Ermenı meselesı mıllet-ı sandıka’nın ıhanetı

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve CяiмiиαLσJi tarafından 25 Ocak 2009 başlatılmıştır.

  1. Muzaffer Tasyürek

    Osmanli topraklarinda 600 yil yasamis hiristiyan bir milletti onlar. Dinlerine, dillerine, gelenek ve göreneklerine müdahale edilmemisti. Serbestçe ticaretlerini yapmis, çocuklarini egitmislerdi. Osmanli yönetimiyle uyum içinde yasadiklari için “Millet-i Sadika” adini almislardi. Ermenilerden söz ediyoruz. Nice karanlik siyasi emellere malzeme olan veya edilen Osmanli Ermenileri’nden ve o çok “tartismali” Osmanli-Ermeni münasebetlerinden...

    Osmanli toplumu, diger bir-çok etnik unsur gibi Ermenileri de kendilerinden farkli görüp ayirmamisti. Onlarla komsuluk yapmis, ticari iliskiler kurmuslardi. Yönetim kadrolarinda yer verilmis, danismanlik, tercümanlik, hatta bakanlik olmak üzere devletin her kademesinde istihdam edilmislerdi. Içlerinden edebiyatçilar, müzisyenler, mimarlar, bürokratlar ve tip adamlari çikmis, Osmanli’nin toplum dokusunda bir renk olmuslardi.

    Evet; Ermeniler Osmanli’nin temel unsurlarindan birini olusturuyorlardi. Ta ki 3 Mart 1878’deki Ayastefanos Antlasmasi’na kadar.

    KAPI BIR KEZ ARALANINCA

    Ayastefanos Antlasmasi Erme-niler’le iliskilerimizde bir dönüm noktasidir. Bu antlasmadan sonra Istanbul kapilarina kadar dayanan Rus Prensi Grandük Nikola’yi karsilamak üzere harekete geçen Ermeni Patrigi Narses, Ermenilerin isteklerinden olusan bir listeyi Nikola’ya iletti. Bu listede esas olarak Ermeniler’in yasadiklari vilayetlerde islahatlar yapilmasi ve müslüman halka karsi haklarinin korunmasi isteniyordu. Bu istekler, Ayastefanos antlasmasina ve daha sonra ayni yilin 13 Temmuz’unda imzalanan Berlin Antlasmasi’na birer madde olarak eklendi.

    Bunun anlami suydu: Rusya ve batili devletler, Osmanli topraklarinda nüfuz alanlari olusturmak için büyük bir firsat yakaliyorlardi. Osmanli’yi içten içe bölmek için artik dügmeye basilmis oluyordu.

    ANADOLU ÜZERINE OYUNLAR

    Osmanli Devleti, iç islerine karisilmasina ve bilhassa hiristiyan tebanin tahrik edilmesine karsiydi. 4 Haziran 1878’de im-zalanan Kibris Antlasmasi’yla, topraklarinda yasayan gayri müslimler lehine islahatlari gündemine alarak, bu konuda gelebilecek talepleri susturmak istiyordu.

    Ama Ruslar, Ermeni Patrigi Narses’in verdigi kozu kullanmaya niyetliydiler. Ermeni haklarini savunuyormus gibi gözükerek, Kuzey Kafkasya ve Dogu Anadolu topraklarini ele geçirme harekâti baslattilar. Gerçek hedefleri ise, Akdeniz ve Hint Okyanusu’na ulasabilecekleri bir yol açmakti. Ruslar’in niyetini sezen Ingiltere ve Fransa da bos durmuyor, kendi çikarlarina uygun stratejiler gelistiriyorlardi.

    Aslinda batili devletlerin bu plâni yeni degildi. Daha 1800’lü yillarin basinda Avrupa’dan gönderilen misyonerler, ortodokslugun bir kolu olan Gregoryan Türkiye Ermenileri ile Protestan ve Katolik Ermenileri birbirine düsürmeyi basarmislardi. Öyle ki, 1820’de Katolik ve Gregoryan Ermeniler arasinda çikan bir tartisma sonucunda, Patrikhane saldiriya ugramis ve patrik canini zor kurtarmisti. Yapilan tahkikat sonucu yakalanan ve suçlu bulunan Ermeniler’den besi idam edildi ve bazilari da sürgüne gönderildi. Fransa, Ingiltere ve Rusya bu olayi siyasi malzeme yapmakta gecikmedi ve konuyu uluslararasi zemine tasidilar.

