Geçmişten Günümüze ANTİKALAR

Konusu 'Antikacılık' forumundadır ve Kadı Kızı tarafından 30 Haziran 2009 başlatılmıştır.

  1. Kadı Kızı

    Kadı Kızı Zulcenahay

    • Platin Üye
    Mesajlar:
    53.749
    Medya:
    2
    Aldığı Beğeni:
    1.197
    Ödül Puanları:
    113
    BAŞLARKEN

    Geçmişin tanıkları
    Bir döneme şahitlik yapmış antikalar eskinin toz kokulu anılarıyla günümüze ışık tutarlar. Dilleri yoktur ama tarihi yıllar öncesinin hatırlanası zamanlarını anlatırlar. Maddi değerlerinden çok geçmişten günümüze taşıdıklarıyla önemlidirler.

    El oyması bir çerçeve içindeki aynaya kimbilir kimlerin kaç kişinin sırlarını verdiğini bir düşünün... Dokunsanız dağılıveren incecik işlemeli mendillere ne demeli? Onlar da sevgili için işlenip aşkın şahidi oldular belki bir zamanlar... El oyması ceviz ağacı sandıklarda kimbilir kaç genç kız sakladı düşlerini? Geçmişin izini arkalarına kazınmış yazılarda taşıyan saatler kimbilir ne acı ya da ne güzel anları hatırlattılar sahiplerine... Ya eski fotoğraflar? İçindeki insanlar... Şimdi kenarları yıpranmış resimlerinden siyah beyaz gülümsüyorlar bize. Yüzlerinde yıllar öncesinden bir tebessüm...

    Bu parçalar antikacılar ve kolleksiyoncular için de maddesel bir obje olmaktan çıkmışlar artık. Onlar şimdi bir sevgili kadar özel sevgili kadar değerli.
    Evet yeni dizimiz de geçmişe sahip çıkan antika meraklıları için... Hangi eser antika sayılıyor? Kimlere antikacı deniyor? Müzayedelerde neler olup bitiyor? Bütün bu soruların cevaplarını yeni yazı dizimizde bulacaksınız.

    Sermayesi geçmişe saygı ve merak

    Bugün birçok antikacı mesleğini eskiye sahip çıkmanın verdiği hazla sürdürüyor. Herhangi bir kar veya kazanç amacı gütmüyor. Bu işin en büyük sermayesini geçmiş yıllara duyulan merak ve saygı oluşturuyor

    Antikacılık gibi ayrıntıları sıralanmaya gelmeyen bilgiye sevgiye duyarlılığa hatta koku alma duyumuza dayanan bir mesleğin özelliklerini belirlemek çok kolay olmasa gerek. En önemli birikimi anılar olan bu meslekte insanın elinden binlerce eser geçmesi gerekir. Müzeler çarşılar ve kitaplıklar bu işe gönül vermiş olan insanların en sık uğrak yerleri olmalıdır.

    Bu uğrak yerlerinin başında da herhalde Kemeraltı'ndaki Kızlarağası Hanı gelir. Zaten tarihi bir bina olan Hanın yüzyıllardır orada duran taşlarının dinginliği size de geçer. İşte böylece başlar eskinin daveti...

    Hayatınız boyu hiç bir antikacı dükkanına girdiniz mi? Bir parça almak ya da satmak için değil geçmişin kokusunu duymak eski zamanın sesini işitmek için. Antikalardan anlamasanız ya da bu konuya ilgi duymasanız bile bunu bir kere denemelisiniz.

    Dükkandan içeriye girdiğiniz anda kendinizi başka bir boyutun kapılarını aralamış gibi hissedersiniz. Her parça bir şeyler fısıldar kulağınıza. Her parça kendi hikayesini anlatır usulca. Onların konuşma dilleri üzerlerindeki kullanılmışlık izleridir sanki.

    * * *

    Onların dilinden anlayanlardan birisi de Serdar Lider... O Kızlarağası Hanı'ndaki Old Collection isimli dükkanında antikacılık yapıyor.

    98 yıllık bır piyanonun başında "Eski Dostlar"ı çalarken yakaladığımız Serdar bey ile ancak parçaların üzerinden atlayarak girebildiğimiz dükkanında antikalar ve antikacılık üzerine sohbet ettik.

