Hamilelik ve doğum hakkında A'dan z'ye tüm bilgiler

Konusu 'Hamilelik Dönemi, Anne ve Çocuk' forumundadır ve ChUcKy's LoVe tarafından 28 Kasım 2006 başlatılmıştır.

  1. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Bu yazıda hamilelik ve doğumla ilgili A dan Z ye her şeyi bulabileceksiniz ....
    Not:Alıntıdır....

    BEBEK ISTIYORUZ

    Ebeveyn Olmaya Beş Adım


    Anne baba olmak veya olmaya karar vermek içgüdüsel bir davranış olduğu kadar düşünülmesi ve doğru zaman için karar verilmesi gereken bir davranıştır. Bazıları kendileri için doğru zaman olduğunu birden hissederler. Bazıları için ise bu o kadar kolay değildir. Onlar yeni bir insan ve yeni bir hayat için gerekli sorumluluğu en doğru şekilde taşıyıp taşıyamayacaklarını düşünürler.
    Sevmek, eğitmek, öğretmek, paylaşmak, O acı çektiğinde acı duymak, aylarca gecenin bir yarısı onun için uyanmak, sosyal hayatınıza bir süre ara vermek ya da değişiklikler yapmak..... ne muhteşem bir şey değil mi? Ana baba olmak bize hayatı öğreten bir şey ve belki de hayatımız boyunca alacağımız en büyük sorumluluk.

    Adım 1: İyi Arkadaş, iyi eş iyi aile olabilmek
    Sevgi dolu bir ilişki; çocuğunuzla paylaşacağınız ve onun en çok ihtiyaç duyacağı şey bu. Para, düzen, işiniz ve çocuğun hayatınızda yapacağı diğer tüm değişiklikler bundan sonra gelecek. Çocuğunuza karşı taşıdığınız en büyük sorumluluk ona sevgi dolu bir aile ortamı sunabilme ve onunla iyi bir arkadaşlık kurabilmenizdir.

    Adım 2: Kendinizi daha iyi tanımalı ve kendinizi daha fazla sevmelisiniz
    Öncelikle kendinizi tanımalı, kendinizi sevmeli ve bu hayat yolculuğunda artık başka birine yardım etme ve yol gösterme işine hazır olduğunuzu hissetmelisiniz. En önemlisi de yeni bir hayat arkadaşı ile paylaşacağınız o sevgiyi içinizde duymalısınız.

    Adım 3: Finansal durumunuz elverişli mi?
    Çocuklarımıza eşyaları değil, kendimizi ve sevgimizi sunmalıyız. Bir çocuk sahibi olabilmek ve onu büyütebilmek için finansal durumunuzun iyi olması gerekmekle birlikte, acil durumlar için yeteri kadar sevgiye sahip miyiz? Lüks bir ev, iki Cherokee jeep ve bir yat her acil durumda işe yaramayabilir.

    Adım 4: Espri anlayışınız
    En önemli şey; çocuğunuz kedini diş macunu veya jöleye buladığında, aynanıza rujunuzla yazılar yazdığında, halılarınıza, koltuk takımlarınıza yepyeni desenler
    eklediğinde buna gülebilmektir. İnanın böyle durumlarla sık karşılaşacaksınız ve böyle zamanlarda espri anlayışınız dışında hiç bir şey size yardım edemez.

    Adım 5: Dört evetiniz varsa artık hazırsınız!
    Yu karıdaki dört yaklaşıma da tamam cevabı veriyor başınıza gelecekleri varoluşun değişmez kuralları olarak görebiliyorsanız, beklemenize gerek yok. “Just do it!* Tüm bunları sizinle paylaştıktan sonra siz kendinizi hazır hissetmeseniz bile biz iyi bir anne baba olacağınıza inanıyoruz. Zaten hiç tecrübe etmediğiniz bir şey için hazır olup olmadığınızı nasıl bilebilirsiniz ki? İnanın bunu bilmeniz için denemeniz gerekli.

    Hamilelik Öncesi Gözden Geçirmeniz Gerekenler
    Anne ya da baba olmak, hayatınızın akışını değiştirecek büyük bir olaydır. Hamile kalmadan önce yapacağınız bazı planlar ve değişiklikler sayesinde, daha sağlıklı birhamilelik geçireceğiniz muhakkaktır. Sağlıklı bir yaşam tarzı, siz ve bebeğiniz üzerine büyük ve olumlu etkiye sahiptir. Hamileliğin planlı olması sizi ileride olacakolaylara hazırlamaya yardımcı olur ve karşılaşacağınız zorlukları daha kolay, bilinçli bir şekilde atlatmanızı sağlar. Hamilelik öncesi iyi bir sağlık bakımının yapılması bütünhamileliğiniz boyunca size yardım edecektir. Bir çok kadın hamile kaldığını birkaç hafta geçmeden bilmemektedir. Bu ilk haftalar, fetus için en kritik dönemlerdir. Zira organlar bu dönemde oluşur. Sigara, alkol ve bazı ilaçların kullanılması bebeğin normal gelişimini engeller. Hamile kalmayı düşünüyorsanız en az 3 ay öncesinden bir doktora danışmanız, size yol gösterilmesi ve bilgi verilmesi açısından önemlidir.

    Sağlığınız ve vucudunuz hamile kalmaya uygun mu?
    Hamileliğiniz öncesinde jinekoloğunuzla bir görüşme yapın. Bu sizin için genel bir kontrol açısından harika bir fırsat olacaktır. Bu görüşmede değişmesi gereken alışkanlıklarınız varsa bunları ele alabilir ve yeni düzenlemeler yapabilirsiniz. Ayrıca yüksek tansiyon ve aşırı kilo gibi problemleriniz için gerekli tedavilere başlayabilirsiniz. Unutmayın eğer obesite(aşırı şişmanlık)ve yüksek tansiyon gibi problemleriniz varsa riskli guruptasınız demektir ve bunları kontrol altına almak için gerekenleri bir an önce yapın. Aşırı şişman kadınlar, yumurtlamaları düzenli olmadığından kolay hamile kalamamaktadırlar. Eğer kalırlarsa bu kez diyabet ve yüksek tansiyon onları beklemektedir. Ayrıca bu kadınların bebeklerinin de normalden iri doğma riski yüksektir, bu da beraberinde doğum yaralanmalarını ve zorunlu sezaryanı getirir.Yüksek tansiyonu olan annelerde ise düşük doğum ağırlıklı ve prematüre bebek doğurma riski yüksektir. Bunlara ek olarak hamilelikte çok ciddi bir problem olan Plasenta Abruption yani plasentanın bebek doğmadan önce rahimden ayrılması ve önden doğması riski yüksektir.Bütün bu riskleri tespit edip tedbirlerinizi alarak hamileliğinize daha sağlıklı başlayabilir ve sağlıklı bir çocuk sahibi olabilirsiniz

    Kilonuz ne durumda?Düzenli bir egzersiz programı takip edin ve bir diyetisyen ile uygun bir diyet programı hazırlayın. Bu hamilelik öncesi bebeğiniz için yapacağınız en önemli şeylerin başında gelmektedir. Uygun bir kilonun sağlanması iyi bir sağlık açısından önemlidir. Hamile kalmanızın en az 6 ay öncesinden boyunuzun kilonuzla orantılı bir düzeyde kalmasını sağlamalısınız. Hamilelik sırasında yüksek kilo annede yüksek tansiyon ve şeker hastalığına sebep olabilmektedir. Aşırı şişmanlık gebelik sırasında kalp için ek bir yüktür. Normalden düşük kilo ise bebeğin gelişimini engellemekte ve düşük tartılı bebekler doğmasına sebep olmaktadır.

    Sizin yada eşinizin ailesinde kalıtsal bir hastalık var mı?Bazı kalıtsal hastalıkların belirlenmesi ve yaşınıza aile geçmişinize bakılarak size genetik danışmanlık verilmesi açısından önem taşır. Genetik danışmanlık çiftlerin genetik hastalıklı bir çocuğa sahip olma şansı hakkında bilgi verir.

    Kronik bir hastalığınız var mı?
    Hamilelik vücudunuza yeni yükler yükleyeceği için, normalde kontrolünüz altında olan sağlık problemleriniz tekrar sorun çıkarabilir. Eğer bazı özel tıbbidurumlarla karşı karşıyaysanız, hamile kalmadan önce kontrol altına alınmalı ve hamileliğiniz boyunca bu kontrolleri sürdürmelisiniz.

    Bazı önemli sorular şunlardır:
    Şeker, yüksek tansiyon, sara nöbeti gibi rahatsızlıklarınız var mı?
    Kansızlık rahatsızlığınız var mı, şu an buna yönelik şikayetleriniz var mı? (Halsizlik, Çarpıntı, Solukluk, Çabuk yorulma)
    Hiç ameliyat geçirdiniz mi?
    Herhangi bir şeye karşı alerjiniz var mı?

    Daha önceki gebelikleriniz olduysa nasıl geçti?Geçmiş gebelikleriniz ve varsa bunlarla ilgili komplikasyonlar da önemlidir. Çünkü sorunlar tekrar yaşanabilir. Özellikle daha önce düşük yapan kadınlar yeniden hamile kalırken endişe taşırlar. Gerçekten de daha önce yapılan düşükler; düşük tartılı bebek doğum riskini ve erken doğum riskini arttırmaktadır.Bu noktada önemli olan kendi kendinize endişe etmektense bir hekimin de yardımıyla birlikte kontrollü bir hamilelik geçirmenizdir.

    Kullandığınız ilaçlar var mı?Aspirin, alerji ilaçları (anti histaminikler), diyet tabletleri, doğum kontrol ilaçları gibi günlük ilaçlar sorgulanacaktır. Bazı ilaçlar fetüsu etkilemektedir ve hamileliğiniz boyunca alınmaması gerekir. Örneğin bu günlerde akne tedavisi için yaygın olarak kullanılan Retinol (Retinoik asit, vitamin A türevi bir ilaç)bebekte doğumsal sakatlıklara neden olmaktadır ve ilaç tedavisi kesildikten sonra en az 6 ay hamile kalınmaması gerekmektedir. Sakinleştirici ilaçların veağrı kesicilerin kullanımının da doktora danışılması gerekir.

    İşinizde gebeliğiniz açısından bir risk var mı?
    Sizin veya eşinizin işinde radyasyon , kimyasallar , kurşun yada anestetik maddelere maruz kalma söz konusu ise bu hem hamile kalma şansınızı hem debebeğinizi riske sokabilir. Hamile kalmadan önce bu konuda işveren den veya işyeri doktorundan bilgi almak önemlidir.

    Kızamıkçık aşısı oldunuz mu?Kızamıkçık (rubella) hastalığı bebeğin iç organlarının geliştiği erken gebelik döneminde bebekte önemli bozukluklara neden olabilir(sağırlık,körlük, beyin gelişiminin engellenmesi...). Bu nedenle hamileliğe karar verdiğinizde doktorunuza başvurup bu hastalığa karşı bağışıklığınız bulunup bulunmadığını bir kantesti ile öğrenmelisiniz. Eğer bağışıklığınız yoksa doktorunuz aşınızı yapacaktır. Kan testini gebeliğinizden en az 3 ay önce yaptırmalısınız.

    Yapılması gereken diğer testler
    Hamilelik öncesi özellikle sosyal risk taşıyan annelerin AIDS için ELİSA testini yaptırması önemlidir. Bu anne adayını kesinlikle korkutmamalı ve rahatsızetmemelidir. Ayrıca daha önce yüksek riskli davranış öyküsü olsun olmasın tüm hamilelere AİDS testi önerilmesi gittikçe kabul gören bir yaklaşımdır. Bunun yanı sıra Hepatit-B testinin yapılması, sonuca göre bebeğin doğduğunda aşı ve tedavisinin yapılması da önemlidir. Özellikle Hepatit-B taşıyıcısıolduğunu bilen anneler, bebeklerine zarar vermemek için muhakkak doktora danışmalıdırlar. Bazı hepatit taşıyıcılarından (belirli bazı antijenleri olan) doğanbebeklerde enfeksiyon riski yüksektir ve bu bebeklere doğumdan sonra 12 saat içerisinde Hepatit-B aşısı ve immunoglobulin tedavisi yapılması hemenher zaman enfeksiyonu önler. Bunlara ek olarak anne ve babanın hamilelik öncesinde kan guruplarının bilinmesi, eğer bir kan uyuşmazlığı söz konusu ise hamileliğin özel olarak takipedilmesi, anneye doğumdan önce gerekli aşının (rho-gam) yapılması bir sonraki hamilelikte tehlikeyi önleyecektir. Eğer bu annenin ilk hamileliği değilse veanne ile baba arasında kan uyuşmazlığı varsa ve de anneye ilk hamileliğinde gereken aşı yapılmamışsa o zaman annenin kanında ilk gebeliğinde antikor oluşup oluşmadığına bakılması ve doğumun daha özel şartlarda planlanması uygun olur.
     
    Last edited by a moderator: 28 Kasım 2006
  2. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    ...

    Hamilelik Öncesi Beslenme Rehberi


    Bir aile olmaya karar verdiğiniz anda yapacağınız bir sağlıklı beslenme programı, gelecekte hiç şüphesiz çocuğunuza faydalı olacaktır. Sağlıklı beslenmekçocuğunuz doğmadan önce onun için yapacağınız en önemli şeydir ve inanın onun için güzel bir oda hazırlamaktan çok daha faydalıdır.İdeal olarak hamile kalmadan en az 3ay-1yıl önce beslenme durumunuz en iyi durumda olmalı. Ne çok zayıf ne de çok kilolu olmalısınız. Unutmayınhamilelik diyet için uygun bir zaman değildir.

    Hamilelik öncesi besin deponuzun en iyi durumda olması için günlük tüketmeniz gerekenler:
    • 2-3 kez kalsiyumdan zengin besin(yağsız süt,peynir, yoğurt)
    • 7 öğün sebze ve meyve. Araştırmalar göstermiştir ki folik asit bebekte meydana gelebilecek nöral tüp hasarlarını(omuriliğin kılıfının tam oluşmaması) önlemektedir. Folik asit ise ıspanak, brokoli, ve koyu yeşil sebzelerde bulunmaktadır. Ayrıca C vitamini yönünden zengin olan turunçgiller, kiwive yeşil sebzelerden faydalanmanız gerekir.
    • En az 2 öğün yüksek proteinli gıdalar almalısınız(balık, beyaz et, yumurta gibi..)
    • Bol su için ve sıvı alın

    Sağlıklı bir diyet ile beraber vitamin ve mineral desteği de almanızda fayda var. RDI’nın (uluslar arası tavsiye edilen doz) %100-150’si kadar vitamin vemineral almalısınız. Ayrıca aldığınız bu takviyenin 400 mikrogram folik asit ve 18 mg demir içerdiğinden emin olun. Çalışmalar göstermiştir ki bu ekvitamin ve mineraller doğum kusurlarını ve bebek anomalisi oluşma sıklığını en aza indirmiştir. Eğer kalori alımınızı çok arttırmazsanız hamilelik için gereken demir miktarını depolamanız zor olacaktır. Bu nedenle demir takviyesi alımı önemlidir. Unutmayın ki demir eksikliği vajinal kanama, düşük doğum ağırlıklı bebek, hamilelik ve doğum sonrası aşırı yorgunluk sebebidir.Yalnız dikkat edilmesi gereken kritik bir nokta vardır. Bazı vitaminlerin yüksek dozda alındığında zararlı olabilir. Özellikle yağda eriyen vitaminler vitamin A ve D fazla alındığında bebekte doğum kusurlarına yol açabilir. Bu nedenle RDI’nın %100-150’sini geçmemelisiniz.


