Halil Cibran - Aşk Mektupları

Konusu 'Aşk Öyküleri' forumundadır ve fsm tarafından 11 Haziran 2017 başlatılmıştır.

  1. fsm

    fsm Active Member

    Mesajlar:
    322
    Aldığı Beğeni:
    59
    Ödül Puanları:
    29
    Halil Cibran - Aşk Mektupları

    New York, 13 Aralık 1923

    Mektubun gönlüme nasıl hoş göründü, May, bilsen nasıl hoş göründü.

    Beş gün önce kent dışına çıktım ve bu beş günü sevdiğim sonbahara veda etmekle geçirdim, bu "vadiye" döneli henüz iki saat oldu. Nasıra'yla Beşari arasındaki yoldan daha fazlasını üstü açık bir arabada aldığımdan buraya donmuş ve tükenmiş bir halde döndüm.Ama.Döndüğümde bir mektup yığınının üstünde senin mektubunu buldum ve tabi biliyorsun ki küçük sevdiğimin mektubunu görünce diğer bütün mektuplar gözümün önünden siliniverdi. Oturup mektubunu okudum, içim ısındı.

    Sonra üstümü değiştirip ikinci bir kez okudum ve sonra üçüncü bir kez daha ve başka her şeyi unutana kadar durmadan okudum. Kutsal şarabı başka hiçbir içkiyle karıştırmam, Mary.

    Şu an benimlesin; benimlesin, May Buradasın, buradasın ve seninle konuşuyorum, ama bu sözcüklerden çok daha iyisiyle.

    Bu lisandan daha büyük bir lisanla yüce yüreğinle konuşuyorum, beni duyduğunu biliyorum, birbirimizi açıkça anladığımızı biliyorum, bu gece Tanrı'nın tahtına geçmişte olduğumuzdan çok daha yakın olduğumuzu biliyorum.

    Tanrı'ya şükrediyorum, Tanrı'ya şükrediyorum; çünkü bu garip kişi sılasına, bu gezgin, anababasının evine döndü.

    Tam şu anda, harika, çok harika bir şey geldi aklıma. Dinle, tatlı küçüğüm: bundan sonraki her kavgamızda (kavga kaçınılmazsa, tabi) önceki "çatışmalarımızdan" sonra yaptığımız gibi her birimiz kendi yoluna gitmemeli. Kavga etmekten sıkılıp gülmeye başlayana kadar, farklılıklarımıza rağmen, aynı çatı altında kalmalıyız; ya da kavga bizden sıkılıp başını sallayarak bizi bırakır gider belki.

    Bu fikrime ne diyorsun?

    Canımızın çektiği ya da kavga bize izin verdiği sürece

    kavga edelim, sen İhdinli, ben Beşariliyiz çünkü, aramızda kavga olması adettendir. Ama ne olursa olsun, bulutlar dağılınca birbirimizin yüzüne bakabilmeliyiz. Ve eğer senin ya da benim sekreterim içeri girersekavgalarımızın nedeni onlar çünküonları kibarca, ama hemen dışarı çıkaralım.

    Tüm insanlar içinde ruhuma en yakın olanı, yüreğime en yakın olanı sensin, ruhlarımız ve yüreklerimiz asla kavga etmez.

    Sadece düşüncelerimiz kavga eder ve düşünceler sonradan edinilir, çevreden, çevremizde gördüklerimizden, günlerin bize getirdiklerinden kazanılır; oysa ruh ve yürek düşüncelerimizden çok önce içimizde yüce bir öz oluşturdu. Düşüncenin işlevi düzenlemedir, bu işlev iyidir ve sosyal yaşantımız için gereklidir, ama yüreğin ve ruhun yaşamında yeri yoktur. "Bundan sonra kavga edersek ayrı yollara gitmemeliyiz." Bütün kavgaların nedeni olsa da düşünce bunu söylüyor, ama ne sevgi adına bir söz edebilir, ne sözcüklerle ruhu ölçebilir, ne de mantık terazisinde yüreği tartabilir.

    Küçüğümü seviyorum, ama aklımda onu neden sevdiğimi bilmiyorum. Aklımda bilmek de istemiyorum, çünkü onu sevmem yeterli. Üzgün, yalnız ve tek başıma olduğumda, ya da mutlu, coşkulu olup kendimi harika hissettiğimde başımı omzunda dinlendirmem bana yeter. Dağın doruğunda yanında yürüyüp ona şimdi ve sonra, "Sen benim yoldaşımsın, yoldaşımsın," demek bana yeter.

