Hadis Nedir ? Kaç Çeşit Hadis Vardır ?

Konusu 'İslam ve İnsan' forumundadır ve Navarro tarafından 9 Aralık 2007 başlatılmıştır.

  1. Navarro

    Navarro New Member

    Mesajlar:
    817
    Aldığı Beğeni:
    52
    Ödül Puanları:
    0
    Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan


    Dinî literatürde hadis, “Hz. Peygamber'in sözü, daha sonra da O'nun söz, fiil ve takrirleri” için kullanılmıştır. Hatta sahâbe ve tâbiûn söz ve fiillerine de -mevkûf ve maktu kayıtlarıyla da olsa- hadis denilmektedir. Bu manada hadis yerine haber kelimesini kullananlar, sahâbe ve tâbiûna ait söz ve fiiller için eser terimini tahsis edenler de bulunmaktadır.

    En geniş çerçevesiyle hadis şöyle tarif edilebilir:

    "Söz, fiil, takrîr, yaratılış veya huyla ilgili bir vasıf olarak Hz. Peygamber'e (veya sahâbe ve tâbiûna) izafe edilen her şeydir."

    Sünnet kelimesi ise sözlükte “yol ve gidişat” demektir. Başlangıçta sünnet "Hz. Peygamber'in fiili" anlamında, hadis de "Hz. Peygamber'in sözü" anlamında kullanılmışsa da, sonraları sünnet Hz. Peygamber'in sözle veya fiille, açıktan, gördüğü ya da duyduğu olayları susarak onaylamak suretiyle zımnen yaptığı açıklamaların tamamını anlatan bir terim olmuştur. Bu usûlcülere göre bir sünnet tarifidir. Hadisçiler ise hadis ile sünneti eş anlamı olarak kullanırlar.

    HADİSİN YAPISI:
    Hadis birbirinden oldukça farklı iki ana kısımdan meydana gelir: Sened ve metin.

    Sened, “biri diğerinden almak ve nakletmek şartıyla hadisi rivayet eden kişilerin –Rasûlullah'a kadar- sıralandığı kısım”dır. Bir anlamda bu kısım, râvilerin isim zinciridir. Sened denilen “râviler zincirini zikretmeye” ise isnad denir. Fakat artık sened ve isnad birbirinin yerine kullanılmaktadır. Senede tarîk ve vech de denir.

    Metin ise, “hadisin asıl kısmı, senedin kendisinde son bulduğu sözlü kısım”dır.



    HADİS ÇEŞİTLERİ




    I. Kabul veya red açısından

    -Makbul
    -Merdud

    Kabul veya red açısından hadisler makbul ve merdud olmak üzere iki kısma ayrılırlar.

    Makbul hadis râvisinin doğruluğu kabul edilen ve kendisiyle amel edilmesi gereken hadistir.

    Merdud hadis ise râvisinin doğruluğu kabul edilmeyen ve kendisiyle amel etmek gerekmeyen hadistir.

    Amel edilip edilmemesi konusunda karar verilemeyen hadisler de merduddur.





    II. Râvi sayısı açısından

    -Mütevatir
    -Âhâd
    -Meşhûr


    Râvi sayısı açısından hadisler mütevâtir ve âhâd olmak üzere iki kısma ayrılırlar, meşhûr hadisler de âhâd içinde mütalâa edilir.

    Mütevatir hadis aklın yalan üzerinde birleşmelerini âdeten mümkün görmediği râvîler topluluğunun her nesilde kendileri gibi bir topluluktan alıp naklettiği, işitme veya görmeye dayanan hadistir. Bu nitelikleriyle kesin bilgi ifade ederler ve tenkit dışıdırlar.

    Mütevâtir hadisler bütün rivayetlerinde aynı lazfılara sahipse "lafzen mütevâtir" şeklinde adlandırılır. Bu tür hadislerin yok denecek kadar az olduğu kabul edilmektedir.

    Eğer aralarında ortak bir nokta bulunan değişik hükümlerin, tevâtür şartlarını taşıyan râviler tarafından nakledilmesiyle ortaya çıkan ortak manaya ise "manen mütevâtir" denir. Bu tür mütevâtir haberlerin adedi çoktur.