    "Ben antikacı değil eskiciyim" diyerek söze başlayan Serdar beye göre antikacılık kazanç ya da kar amacıyla sürdürülebilen bir iş değil. Sermayesini geçmişe duyulan saygı ve meraktan alıyor.

    Burada işler yalnızca eskiye sahip çıkmanın verdiği hazla yürüyor. Bu da zaten kişisel tatminden başka bir beklentisi olmayan Serdar beye yetiyor da artıyor.

    Dükkandaki parçaların birçoğu köylerden ve eski evlerden toplanmış. En çok da eski Rum evlerinde iyi parçalar bulunduğunu söylüyor. Bazı parçaları da onları satmak isteyen insanlar getirmiş. Çoğu kimsenin dükkanın önünden "Bundan benim babaannemin evinde var" diyerek geçtiklerini ama o parçanın ne olduğunu adını veya ne işe yaradığını bile bilmediklerini de üzülerek söylüyor. Öyle ki dedelerinin İstiklal Madalyası'nı satmaya getirenler bile oluyormuş.

    Kaynağın söylenmemesi antikacılığın raconunda var. Parçanın kimden ve kaça alındığı sır gibi saklanıyor. Sadece bazı eskicilerle anlaşıyor ve buradaki parçaları onların topladıkları eşyalar içinden seçiyorlar.

    Özü bozulmamalı
    Dükkandaki parçalar öncelikle özel bir bakımdan geçiriliyor. Eğer tahtaysa üzerindeki kurt delikleri tıkanıyor cilalanıyor; ****lse parlatılıyor fotoğraf makinası gibi bir aletse tamir ediliyor; sonra da onları gelecek günlere taşıyacak yeni sahiplerine sunuluyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta eşyanın restorasyonu esnasında özünün bozulmaması. Yapılan bakım sonucunda eşyanın yeni işlevler kazansa da eski yapısının bozulmamasına ve ona özelliğini kazandıran niteliklerinin yitirilmemesine özen gösteriliyor.

    Dükkanda bulunduğum süre içinde gelen bir müşterinin tahta bavulu almak için aşırı ısrar gösterdiğine tanık oluyorum. Bu bavul yeniden cilalanmış köşelerine ****l parçalar takılmış. Serdar bey bu bavulun içinin kadifeyle kaplanıp üst kapağının içine ayna takılması ve bir de ayaklıkla harika bir makyaj masası haline gelebileceğini söylüyor.

    Bu bavul gibi daha yüzlerce parça var dükkanda. Sandıklar kahve değirmenleri içki şişeleri çakmaklar saatler bazılarımızın adını bile ilk defa duyduğu sürmedanlıklar sigara tabakaları eski paralar sayfalarında kimbilir nelerin hikaye edildiği Arapça Yunanca kitaplar hatta sapasağlam 98 yıllık bir piyano toz geçmiş bir de anılar...

    Osmanlıca besteler
    Bütün bu parçaların içinde Serdar beyin satılırsa çok üzüleceği içinin cız edeceği parça nereden bulduğunu söylemediği Osmanlıca beste ve güfteler... Daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış olan bu beste ve güftelerin başka bir yerde kopyaları yok.

    Lider'in eline geçen ilginç parçalardan birinin öyküsü şöyle:

    Serdar bey birkaç yıl önce bit pazarındaki bir hurdacıdan bir günlük bulur. Günlük "bu benim ikinci günlüğüm" cümlesiyle başlamaktadır. Üç hafta sonra aynı yerde günlüğün birinci cildini bulan Lider 118'den günlüğün sahibinin numarasını alır ve günlüğün İzmir'in çok ünlü ailelerinden birinin bir üyesine ait olduğunu öğrenir. Ancak sahibine ulaşamaz. Çünkü günlüğün sahibi 3 ay önce bağırsak kanserinden ölmüştür.

    Daha sonra günlük sahibinin eşiyle irtibat kuran Serdar bey günlüğü ona vermeyi teklif ederse de bu teklifi kabul görmez. Çünkü kadın eşini kendi bildiği gibi hatırlamak istemekte ve kendinden önceki hayatını bilmek istememektedir.