    May, bana insanları çok sevdiğimi söylüyorlar, hatta bazıları herkesi sevdiğim için sitem ediyor. Evet, bütün insanları seviyorum, hiçbir ayrım ya da tercih yapmadan hepsini seviyorum, onları bir bütünmüşler gibi seviyorum, onları seviyorum, çünkü onlar Tanrı'nın ruhu; ama her yüreğin özel bir kıblesi vardır, bütün yürekler tamamen yalnız olduklarında belli bir yöne döner. Her yüreğin rahatlamak, huzur bulmak için çekildiği bir köşesi vardır. Her yürek yaşamın nimetleriyle keyiflenmek ve huzura ermek ya da yaşamın acılarını unutmak için başka bir yürekle birleşmeye hasrettir.

    Yıllardır yüreğimin dönmek istediği yönü bulduğumu hissediyordum. Ve bu duygum gerçek, yalın, berrak ve güzeldi Bu yüzden beni kuşku ve sorularla ziyaret eden kuşkucu Thomas'a isyan ettim.
     
    Kader Katibi ve Zeynepsu bunu beğendi.
  2. Zeynepsu

    Zeynepsu Well-Known Member

    • Platin Üye
    Mesajlar:
    4.212
    Aldığı Beğeni:
    2.082
    Ödül Puanları:
    113
    Halil Cibran çok sevdiğim şairler arasında.Okunmalı ve okutulmalı.
     
    Kader Katibi bunu beğendi.
  3. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.293
    Aldığı Beğeni:
    3.021
    Ödül Puanları:
    613
    Evet bende çok beğeniyorum şiirlerini. Fırsat buldukça şiirlerini eklemeye çalışacağım.
     
    Zeynepsu bunu beğendi.
  4. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.293
    Aldığı Beğeni:
    3.021
    Ödül Puanları:
    613
    New York, 9 Mayıs 1922

    Halil Cibran Aşk Mektupları: Kalabalığın ortasında yalnızlığın acısı anlaşılmaz.




    Değerli dostum,
    Düşüncede, kalben ve ruhen yalnız olup olmadığımı soruyorsunuz, hanımefendi. Sana ne yanıt verebilirim ki? Yalnızlığımın başkalarının yalnızlığından daha derin ya da daha belirgin olduğunu sanmıyorum. Herkes yalnız ve herkes kendi başına. Her birimiz bir bilmeceyiz. Her birimiz binlerce örtüyle örtülmüşüz ve yalnız bir insanın diğerinden, birinin yalnızlığını anlatması ve diğerinin kendine saklaması dışında, ne farkı var? Konuşmada biraz rahatlık, sessizlikte biraz erdem var.



    Yalnızlığımın, bütün hüznüyle birlikte, “kişiliğimin kaprisleri mi” yoksa “ben” dediğim şeyin kişiliksiz olduğunun göstergesi mi olduğunu bilmiyorum, hanımefendi. Yo, bilmiyorum. Ancak, yalnızlık bir güçsüzlük belirtisiyse, o zaman ben kesinlikle insanların en güçsüzüyüm.



    “Kendi Meyveleriyle Yüklü Benliğim” adlı makaleme gelince, “bir şairin kederli bir andaki iç çekişi” değil o; “pek çoklarının yaşadığı ve yaşamaya devam ettiği sıradan, eski, belirli bir duygunun yankısı.” Ve siz, hanımefendi, bunun bazen gurur ve kibirden kurtulamayan ama yine de doğal bir özellik olduğunu bilirsiniz.



    İyi vurgulamışsın: “Kalabalığın ortasında yalnızlığın acısı sızısı hiç anlaşılmaz.” Bu temel bir gerçeklik. Çünkü insan kendini sık sık dostlarının ve onu düşünenlerin arasında bulur, onlarla konuşur, düşündüklerini ve yaptıklarını paylaşır ve görüntü dünyasında edinilmiş benliğinin kısıtlamalarını aşamasa da bütün bunları içtenlikle ve tüm yüreğiyle yapar; diğer Benliğe, gizli Ben’e gelince, kaynaklandığı kendi dünyasında yalnız ve sessiz kalmaya devam eder.