    Ne Kadar Zamanda Hamile Kalabilirim?


    Çiftler genelde hamile kalmamak için büyük çaba sarf ederler ve çeşitli yöntemlere başvururlar. Ancak bir bebek sahibi olmaya karar verdikleri anşaşırtıcı gerçekle karşılaşırlar. Bu şudur; aslında bir aylık adet periyodunda hamile kalacabileceğiniz zaman 4 gün kadar kısa bir zaman dilimidir. Bu kısazaman dilimi döllenmeye hazır olgun bir yumurtanın yumurtalığınızdan atılarak tüplerden rahme geçişine kadar olan zaman dilimini kapsar. Eğer bu 4günlük kısa dönemde yumurta döllenmezse adet kanamanız başlar.

    Bu sebepten dolayı hamilelik şansınızı arttırmak için tam bu kısa yumurtlama döneminde ilişkiye girmeniz gerekir. Peki siz bu döneminizi nasılbelirleyebilirsiniz? Bunun için değişik metotlar vardır. İlk olarak adet günlerinizin tarihini kaydederek kendi adet takviminizi oluşturabilirsiniz. Özellikle düzenliadet gören hanımlarda bu çok işe yaramaktadır. Normalde kadınların adet dönemleri 24-36 gün arasında değişmektedir. Bir sonraki adet döneminintahmini başlangıcından 14 gün evveline gidildiğinde iki gün öncesini ve iki gün sonrasını alarak bu dört günlük zaman dilimini bulursunuz. Bu dört güniçinde bulunduğunuz adet döneminin ortalarına denk gelir.

    Doğum kontrol yöntemi kullanmayan ve haftada 2-3 kez düzenli ilişkiye giren çiftlerin ilk yıl içinde hamilelik başarı oranları %80’dir.%10-15’i ise ikinciyılda başarıya ulaşırlar. Ancak ilk bir yıl içinde hamile kalamayanların kısırlık açısından tetkik edilmesi doğru olur.



    Baba Adayı da Sigarayı Bırakmalı


    Sigara hem üreme fonksiyonlarını hem de seks hayatınızı olumsuz etkilemektedir. Sigara içen siz değil de eşiniz bile olsa bu olumsuz etkilerden aynı havayı soluduğunuz için sizde etkilenirsiniz. Eşi günde en az 1 paket içme alışkanlığında olan çiftlerin sigara içmeyen çiftlere göre yarı yarıya daha az seks yaptıkları tespit edilmiştir.Amerika’da 1999’da 300 çifti kapsayan bir araştırmada sigara içen erkeklerin sperm kalitesinin bozulması yanı sıra daha düşük seks isteklerinin olduğuortaya konmuş. Sigara içen ve korunmayan çiftlerde hamilelik oluşması içmeyen çiftlere göre en az 6 ay daha fazla zaman almış. Eğer çocuğunuz olmuyor ve sigara içiyorsanız inanın en etkili ve ucuz yöntem sigarayı bırakmanızdır. Siz hanımlar sigarayı bıraktırmak için eşinizi motive etmelisiniz. Onu daha iyi bir seks hayatı ve daha sağlıklı bir nesle sahip olmak için gönüllendirebilirsiniz.

    Sigarayı bırakmada etkili yöntemler:

    • Medikasyon(antidepresan ilaçlar ve nikotin bantları)
    • Davranış tedavisi
    • Egzersiz
    • Stres ile başa çıkmak için yeni yöntemler
    • Aile desteği


    En Uygun Doğum Yaşı

    En uygun yaşlar 20 ile 30 arasıdır. Doğum aralıklarının en az 2 yıl olmasını sağlayarak hem kendinizi hem de bebeğin sağlığını daha iyi koruyabilirsiniz. 35 yaş üzerindeki annelerde problemli gebelik riski yüksektir, ancak sağlıklı ve kendine dikkat eden annelerde bu risk azalır. 18 yaşından küçük kadınlarda ise ölü doğum ve düşük kilolu bebek doğurma riski yüksektir.
    Fertilite (doğurganlık) her kadın için farklıdır. Eğer anneniz erken bir yaşta menopoza girip doğurganlığını kaybettiyse,bunun sizin içinde böyle olması muhtemeldir.Hatta ailede ki diğer kadınlarda da benzer durumlar söz konusudur.Tıpta bilinen bir gerçek erken menopozun kalıtsal olduğu ve kız ile annenin bu konuda aynı kaderi paylaştığıdır.
    Ayrıca doğurganlık yaşla birlikte azalmaktadır.20 yaşında doğum kontrol yöntemi kullanmayan, düzenli ilişkiye giren ve bir çocuk isteyenlerin %20’si başarıya ulaşıyor. Bu oran 30 yaşında %15’e ve 35 yaşında %10’a iniyor. 40 yaşında ise bu oran %5.


    35 yaşından sonra anne olmak

    Hamilelik hangi yaşta olursa olsun risksiz değildir ama yaşın ilerlemesi ile bu riskler artar. Bu risklerin en önemlisi Down sendromlu bir çocuk doğurmaktır. Down sendromlu görülme sıklığı annenin yaşı ile beraber artar. Bu risk anne 20 yaşındayken 10000 de 1; anne 35 yaşındayken 1000 de 3, anne 40 yaşındayken ise 100 de 1’dir. Down sedromu ve başka kromozomsal anormalliklerin yaşlı annelerde daha sık olmasının nedeni annenin yumurtalarının yaşlanması ve zaman içinde zararlı madde, kimyasal, röntgen ve enfeksiyonlara daha çok maruz kalmasından olduğu düşünülmektedir.

    Down sendromunun tedavisi olmamakla beraber doğum öncesi tanı yöntemleri ile rahim içinde tanısı konabilmekte ve gerekirse gebelik sonlandırılmaktadır. Yaşı 35’in üzerinde olan annelerde yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kalp damar hastalığı gelişme riski artmıştır. Ayrıca düşük, erken doğum ve doğum sonrası kanama daha sıktır.
    İlerlemiş yaş, anne adayını tek başına yüksek riskliler kategorisine sokmaz.Ama bir çok bireysel riskin toplamı bunu yapar. Yaşı ileri anne risk etmenlerini en aza indirmek için çaba gösterir ve doktoru ile işbirliği içerisinde olursa sağlıklı bebek doğurma şansı çok artar.
    Geç yaşta anne olmanın artılarıda vardır. Bu kadınlar iyi eğitimlidir, işleri, mevkileri vardır ve daha olgundurlar; bu da onları iyi anne yapar. Daha ileri yaşta ve görmüş geçirmiş olduklarından; genç annelere göre, bebeğe bağlanıp kalmaktan daha az yakınırlar.
     
  3. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    ...

    Çocuğunuzun Cinsiyetini Belirleyebilir misiniz?

    Ye Tetlıyı Doğur “Atlı”yı Ye Ekşiyi Doğur “Ayşe”yi
    Bol pepsi içmek oğlunuz olacak anl***** mı gelir? Ya da kızınız olması için bol çikolata mı yemeniz lazım? Bunlar gibibüyükannelerin anlattığı hikayeler hakkında çok şeyler duymuşuzdur. Ve bu sorunun cevabını pek çoğumuz merak etmişizdir.Acaba çocuğumuzun cinsiyetini belirleyebilir miyiz? Şimdi burada size bu konu ile ilgili çeşitli görüşleri aktaracağız. Çocuğunuzun cinsiyetinde yediğiniz şeylerin etkisi var mı? Büyükannelerimizin ve teyzelerimizin anlattığına göre eşinizle ilişkiye girmeden önce neyi çok yerseniz çocuğunuzun cinsiyeti de ona göre oluşur. Örneğin:

    Erkek çocuk istiyorsanız:
    • Daha çok et yiyin (özellikle kırmızı eti)
    • Tuzlu yemişler ve cipsler yiyin.
    • Babalar bol soda için

    Eğer bir kız çocuk istiyorsanız: • Hem anne hem baba; bol balık ve sebze yiyin.
    • Anneler bol tatlı yiyin.


    Çocuğunuzun cinsiyetinde seks şeklinizin etkisi var mı?
    Yine büyükannelerin dediğine göre; eşinizle sevişme şekliniz de çocuğun cinsiyetini belirlemede etkin bir role sahip. İşte tavsiye edilenler,
    Bir oğlunuz olması için:
    • Sevişme sonrası bir süre yataktan kalkmadan uzanın.
    • Ayakta sevişin.
    • Eğer erkek daha istekli ve aktif ise oğlunuz olma ihtimali daha yüksek.
    • Eğer bebek yapma fikri babadan gelmişse yine erkek çocuk olma olasılığı fazla.
    • Kadın erkeğin solunda uyuyorsa.
    Kızınız olması için:
    • Kadının üstte olması
    • Kadının erkekten önce orgazm olması
    • Kadının seksi başlatan taraf olması önemli.

    Çocuğunuzun cinsiyetinde Astrolojinin etkisi var mı?
    Bizler gibi günlük horoskoplarını okuyan ve astrolojiye meraklı toplumların elbetteki bu konuda da inanacakları bir şeyler vardır.
    Bir erkek çocuk için:
    • Çeyrek ay varken sevişin.
    • Gece sevişin.
    • Ayın tek günlerinde sevişin
    Kız çocuk için:
    • Dolunayda sevişin.
    • Akşamüstleri sevişin.
    • Ayın çift günlerinde ilişkiye girin.

    Peki ya ısınız?
    Hem gerçek hem de mecazi anlamda ısıda bu konuda etkili. Anlatılan bazı öykülere göre: eğer eşinizle ilişkideyken rahat ve huzurlu iseniz kızınız; eğer endişeli ve gergin iseniz oğlunuz olacak demektir.Gerçek anlamda ise erkeğin testislerinin seks öncesi soğuk olması kızınız, sıcak olması ise oğlunuz olması anl***** geliyor.

    Önceki çocuklarınız
    Anlatılan bazı hikayeler ise en son olan çocuğunuza bir bakmanızı salık verirler. Eğer son çocuğunuzun ensedeki saçları düz bir hizada ise oğlunuz; eğer ense saçıüçgen biçiminde aşağıya uzanıyorsa kızınız olacak demektir.

    Çinliler bu konuda ne diyor?Çinliler bu iş için değişik bir yöntem bulmuşlar. Bunu uygulamak için bir ipe bir iğne geçirin ve birisi ipin ucunda sallanan bu iğneyi avucunuzun 10-15 cm üzerine sallandırsın. İğne eğer ileri geri hareket ederse kızınız; daireler çizerse oğlunuz olacaktır.

    Bu konuda uzman görüşleriÇocuğumuzun cinsiyetini seçebilirmiyiz? Belki evet, belki hayır. Yukarıda anlattığımız öykülerden çok daha güvenilir olanları çeşitli araştırmalar sonucunda tespit edilmiş ancak tüm tıp dünyası bu konuda ve bu konunun ne kadaretik (ahlaksal) olduğu konusunda ortak bir görüşe sahip değil.Bu konuda daha önce anlattığımız halk görüşleri şuna dayanmaktadır: Erkekkromozomu taşıyan sperm, kız kromozomu taşıyan spermden daha hızlı hareket eder.Peki bu konuda tıptaki ilerlemeler ne diyor? Kimi araştırmalar bu görüşü desteklerken kimileri geçerli olmadığı görüşünde.Human reproduction dergisinin eylül 1998 sayısında yayınlanan bir araştırmada; uzmanlar Flowsitometre denen bir yöntem ile bebeğin cinsiyetinin seçilebileceğini söylediler. Bu yöntemde DNA floresanlı bir boya ile boyanıyor ve miktarı ölçülüyor. DahaönceY-kromozomu taşıyan(erkek) spermin %2.8 daha az genetik materyyale sahip olduğu belirlenmiş. Böylece DNA’nın ölçümü ile istenen sekse ait genetik materyal elde ediliyor.
    Ancak bu yöntemler tam oturmuş değil. Bunun dışında tıpta belirlenen başka yöntemlerde var. Ama hiç bir yöntem size garanti vermiyor. Hatta bazıları birbirleri ile çelişiyor. Şimdi size üç doktorun bu konuda geliştirdikleri teorilerinden bahsedeceğiz. Ancak bunlar için kadının yumurtlamazamanının doğru tespit edilmesi şart. Bunun için iki yöntem var ve özellikle bu ikisi birlikte kullanıldığında çok daha doğru bir sonuca ulaşmak mümkün. Birincisi adet döneminizde vücut ısınızı hergün düzenli ölçerek bir tablo çıkarmanız. Tam yumurtlama zamanında vücut ısınız yükselme gösterir. Bunu tam olarak değerlendirebilmeniz için birkaç dönem bu çizelgeyi hazırlamanız ve alışmanız lazım. Bir ikincisi ise yumurtlama zamanında rahim ağzı servikal mukusun değişip, daha akışkan,berrak ve fazla miktarda olması. Bunları değerlendirip yumurtlama zamanını tespit edebilirseniz hamile kalmaya hazırsınız demektir.



    Shettlesmetod (Dr. Landrom Shettles ve Dr. David Rorvik)
    Bu yöntemin %75 etkili olduğu belirtiliyor.Y kromozomu taşıyan erkek sperm diğerinden daha hızlı hareket eder, ancak X kromozomu taşıyan (kız ) spermde diğerinden daha uzun yaşar.Bundan yola çıkarak yumurtlama zamanına ne kadar yakın ilşkiye girerseniz erkek spermi daha hızlı hareket ettiği için yumurtanızı dölleyecek ve oğlunuz olabilecektir. Eğer yumurtlama zamanından 2-4 gün önce ilişkiye girerseniz erkek spermler yumurtlama zamanına dek yaşayamayacağından ve ancak kız kromozomu taşıyanlar dayanabileceğinden kızınız olma şansı yükselir. Yinede hiç bir şey %100 değildir.

    Whelan metodu (Dr. Elisabeth Whelan)
    Bu metod biraz önce anlattığımızın tam tersini söyler. Bu metoda göre erkek spermin oluşumundaki bazı biyokimyasal değişiklikler adet döneminin erken safhasında daha etkili olur. Yani bir oğlunuz olsun istiyorsanız yumurtlama zamanından 4-6 gün önce ilişkiye girin. Whelan bu metodun erkek çocuk oluşumunda %68 başarılı olduğunu öne sürüyor.

    Ericsson metodu (Dr. Ronald Ericsson)
    Dr. Ronald Ericsson birçok kadın doğum merkezinde kullanılan bu yöntemin patent sahibi. Bu yöntem daha bilimsel şartlarda gerçekleştiriliyor. Babadan alınan spermler özel bir yöntemle filtre ediliyor yada sentrifuje ediliyor. Bu işlemden sonra hafif olan Y kromozomu(erkek) tüpün üstünde kalırken; ağır X kromozomu dibe çöküyor. Hangi cinsiyeti istiyorsanız daha sonra o alınıyor ve yapay döllenme ile rahminize bırakılıyor.

    Anlattığımız tüm bu yöntemleri kullanmasanız bile yapılan araştırmalar göstermiş ki her yıl hamile kalan çiftlerin erkek çocuk yapma olasılıkları %51.2 iken, kız çocuk olasılığı %48.8 dir. Yani ufak bir farkla oğlunuz olma olasılığı daha yüksek.
     