    Günlükte Serdar beyi en çok etkileyen zamanın gençlerinin gittikleri yerler o zaman yaşanmış sevgiler ve yıllar öncesinin İzmir'i olmuş. Maddi değeri çok az olsa da günlüğün içinde taşıdığı bir ömür şahitlik yaptığı bir dönem ona değer kazandırıyor.

    Serdar Lider'in bir anısı da eski bir konsol ile ilgili:

    Dükkana getirilen bakımsız bir konsolu doğru düzgün restore bile etmeden esnafa müşterilere satarak elinden çıkarmaya çalışmış. Bu konuda başarısız olunca onu restore etmeye karar vermiş ve üzeri mermer olan konsolun mermerini kaldırdığında mermerin altında çil paralarla karşılaşmış.

    Evet bu mesleğin böyle cilveleri de var işte. Kime ne zaman ne getireceği belli olmuyor.

    Az bulunurluk değer artırıyor
    Bir eşyanın antika sayılabilmesindeki ölçü; eskiliği kadar az bulunurluğu ve orijinalliğinde yatıyor. Bu parçaların değerleri de ya piyasaya göre ya da nadirliklerine göre belirleniyor. Bazı zamanlarda kataloglar çıksa ve parçaların fiyatları bu kataloglarda belirtilse bile antika eşyanın gerçek değeri piyasada o parçadan ne kadar bulunduğuna bağlı olarak değişiyor. Bir parçadan ne kadar az bulunursa değeri de o kadar artıyor. Antikanın değerini belirleyen bir başka şey de günümüzde o parçadan yapan ustaların bulunup bulunmadığı. Antika parçaların hemen hemen hepsi "el emeği göz nuru". Günümüzde herşey gelişen teknolojiyle seri bir şekilde fabrikasyon üretiliyor. Artık eşyaların estetik özelliklerinden çok işlevselliği önem kazanıyor. Eşyaların sanat değeri inceliği üzerindeki el emeği yerini giderek daha çok para kazandıracak olan özelliklere devrediyor. Durum böyle olunca eski eserler de daha çok önem kazanıyor.

    HANGİ ESERLER ANTİKA SAYILIYOR?
    Antika konusuna giren eşyaların tanımını yapmak hemen hemen imkansızdır. Yer altından çıkan heykeller taşlar paralar çini sobalar mangallar her türlü takı ve giyim eşyası salon yatak ve mutfak eşyaları tablo ve levhalar yazma kitaplar kitap ciltleri eski saatler at eyerleri hançer ve kılıçlar silahlar tespihler nargileler rahleler ve buraya sıralamaya gelmeyen nice eşya araç ve gereç antika alanına girmektedir. Eğer bir sınıflama yapmak gerekirse antikaların toprak altından çıkmış olanları ayrı ve özel bir yere koyulmalıdır. Toprakla ilgili olmayan antikaların sanat değeri taşıması ekstra bir nitelikken yapım tarihinin de ortalama altmış ya da yüz yıl arasında değişmesi gerekir. Bazı eşyalar antika niteliği taşımasalar bile ünlü kişiler tarafından kullanılmış olmaları nedeniyle tıpkı antika gibi işlem görürler. Bu gibi eşyalar sahiplerinin şöhretleri ve geçmişteki hatıraları açısından antika sayılabilirler.

    Sanatsal değer taşımalı
    İnsanlar geçmişten günümüze yaşamlarını biraz daha anlamlı kılacak onlara zevk verecek uğraşlar içinde bulunmuşlardır. Bunlar içinde sanata ve estetiğe dayalı olan antikacılık ülkemizde sanıldığından da yenidir. Eski eserin "asar-ı atika" adıyla anılmaya ve değerlendirilmeye başlanmasının üzerinden henüz bir yüz yıl bile geçmiş değildir.

    "Eski eser"in hayatın akışıyla birlikte geçip gittiği ve tarihe malolduğu doğrudur. Ancak bir eserin kullanım değerinin dışında da değeri olduğu hiç kuşkusuz bir gerçektir. Belki de antikacılığın Türkiye'de yeni yeni değer bulmasının nedeni bu gerçeğin yeni anlaşılmış olmasıdır.

