Ermenİ Katlİamlari

Konusu 'Genel Tarih' forumundadır ve türkdünyası tarafından 24 Mayıs 2007 başlatılmıştır.

  1. türkdünyası
    Offline

    türkdünyası New Member

    Mesajlar:
    4
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    ERMENİLERİN YAPTIĞI KATLİAMLAR

    Gaziler ve Görgü Tanıkları Anlatıyor
    Muhammed Reşit Güleşer
    Baba Adı: Abdullah
    Anne Adı: Babibe
    Doğum Yeri: Van
    Doğum Tarihi: 1900
    Ermeni mezalimi sırasında 15-16 yaşlarında Darü'1-Muallimin öğrencisi olan bir gençtim. Bu sebeple olayları gayet iyi hatırlıyorum. Birinci Cihan Harbi öncelerinde nüfusları 17.000 kişi olduğu söylenen Ermenilerle birlikte gayet iyi yaşıyor, komşuluk ediyorduk. Biz onlara çok iyi muamele ediyorduk.
    Meşrutiyet'in ilânıyla hürriyet, eşitlik ve adalet prensiplerini, kendi lehlerine istedikleri gibi değerlendirerek şımarmaya başladılar. Van'daki liderleri Aram Paşa adında birisi idi ki, Sultan Hamid'in tahttan indirildiğini kendisine tebliğ eden heyet içerisinde de bulunmuştu; Van'da yeraltı teşkilatı kurmuşlardı. Şimdi Büyük Camii'nin yanı başında bir mahzenden başlayarak, ta kale dibindeki eski şehire kadar uzanan tüneller yapmışlardır. Öyle ki, bu tünellerden atlı olarak geçmek bile mümkündü.
    Bir gün bir tünelin, üstünün çökmesi üzerine bir nöbetçi tarafından tesadüfen bulundu. Hatta Ermenilerden birisinin ihbarı üzerine, Aram Paşa'yı, Büyük Camii civarında bir mahzende yakaladılar ise de, o günkü politikalar sebebiyle kendisine hiçbir şey yapılmadı, salıverildi.
    Kısaca Ermeniler adam akıllı teşkilatlandırılmışlardı. Zaten ticaret hayatını ellerinde tutan Ermeniler iktisadi bakımdan da gayet iyi durumda idiler. Ermeni ve Yahudilere, orduya silahlı olarak katılmak izni verildikten sonra Van fırkası giderken Ermeni çeteciler orduya kendi silahlarıyla birlikte katılmışlardı. Bizim askerlerimizin elinde ham demirden Alman yapımı iptidai tüfekler vardı, dört mermi attın mı, beşincisi önüne düşerdi. Daha sonra Van'a dönen Hacı Latif Bey ve başkalarından duyduğumuza göre, Van fırkasında bulunan Ermeniler askerlerimizi arkadan vuruyorlarmış. Hatta Doğu Cephesi'nden gelen ve Van'daki hastanelerde yatmakta olan yaralı Türk askerleri de Ermeni hemşire ve doktorlar tarafından zehirlenmek suretiyle öldürülüyorlarmış.
    Van'daki duruma gelince: Ruslar bu sırada Muradiye, Özalp ve Başkale'den olmak üzere üç koldan harekete geçmişlerdi. Şehirde ise Ermeniler isyan etmiş, 29 gündür Müslüman ahaliye karşı harp ediyorlardı. Hatta bizim üç kışlamız vardı (Hacı Bekir, Aziziye, Toprakkale). Onar kişiden, yani birer manga asker nöbet tutardı. Bu kışlalara da baskınlar yaparak askerlerimizi koyun gibi boğazladılar, kapı komşumuzun amcası Ali Çavuş da orada şehit olmuştu.
    Bizim zaten çok zayıf olan milis güçlerimiz mazgallar kazmak suretiyle savaşmaya çalışırken onlar makinalarla duvarlarda gedikler açıp her tarafı yaylım ateşine tutuyor; gazyağı tenekelerini döküp ateşe veriyor, kendileri yer altındaki mahzenlere iniyorlardı. 29 gün boyunca bu zalim saldırılar devam etti. Nihayet Müslüman ahalinin daha fazla kırılmaması için hicret emri verildi. Vasıtaları olanlar vasıtalarıyla, olmayanlar büyük bir perişanlık içerisinde yollara düştük. İnsanlar yollarda çocuklarını bıraktı, açlıktan, salgın hastalıktan kırıldı.
    Burada şunu hatırlatmak gerekir ki, Ermeniler yalnızca Van'da değil köylerde de büyük zulüm yapmışlardı. Tımar'ın, Başkale'nin, Özalp'ın köylerinden Müslüman halkın evlerini ot tıkayıp ateşe veriyor, dışarı kaçmak isteyenleri de kurşunla, süngüyle öldürüyorlardı. Zeve'de birkaç köyün halkı Ermenilere karşı birleşerek savaşmış; ancak mağlup olan yedi köyün halkı birkaç kişi dışında, burada toptan yok edilmiştir. Şimdi anıt da dikilmiş olan bu köyde hâlâ, toplu halde katledilmiş insanların cesetleri çıkmaktadır.
    Sonra buradan hicret eden insanlar için oniki gemi tahsis edilmişti. Dört tanesinde Van'da görevli memur ve aileleri vardı. Tabii gemiciler de hep Ermeni'ydiler. Dört gemi dolusu insanı bu gemicilerin yardımıyla adaya (Adır) çıkaran Ermeni fedailer bu insanların hepsini katlettiler. Diğer sekiz geminin ahalisi de Tatvan yakınındaki bir adada tahassun etmiş olan Ermeniler tarafından yok edilmek istendi ise de onların silahları bulunduğundan savaşarak az bir kayıpla kurtulmayı başarmışlardır.
    Van'dan göç ettiğimizde önce Bitlis'e, oradan Diyarbakır'a gittik. Yol boyunca Ermeni zulmünün izlerini gördük. Nihayet Van'a döndükten sonra, gördüklerimizi, duyduklarımızı anlatacağım. İnsanlara her türlü işkenceyi yapmışlar. Allah rahmet etsin. Yüz küsur yaşlarında İsa Hoca adında bir zat vardı. Eşeğe binip gezmişler, Evlere baskınlar yaparak talan etmişler; kadınları kızları toplayarak Ziya Bey'in evine doldurmuşlar, hepsinin namuslarını defalarca kirletmişler. Öldürdükleri insanları kuyulara atmışlar; hatta bizim camiin kuyusunu bile cesetlerle doldurmuşlar.
    Cevdet Paşa birinci defa Van'a girdiğinde, kocası harpte olup hayvanı olmadığı için gidememiş ve esir düşmüş bu kadınlardan 130.unu jandarmalara teslim ederek Diyarbakır'a gönderdi. Hatta bunlardan otuz kadarı da bizim evde kalırlardı. Kirman eğirmek suretiyle geçimlerini sağlarlardı. Onlara tayın de verilirdi. Onların anlattıklarına göre Ermeni çetelerinden gördükleri zulüm ve işkencenin haddi hesabı yoktu. Erkeklerin derilerini yüzmek, uzuvlarını kesmek; kadınların da namuslarını kirletmek, kazığa oturtmak gibi zulümlere maruz bırakıyorlardı.
    Biz Van'a dört sene sonra döndük. Evvela iki sene kaldık: Van'a geri geldik: Ancak Rusların şehre girmesi üzerine yeniden göç etmek zorunda kaldık. Bu defa Siirt'e kadar gittik. Döndüğümüzde 200-250 kadar Ermeni hanesi Çarpanak Adasında tahassun etmişlerdi. Türkler nasıl olsa gider, biz yine Van'a yerleşiriz diye umuyorlardı. Bunların çoğu da sanatkardı ancak bir süre sonra çıkarılan kanunla koruma altında, hükümet tarafından Revan'a gönderildiler.
    Ancak yedi defa düşmanın girip çıktığı Van , Ermeni mahalleleri dışında tamamen harap olmuştu. Van'ı yeniden imar ettik.




    Şeyh Cemal Talay
    Baba Adı : Cimşid
    Ana Adı : Fatma
    Doğum Yeri : Van
    Doğum Tarihi : 1901
    Ermeniler, Ruslar'dan silah yardımı görüyorlardı. Van'da konsoloslukları bulunan İngiltere, Fransa ve Amerika'nın teşvikleriyle Ruslar tarafından silahlandırmakta olan Ermeniler, 1915 yılı başlarında taşkınlıklarını artırmışlardı. Ben o sıralarda 13 yaşında idim.
    Ruslar silah yardımını gizli yollardan yapıyorlardı. Rusya'dan Trabzon limanına gönderilen ve oradan deve kervanlarıyla Van'a ulaşan şeker ve gazyağı yükleri içerisinde gönderilen yeni model silahlarla donatılıyorlardı. Hangevenk'de (eski şehir meydanı) kervan mallarının dağıtımı yapılırdı;gazyağı tenekeleri içerisinde getirilen silahlar da gizlice Ermeni milislere verilirdi. Ermeni isyancıların Van'daki lideri Aram paşa idi; ancak Taşnak komitesi reisinin adını hatırlamıyorum. Hepsi de Van merkez olmak üzere toprak iddialarında bulunuyorlardı. XI. Fırka Van'da görev yapıyordu. Seferberlik dolayısıyla bu Askeri kuvvetimiz Erzurum'a gitti. Bundan cesaret bulan Ermeni çeteciler faaliyetlerini artırarak Müslüman ahaliye zulmetmeye başladılar.Fedailer, Müslüman köylere ve mahallelere baskınlar düzenliyorlardı. Onlara karşı yalnızca, Diyarbakırlı İmam Osman Hoca önderliğinde, şehirde cephe dışında kalmış olan yaşlı ve askerlik çağından küçük gençlerden mürekkep milis kuvvetlerimiz vardı. Şimdi o olaylardan hatırladığım bir tanesini anlatayım. Biz Ermenilerle aynı okullara giderdik. Ermeni komitacılarından olan bazı öğrenciler Rüştü adlı bir arkadaşımızı ders çalışmak bahanesiyle kandırıp evinden alıyorlar. Okul, hükümet konağının yanında. Onlar delikanlıyı Sanayi Çarşısı'nın olduğu yerdeki Isıtma köprüsüne getiriyorlar. Irzına geçip,türlü hakaretlere uğrattıktan sonra öldürüyorlar. Ailesi ertesi gün cesedi buldular. Onun için bir de türkü yaktılar.Arabaya bindim belim büküldü,Zalim atlı vurdu, kanım döküldü.Aradım, bulamadım derdime derman, aman başıma Ferman.Aman Mahmud Emmi kaldırın beni.Aradım bulamadım derdime derman, aman başıma Ferman,Kanımı kurtarmak için başıma çare.Bizim milis kuvvetlerimiz, şimdi Van Devlet Hastanesi'nin karşısında bulunan Mahmut Ağa kışlasında bulunuyorlardı. Ermeniler ile harp etmeden bir gün önce milislerimiz nöbetteydiler. Fakat Ermeniler geceden hazırlık görmüşler, Hükümet Konağı'nın duvarlarını delip mevzilenmişler. Milislerimiz sabah namazı için kışlanın yanında akmakta olan bir akarsuda (Kara Mehmet) abdest alırlarken kurşun yağmuruna tutulmuşlar.
    Bir çok milisimiz orada şehit oldu. Artık Müslüman ahali ile Ermeniler arasında çatışmalar başlamıştı. Herkes sokaklara döküldü. Bir kargaşadır aldı yürüdü. Biz de kalktık okula gittik. İki öğretmenimiz vardı; biri Selanikli, diğeri Edirneli. Bize hadi yavrular, okul tatil oldu, helalleşelim, belki bir daha kavuşmak mümkün olmaz" dediler ve Ermeni kurşunlarına hedef olmamamız için ara yollardan gitmemizi tembihlediler.
    Okuldan ayrıldık, fakat biz birkaç arkadaşımızla yine eski yolumuzdan gidiyorduk. Baktık Tebrizkapı'nın orada silah, mühimmat deposunu açmışlar, silah dağıtıyorlar, Ermeni çetelere karşı Müslüman ahaliye. O sırada baktık birkaç Ermeni arka taraftan kaleye çıkıyor. Silah dağıtan adama haber verdik. Elindeki cephane sandığını yere atıp Analıkız'ın olduğu yerden onlara ateş açtı. Ermeniler kaçtılar. 2-3 Nisan 1331 tarihinde harp başladı. Ruslar da 1330 (1914-15)'da henüz cepheyi yaramamışlar. Fakat Çaldıran- Bahçesaray'dan geçip askerimizi arkadan sarmışlardı. Molla Hasan köyünde karargah kurdular. Hatta buradan askerimize cephane silah gönderilmek istendi ise de; malzemeyi götürmekte olan genç öğrenci ve yaşlılar soğuk sebebiyle ilerleyemediler. Onlardan birçoğu kötü hava şartları yüzünden şehit oldular.Biz de hiçbir yere hareket edemedik. Fakat baharda Ermeniler iyice azıtmışlar; 10 Mayıs 1331 (1915) 'de Ruslar da Van'a doğru hareket etmişlerdi. Bunun üzerine Vali Cevdet Bey'in emriyle biz de Van'dan muhacir olduk. Harp sırasında ne alınabilirse onları alarak yollara düştük. Ermeni zulmü öyle bir noktaya gelmişti ki, yaşlı, hasta, esir, kadın, çocuk hiç kimse kurtulamıyordu. Mezalim o derecede ki, baş destekçileri olan Ruslar bile, Ermenileri bu tür hareketlerden men etmeye uğraşıyorlardı.Benim anneannem, adı Mihri idi, dayımın birisinin belden aşağı felçli olması dolayısıyla, bizimle birlikte muhacir olamamıştı. Bu olaylar sırasında dili tutulan anneannem daha sonra işaretlerle anlatmıştı. Dayımın bıyıklarını etleriyle birlikte kesmişler. Hacı Ziya Bey'in esirhane haline getirilen evine götürmüşler. Oradaki esirlere envai çeşit eziyet etmişler; tâ ki Ruslar gelene kadar. Alemiz muhacirliğe 23 kişilik bir kafile halinde çıktık. Bitlis, Urfa yollarında ailemizin çoğunluğunu kaybettik. Van'a ancak iki kişi olarak döndük. Muhaceratta ilk durağımız Bitlis idi; 11 günde vardık oraya. Sonra Siirt'te gittik, orada akrabalarımız vardı, bir-iki ay kaldık. Rus'un yaklaşması haberi üzerine tekrar yola koyulduk. Diyarbakır'a gidiyorduk. 250 kişilik kafile idik. Yollarda susuzluktan, açlıktan perişan olduk. Oradan Kurtalan'a vardık. Diyarbakır'a gittik. Kebir köyüne indik. Fakat sıcaktan dolayı fazla kalamadık. Tekrar Van'a dönmek üzere yola çıktık.
    Zoh (Kurtalan)'a geldiğimizde; Rus'un tekrar Van'a girdiğini öğrenince Siirt'e gittik. 1332 baharında da Bağdat'a gittik. İngilizlerin oralarda ilerlemesi üzerine Mardin'e geldik. 1333'te Urfa'ya geldik. Urfa'ya giren Fransızlar Halep Ermenilerini şehre getirerek Müslümanlara eziyetlere başladılar. 22 gün harp ettik.Sonuç malum yenildiler. Nihayet 20 Mayıs 1331'de ayrıldığımız Van'a, Ekim 1337'de 23 kişilik aileden ayakta kalabilen iki kardeş dönebildik. Van tamamıyla harabe olmuştu. Ermeniler her tarafı yakıp yıkmışlardı. Yalnızca Ermenilere ait olan evler yerinde duruyordu. Hatta Türk ordusunun Van'a girmesi üzerine Türk Halkına reva gördükleri zulme misilleme yapılacağını düşünen 2.000 kadar zanaatkar Ermeni Adır adasına sığınmışlardı. Türk Hükümeti onların güvenlik içerisinde Revan'a gitmelerini sağlamıştı.




    Salih Taşçı
    Baba Adı : Mirza
    Ana Adı : Hane
    Doğum Yeri : Van
    Doğum Tarihi : 1883
    Rusların yardımlarıyla ayaklanan Ermeniler, yıllarca birlikte yaşadıkları Müslümanlara karşı harp etmeye başladılar. Maksatları bizden toprak koparmak, devlet kurmaktı. Yer altında mahzende tahkimat yapan Ermeniler, cinayetlerini işledikten sonra rahatça buralarda barınıyorlardı.
    Van'ın içinde, kalede, köylerde büyük zulümler yaptılar. Başlarında Aram Paşa adlı birisi vardı. Silah ve cephane bakımından çok zengin olan Ermeniler karşısında yenik düştük. Bunun üzerine daha fazla kayıp vermemek için hicrete karar verildi.
    Halkın bir kısmı Bitlis'e doğru kara yolundan, bir kısmı deniz yolundan gittiler; gidemeyenler toptan katledildiler. Vanlı muhacirler Türkiye'nin her yanına dağıldılar. Bitlis'e, Diyarbakır'a, Elazığ'a, Nazilli'ye, Burdur'a gittiler. Fakat bundan daha büyük mezalim Van'ın köylerinde yapılmıştı. Köylerde Ermenilerle Ruslar yolları tuttular. Erkekleri katledip, tertemiz kadınları kirlettiler. Köylerdeki Ermeni eşkıyalar bundan sonra Van'da toplanıp cürümlerine burada devam ettiler. Kısaca tam felaket olmuştu. Van gölünde eskiden yelkenli gemiler vardı. O kadar çok zulmettiler ki, gemilere doldurdukları insanları, öldürmekten bıktıkları insanları, diri diri suya attılar. Ermeniler o ihtiyar insanlarımızı alınlarından, ellerinden duvarlara çivilediler. Bizde gücümüzün yettiği kadar direndik, savaştık. Tabii savaş gerektiriyorsa yaptık. Fakat savaş dışında hiçbir Ermeni, hele kadın ve çocuklara dokunulmadı.
    Ama Ermeni Ermeniliğini yaptı. Ben 6-7 sene sonra (İran cephesinden) askerden döndüğümde (1921), Van'ı tam bir virane olarak gördüm. Türk mahalleleri Ermeni ve Ruslar tarafından ateşe verilmiş, Müslüman halkın malları yağma edilmişti. Ermeni mahallelerinde ise tek bir yıkık ev yoktu. Van bomboştu. Tek-tük Müslümanlar gelmeye başladılar. Herkes yeniden evini barkını yaptı, şehri yeniden kurduk.



    Bekir Yörük
    Baba Adı : Yusuf
    Doğum Yeri : Van
    Doğum Tarihi : 1900
    Ermenilerle aynı mahallelerde otururduk. Biz de Norşin mahallesinde onlarla oturur, iyi de geçinirdik. Ta ki Ruslar müdahale edene kadar. O günlerde Ermeni gençler (tığalar) Ruslar'ın teşvikiyle komiteler kurdular ve taşkınlıklar yapmaya başladılar. Komiser Nuri Efendi'yi öldürüp çarşıda arkın içerisine attılar. Haşbağ'nda pota memurunu öldürdüler, telefonu göğsüne bıraktılar. Bugün, yerinde hamam yapılmış olan bir binayı bombaladılar, enkazın altında kalan 20 kişi şehit oldu.
    Meşrutiyet ilan edilmiş, müftü ile keşiş el sıkışarak sözde Müslümanlarla Hıristiyanların kardeşliğini ilan etmişlerdi. O zaman Van Valisi Tahsin Bey'di. Müftü ağlayarak el sıkışmak zorunda kaldı. Ancak hadiseler aleyhimize gelişti. Komitacılar giderek azıttılar, isyan başladı. Ermenilerle 29 gün Haşbağı'nda harp ettik. Silahımız yoktu. Tümen Erzurum'a gidince tamamen korumasız kalmıştık.
    Meşrutiyet'ten sonra orduya alınan Ermeniler de bizim silahımızla bizi vurdular. Orduda kalanlar da askerimizi arkadan vurdular. Müslüman mahallelerde kalan yaşlı ve yeni yetme gençler sabaha kadar devriye geziyorduk. Bu arada kışlayı bombaladılar. Ruslar yardım için tenekelerle altınlar gönderdiler. Bu mücadele 29 gün sürdü. Rusların gelişine kadar devam etti. Yaşlı Ermeniler bu kavgayı istemiyorlardı. Çünkü Van'ın zengini, en iyi hayat süren Ermenilerdi. Eski Van şehrinde çok sayıda Avrupa kumaş satan mağazaları, 1.000 kadar dükkanları vardı. Tüccar ve servet sahibi idiler. Bu olaylar çıkınca civar köy ve kasabaların ahalisi hep Van'a döküldü. Bu dükkanlar iki gün içinde yok olup gittiler.
    Sonra 50 gemi dolusu insan Van'dan hicret ettik, gemilerin üçünde yaralı askerler vardı. Cevdet Paşa halkı iskeleden gemilere bindirdi. Adaya gittik (Adır Adası). Burada Ermeni tığalar yer altında talim görüyorlardı. Adada 9 gün kaldık. Tahta yelkenli gemilerin bir kısmını dalgalar parçaladı. Adada kuyular vardı. İki fırın vardı. Buradan (Van'dan) kimse bir şey alıp gitmedi. Aç kaldık, perişan olduk.
    Ağabeyim de subaydı, Erzurum'dan yaralı olarak gelmişti. Başlarında bir yüzbaşı vardı. Ermenilerin bizi keseceğini düşünen ağabeyim, onu ikna etti. 10 gemi oradan ayrıldık. Çok da fazla gidemedik. Ahlat'tan bu yana kıyıda kaldık. Zor şartlarda ertesi gün ancak Tatvan'a vardık. Biz ayrıldığımız gün Ermeniler her tarafı yangın yerine çevirdiler. Van'da Türkiye'nin her yanından gelen yaralı askerler vardı. Ermeniler onların yatmakta oldukları kiralık evlerden yapılma hastaneleri ateşe verdiler. O yüzden burada 67 vilayetin şehidi yatmaktadır, buralar mukaddes topraklardır. Amcam çok yaşlı idi, adı Teren ağa idi. Van'dan ayrılırken onu götürememiştik. Kendisi, karısı, kızı, iki torunu (kızının kocası da çayda boğulmuştu. Kaynatası, gelinini bırakmamıştı). Ermeni tığaları amcamı, o çocukları baltayla parçalayıp öldürmüş. Kızı, burada Amerikan okulu vardı. (Van'da ecnebilerin konsoloslukları vardı. Olaylar çok şiddetlenince terk edip gitmişlerdi), kız oraya sığınıyor. Ermeniler onu da binanın ikinci katından atıp şehid etmişler.Tatvan'dan Bitlis'e geçtik. İki aya yakın bir zaman da orada kaldık. Ruslar gelince yeniden yollara düştük. Hizan'a, oradan Diyarbakır'a gittik. Biz buradan gittikten sonra Jandarma Kumandanı, Vali Vekili olan amcam, Ömer Bey'e rapor gelirdi. Mansur Çavuş adlı birisi vardı. Ömer Bey'e rapor getirdiğinde hüngür hüngür Sebebi sorulduğunda şunları anlattı.
    Van'ın boşaltılmasından üç gün sonra şehidleri toplamaya gittik. Yüzlerce yaşlı kadını, kazığa oturtmuşlar. Başlarında örtüleri, adeta oturuyormuş gibilerdi. Yakına, yanlarına gidince kazığa oturtulmak suretiyle şehid edilmiş olduklarını gördük. Akla sığmayacak binlerce vahşet örneği bu olayları gören Müslüman şahitler ağlayarak Ömer Bey'e rapor eder. O da M. Kemal'e bildirirdi. Nihayet Ruslar geldi. Van'ın neredeyse beşte dördünün yok edildiği bu vahşete onlar bile razı olmadılar.Ermenilerin katlettiklerinden başka, birçok insan da muhacerette öldü. Çoğu açlık ve hastalıktan yollarda kırıldı. Van'dan giderken hiç kimse bir şey alamadı ki yanına. Üç yıl sonra hicretten döndüğümüzde Van'da Müslüman mahallelerini yerle bir edilmiş olarak bulduk. Ama Ermenilere ait yerler sapasağlam ayakta idi. Döndüğümüzde Van'da 2000 kadar da Ermeni yaşıyordu. Türkler dönmeye başlayınca adaya kaçtılar. Daha sonra (2 sene) hükümet onları Revan'a gönderdi.



    İbrahim Sargın
    Baba Adı : Halil
    Doğum Yeri : Van-Zeve
    Doğum Tarihi : 1903
    - Ben esasen Ermenilerin büyük katliam yaptıkları meşhur Zeve köyündenim.
    - Ermeniler isyan çıkardıklarında siz kaç yaşında idiniz?
    - Ben o zaman 11 yaşını yeni bitirmiş bulunuyordum.
    - Babanız ve Anneniz o zaman sağ mıydı?
    - Evet, sağdı.
    - Onlar Ermenilerin bir zulmüne uğradı mı ?
    - Onları bilahare ben anlatacağım. Önce, Ermenilerin ilk durumlarını izah etmeye çalışacağım.
    Ermenilerin ve Rusların ne melun olduklarını, çeteler kurmak suretiyle Osmanlı Devleti'ni arkadan vurma çabalarını biliyoruz. O zamanlar Rumlar Ermenileri haraca bağlamışlardı. Ermeniler Osmanlı Devleti'ne bir altın, vergi verirlerdi. Olmayandan yani fakirden ise, beş mecidiye alınırdı. Bu Sultan Hamid ve Reşat döneminde bazı değişikliklere uğradı. Dediler ki, "Ermenilerle Müslümanlar eşit şartlara sahip olacaklar. Kardeş olacaklar." Bu şekilde bir kanun çıkartıldı. Bu kanunla dendi ki: "Ben sizden haracı kaldırdım. Artık bizimle eşit oldunuz kardeş oldunuz."
    Artık davullar, zurnalar çalındı, Ermeni pazarıyla bizim din adamlarımız kucaklaşıp öpüştüler. Ancak bu zamanda Ermenilerin bizlerle beraber askerlik yapmaları da kararlaştırıldı. Bizim mekteplerimizde okumaları istendi. Ermeniler bu şekilde görünce dedi ki: "Dünya varmış" Aslında padişahlar bunların ne melun ve hain olduklarını çok iyi bilirlerdi. Bunlara fırsat vermeye gelmezdi. Bunlar fırsatı bulur bulmaz hemen komite teşkilatları yaptılar. Komiteleri kurduktan sonra, "Fransa'dan, İngiltere'den para, Rusya'dan da silah isteyelim" dediler. "Ruslar ile işbirliği yapalım. Ruslar bize silah, cephane göndersinler. Biz de burada silahlanalım. Biz içten Osmanlıyı vuralım. Ruslar da dışarıdan vursunlar" diyerek anlaştılar.
    Ruslar ne yaptı? Soba boruları veya 4-5 milim kalınlığında soba saclarından depolar yaptılar. Bunların boyları bir metre, genişliği de yarım metre idi. Bizim bazı ihtiyaçlarımız ve gazımız Rusya'dan geliyordu. Ruslar bu depoların içine silah ve cephane ile, üstüne de gazyağı koyarak develerle Ermenilere silah gönderdiler.
    Ermenilere bu şekilde silah ve cephane getirildikten sonra Rusya'dan bir komiteci getirdiler. İsmi Aram idi. Bunun bir gözü de kördü. Bunun ismini Aram Paşa koydular. Bu bir Rus Ermenisi idi. Bir de Muş tarafına Antranik isimli birini getirdiler. Onunda adını Antranik Paşa koydular. Birde Erçek nahiyesinin Karagündüz köyünde Şahin takma adlı bir Ermeni komite reisi vardı. Bunlar bu bölgelerde komite teşkilatı kurar, oradan da bizim Türk hududuna gelir, huduttan içeri girer Türk köylerini vurup Türkleri öldürüp geri kaçarlardı. Bunlar Karagündüz'e atları ile gelir, silah ve çete mensuplarını memleketin içine sokarlardı. - Nahiyenin ismini tekrarlar mısınız?- İsmi Erçek'tir.- O dönemde çevrede kurulan komitelerin isimlerini ve liderlerinin kimler olduğunu hatırlıyor musunuz?- Bazılarının isimlerini daha önce söyledim. Başka hatırlamıyorum. Bunlar bu şekilde silahlandılar. Bunlar atlar ile geldiler. Şisanus köyünü ambar yaptılar, daha sonra buradan iskele köyü var, tamamıyla Ermenidir. Buraya taşınmışlar. Ayrıca bu gölün üzerinde muazzam büyük gemiler vardı. 500-600 kişi taşıyabilirdi. 14 Bu gemiler ile silahlar; Adilcevaz, Ahlat, Erciş, ve Gevaş'a taşınırdı. Bir kısmı da Tatvan'a, oradan Muş ve Bitlis'e gönderilirdi. İşte bu silahlar ile Ermeniler tamamıyla silahlandılar. Artık çete kurmaya başladılar. Daha doğrusu fedailer teşkil edip bunları adalarda sakladılar. Akdamar adasında, Çarpanak adasında, Kadir adasında.
    Bu fedailer daha sonra etrafa dağıldılar, millete hakaret etmeye, tahrik etmeye, bu şekilde devam ettikten sonra dediler ki: "Artık biz Ruslar ile iyi geçinelim". Rusya Osmanlı Devleti'ne ilan-ı harp ettikten sonra bizim askerlerimiz buradan tamamıyla çekildi. Bir kısmı Kafkasya cephesinde, bir kısmı İran cephesine gitti. Ancak Ermeni askerler de bizimkiler ile beraber cepheye gittiler. İki taraf muharebeye başladı. Muharebe başladıktan sonra, bizim askerlerimiz bakıyorlar ki arkadan vuruluyorlar. Doktorlar "Allah, Allah" diyor. Askerlerin önden vurulması lazım. Neden arkadan vurulsun? Bir de anlıyorlar ki, Ermeni askerler fırsat buldu mu bizim askerlerimizi vuruyorlar. Bu durumda belki binlerce askerimizi şehit etmişler. Anlaşıldığı zaman iş işten geçmişti.
    Bu hainlerin bir kısmı tutuldu. Ancak bir kısmı Rus ordusuna kaçtılar. Bu savaş ikibuçuk yıl devam etti. Bizim askerimiz çok kötü durumlara düştüler. Askerimiz geri çekilmek zorunda kaldı. Böylece Rus askerleri ilerlemeye başladı. İlerlemeye başlayınca, Çaldıran ovası var, oraya geldikleri zaman burada bir de Sultan Hamid devrinde teşkil edilen, aşiretlerden kurulan Hamidiye alayı askerleri vardı. Bunlara dedi ki : "Ben sizden asker vermenizi istiyorum. Cephane ve silah benden, asker sizden. Siz buraları müdafaa edeceksiniz." Böylece Hamidiye teşkilattan faydalanılmaya başlandı. Rusların Çaldıran'a geldiğini duyan askerin birisi hemen köyüne gelip (Derebey Köyü) muhtara sesleniyor. "Tarlanızı niye sürüyorsunuz? Ruslar Çaldıran'a gelmişler. Bu gün, yarın köyümüzde olurlar. Kalkın kaçın, yoksa hepiniz öldürülürsünüz." Bunun üzerine köylüler toplanıyorlar. Biraz yiyecek, bir yatacak alıp Van'a gitmek üzere hareket ediyorlar. Önce Zorava Köyüne varıyorlar. Çerkes köyüdür. Köylüler hallerini sorunca "Ruslar Çaldıran'a girmişler, Muradiye'ye yürümüşler. Biz Van'a gidiyoruz. Bunun üzerine Zorava köylüleri de "Öyleyse bizlerde geliyoruz" diyorlar. Daha sonra bu kafileye; Hakis, Zorava, Derebey, Şıh Ömer, Şıh Kara, Şıhayne, Hıdır, Göllü, tam sekiz köy toplanıp Van'a doğru hareket ediyorlar. Ancak Van'ın boşaldığından, hicret ettiğinden haberleri yok.
    Burada Everek Düzlüğü var. Oraya geldiklerinde önlerine Ermeniler çıkıyor. Ermenice diyorlar ki, "Ey zurdacik, ey akılsızlar, nereye gidiyorsunuz?" O zaman bizimkiler, " Vallahi biz Van'a gidiyoruz, Van ne tarafa muhacir olup giderse bizde oraya gideceğiz." Bunun üzerine Ermeniler "Ey keybirli şu şanlı zurdacik yani (...) bilmem ne (...) akılsızlar" diyerek ağır küfürlerle, devam ederek "Türkler 6-7 gündür Van'ı terk etmiş, muhacir olmuşlar. Cevdet Paşa devri çoktan geçti. Şimdi aram Paşa Hükümeti kuruldu. Van'da bütün yaralılar, hastanelerdekiler, kadın çocukların hepsi kesildi. Camiler yakıldı. Kışlalar yıkıldı. Van'da kalan bilumum Müslümanların hepsini kestik. Yalnız 20-30 kadın kalmıştı. Onları da Aram Paşa'ya teslim ettik." Dediler.
    Bunun üzerine Çerkez İbo "Vallaha biz esir kaldık. Biz kendimizi şuradaki Zeve köyüne atalım (Zeve benim köyümdür). Zeve köyü göle çok yakındır. Orada bir gemi tedarik ederiz. Gemiyle çoluk çocuğumuzu kurtarırız. Yoksa, biz esir kaldık." Dedi.Bu kafile böylece bizim köye geldiler. Bir de baktık ki 2000 kişiden fazla insan var. "Bu ne hal?" diyince "Vallahi biz Van'a gidiyorduk. Ermeniler önümüzü kestiler, bize dediler ki Van muhacir olmuş bizde buraya geldik ki, gemi tedarik edip belki çoluk çocuğumuzu kurtarırız."Mevsim bahardı. Onun için bunları yerleştirmek kolay olmasa da bir şeyler uydurduk. Evlere, samanlıklara, çadırlara yerleştik. 2000'den fazla onlar, 500 kişi kadar bizim köyde insan bu şekilde kaldık.
    Birde ordumuz bozulunca bizim köylü askerde silahlarıyla beraber köye geldiler. Ama ne şekilde? Saç, sakal birbirine karışmış, elbiseleri paramparça, üzerleri bit dolu, her biri koyun üzerinde, keneler var ya, onun kadar olmuşlar. Bunlar da yerleştiler. Bunlar birisi benim ağabeyim Necip birisi, amcam oğlu Mustafa, birisi eniştem Mehmet, birisi teyzem oğlu İlyas, birisi şaban Ağa'nın oğlu Recep Çavuş, birisi Acemoğlu Mustafa'nın oğlu Seyyat Onbaşı, birisi Acemoğlu Emrah'ın oğlu Şükrü Çavuş, idi. Bunlar o kadar zayıftılar ki, bir deri, bir kemik kalmışlardı.
    Bunların üstünü çıkardılar. Onların belindeki, sırtlarındaki bitleri tırnaklarıyla elleriyle kopardılar. Amcam Yusuf güzel berberdi usturayı eline aldı; başlarını sıcak su ile iyice yıkadılar. Daha sonra başını ustura ile kazımaya başladı. İnanın, bitlerin kanı yüzünden, gözünden akıyordu. Böylece biraz olsun kendilerine geldiler. Bu şekilde iki gün geçmişti. Üçüncü günü yine köyün hocası, Server Hoca sabah ezanını okumuştu. Namaz kılanlar namaza gitmiş, diğerleri de işine gücüne kalkmışlardı. Bizim köyün ortasından bir ırmak geçer; tâ, İran hududundan gelir. İlkbaharda karların erimesiyle ırmak göl haline gelirdi. Ancak bu suyun nereden geldiğini yine tam bilmezdik. İşte coşan bu suyun öbür tarafından bir kadın sesi duyduk. Kadın oradan seslendi. "Allah aşkına beni buradan geçirecek bir kişi yok mu?" Bunun üzerine amcam atına atladı suyun öbür tarafına geçti. Birde ne görsün, Acemoğlu Ahmet ağanın kızının Esma değil mi? "Kız Esma , bu ne hal?" diye sordu. O Molla Kasım köyüne gelin olmuştu. Esma bunun üzerine "Efendi, beni karşı tarafa geçir, size anlatayım" dedi.
    Onu atın terkisine aldı ve karşı tarafa geçirdi. Bu sırada namazdan çıkanlarda toplanmıştı. Onlar dedi ki: "Başınızın çaresine bakın, Hamid'i kestiler. Molla Kasım'ı, Ayanos'u kestiler. Ya bugün ya da yarın burada olurlar. Başınızın çaresine bakın." Bunun üzerine Server Hoca'da dedi ki: "Arkadaşlar biz Müslümanız. Kötü kötüsüne ölmek bizim dinimize yakışmaz. Bakın, 60 tane silahımız var, 2 sandıkta cephanemiz var, buraya gelenlerden 8-9 tane de askerimiz var, onlarında mermi ve silahları var, karşı duralım. Bu silah ve mermileri babamın dayısı oğlu, Cevdet Paşa'yla beraber olan Milis reisi Hoca Osman Efendi 60 silah ve 20 sandık cephane göndermişti.Bunu duyanlar, -Siz bilmezsiniz köyün üstünde tepeler var. Köprü aşağıdadır. Üst kısmı düzlüktür. Aşağısı çimenlik yani yeşilliktir- tepelerin olduğu kısımlara mevzilendiler. Ermenileri beklemeye başladılar. Nihayet beklenen an geldi. Köyü üç taraftan Ermeniler kuşatıp saldırıya geçtiler. Bunun üzerine bizimkiler de karşılık verdiler. Öğleye kadar Ermeniler ile savaştılar. Bir "Ya Allah" dediler. Bizimkiler onlara bir hücum yaptı. Ermeniler bozuldu. Bir kısmı Mermit köyüne, bir kısmı Vadar köyüne kaçtılar.
    Bunlar kaçtıktan sonra, baktılar ki artık hayır yok; Alay köyü, öteki Ermeni köyleri de vardır. Bu Ermeni köyü çok muazzam, 400 haneli bir Ermeni köyüdür. Oranın Ermenilerini tamamıyla topladılar. Gene başladılar harbe. Tam ikindi namazına kadar bu şekilde harp oldu. İkindiden sonra, Van'dan gelen bir Erzurum caddesi vardır. Buradan baktılar ki 100 kadar atlı süratle bizim tarafa geliyorlar. Bizimkiler dediler ki "Vallahi bu bizim Osmanlı askerleridir. Herhalde silahların seslerini işittiler, bize yardıma geldiler." Ancak, bunların daha sonra Rus Ermenileri olduğunu anladılar. Silah sesini işitip bunlar da buraya gelmişler.
    Efendime söyleyeyim, ikindiye kadar durdular. Sonra yine harp etmeye başladılar. Bizimkilerin daha sonra mermileri bitmeye başladı. Bunu fırsat bilen Ermeniler mevzilerdeki Türkleri şehit ederek köye girdiler. Bir insan deryası 2000-3000 kişi o yana bu yana kaçışmaya başladı. Köy yanıyordu. O küçük çocukları havaya atıyorlar, altına süngü tutuyorlar. Süngü çocukların karnına batıyor. Çocuklar cıyaklayarak kuş yavrusu gibi yere düşüyordu.
    O kadınların bir kısmı, gelinlerin bir kısmı, kendilerini suya attılar. Bir kısmı da, ot toyları var, ot toylarını ateşe verdiler, kendilerini bu ot toylarının içine attılar. Böylece sanki pervane gibi dönüyorlar, hem de türkü tutturuyorlardı. "Gelin kızlar, bizim düğünümüz var. Bugün bizim düğün günümüzdür" diyorlardı.Bir kısım kadınlarımızı ve çocuklarımızı ise, samanlara ateş atıp yaktılar. Sonra bu masum kişileri bunun içine atıp hepsini yaktılar. Diğerlerini ise koyun boğazlar gibi kesriler. Orada tek bir çocuk kalmadı. Tabiî benim oradan kurtul-mamı daha sonra anlatırım. Bunları tamamıyla imha ettiler. Hiçbir canlı bırakmamak üzere karanlık düşene kadar bu şekilde kestiler. Seyyat Onbaşı'yı diri diri tuttular, yatırdılar, soydular, çıplak bir vaziyette omzundan yardılar, derisini yüzdüler, sonra dediler ki "Sultarı Reşat terfi vermiş, omuzlarına madalya takmışlar". Kollarını böyle burada kestiler. Yanlarına, derisini yüzüp cep yaptılar.
    Köydekilerin tamamını öldürdükten sonra köyümüzde 6 tane güzel kadından biri benim amcam kızı Seher, birisi bizim köy muhtarının karısı Esma, biri babamın kayınbiraderinin gelini Hayriye, birisi amcam İsmail'in hanımı Ayşe, bir de Güllü'yü öldürdüler.
    Sonunda bu Ermeniler çekip gittikten sonra Kırbe'nin oğlu Asvador isimli birisi; bunlara babam Bardakçı köyünde çok iyiliklerde bulunmuştu. Kırbe'nin hayatını kurtarmıştı. Babam tanınmış birisi idi. Asvodor bu katliâm sırasında bizim yanımıza geldi. Babamın iki âilesi vardı. Küçük âilesi benim annemdi. Annemi, beni ve bir bacımı kurtardı. Ermenilere, "Bunlara dokunmayın" dedi ve bizim kesilmemizi önledi. Babam ihtiyat askeri olarak bu sırada İran' da bulunuyordu. Ermeniler bu köyün tamamen katledilmesinden sonra çekilip gittiler. Bizi sakladığı yerden daha sonra çıkarttı. Bir de ne görelim: o yaralılar inim, inim inliyor. "Allah a¢kına benim yaramı saran kimse yok mu? Bana bir yudum su veren yok mu??" diye çırpınıyorlardı.Bu Ermeni bizi Bardakçı köyüne getirdi. Biz bir müddet Bardakçı köyünde kaldık. Bu köyde amcam kızı Seher bize anlatıyordu, yemin ederek anlatıyordu. Diyordu ki "Akşam oldu mu bizim içimize Ermeniler gelirdi. 150 tane kadar kadın içinden 10-11 tanesini seçip götürürlerdi. Sabaha kadar bu kadınlara tecavüz ederlerdi. Bu kadınlar öyle olurdu ki kan revan içinde kalır, bırakıldıklarında bacaklarını gere gere yatar, oturamayacak durumda kalırlardı."
    Yine amcam kızı bir durumu daha bize naklederken, "Bir kadın ekmek yapıyor. Bu sırada yanıma gelen Ermeniler 'Sen ne yapıyorsun?' dediklerinde 'Vallaha gördüğünüz gibi ekmek yapıyorum' Ermeniler 'Sana kebap lazım değil mi?', deyip, süngüyü küçük çocuğa vurduğu gibi tandırın içine yuvarlıyor. Tandırın içinde cayır cayır yanmaya başlıyor. Kadının gözleri önünde çocuğunu diri diri yakıyorlar." diye anlattı.Bu sırada Van'da Rus hükümeti kuruluyor ve başına da Aram Paşa diye birini getiriyorlar. Daha sonra bir ilân yapıyorlar "Kim varsa gelsin, Van'dan yiyecek-içecek serbestçe alsın" diyor.Babam bu sırada Halil Paşa fırkasıyla dayılarımın bulunduğu Hacik köyüne geliyor. Oradan Hoşap nahiyesinin bir köyüne gidiyorlar. Bu ilânı duyunca dayılarımla Van'a geliyorlar. Bir de ne görsünler, Van tamamen yakılmış, yıkılmış. Eskiden şehir kale dibinde idi. Buradaki binaları, kışlaları, camileri, hamamları, resmi binaları tamamen yakmışlar.
    Babam burada Haçbahan semtine geliyor. Burada Ermeni ev ve dükkânları vardır. Asvador babamı tesadüfen görüyor. Babama "Hayırlı sabahlar ola Halil ağa" diyor. Babam da "Senin de hayırlı sabahların olsun Asvador" dedikten sonra "Köyden ne haber" sorusu üzerine Asvador "Valla ne haber olsun. Zeve'nin tamamını kestik. Yalnız senin küçük karın, oğlun ve bir de kızın Mürüfe bizdedirler. Onları kurtardım. Ne zaman istersen onları sana teslim edeyim." Diyor.
    Babam bunun üzerine Asvador'a, "Bana bu iyiliği yaptın. Ben gelsem Ermeniler beni öldürürler. Onları bana sen getir. Ben götüreyim." Diyor. Asvador, akşam yanımıza geldiğinde, "Hazırlığınızı görün, bu gün Halil ağayı gördüm, sizi götürüp ona teslim edeceğim" dedi. Asvador sabahleyin bizi bir öküz arabasına bindirdi, Van'a getirip babama bizi teslim etti. O günü hiç unutmam. Babam bizi buradan alıp Hoşab'a getirdi. Burada fazla kalmadık. Çünkü, Ermeniler her gün bir köyü basıyorlardı. Pek çok kimse ya İran tarafına, ya Mardin tarafına, ya da Diyarbakır tarafına göç etti. Canını kurtarmaya çalıştı.- İbrahim Bey, bize Van'da olan olaylar hakkında da bilgi verebilir misiniz.? Van'da ilk isyan çıkıyor, kale top atışıyla yıkılıyor, şehir tamamen yakılıyor, bu arada Van'da bir Ermeni hükümeti kuruluyor. Siz Zeve'de bulunduğunuz için Van'da olan olayları görmemiş olabilirsiniz. Bu bakımdan Van'da olan olaylar hakkında bir bilginiz var mı?- Anlatayım; kaleyi top atışma tutup ateşe verdiler. Biz o sırada Bardakçı köyünde bulunuyorduk. Oradan Van'daki yangını gördük. Camiler, binalar ve kışlalar ateşe verilmişti. Kalede olan topların bir kısmını burayı ele geçirdikten sonra aşağı attılar. Kalenin başında bulunan cami de yandı, yıkıldı. Hamitağa kışlası vardı. Bu kışlayı da bombaladılar, yaktılar. Buradaki Müslümanların hepsini kestiler. Bir tek canlı bırakmadılar. Geriye bir miktar kadın kalmış.
    Rus Hükûmeti kurulduktan sonra bu kadınlarımız Ermenileri Ruslara şikayet ettiler. Can güvenliği istediler. Bunun üzerine Ruslar bunların başına nöbetçi bıraktı. Çünkü Rus askerlerine güvenleri daha fazla idi. Rus askerleri kadınlarımızın namusuna dokunmadı. Ancak Ermeniler kadınlarımızın, kızlarımızın namuslarını kirlettikleri gibi çocuk, yaşlı hepsini katlettiler.- İbrahim bey, Rus askerlerinin kadınlarımıza dokunmamasının sebepleri arasında, Rus ordusunda Türklerin bulunduğu söyleniyor. Bunun etkisi olabilir mi?- Evet vardı. Kırım ve Kafkas Türklerinden asker ve subaylar vardı. Onlar da Müslüman olduklarından bizim kadınlarımızı korudular. Hatta köylerine bile gönderdiler. Mesela, Molla Kasım köyüne gönderdiler. Bu katliâm sırasında 150 kadından ancak 30 tanesini köye göndermişlerdi. Ancak bunların bir kısmına facia oldu.
    Molla Kasım köyünde Osmanlı askeri gelene kadar kaldılar. Ruslar çekilirken Ermenilere kendileriyle gitmelerini istediklerinde "Yok, siz bize silahlarınızı, cephanenizi, topunuzu, malzemenizi bırakın siz gidin. Biz Osmanlı Hükümeti ile harp ederiz" dediler. Ruslar bunun üzerine bütün ağırlıklarını Ermenilere bırakıp çekilip gittiler. Ondan sonra Ermeniler daha insafsız oldular. Katliâma devam ettiler.
    Ancak bizim ordumuz Bitlis tarafından Gevaş'a kadar gelip bu Ermeniler ile çarpışmaya başlayınca Ermeniler Van'dan çıkmaya başladılar ve Muradiye'den Kars'a çekildiler. Rusya'ya ve İran' a geçip gittiler. Ancak bir kısım Ermeniler yerlerini terk etmemişler, Van gölü içinde olan, Çarpanak ve bazı küçük adacıklarda kalmışlardı.- Sizin Zeve köyünde hiç Ermeni âile var mıydı?- Hayır hiç bir âile yoktu.- Peki, Ermeniler Ruslar ile birlikte bir Ermeni hükümeti kurmuş ve büyük şenlikler yapmışlar. O sırada siz nerede bulunuyordunuz?- O zaman biz Zeve'de idik.- Sizle birlikte Zeve'den kaç kişi kurtulmuştu?- Zeve'de benden başka altı kadın kurtuldu. Çoluk çocuk hiç kimse kalmadı. Bu da babamın daha önce yaptığı bir iyilikten dolayı olmuştu.- Van kalesinin altında bir caminin yakıldığı söyleniyor. Bu camii Van'da mı yoksa Zeve'de mi, hangisi yakılıyor?- Esas olarak Van'da, fakat Zeve'de de camii yakılıyor, ayrıca Van da Kayaçelebi Camii, Ulu Camii, Hüsrev Paşa Camii ve irili ufaklı pek çok mescidi yaktılar. Bugün bunların hâlâ izleri duruyor.- Van'da yakılan camilerin içinde insan bulunuyor muydu?- Muhakkak bulunuyordu.- Zeve'de ki camilerin içinde bulunuyor muydu?- Pek çoğu zaten camilere doldurmuş veya oraya sığınmak için girmişlerdi. Bunlardan, birisi Hamza dayı birisi Devriş, birisi de Derebeyli idi. Diğerlerinin isimlerini hatırlamıyorum. Yine Zeve'de büyük bir zat vardı: Sultan Hacı Hamza. Belki ismini işitmişsinizdir. Şeyh Sadi Siraci bölgeye gelen Seyyidler zamanında, Eba Müslim İslâmiyeti yaymaya çalışmış. Bu arada ilk tekkeyi Sultan Hacı Hamza kuruyor.- Bu katliâm sırasında Türklerin Tekke'ye sığındığı, böylece Ermenilerin öldürmeyeceği düşünülmüş. Bu husus doğru mu?- Sığınma Tekke'ye değil. Türbe'ye oluyor.- Ancak bu Türbe'yi de yaktıklan söyleniyor. Doğru mu?- Doğru Türbe'yi de ateşe veriyorlar. Ancak içindeki üç kişi kurtuluyor. Yandıkları zannedilip bırakılıyor. Maalesef, camii, türbe demiyorlar, içindekiler ile birlikte tamamını yaktılar. Allah o günleri bir daha yaşatmasın.





    Ayşe Sevimli
    Baba Adı : Derviş
    Anne Adı : Hayriye
    Doğum Yer i: Van-Zeve (Zaviye)
    Doğum Tarihi : 1897
    Köylüler Ermenilerin geleceğini duyunca, ellerinden geldiği kadar tedbir aldılar. Tepelere hep mevziler kazdılar. Hükümet de silah verdi. Yedi köyün ahalisi bizim köye doldu. Köyde insandan, arabadan adım atacak yer kalmamıştı. Bir sabah Ermenilerin gelmekte olduklarını haber verdiler. Erkekler mevzilere koştu. Savaşmaya başladılar. Bizimkilere ne cephane ne silah yardımı yok. Nihayet Ermeniler köye girdiler.
    Mevzilerde sehid olanlar oldu. Diğerlerini evlere doldurup gazyağı döküp ateşe verdiler. Aşağılarda bir samanlık vardı. Biz oraya saklandık. Ben bir sepetin altına girdim. Ermeniler buldukları herkesi öldürdüler. Samanlığa da ateş ettiler, annemin leçeğine geldi, yaktı, kendisine bir şey olmadı. Pek kurtulan olmadı. İki kadın daha kurtuldu.Bizden önce Bardakçı'ya gitmişler. Biz gece yarısı dışarıya çıktık, ya Rabbi kimseye gösterme, kan, ateş, inlemeler, feryatlar göğe yükseliyordu. Birisinin yanlarında budlarına cepler açıp nişanlar çizdiklerini söyleyip eziyet ettiklerini gördüm. Bu Seyyad Onbaşı idi. Bardakçı'ya yaklaştığımızda, derenin öbür tarafında Mehmetgilin evin orada yeşilliğin üzerinde beş erkeği kollarından birbirlerine bağlamış, kurşun sıkıyorlardı. Onlar yere yıkılınca defalarca süngüleyerek öldürdüler. (Allahım sen gösterme bir daha).
    Annem para-ziynet eşyası nesi var, nesi yoksa onlara verdi. Bize bir şey yapmamaları için. Sonra bizi Van'a getirdiler. O arada ellerindeki esirlere akla gelmeyen işkenceler ettiler. Dört ay bir kışlada kaldık. Sonra muhacir olduk. 1918 Nisan'ına kadar muhacir kaldık.