  4. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Anne Olmak İçin Doğru Zamanı Seçmek

    Annelik her kadının tatmak istediği bir duygu. Fakat yoğun iş hayatı ve kadınların sorumluluklarının hızlı artışı ileri yaşta anne olmayı beraberinde getiriyor. Annelik için doğru zaman hangisi? Geç yaşta anne olmanın yararları ya da zararları nelerdir? Bu soruların cevabını yazımızda bulacaksınız...

    Bir kadın öncelikle bebek sahibi olmak isteyip istemediğine tam olarak karar vermelidir. Biyolojik saat çalışmaktadır ve zaman geçtikçe bu saatin tik tak''ları daha da yükselmektedir. Karar vermek sadece duygusal açıdan değil aynı zamanda sağlık açısından da zor olabilir. Yaş ilerledikçe artan riskler ve genetik faktörler, doğumun zor olup olmayacağı ve bütün bu soruların sonunda bekleyen ``Ya hiç anne olamazsam ''''korkusu.

    Günümüzde ileri yaşta anne olmanın giderek yaygınlaştığını görüyoruz. Özellikle pek çok ünlü isim geç yaşta anne olmayı tercih ediyor. Patricia Hodge 42 yaşında anne olurken, Madonna ise 40 yaşında kızını dünyaya getirdi. Yoğun geçen sahne hayatları onların genç yaşta anne olmasını engellemişti. Bu kişilerin röportajlarını okuduğumuzda ise, hiçbirinin durumdan şikayetçi olmadıklarını ve olgun yaşta anne olmanın daha avantajlı olduğunu söylediklerini görüyoruz. Erken yaşta anne olmak ile ileri yaşta anne olmak arasında şimdiye kadar pek çok araştırma yapılarak her iki durum kıyaslanmış; yapılan arıştırmalar günümüzün değişen koşullarında pek çok kadının geç yaşta anne olmayı tercih ettiğini göstermiştir.

    Umutsuz olmayın

    Geç yaşta anne olmanın olumlu yanları ele alınacak olursa aslında durum hiç de düşünüldüğü kadar kötü değil. Bu annelerin doğumdan sonraki bir yıl içerisinde bebeklerini daha kolay ve bilinçli bir şekile emzirdikleri gözlenmiş. Ayrıca hamilelik süresince annelerin görünüşlerinden yana fazla bir şikayetleri olmadığı ve hamile vücutlarını daha kolay kabullenebildikleri de ortaya çıkmış, sekse karşı olan ilgilerinde ise bir azalma görülmemiş. Genç anneler ve ileri yaştaki anneler arasında yapılan araştırmaya göre, doğum sonrası duygusal depresyon ve kendini iyi hissetmek arasında bir fark yok. Her iki gruptaki anneler de doğum sonrasındaki bu zorlu duygulara karşı eşit şartlarda dayanıklılar. Doğum şekline gelince sezaryen ya da normal doğum olsun herhangi bir sorun yaşanmıyor ve duyulan ağrıda da bir fark yok. Peki geç yaşta anneliğin riskleri neler olabilir? Geç yaşta anne olmaya karar veren kadınların çoğunun en büyük düşüncesi genetik risklerin artacağı korkusudur. Genetik risklerin ileri yaştaki gebeliklerde artacağı doğrudur, fakat bunun dışında her doğumda olabilecek risklerde bir artış görülmez. Anormallik riski 20''li yaşlarda 2000´nde 1, 35 yaşlarında 365´te 1, 40´lı yaşlarda ise yüzde 1 şeklinde görülür. Sonuç olarak 40 yaşındaki bir annenin Down sendromlu bir çocuk sahibi olma riski yüzde 1´dir. Bu durumdan da anlaşılacağı gibi çocuğun sağlıklı doğma olasılığı ise yüzde 99´dur ve bu da hiç de az bir rakam değildir. Yine yapılan araştırmalar göstermektedir ki 30´lu yaşlardaki kadınların gerek sosyal gerekse psikolojik yönden daha güçlü olmaları bebek sahibi olduktan sonra hayatlarını daha güvenli ve bilinçli bir şekilde sürdürmelerini sağlar. Ayrıca bu yaşlardaki kadınların kendilerine olan güvenleri daha fazla olduğundan bebek sahibi olmaya daha rahat bir şekilde karar verebilirler.

    Geç anne olanlar daha mı uzun yaşıyor?

    `Geç yaşta anne olmak ömrü uzatır mı'''' bu sorudan yola çıkan Harvard Sağlık Okulu´ndan bir grup öğrenci aynı yıl doğan kadınlar üzerinde bir araştırma yapmışlar. Bu araştırmaya göre 40´lı yaşlarda doğum yapan kadınların daha erken yaşta doğum yapanlara göre daha uzun yaşadıkları ortaya çıkmış. Bunun açıklaması ise şöyle yapılmış; 40´lı yaşlarda anne olan kadınlar daha geç yaşta menopoza giriyorlar ve daha uzun yaşama şansları olabiliyor. Bu kadınların östorojen hormonu çalıştığından, yaşa bağlı olan hastalıklara, kalp problemlerine karşı da daha dayanıklı oluyorlar.

    Bu durum halen tartışılabilirliğini koruyor. Erken ve geç yaşta anne olmakla ilgili bir başka tartışılan konu ise, genç annelerin daha hareketli ve enerjik olması ile ilgili. Genç anneler çocuklarıyla birlikte pek çok fiziksel aktiviteyi rahatlıkla paylaşabildiklerini, çocuk büyütmekle ilgili yorgunluklara daha rahat katlanabildiklerini anlatıyorlar. Sonuç olarak şartlar ve yaş ne olursa olsun önemli olan kadının kendisini bu sorumluluğa karşı hazır hissetmesi ve annelik duygusunu yaşamak istemesi.



    Kızlar ve Erkekler Farklılıkları

    Bebek bekleyen anne adaylarının kimi oğlu olsun ister, kimi kızı. Oysa onlar arasındaki minik farklılıkları bildiğiniz takdirde cinsiyeti ne olursa olsun harika ilişkiler kurmanız mümkün. İşte, size bazı ipuçları.

    Bir bebeğiniz olduğunda çevrenizdeki herkesin ilk sorduğu soru şudur: Kız mı yoksa erkek mi? Siz de bu cinsiyete göre oda takımının renkleri belirlersiniz, oğlunuza mavi tulumlar, kızınıza pembe elbiseler seçersiniz, oyuncak seçimindeki kriterleriniz ise bellidir: Kızsa bebek, erkekse araba. Sadece sizin değil, hepimizin farkında olmadan yaptığı tüm bu tercihler akıllara şu soruyu getiriyor: Çocukların karakteristik özellikleri doğuştan mı yoksa bizim yönlendirmemiz sonucu mu oluşuyor? Birçok uzman her iki etmenin de bu konuda etken olduğunu belirtiyor. Yapılan araştırmalar da bu görüşü destekliyor. Örneğin, bebeklerin anne karnındaki gelişimi sırasında erkeklerde beynin sağ tarafı, kızlarda ise sol tarafı öncelikli olarak gelişiyor. Bu durum şu anlama geliyor: Beynin sağ tarafının önce gelişimi sonucu erkekler fiziksel aktivitelerde başarılı olurken, sol tarafı öncelikli gelişen kızlar yazı yazma ve konuşmada başarılı oluyorlar. Bununla birlikte ailelerin ve toplumun yetiştirme biçimi de karakter oluşumunda önemli bir rol oynuyor. Erkek çocukların kızlara oranla daha yaramaz oldukları bir gerçek. Ancak yapılan araştırmalar şunu gösteriyor: Anneler erkeklerin daha yaramaz olduğuna baştan kendileri inandırdıkları için, onlara karşı daha toleranslı oluyorlar. Hiç şüphe yok ki, doğdukları andan itibaren kız çocukları ile erkekler arasında gerek fiziksel, gerekse ruhsal birçok farklılık var.

    Erkekler hastalığa yatkın
    Bebekliklerinden itibaren erkekler kızlara oranla fiziksel olarak daha çabuk incinebiliyor. Zaman geçtikçe de bu durum değişmiyor. Erkekler kızlara göre çok daha çabuk hastalıklara yakalanıyor ve ölüm oranları daha yüksek oluyor. Uzmanlar, testesteron hormonunun bu durumu yarattığı görüşünde birleşiyorlar.

    Boy ve kilo

    Ortalama olarak erkekler kızlara oranla daha ağır ve uzun oluyorlar. Bu şu anlama geliyor: Erkekler daha kilolu olduğu için oturmayı daha yavaş gerçekleştiriyorlar. Ama, onlara destek olan daha ağır bacakları sayesinde çok çabuk yürümeyi öğreniyorlar. Bu adımdan sonra gelişim süreci eşit seviyede devam ediyor.

    Sosyal davranış

    Yenidoğan kızlar, erkeklere oranla daha sosyal ve konuşmaya yatkın olurlar. Yaşamların ilk haftalarında kız çocukları erkeklerden 2 misli fazla gülümserler. Tabi ki bu farklılığın sebebi sizin kendi davranış biçiminizden kaynaklanıyor olabilir çünkü kız çocuklarla konuşmaya dayalı ve yumuşak bir ilişki kurulur.

    İlk tepkiler

    Amerika Birleşik Devletleri´nde yapılan bir araştırma bebeklikten itibaren erkeklerin, annelerinin negatif davranışlarına daha sert tepki verdiklerini ortaya koyuyor. Özellikle bir istekleri rededildiği takdirde bunu kızlara göre daha zor kabulleniyorlar.

    Yaramaz erkekler

    Ebeveynler erkek çocuklarla daha çok bedensel güce dayalı, hareketli oyunlar oynadıkları için erkekler genellikle fiziksel aktivite gerektiren oyunları tercih ediyorlar. Bu durum da onların daha yaramaz olmalarına neden oluyor. Oysa kız çocukları daha çok hayal gücüne yönelik oyunları benimsiyorlar.

    Bağımsız kızlar

    Çocuklar 2 yaşa doğru yürüme, konuşma, beslenme ve tuvalet alışkanlığını edinme ile birlikte bağımsız davranışlar geliştirirler. Annelerin erkek çocuklarına daha toleranslı ve daha koruyucu davranmaları, kız çocuklarının ise anneleri tarafından daha çok eğitilmesi bu durumu yaratan etmenlerin başında geliyor. Kızlar ayrıca okul öncesi döneme oldukça yatkın bir yapıya sahipler ve sosyal ilişkilerin kurallarını daha çabuk öğrenebiliyorlar.

    Oyuncak seçimleri

    Bu konuyla ilgili yapılan bir çalışmaya göre kızlar erkeklere ait oyuncaklar ile rahatlıkla oynamayı kabullenirken, erkekler kızlara ait oyuncaklarla oynamayı kabul etmiyorlar. Uzmanlar bu durumu şöyle açıklıyor: Ebeveynler, kızların erkeklere ait oyuncak ile oynamasına ses çıkarmazken, erkeklerin kızlara ait oyuncaklarla oynamasına tepki gösterirler.

    Dil öğrenme

    Kızlar normal olarak erkeklere göre çok daha çabuk ve uzun cümlelerle konuşmaya başlarlar. Erkekler ise genellikle geç konuşmaya başlarlar. Bu farklılığın sebebi muhtemelen kızların beyinlerin sol tarafının erken gelişimi ve özellikle babaların kız çocuklarıyla erkeklere göre 2 misli çok konuşmaları ile açıklanıyor.
     
  5. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Hamileliğe Hazır mısınız?


    Artık kendinizi anne olmaya hazır hissediyorsunuz. Peki hamilelik ten önce dikkat etmeniz gereken faktörler olduğunu biliyor musunuz? Gebelik döneminde olduğu gibi öncesinde de anne ve bebek sağlığı açısından bilmeniz gereken noktalar var. Biz de konu ile olarak Ferti – Jin Kadın Sağlığı Merkezi’nden Op. Dr. Murat Taşdemir ile söyleştik.

    Hamile kalmaya karar veren kişiler yaşam tarzlarında bir değişikliğe gitmeli mi?

    Günümüzde gebeliğin ilk haftalarının önemi daha iyi anlaşılmıştır. İlk 12 haftada bebeğin organları oluşur. Birçok kadın henüz gebe olduğunu anlamadan bebeğin birçok organı gelişmiştir. Anne adayının yaşam şekli gelişmekte olan bebeği etkiler. Bu nedenle çocuk sahibi olmaya karar veren çiftler yaşam tarzlarını gözden geçirip düzenlemelidir.

    Sigara, alkol, kafein gibi alışkanlıkları hamilelik öncesinde bırakmak gerekir mi?

    Sigara içen kadınlarda bir yıl içinde gebe kalabilme olasılığı sigara içmeyenlere göre % 25 daha düşüktür. Sigara yumurta kalitesini bozar, yumurtanın döllenmesini ve döllenen yumurtanın rahme tutunmasını zorlaştırarak gebeliği önler. Sigara içen kadınlarda dış gebelik ihtimali de artar. Bu nedenlerden ötürü gebeliğe hazırlık dönemi sigarayı bırakmak için uygun bir zamandır. Oysa sigaranın zararlarını bilmesine rağmen birçok kişi sigara içmeye devam ediyor. Ancak en azından gebelik süresince sigara kesinlikle bırakılmalıdır. Sigara anne adayının beslenmesini bozarak, vücuttaki C vitamini seviyesini düşürür. Bebeklerin düşük doğum ağırlıklı doğma riskini artırır. Gebeliğe hazırlık e gebelik sırasında alkol tüketiminden de kaçınmak gerekir. Aksi takdirde doğumsal anomalilere neden olabilir. Kafein de gebelik döneminde uzak durulması gereken bir madde. Kahve, çay, kola gibi kafein içeren ürünlerin tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

    Gebelik öncesinde beslenme alışkanlıklarında dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?

    Dengeli ve sağlıklı beslenme sağlıklı çocuk sahibi olabilmek için çok önemlidir. Çiftlerin sağlıklı beslenmesi yumurta ve sperm kalitesini ve döllenmeyi etkiler. Gebelik öncesi dönemde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının edinilmesi ve bunların gebelik süresince devam ettirilmesi çok önemlidir. Düzenli beslenme alışkanlığı anne adayına, ailesine ve gelişecek bebeğin sağlığına katkıda bulunur. Gebelik öncesi dönemden itibaren temel besin gruplarının hepsinden her gün alınmasına, günde 3 öğün yemek yenmesine ve kalsiyum, demir, folik asit gibi önemli vitamin ve mineralleri içeren besinlerden yeterli miktarlarda alınmasına dikkat edilmelidir. İdeal diyet şöyle olmalıdır:
    Protein 4 porsiyon
    Süt ve süt ürünleri 4 porsiyon
    Tahıl 4 porsiyon
    Yeşil sebze 4 porsiyon
    Sebze ve meyveler 4 porsiyon
    C vitaminli meyveler 1 porsiyon

    Hamilelik sırasında alınması zorunlu olan folik asit gebelik öncesinde de alınmalı mı?

    Folik asit döllenmeden hemen sonra omurilik ve sinir sisteminin gelişmesinde önemli rol oynar. Gebelikten önceki 3 aylık dönemden itibaren günde 400 mg. folik asit takviyesi nöral tüp bozukluklarının oluşmasını engeller. Folik asit narenciyede, yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde bulunur. Gebelik öncesi dönemden itibaren doğal besinlerle alınan folik asit yanında 400 mg folik asit içeren multivitaminler ve folik asit tabletlerini almak gerekir.

    Hamilelik öncesinde ilaç kullanılmasında dikkat edilmesi gereken kriterler var mıdır?

    Hamilelik dönemi ve öncesinde reçeteli veya reçetesiz satılan tüm ilaçları kullanmadan önce bu dönemde kullanılıp kullanılmayacaklarının araştırılması gerekir. Gebelik dışında kullanıldığında hiçbir yan etkisi olmayan ilaçlar bile gebelik sırasında bebeğe zarar verebilir. Herhangi bir doğum kontrol yöntemi kullanmayan bir kadın menstural siklusunun ikinci yarısında gebe olduğunu düşünerek gerekli önlemleri almalı ve kendine zarar verebilecek şeylerden kaçınmalıdır.


    Sağlıklı Bir Hamileliğe Hazırım


    Anne mi olmak istiyorsunuz? Hamilelik her kadının en özel ve zorlu zamanlarından biri. Bu dönemde psikolojik ve fiziksel olarak birçok sorunla karşılaşma olasılığı var. Ancak, bu problemleri en aza indirmek hiç de zor değil. Tek yapmanız gereken hamilelik öncesinde bazı kontrolleri ihmal etmemek. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç Dr. Cem Fıçıcıoğlu anne olmak isteyenlerin yaptırmaları gerekli kontrolleri aktarıyor.

    Hamile kalmadan önce yaptırılması gereken aşılar var mıdır?

    Hamile kalmadan önce yaptıracağınız aşılar ile hem kendinizi hem de bebeğinizi enfeksiyonlardan korumanız mümkün. Yapılması gerekli aşılardan biri Kızamıkçık aşısıdır. Kızamıkçık anne adayları için oldukça tehlikelidir. Çünkü yüksek ateş; düşük ve erken doğum riskini artırıyor, hatta bebeğinizin sakat doğmasına neden olabiliyor. Eğer çocukluk çağında bu hastalığı geçirmemişseniz, hamile kalmadan en az iki ay önce tek doz kızamıkçık aşısı yaptırmasında yarar vardır. Bir diğer aşı ise Hepatit B’dir. Bu virüsün gebelik sırasında bebeğe geçme riski çok yüksektir Bu nedenle hamilelik öncesi Hepatit B aşısı yaptırmanız son derece önemlidir.

    Hamilelik öncesi dişleri kontrol ettirmek gerekli midir?

    Hamilelik döneminde vücudunuzda gerçekleşen hormon düzenindeki değişiklikler, diş ve dişetlerini olumsuz yönde etkiliyor. Gebelikte tükürükte artan asit oranı, diş minelerinin bozulmasına yol açıyor ve çürüklere neden olan bakterilerin işini kolaylaştırıyor. Ancak, hamilelik öncesi yaptırılacak diş bakımı ile bu sorunlardan kurtulmak mümkündür.

    Hamilelik öncesinde ve sırasında sigara ve alkol kullanımının yarattığı etkiler nelerdir?
    Sigara kullanımı sadece annenin değil, bebeğin sağlığını da büyük ölçüde tehdit ediyor. Çok zehirli bir madde olan karbonmonoksit, alyuvarlardan oksijen emerek bebeğe daha az oksjien gitmesine neden oluyor. Sigara dumanındaki zehirler, bebeğinizin gelişmesini ve plasentanın fonksiyonlarını olumsuz yönde etkiliyor. Bebeğin sakat, düşük kilolu, zeka düzeyi düşük doğma riski yükseliyor. Ayrıca bebeklerde doğum esnasında ya da doğumdan sonra meydana gelen ölüm riskleri, sigara kullanmayan annenin bebeğine göre daha yüksek. Ayrıca sigara doğurganlığa da zarar veriyor. Tüm bu olumsuzlukları dikkate alarak, anne olmaya karar verildiğinde sigara bırakılmalıdır.

    Alkol de bebekte zihinsel ve kalp hastalığı gibi birçok anomaliye neden olabiliyor. Bebeğin sağlığını riske atmak istemiyorsanız, hamilelik öncesinde alkolü tamamen bırakmanız gerekiyor.

    Hamile kalmaya karar vermeden önce jinekolojik muayene de gerekli midir?

    Hamile kalmayı planladığınızda mutlaka bir kadın doğum uzmanına başvurun. Jinekolojik muayenede, yumurtalıklarda ve rahimde gebeliğe engel bir sorun olup araştırılacak, vajinada ve vajinal salgıda herhangi bir enfeksiyon bulunup, bulunmadığına bakılacaktır. Yapılan tetkikler sonucunda doktorunuz gebeliğinizi engelleyici bir neden görürse, tedaviden sonra gebe kalmanızı isteyecektir. Doktorunuz bebekte ciddi sorunlara yol açabilen toksoplazma ve HİV virüsleri testi yaptırmanızı da önerecektir. Toksoplazma, bebeğinizin sağlığını ciddi boyutlarda tehdit edebilen bir kedi ile köpek parazitidir. Eğer test sonucunda toksoplazma enfeksiyonuna rastlanılırsa, bebek isteğinizi birkaç ay ertelemenizde yarar var.

    Kilolu olmak hamileliği etkiler mi?

    Fazla kilolarınız varsa, gebelikten önce bir uzman denetiminde diyet ve egzersiz yaparak normal kilonuza ulaşın. Çünkü fazla kilolar, hem sizin hem de bebeğinizin sağlığını ciddi boyutlarda tehdit ediyor. Örneğin, hipertansiyon, kalp hastalığı gibi istenmeyen durumlara yol açabileceği gibi, bebeğin de yetersiz gelişmesine, ortalamanın altındaki kiloda dünyaya gelmesine neden oluyor.

    Egzersiz gebelik açısından faydalı mıdır?

    Gebelik öncesinde düzenli ve bilinçli egzersiz yapmak önemlidir. Hamilelik, karın kaslarında gevşemeye ve iskelet yapısında değişikliklere sebep oluyor. Ancak egzersizler, kas yapısındaki gevşemeleri minimum seviyeye indiriyor. Egzersizle güçlenen kas ve damarlar gerilmeye alıştığı için gebelik dönemi daha rahat geçiyor.


    Hamile Kalmaya Karar Vermeden Öncesi

    İnsanın hayatında verdiği en önemli kararlardan birisi de çocuk sahibi olmak. Ancak bu güç karar verildiğinde hamile kalmadan önce hem ruhsal hem de fiziksel olarak hazır olmak gerekiyor.Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Alper Mumcu “Sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmek, sağlıklı ve rahat bir doğum yapmak ve sağlıklı bir bebeğe sahip olmak için hamile kalmaya karar verdiğinizde doktorunuzla görüşmeniz önemlidir.”diyor.

    Gebelik öncesi muayene yaptırmak gerekir mi?

    Anne olmaya karar verildiğinde ilk yapılması gereken gebeliği takip etmesi istenilen hekim ile temasa geçmek, randevu almak ve muayeneye gitmektir. Gebelik öncesi muayenenin birtakım amaçları vardır. Sağlık durumu ile ilgili amaçların dışında sizin hamileliğinizi takip etmesini ve doğumunuzda eşlik etmesini arzu ettiğiniz hekiminizi tanımanız ve pozitif diyalog kurmanız açısından da bu ilk ziyaret son derece önemlidir. Doktorunuzla kuracağınız diyalog hamilelik takiplerinin önemli bir detayıdır. Doktorunuz "ben bebek sahibi olmak istiyorum" diye başvurduğunuzda sizin genel sağlık durumunuz ile ilgili ana hatları çıkartmaya çalışacak ve olası problemleri saptayarak bunları tedavi edecektir.

    Muayenenin aşamaları nelerdir
    Muayenenin ilk aşaması görüşmedir. Bu görüşmede doktorunuz ilk önce sizi tanımaya çalışacaktır. Yaşınız, mesleğiniz, kaçıncı evliliğiniz olduğu gibi sizin için önemsiz görünebilecek bazı bilgiler doktorunuza önemli ipuçları verebilir. Bunlardan mesleğiniz özellikle önemlidir. Meslek ile ilgili faktörler genel sağlık durumu dışında hamilelikte de zararlı olabilmektedir. Doktorunuz daha sonra kalp hastalığı, diabet, karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı gibi kronik sistemik hastalığınız olup olmadığını sorgular. Bu hastalıkların varlığı hamileliğin size zarar vermesine neden olabileceği gibi bebeğinizin sağlıklı gelişimine engel olabilmesi açısından da önemlidir. Sistemik hastalıklar gözden geçirildikten sonra sıra daha spesifik olan jinekolojik hastalıklara gelir. Miyom, yumurtalık kisti, endometriozis gibi hamileliğe engel olabilecek durumların varlığına yönelik ipuçları aranır ya da daha önceden bu tür durumların varlığı tespit edilmiş ise uygulanan tedaviler ve sonuçları ile ilgili bilgi edinilir. Bazı jinekolojik hastalıklar ve enfeksiyonlar hamile kalmada güçlüğe ya da hamile kalındığında düşüklere neden olabildiğinden jinekolojik öykü son derece önemlidir. Eğer daha önce doğum yaptıysanız bebeklerin doğum haftaları, doğum kiloları, doğum şekli, eylem ve doğum sırasında yaşanan özellikler değerlendirilir. Eğer daha önceden tekrarlayan düşükler, sakat ya da ölü doğumlar varsa doktorunuz yeniden hamile kalmanıza izin vermeden önce bunların nedenlerini araştırmak ve gerekiyorsa tedavi etmek isteyecektir.

    Görüşmenin bir başka amacı da anne-baba adayının yaşam ve beslenme alışkanlıklarının ortaya çıkarılmasıdır. Bu alışkanlıklar hamileliğe ve bebeğe zarar verebileceği için mutlaka sorgulanmalıdır. Düzenli ya da düzensiz kullanılan ilaçlar hekim ile tartışılmalı, bunların gebeliğe ve bebeğe olan etkileri sorgulanmalıdır. Öte yandan alerji varlığı ve hangi maddelere karşı allerjik olunduğu da önemlidir.

    Laboratuar incelemeleri de yaptırmak gerekir mi?
    Öykü ve muayeneden sonra sıra bunlarla saptanamayan faktörlerin incelenmesi gerekir. Bu inceleme laboratuvar yardımıyla yapılır. Bilinen herhangi bir hastalığı olmayan kişilerde rutin testler istenir. Rutin testler şunlardır:

    • Tam kan sayımı
    • Tam idrar tetkiki
    Anne ve babanın kan grupları
    • Toksoplazma ile ilgili testler
    • Rubella (kızamıkçık) ile ilgili testler
    • Hepatit B ile ilgili testler
    • Açlık kan şekeri (AKŞ) bakılması son zamanlarda önerilmemektedir çünkü AKŞ sadece var olan aşikar diabeti gösterir. Bunun yerine 50 gram glukoz ile yapılan tarama testi daha önemli bilgiler verebilir.

    Bunlar dışında belirli bir yakınma ya da bulgu varsa buna yönelik incelemeler yapılır. Örneğin adet düzensizliği varlığında tiroid ve prolaktin hormonları da dahil olamak üzere detaylı hormon incelemesi gerekli olabilir. Jinekolojik hastalık dışında bir patoloji saptandığında doktorunuz ilgili branştan konsülatasyon isteyecektir.


    Muayene sonucunda ne önerilerde bulunuyorsunuz?

    Tüm incelemeler yapıldıktan ve hamile kalmaya engel bir durum olmadığı gösterildikten ya da var olan patolojiler tedavi edildikten sonra sıra önerilere gelir.Yapılan tetkiklerde rubella'ya karşı bağışık olmadığınız saptanırsa aşı olmanız gerekir. Ancak bu aşı canlı virüslerden yapıldığı için aşı sonrası 3 ay süreyle hamile kalmamanız ve bu sürenin sonunda bağışılık gelişlip gelişmediğini kontrol ettirmeniz gereklidir.

    Eğer diabet (şeker hastalığı) saptanmış ise kan şeker düzeyinizin mutlaka normal düzeyde tutulması gerekir Yapılan araştırmalar kan şekeri yüksekliğinin hamilelik üzerinde olan olumsuz etkilerinin döllenme olmadan çok daha önce başladığını ortaya koymuştur.

    Sigara ve alkol konusundaki görüşleriniz nelerdir?

    Sigarayı bırakmak için anne olmayı istemekten daha iyi bir sebep olamaz. Sigara kadında yumurta, erkekte sperm sayı ve kalitesini azalttığından gebe kalmada güçlüğe neden olabilir. Sigara içen gebelerin bebekleri düşük doğum ağırlıklı olabilmekte, bu kadınlarda düşük ya da erken doğum daha sık görülmektedir. Yeni yayınlanan bir çalışmada gebelikleri boyunca sigara kullanan kadınlardan doğan erkek çocukların ileriki yaşamlarında suç ve şiddete olan eğilimlerinin artmış olarak bulunması ilginçtir. Benzer şekilde alkol de gebe kalma şansını bir miktar azaltır. Anne karnında alkole maruz kalan bebeklerde uzun dönemde zeka gerilikleri, öğrenme bozuklukları, davranış bozuklukları görülebilir. Yine yapılan bir çalışmada haftada 1-5 kez alkol kullanan kadınların hiç kullanmayanlara göre daha zor gebe kaldıkları saptanmıştır. Alkol erkekte de sperm sayısı ve kalitesini azaltır.

    Hamile kalmadan önce beslenmede dikkat edilmesi gereken noktalar var mıdır?

    Gebelikte olduğu gibi gebe kalmaya karar verildiğinde de beslenme son derece önemlidir. Suni tatlandırıcılar, kafein gibi pek çok maddenin kullanımı azaltılmalıdır. Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyi dönem gebelik öncesidir. Çünkü gebelikte diet önerilmez. Yaygın kanının aksine beslenme bozukluğu olmayan kişilerde hamile kalmadan önce vitamin takviyesi gerekmez. Bu durumun istisnası folik asittir. Hamile kalmadan önce B grubu vitaminlerden biri olan folik asit takviyesi faydalı olmaktadır. Günde alınan 400-800 mikrogram folik asit bebekdeki merkezi sinir sistemi anomalilerini %50'ye yakın oranda azaltır.

    Çocuk sahibi Olmak İstiyorsanız İyi Beslenin


    Sigara, aşırı kafein alımı ve bunun gibi başka zararlı alışkanlıkların, üreme sistemine zarar verdiği bilinen bir gerçek. Eurofertil Üreme Sağlığı Merkezi Medikal Direktörü Dr. Hakan Özörnek, “Ne yediğimiz, ne tür beslenme alışkanlıklarına sahip olduğumuz, hatta ne kadar zararlı alışkanlığa sahip olduğumuz, bir gün bir çocuk sahibi olmamıza engel olabilir.” Diyerek bebek isteyen çiftleri uyarıyor.

    Bebek sahibi olmak istiyorsanız alışkanlıklarınızı belirlerken dikkatli davranmanız gerektiğini aklınızdan çıkarmamalısınız. Dr. Hakan Özörnek “çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin, özellikle sigara ,alkol, çay,suni tatlandırıcılar ve kahve gibi gıdalardan uzak durmaları gerektiğini” vurgulayarak şöyle diyor: “Yapılan araştırmalara göre sigaradaki nikotin, yumurtalıklardaki genetik anormalliğin artmasına sebep olmakta. Hatta bu duruma paralel olarak erken menopoz da görülebilmekte. Sigara içen kadınların gebe kalma oranı içmeyenlere göre daha düşük, bunlarla berber, düşük yapma riski ise daha yüksek. Alkol ise hem erkeklerde hem de kadınlarda ciddi bir tehdit unsuru. Alkol, erkeklerde sperm hareketliliğini ve sayısını azaltmakla beraber, haftada 1-5 kez alkol kullanan kadınların kullanmayanlara göre gebe kalma oranı daha düşük olduğu çok açık bir gerçek.”