    Avrupa’da Ermeni lobileri olusturuldu. Bati medyasi Ermeni haklarini savunan yayinlar yapmaya basladilar. Isviçre’de Ermeni milliyetçiler tarafindan “çan sesleri” anlamina gelen “Hinçak” komitesi kuruldu ve komite kisa bir süre sonra Ingiltere’ye tasindi. Ingiltere’nin baslangiçta tanimak istemedigi Hinçaklar, 1880’de liberallerin seçimi kazanmalariyla siyasi kimliklerine kavustular.

    Hinçaklar, ilk hayali Ermenistan devletini kurdular. Bu hayali devletin sinirlari içinde, Osmanli’nin “Vilâyât-i Sitte” adini verdigi, Erzurum, Van, Diyarbakir, Sivas ve Bitlis bölgesi giriyordu. Bu merkezlere bagli olan Erzincan, Hakkari, Bingöl, Malatya, Amasya, Tokat, Giresun ve Ordu’nun bir kismi da hayali Ermenistan’in sinirlarina dahildi.

    Hinçak komitesi hizla teskilatlanarak, basta Istanbul olmak üzere Halep ve Izmir gibi büyük merkezlerde subeler açmaya basladi. Bu arada Ruslar da bölgede kendi emellerine hizmet edecek Tasnak komiteleri olusturuyorlardi. Fransa ise Güneydogu Anadolu’da ekonomik, askeri ve siyasi çikarlari için kullanacagi “Ermeni lejyonlari” olusturmanin hesaplarini yapiyordu.

    ILK OLAYLAR

    1893 yilinda Istanbul’dan Mus vilayetine gelen bir yazida, vilayet gelirlerinin 500 lira artirilmasi isteniyordu. Bunun üzerine Mus valisi bölgeye hemen yeni vergiler koyma yoluna gitti. Ancak Sasun bölgesi Ermenileri bu karara itiraz ederek, hükümete bir telgrafla müracaatta bulundular.

    Hükümet kararin geri alinmasi için valiyi uyardi. Vali ise kararin geri alinmasina itiraz edip, bölgenin hassas dengelerini bozacak icraatlara giristi. Ermenilerle müslümanlarin arasini açan uygulamalar, bölgeye yerlesmis Hinçak ve Tasnak komitelerinin ekmegine yag sürdü. Ermeni köylerini basip katliamlar yapmaga baslayan komitacilar, katliamlari Türkler yapiyormus görüntüsü verip isyan baslattilar. Hükümet olay yerine askeri birlikler gönderip isyani bastirdi ve valiyi görevden aldi. Ancak Hinçak ve Tasnak komiteleri olayi Avrupa kamuoyuna tasiyip, “Türkler hiristiyanlari katlediyor” propagandasina baslamislardi bile.

    Bunun üzerine Osmanli hükümeti, içinde Fransiz ve Ingiliz temsilcilerin de bulundugu bir heyeti bölgeye gönderdi. Heyette bulunan Fransa disisleri bakani Gabriel Hanotaux, Mus’taki incelemelerin sonucunda bölgede bir Ermeni sorunu olmadigini; konunun, Berlin Antlasmasi’ni istismar etmek isteyen güçlerin provakasyonundan ibaret oldugunu açiklayan bir rapor yazdi.

    ISTANBUL AYAKLANMALARI

    Fransiz temsilcinin aksine Ingiliz Lord Salisbury, Ingilterenin çikarlari dogrultusunda olayi istismar etmeyi sürdürdü. Bölgede yerel meclisler kurulmasi ve bu meclislerde Ermeni temsilcilerin de yer almasi için Bâb-i Âliyi sikistirmaya basladi. II. Abdülhamid Han, bunu kabul etmenin gelecekte daha büyük tavizlere yol açacagi endisesiyle, Ingiliz temsilcinin isteklerini reddetti.

