiye göre, Laozi’nın annesi nurdan gebe kalmış, 80 yıl sonra ak saçlı, ak sakallı bir çocuk doğurmuş. İşte Laozi, yani ihtiyar çocuk lakabı buradan gelmektedir. Bu efsane daha ileriye götürülerek doğum tarihi M.Ö. 1321 yılına kadar çıkarılmış ve kutsal bir kişi olarak gösterilmiştir. O zaman Lao-chun adını almıştır. Bazı araştırmacılara göre, bu gibi uydurma hikayelerin çoğu Budizm’den sonra Budist hikayelerine rağbet için yazılmıştır.
     

Sayfayı Paylaş