    Aşırı Kafein Almayın

    Dr. Hakan Özörnek’in üzerinde önemle durduğu konulardan biri ise kafein alımı. Bayanlarda kafein alımının gebelik şansını azalttığını belirten Özörnek, kafeinin hamilelikte düşük riskini arttırdığını ve bebeklerin doğum ağırlıklarını olumsuz yönde etkilediğini söylüyor. Bu nedenle gebelik planlayan bayanların kafein alımını en az düzeyde tutmakları ve günlük çay, kahve tüketimini azaltmaları gerekmekte.

    Bitkisel İlaçlara Dikkat!

    Bayanları yakından ilgilendiren bir konu daha var: Bitkisel ilaç kullanımı. Günümüzde bitkilerden elde edilen ilaçlar yaygın olarak kullanıldığını belirten Eurofertil medikal direktörü Özörnek, bunların başlıcalarının Ginko biloba ve Echinacea purpura içeren ilaçlar olduğunu söylüyor ve bu ilaçların yumurta ve sperm fonksiyonlarını olumsuz yönde etkilediğinin altını çiziyor. Bu açıdan gebelik planlayan bir bayan iseniz bu ilaçların kullanımını bırakmanızda fayda var.

    Folik Asiti İhmal Etmeyin

    Günlük yediğimiz içtiğimiz gıdaların ne kadar sağlıklı olduklarına dikkat ettiğimiz kadar, gebelik dönemine hazırlanırken de vücudumuzu hangi yollarla takviye edeceğimiz de oldukça önemli bir konu. Bu hususta da Dr. Özörnek gebelik öncesinde özellikle folik asit vitaminin alınmasını öneriyor. Özörnek’in açıklamalarına göre, yapılan çalışmalar gebe kalınmadan 45 gün önceden itibaren folik asit alımının fetusta özellikle omurgaların hatalı gelişimi ile karakterize olan nöral tüp defekti riskini azalttığı kesin olarak kanıtlıyor. Bu nedenle gebelik planlayan bayanların günde 400 mikrogram folik asit almaları gerekmekte. Yeşil yapraklı sebzelerde, fındıkta, bademde ve baklagillerde yoğun bir biçimde bulunan FOLİK ASİT, sağlıklı gebelik için oldukça önemli bir vitamin. Folik asiti ayrıca piyasada multivitamin formül ya da sadece folik asit olarak bulabilirsiniz.

    Anne adaylarının kemik gelişimi için güneşten yeterince yararlanmalarını ve kalsiyumdan zenginleştirilmiş yoğurt, süt, fındık, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, kurutulmuş meyveler önerilen besinlerin başında geliyor.
     
  6. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    BEBEK YOLDA

    Hamilelik Belirtileri


    Çoğu kadının hamileliğinin ilk bulgusu görülmeyen adet kanamasıdır.Fakat her kadın düzenli bir adete sahip olmayabilir. Adet kanamalarıhastalıklar, mevsimsel değişiklikler, stresten etkilendiği için diğer belirti ve bulgularında görülmesigerekir. En sık gözlenen belirtiler; ağrılı göğüsler,yorgunluk hissi, mide bulantısı, diğer mide şikayetleri, sık sık idrara çıkma isteği ve karında şişkinlik hissidir.
    Bazı hamilelik belirtileri hamile olma olasılığınızın bulunduğunu,bazıları ise bu olasılığın yüksek olduğunu aklagetirir. Hiçbir erken belirti gebeliğin kesin işareti değildir.Aslında hamileliği kesin kanıtlayan ilk belirti bebeğinizin kalp atışlarıdır ki bu da duyarlı Dopler ultrason ile yaklaşık 10-12'' inci haftalararasında duyulabilir.


    HAMİLE OLABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNDÜREN İŞARETLER

    Belirti Adet kesilmesi
    Ortaya Çıktığı Zaman Tüm hamileliklerde
    Başka Olası Nedenleri Yolculuk, yorgunluk, stres, hamilelik korkusu, hormonsal sorunlar, aşırı kilo alma ya da verme, doğum kontrol hapını bırakma,emzirme

    Belirti Sabah bulantıları
    Ortaya Çıktığı Zaman Hamile kaldıktan 2-8 hafta sonra
    Başka Olası Nedenleri Yiyecek zehirlenmesi,gerginlik

    Belirti Sık idrara çıkma
    Ortaya Çıktığı Zaman Genellikle hamile kaldıktan 6-8 hafta sonra
    Başka Olası Nedenleri İdrar yolları iltihabı,gerginlik,şeker hastalığı

    Belirti Sızlayan, ağrıyan, şiş göğüsler
    Ortaya Çıktığı Zaman Hamile kaldıktan sonraki birkaç gün içinde
    Başka Olası Nedenleri ] Doğum kontrol hapları,adet günlerinin yaklaşması

    [Belirti Meme ucu çevresinin koyulaşması ve meme ucu çevresindeki küçük bezlerin kabarması
    Ortaya Çıktığı Zaman Hamileliğin ilk üç ayı içinde
    Başka Olası Nedenleri Hormonsal dengesizlik

    Belirti Önce göğüslerde sonra karında deri altında pembe mavi çizgiler
    Ortaya Çıktığı Zaman Hamileliğin ilk üç ayında
    Başka Olası Nedenleri Hormonsal dengesizlik ya da önceki hamileliğin etkisi

    Belirti Yiyeceklere aşırı istek duyma
    Ortaya Çıktığı Zaman Hamileliğin ilk üç ayı içinde
    Başka Olası Nedenleri Kötü beslenme, stres, adet günlerinin yaklaşması

    HAMİLE OLACAĞINIZA İLİŞKİN KUVVETLİ İŞARETLER

    Belirti Rahim ve rahim ağzının yumuşaması
    Ortaya Çıktığı Zaman Döllenmeden 2-8 hafta sonra
    Başka Olası Nedenleri Adet kanamasının gecikmesi

    Belirti Rahmin ve karnın genişlemesi
    Ortaya Çıktığı Zaman 8-12 hafta
    Başka Olası Nedenleri Tümör ve fibroidler

    Belirti Aralıklı ve ağrısız kasılmalar
    Ortaya Çıktığı Zaman Hamileliğin başında başlar, hamilelik ilerledikçe sıklığı artar
    Başka Olası Nedenleri Bağırsak kasılmaları

    Belirti Bebeğin hareketleri
    Ortaya Çıktığı Zaman İlk olarak hamileliğin 16-22. Haftasında fark edilir.
    ]Başka Olası Nedenleri Bağırsak gaz ya da kasılmaları


    KESİN HAMİLELİK BELİRTİLERİ

    Belirti Ultrasonda bebeğin görülmesi
    Ortaya Çıktığı Zaman Döllenmeden sonraki 46. Haftada
    Başka Olası Nedenleri Yok

    Belirti Bebek kalp atışı
    Ortaya Çıktığı Zaman 10-20. haftada
    Başka Olası Nedenleri Yok

    Belirti Karında hissedilen bebek hareketi
    Ortaya Çıktığı Zaman 16. haftadan sonra
    Başka Olası Nedenleri Yok


    [Hamilelik Testleri

    Adet kesilmesinden sonra gebelik olup olmadığı tespitedilebilir. Erken hamilelik döneminde gelişen plasenta tarafından yapılan HCG(human koryon gonodatropin) annenin kanında ve idrarında bulunmaktadır.Yapılan hamilelik testleride bu hormonun tayinine dayanır.

    Evde yapılan hamilelik testleri

    Evdeki hamilelik test cihazlarının çoğunu eczaneden reçetesiz tayin edebilirsiniz. Eğer vücudunuzda yeterince HCG varsa,test cihazlarında bulunan kimyasal maddeler idrarınızdaki HCG ile reaksiyona girecektir. Testler HCG varlığını farklı yollarla gösterir.Bazıları sıvı içerisinde bir halka oluştururken bazıları da renk değiştirirler.Eğer usulüne uygun kullanılmazlarsa çok kolay yanlış sonuçlaraulaşılabilir. Bundan dolayı cihazlardaki bütün kurallara dikkatle uyulması çok önemlidir.Evde yapılan hamilelik testleri büyük ölçüde doğru olmalarına karşın %100 değillerdir.Yalancı negatif (hamile olduğunuz halde test olmadığınızı gösteriyor) sonuçlar az da olsaoluşabilmektedir. Evde yapılan teste negatif sonuç aldığınız halde hamile kaldığınızıdüşünüyorsanız zaman kaybetmeden hemen doktorunuza başvurun.Doktorunuz daha güvenilir testleri size uygulayacaktır.

    [Laboratuarda idrar testi

    Tıpkı evde uygulanan test gibi,bu testte idrardaki HCG yi %100 e yakın bir doğrulukla ve hamile kalındıktan sonraki 7-10 gün gibikısa bir sürede tespit eder.

    Kan testi

    Bu test %100 doğrulukla yapılmaktadır ve hamile kalındıktan sonraki ilk haftada pozitif sonuçverir. Bu testte serum yada kandaki HCG hormon düzeyinin artışı tespitedilir. Yalnız labratuvarda yapılan bu test en kesin sonucuverir.. Ayrıca bu test hamilelik süresinin saptanmasında da yardımcı olur. Bazı durumlarda (erken tespit istendiğinde) idrar testi ile görülmeyen hamileliği kan testi ile görürsünüz.


    Anne Adayları Lütfen Dikkat!


    Hamile kadınlar her zaman birşeyleri dert ederler.Soluduğumuz hava kirli mi?İçtiğimiz su temiz mi? Eşimin içtiği sigara yada bu sabahiçtiğim kahve bebeğimin sağlığına zarar verebilir mi? Ya dişçide çektirdiğim röntgen?Bu tür kaygılar hamileliği gereksiz yere sinir bozucuhale getirebilir. Ama bilgi; hem bunlardan kurtulmanızı sağlar hem de sağlıklı bir bebeğiniz olma olasılığını arttırır.Hamileliğiniz sırasındabebeğinize zarar vermemek istiyorsanız lütfen aşağıdakilere bir göz atın:

    ALKOL
    Hamileliğimizin ikinci ayına kadar genellikle hamile kalındığından habersiz olduğumuz için;bunu bilmemiz halinde asla yapmayacağımızşeyleri, bilmeden yaparız. Hamilelik süresince fazla içki içmenin bebekte birçok soruna yol açtığı gösterilmiştir.Bebeğin kan dolaşımına giren alkol miktarının annekanındaki alkol yoğunluğuna yaklaşık olduğu ve annenin aldığı alkolü bebeğinde paylaştığı göz önüne alınırsa bu pekde şaşırtıcısayılmaz. Alkolü bedenden atmak için gereken süre bebekte annenin iki katıdır.Yani anne hafif çakırkeyifken, bebek sarhoştur.
    Hamilelik boyunca ağır alkol alımı (günde 5-6 kadeh şarap,bira, rakı) ciddi doğum koplikasyonlarının yanı sıra bebekle ilgili alkolsendromunada yol açar. Bu durumda bebek normalden küçüktür ve genellikle zihinsel özürlüdür.Baş, yüz, kollar, bacaklar ve merkezi sinir sisteminde(beyin ve omurilik) bir çok yapı bozukluğu vardır.Ayrıca bu bebeklerde yenidoğan döneminde(doğum sonrası ilk 28 gün) ölüm oranı yüksektir.Bebekte daha sonra çocukluk dönemindede öğrenimsel, davranışsal ve toplumsal uyumla ilgili sorunlar oluşur.
    İçki içmeyi sürdürmenin riski doza bağlıdır,ne kadar çok içerseniz ,bebeğinize vereceğiniz zarar o kadar çokolur. Hamilelikte orta derece alkol tüketimi bile(günde 1-2 kadeh) düşük riskinin artması,düşük doığum ağırlığı ve doğum sırasında komplikasyonlar gibi çeşitliciddi sorunlara yol açabilir. Çocuklar büyüdüğündede davranışlarını,öğrenme yeteneklerini ve çevrelerine gösterecekleri uyumuetkilemektedir.
    Bazı kadınlar hamilelikleri süresince hafif örneğin geceleri bir kadeh içmelerine karşın sağlıklı bebekleri olabilir.Ancak bunun hiçbirgarantisi yoktur. Hamilelikte güvenli alkol dozu, eğer varsa bilebilinmemektedir. Eğer gün sonunda yorgunluğunuzu atmak için bir kokteyl almayı veya akşam yemeğinde bir kadeh şarap içmeyi adet halinegetirdiyseniz, belkide şimdi bu yaşam biçiminizi değiştirmenin tam sırasıdır.Gevşemek içim içki alıyorsanız müzik, masaj, ılık banyo,spor, okuma gibi başka yöntemleri seçebilirsiniz.

    SİGARA
    Hamilelikten önce içtiğiniz süre ne kadar olursa olsun sigaranın gelişmekte oln bebeğe zarar verdiği konusunda kesin bir kanıtyoktur. Ama hamilelik sirasında içilen sigara kesin ve belgelenmiş hasarlarvermektedir. Sigara hamilelikte düşük ve ölü doğuma sebepolduğu gibi çeştli komplikasyonlarda sigara içen annelerde çok daha sık gözlenmektedir.Bunlar arasında vajinalkanama, anormal plasenta yerleşimi,plasentanın erken ayrılması,erken kese yırtılması ve erken doğumdur.
    Sigaranın en sık rastlanan etkisi ise düşük doğum ağırlığıdır.Sanayileşmiş ülkelerde küçük doğan bebeklerin üçte birinden sigara sorumlututulmaktadır.Düşük doğum ağırlığı ise bereberinde artan hastalık ve bebek ölüm riskini getirir.
    Sigaranın başka potansiyel riskleride vardır.Anneleri sigara içen bebeklerde apne (ani soluk almanın durması)olasılığı fazladır. Sigara içmeyen annelerin bebeklerine göre Ani Bebek Ölüm Sendromu iki kat fazladır.Ayrıca genelde sigara içen annelerin bebekleri içmeyenlerinki kadar sağlıklı değildir.Bu bebeklerin büyümelerinin sigara içmeyen annelerin bebeklerinin büyümelerine yetişemediğine,uzundönemde bedensel ve zihinsel kusurları olduğuna ve hiperaktif olduklarına dair kanıtlar vardır.
    Bir çalışmada hamilelik sırasında ve sonrasında sigara içen annelerin çocuklarının solunum sistemi hastalıklarına daha yatkın olduğu,diğer çocuklara göre daha kısa boylu oldukları ve okul başarılarının daha az olduğu gösterilmiştir.Bütün bu yan etkilere sebep olan karbonmonoksitzehirlenmesi; annenin kanındaki yüksek oranda karbonmonoksitin plasenta yolu ilebebeğe geçmesi ve bebeğin daha az oksijen almasıdır.Sigara içtiğinizde bebeğiniz duman dolu bir rahmin içine hapsedilmişolur, kalp atışları hızlanır. Hepsinden kötüsü büyüyemez ve gelişemez.
    Haberler hep kötü değildir. Bazı çalışmalar hamileliğin erken döneminde sigara içmeyi bırakan kadınların(4.aydan önce olmalı) bebeğe zarar verme riskini sigara içmeyen annelerle aynı düzeye indirdiğini göstermektedir.Daha erken olması çok daha iyidir ama son ayda bile sigarayı bırakmak, doğum sırasında bebeğe giden oksijen akımını korumaya yardımcı olur.Bazı kadınlar için sigarayı bırakmak hamileliğinerken döneminde ani bir tiksinti geliştiğinden çok kolaydır.Eğer bu kadar şanslı değilseniz, başka yöntemleri hatta hipnozu biledeneyebilirsiniz.