    Âhâd hadis ise mütevâtirin şartlarını taşımayan hadistir. Böyle olunca da hadislerin büyük bir çoğunluğu tevâtür şartlarını taşımayan âhâd hadislerdir. Hadis kitaplarımızdaki hadislerin hemen hemen hepsi bu anlamda âhâd hadislerdir.

    Bir de başlangıçta âhâd hadis özelliği taşırken, daha sonraki nesillerde (tâbiîn veya etbâu'-tâbiîn) tevatür derecesine ulaşan hadisler vardır. Bu hadislere "meşhur hadisler" denir. Bu hadisleri her nesilde en az iki râvi nakletmelidir.





    III. Senedin müntehası (hadisin söyleyeni) açısından

    -Kudsî
    -Merfû
    -Mevkûf
    -Maktu


    Hadis metninin kendisine atfedildiği zât yani senedin müntehası farklı olabilir. Buna göre de hadisler başka başka isimlerle anılırlar. Hadis Allah Teâlâ'ya izafe edilmişse kudsî, Hz. Peygamber'e izafe edilmişse merfu, sahâbîye izafe edilmişse mevkuf, bir tâbiî veya daha sonraki nesilden birine izafe edilmişse maktu adını alır.

    Âyet olmamak kaydıyla Hz. Peygamber'in "Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur" diyerek Allah Teâlâ'ya nisbet ve izafe ettiği hadislere kudsî hadisler veya İlâhî, Rabbânî hadisler denir. Bu hadislerin konuları genellikle Allah'ın sıfatları ile ilgilidir.

    Merfû hadisler ise söz, fiil, takrir veya ahlâkî vasıflar olarak senedi muttasıl veya munkatı olsun açıkça veya dolaylı bir şekilde Hz. Peygamber'e izafe edilen hadistir. Eğer hadis açık bir şekilde Hz. Peygamber'e izafe ediliyorsa bu hadis "sarâhaten merfu" şeklinde adlandırılır. Herhangi bir sahâbînin geçmiş peygamberler veya gelecekte cereyan edecek olaylar ya da işlenmesi halinde işleyene sevab veya azab gerekecek konular gibi şahsî görüş ve kanata dayanması mümkün olmayan mevzulara dair verdiği haberlere "hükmen merfu" denir.

    Mevkûf hadisler ise sahâbîlerin söz, fiil ve takrirlerine dair –muttasıl veya munkatı- haberlere mevkûf denir. Sened sahâbîde kalır, Hz. Peygamber'e ulaşmaz.

    Tâbiîye izafe olunan söz, fiil veya takrirlere ise "maktu hadis" denmektedir. Etbâü't-tâbiîn de tâbiîler gibi kabul edilmektedir.






    IV. Sıhhat ve hüküm açısından

    -Sahîh
    -Hasen
    -Zayıf
    a.Seneddeki inkıta nedeniyle zayıf kabul edilen hadisler

    b.Ravide cerhi gerektiren bir hal nedeniyle zayıf kabul edilen hadisler




    Sıhhat veya hüküm açısından hadisler daha doğru deyimle, âhâd hadisler üç kısma ayrılmaktadır: sahih, hasen, zayıf.

    Adâlet ve zabt sahibi râvilerin muttasıl bir senedle rivayet ettikleri şazz ve muallel olmayan hadise sahîh denir. Eğer sahih hadis bu şartların tümüne en üst seviyede sahipse ona "sahîh li zâtihî" denir. Mutlak olarak sahîh denilince "sahîh li zâtihî" anlaşılır.

    Sıhhat şartlarını en üst seviyede taşımamasına rağmen, kendisini sıhhat derecesine çıkaracak başka bir rivayet (âdıd) bulunan hadislere "sahîh li gayrihî" denir.

    Hadisçiler sahîh hadisleri kendi arasında yedi dereceye ayırmışlardır:

    a. Buhârî ve Müslim'in ortaklaşa kitaplarına aldıkları rivayetler. Bunlara "müttefakun aleyh" de denir. M. Fuad Abdülbâkî'nin el-Lu'lu'u ve'l-mercân adlı eserinde bu nitelikte hadis sayısı 1906'dır.

    b. Buhârî'nin yalnız başına rivayet ettiği hadisler

    c. Müslim'in yalnız başına rivayet ettiği hadisler

    d. Kitaplarına almamış olsalar da, Buhârî ve Müslim'in şartlarına uygun hadisler

    e. Yalnızca Buhârî'nin şartlarına uygun olanlar

    f. Sadece Müslim'in şartlarına uygun olanlar

    g. Buhârî ve Müslim dışındaki hadis mütehassıslarının sahîh dedikleri hadisler

    Sıhhat açısından ikinci gruptaki hadisler hasen hadislerdir. Bunlar zabtı gevşek olan râvilerin muttasıl senedle rivayet ettikleri şazz ve muallel olmayan hadisdir. Bu hadis hasen li zâtihî olarak da adlandırılır ve lafzı benzer başka bir hadis tarafından takviye edilirse sahîh li gayrihî seviyesine çıkar.

    Yalancılıkla itham edilmemiş ve çok hata yapacak kadar dalgın olmayan ve fakat ehliyeti açıkça anlaşılmayan (mestûr) bir râvisi bulunan hadis lafız veya mana yönünden başka rivayetlerle desteklenirse bu hasen li gayrihî adını alır.

    Yukarıda tarif edilen sahîh ve hasen hadisin şartlarını taşımayan hadisler "zayıf"tır. Hadiste zayıflık genelde iki sebepten kaynaklanır: 1) Senedde inkıta (kopukluk) bulunması 2) Râvide cerhi gerektiren bir hâlin bulunması

    İnkıta senedden en azından bir râvinin düşmesi demektir. Böyle bir inkıta varsa seneddeki bütün şahıslar sika (güvenilir) olsalar bile sırf bu inkita metnin reddini gerektirir. İnkıta yüzünden zayıf kabul edilen hadisler muallak, mürsel, mudal, munkatı, müdellesdir.

    Mürsel, tâbiînin sahâbîyi atlayarak Hz. Peygamber'e izafe ettiği hadistir.

    Munkatı hadis, senedi muttasıl olmayan hadistir. Senedin herhangi bir yerinden bir râvinin düşürülmesi veya senedin farklı yerlerinden peş peşe olmamak şartıyla birden fazla râvinin düşürülmesi halinde de hadis munkatı adını alır.

    Mudal hadis, senedinin herhangi bir yerinden peş peşe iki veya daha çok râvinin düştüğü hadistir. Bu tür hadisleri munkatı hadislerden daha zayıftır.

    Muallak hadis, senedinin baş tarafından bir veya birkaç râvi ya da müntehâsına kadar senedin bütünüyle hazf olunduğu hadistir. Son zamanlarda bilhassa halk için yazılan hadis kitaplarında sadece sahâbî râvisi zikredilerek yapılan rivayetler hep muallaktır. Ancak bunların asıl kaynaklarda senetleri muttasıl olarak yer almış olduğundan sıhhatlerinden bir şey kaybetmezler.

    Tedlis, senede dâhil bir râvinin ismini atlayarak orada böyle biri yokmuş izlenimi verecek şekilde senedi sevk etmek demektir. Tedlis ile rivayet edilen hadise de müdelles denir. Tedlis üç çeşittir:

    İsnad tedlisi: Râvinin görüşmediği veya görüştüğü halde hadis almadığı çağdaşı bir kişiden işitmiş gibi "kâle fülân" veya "an fülân" diyerek hadisi rivayet etmesidir.

    Şuyuh tedlisi: Râvinin hocasını bilinmeyen bir isim, sıfat veya künye ile zikretmesidir.

    Tesviye tedlisi: Sika râviler arasındaki zayıf bir râviyi atlayarak hep sikalardan gelmiş intibaını verecek şekilde hadisin rivayet edilmesidir.

    Râvide cerhi gerektiren bir halin olması nedeniyle zayıf olan hadisler ise mevzu, metrûk, münker, muallel, müdrec, maklûb, muzdarib, şâz, musahhaf, muharref şeklinde on çeşittir.

    Mevzu, Hz. Peygamber adına yalan uydurmak ile cerh edilmiş râvinin rivayetidir.

    Metrûk, yalancılıkla itham edilmiş bir râvinin rivayetinde yalnız kaldığı hadise metrûk veya matrûh denir. Metrûk hiçbir sikanın rivayetine muhalif olmaksızın kizb, kesret-i galat, fısk ve gaflet gibi cerh noktalarından biri ile itham edilen râvini yalnız başına rivayet ettiği hadis diye de tarif edilmektedir.

    Münker hadisin tarifi için farklı görüşler ileri sürülmüştür, belli başlı iki anlayış bulunmaktadır:

    a. Zayıf bir râvinin sika râviye muhâlif olarak rivayet ettiği hadistir.

    b. Sika olsun olmasın râvisi tek kalan hadistir.

    Muallel hadis, görünürde sahîh olmakla birlikte bu sıhhati yok edebilecek gizli bir illet taşıyan hadislere muallel veya malûl denir. Hadisin illetini bulan muhaddise muallil denir.

    Müderec, hadisten olmayan bir kelâmın hadise bitişik olarak zikredilmesine idrac, böyle bir uygulamaya uğramış hadise de müdrec denir. Bu, Resûlullah'ın sözüne herhangi bir râvinin sözünün karışması demektir. İdrac senedde veya metinde olabilir.

    Maklûb, seneddeki râvi isimlerini ya da metindeki bazı kelimeleri takdim-tehirle rivayet etmekle gerçekleşir.

    Muzdarib, birden çok rivayeti bulunduğu halde rivayetlerinin birini diğerine tercih edecek sebep bulunamayan hadislere muzdarib denir. Izdırab çoğunlukla isnada bazen de metinde olur.

    Şâz, makbul bir râvinin kendisinden daha makbul olan râviye muhalif rivayetidir. Daha makbul olan râvinin rivayetine ise mahfuz denir. Şâzlık senedde de metinde de olabilir.

    Musahhaf, kelimesi nokta değişikliğine uğramış hadistir. Bu tür hatalar bilhassa yazılı vesikalar istinsah edilirken daha çok görülür.

    Muharref, kelimesi hareke değişikliğine uğramış hadise muharref denir.





    V. Teâruz açısından

    -Muhkem
    -Muhtelif



    Makbul hadisler (sahîh ve hasen hadisler) tearûz açısından sınırlandırmaya tâbi tutulduğunda muhkem ve muhtelif olmak üzere iki kısma ayrılır.

    Muhkem, muârazadan sâlim olan makbul haberdir.

    Muhtelif ise makbul bir hadisin çeliştiği makbul hadistir. Şayet muarız olan hadis makbul olmazsa muâraza yok demektir.

    Muhtelif hadis muârazadan zorlanmaksızın kurtarılabilirse bir başka ifade ile iki hadisin arası cem ve telif edilebilirse aralarında teâruz olmadığı anlaşılır ve her ikisi de muhkem olmuş olurlar.




    Kaynak : Sonpeygamber.info - HADİS VE HADİS ÇEŞİTLERİ
  2. DilnüvaZ

    DilnüvaZ Misafir

    Saol kardeş...Usul-u hadıs dersınde hepsını oğrenmıştık... Hatırlatmış oldun... paylaşımların için teşekkürler...
  3. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    8.075
    Aldığı Beğeni:
    492
    Ödül Puanları:
    83
    Cevap: Hadis Nedir ? Kaç Çeşit Hadis Vardır ?

    Hadis metninin kendisine atfedildiği zât yani senedin müntehası farklı olabilir. Buna göre de hadisler başka başka isimlerle anılırlar. Hadis Allah Teâlâ'ya izafe edilmişse kudsî, Hz. Peygamber'e izafe edilmişse merfu, sahâbîye izafe edilmişse mevkuf, bir tâbiî veya daha sonraki nesilden birine izafe edilmişse maktu adını alır.

    Allah razı olsun ...

Sayfayı Paylaş