    Bunun üzerine, Ermeni Patrigi Izmirliyan Istanbul’daki Ermenileri ayaklandirdi. 30 Eylül 1895’de yüzlerce Ermeni Bâb-i Âli’ye dogru yürüyüse geçti. Onlari engellemek isteyen bir subayi öldürdüler. Olaylara asker ve zaptiye müdahale etmek zorunda kaldi. Istanbul on gün boyunca olaylarla sarsildi. Trabzon’daki Ermeniler de Istanbul’daki Ermeniler’i desteklemek için ayaklanma çikarmaya kalkistilar, ama olaylar büyümeden bastirildi.

    Istanbul’daki ikinci bir hadise de tarihlere “Banka Vakasi” olarak geçti. 26 Agustos 1896 günü Osmanli Bankasi Ermeni tedhisçilerin isgaline ugradi. Patrik Izmirliyan’in görevden alinmasini protesto eden tedhisçiler silahli baskin düzenleyerek bankayi isgal ettiler. Istekleri yerine getirilmedigi taktirde bankayi bombalayacaklari tehdidinde bulundular. Bu arada baska bir grup da ellerinde bombalarla Bâb-i Âli’ye hücum etmis, sadrazam Halil Rifat Pasayi öldürmege çalismislardi.

    Ermenilerin bu taskinliklarina kizan Istanbul halki da karsi harekete girisince, Istanbul adeta savas alanina döndü. Çok sayida insan yaralandi ve öldü. Isyerleri tahrip edildi. Inzibat kuvvetleri olaylari bastirmakta çok güçlük çektiler.

    Tedhisçiler emellerine ulas-mislardi. Artik fitnenin tohumu atilmisti. Olaylari kiskirtmak için Avrupa’dan getirilen Tasnak komiteciler bir Fransiz vapuru ile Istanbul’dan uzaklastiriliyorlardi.

    Olaylardan kisa bir süre sonra Avrupa devletleri, Trosak-Tasnak cemiyetinin yayinlamis oldugu yedi maddelik bir bildiriyi destekledigini açikladi. Bildiride, Ermeniler Dogu Anadolu’da muhtariyet isteklerini dile getiriyorlardi. Istekler Abdülhamid Han tarafindan bir kez daha reddedildi.

    ABDÜLHAMID HAN’A SUIKAST

    21 Temmuz 1905’te Ermeniler isteklerinin önünde önemli bir engel olan ve kendisine “Kizil Sultan” lakabini taktiklari Abdülhamid Han’in öldürülmesi için harekete geçtiler.

    Tasnak komitesinden Hristofor Mikaeliyan ile kizi Robina ve bir Rus Ermenisi, özel olarak yaptirilmis bir arabanin içine 20 kiloya yakin saatli bomba yerlestirerek Yildiz’daki Hamidiye camisinin kapisina yakin yerde pusu kurdular. Bomba, Abdülhamid Han’in Cuma namazindan çikis saatine ayarlanmisti.

    Saati dolan bomba patlayinca ortalik savas alanina döndü. 26 kisi öldü, 58 kisi yaralandi. Fakat, patlama esnasinda padisahin camide ªeyhülislam Cemaleddin Efendi ile sohbet ediyor olmasi, Ermeni plânlarini altüst etti.

    Olayin ardindan yapilan tahkikat korkunç bir tabloyu ortaya çikardi: Bütün kiliseler birer cephanelik haline getirilmislerdi.

    ADANA OLAYLARI

    Tarihimizin en aci ihaneti, süphesiz Ittihat ve Terakki Partisi üyelerinin 31 Mart olaylarinin ardindan Abdülhamid Han’i iktidardan uzaklastirmalari oldu. Iktidardaki degisikligi firsat bilen Adana Ermenileri bagimsiz Kilikya Ermenistani’ni kurmak için piskopos Museg’in Avrupadan temin ettigi silahlarla ayaklandilar. Müslüman ahaliyi katletmege basladilar. Adanalilarin bu katliamlara karsi harekete geçmesiyle olaylar kanli çatismalara dönüstü. Piskopos Museg Iskenderiye’ye kaçti ve yine propaganda basladi: “Türkler Ermenileri katlediyor!”