    İnsanların çoğu sigarayı bıraktıklarında yoksunluk belirtileri yaşarlar.Bu belirtiler ve yoğunlukları kişiden kişiye değişir.En sık görülenler sigara için çok şiddetli özlemduymak, sinirlilik, kaygı, huzursuzluk, eller ve ayaklarda uyuşma,baş dönmesi, yorgunluk, uyku ve mide bağırsak bozukluklarıdır. Bazı insanlar ise başlangıçta hem bedensel,hemde zihinsel güçlerinde azalma hissederler.Bütün bunlar geçici durumlardır ve bunları azaltmak için birşeyleryapabilirsiniz. Kahveden kaçının, çünkü sinirliliğinizi arttırabilir.Dinlenin, alıştırma yapın (nikotinden aldığınız uyarının yerini doldurmak için).Zihninizi bir kaç gün dinlenmeye bırakın, zihinsel çaba gerektirmeyen işler yapın,sinemaya yada sigara içmenin yasak olduğu yerlere gidin.Sigarayı bırakmanın kötü etkileri birkaç gün ile birkaçhafta arasında sürer,ama yararı siz ve bebeğiniz için yaşam boyu devam edecektir.

    Sigara içmek yalnız içen kişiyi değil,çevresindeki herkesi etkiler.Buna karnında gelişmekte olan bebeği ile anne adayıdadahildir. Bu nedenle eşiniz,evinizde yaşayanlar yada yan masada çalışan iş arkadaşınız sigara içtiğinde neredeyse sizin içmeniz kadar etkilenecektir.Eğer eşiniz sigarayı bırakmayacağını söylüyorsa,ona en azından evin dışında yadasizden ve bebeğinizden uzakta içmesinisöyleyebilirsiniz. Sigarayı bırakması elbette hem kendi sağlığı hemde bebeğin doğduktan sonraki uzun dönem sağlığı için çok dahaiyidir. Çalışmalar, annenin yada babanın sigara içmesinin çocuklarında solunum sorunlarına ve akciğer gelişiminde bozulmaya neden olduğunu
    göstermiştir.

    KAFEİN
    Kafein kahve, çay, kola gibi içeceklerde bulunur ve annenin aldığı kafein plasentadan geçerek bebek kan dolaşımına girer.İnsanlar üzerinde ve gelişen bebeğe kafeinin nasıl bir etki yaptığı yada zararı olup olmadığı henüz tam açıklığa kavuşmuş değildir.Ama en son çalışmalardan biri günde 2 fincan kahve eşdeğeri kafeinin düşük riskini iki katına çıkardığını göstermiştir.Anne adaylarının eldeki bilgilerartana kadar kahve içmemeleri daha akıllıca olur.
    Kafeinli kahve, çay yada kolayı bırakmanız için başka ek nedenlerde vardır.Hepsinden önce bunların idrar söktürücü etkiside vardır,anne ve bebek sağlığı için gerekli olan sıvı ve kalsiyumu bedenden uzaklaştırır.Sık idrara çıkma sorununuz varsa, kahve bunu arttıracaktır.
    İkinci olarak, kahve ve çay özellikle krema ve tatlandırıcılarla kullanılıyorsa tıkayıcıdır ve gereksiniminiz olan besinlere karşı iştahınızıtıkayabilir.Kola yalnız tıkayıcı değildir,aynı zamanda bazı kimyasal maddeler ve gereksiz şeker içerir.
    Üçüncüsü kafein hamilelikte normal duygu durumu dalgalanmalarını arttırıp,yeterince dinlenmenizi engelleyebilir.
    Dördüncü olarak kafein sizin ve bebeğinizin ihtiyacı olan demirin emilmesini engelleyebilir.
    Yapılan bazı araştırmalar göstermiştir ki,aşırı kafein tüketimi anormal kalp atımı,hızlı solukalma, yenidoğanda titremeler ve ileriki yaşamında şeker hastalığı gelişimi ile sonuçlanabilir.

    Kafein alışkanlığınızdan nasıl kurtulursunuz
    İlk adım bırakmak için bir motivasyonunuz olmasıdır.Bu hamilelikte kolaydır,çünkü amaç sağlıklı bir bebeğiniz olmasıdır.İkinci olarak kafeine niçin düşkün olduğunuzu belirlemeli ve bu ihtiyacınızı gidermek için yerine neler koyabileceğinizi bulmaktır.Eğer kahvenin yadaçayın tadını seviyorsanız ve sıcak bir içecek sizi çekiyorsa,kafeini alınmış olanları seçebilirsiniz. Ama en sağlıklısı tüm bunların yerine%100 saf meyve sularını tüketmenizdir.Eğer kafeinin uyarıcılığına gereksiniminizvarsa, daha doğal ve daha uzun etkili uyarıyı alıştırma veiyi besinlerden,sizi canlandıracak birşey yapmaktan (dansetmek, koşmak, yürüyüş) alabilirsiniz. Kafeini bıraktıktan sonra kuşkusuz bir kaç günkendinizi kötü hissedeceksiniz ama daha sonra herzamankinden iyi hissedeceksiniz.
    Kafein tiryakilik yapan bir maddedir ve aniden bırakanlardabaş ağrısı, sinirlilik, yorgunluk, uyuşukluk gibi yoksunluk belirtileriolur. Bu nedenle kafeini yavaş yavaş bırakmak daha akıllıcaolur. Fincanınızı her gün biraz daha azaltarak,en sonunda hiç içmemeyi başarabilirsiniz.

    Şu önerilere dikkat edin
    • Kan şekerinizin ve enerji düzeyinizin düşmesine fırsat vermeyin.Protein ve karışık karbonhidratlardan zengin besinleri küçük porsiyonlar halinde ve sık yiyin.
    • Her gün bol egzersiz yapın.
    • Uykunuzu alın.Bu kafeinsiz daha kolay olacaktır.

    X IŞINLARI (RÖNTGEN)
    Hamilelik sırasında çekilen röntgenlerin güvenli olup olmadığı karmaşık bir konudur,ama tanısal amaçlı çekilen bu filmlerin bebeğe zarar vermesi çok nadirdir.Röntgen ışınlarından yayılan radyasyonun zarar verip vermeyeceğini üç etken belirler.Birincisi;radyasyon miktarıdır.Cenin ve bebekte ciddi hasar yalnızca çok yüksek dozlarda (50-250 rad)oluşur.Çağdaş röntgen araçları çok nadir olarak 5 rad dan fazla ışın yaydıkları içingenellikle bir sorun oluşmaz.
    İkinci etken, ışının ne zaman alındığıdır. Çok yüksek dozlarda bile yumurtanın rahme yerleşmesinden önce dokunun etkilenme riski yoktur.Bebeğin organlarının gelişiminin erken dönemlerinde (döllenme sonrası 3-4.haftalar) ve hamilelik boyunca merkezi sinir sisteminin
    zarar görme riski vardır. Ama bu yalnızca yüksek dozlarda gerçekleşir.
    Üçüncü etken ise, rahmin gerçekten ışına maruz kalmasıdır.Günümüzün röntgen cihazları,görmek istenen alanı iyi belirlemekte ve diğer bölgeleri ışından korumaktadır.Röntgen filmlerinin çoğu anenin karın ve kalça bölümüne böylece rahme gelecek ışınları önlemek için kurşun bir levha ile çekilir.Ama karın röntgeninin bile zararlı olma olasılığı 10 rad dan fazla ışık yaymadığı için yoktur.
    Ama tabiki ne kadar küçük olursa olsun gereksiz risk almanında bir mantığı yoktur.Bu nedenle genellikle acil önemi olmayan röntgen çekimlerinin doğumdan sonraya ertelenmesiönerilir. Bebeğin röntgen ışınlarından zarar görme olasılığı düşük olduğu için,anne adayının sağlığı açısından gereken bir röntgeninde çekilmesinden vazgeçilip anne tehlikeye atılmamalıdır.
    Hamilelik sırasında röntgen ışınlarının küçük zararı aşağıdaki kurallara uyularak en aza indirilebilir:

    • Sizden röntgen çektirmenizi isteyen doktora hamile olduğunuzu mutlaka söyleyin.
    • Hamilelik sırasında çok gerekli olmadıkça röntgen çektirmeyin.
    • Yerine daha güvenli bir tanısal işlem kullanılabiliyorsa röntgen çektirmeyin.
    • Eğer röntgen şartsa,ehliyetli ve güvenilir bir merkezde çekilmesine özen gösterin.
    • Teknisyenin uyarılarını dikkatle dinleyip,özellikle çekim sırasında kımıldamamaya dikkat ederek,çekimin yinelenmemesini sağlayın.
    • Hepsinden önemlisi röntgen çektirmeniz gerekiyorsa,zamanınızı olası zararları hakkında kaygılanıp durarak geçirmeyin.Unutmayın ki, emniyet kemerinizi bağlamayı unuttuğunuz durumda bile bebek daha büyük bir tehlike altındadır.

    ŞEKER YERİNE KULLANILAN TATLANDIRICILAR
    Rejimciler için tatsız bir süpriz olacak ama şeker yerine kullanılan tatlandırıcılar kilonun korunmasında nadiren faydalıolurlar. Bu tatlandırıcılarla kilo kontrolü sağlansa bile anne adaylarının bunları kullanırken dikkatli olmaları önerilir.Ne yazık ki, hamilelikte sakkarin kullanımı ile ilgili yeterince araştırma bulunmamaktadır.Hayvan deneyleri, hamilelerin bu maddeyi
    almalarının, yavrularda kanser gelişimine yol açtığını göstermiştir.Tatlandırıcılar insanda plasentayı geçtiği ve bebekteki dokulardan çok yavaş atıldığı için,hamilelik öncesi ve hamilelik süresince sakkarin kullanılmaması akıllıca olur.
    Öte yandan çalışmalar,hamilelik sırasında tatlandırıcı olarak aspartamın(nutrasweet) kullanılmasının zararlı etkisi olmadığını göstermiştir.Hekimlerin çoğu hamilelik sırasında bu tatlandırıcının ılımlı miktarda kullanılmasına izinverebilir. Ama aspartamlı tatlandırıcıların katıldığı pek çok ürünün besin değeri olmadığından hamile kadınların bunları alırken seçici olmasında fayda vardır.
    Hamilelik sırasında en güvenilir tatlılar doğal meyve ve meyve sularıdır.Daha besleyici tatlı ve içecekler yerine midenizi diyet içeceklerle doldurmak size bir fayda sağlamayacaktır.


    EV İÇİ TEHLİKELER

    Ev temizleme ürünleri:
    Bir çok temizlik ürünü yıllardır kullanımda ve temiz evler ile doğumsal kusurlar arasında birbağlantı henüz kurulamadı.Temizlik maddelerini ara sıra tesadüfen solumanın gelişmekte olan bebeğe zararlı bir etkisi olduğunu henüz hiçbir çalışma gösteremedi.Eğer temizlik ürünlerine maruz kaldıysanız bunun için kaygılanmayın ama hamileliğin kalan süresi boyunca makul ölçüde temizlik yapın.

    Aşağıdaki uyarılara dikkat edin
    • Ürünün kuvvetli bir kokusu ve dumanı varsa doğrudan solumayın.Havalandırması iyi olan bir yerde kullanın yada hiç kullanmayın.
    • Aerosoller yerine pompalı spreyler kullanın.
    • Hiç bir zaman(hamile değilken bile) klorlu ürünleri amonyaklı olanlarla birleştirmeyin,bu karışım öldürücü dumanlar çıkarabilir.
    • Etiketlerinde zehirli olduğuna ilşkin uyarı bulunan fırın temizleyici ve leke çıkarıcı ürünleri kullanmaktan kaçının.
    • Temizlik yaparken lastik eldivenler kullanın,Bu yalnızca ellerinizi korumakla kalmaz,deriden zehirli kimyasal maddelerin emiliminide engeller.
    • Temizlik yaparken her zaman bulunduğunuz ortamı havalandırmaya özen gösterin.

    Kurşun:Son yıllarda kurşunun uzun yıllardır boya parçalarını yutan çocuklarda zeka geriliği yaptığıbilinmektedir. Hamile kadınları ve bebeğide etkilediği keşfedilmiştir.Bu metale fazla miktarda maruz kalmak hamilelerde yüksek tansiyon riskini arttırmakta ve hatta düşük nedeni olmaktadır.Bebekte ciddi davranış sorunları ve nörolojik sorunlardan,küçük doğumsal kusurlara kadar değişen zararlara neden olur.
    Neyse ki kurşuna maruz kalmaktan korunmak, yol açtığı sorunların yanında çok kolaydır.İçme suyu,kurşunun ana kaynağı olduğu için,suyunuzun kurşunsuz olduğundan emin olun.Evinizin boyasıda kurşun içerebileceğinden,herhangi sebeple evinizin boyası kazınıyorsa evden uzakdurun. Başka bir kaynak da çini porselen yada çanak çömlekteki kurşunun bulaştığıyiyeceklerdir. Eğer kuşku duyduğunuz antika yada eski bir tabak yada sürahiniz varsa içinde gıda saklamayın.

    Böcek öldürücüler: Bazı böcekler sizin için bir tehdit gibi görünsede aslında hamilelik açısından tehlike oluşturmazlar.Ama onları yok etmek için kullandığınız ilaçlar bebeğiniz için daha büyük bir tehlikedir.Bulunduğunuz bölge yeni ilaçlandıysa,koku kaybolana kadar dışarıçıkmayın. Pencerelerinizi kapayın. Eğer apartmanınız ilaçlanıyorsa ve siz bunuerteletemezseniz, kendi evinizin kapı ve pencerelerini sıkıca kapayın.Mutfak dolaplarını sıkıca kapatın ve yemek hazırlanan bölümünün üzerini örtün.Apartmandan bir iki gün uzak durun ve eve döndüğünüzde sık sık pencerelerini açıp havalandırın.
    Mümkünse böceklerle doğal yolla mücadele edin.Kazara böcek ilacına maruz kaldıysanız hemen paniğe kapılmayın.Kısa süre ve dolaylı maruz kalma bebeğinize hemen zarar vermez.Açık havaya çıkın ve derin nefes alıp verin


    Hamilelikte Tatil ve Seyahat

    Hamilelik sırasında bir mola vermek harika bir fikir,bulunduğunuz yerden uzakta geçireceğiniz birkaç gün sizi çok rahatlatacaktır.Tek yapmanız gereken bu seyahate çıkmadan önce doktorunuz ile görüşüp güvenliğiniz için neler yapmanız gerektiğini öğrenmek.Seyahate karar verdiğinizde bulunduğunuz yere en yakın hastanenin nerede olduğunu öğrenin.Ayrıca tıbbi dosyanızın bir fotokopisini yanınızda bulundurmak iyi bir fikirdir.
    Uzun turlar ve farklı bölgeler(çok sıcak veya soğuk) sizi yorabilir. Hamileliğin zaten fiziksel aktivitenizi azaltacağını düşünerek,sizi daha az yoracak daha dinlendirici yerler seçin. Bazı hekimler hamileliğin erken dönemlerinde düşük tehlikesi olabileceğinden,ve hamileliğin son haftalarında doğum yaklaştığından seyahati önermeyebilirler.

