Dünyanın İlk Güzelik Yarışması

Konusu 'Metafizik - Bilimkurgu - Mitoloji' forumundadır ve EmLy tarafından 15 Ekim 2011 başlatılmıştır.

  1. EmLy

    EmLy Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.218
    Aldığı Beğeni:
    62
    Ödül Puanları:
    48
    İlk güzellik Yarışması~~


    Yaklaşık dört bin yıl önce Homerik Çağı adı verilen bir dönemdi. Dünyanın masumluk, çocukluk ve düş dönemi olarak kabul edilen bu dönemde, o çağın ilk güzellik yarışması, güneş arabası üzerindeki Apollo’nun, ay ışığı gövdeli tanrıça Artemis’in, su perileri Naiad’ların ve dağ perileri Oread’ların Anadolu’sunda yapılmıştır.

    Efsaneye göre Argo Gemisi, dümenin yanında duran Orpheus’un musiki uyumlu temposuna göre kürek çekere Çanakkale’den geçmiştir. Marmara Denizi’ne varan bu harika gemiye hayran kalan yeşil derinliklerdeki deniz kızları hemen su yüzüne çıkıp bu şanlı gemiye bakmaya başlamışlardı. İşte o gün Okyanus perileri bellerine kadar denizlerin köpüklerinden çıkmış ve sütbeyazı gerdanlarını ilk kez insanoğluna göstermişlerdir. Yine aynı gün Peleus deniz tanrıçası Thetis’İ görmüş ve ona aşık olmuştur. Thetis de hemen ona gülümsemeyle karşılık vererek onu delicesine mutlu etmiştir. Peleus’un Theis’le evleneceği gün düğüne fesatlık çıkarmaması için çağrılmayan kıskançlık ve nifak tanrıçası Eris hariç bütün tanrı ve tanrıçalar adavet edilmişti. Bu duruma çok kızan Eris, şölenin en coşkulu anında masanın üzerine bir altın elma (Hespereid,Balear adalarında hasıl olan altın elmalardan,yani portakallardan)atmıştır. Elmanın üzerine de “En güzele!” yazmıştır. Kendisinin en güzel olduğunu iddia eden bütün tanrıçalar ve kadınlar arasında çıkan anlaşmazlık üzerine elemeler yapılmasına karar verilmiştir. Kazananın altın elmaya sahip olacağı bu elemelerde Aphrodite, Hera ve Pallas Athena ilk üç güzel seçilmiştir. Bu üç güzel tanrıların tanrısı Zeus’a gitmiş ve aralarından en güzeli seçmesini istemişlerdir. Bunun üzerine Zeus onlara Troya’nın yanında İda Dağı’na gitmelerini,orada hem Paris hem de Aleksandros diye anılan güzellik konusunda engin bilgisi olan prensi bulmalarını söylemiştir. Paris o dönemde Kocakatran Dağlarında Oinone adındaki güzel bir peri kızıyla birlikle yaşamaktadır.

    Derken bir gün üç tanrıça güzelliklerine olan güvenleriyle Paris’in karşısına çıkıverirler. Güzellikleri karşısında karşılarında sarsılan genç prense her üç tanrıça da farklı bir şey adarlar.Hera;Asya ve Avrupa’nın sahipkıranlığını; Athena, Troyalıları Akhala üzerine muzaffer etmeyi; Aphrodite ise zevce olarak dünyanın en güzel kadınını vaad eder. Üç tanrıça Paris’in elmayı kime vereceğini düşünürken birden Hera Aphrodite’in belindeki zon veya sestus denilen kuşağı fark eder. Bu kuşağı takan kadın kim olursa olsun erkeklerin gözünde güzeller güzeli olurmuş. Elmayı elinde tutan Paris’in gözlerini Aphrodite’den ayırmadığı gören Hera “Sen haksızlık ediyorsun,o kuşak senin belini sardıkça bütün gözler sende oluyor” diyerek itiraz etmiş. Bunun üzerine sinirlenen Aphrodite kuşağı belinden çıkarıp Hera’ya uzatarak tamamıyla çıplak kalmış. Paris altın elmayı yavaç yavaş ona uzatmış. Batı Anadolu’nun güneyindeki ufuktan sabah yıldızının doğduğu gibi bembeyaz ve yumuşak köpükten çırılçıplak doğan Aphrodite’in adı yunancadaki ‘aphrodite’ yani köpük yavrusundan gelmektedir. Aslında bereket, ay, sevgi ve güzellik tanrıçası olan Aphrodite’in adına Doğuda yıldız anlamına gelen Astereth ve Astarte de denir. Güzellik örtü kabul etmediği için Olympos tanrıları arasında giyinmemiş olan tek tanrıça Aphrodite böylece tarihteki ilk güzellik yarışmasının da birincisi olmuştur.



    [​IMG]
     

Sayfayı Paylaş