    Ama artık bir eşyanın değeri yalnızca işlevine bağlı değil. Değeri belirleyen etkenlerin içinde sanat değeri de çok önemli bir yer tutuyor. Yaşadığımız makina çağında insanlar eski eşyanın daha fazla sanat değeri taşıdığına son yıllarda biraz daha çok inanır oldular. Bu yüzden belli başlı büyük Avrupa şehirlerinde geniş alanlara yayılan bit pazarları oluştu. Bunlar giderek öylesine kişilik kazandılar ki alışılmış "bit pazarı" kavramından çıktılar. Hatta bazı ülkelerde bit pazarları eski sanat eserleri ve antikaların satıldığı yerler haline geldiler. Bu arada antikacılıkla ilgili yayınlar da giderek arttı. Çünkü bu işle ilgilenen insanlar piyasayı genişletmek ve yeni antika meraklılarını da aralarına kazandırmak için çabalıyorlar.

    Aykırı parça
    Antika pazarlarımızda sayıca çok olan ve devreden eserler son ikiyüz yılın yapıtlarıdır. Bunların yanısıra nadir olarak bir parça ele geçtiğinde ki bu tarihi bir halı kilim veya bir Osmanlı seramiği olabilir bu "aykırı parça" olarak kabul edilir. "Aykırı parça" sahibi için gerek parasal anlamda gerekse manevi anlamda bir cevherdir. Antika kolleksiyonculuğu tutkusunun nedenleri arasında bir geleneğin oluşmasına meydan veren duygular ile geçmişe ve eski eşyaya saygı vardır diyebiliriz.

    Eski eser toplamanın belirli bir kültüre bağlı olduğu bu konunun en can alıcı noktasını teşkil ediyor. Hiç kuşkusuz eski eser toplayan biri bunlara para dökerken ne yaptığını bilmek zorundadır. En azından o eşyaya sahip olmanın gururunu yaşamak istemelidir.
    __________________
     
  2. Kadı Kızı

    Kadı Kızı Zulcenahay

    • Platin Üye
    Mesajlar:
    53.749
    Medya:
    2
    Aldığı Beğeni:
    1.197
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Geçmişten Günümüze ANTİKALAR

    [​IMG]

    Aybüke Baran'ın sandıklar[​IMG] bakır mutfak eşyaları dahil 5 bin parça antikası var ama
    Bindallıların yeri başka

    Dilara Çam
    İzmir'in başarılı modacılarından Aybüke Baran[​IMG] Karşıyaka'daki restoranlarında geçmişle bugünü buluşturuyor. 5 bin parça antikaya sahip Aybüke hanım[​IMG] antika sevgisi ve tutkusunu müşterilerine de yansıtıyor.

    Aybüke Baran[​IMG] özellikle Karşıyakalılar'ın yakından tanıdığı bir isim... Çarşı içindeki ev yemekleri lokantasıyla Karşıyakalılar'a hizmet veren Baran da[​IMG] bir antika tutkunu. Lokantasının dört bir yanını antika parçalarıyla döşeyen Baran'ın dükkanındaki yemekler bile antika. Yemeklerin antikalığı tadından değil[​IMG] geleneksel olmalarından kaynaklanıyor.

    İsmini moda dünyasından duyduğumuz Aybüke hanımın asıl mesleği içmimarlık ama o[​IMG] antikalara olan tutkusu ve merakı yüzünden kendi işini hiç yapamadığından yakınıyor. Modacılık yönünü antika sevgisiyle birleştirip[​IMG] damak tadını da bunlara ekleyince insanların hem karınlarını hem de göz zevkini doyuran sıcak mekanlar çıkmış ortaya. Yurtdışındaki örneklerinden esinlenerek yarattığı Kanaviçe ve Dantella isimli dükkanlarında hem eski Türk yemekleriyle müşterilerine unutulan tadları tekrar yaşatıyor[​IMG] hem de gerçek antikalardan oluşmuş dekoruyla onların gözlerini okşuyor.