    İnsanların çoğu, onlara ben de dahilim, dumana ve küle düşkündür; ama ateşten korkar, çünkü ateş gözleri sulandırır ve elleri yakar. İnsanların çoğu, ben yine dahilim, başkalarıyla sadece yüzeysel ilişki kurar, gerçeği göz ardı eder, çünkü algılama yeteneklerinin dışındadır. Bir insanın içinde gizli olanları başkalarına göstermek üzere yüreğini parçalaması kolay değildir. Ve bu, hanımefendi, yalnızlıktır, hüzündür.



    Geçen yaz sonunda, “Altı haftadır sana yazmaya çalışıyorum,” derken, kendimi mahsustan yanlış ifade ettim. Şöyle demeliydim: “Altı haftadır mektuplarımı yazacak birilerini tutuyorum, çünkü sağ elimin sinirleri yazmama izin vermiyor.” Ama “çalışmak” sözcüğünün dostumun ellerinde bir hançer haline geleceğini aklıma getirmemiştim. Kanatlı ruhun sözlerin kafesine sokulamayacağı ve sisin asla bir taşa dönüşemeyeceği gibi bir yanılgı içindeydim. Durmadan düş kuruyordum, dalıp gitmelerimde bir rahatlık buluyordum. Ama şafak söküp de uyandığımda hiçbir zaman kendimi bir kül yığınının üstünde elimde bir asa, başımda dikenlerden bir taçla oturur bulmamıştım….Yine de, benim suçum. Ayıplanması gereken kişi benim, May.



    Umarım Avrupa gezisi hayalin tamamına erer. Sanat ve teknoloji memleketinde, özellikle İtalya ve Fransa’da hoşuna gidecek, seni mutlu edecek çok şey bulacaksın. Müzeler, akademiler var, eski gotik katedraller var, Rönesans’ın iki asrının, on dördüncü ve on beşinci yüzyılların anıları var ve dünyanın o fethedilmiş ve unutulmuş uluslarından ardımızda bıraktıklarımız var. Avrupa, hanımefendi, bir hırsızlar -o değerli şeylerin değerinden ve onları pazarlama yollarından tamamen haberdar uzmanlar- ini.



    Önümüzdeki yıl Doğu’ya gitme niyetindeydim, ama biraz düşününce yabancılar arasında bir yabancı olmanın, kendi akrabaların arasında bir yabancı olmaktan daha kolay olduğunu anladım. Kolay yollara sapan bir insan değilim, kederde ve delilikte bile izlenecek yollar olmalı.



    Lütfen en içten dileklerimle gönderdiğim selamlarımı kabul et, Tanrı seni korusun.


    İçtenlikle...
     
    Last edited: 13 Haziran 2017
    kaan4 ve Zeynepsu bunu beğendi.
  5. fsm

    fsm Active Member

    Mesajlar:
    322
    Aldığı Beğeni:
    59
    Ödül Puanları:
    29
    Katip,Halil Cibran şiirlerini başka konu başlığında yayınlarsan iyi olur :)
     
    Kader Katibi bunu beğendi.
  6. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.293
    Aldığı Beğeni:
    3.021
    Ödül Puanları:
    613
    Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım. Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü. Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk'ı soran sizler, Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum...
    Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum. İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir? Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir? Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir? Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir?
    Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var. Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum? Uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor. Aşk diye seslendiğimiz şey nedir? Söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir? Başlangıçta olan ve her şeyle sonuçlanan bu anlayış nedir?
    Yaşam'dan ve Ölüm'den, Yaşam'dan daha acayip, Ölüm'den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir? Söyleyin bana dostlar, içinizde Yaşam'ın parmakları ruhuna dokunduğunda Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı? Yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı? İçinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz? Hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez? Hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir Tanrı 'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?
    Dün kapısından geçenlere Aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum.
    Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi:
    Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.
    Yiğit bir genç karşılık verdi:
    Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.
    Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
    Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehridir. Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.
    Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
    Aşk Şafak'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.
    Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
    Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.
    Bir başkası gülümseyerek açıkladı:
    Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.
    Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
    Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir; yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.
    Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
    Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır. Yaşam'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.
    Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi:
    Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.
    Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
    Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.
    Ve böylece Aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.
    O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
    Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk'tır.
    Bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:
    Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap... Tanrım beni kutsal ateşine at...
     
    Zeynepsu bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş