Halil Cibran - Aşk Mektupları

Konusu 'Aşk Öyküleri' forumundadır ve fsm tarafından 11 Haziran 2017 başlatılmıştır.

  1. fsm

    fsm Active Member

    Mesajlar:
    380
    Aldığı Beğeni:
    65
    Ödül Puanları:
    29
    Halil Cibran - Aşk Mektupları

    New York, 13 Aralık 1923

    Mektubun gönlüme nasıl hoş göründü, May, bilsen nasıl hoş göründü.

    Beş gün önce kent dışına çıktım ve bu beş günü sevdiğim sonbahara veda etmekle geçirdim, bu "vadiye" döneli henüz iki saat oldu. Nasıra'yla Beşari arasındaki yoldan daha fazlasını üstü açık bir arabada aldığımdan buraya donmuş ve tükenmiş bir halde döndüm.Ama.Döndüğümde bir mektup yığınının üstünde senin mektubunu buldum ve tabi biliyorsun ki küçük sevdiğimin mektubunu görünce diğer bütün mektuplar gözümün önünden siliniverdi. Oturup mektubunu okudum, içim ısındı.

    Sonra üstümü değiştirip ikinci bir kez okudum ve sonra üçüncü bir kez daha ve başka her şeyi unutana kadar durmadan okudum. Kutsal şarabı başka hiçbir içkiyle karıştırmam, Mary.

    Şu an benimlesin; benimlesin, May Buradasın, buradasın ve seninle konuşuyorum, ama bu sözcüklerden çok daha iyisiyle.

    Bu lisandan daha büyük bir lisanla yüce yüreğinle konuşuyorum, beni duyduğunu biliyorum, birbirimizi açıkça anladığımızı biliyorum, bu gece Tanrı'nın tahtına geçmişte olduğumuzdan çok daha yakın olduğumuzu biliyorum.

    Tanrı'ya şükrediyorum, Tanrı'ya şükrediyorum; çünkü bu garip kişi sılasına, bu gezgin, anababasının evine döndü.

    Tam şu anda, harika, çok harika bir şey geldi aklıma. Dinle, tatlı küçüğüm: bundan sonraki her kavgamızda (kavga kaçınılmazsa, tabi) önceki "çatışmalarımızdan" sonra yaptığımız gibi her birimiz kendi yoluna gitmemeli. Kavga etmekten sıkılıp gülmeye başlayana kadar, farklılıklarımıza rağmen, aynı çatı altında kalmalıyız; ya da kavga bizden sıkılıp başını sallayarak bizi bırakır gider belki.

    Bu fikrime ne diyorsun?

    Canımızın çektiği ya da kavga bize izin verdiği sürece

    kavga edelim, sen İhdinli, ben Beşariliyiz çünkü, aramızda kavga olması adettendir. Ama ne olursa olsun, bulutlar dağılınca birbirimizin yüzüne bakabilmeliyiz. Ve eğer senin ya da benim sekreterim içeri girersekavgalarımızın nedeni onlar çünküonları kibarca, ama hemen dışarı çıkaralım.

    Tüm insanlar içinde ruhuma en yakın olanı, yüreğime en yakın olanı sensin, ruhlarımız ve yüreklerimiz asla kavga etmez.

    Sadece düşüncelerimiz kavga eder ve düşünceler sonradan edinilir, çevreden, çevremizde gördüklerimizden, günlerin bize getirdiklerinden kazanılır; oysa ruh ve yürek düşüncelerimizden çok önce içimizde yüce bir öz oluşturdu. Düşüncenin işlevi düzenlemedir, bu işlev iyidir ve sosyal yaşantımız için gereklidir, ama yüreğin ve ruhun yaşamında yeri yoktur. "Bundan sonra kavga edersek ayrı yollara gitmemeliyiz." Bütün kavgaların nedeni olsa da düşünce bunu söylüyor, ama ne sevgi adına bir söz edebilir, ne sözcüklerle ruhu ölçebilir, ne de mantık terazisinde yüreği tartabilir.

    Küçüğümü seviyorum, ama aklımda onu neden sevdiğimi bilmiyorum. Aklımda bilmek de istemiyorum, çünkü onu sevmem yeterli. Üzgün, yalnız ve tek başıma olduğumda, ya da mutlu, coşkulu olup kendimi harika hissettiğimde başımı omzunda dinlendirmem bana yeter. Dağın doruğunda yanında yürüyüp ona şimdi ve sonra, "Sen benim yoldaşımsın, yoldaşımsın," demek bana yeter.

    May, bana insanları çok sevdiğimi söylüyorlar, hatta bazıları herkesi sevdiğim için sitem ediyor. Evet, bütün insanları seviyorum, hiçbir ayrım ya da tercih yapmadan hepsini seviyorum, onları bir bütünmüşler gibi seviyorum, onları seviyorum, çünkü onlar Tanrı'nın ruhu; ama her yüreğin özel bir kıblesi vardır, bütün yürekler tamamen yalnız olduklarında belli bir yöne döner. Her yüreğin rahatlamak, huzur bulmak için çekildiği bir köşesi vardır. Her yürek yaşamın nimetleriyle keyiflenmek ve huzura ermek ya da yaşamın acılarını unutmak için başka bir yürekle birleşmeye hasrettir.

    Yıllardır yüreğimin dönmek istediği yönü bulduğumu hissediyordum. Ve bu duygum gerçek, yalın, berrak ve güzeldi Bu yüzden beni kuşku ve sorularla ziyaret eden kuşkucu Thomas'a isyan ettim.
     
    Last edited by a moderator: 16 Eylül 2017
    Kader Katibi ve Zeynepsu bunu beğendi.
  2. Zeynepsu

    Zeynepsu Well-Known Member

    • Platin Üye
    Mesajlar:
    4.269
    Aldığı Beğeni:
    2.128
    Ödül Puanları:
    113
    Halil Cibran çok sevdiğim şairler arasında.Okunmalı ve okutulmalı.
     
    Kader Katibi bunu beğendi.
  3. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.553
    Aldığı Beğeni:
    3.103
    Ödül Puanları:
    613
    Evet bende çok beğeniyorum şiirlerini. Fırsat buldukça şiirlerini eklemeye çalışacağım.
     
    Zeynepsu bunu beğendi.
  4. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.553
    Aldığı Beğeni:
    3.103
    Ödül Puanları:
    613
    New York, 9 Mayıs 1922

    Halil Cibran Aşk Mektupları: Kalabalığın ortasında yalnızlığın acısı anlaşılmaz.




    Değerli dostum,
    Düşüncede, kalben ve ruhen yalnız olup olmadığımı soruyorsunuz, hanımefendi. Sana ne yanıt verebilirim ki? Yalnızlığımın başkalarının yalnızlığından daha derin ya da daha belirgin olduğunu sanmıyorum. Herkes yalnız ve herkes kendi başına. Her birimiz bir bilmeceyiz. Her birimiz binlerce örtüyle örtülmüşüz ve yalnız bir insanın diğerinden, birinin yalnızlığını anlatması ve diğerinin kendine saklaması dışında, ne farkı var? Konuşmada biraz rahatlık, sessizlikte biraz erdem var.



    Yalnızlığımın, bütün hüznüyle birlikte, “kişiliğimin kaprisleri mi” yoksa “ben” dediğim şeyin kişiliksiz olduğunun göstergesi mi olduğunu bilmiyorum, hanımefendi. Yo, bilmiyorum. Ancak, yalnızlık bir güçsüzlük belirtisiyse, o zaman ben kesinlikle insanların en güçsüzüyüm.



    “Kendi Meyveleriyle Yüklü Benliğim” adlı makaleme gelince, “bir şairin kederli bir andaki iç çekişi” değil o; “pek çoklarının yaşadığı ve yaşamaya devam ettiği sıradan, eski, belirli bir duygunun yankısı.” Ve siz, hanımefendi, bunun bazen gurur ve kibirden kurtulamayan ama yine de doğal bir özellik olduğunu bilirsiniz.



    İyi vurgulamışsın: “Kalabalığın ortasında yalnızlığın acısı sızısı hiç anlaşılmaz.” Bu temel bir gerçeklik. Çünkü insan kendini sık sık dostlarının ve onu düşünenlerin arasında bulur, onlarla konuşur, düşündüklerini ve yaptıklarını paylaşır ve görüntü dünyasında edinilmiş benliğinin kısıtlamalarını aşamasa da bütün bunları içtenlikle ve tüm yüreğiyle yapar; diğer Benliğe, gizli Ben’e gelince, kaynaklandığı kendi dünyasında yalnız ve sessiz kalmaya devam eder.



    İnsanların çoğu, onlara ben de dahilim, dumana ve küle düşkündür; ama ateşten korkar, çünkü ateş gözleri sulandırır ve elleri yakar. İnsanların çoğu, ben yine dahilim, başkalarıyla sadece yüzeysel ilişki kurar, gerçeği göz ardı eder, çünkü algılama yeteneklerinin dışındadır. Bir insanın içinde gizli olanları başkalarına göstermek üzere yüreğini parçalaması kolay değildir. Ve bu, hanımefendi, yalnızlıktır, hüzündür.



    Geçen yaz sonunda, “Altı haftadır sana yazmaya çalışıyorum,” derken, kendimi mahsustan yanlış ifade ettim. Şöyle demeliydim: “Altı haftadır mektuplarımı yazacak birilerini tutuyorum, çünkü sağ elimin sinirleri yazmama izin vermiyor.” Ama “çalışmak” sözcüğünün dostumun ellerinde bir hançer haline geleceğini aklıma getirmemiştim. Kanatlı ruhun sözlerin kafesine sokulamayacağı ve sisin asla bir taşa dönüşemeyeceği gibi bir yanılgı içindeydim. Durmadan düş kuruyordum, dalıp gitmelerimde bir rahatlık buluyordum. Ama şafak söküp de uyandığımda hiçbir zaman kendimi bir kül yığınının üstünde elimde bir asa, başımda dikenlerden bir taçla oturur bulmamıştım….Yine de, benim suçum. Ayıplanması gereken kişi benim, May.



    Umarım Avrupa gezisi hayalin tamamına erer. Sanat ve teknoloji memleketinde, özellikle İtalya ve Fransa’da hoşuna gidecek, seni mutlu edecek çok şey bulacaksın. Müzeler, akademiler var, eski gotik katedraller var, Rönesans’ın iki asrının, on dördüncü ve on beşinci yüzyılların anıları var ve dünyanın o fethedilmiş ve unutulmuş uluslarından ardımızda bıraktıklarımız var. Avrupa, hanımefendi, bir hırsızlar -o değerli şeylerin değerinden ve onları pazarlama yollarından tamamen haberdar uzmanlar- ini.



    Önümüzdeki yıl Doğu’ya gitme niyetindeydim, ama biraz düşününce yabancılar arasında bir yabancı olmanın, kendi akrabaların arasında bir yabancı olmaktan daha kolay olduğunu anladım. Kolay yollara sapan bir insan değilim, kederde ve delilikte bile izlenecek yollar olmalı.



    Lütfen en içten dileklerimle gönderdiğim selamlarımı kabul et, Tanrı seni korusun.


    İçtenlikle...
     