    Hacı Zekeriya Koç
    Baba Adı : Yakup
    Ana Adı : Nadide
    Doğum Yeri : Van-Ayanıs
    Doğum Tarihi : 1908
    Biz Ermeni olayları çıktığı sırada kendi köyümüzde, Ayanıs'ta bulunuyorduk. Bu çevrede tamamen Müslüman köyü Zeve, Mollakasım ve Ayanıs idi. Diğer köylerde beşer-onar hane Ermeni vardı. Bu mesela çıkmadan önce bizim Ermenilerle gidiş gelişimiz çok iyi idi. Mesela Ermenilerin çok olduğu Alaköy ile çok iyi görüşürdük, onlar bizi ziyafete çağırır, biz onları çağırırdık, aramızda hiçbir düşmanlık yoktu.
    Sonra bu işler başlayıp Van'da muhacir olunca, biz de hicret etmeye karar verdik. Toplandık, dört araba dolusu, ne alabildiysek doldurduk, yola çıktık. Mağrip vakti biz yola çıkacakken Van'dan bir adam geldi, nereye gittiğimizi sordu, anlattık. Bize "Vay toprak başınıza, nereye kaçıyorsunuz? Top bizde, tüfek bizde, asker bizde dönün oturun" dedi.
    Bunun üzerine herkes evlerine döndü. Üç gün geçti, dördüncü gün olduğunda büyükanamın kapısındaydık. Bizim köylü üç adam vardı, nenem ekmeğin üzerine yağ yaymış, ben öyle ayakta onu yiyordum. Tek silah sesi duyduk, o adamlar dediler ki, "Bu silah Ermeni silahı sesi, teneke gibi vınlıyor (bizim silahlarımız şakıldardı), bu işte bir iş var" dediler.
    O sırada Mollakasım'dan birisi geldi, bizim köyün başında tepede durdu, dedi ki "Daha ne duruyorsunuz? Kürt Alaköy'ü bastı, talan etti, onlar öyle tepeynen gittiler. Ama Ermeniler köyleri basıyorlar" dedi. Öyle demeye kalmadı, benim amanım amcasının oğlu Dursun çıktı geldi. Yaşlı kadın ona sordu, "Dursun, balam sen niye geldin?" Dursun'un elinde başparmağında bir kurşun saplanmış, anlattı:
    "Köyü hep kestiler, ben kaçtım. Köyün halkı daha toplanmaya fırsat bulamadan kafir köyü sardı. Kuzularımızı mezarlığın orada otlarlardı. Ermeniler her birini kapıp Alaköy'e sürdüler. İçlerinden birisi de, ziyaret vardı, mezarlığın yakınında, o ziyaretin baş kısmına mı, ayak kısmına mı def-i hacet edip hakarette bulunmuş; amanım dediğine göre hemen orada Allah'ın emriyle yanıp kül olmuş. Ermeniler köyün içine daldılar. Erkekleri seçip altlı-üstlü (istif) bir odaya doldurdular. Reisleri Hamados Paşa idi (Bu adam Iran Kürtlerini parayla asker tutmuştu), fedailerine dedi ki, "Yedi yaşından yukarı olan erkek çocukları toplayıp erkeklerin yanına katın ateşe verin."
    Hemen hemen bizim gibi Türkçe bilirlerdi. Ben de o zaman yedi yaşındaydım. Anam hemen başıma bir leçek bağladı, üstüme bir entari geçirip yanına aldı. Ben böylece kurtuldum ama aramızdan dört-beş kişiyi seçip götürdüler, erkeklerin arasına kattılar; katar katmaz da gazyağını serpip ateşe verdiler. Oradan yükselen feryatlar göğe çıkıyordu.
    Kadınları da toplayıp dışarı çıkardılar. "Hanımlar siz şöyle oturup istirahat edin, bakın köpekler ne güzel boğuşuyor" diye alay ediyorlardı. Köpek dedikleri de kiminin oğlu, kiminin kocası, babası, amcası onlar "Allah Allah !" diye feryat ediyorlardı.
    Bizi orada bir saat kadar oturttular. Mezarlığın yanına şöyle döndük, kafirin biri dedi ki, "Hanımlar şimdi size bir türkü söyleyeceğim. İyi dinleyin." (Ağlayarak anlatıyor):
    Aman amana döndü,Aman zamana döndü.Dünkü hoşgeldiniz,Bugün yamana döndü.
    O sırada baktık, annemin amcasının hanımını Ermeniler vurmuşlar, çocuğu daha memede. Bir Ermeni gelip çocuğu süngüsüyle vurdu, çocuk orada öldü. O düzlükte bir sürü insan öldürmüşlerdi. Kaçabilen kaçıyor, kaçamayanları da gazyağı döküp yakıyorlardı kafirler. Bizi orada epeyce oturttular. Bizim köyde Hacı Ümmet'in dayısı Hamza vardı, onun hançeri yanından eksik olmazdı. Kafirler onu araya alıp öldürecekler, o da hücum etti; öyle ya karşısındaki düşman, ya ölecek ya öldürecek. Sonunda Hamza'yı yakaladılar. Öldürmeden butlarına cep yapıp ellerini soktular. Çok afedersiniz organını kesip ağzına, burnunu kesip arkasına koydular.
    Bizi oradan kaldırıp Alaköy'e getirdiler, tepeye indirdiler. Sonra mağrip zamanı köyün içine götürdüler. Orada bizi bir samanlığa doldurdular. Kafiledeki çocuklar açlıktan feryat etmeye başladık. Demek ki o dinsiz kafirler, öldürdükleri erkeklerin ellerini, ayaklarını, çeşitli uzuvlarını kesip pişirip getirdiler. Çocuklar anlamadı ama, kadınlar onları yedirmediler, açlıktan ölmek daha iyi deyip çocuklarına durumu anlattılar.
    Yatsı vakti olmuştu, samanlığa su verdiler. Kadınlar çocuklarını omuzlarına almış bağrışıyorlardı. Bir müddet sonra suya bir hark açıp boşalttılar. Ertesi günü kadınları dışarı çıkardılar, köyün dışında taşların üzerinde elbiselerini kuruttular. Mollakasım'ın kadınları da bizden biraz aşağıda. Onların erkeklerini de köyde kesmişler, kadınları esir etmişlerdi.
    Yani Müslüman köyleri basıp erkeklerini öldürüyor, kadınlarını da esir edip Alaköy'de biriktiriyorlardı. Sonra bizi köyden Van'a doğru yola çıkardılar. Mermit çayına geldiğimiz zaman, kadınların bir kısmı, Ermenilerin elinde ölmektense kendilerini suya attılar. Gavurlar arkalarından ateş açıp bazılarını öldürdüler. Suya atlamak isteyenlerin bazılarını kollarını, kafalarını kırdılar.
    Biz de, ben anam, amcamın hanımı ve büyükanam (nenem) beraberdik. Kardeşim memede idi, anam da kendini atıp ölmek istedi, ama nenem tuttu bırakmadı. Zaten Ermeniler de ot tayalarını suya atıp milletin atlamasına mani oldular. Bir baktık Ermeninin biri geldi yanımıza, neneme hangi köyden, kimlerden olduğumuzu sordu. Nenem kafiri tersledi; ancak o ısrar edince, nenem söyledi.
    Ayanıs köyündeniz, kocamın adı da Muhiddin, büyük oğlum Yakup, diğeri Niyazi, deyince gavur nenemin eteklerine sarıldı, "Ben dünyada size zarar gelsin istemem, müsaade etmem" dedi. Biz şaşırınca anlattı. Meğer Bahçeray'dan Van'a, sekiz araba dolusu geliyorlarmış. Ermenileri öldürmek istemişler; babam bırakmamış, onları tâ Van'a kadar götürüp, sonra dönüp köye gelmiş.
    O adam bize biraz ekmek, geçmiş gün peynir ya da cacık verdi. Neyse bizi oradan kaldırıp mağrip vakti Bardakçı'ya getirdiler Gece köyün düzlüğünde yattık. Başımıza silahlı nöbetçi diktiler; kadınlar sanki ne yapabileceklerdi. 700-800 kişi vardık. Sonra sabahleyin bizi kaldırdılar. İkindi vakti, Van'a kale dibine ulaştırdılar.
    Orada Van Valisi Cevdet Paşa'nın üç katlı kışlası vardı, toprak bina idi. Oraya bizden önce çok insan getirmişlerdi. Demek o sırada gelinin biri çocuk getirmiş (doğurmuş), çocuğu öyle yukarı kaldırıp attılar, çocuk kayboldu. Biz beş gün orada kaldık, öğleden önce bizi yoncalıklara çıkardılar, açlığın amanı var mı? İnsanlar sütlüğen hariç ne buldularsa toplayıp yediler. Beş gün sonra iki ev daha getirdiler. İkinci vakti bizi Hacı Bekir kışlasına, eski vali konağının oraya çıkardılar.
    Müslüman köyü olan Pürüt'ün halkını da oraya getirmişlerdi. Şimdi güya bize ekmek veriyorlar ya, ekmeğin içine şap, kükürt, başka şeyler katıyorlar, günde 60-70 kişi karnı şişip ölüyor. Kışlanın karşısında bir yer var, orada duvar boyu çukur açmışlardı, ölüleri sedyeyle götürüp atıyorlardı. Burada da, demin anlatmıştım ya, babamın kurtardığı Ermenilerden biri karşımıza geldi. Nenem ona, "Sen benim adamım olsan ne fayda kafir; iki oğlum askerde, siz kocamı, akrabalarımı öldürdünüz" dedi. O Ermeni birkaç günü bizi besledi. İnsanlar yemeğe saldırıyorlardı.
    Bir hafta geçti; dediler, Ruslar geldi. Bir gün bir binbaşı, bir yüzbaşı yanlarında iki de katip kışladan içeri girip esirleri sayıp kaydettiler. Ertesi gün kuşluk vakti de etli pilav, karavana çıkardılar, Rus nöbetçi diktiler. Ruslar bize köylerimizi sordular, dediler sizi köylerinize götüreceğiz. Bizimkiler de öyleyse hepimizi Mollakasım'a götürün deyince, Ruslar kabul ettiler. Sabahleyin bizi 70-80 at arabasına doldurup Mollakasım'a getirdiler. Ermeni'nin korkusundan köylerimize dağılamadık. Sonra bize kendi içimizden muhtar tayin ettiler.
    Türk ordusu Van'a girene kadar o şekilde hayatımızı sürdürdük. Bir zaman sonra Ermenilerin yakıp yıktıkları köylerimizi yeniden şenlendirdik.



    Hikmet Saylık
    Baba Adı : Ziver
    Anne Adı : Şöhret
    Doğum Yeri : Van-Gülsünler
    Doğum Tarihi : 1901
    Ben eski adıyla Şeyhkara, şimdiki adıyla Gülsünler köyündenim. Ermenilerin köyleri basarak Müslüman halkı kesmesi üzerine köyden ayrıldık. Van'a doğru gidiyorduk. Ama Van'a ulaşamadan Ermeniler yolumuzu kestiler. Böyle olunca düzgeri döndük. Köy halkının bir kısmı (300 kişi) Zeve'ye toplandı. Bir o kadarda köye döndük.
    Biz bir kafile halinde Hoşab'a doğru kaçtık. Orada, Hoşab'ta Türk askeri vardı. Bize biran önce kaçmamızı, ateş hattından çıkmamızı söylediler. Türlü zorluklarla Siirt'e kadar gittik. Tabii muhacirler hastalık ve açlıktan ötürü çok zayiat verdiler, çok telef oldular. Oradan Diyarbakır'a, Mardin'e ve nihayet Adana'ya vardık. Fransızlar'ın Adana'yı işgal etmesi üzerine Konya'ya gittik. Hükümet daha sonra bizi Mersin'e gönderdi. Sonra Türk askeri Van'ı kurtarınca geri döndük.
    Ama Van'da köyleri de tam harabe idi, ıssız-sessiz, yanmış-yıkılmış idi. Bizim köyde de 300 kişiyi şehid etmişler. İnsanları damlara (evlere) toplayıp yakarak öldürmüşler. Van hep muhacir olup gitmiş, kalanları da Ermeniler kesmişti. Biz döndüğümüzde bunun için harabe idi. Gerçi Ermeniler'in hepsi gitmemişti, bazı köylerde (mesela Alaköy'de) duruyorlardı. Ama Müslümanlar onlardan kimseye zulmetmediler.
    Daha sonra hükümet onları Rusya'ya gönderdi. Bu köyde benim ailemden çok şehid olan var. Annem, babam, ağababam (Mustafa) ve daha başka yakınlarım. Biz hicrete 30-40 hane gittik, ancak 10 hane geri dönebildik. Burada kalanlar da, Zeve'ye gidenler de tamamen katledildiler. Burada Ermeniler tarafından katledilen 200'e yakın Müslüman insanın iskeletini ben buldum. Şuraya defnettim. Fakat durumum müsait olmadığından onlara bir taş yaptıramadım. Bunların içerisinde annem ve babam başta olmak üzere birçok akrabam ve köylüm de vardı. Ermeniler onları yakmak suretiyle katlettiler.




    Mehmet Şaar
    Baba Adı : Tevfik
    Anne Adı : Rukiye
    Doğum Yeri : Van-Göllü
    Doğum Tarihi : 1901
    Ben Göllü köyündenim. Van'daki ordunun Erzurum tarafına çekilmesi üzerine Ermeniler harekete geçtiler. Analarımız, babalarımız hep Ermeniler tarafından kesildi. Benim babam da orada şehid oldu. Jandarma çavuşu idi. Mollakasım, Amik, Şeyhayne, Göllü, Hıdır, Kurtsatan, Köprüköy köyleri hepsi katledildiler. Bizim köyün bir kısmı Zeve'ye sığındı, orada şehid oldular. Biz ise kaçabildik.
    Ermeniler esir edip önlerine katıp götürdükleri insanlara her türlü mezalimi reva gördüler. Hamile kadınların karınlarını süngülerle yarıp çocuklarını süngülerin ucunda çıkardılar. Bütün Müslüman köyleri basıp ateşe verdiler. Kadın-erkek, genç-yaşlı demeden birçok insanı katlettiler. Adını saydığım köylerden kaçıp kurtulan Müslüman halk, Zeve'den Van gölüne dökülen Ablengez suyu üzerinde bulunan köprüden karşıya geçerek kurtulmaya çalışıyorlardı. Annem, ben ve iki kız kardeşim geçtikten sonra baktık ki, Ermeniler köprüyü yıktılar.Esirleri öldürüp Ablengez suyuna attılar. Cesetleri, baharda kar sularının taşırdığı Ablengez suyu göle götürdü. Ben, annem ve iki kız kardeşim, gündüzleri ekinlerin arasında derelerde sürüne sürüne ilerliyor, geceleri dağlarda kalıyorduk. Çünkü Ermenilerin eline geçersek öldürüleceğimizi biliyorduk. Diyarbakır'a kadar kaçtık. O kaçış sırasında annem öldü. Daha sonra iki kız kardeşimi de kaybettim. Yapayalnız kaldım.
    Üç sene orada kaldık, dördüncü sene döndük. Van ve Müslüman köylerin hepsi yanmış, yıkılmış olduğu için, Türk ordusunun Van'a girişine kadar yani Ruslarla birlikte buralardan çekilene kadar rahatça yaşamış olan onun içinde yıkılmamış olan Ermeni köylerine yerleştik. Hiçbir Ermeni köyü yıkılmamıştı. Daha sonra yeni baştan kendi ellerimizle yaptığımız köylerimize döndük.Bizim Ermenilerden gördüğümüz zulmü anlatmaya kelimeler yetmez. Yerimizden, yurdumuzdan, ailemizden, malımızdan olduk. Ben şahsen annemi, babamı, iki kardeşimi kaybettikten sonra, başka gemilerle Tatvan'a ve başka yerlere kaçmaya çalışan binlerce insan içerisinde amcamın oğlu ve daha başka akrabalarımı da kaybettim. Gemiler dolusu insan, Adilcevaz yakınında Parkat köyünde, Ermeni fedailer tarafından adetâ doğranarak, hunharca katledildiler.



    Kadriye Duran
    Baba Adı : Hamid
    Anne Adı : Nigar
    Doğum Yeri : Van-Kavunlu (Çoravanis)
    Doğum Tarihi : 1904
    Muhacirliğe çıktığımızda 10 yaşında idim. Biz daha muhacir olmamıştık. Değirmen köyünde, burası Ermeni köyü idi. 80 hane Ermeni (gavur), 3 hane de İslâm Türk idi. Ermeniler bir sabah kalkıp bu üç hâneyi toplayıp kesiyorlar ve bir kuyuya dolduruyorlar. Yiğitleri (gençleri) de butlarına cepler yapıp alınlarından duvara çakıp zulümle öldürüyorlar. Bunların hepsi 30 kişi kadardı.
    Kaynatası evi Değirmen köyde olan bir kadın gelip bizim köyün hocasına o köyde olanları anlattı. Bunun üzerine bizim köyde yaşayan Ermenilerle aramızda çekişme başladı. Birkaç Ermeni öldürüldü. Değirmen köyde olan hadiseler yüzünden ihtiyat olsun diye bizim köyde her eve bir silah dağıtılmıştı. Babam köyün muhtarı idi. Çevre köylerin çoğu Ermeni olduğundan, köyümüzün basılacağı korkusuyla, Müslüman ahali camiye toplandı. Çuvallar kumla doldurularak siperler yapıldı.Ama bu sırada köyde bulunan iki Ermeni tığası bir eve konularak üzerlerine kapı kilitlendi. Çünkü bizimkiler onları durup dururken öldürmeye kıyamamışlardı. Ama tığalar, evin tabanından tünel açıp Değirmen köyüne haber götürmüşler. Böyle olunca Değirmen, Farıh ve bir Ermeni köyü daha, yani üç köy bizim köyü bastı. Bir saatten fazla savaş oldu. Ermeniler çay üstündeki köprüyü tutmuş, Ziyaret'i de basmışlardı. Çay kar suları ile taşmıştı. Annem suya girdiğinde su göğsüne kadar vurdu. Tabii o hengâmede kolu, bacağı, kafası kırılanlar; suyun alıp götürdüğü çocukları sorma. Bir cehennem ki, ne cehennem. Gâvurlar öldürdükleri insanların cesetlerini Buğday tepesine atıyorlardı. Cesetler dağ gibi yığılmıştı.
    Babam ata bindi, Akköprü'den Van'a gitti. Sıhke Ermeni köyü olduğu için yol vermediler. Babam Van Valisi Cevdet Paşa'ya köydeki vaziyeti anlatmış, yardım istemiş. 100 asker imdadımıza yetişti. Ermeniler kaçtılar. Biz de Dırandaz köyüne sığındık. Orası İslâm köyü idi. Gece orada kaldık. Ertesi gün babam Van'a gidip ileri gelenlere, köyümüze dönüp dönemeyeceğimizi sordu, dönmeyin dediler. O zaman mecburen muhacir olduk. Ben ve bacılarım erkek elbiseleri giydik, yola düştük.Biz Edremit'e doğru yola koyulduk, gâvur Van'ı bastı. Şehir ateşe verildi, evler öyle yanıyordu ki, alevler göğe yükseliyordu. Biz Edremit'e ulaştık, orayı da bastı. Oradan Bitlis'e, Bitlis'ten Siirt'e, Diyarbakır'a, oradan Siverek'e gittik. Orada 3 sene kaldık. Bizim âile muhacerete 8 kişi ile gitti. Yolda ağabeyim Ali Çavuş esir düştü, diğerleri yollarda öldü. Van'a yalnız annemle ben dönebildik. Kırılan yalnızca biz değildik. Van, Edremit, Van'ın Müslüman köyleri hep yollara dökülmüşlerdi. Kaçamayanlar düşmanın elinde, kaçabilenlerin çoğu da yollarda telef oldular.Birkaç sene sonra, annemle ben Van'a döndük, geldik ki, ne görelim. Her yer harabe; tek tük insanlar aç susuz, perişan. Mahalleler evler boş. Ekmek yok, buğday, un hiçbir şey yok. Mecbur köye (Çoravanis'e) geldik. Buğdaylar da yeni olmaya başlamıştı. Acı çekirdekleri kırıp kaynatıp içiyorduk. Gâvurlar ne kadar eşya, mal, davar bulmuşlarsa almış götürmüş, evlerimizi de yıkmışlardı. Bizi köyde yalnız gören bir atlı adam İskele'de zahire deposu olduğunu söylemişti.
    Annemle gidip 60 kilo un aldık, onu da burada çaldırdık. O sıralar Ermeniler daha tam çekilmemişlerdi. Dağ-taş fedai idi. Bir keresinde Erek dağına uçkun toplamaya gitmiştik, uçkunu da askerlere verip karşılığında ekmek almak istiyorduk, 6 Ermeni atlısına rastladık. Bizi öldüreceklerdi, ama aniden yağmur, sonra da dolu bastırınca, kaçıp bir mağaraya saklandık. Canımızı zor kurtardık.Neler çektik neler... 3 sene sonra ağabeyim de esirlikten döndü. Söylediğine göre Ermeniler öldürecekmiş, Ruslar bırakmamışlar. Kazma-kürek, Ermenilerin memleketinde yol işçiliğinde çalıştırmışlardı. Yeniden ev-bark yaptık, tarla ektik.



    Abdülbari Barlas
    Baba Adı : Mehmed Emin
    Anne Adı : Ayşe
    Doğum Yeri : Van-Sağlamtaş
    Doğum Tarihi : 1919
    Babamdan duyduğuma göre; Ruslar memleketi işgâl etmiş; ancak telefon yok, tel yok, radyo yok, bizim köylüler düşmanın nereye kadar geldiğini bilememişler. Babamın dayısının oğlu vardı, Abdülkadir isminde, babam ona, "Oğlum ben hastayım, ağabeyim (benim büyük amcam) İran'da asker, Ruslar'a karşı çarpışıyor. Sen bir git haber al, gel" demiş. Abdülkadir koşup gidiyor. Bizim şu tepelerin ardında çayırımız var. Bakıyor ki, Erciş tarafının aşiretleri hep toplanmış kaçıyorlar. Abdulkadir babama diyor ki, "Talât Ağa'nın çadırları hep kalkmış gidiyorlar."
    Babam bunun üzerine, köyden göç etmeye karar veriyor, hazırlanıyorlar. İlkbaharda, camış arabalarıyla, hayvanlar da henüz koşuma hazır olmadıkları için yoruluyorlar; köyün güney doğuda şu karşı tepeye varınca duruyorlar. Köylünün çoğu gitmekten vazgeçiyor. Köyün imamı babama, "Nerede Rus, nerede Ermeni? Siz kimden kaçıyorsunuz?" diyor. Babam da "Bu aşiret harbi değil! Bu sarı Moskof harbi, Ermeni harbidir. Topumuz yok, tüfeğimiz yok; mecbur kaçacağız" cevabını veriyor.
    Sabah olunca babam ve âilesi ile Şeyh âilesi camışları koşup tekrar yola koyuluyorlar. Yani 38 hâne köylü burada kalıyorlar. Babamların gittiğinin ertesi günü köylüler bir de bakıyorlar ki, Ruslar, şu patika yoldan, Ermeni fedailerin öncülüğünde köyü sarmış herkes can derdine düşmüş. Çocuğunun elinden tutan dereye doğru koşmaya başlamış. Ama atlılar etraflarını çevirmiş, canlarının istediğini hemen orada kalanları da çoluk-çocuk, kadın-erkek, genç-ihtiyar toplamış, önlerine katıp kellede (tepe anlamında) bir eve doldurmuşlar. Süngülü iki Ermeni kapıda duruyor, ikisi de içeri girmişler. Orada bulunan herkesi süngüyle delik-deşik ederek şehit etmişler.Yalnızca bir kadın ve bir de kız çocuğu, yaralı olmalarına rağmen; ölülerin arasında sessizce durarak kurtulmuşlar. Kadının adı Azime, kızın ismi Ruşen imiş, babamın söylediğine göre. Azime Hanım'ın anlattığına göre gece ay doğduğunda kalkıp seslenmiş, bir tek o kız cevap vermiş, kalkmış dağ tarafından tâ Siirt'e kadar giden zor bir yolculuk yapmışlar, uzun mesele. O şehitlerin bulunduğu yer, alan olarak bellidir. Ama hangi evin kalıntısı altında olduğunu bilmiyorum. Ama şehitler yalnız orada değil, anlattım ya, öldüre öldüre gitmişler tepeye kadar. Hatta geçen sene dört köşeli bir Rus süngüsü de bulduk.Kaçan babamın ailesi ile Şeyh'in âilesi Diyarbakır'ın Farikin'e gitmişler, ekinler de olmuştu, Ermeniler bırakıp kaçmışlar, tarlaları icara almış, Sağlamtaş'dan daha çok mahsul toplamışlar. Sonra bir hastalık çıkmış, hükümet Konya'ya sevk etti. Üç sene de orada kalmış, sonra köyümüze dönmüşler.Abdülbari BARLAS'ın amcası oğlu Abdülhamit BARLAS, Sağlamtaş köylülerinin Ermeni çetecileri tarafından katledildiği yeri gösteriyor. Muhaceretten sonra köye dönenler, bu düzlükte sayısız insan kemiği bulmuşlar. Bu kemikler, o zamanın şartları elvermediği için toplanamadığı için kaybolup gitmiş. 38 hane halkı, ortalama 150-200 kişi, bu köyde toptan katledilmiş.



    Sait Kaya
    Baba Adı : Ahmed
    Anne Adı : Emine
    Doğum Yeri : Van-Erciş
    Doğum Tarihi : 1898
    Ben doğma-büyüme Erciş'liyim. Ermeniler, bir Cuma günü ayaklanıp, camilerdeki Müslümanları toptan öldürmeyi planlamışlardı. Bunun bir gün önceden haber alınması üzere, bizimkiler erken davranıp Ermenilerin elebaşıları olan erkekleri toplayıp kılıçla öldürdüler. Yalnızca elebaşı erkekler diyorum, çünkü bizim dinimiz çocuğu, kadını silahsız-suçsuz insanları öldürmeyi men eder.
    Daha sonra Ermeni Papazı ile onları Erciş'teki büyüklerinden birisi olan Nişan Kaymakamı'nın huzurunda iken, Nişan bu maksatlarını açığa vurmuş, "Ah papaz sen bizi bırakmadın, onları bir Cuma evvel kesecektik" demiş.
    Bahar oldu, camışkıran zamanı muhacir olduk. Biz kaçtık gittik, ama çoğu kaldı. Ermeniler onları esir edip damlara doldurup yakmışlar. Biz erken muhacir olduğumuz için ailemizden Ermeniler tarafından öldürülen olmadı. Fakat birçok Müslüman kesildi, yakıldı. İki katlı binalar vardı. İnsanları oralara doldurup yaktılar.
    Biz önce Diyarbakır'a, sonra Urfa'ya gittik, üç sene orada kaldık, oradan ta Antalya'ya kadar gittik. Vali, İtalya ile aramız bozuk olduğu için, bizi şehre kabul etmedi. Denizli'ye gittik, sekiz sene de orada kaldık. Nihayet Erciş'e döndük, evlerin çoğu yakmış, yıkmışlardı. Yıllar boyu çalışıp bu hale getirdik.




    Yamin Tosun
    Baba Adı : Osman
    Anne Adı : Hanım
    Doğum Yeri : Van-Erciş - Haydarbey
    Ben Erciş'in Haydarbey köyündenim. Ruslar'ın gelmesi, Ermeniler'in isyana başlaması üzerine biz buradan muhacir olduk. Biz Urfa'ya gittik. O sene kıtlık oldu; anam, babam ve kardeşim orada öldüler. Rusya yıkılınca yerini Ermeniler aldı. Nihayet Türk ordusu harp ede ede onları Revan'a kadar kovaladı. Biz de memleketimize döndük.
    Ama döndüğümüzde Erciş, İslam köyleri ve bizim köyümüz de tamamen yanmış, yıkılmıştı. Biz muhacerete gittiğimizden Ermeniler'in burada İslâm ahaliye yaptıkları zulmü gözlerimle görmedim. Duyduğumuza göre çok insan öldürmüşler. Döndüğümüzde yıkıntı olmasından da belli idi.


    AHMET öZER
    Ardahan'da Ermeni katliamı tanığı 115 yaşındaki Ahmet Özer, yaşadıklarını anlattı.
    Ardahan'ın Taşlıdere Köyü yaşlılarından olan ve Ermeniler'in köyde yaptığı katliamı anlatan 115 yaşındaki Ahmet Özer, "Ermeni çeteleri tarafından köyümüz baskına uğradı. Genç, yaşlı, kadın, çocuk demeden insanlar kurşuna dizilip kılıçtan geçirildi. Küçük bir çocuğa bile 4 kurşun sıkmıştılar. Ermeniler ilk başta köyde bulunan kişileri öldürdü ve bu katliamdan yaklaşık 2 gün sonra tekrar köye baskın düzenledi ve sağ kalanlarını öldürdü. Ermeniler'in o gün yaptıklarını hatırladıkça kendimden geçiyorum. Benim yakınlarımı da acımasızca öldürdüler. Asıl katliamı yapan Ermeniler'dir. Ermeniler, köyümüze baskın yaptıklarında ben 8-9 yaşlarındaydım.
    Ermeniler, sabah saatlerinde köye baskın yaptı, köyde herkesi öldürdü. Bu köy yol üstüdür. Bu köye misafir geleni de yoldan geçen Müslümanlar'ı da öldürdüler. İki gün üst üste gelip köyde olanı, yoldan geçeni öldürdüler. Bir tane kadın bunları gördü, kaçarken bacadan düştü, bacağını kırdı. Ona rağmen kadına tecavüz ettiler" diye konuştu.

    Bedirhan Özer isimli vatandaş ise, "Babamdan ve büyüklerimizden duyduğuma göre, bizim köyde Ermeniler katliam yapmışlardır. Bizim köyün eski ismi Pankistir, yeni ismi ise Taşlıdere. Bu köyde katliam olmuştur. Bu köyde Ermeniler tarafından katliama uğrayan sadece köy halkı değil, 20 pare köyün insanı yatıyor bu şehitlikte" dedi.
    Açıklamaların ardından Ahmet Özer ve Bedirhan Özer, Ermeniler tarafından kurşuna dizilerek öldürülen yakınlarının mezarlarını ziyaret edip dua okudu. Yaşlı dede, dua okunurken zaman zaman gözyaşlarını tutamadı.


    Seher Bulut

    Adilcevaz’da yaşayan Seher Bulut 122 yaşında. 250 torunu olan Seher Nine, Van ve Bitlis civarında Ermenilerin katliam yaptığını anlatıyor: “Kadınlara tecavüz ettiler. İnsanları bir ahıra doldurup yaktılar. Yezidi ve Hıristiyan olanlara dokunmadılar. Müslüman Türk ve Kürtleri öldürdüler.”
    Başındaki bembeyaz tülbent, geçmiş yılların yüzünde bıraktığı derin çizgileri iyice belirginleştiriyor. Boynundan hiç çıkarmadığı 500’lük tespihini damarları tek tek seçilen parmaklarıyla hiç durmadan çekiyor. Salavatsız ve duasız söz çıkmıyor ağzından. Yürüyemediği için günlerini kendisi için hazırlanan yün döşeğin üstünde geçiriyor. 20 yıldır da gözleri görmüyor. Yaşadığı “yüz yılı” fotoğraflayan gözlerinin artık “feri sönmüş” durumda.

    Seher Bulut 122 yaşında. Bitlis’in Adilcevaz ilçesinde yaşıyor. Türkiye Cumhuriyeti tarafından kendisine verilen nüfus cüzdanındaki doğum tarihi hanesinde Hicri 1300 yazılı. Yani o daha cumhuriyet kurulmadan 40 yıl önce 1883’te dünyaya gelmiş. Başka bir deyişle Birinci Dünya Savaşı başladığında 31 yaşındaymış. Bu uzun zaman dilimine çok şey sığdıran Seher Nine’nin, gözleri görmese de hafızası hâlâ çok güçlü. Zihninde yer etmiş önemli olayları hiç unutamıyor. Özellikle de Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaşananları.

    Seher Nine, Ermenilerin Van ve Bitlis civarında Birinci Dünya Savaşı’ndan önce köy basıp insanları katlettiklerini söylüyor. O günleri anlatırken zaman zaman duygulanıyor: “Dağlardaki veya uzaktaki köyleri basıp sadece Müslümanları öldürüyorlardı. Kadınlara tecavüz edip onları ya asıyor ya da yakıyorlardı. Biz o yıllarda bunları çok duyuyorduk. Ermeniler İzdi (Yezidi) ve gavurlara (Hıristiyan) hiç dokunmuyordu. Müslüman olsun da Kürt, Türk fark etmiyordu. Herkesi öldürüyorlardı. Osmanlı’nın köpekleri diye insanlara çeşitli hakaretler yaptıktan sonra katlediyorlardı. Osmanlı başa çıkamıyordu. Ahlat ve civarında bu giderek artıyordu.”

    Seher Bulut sadece duyduklarına ve o yıllarda anlatılanlara bakarak konuşmuyor. Onun hayatında yer edinen ve bizzat tanık olduğu katliamlar da olmuş. İnsanların Ermeni çeteleri tarafından nasıl yakıldığını ise şöyle anlatıyor: “Köyün adını hatırlamıyorum. Zaten yabancı olduğu için adını bilmiyordum da. Tatvan’a yakın bir yerdi. Biz kaçarken bu olaya şahit olmuştuk. Savaş olduğu için erkekler Sarıkamış’a ve başka yerlere gitmiş ve dönmemişlerdi. Köyde güçlü erkek kalmamıştı. Köyü basan çeteciler talan ettikleri kadınları, çocukları ve yaşlıları bir ahıra doldurup yakmışlardı. Bazılarını da yanlarına alarak köyü terk etmişlerdi. Biz köye girdiğimizde cesetler kokuyordu. Irzına geçilmiş ve öldürülmüş kadınlar vardı.”

    Osmanlı’nın Ermenilerle ilgili olarak aldığı tehcir kararını da kendine has üslubuyla dile getiriyor: “Ermeniler köy yakıp inanları öldürünce hükümet onları sürdü. Kaçarken de vuruyorlardı. Biz de vurduk. Bizim erler onlar gibi kadınlara tecavüz edip öldürmedi. Bizim askerimiz sadece silahlı olanları vuruyordu. Yollarda cesetler vardı hep. Her yer mahşer yeri gibiydi. Köylerini terk eden insanlar yollarda ölüyordu veya açlık çekiyordu; Müslümanlar da Ermeniler de. Ama giderken onları Osmanlı askerleri korumaya çalışıyordu. Milisler ise askerlere saldırıyordu.”

    Seher Nine, Ermeni-Rus işbirliğine Bitlis’in işgali sırasında şahit olmuş. Rus askerleriyle Ermeni İntikam Tugayları, 3 Mart 1916’da Bitlis’i işgal ediyor. Bitlis’i savunan Piyade Yarbay Ali Çetinkaya komutasındaki Türk birliği sayıca üstün olan Ruslara ve Ermenilere karşı fazla dayanamaz. Seher Nine, Bitlis’e Ruslardan önce Ermenilerin girdiğini söylüyor: “Ermenilerin başında Antranik Paşa (Ermeni İntikam Tugayları’nın kurucusu) diye zalim bir Ermeni vardı. İnsanları bu öldürüyor, öldürtüyordu. Bitlisliler kaçarken de çocukları ve yaşlıları geride bırakmıştı. Köprülerin altında ölmüş ve soğuktan donmuş çocuklar vardı. Şehir Ermenilere bırakılmıştı.”

    Seher Bulut, bu tarihlerde Ermenilerden kaçarken aynı zamanda orduya silah da taşır. Bunun için Diyarbakır’a giderken orada 1916 tarihinde Tuğgeneral rütbesiyle 16. Kolordu’nun Komutanlığı’nı yürüten Mustafa Kemal’i görür. Seher Nine hem Rusları hem de Ermenileri ülkeden Mustafa Kemal’in attığını söylüyor: “Onu gördükten sonra bana moral geldi. Onun idare ettiği orduya silah taşıdım. Bu beni çok mutlu etti. Sonra biz gidip düşmanı yendik.” Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki askerler bölgedeki bazı beylerle birlikte Bitlis ve Muş civarını işgalden kurtardı.

    Aslen Ahlatlı olan Seher Bulut düşmanların atılmasından sonra evlenip çoluk çocuk sahibi olur. Cumhuriyet ilân edildiğinde 40 yaşındadır: “Ben Atatürk’ü gördüm. Savaşa, sefalete ve acıya şahit oldum. Bunlar bana yeter. Cumhuriyet ilân edildiğinde çok fazla mutlu olmadım. Vatanın gavurdan kurtulması benim için daha önemli. Allah bu millete z******* vermesin. Bizi düşmanlardan korusun. Müslümanları Rabbim mahcup etmesin. Şimdi de terör yapmak isteyenlerin dedeleri geçmişte bu vatan için savaştı. Torunları niye kavga ediyor bilmiyorum. Atatürk’le birlikte doğuda savaşan Musa Bey bir Kürt’tü. Bizimle birlikte eline sopa ve taş alıp düşmanı kovalayanlar da Kürt’tü. Ama şimdi herkes bunları unutmuş. Kardeşlik yok, Müslümanlık yok. Aynı dinden olanlar hiç kavga eder mi?”

    Seher Bulut’un en büyük oğlu Mehmet Bulut 91 yaşında. 12 çocuk annesi Bulut’un “birinci dereceden” dediği 250 torunu var. En küçük torun 18 yaşında. Hatta torunun torunu bile var. Ancak Seher Nine onları pek tanımıyor. O sadece etrafındaki torunlarını ve kendi çocuklarını biliyor. Seher Nine, oğlu Mustafa Bulut’un yanında kalıyor. Oğlundan ve gelini Kübar Bulut’tan çok memnun. Sürekli onlara dua ediyor. Gelinine ise toz kondurmuyor: “Allah gelinimden razı olsun. Bana çok iyi davranıyor ve bakıyor. Her şeyime yardım ediyor. Ben gelinimden çok memnunum Allah da ondan razı olsun.”


    Sarıkamış Kurban çayır Köyü’nde oturur 1315 (1899) doğumlu Seyfal oğlu İskender ÇAKMAK’ın gördüğü Ermeni mezalimi ile ilgili ifadesı:
    1336 (1920)’da Halit Paşa’nın askeri olarak Bardız’da bulundum. Künyem 9. Fırka, 17. Alay, 2. Tabur, 7. Bölük’tür. Ben bölük onbaşısı idim.
    Aslen Pasın (Hasankale) Horum’danım. Oralıyım ve ora doğumluyum. Urus çekilip, Ermeniler kırgına başlayınca muhacir düştük. Bu yüzden sırtımızda birer kat yatak, kucaklarımızda çocuklar olarak köyümüz Horum’dan Azap’a göç ettik. Bu iki köy arasında Keşiş pınarı derler bir çeşme vardır. Bu pungara (çeşmeye) yaklaşırken gördük ki çeşme başında bir kalabalık var. Gidip onlar neyin nesi öğrenip, konuşalım dedik. Çeşmeye yaklaşırken nutkumuz kurudu. Çünki; bizim uzaktan canlı kalabalık diye gördüklerimiz civar köylerden tanıdığınız Müslüman ahali olmasın mı? Şaşırdık... Dayanamayarak başladık ağlamaya... 10-12 kadar kadınlarımızı kazığa oturtmuşlardı. Oyleki kazıklar boğazlarından ve ağızlarından çıkmıştı. Bu kadınların önünde de bir o kadar delikanlıyı kesmişlerdi. Buna ne vicdan, ne yürek dayanırdı. Bu olayı benimle beraber göç ettiğimiz tüm köy halkımız da gördü. Benimle beraber olan arkadaşlarım (bu olayı gören) Zivin’den Hüseyin Çavuş, Keçesor’dan halamın oğlu, Mehmet oğlu Kazım, vb. idi.
    Bilahare Keçesor köyüne gittik. Bu köyde bir haftadır korkumuzdan bakamadığımız hayvanlarımıza bakmaya giderken Ermeniler beni yakaladılar. Oyle dövdüler ki beni, ellerinden Müslüman olan Kazan şeherli bir saldat kurtardı. Sonra Ermeniler bu köydeki erkekleri toplayıp götürdüler. Nereye götürdükleri-ni bilmiyorum. Kadınları da bir dama topladılar. Bende 13-14 yaşlarında yardım. Bende bu damda olanlardandım. Gece olunca Ermeniler fenerle kadınlarımızın güzellerini seçip bitişikteki odaya götürüp, feryadlarını işittiğimiz halde tecavüz-de bulunuyor, birazdan da üzerleri yırtık, ağız ve gözleri kanlı kanlı geri getiriyorlardı. Sonra diğerlerini seçiyorlardı.
    Halit Paşa komutasında Bardız’da asker olup, ordumuz ileri harekete geçince de uğradığımız Kumru, Kaloköy ve Kars ötesi yerlerin hemen tümünde Müslüman cesetleriyle karşılaştık. Gümrü’ye kadar gittik. Bu manzara değişmedi.
    Sarıkamış Yağbasan Köyü’nden Beşir ŞAHİN’in hatırında kalan Sarıkamış Harekatımız ile ilgili şiir. 1983’de derlenmiştir.
    Balkanları kan bürüdü
    Tepelerden kan yendi
    .....................................
    Kanlı dağlar, karlı dağlar
    Süngüden ormanlı dağlar.
    Sen Türkleri öz bilirdin,
    Düşmanlara geçit verdin,
    Geçisin; fakat, sen geçirdin,
    Koca balkan, yüce balkan...
    Kan içinde yaka çalkan...
    1315 (1899) doğumlu Sarıkamış, Kurban çayır Köyü’nden Seyfal oğlu İskender ÇAKMAK’tan derlenen ve Gümrü’de öğrendiği marşın hatırında kalan kısmı. 1983’de derlenmiştir.
    Halit Bey’in alayı,
    Bütün olmuş fedayi,
    Zaptetmiş Dünyayı,
    Haydin karda şlar, haydin.
    Ahmet Bey’in bölüğü,
    Kabul etmiş ölümü,
    Yapacaklar zulümü,
    Haydin kardaşlar, haydin.
    Emir geldi hücuma,
    Kayak-Tepe ucuna,
    Kılıç çalak gencine,
    Haydin kardaşlar, haydin...


    Ayrıca bir yiğidimizin de hakkını vermek gerek. Selim Tihnis köyünden Kiro Nebi (saçları kırlaşmış anlamına) ailesi Güle’yi Ermenilere bırakmamak için öldürmüş. Eşi Güle: Beni Ermenilere bırakacağına öldür demiş. Bunun üzerine Kiro Nebi çok sevdiği eşini Ermeniler dokunmasin diye öldürmüş. Bu Kiro Nebi ordumuzun hizmetinde olarak ve uyanık çalışmalarıyla bir çok Müslümanı kırgından kurtarmıştı.
    Şunu da ilave etmek gerekir ki; Ermeniler, Azerbaycan Yardım Derneği’nin gönderdiği yiyecek vs. şeylerin Müslümanların eline geçmemesi için epey müşkilat çıkarmış ve çaba göstermişlerdir.

    Kars Kaloköylü Âşık Kahraman, Ermenilerin 1918 Nisanında kendi köyünde yaptığı katliamı şu dizelerle ifade eder:

    Bir hamile kadın davrandı kaça,
    Ermeni eylemiş hep parça parça.
    Kılıç ile vurmuş, bölünmüş kalça,
    Dağın-taşın şanı arşa dayandı.

    Çocuğu karnından çıkarmış bakar,
    Can teslim etmeden süngüye takar.
    Bebeğin figânı dağ-taşı yakar,
    Dağın taşın şanı arşa dayandı.



    ERMENİLERİN YAPTIĞI KATLİAMLAR
    Tablolar
    1906-1922 YILLARI ARASINDA ANADOLU'DA VE KAFKASLAR'DA ERMENİLER TARAFINDAN KATLEDİLEN TÜRKLERE AİT TABLO

    Cilt ve Belge no Tarih Yer Ölü
    1/2 1914-2-21 Kars, Ardahan 30.000
    1/3 1916-5-8 Pasinler 2.000
    1/3 1916-5-8 Tercan 563
    1/3 1916-5-8 Van, Tatvan 1.600
    1/3 1915-5-9 Bitlis 40.000
    1/3 1916-5-8 Bitlis 10.000
    1/3 1915-5-9 Bitlis 123
    1/4 1915 Van 44
    1/4 1916-5-22 Van 1.000
    1/4 1916-5-22 Köprüköy / Van 200
    1/4 1916-5-22 Van 15.000
    1/4 1916-5-22 Van 8
    1/4 1916-5-22 Van 8.000
    1/4 1916-5-22 Van 80.000
    1/4 1916-5-22 Van 15.000
    1/5 1916-5-23 Of 5
    1/6 1916-5-23 Trabzon 2086
    1/6 1916-5-23 Van 300
    1/6 1916-5-11 Van 44.233
    1/6 1916-5-11 Malazgirt 20.000
    1/7 1916-6-11 Bitlis 12
    1/8 1916-4-1 Van, Reşadiye 15
    1/9 1916-6 Van Abbasağa 14
    1/9 1916-6 Edremid, Vastan 15.000
    1/10 1915-4 Bitlis 29
    1/10 1915-4 Muradiye 10.000
    1/11 1915-5 Van 20.000
    1/11 1915-2 Haskay 200
    1/11 1915-2 Dutak 3
    1/12 1915-4 Van 120
    1/12 1915 Van 150
    1/11 1915 Bitlis 16.000
    1/11 1916-5 Muş 500
    1/12 1916-5-25 Bayezid 14.000
    1/13 1915 Muş 800
    1/13 1915-8 Müküs 126
    1/13 1916-6-7 Müküs Sehan 121
    1/13 1915-7 Muş Akçan 19
    1/13 329 Muş 10
    1/14 1915 Bitlis Hizan 113
    1/15 1915 Van 5200
    1/16 1916-8-14 Bitlis 311
    1/19 1916-6-6 Şatak Serir 45
    1/19 1916-6-6 Şatak 1150
    1/23 1916-1-15 Terme 9
    2/2 1919-1-25 Kars 9
    2/3 1919-1-21 Kilis 2
    2/4 1919-2-26 Adana, Pozantı 4
    2/5 1919-5-18 Osmaniye 1
    2/7 1919-6-13 Pasinler 3
    2/10 1919-6-3 Iğdır 8
    2/11 1919-7-7 Kars, Göle 9
    2/12 1919-7-9 Kağızman 6
    2/13 1919-7-9 Kurudere 8
    2/16 1919-7-8 Mescidli 4
    2/16 1919-7-8 Gülyantepe 10
    2/22 1919-7-11 Mescidli 20
    2/26 1919-7-19 Bulaklı 2
    2/31 1919-7-24 Kars, Kağızman 9
    2/36 1919-7 Sankamış 803
    2/37 1919-7 Sarıkamış 695
    2/38 1919-8 Muhtelif Köyler 2502
    3/1 1919-7-5 Kağızman 4
    3/1 1919 Tiknis, Ağadeve 5
    3/1 1919-7-19 Pasinler 2
    3/1 1919 Nahçıvan 4000
    3/6 1919-7 Kurudere 8
    3/6 1919-7-4 Akçakale 180
    3/6 1919 Sarıkarnış 9
    3/7 1919-8-15 Erzurum 153
    3/7 1919-8-15 Erzurum 426
    3/14 1919-9 Allahüekber 3
    3/16 1919-9-14 Sarıkamış 2
    3/18 1919-11-11 Maraş 2
    3/19 1919-11 Adana 4
    3/19 1919-11-6 Ulukışla 7
    3/22 1919-12-7 Adana 4
    3/26 1920-1-22 Antep 1
    3/27 1919-9 Ünye 12
    3/28 1920-2-28 Pozantı 40
    3/29 1920-2-10 Çıldır 100
    3/32 1920-3-9 Zaruşat 400
    3/33 1920-2-2 Şuregel 1350
    3/35 1338-3 Maraş 4
    3/36 1920-3-22 Şuregel, Zaruşat 2000
    3/37 1920-3-9 Zaruşat 120
    3/37 1920-3-16 Kağızman 720
    3/39 1920-4-6 Gümrü 500
    3/40 1920-4-28 Kars 2
    3/41 1920-5-5 Kars 1774
    3/46 1920-5-22 Kars 10
    3/47 1920-7-2 Kars, Erzurum 408
    3/47 1920-7-2 Zengibasar 1500
    3/49 1920-7-27 Erzurum 69
    3/50 1920-2-1 Zaruşat 2150
    3/50 1920-5 Kars, Erzurum 27
    3/50 1920-8 Oltu 650
    3/50 1920-8 Kars, Erzurum 18
    3/51 1920-10-15 Bayburt 1387
    3/52 1920-10-20 Göle 100
    3/53 1920-10-17 Pasinler 9287
    3/54 1920-10-18 Tortum 3700
    3/55 1920-10-19 Erzurum 8439
    4/2 1920-10-26 Kars civarı 10693
    4/3 1920-10-8 Aşkale 889
    4/4 1919-1-6 Zaruşat 86
    4/5 1920-12-1 Kosor 69
    4/6 1920-12-3 Göle 508
    4/7 1920-12-4 Kosor 122
    4/9 1920-12-4 Kars, Zeytun 28


    H.Murat Başbay'ın Ermeni Katliamları adlı kitabından alınmıştır. Ermeni Köpeklerini okudukça daha iyi tanıyacaksınız.
  2. juninho32
    Offline

    juninho32 Member

    Mesajlar:
    256
    Aldığı Beğeni:
    10
    Ödül Puanları:
    18
    yatacak yeriniz yok sizin...bi de ermeni soykırımı derler...Bu vatana ihanet ettiniz katliamlarda bulundunuz...Ve bu vatandan sürüldünüz....
  3. xxbarışxx
    Offline

    xxbarışxx New Member

    Mesajlar:
    1.680
    Aldığı Beğeni:
    23
    Ödül Puanları:
    0
    ermeni köpekleri demek ayıp oluyor
    her ermeniyi bir tutmayalım ermeni olan var olmayan var
  4. türkdünyası
    Offline

    türkdünyası New Member

    Mesajlar:
    4
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    İğrenç bir şekilde kahpece Türk insanını öldürenlere beyefendiler mi diyelim xxbarışxx arkadaş?
  5. hayatişte
    Offline

    hayatişte Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.155
    Aldığı Beğeni:
    154
    Ödül Puanları:
    63
    paylaşım için sağol

    emeğine sağlık kardesss
  6. İNnoCeNT
    Offline

    İNnoCeNT Well-Known Member

    Mesajlar:
    3.264
    Aldığı Beğeni:
    117
    Ödül Puanları:
    63
    saolllllllllll
    bilgilendirme için tenks
  7. dunadan
    Offline

    dunadan Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.654
    Aldığı Beğeni:
    56
    Ödül Puanları:
    48
    biz bunları bilsekte yüreğimizin yanmasından başka bir işe yaramayacaklar. Çünkü medeni avrupalı köpeklerin terazisi hep tek gözlü tartıyor.
  8. zebit
    Offline

    zebit Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.165
    Aldığı Beğeni:
    64
    Ödül Puanları:
    48
    emek verdigin için iyi bir paylaşım olmuş
    bilgilerin için çok teşekkürler..
  9. İNnoCeNT
    Offline

    İNnoCeNT Well-Known Member

    Mesajlar:
    3.264
    Aldığı Beğeni:
    117
    Ödül Puanları:
    63
    bi kaçını okudum yetti bileee bu ne rezalettir. Bizim yurdumuzu ele geçirmek için azınlıkları başımıza yıktılar. Oda yetmez gibi bu azınlıklar souykırım iddiasında bulundular. Hadi buda yetmedi bide bunu desteklediler... Elimde oLsa bütün ermenileri .........................

Sayfayı Paylaş