    Ittihat ve Terakki yönetimi, Adana’da baslattigi tahkikat sonucu Divan-i Harp kurarak 50 Türk ve 3 Ermeni’yi idama mahkum edip, Avrupalilarin gönlünü almaya çalisti.

    Fakat ne Rusya, ne Ingiltere ve ne de Fransa bu idamlari yeterli bulmadilar. Berlin Antlasmasi’nin 61. maddesinin isletilmesini ve dogu bölgesinde yabanci müfettislerin yapacagi islah çalismalarina izin verilmesini sagladilar. I.Dünya Savasi’nin baslamasi bu tehlikeli uygulamanin faaliyete geçirilmesine engel oldu.

    TEHCIR KANUNU

    31 Ekim 1914’te Rus ordulari Dogu Anadolu’yu isgale basladilar. Bu isgal sirasinda kendilerine en büyük destek ve yardim Ermenilerden geldi. Ermeni tedhisçiler, Kars, Van, Mus, Erzurum gibi sehirlerde kadin-erkek, yasli-çocuk demeden Türkleri katliama tabi tutuyorlardi. Binlerce müslüman dogudan batiya göçüyor; evini, topragini, malini-mülkünü birakip yollara düsüyorlardi. Kimi yollarda ölüyor, kimi gurbette açliga, yoksulluga mahkum oluyordu. Aileler dagiliyor, analar yavrularini, kardesler birbirlerini, kaybediyorlardi. Göç edemeyenler de iskence edilerek katlediliyordu.

    Istanbul hükümeti, Anadolu’yu teröre bogan bu gelismelere karsi, 24 Nisan’da meshur tehcir kararini aldi. 16-55 yas arasindaki bütün Ermeniler Bagdat demiryolu hattindan en az 25 kilometre uzaga, simdiki Suriye topraklarina göç ettirilecekti.

    Ingiltere, Fransa ve Rusya’nin emperyalist emelleri, yüzyillarca baris içinde yasamis iki toplumu birbirine düsman etmis, yollarini ayirmisti.

    Zorunlu göç, Mayis ayinin so-nunda yerel jandarma ve mülki amirlerin kontrolünde basladi. Hükümet yayinladigi emirlerle kimsenin zarar görmemesi için talimat verdi. Fakat yapilan is lojistik imkanlari çok asiyordu. Sonuç, beklendigi gibi olmadi. Çok sayida masum insan yollarda öldü.

    Osmanli hükümeti mütareke döneminde olaylarda ihmali görülenler hakkinda sorusturma açti. 1397 görevliyi cezalandirip, 40 kisiyi idama mahkum etti.

    Fakat savas yillarinin acilari içinde alinan bu plânsiz-programsiz uygulamalanin dogurdugu sonuç bir trajediydi. Müsebbipleri Rusya, Fransa ve Ingiltere ve onlarin masalari Tasnak ve Hinçak örgütleriydi.

    Bati bu trajik olayi hâlâ kasima-ya ve kanatmaya devam ediyor. Bir dönem kullandiklari Tasnak ve Hinçak örgütlerinin yerine daha sonra Asala’yi ve ve baska birçok örgütü kullandilar.

    Emperyalistler son hareketlerinde daha acimasiz bir senaryo ortaya koyarak, müslüman-hiristiyan çatismasinin yerine Türk-Kürt kardes kavgasi çikarmaya çalistilar. Etnik, mezhep ya da daha baska farkliliklari da tahrik etmeye devam edecekler.

    Ancak bu oyunlarin tutma-yacagi anlasiliyor. Çünkü Anadolu insani yüzyillara dayanan ortak bir kültüre sahip. Haçli saldirilari, Fransiz, Ingiliz, Italyan ve Rus isgalleri bu ortak kültürün savunmasiyla defedilmisti. Maras’ta, Urfa’da, Antep’te, Erzurum’da, Bitlis’te Van’da, Sarikamis’ta, Çanakkale’de omuz omuza savasan, ortak kaderi paylasan insanlar, bu inançli toplumun üyeleriydiler.

    Bugün de öyle degil mi?

    Kaynak: Semerkand dergisi, 04/2002
     

Sayfayı Paylaş