    Araba veya uçak seyahati
    Araba seyahatlerinizde sık mola vererek, tren seyahatlerinizde oturduğunuz yerden sık kalkıp kısa bir yürüyüş yaparak kan dolaşımınızındüzenlenmesine yardımcı olmalısınız.Yolculuklarınızda sık tuvalet ihtiyacınızı hatırlayarak tuvalete yakın yerleri tercih edin.Bu yolculuklarda emniyet kemerinizi takmayı unutmayın.Bu sarsıntılarda bebeğinize gelebilecek zararları önleyecektir.

    Uçak ile seyahat
    Eğer uçak yolculuğu yapacaksanız, uçak şirketinin hamile yolcular için olan tüm uygulamalarını öğrenin.Hamileliğinizin 28-36 haftalarında bu yolculuk için doktorunuzdan bir sakınca olmadığına dair belge almanızgerekecektir. 36. haftadan sonra ise muhtemelen uçuşunuza izinverilmeyecektir. Hamile kadınlar için basıçsız kabinleri olan küçük uçaklarla uçmak uygun değildir.Çünkü basınç değişiklikleri su keselerinin erken patlamasına neden olabilir.Uçak yolculuklarında bol sıvı alın. Uçarken vücudunuz daha kolay su kaybedip dehidrate olabilir.

    Tropik bölgelere seyahat
    Genelde malarya (sıtma) açısından risk taşıyan tropik bölgelere gidilmesine izinverilmez. Bu hem anne hem çocuk için riskli olur. Annenin ölü doğum yapma riski artar.Ayrıca hamilelikte sıtma ilaçları zararlıdır.

    Aşılama
    Hamilelere özellikle canlı virus aşıları önerilmez.Ağızdan alınan ölü polyo (çocuk felci) aşısıuygulanabilir. Duktorunuz ile aşılamanın tüm ayrıntılarını konuşmalısınız.

    Anne adaylarının tatile çıkmasında herhangi bir sakınca var mı?
    Doğumdan sonraki yorucu ve bir süre için de olsa anneyi eve kapatan dönem düşünülürse, hamilelik dönemi güzel bir tatil için gerçekten de son şans diyebiliriz. Ancak, gebeliğin son iki ayında anne adaylarının uzun süreli yolculuklardan kaçınması gerekiyor. Bunun dışındaki zamanlar için anne adayının öncelikle doktoruyla konuşarak onay alması gerekiyor.

    Tatil mekanının seçiminde anne adayının dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
    Bu konuda oldukça dikkatli olmak gerekir. Aşırı sıcak ve yüksek rakımlı bölgeler anne adayları için uygun değildir. Yurt dışına gitmeyi planlıyorsanız, az gelişmiş ülkelere seyahat etmekten kaçınmalısınız. Çünkü hem bu ülkekerdeki tıbbi imkanların yetersizliği hem de bu ülkekerde yaygın olarak görülen malarya ( sıtma ) gibi mikrobik hastalıklar gebeliği olumsuz etkiler.

    Tatile çıkan anne adaylarının karşılaşabileceği sorunlar ve önlemleri nelerdir?
    Seyahate çıkan kişilerde en sık görülen problemlerin başında mikrobik ishal gelir. İshal aşırı sıvı kaybına yol açar. Bu durum anne adayının sağlığını ve anne adayından bebeğe olan kan akımını bozarak, gelişmekte olan bebeği olumsuz etkiler. Seyahate çıkarken ishali önlemek için önerilen antibiyotikleri hamilelerin kullanması sakıncalıdır. Anne adaylarında ishal görüldüğünde bol sıvı almak ve hekime danışarak antibiyotik kullanmak gereklidir.

    Bu risk nedeniyle tatilde beslenme konusunda dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
    Özellikle gezi sırasında içilen suya çok dikkat edilmesi, sadece kapalı kutularda satılan içeceklerin içilmesi, içeceklere kesinlikle buz eklenmemesi gerekmektedir. Dışarıda hazırlanmış salata, az pişmiş et ve mayonezli ürünlerin tüketilmesinden kaçınılmalıdır. Kendiniz ve bebeğiniz açısından düzenli beslenmelisiniz. Özellikle sıcak bölgelere giderseniz bol bol sıvı almaya özen gösterin. Buz kalıpları birçok yerde şebeke suyundan yapıldığı için içecekleri buzsuz tüketin. Lifli besinlerden zengin beslenmeniz ise kabızlığı önler.

    Tatil sırasında üzerinde durulması gereken başka önemli noktalar nelerdir? Öncelikle gidilecek yerdeki sağlık kurumları ve kapasiteleri belirlenmelidir. Acil durumlarda başvurabileceğiniz telefon numaralarını belirlemeniz gerekir. Ayrıca kan grubunuz, kullandığınız ilaçlar, alerjik reaksiyonlar ve gebeliğinizle ilgili tıbbi bilgilerin ve hekiminize ulaşılabilecek telefon numaralarının yanınızda bulundurmanız gerekir.

    Tatile çıkmak hangi anne adayları için riskli olabilir?
    Düşük öyküsü, rahim ağzı yetmezliği, dış gebelik öyküsü, erken doğum öyküsü, vajinal kanama, düşük riski, çoğul gebelik, hipertansiyon, diyabet, kalp hastalığı, diğer organ sistemlerine ağit kronik hastalığı olan gebelerin özellikle yurt dışı ve uzak yerlere seyahat etmekten kaçınmaları gerekir.

    Araba ve uçak yolculukları anne adayı için herhangi bir risk taşır mı
    Araba ile yolculuk sırasında rahat edebileceğiniz koltuğu seçin gerekirse sırtınızı ve boynunuzu yastıkla destekleyin ve mutlaka emminiyet kemerinizi bağlayın. Emminiyet kemeriniz karnınızı sıkmayacak şekilde yeterince gevşek olmalıdır. Uzun sürecek yolculuklada saatte bir durarak biraz dolaşın. Yanınızda açıktığınızda atıştırabileceğiniz hafif ve besleyici yiyecekler ile su, meyve suyu gibi içecekler bulundurun. Yolculuk süresince tuvalete gitmeyi ertelemeyin bu idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabilir.
    Uçak yolculuğuna birçok havayolu şirketi 36. haftasına dek uçuşlara izin verir. Ancak gebeliğin son 3 ayında özellikle 4 saatten fazla sürecek uçak yolculuğu zorunlu olmadıkça önerilmez. Özellikle uzun sürecek uçak yolculuklarında mutlaka bol sıvı alın, her yarım saatte bir kalkarak dolaşın ve bacakalrınızı sık sık hareket ettirin. Mümkünse uçağın kanat hizsındaki bölümde ve kalkarken rahat edebileceğiniz koridor kenerında bir koltuğa oturun. Tüm uçuş boyunca mutlaka kemerinizi bağlı tutun.

    Yolculuk sırasında hemen doktora başvurulması gereken durumlar var mıdır?
    Vajinal kanama, şiddetli karın ağrısı, aşırı kusma, vücutta şişlik, şiddetli baş ağrısı, ishal, ateş, ve bebeğin hareketlerinde azalma durumlarında doktora başvurmak gereklidir.


    Hamileyim ve Midem Çok Bulanıyor


    Hamile kaldığınızdan beri mide bulantılarından mı şikayetçisiniz? O halde yalnız değilsiniz! Neredeyse tüm hamile kadınlar aynı ortak sorunu yaşıyor. Anne adaylarının 2/3’ünde bulantı ve 1/3’ünde kusma görülüyor.

    Bebek bekliyor olmak her kadının yaşamındaki en özel anların başında geliyor. Ah! Bir de şu mide bulantıları olmasa... Ne yazık ki bu çok özel zamanı yaşarken neredeyse tüm anne adayları bu problemi yaşıyor. Peki bulantılar neden oluyor? Bu sorunun kesin bir yanıtı yok. Ancak bu şikayetlerin gebelikte salgılanan bazı hormonlar ve psikolojik faktörlerden kaynaklandığı tahmin ediliyor. Hamileliğin devamlılığını sağlayan ve plasenta tarafından salgılanan gebelik hormonu HCG aşırı duyarlı olan kadınlarda bulantı ve kusmaya neden oluyor. Hamileliğin 3. ayına doğru bu hormonlar kanda arttığı için bulantılar da şiddetleniyor.

    Bulantılar olumlu

    Normal bir mide bulantısı anne karnındaki bebeği etkilemiyor. Bu nedenle bebeğiniz için endişelenmenize gerek yok. Ayrıca bulantı sağlıklı bir hamileliğin göstergesi. Tabii eğer günden beş kereden fazla kusuyorsanız doktorunuza danışmanızda yarar var. Aşırı derecede sıvı kaybı sağlınız açısından sakıncalı olabilir. Kesinlikle doktorunuza danışmadan bulantı kesici hapları kullanmayın. Sadece doktor kontrolünde bu ilaçları alabileceğinizi unutmayın. Hekim kontrolü altında kullanıldığında bu ilaçları kullanmanızın hiçbir sakıncası yok. Bu arada bulantıların 16. haftadan sonra sona ereceğini aklınızdan çıkarmayın. O tarihten sonra bulantısız hamilelik günleri sizi bekliyor.

    Bulantıya karşı öneriler

    Ne kadar sağlıklı olduğunu söylesek de bu bulantılara katlanmak kolay değil, elbette. Ancak pratik bazı önerilerle bulantıların etkilerini en aza indirmek hiç de zor değil. İşte bazı küçük ama etkili tavsiyeler:

    • Bulantının sabahları daha çok görüldüğü bir gerçek. O halde uyandıktan hemen sonra açlığınızı haifletmek ve bulantınızı önlemek için bir parça ekmek yemeniz son derece faydalı.

    • Mideniz aşırı derecede bulanıyorsa yemek yapmak için mutfağa girmemeye özen gösterin.

    • Herkes yemek yerken aynı sofrada oturmamaya çalışın.

    • Çaydan ve kahveden uzak durun. Bu içecekler mideyi ekşiteceği için bulantıyı artırıyor. Bunun yerine az şekerli nane çayı ya da kola içebilirsiniz.

    • Hem sağlıklı beslenmek hem de midenizi yormamak adına meyva, sebze gibi besinleri tercih edin. Yağlı ve aşırı baharatlı yiyeceklerden uzak durun. Bu arada yemeğinizi az az ama sık sık yemeği ihmal etmeyin.

    • Eğer kusma problemi yaşıyorsanız sıvı almayı ihmal etmeyin. Bol bol su için.

    • Kusmaya bağlı olarak hamilelerde bazen B1 ve B6 vitamini eksikliği görülüyor. Bunu önlemek için yemeklerinize yulaf katın ve doktorunuza danışarak vitamin takviyesi yapın.

    • Tüm bu önlemlere karşın bulantı ve kusma şikayetiniz devam ediyorsa hiç vakit kaybetmeden doktorunuza danışın.


    Yaşasın Hamileyim

    Vücudunuzda yeni bir canlıya hayat vermek, sizin için mutlaka tanımsız bir mutluluk değil mi? Onun karnınızda adım adım geliştiğini izlemek çok heyecanlı olmalı. İşte anne karnından doğuma kadar giden yolculuğun inanılmaz öyküsü...

    Bir kadın anne olacağını öğrendiği an hayatındaki en inanılmaz sevinci yaşıyor. Kendi canından bir cana hayat vermek... Gerçekten müthiş olmalı! Zaten bu nedenle anne adayları 9 ay boyunca hiçbir kaçırmak istemiyorlar. İlk andan, doğuma kadar yaşanan serüven, heyacan içinde yaşanıyor.

    O kadar minicik ki...

    Cinsel ilişkiyle birlikte, spermin, yumurta hücresine ulaşmasından 8 saat sonra, yeni hücre ilk defa bölünüyor. Yani, yumurta ve sperm hücresinin kromozomları (kalıtımsal özelliklerin taşıyıcısı), çiftler oluşturup, birbirlerine karışıyorlar. Bu birleşmeden sonra, ilk hücre bölünüp, kalıtımsal özellikleri diğerlerine iletiyor. Döllenmeden kısa süre sonra, doğacak bebeğin göz renginin ne olacağı, annesinin koyu saçlarını mı, yoksa babasının açık saçlarını mı alacağı, annesinin ailesindeki gibi müziğe karşı yetenekli olup olmayacağı ve cinsiyeti kesinleşiyor. Döllenen yumurta hücresinin, yumurta kanalındaki yolculuğu yaklaşık 6 - 8 gün sürüyor. Döllenmiş hücre topluluğu, rahme ulaştığında toplu iğnenin başı büyüklüğünde oluyor. Ne kadar küçücük değil mi?

    Yeni bir hayat...

    Rahme ulaşan hücreler, artık yeni hayatın ayrımını fark etmeye başlıyorlar. Bu hücrelerin yarısı plasentanın oluşmasını sağlıyor. Diğer yarısından da embriyo gelişiyor.

    Çoğalmakta olan hamilelik hücrelerinin genetik materyalinin yüzde 50´si babaya ait. Bu nedenle bebek hücreleri genetik açıdan annenin bağışıklık sistemine yabancı. Dolayısıyla, bebeğin yabancı bir organ gibi kadının bünyesi tarafından reddedilmesi gerekiyor. Ancak bugün için tam olarak aydınlatılamamış kontrol mekanizmalarıyla, embriyo reddedilmiyor, rahim içindeki mukoza zarına iyice tutunarak gelişmeye devam ediyor. İşte doğanın mucizesi! Plasentayı oluşturan hücreler, mukozada çoğalırken, buradaki kılcal damarları zedeliyor. Bu nedenle, bazı hamilelikler bu erken dönemde hafif ve zararsız kanamalara yol açıyor. Endişelenmenize hiç gerek yok.

    Evet! Hamilesiniz!
    Döllenmiş yumurta rahme yerleştiğinde, hormonlar, vücuda hamile olduğu sinyalini göndermeye başlıyor. Özellikle plasenta kaynaklı HCG hormonunun üretimi artıyor. Bu hormonun, hücrenin rahim duvarına tutunduğu ilk gündeki değeri 10´ken, 2 gün sonra 100´e kadar yükseliyor. Hamilelik testlerinde, hamile kadının vücudunda üretimi her 48 saatte yaklaşık ikiye katlanarak artan HCG´yi ölçmek çok kolay. Bu hormon belli bir düzeye geldiğinde, testte kullanılan çubuğun rengi değişiyor. Günümüzde kullanılan testler o kadar hassaslaştı ki, artık adetin ilk gecikmeye başladığı günde, kadının hamile olup olmadığı, kesin olarak öğrenilebiliyor.

    9 aylık macera
    Hamilelikte ilk muayene genellikle hamileliğin 5. haftasında yapılıyor. 5. hafta diyoruz, çünkü jinekologlar, hamileliği son adetin ilk gününden itibaren hesaplıyorlar. Doktorlar, ilk ultrason muayenesini;

    • Hamileliğin rahim içine yerleşip yerleşmediği,

    • Amniyos kesesinin büyüklüğü ve şekli,

    • Anne adayının rahminde bebeğin gelişimini engelleyen miyomun olup olmadığı hakkında doğru bilgiler edinmek için yapıyorlar.