    Last edited: 13 Haziran 2017
    kaan4 ve Zeynepsu bunu beğendi.
  5. fsm

    fsm Active Member

    Mesajlar:
    380
    Aldığı Beğeni:
    65
    Ödül Puanları:
    29
    Katip,Halil Cibran şiirlerini başka konu başlığında yayınlarsan iyi olur :)
     
    Kader Katibi bunu beğendi.
  6. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.553
    Aldığı Beğeni:
    3.103
    Ödül Puanları:
    613
    Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım. Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü. Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk'ı soran sizler, Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum...
    Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum. İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir? Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir? Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir? Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir?
    Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var. Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum? Uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor. Aşk diye seslendiğimiz şey nedir? Söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir? Başlangıçta olan ve her şeyle sonuçlanan bu anlayış nedir?
    Yaşam'dan ve Ölüm'den, Yaşam'dan daha acayip, Ölüm'den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir? Söyleyin bana dostlar, içinizde Yaşam'ın parmakları ruhuna dokunduğunda Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı? Yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı? İçinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz? Hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez? Hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir Tanrı 'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?
    Dün kapısından geçenlere Aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum.
    Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi:
    Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.
    Yiğit bir genç karşılık verdi:
    Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.
    Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
    Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehridir. Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.
    Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
    Aşk Şafak'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.
    Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
    Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.
    Bir başkası gülümseyerek açıkladı:
    Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.
    Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
    Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir; yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.
    Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
    Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır. Yaşam'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.
    Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi:
    Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.
    Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
    Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.
    Ve böylece Aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.
    O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
    Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk'tır.
    Bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:
    Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap... Tanrım beni kutsal ateşine at...
     
    Zeynepsu bunu beğendi.
  7. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.553
    Aldığı Beğeni:
    3.103
    Ödül Puanları:
    613
    Aşağıda yayınladığım Halil Cibran'a ait aşk mektuplarını başka yerden almanız mümkün değildir, buradan kopyalayarak faydalanabilirsiniz.


    May,mektubunuz gönlüme ne tatlı,ne de hoş geliyor bilseniz!
    Beş gün önce kırlara gittim ve bu beş günü sevdiğim sonbahara veda ederek geçirdim ve bu vadiye sadece iki saat önce döndüm.

    Nasıra ve Biserri arasındaki mesafeden daha uzak bir seyahatti.Üstü açık bir arabada yaptığım için buraya dönmüş ve kaybolmuş bir vaziyette döndüm...
    Fakat, geldiğimde mektubunuz diğerlerinin üzerinde duruyordu ve tabi sevdiceğimden aldığım mektubu görmemle birlikte tüm diğer mektuplar bir anda gözlerimin önünden kayboldu.Oturup hemen okudum ve içim ısındı. Sonrada üzerimi değiştirdim ve bir kere daha okudum,bir üçüncü kere daha okudum ve içindeki her şeyi iyice sindirene dek okudum.

    Kutsal bir şarabı her hangi bir içkiyle asla karıştırmam Mary

    Şimdi bu saatte benimle birliktesiniz,benim yanımdasınız Mey.
    Burada,tam da buradasınız ve ben sizinle konuşuyorum,anacak bu kelimelerden çok çok daha kelimelerle.Sizin yüce gönlünüze bundan daha ileri bir dille konuşuyorum ki bu gece Tanrının kürsüsüne geçmişte olduğundan daha çok yakınız.Tanrıma şükranlarımı sunuyor ve teşekkür ediyorum.Bu garibimin (benim) memleketine,gezginin de evine,annesine ve babasına döndüğü için Tanrıya şükürlerimi sunuyor ve minnetimi bildiriyorum.

    Şu anada harika bir düşünce, çok harika bir düşünce geçti aklımdan.Dinleyin benim tatlı bebeğim;eğer bundan sonra bir daha tartışırsak (eğer bundan kaçınamazsak tabi) daha önceleri her bir savaşatan sonra olduğu gibi ayrı ayrı yollarımıza gitmeyelim.Tüm farklılıklarımıza rağmen,tartışmadan sıkılıpta gülmeye başlayana kadar, ya da tartışmanın kendisi bizden bıkıpta bizi başını sallayıp yanlız bırakana kada,aynı şekilde aynı çatı altında kalalım.
    Bu fikrimi nasıl buluyorsunuz?izafet.net

    İstediğimiz kadar yada tartışmanın bize müsaade ettiği kadar tartışalım.Çünkü siz Ihdin'den ben de Biserri'denim ve bu sebeplede aramızda tartışmamız bizim adetlerimizdendir.Ancak ilerdeki günlerde ne olursa olsun bir birimizin yüzüne bulutlar dağılana dek bakalım. Ve, sizin ya da benim sekreterim odadan içeri girerse -çünkü tartışmalara sebep olan onlar- onları derhal dışarı çıkaralım.

    Tüm insanlar içinde ruhuma ve gönlüme en yakın kişi sizsiniz ve bizim ruhlarımız ve gönüllerimiz asla tartışmadı.Sadece düşüncelerimiz,ki düşünceler edinilirler;yaşadığımız çevreden,karşımızda gördüklerimizden,bize her bir yeni günün getirdiklerinden kaynaklanırlar.Ama ruh ve gönül içimizde düşüncelerden çok daha önce yüce bir içerik zaten oluşturdu.
    Düşüncenin işlevi organize etmek ve düzenlemektir ve bu bizim sosyal yaşantımız için önemli bir ögedir.Ancak ruhta ve gönülde de hiç bir yeri yoktur. "Eğer bundan sonra tartışsak bile ayrı ayrı yollarımıza gitmemeliyiz". Tüm bunlara sebep olmasına rağmen düşünce şunu söylüyor ama,ne aşk adına söyleyeceği tek bir sözü var ne de ruhu kelimelerle ölçebilir ne de gönlü aklın terazisinde tartabilir.

    Bir tanemi seviyorum ama neden sevdiğimi bilmiyorum.Bunu bilmekte istemiyorum,onu seviyor olmam yeterli.Üzgün,yanlız veya tek başıma olduğum zaman;veya mutlu,heyecanlı veya hayat dolu olduğum zaman başımı onun omuzlarına koymam yeterli.izafet.net

    May, bana insanları çok sevdiğimi söylüyorlar ve hatta bazıları insanları çok sevdiğim için bana zerzenişte bulunuyorlar.Evet,tüm insanları seviyorum,onları hiç bir ayırım ve tercih yapmaksızın seviyorum,onları tek bir bütün halinde seviyorum, çünkü hepsi Tanrının ruhundan doğuyorlar;ama her gönlün bir Kıblesi vardır.Her gönlün rahatlamak ve teskin olmak için bir inzivası vardır.Her gönül hayatın verdiklerini huzuru bulmak veya hayatın acılarını ve ıstıraplarını unutmak için diğer bir gönülle birleşmek ister.

    Şimdiye kadar yıllarca gönlümün gitmek şstediği yönü bulduğunu hissettim.Ve benim bu hissim her zaman sade,şeffaf ve güzel oldu.Bu sebeple de,bizi Tanrı vergisi kaderimizi cennetsi inzivamımızda başbaşa geçirmemiz için,beni şüpheler ve sorularla ziyaret eden St. Thomas'a ve onun şüpheci eline karşı geldim.izafet.net

    Gece bir hayli ilerledi ve söylemek istediklerimizden birazını söyledik. Belki de sabaha kadar sessiz olarak konuşmak daha iyi olur sanırım.Ve sabahleyin benim küçük sevdiceğim yaptıklarımızın karşısında yanımda olacak.Ve sonra da,gün ve günün problemleri sona erdiği zaman,şöminenin başına geçip sohbet edeceğiz.

    Şimdi,getirin alnınızı yakına,işte böyle...
     
    Last edited: 14 Ekim 2017
    Zeynepsu bunu beğendi.
  8. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.553
    Aldığı Beğeni:
    3.103
    Ödül Puanları:
    613
    Yeni bir Halil Cibran aşk mektubunu yayınlıyorum.Yorucu olduğu için ara ara ekliyeceğim.

    Halil Cibran: -Bana aşktan korktuğunu söylüyorsun,neden küçüğüm? Güneş ışığından korkuyormusun? Denizin gelgitinden korkuyormusun? Günün doğuşundan korkuyormusun? Baharın gelişinden korkuyormusun? Aşktan neden korktuğunu merak ediyorum.Sen ve ben ruhtaki duyguları sınırlamakla asla doyuma ulaşamayız.Daha çoğunu istiyoruz biz her şeyi istiyoruz.

    Halil Cibran: -Aşk seni kendimden dahi korumayı öğretti bana.Beni seninle uzak diyarlara gitmekten alıkoyan şey,ateşle temizlenmiş aşktır. Aşk senin özgürce ve erdemli bir şekilde yaşamana imkan vermek için,içimdeki arzuyu öldürüyor. Sınırlı aşk,sevdiğini sahiplenmek,sınırsız aşk ise sadece kendini ister. Gençliğin saflığı ve uyanışı arasına düşen aşk,kendini sahiplenme ile tatmin eder ve sarılmalarla büyür.

    Halil Cibran: -Dünyanın bu köşesinde dostların olup olmadığını sormuşsun. Bu yaşamla ve içindeki yaralayıcı ve kutsal acılılıkla, dünyanın bu köşesinde bir dostun var tabiki. Dağ,vadiden geçenlere eteklerinde yaşayanlardan daha muazzam görünmezmi?
    Gece, stüdyomun perdesini örttü artık ellerimin yazdıklarını göremiyorum. Binlerce selam sana ,binlerce selam.
     
    Last edited: 14 Ekim 2017
  9. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.553
    Aldığı Beğeni:
    3.103
    Ödül Puanları:
    613
    May Ziyade: -Sana karşı taşmalarım ne demek bu? Bütün bunlarla ne demek istediğini gerçekten bilmiyorum. Ama senin sevdiğim olduğunu ve sevgiye saygı duyduğumu biliyorum. Şunu tamamen bilerek söylüyorum ki,aşk en azından büyüktür. Aşkın eşlik ettiği yoksulluk ve sıkıntılar,sevgisiz zenginlikten daha iyidir. Bu düşünceleri sana itiraf etmeye nasıl cesaret ediyorum. Böyle yaparak onları yitiriyorum. Tanrıya şükürler olsun ki,bunları söylemeyip yazıyorum. Çünkü şu an burada olsan hemen geri çekilir uzunca bir süre senden kaçarım. Söylediklerimi unutuncaya kadar da beni görmene izin vermem.

    Sana yazmaktan bile utanıyorum,çünkü yazarken aşırı özgür buluyorum kendimi.
     
  10. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.553
    Aldığı Beğeni:
    3.103
    Ödül Puanları:
    613
    Uzun bir zahmetten sonra yeni mektubu ekliyorum.

    May Ziyade ve Halil Cibran arasında geçen mektuplaşmayı bozmamaya çalışıyorum.May ve Halil Cibranın karşılıklı yazışmalarıdır.



    Halil Cibran: Mektubun gönlüme nasıl hoş göründü May bir bilebilsen.
    Beş gün önce kent dışına çıktım ve bu beş günü sevdiğim sonbahara veda etmekle geçirdim.Şu an benimlesin,benimlesin May,hissediyorum.Buradasın ve seninle konuşuyorum.Bu lisandan daha iyisiyle ve daha büyük bir lisanla ve yüreğimle konuşuyorum.Beni duyduğunu biliyorum,birbirimizi açıkça anladığımızı biliyorum.

    Halil Cibran: Keşke sesimi kanatlandırmak ve mırıltılarımı şarkılara döndürmek için burada olsaydın.Yinede yabancılar arasındaykengörünmez bir dostun beni tatlılık ve duyarlılıkla gülümsediğini bilerek konuşacağım.

    Halil Cibran: Böyle konuştuğumu duymak seni şaşırtacak tabi;sana yazma dürtüsü ve ihtiyacı duymakta beni şaşırtıyor.Bu ihtiyacın,bu dürtünün ardında yatan gizi anlaya bilmeyi isterdim.Tek bir ipliği bile geçmişin ilişkileri ya da geleceğin istekleri tarafından eğrilmedi.Çünkü bu bağ geçmişte ve şimdide bir araya gelmemiş ve belki de gelecekte de gelemeyecek iki insan arasında ortaya çıktı. Böylesine bir duygu,May asla yok olmayacak ama bizim için değerli şiddetli bir sancıya yol açar,fırsatımız olsa bile onu bilinen ya da hayal edilen bir şerefle ya da hazla değişmeyiz. Sana bunu anlattığım,senin içindeki her şeyi paylaşan biri dışında hiç kimse tarafından anlatılamayacak olan bir şeyi anlatma çabasıdır.

    Halil Cibran: Tatlı mektubun önümdeyken şimdi ne söyleye bilirim.Bu yüce mektup şakınlığımı utangaçlığa çevirdi. Sessizliğimden kabalığımdan utanıyorum.Parmağımı dudağıma götürerek susmama neden olan gururumdan utanıyorum.Dün senin suçlu olduğunu düşünmüştüm,ama bu gün iki melek gibi kucaklayan nezaketini ve yüce gönüllüğünü görerek kendimi suçlu görüyorum. izafet.net

    Halil Cibran: Söyle bana May,söyle bu dünyada ruhumun dilini anlayan kaç kişi var? Merak ediyorum.Seni sessizliğinde dinleyebilen, ya da sükünetinde anlayabilen ya da diğer evler arsındaki bir evde onun önünde otururken yaşamın kutsallkıklarının en kutsalında sana eşlik edebilen birine kaç kez rasrlanır?

    Halil Cibran: Bu sabah durmadan gülümsedim şimdide içimde gülümsüyorum. Ve daha uzun bir süre içimden gülümsemeye devam edeceğim.Gülüşlerden başka bir şeyden yaratılmamışım gibi gülümsüyorum.Ama bağışlayıcılık benim başımı utançla yere eğmeye,kendisi o kadar alçak gönüllü olan o soylu ruh karşısında saygıyla eğilip af dilemeye zorlayan heybetli bir sözcük.Tek suçlu benim. Sessiz kalmak ve umutsuzluk içinde olmakla tembellik ettim.Bu yüzden yaptığım hatadan dolayı beni bağışlaman için yalvarıyorum.

    Halil Cibran: Sabahtan beri kaç sigara içtim.Sorun ne kadar nazik ama yanıt vermek ne kadar zor. Bugün,May, başından sonuna sigara içme günü ve yirmiden fazla sigara içtim. Kendimi bildim bileli sigara benim için vazgeçilmez bir ihtiyaç değil de keyiftir.Onun için sigara içmediğim tek bir günüm bile geçmedi. Ama suçlu sensin, bu vadide kendi başıma olsaydım asla sigara içmezdim.Ama kendi başıma olmak istemiyorum. izafet.net

    Halil Cibran: Gariptir ki dünyanın ve uzayın mucizelerini kabul ederiz de ruhumuza kazılmış mucizelere inanamayız bir türlü.

    Halil Cibran: Artık yatmaya gidiyorum bu gece uzun bir uyku çekeceğim. Kağıda dökemediklerimi sana düşlerimde söyleyeceğim. İyi geceler May.

    Halil Cibran: Tüm insanlar içinde ruhuma en yakın olanı,yüreğime en yakın olanı sensin. Ruhlarımız ve yüreğimiz asla kavga etmez.Sadece düşüncelerimiz kavga eder ve düşünceler sonradan edinilir.Çevreden, çevreden gördüklerimizden,günlerin bize getirdiklerinden kazanılır; oysa ruh ve yürek düşüncelerimizden çok önce bir öz oluşturdu. izafet.net

    Halil Cibran: Ve sen May benim büyümüşte küçülmüş çocuğum,şimdi ikinci harfi dinlemekte ve söylemekte bana yardım edeceksin ve her zaman benimle kalacaksın.
    Anlını yaklaştır Mariam,daha yakına getir,yüreğimde anlına koymak istediğim beyaz bir gül var. Kendisinin karşısında utangaçlıkla titreyen sevgi ne tatlıdır.
     
    Last edited: 14 Ekim 2017
  11. fsm

    fsm Active Member

    Mesajlar:
    380
    Aldığı Beğeni:
    65
    Ödül Puanları:
    29
  12. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.553
    Aldığı Beğeni:
    3.103
    Ödül Puanları:
    613
    Evet arkadaşler yeni bir Halil CİBRAN aşk mektubunu yayınlıyorum. Mektuplar uzun olduğu için, bir mektubu iki hatta üç kısma bölüp öyle yayınlayacam. Mektubun başında birinci kısım ikinci kısım diye not düşecem.


    Birinci Kısım



    Dostum May,
    Son sessizliğim şaşkına dönmüş ve kafası karışmış bir adamın sessizliğinden başka bir şey değil; çünkü seninle konuşmak isteyip sitem edip ama sonrada söyleyecek bir şey bulamayarak, bu karmaşa ve şakınlık vadisinde dikilip kalıyorum sık sık. Söyleyecek bir şey bulamadım. May, çünkü söyleyecek bir şey bırakmadığını ve artık düşünceyi düşünceye, ruhu ruha bağlayan görünmez bir el tarafından örülmüş bu bağları koparmak istediğini hissettim. Bir gün bu odada oturmuş ve tek söz söylemeden uzun bir süre sana bakmıştım. Sende karşıdan bana bakmış ve Cibran'la karşılaşanların düştüğü karmaşa ve şaşkınlıkla gülümseyen birinin gülüşüyle gülümsemiştin.

    Tatlı mektubun önümdeyken şimdi ne söyleyebilirim. Bu yüce mektup şaşkınlığımı utangaçlığa çevirdi. Sessizliğimden, kabalığımdan utanıyorum. Parmağımı dudağıma götürerek susmama neden olan gururumdan utanıyorum. Dün senin suçlu olduğunu düşünmüştüm, ama bu gün iki melek gibi kucaklayan nezaketini ve yüce gönüllüğünü görünce kendimi suçlu görüyorum.
    Ama beni dinle, sevgili dost. Sessizliğimin ve incinmiş duygularımın nedenini anlatacağım.
    Benim iki yaşamım var: birinde çalışıyor, araştırıyor,insanlarla buluşup uğraşıyor ve yüreklerinin derinliklerindeki gizlere ulaşmaya çabalıyorum; diğeri dingin, huşu uyandıran, büyülü, başka yerler ve zamanlarla sınırlanmamış uzak bir yerde geçiriyorum. Geçtiğimiz yıl boyunca ne zaman bu uzak yere gitsem yanımda en küçük düşünceleri paylaşan, en derin duyguları bölüşen başka bir ruh buldum. Bunu saf ve yalın temellere ithaf ettim; ama bu temellerden uzak bir gizin varlığını ve nesnelerin normal gidişinden daha incelikli olduğunu anlamaya başlamam şkş ayı bulmadı. Daha da acayip olan, o yere; bu ziyaretlerden yüzüme gelenbir duman gibi bir dokunuşla ya da bazen küçük bir bebeğin soluması gibi ince, hafif bir sesin kulaklarımda yankılanmasıyla geri dönmemdi.
    Bazıları bana hayalci diyor, ama bu sözcükle neyi kastettiklerini bilmiyorum. Ama kendi benliğime yalan söyleyecek kadar hayalci olamadığımı biliyorum. Öyle olsaydım bile benliğim bana inanmazdı. Bu benlik, May, Yaşamda kendisinin olmayan hiç bir şeyi anlamıyor ve kendisinin denemediği hiç bir şeye inanmayacak. Ve bir şeyi denediği zamanda o şey benlik ağacının bir dalı haline geliyor. Geçen yıl bir şey yaşamıştım ama gerçekten yaşadım,düş kurmadım. Bu başımdan bir kaç kez geçti ve bunu hem aklımla hemde duygularımla yaşadım. Bunu yaşadım ve kendime ait bir sır olarak saklamaya karar verdim ama saklayamadım. Bu sırrı bir hanım arkadaşıma açtım,çünkü o anda onu paylaşmak benim için bir acil ihyiyaçtı. Arkadaşım bana ne dedi biliyormusun? Bana birden: " Bu lirik bir şiirden başka bir şey değil" dedi. Eğer çocuğunu taşıyan bir anneye bebeğin oyuncak olduğu ve onu süs olarak taşıdığı söylenseydi, ne karşılık verirdi acaba? ne hissederdi?
     
    Last edited: 16 Eylül 2017
  13. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.553
    Aldığı Beğeni:
    3.103
    Ödül Puanları:
    613
    İkinci Kısım

    Aylar geçti, lirik şiir sözü silinmeyecek biçimde yüreğime kazındı. Ama arkadaşım tatmin olmamıştı. Ve daha az tatmin olamak içinbeni beklemeye başladı. Ona kızgın paylamalarla karşılanmayan tek söz bile edemedim, onda bir maskeyle gizlenmemiş hiç bir şey göremedim, ne zaman dışarı uzanacak olsam elime tırnaklarını geçirirdi.
    Bunun üzerine umutsuzluğa kapıldım. Benliğin güçlerinden hiç biri bu umutsuzluk kadar acı değildir. Yaşamda hiç bir şey insanın benliğine bozguna uğradın demesi kadar zor olamaz. Umutsuzluk May,bir yüreğin dalgalarının en geriye çekilişidir. Umutsuzluk May, sesi çıkmayan bir duygudur.
    O uzun aylar boyunca önünde dikilip tek söz etmeden uzun uzun yüzüne bakmanın nedeni bu. Kendime şunu fısıldamanın nedeni bu. Artık olnayacak bir rolün yok. Ama her kışın yüreğinde bir bahar zonklar ve her gecenin örtüsü altında gülümseyen bir şafak vardır, böylece bu umutsuzluğum bir çeşit umuda dönüştü.
    Sonsuzluğa doğru adlı resmimim yarattığım saat ne kadar kutsaldı! Bir kadının dudaklarının şifa vermek için başka bir kadının boynuna dokunması ne hoş ve ne yüce! İçimizde yayılan ışık ne kadar görkemli, bu parlak ışık ne kadar görkemli May!
    İki kadın arasında parçalanmış bir erkeğe ne söyleye bilirim ki: biri düşlerinden uyandığı saatleri oku; diğeri uyanıklık saatlerinden düşlerini oluşturur! Tanrının iki ışık arasına yerleştirdiği bir yüreğe ne diyebilirim. Ne söyleyebilirim böyle bir adama. Üzgün olduğunumu söyleyeyim. Bilmiyorum ama üzüntüsünde bencillik yok. Bu dünyaya yabancı olduğunumu söyleyeyim, bilmiyorum. Ama sana onun yabancı kalmasını isteyip istemediğini soruyorum? Yabancı, yanlız ve bu düntada dilini ruhunun, dilini anlayabilecek kimsesi olmadanmı kalsın? Bilmiyorum ama sana onunla senden başka kimsenin daha iyi anlamayacağı bir dilde konuşmayı reddedip etmeyeceğini soruyorum.
    Sende bu dünyada bir yabancı değilmisin. Bütün amaçlarında,arzularında, işlerinde, eğilimlerinde çevrene yabancı değilmisin? Söyle bana May, söyle, bu dünyada ruhunun dilini anlayan kaç kişi var? Merak ediyorum seni sessizliğinde dinleyebilen, ya da sukünetinde anlayabilen ya da diğer evler arasındaki bir evde onun önünde otururken yaşamın kutsallıklarının en kutsalında sana eşlik edebilen birine kaç kez rastladın?
    Sen ve ben Tanrının dostla, sevgililer, iyiliğini isteyenler ve hayranlar bahşettiği kişilerdeniz. Ve söyle bana, bı içten ve coşkule dostlardan birine Çarmıhımı bir gün için taşı diyebilirmiyiz? İçlerinde şarkılarımızın ardında sese yakalanmayacak ve hiç bir telden çıkmayacak bir şarkı olduğunu bilen varmı? İçlerinde kaderimizin sevincini ve sevincimizin kederini bir gün anlayacak biri varmı?
    Bana şunu söylüyorsun "ressam ve şairsin ve ressam ve şair olduğun için mutlu olmalısın" oysa ben ne ressamım ne de şairim, May. Günlerimi ve gecelerimi resim yapıp yazmakla geçiriyorum, ama ben bu benliğim demek ne günlerimde ne gecelerimde bulunuyor. Ben sisim, May, nesneleri örten, ama asla birleştirmeyen sisim. Yağmurla da değişmeyen sisim. Ben sisim ve sis benim yanlızlığım, tek başınalığım, bu siste açlığım ve susuzluğum var. Yine de talihsizliğim bu sisin gerçekliğim olması ve gökyüzünde başka bir sisle buluşmak ve şu sözleriişitmek istemesi " Yanlız değilsin bizim gibi iki kişi var, onun sen olduğunu biliyorum" Söyle bana söyle dostum, bu dünyada bana şunu söyleyebilecek ya da söylemek isteyecek kimse varmı: "Ben başka bir sisim ey sis, haydi dağlarla vadileri örtelim, ağaçların arasında üstünde koşalım,yüksek kayalıkları kaplayalım, birlikte bütün varlıların deliklerinden sızıp yüreklerine işleyelim, ayak basmamış, keşfedilmemiş uzak diyarlarda dolaşalım" Söyle bana May, senin dünyanda bunu bana tek bir sözcükte söyleyebilecek ya da söylemek isteyecek kimse var mı?
     
  14. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.553
    Aldığı Beğeni:
    3.103
    Ödül Puanları:
    613
    Üçüncü Kısım

    Bütün bunlardan sonra, gülümseyip bağışlamamı bekleyebirsin.
    Bu sabah durmadan gülümsedim. Şimdi de içimden gülümsüyorum. Gülüşlerden başka bir şeyden yaratılmamışım gibi gülümsüyorum. Ama bağışlayıcılık başımı utançla önüme eğmeye, kendisi o kadar alçak gönüllü olan o soylu ruh karşısında saygıyla eğilip af dilemeye zorlayan heybetli bir sözcük. Tek suçlu benim. Sessiz kalmak ve umutsuzluk içinde olmakla tembellik ettim bu yüzden yaptığım hadan dolayı beni bağışlaman için yalvarıyorum. Bu konuşmayı Bahithatu al-Badiyadan bir ifadeyle açmak daha uygun olacaktı, ama kişisel ilişkilerimiz bizi etkiliyor ve özel konularda dikkatimizi daha önemli, ve değerli konulara yönlendirmemizi engelliyor. Daha önce Bahithatu al-Badiya gibi arapça bir kitap okumamıştım; daha önce iki portrenin böyle çizgilerle çizilip böyle renklerle boyandığını hiç görmemiştim. Yaşamımda daha önce bir portre içinde ikisinin çizildiğini hiç görmemiştim. Bir kadın yazar ve reformcunun portresi ile bir yazardan ve bir reformcudan daha fazlası olan bir kadının portresi. Yaşamımda daha önce hiç iki yüzün tek bir tek bir aynadan bu kadar iyi yansıtıldığını görmemiştim. Bir kadının, yarısı dünyanın gölgesiyle gizlenmiş yüzü ve başka bir kadının güneş ışınlarıyla aydınlatılmış yüzü. "Bir kadının, yarısı dünyanın gölgesiyle gizlenmiş yüzü" dedim, çünkü çok uzun bir süredir Bahithatu al-Badiya'nın ölüm onu fiziksel çevresinden ayırana ya da kendini tüm ulusal ve sosyal etkilerden kurtarana kadar başarılı olamayacağını hissettim ve hala da öyle hissediyorum. Diğerinin güneş ışınlarıyla aydınlanmış Lüblanlı yüzün ise, tüm ruhların anane ve geleneğin tozundan ve hareketsizliğin gücünden oluşan vücütlarını fırlatıp attığı o ruhsal tapınağa yükselen ilk doğulu kadına ait olduğuna inanıyorum. Bu varlığın birliğini görünenle görünmeyenden,bilinen ve bilinmeyenden oluşan her şeyi anlayan ilk doğulu kadının yüzüdür. Ve en sonunda, zaman, yazarların yazışarını, şairlerin şiirlerini unutulma çukuruna atıldığı zaman,ilk Bahithatu al-Badiya, araştırmacıların, düşünürlerin ve uyumayanların ilgisini çekmeye devam edecektir. Sen, May. kırlarda haykıran bir sessin; sen kutsal bir sessin, kutsal sesler zamanın sonuna kadar boşluklarda yankılanacaktır.

    Bana sorduğun nazik soruların hepsini yanıtlamalıyım artık. İlki nasıl olduğum sorusu. Nasıl olduğum konusuna fazla kafa yormuyorum; yine de, değişik biçimlerde ve boyutlarda spirallerin ve çarkların yaşamımı kuşatmış olmasına rağmen sanırım iyiyim.
    Ne yazıyorum? Geceyle gün arasında bir yada iki satır bir şey yazıyorum. Geceyle gün arasında dedim, çünkü gün ışığını gün sonuna kadar bitirmem gereken büyük yağlı boya resimlerim için kullanıyorum. Bu resimler ve beni bağlayan sözleşme olmasaydı kışı Pariste ve Doğu'da geçirebilirdim.
    Çok fazlamı çalışıyorum? Her anımda hatta uyurken bile çalışıyorum. Çalışmam konusunda bir kaya kadar sağlamım, ama asıl işim ne resim yapmak ne de yazı yazmak, içimde, derinde, May, sözcükler satırlar renklerle yapılmayan hareketli başka bir anlayış var.Yapmak için doğduğum fırçayla ya da kalemle yapılmıyor.
    Bugün giydiğim takım ne renk? Aynı anda iki ayrı giysi giyme alışkanlığım var, biri dokunmuş ve dikilmiş, diğeri et kemik ve kandan yapılmış. Ama şu anda üstümde olan sade, bol, uzun, mürekkep ve boya lekeli, temiz Bahithatu al-Badiyadanışında dervişlerin giydiğne benzer bir sabahlık. Seninle konuşurken giymek istemediğim et, kemik ve kandan oluşan öbür giysiyi yan odada bıraktım.
    Sabahtan beri kaç sigara içtin? Sorun ne kadar nazik, ama yanıt vermek ne zor. Bugün, May, başından sonuna sigara içme günü ve sabahtan beri yirmiden fazla sigara içtim. Kendimi bildim bileli, sigara benim için vazgeçilmez bir ihtiyaç değilde bir keyiftir, onun için sigara içmediğim tek bir gün geçmedi. Ama suçlu sensin, bu vadide kendi başıma olsaydım, asla sigara içmezdim. Ama kendi başıma olmak istemiyorum.
     
    Last edited: 14 Ekim 2017
    fsm bunu beğendi.
  15. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.553
    Aldığı Beğeni:
    3.103
    Ödül Puanları:
    613
    Dördüncü Kısım

    Evim konusuna gelince, hala duvarlar ve dolaplar yok, sorarım hangimiz mahkum olmak isretiz? Kum denizlerine ve sonsuz okyanuslara gelince, eski günlerdeki gibiler derin, sahilsiz ve dalgalı. O denizlerde yol aldığım gemi yavaşça ilerliyor sadece. Kim gemime yeni bir kıyı verebilir ya da vermek ister. Bunu kim yapabilir ya da yapmak ister, merak ediyorum.
    Tanrı'ya doğru Kitaba gelince, hala şekli, biraz belirsiz, çizimleri havada, görüntüleri ayın üstüne çizili. Öte yandan el-Müstevhid ise üç hafta önce sana bir nüshasını gönderdiğim Haberci2 adıyla çıktı. Aynı zarfta el-Avasif'in (Fırtınalar)3 ve bağımın ham üzümleri olan Bir Damla Yaş ve Gülümseyiş'in birer nüshasını da gönderdim. Yayımcımın yaz listesini göndermedim, çünkü yaz boyunca yurt dışındaydım, bunun bir nedeni daha var! Ve çizimlere, seramiklere, camlara, eski kitaplara, müzik aletlerine, Mısır, Yunan heykellerine, götik heykellere gelince, bütün bunlar senin de bildiğin gibi, o sonsuz ve ölümsüz ruhun, Tan'nın kitabından alınan sözlerin birer göstergesi. Sık sık bunların önünde oturup içimde yarattıkları arzuyu düşünürüm; gözlerimin önünde yitip, yerlerini görünmezler dünyasından görünür dünyaya getiren eski hayaletler alana dek bu nesnelere bakarım sık sık. Henüz siyah taştan bir Keldani heykeli bulamadım. Geçen yıl Irak'ta İngiliz kazısına katılan İngiliz bir arkadaşım, "bir tane bulursam senindir" diye yazmıştı.

    Bütün sorularını yanıtladım, geriye bir tane bile kalmadı. Mektubun burasına kadar, baştan söylemek istiyorum dediğim şey hakkında tek bir söz bile söylemeden geldim. İçimdeki sis yağmura, sessizlik, o titreşip kanat çırpan sessizlik konuşmaya dönemedi. Ellerini bu sisle doldurmayacak mısın? Gözlerini kapatıp bu sessizliğin sözlerini dinlemeyecek misin May?
    Tanrı seni koruyup gözetsin.

    Halil Cibran

    New York, 3 Kasım 1920
     

Sayfayı Paylaş