    Aybüke Baran'ın antikacılık serüveni eski[​IMG] yırtık[​IMG] yıpranmış bez parçalarını toplayarak başlamış. Sonra da ordan burdan topladığı bu parçaları kendi tasarımlarına göre elbiseler haline getirmiş. Modacılıkda da en az antika tutkusu kadar başarılı. Amerika Birleşik Devletleri'nde sunduğu antika ve geleneksel Türk giysilerini kapsayan tasarımlarından oluşan defileyle Amerika Birleşik Devletleri Başbakanı Bill Clinton'dan imzalı bir teşekkür belgesi alarak ödüllendirilmiş.

    İki yüz parça

    Dükkanın dekorunu oluşturan diğer giysiler[​IMG] kanaviçelerle işlenmiş örtüler[​IMG] kenarları incecik oyalı yemeniler[​IMG] sandıklar[​IMG] çoğu bakır olmak üzere madeni mutfak eşyaları ise koleksiyonun diğer parçalarından yalnızca bazıları... Çünkü yalnızca bu dükkanda iki yüz kadar parça var. Oysa Aybüke hanım üç depo ile birlikte yaklaşık beş bin parça antikaya sahip. Bu sayıyı duyunca şaşırmamak elde değil ama Aybüke hanım[​IMG] bu birikimi tam otuz yıl çabalayarak oluşturmuş. Hala da antika toplamaya devam ediyor.

    Ancak son zamanlarda parçaları satın almak yoluyla elde ediyor. Elindeki parçaların hemen hemen hepsi Anadolu kültürünü yansıtıyor. Bunlar içinde en çok dikkati çeken ise bez grubu antikalar. Yani kadife ya da atlastan biçilmiş entari[​IMG] cepken[​IMG] şalvar gibi kadın elbiseleri üzerine klaptanla serpme ve sıvama çiçekler işlemeli bindallılar[​IMG] çeşitli amaçlarla kullanılan örtüler[​IMG] çakşır anlamına gelen çuhadan yapılmış bol şalvarlar[​IMG] yine çuhadan ya da kadifeden camedan denilen yelekler....
    Zaten mekanın içine girer girmez folklorik atmosferi farkedebiliyorsunuz. Bu da Aybüke hanımın istediğine ulaştığını gösteriyor.

    Kültür amaçlı

    Tek amacı unutulan Anadolu kültürünü yaşatmak olan Aybüke hanım[​IMG] bu amaçla tasarladığı giysileri türküler eşliğinde sunuyor ve dükkanın restoran kısmında sadece geleneksel Türk yemeklerinden oluşan bir mönüyle müşterilerine hizmet veriyor.

    Müşterilerinden çok olumlu eleştiriler aldığını ve insanların antikalar içinde geleneksel yemekler yemeyi çok enteresan bulduklarını söyleyen Aybüke Baran'ın ilginç dükkanında gözünüzün görebildiği her şey satılık.
    Dükkanda dikkati çeken diğer parçalardan biri de kenarları dantellerle örülmüş eski fotoğraflar....

    Aybüke hanım[​IMG] ailesini çok küçük yaşta kaybettiği için eski aile fotoğraflarına karşı özel bir ilgisi var. Onu en çok geçmiş ailelerdeki bağlılık etkiliyor. Filmlere konu olabilecek çok ilginç bir anısı da var:

    Bir gün[​IMG] çöpleri karıştıran çocukların çöpten eski fotoğraflar aldıklarını görüp onları çocuklardan istemiş. Eski resimlerin kenarlarını dantellerle süsleyip çerçeveleyerek dükkanın duvarına asmış.

    Bir gün dükkana başka memlekette yaşayan bir hakim gelmiş ve duvardaki fotoğrafı görünce donakalmış. Çünkü fotoğraftakiler müşterisinin kendi ailesi çıkmış. Müthiş duygulu anlardan sonra[​IMG] resimleri böyle değerlendirdiği için Aybüke hanıma teşekkür ederek oradan ayrılmış. Resimleri de geri almamış.
    Aybüke hanım[​IMG] yaptığı işi güzel sanatların bir branşı olarak görüyor. Elde ettiği kazanç onu çok fazla düşündürmüyor çünkü manevi kültürümüzü yaşatmak ona yeteri kadar doyum sağlıyor.

    Dükkanda satılan yemeklerden de antika eşyalardan da hemen hemen aynı oranda kazanç elde ediyor. Dükkana gelen müşteriler yemek yerken aynı zamanda bu sıcak ve geleneksel ortamda olmanın tadını çıkarıyorlar.
    Onun en büyük yakınması[​IMG] antikacılıkla ilgilenen kişilerin örgütlenememesinden kaynaklanıyor. Bu işle uğraşan insanların birbirlerini yalnızca ismen bildiklerinden ve bilgi alışverişi sağlanamadığından yakınarak hiç olmazsa elişleriyle ilgili bir dernek kurulmasını istiyor.

    Antikalarına gözü gibi bakan ve hepsine ayrı ayrı özel ilgi gösteren Aybüke hanım[​IMG] kendisinin ardından sahip olduğu bütün parçaları Kültür Bakanlığı'na bırakacak ve maddi sorunlar ortaya çıksa da sadece burası yaşasın diye antika toplamaya devam edecek.

    Açık hava müzesi
    Ş İ R İ N C E


    Aydın Dağları'nın batı uzantıları üzerinde çanak şeklinde bir vadinin doğu ve güney yamaçlarına kurulmuş Selçuk'un "şirin" ilçesi Şirince[​IMG] açık antika müzesini andırıyor. Hepsi tarihi[​IMG] bembeyaz badanalı evleriyle[​IMG] köylü kadınların el emeklerini sattıkları pazarlarıyla[​IMG] iki tarihi kilisesiyle[​IMG] turizmin gelişmesiyle günden güne sayıları artan antikacı dükkanlarıyla ve hatta sokaklarıyla başlı başına bir antik köy[​IMG] Şirince.

    Birinci Dünya Savaşında buradaki halk Yunan Ordusuna yakınlık göstermiş. Kurtuluş Savaşı sonrasında da Makedonya'daki Türkler'le buradaki Rum halkı mübadele edilmiş. Bugünkü geleneksel dokusunu 18. ve 19. yüzyıllardaki yerleşimden alan köyün ilk adı Çirkince ve Kırkıca imiş. 19. yüzyılda 1800 haneli[​IMG] yüzyılın başlarında 700-800 haneli bir köy olarak bilinen Şirince evlerinin büyük bölümü mübadeleden sonra yıkılmış.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında buraya uğrayan İzmir Valisi Kazım Dirik'in köyü çok beğenip adını "Şirince" olarak değiştirdiği biliniyor.

    Turizm merkezi

    Çevresi ormanlık olduğundan[​IMG] köydeki evlerin hemen hemen hepsinin yapımında en çok ahşap kullanılmış. Kapılar[​IMG] pencereler[​IMG] kepenkler[​IMG] dolaplar[​IMG] tavanlar[​IMG] tabanlar hep bu malzemeden yapılmış. Ahşap dış kapıların üzerindeki el ve halka şeklinde demir kapı tokmakları köyün mimarisinde en dikkat çekici özelliklerden birisi. Köy evlerinin bir diğer ilginç özelliği de köyün kurulduğu yamacın önünde uzanan vadiye doğru birbirlerinin önünü kapatmadan bakmaları. Böylece köydeki bütün evlerden vadi rahatlıkla görünebiliyor.

    Selçuk'un en önemli turizm merkezlerinden birisi haline gelen Şirince[​IMG] her gün yüzlerce yerli ve yabancı turiste ev sahipliği yapıyor. 7'den 70'e herkesin bir şeyler sattığı köyde[​IMG] antikacı dükkanlarının dışında köy halkının da sokak aralarına açtığı ¤¤¤gahlarda en çok ev yapımı şarap[​IMG] zeytinyağı ve elişleri[​IMG] danteller ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.

    Evet[​IMG] eğer 18 ve 19. yüzyıldan günümüze neler kaldığını merak ediyorsanız[​IMG] bir haftasonunuzu da bu eski Rum köyünü gezmeye ayırmalısınız.
     

Sayfayı Paylaş