    Anne adayı, ultrason ekranında sadece gri bir karaltı fark ediyor. Amniyos kesesi ekranda karanlık bir düzey gibi görünüyor. Anne adayının ekranda hareket görebilmesi biraz zaman alıyor. Çünkü bebeğin kalp atışının izlenmesi, son adetten 42 gün sonra gerçekleşiyor. Hamileliğin 18. - 22. haftasında yapılan ikinci muayenede doktor, bebeğin gelişimini kontrol edip, kalp, çene - dudak - damak yapısı gelişimlerini de inceliyor. 28. - 32. hamilelik haftasında yapılan bebeğin gelişimi saptanıyor, iç organlarının durumu inceleniyor ve amniyos sıvısının miktarı ölçülüyor.

    İlk 3 aya dikkat!

    Hamileliğin ilk 3 ayında anne karnındaki bebekte gelişmeler görülüyor. Henüz gözle bile fark edilmeyen bir hücreden, yepyeni bir canlı oluşuyor. 12. hamilelik haftasında bebeğiniz, 6 - 7.5 cm boylarında ve 15 gr ağırlığında. Kalbi ve diğer organları gelişmeye başlamıştır bile. Minik eller ve ayaklar da şekillenmiş ve hareket halindedir. Artık bebeğiniz sadece 6 ay daha karnınızda gelişecek.

    Hamileliğin ilk 3 ayında, anne adayının bedeninde büyük farklılıklar gözlenmiyor. Ancak bebeğin organları bu dönemde gelişmeye başladığından, sağlığınıza iki kat daha fazla özen göstermelisiniz. Bu nedenle eğer kullanıyorsanız, alkol ve sigarayı bırakın. Jinekoloğunuza danışmadan ilaç almayın.

    Hamilelikte görülen belirtiler

    Belirtiler
    Adetin görülmemesi (Hamilelikte)
    Sabah bulantılarının olması, bağırsak gazlarının artması(Hamileliğin 2 - 8 haftaları arasında)
    Sık sık idrara çıkma(Hamileliğin 6 - 8 haftasından sonra)
    Göğüslerin ağrıması ve şişmesi(Hamile kaldıktan birkaç gün sonra)
    Göğüslerde ve karın altındaki deride mavi, pembe çizgilerin oluşması (Hamileliğin ilk 3 ayında)
    Bazı yiyeceklere karşı aşırı istek duyulması(Hamileliğin ilk 3 ayında)
    Göbekten aşağı doğru uzanan çizginin koyulaşması(Hamileliğin 4. - 5. ayında)


    [Hamilelikte Kilo Alımı


    Hamilelikte kilo alımında belli bir sınırlama var mı?
    Çok fazla kilo alınması 1970''li yıllardan önce istenmiyordu. Gebenin fazla kilo almasının gebelik tansiyonuna hatta zor doğumlara yol açacağına inanılıyordu. Bu kuşkular nedeniyle gebelikte kilo alımının tehlikeli olacağı söyleniyordu. Bu nedenle gebenin belli bir rejim uygulaması arzu ediliyordu. 1970''lerden sonra bu eğilim değişti. Kilo alımının bu tür risklere sebebiyet vermeyeceği tıp dünyası tarafından söylendi. Bu söylenilen risklerinin doğru olmadığı bilimsel olarak aydınlandı. Ancak unutulmamalı ki sağlıklı beslenme birincil şart.

    Hamile birinin ne kadar kilo alması uygun olarak kabul ediliyor?
    Araştırmalar gebenin 300 ekstra kaloriye ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Bunun dışında hamile bayanın ideal olarak ortalama 10 - 12 kilogram alması gerekiyor. Tabii ki bu oran annenin gebe kalmadan önceki kilosuyla da yakından ilgili. Gebelik öncesi ideal kilonun altında olan bayanların daha fazla kilo almaya ihtiyaçları var. Dolayısıyla her gebeyi aynı kategoride değerlendirmek doğru değil. Annenin gebe kalmadan önceki kilosu ve gebelikte aldığı kilo bebeğin ağırlığını direkt olarak etkiliyor.

    Annenin aldığı kilo bebeğin ağırlığını ne şekilde etkiliyor?
    Örneğin gebelik süresince 9 kilodan az kilo alan kadınların normal seviyede kilo alan gebelere göre 2.3 kez daha fazla oranda düşük kilolu bebek doğurma riskleri var. Ayrıca 1,5 kat daha fazla bebek ölümlerine maruz kalıyorlar. Dolayısıyla gebelikte kilo alımının ideal ölçülerde olması bebeğin normal kiloda doğmasında önemli bir neden. Gebelikte düşük kilo alanların erken doğum yapma riskleri ise çok yüksek.

    Gebelikte kilo alımının bebeğin doğum kilosuna etkilerini örneklemeniz mümkün mü?
    Evet. Buna göre kütle endeks dediğimiz bir endeks hesap ediyoruz. Annenin boy ve kilosuna göre ideal bir kilo oranı hesap ediliyor. Ona göre bizim anne adaylarını 4 gruba ayırdık. Çok düşük tartısı olanlar, ortada olanlar. biraz fazla olanlar ve aşırı kilolular. Bu grup içerisinde çok düşük ağırlığı olanların bebeklerinin de düşük doğum tartılı olduğu görüldü. Bu kişilerin gebelik süresince aldığı kilonun bebeğin ağırlığı üzerinde çok etkili tespit edildi. Bu açıdan düşük ağırlıklı olanların hamilelikte daha fazla kilo almaları gerekiyor. Ancak aşırı kilolu anne adayların hamilelik süresince aldıkları kilonun bebeğin ağırlığına etki etmediği gözlendi. Tabii ki biz bunları sağlıklı anne adayları için söylüyoruz. Diyabetli bir annenin çocuğu çok şişman doğar ama bunun hamilelikte alınan kilo ile hiç bir alakası yoktur.

    Bazen anne aşırı kilo almasına karşın bebeğin düşük kilolu olduğu durumlar yaşanıyor. Bunun nedenleri nedir?

    Annenin bebeği beslemesiyle ilgili bir problemi söz konusu olabilir. Annenin yüksek tansiyonu bir damar hastalığı, bebeğin geçirdiği bir enfeksiyon ya da bilinmeyen bir neden bu duruma neden olan faktörler arasında. Annenin rahim içerisinde bebeğin kilo alımını engelleyen bir durum varsa mutlaka doktor kontrolüne alınmalı ve takip edilmeli. Bununla birlikte anne baba minyonsa bebek de genetik kodlama açısından minyon oluyor. Böyle olunca anne adayı40 kilo bile alsa dünyaya gelen bebek düşük kilolu oluyor. Bunun hiçbir sakıncası yok. Sağlıklı olması yeterli.

    Anne adayları hamilelik döneminde alınan kiloları veremeyeceğinden endişe ediyorlar. Bu korkularında gerçekten haklılar mı yoksa kiloları vermek mümkün mü?
    Gebelik süresince vücutta birtakım değişiklikler oluyor. Vücutta su artışı söz konusu. Normalde 50,60 gram olan rahim büyüyor. Plesanta dediğimiz bebeğin eşiği 500 gram ağırlığında. Bebeğin içinde yaşadığı suyun belli bir ağırlığı var. Sonuçta anne daha doğum yapar yapmaz ortalama 5 kilo kaybetmiş oluyor. Bir de vücuttaki suyun çekilmesi, değişikliklerin loğusalık döneminde düzelmesiyle anne 6 hafta içerisinde kilolarının büyük kısmını veriyor. O yüzden endişeye gerek yok! Tabii ki eski kilosuna bu süreçte dönemeyen anneler de var. Fakat hemen korkmasınlar. Doğum sonrası egzersizler yaparak ve diyetler yardımı ile kilo vermeleri mümkün.

    Kilo vermekte güçlük çeken annelerin ne zaman diyete başlamasında yarar var?
    Bir noktanın altını özellikle çizmek isterim. Gebelik sonrası, loğusalık döneminde emziren annenin normale göre 500 kalori fazla alması gerekiyor. Bu nedenle "ben artık doğurdum, rejime başlayabilirim." denmemeli. Annenin yine ekstra kaloriye ihtiyacı olduğunu bilmesi şart. Yağ, protein ve karbonhidrat olarak dengeli bir beslenmenin yanı sıra mineral, demir, kalsiyum ve folik asit ihtiyacını ekstradan anneye veriyoruz.
     
  7. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    ...

    Hamilelikte En Çok Merak Edilen Sorular

    Hamilelik bir kadının hayatındaki en özel dönemlerin başında geliyor. Anne olacağı günlerin heyecanını taşıyan kadın aynı zamanda bebeği ile ilgili endişeler de taşıyor.

    Tahmini doğum tarihi nasıl hesaplanır?

    Gebelik son adet tarihinden itibaren 40 haftadır. Son adet tarihine 7 gün ekleyip 3 ay geri gidildiğinde tahmini doğum tarihi bulunabilir. Son adet tarihi 5 Mart 2001 olan bir hamilenin tahmini doğum tarihi 12 Aralık 2001''dir. Ancak adetleri düzensiz olan hastalarda yumurtlama ve döllenmenin ne zaman olduğunu tahmin etmek zordur. Gebeliğin büyüklüğü ve tahmini doğum tarihi son adet tarihine göre değil de ultrasonografik ölçümlere göre belirlenir.

    Bebeğin kalp atışları ilk kez ne zaman duyulur?

    Bebeğin ilk kalp atışları 10. - 12. haftalar arasında duyulmaya başlanır. Bebeğinizin kalp atışlarını hekiminiz Doppler cihazı ya da doppler ultrasonografi ile size dinletebilir.

    Düşüğün bulguları nelerdir?

    Vajinal kanama ve takiben kasıklardaki kramplar düşük habercisi olabilir. Uzun süren kanama ve kramplar çoğunlukla düşükle sonuçlanır. Bu bulgular saptandığında derhal doktorunuza başvurmanız gerekir. İstirahat ve doktorunuzun önereceği ilaçlar düşüğü önleyebilir.

    [gebeliğin düşükle sonuçlanması durumunda tekrar düşük yapma ihtimali var mıdır?

    Gebeliklerin % 20''si düşükle sonuçlanır. Hamileliğin ilk dönemlerinde görülen düşükler genellikle genetik bozukluklara bağlı olur ve bunların önlenmesi mümkün değildir. Ayrıca bazı enfeksiyonlar, progesteron adı verilen hormonun eksikliği ve bağışıklık sistemindeki bozukluklar da düşüğe neden olabilir. Önceki gebeliği düşükle sonuçlanan kişilere gerekli incelemeler yapılmalı ve hamileler gebelikleri süresince doktor kontrolü altında olmalıdır.

    Anne adayının kan grubunun RH negatif olması bir problem yaratır mı?

    Kan grubu Rh negatif olan bir kadın kan grubu Rh pozitif olan bir erkek ile evli ise ve RH pozitif bir bebek taşıyorsa kan uyuşmazlığı görülebilir. Kan grubu RH negatif olan bir gebenin kan dolaşımına RH pozitif kan karışırsa bağışıklık sistemi uyarılır ve oluşan antikorlar plasentaya geçer. Varolan gebelikte ve sonraki gebeliklerde bebeğe zarar verir. Bu durumun engellenmesi için gebelere 28. haftada RhoGAM adı verilen immünglobulin preparatı uygulanır. Düşüklerde de sonraki gebeliklerin sağlıklı olabilmesi için RhoGAM uygulanmalıdır.

    Hamilelikteki bulantılar ne zaman son bulur?

    Gebeliğin 8. haftasında başlayan bulantılar 16. haftaya kadar sürebilir. Gebelikte yükselen beta - HCG hormonuna bağlı oluşan bulantı çoğul gebeliklerde daha çok olur. Sık sık ve az yemek ile önlenebilen bulantılar sağlıklı bir gebeliğin göstergesidir.

    Hamilelik döneminde kaç kilo alınması gerekir?

    Tüm hamilelik boyunca 8 - 10 kg alınması sağlıklıdır.Bunun ilk üç aya düşen kısmı yaklaşık 2 kilogramdır. Hamileliğin ilk üç ayında fazla kilo alan kadınlar genellikle gebeliğin sonuna dek istenenin üzerinde kilo alırlar.

    Hangi laboratuar testleri kesinlikle yapılmalıdır?

    Hamilelik döneminde idrar testi, kan grubu tayini, kansızlığın tesbiti için kan sayımı, Hepatit B, Rubella ( kızamıkçık ), sifiliz ( Frengi ) toksoplazma, herpes vb. gibi bazı enfeksiyonları araştıran testler yapılmalıdır.

    Adetleri düzensiz olan birinin yaklaşık doğum tarihi nasıl hesaplanır?
    Adetleri düzensiz olan anne adaylarında yumurtlama ve döllenmenin ne zaman olduğunu tahmin etmek çok zordur. Gebeliğin büyüklüğü ve tahmini doğum tarihi son adet tarihine göre değil de ultrasonografik ölçümlere göre belirlenir.

    İlk ultrasonografi ne zaman yapılmalı?

    Beklenen adet günü geçtikten yaklaşık iki hafta sonra gebelik ultrasonografik olarak tespit edilir ve bebeğin gelişimi izlenir.

    Doğum kontrol hapı kullanırken hamile kamanın bebeğe bir zararı olur mu?
    Doğum kontrol hapları düzenli olarak kullanıldığında gebelik oluşmaz. Çok nadir görülen bu durumda bebek için bazı riskler olsa da yapılan çalışmalar bu gebeliklerin diğer gebeliklere göre daha yüksek oranda anormal bebek doğumu veya düşük ile sonlanmadığını gösteriyor. Ancak gebelik farkedildiği anda doğum kontrol hapı derhal kesilmelidir.

    Hamileyken bilgisayar kullanmak zarar verir mi?

    Hayır. Ancak belli noktalara dikkat etmeniz gerekir. Bilgisayar kullanırken yayılan ışınlardan etkilenmemek için 40 – 50 cm uzakta oturmak gerekir.

    Hamilelik sırasında evde kedi beslemek problem yaratır mı?

    Kediler toksoplazma gondi olarak adlandırılan ve toksoplazmozis hastalığına yol açan bir paraziti taşır. Hamilelik döneminde bu parazit alınır ve bebekte enfeksiyon oluşursa; zeka geriliğine, körlüğe ve diğer bazı anormalliklere yol açar. Bu parazit kedi dışkısı ve iyi pişmemiş etler ile bulaşır. Bu parazitle karşılaşılan kişiler genelde enfeksiyonu fark etmeden hafif bir grip gibi atlatırlar. Çiğ etmek yemekten kaçınmak, çiğ etle temas ettikten sonra ağzı ve gözleri ellememek, sebze ve meyveleri çok iyi yıkamak, kedi dışkısı ile temas edileceğinde eldiven kullanmak gibi basit önlemler ile bu enfeksiyondan korunabilir.

    Hamilelik sırasında tırnaklara oje sürmek sakıncalı mıdır?

    Ojelerde sabitleştirici olarak formaldehid denen kimyasal kullanılır, bu maddenin tırnaklardan emilimi fazla olmaz. Fakat ojenin iyi havalandırılan bir odada sürülmesi önerilir.

    Hamilelik sırasında aşı yaptırılabilir mi?

    Özellikle hamileliğin ilk üç ayında tüm aşılardan kaçınmak gerekir. Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak gibi canlı virüs aşılarından hamile kalmadan üç ay öncesinden itibaren ve hamilelik döneminde kaçınılmalıdır. Ölü bakteri aşıları salgınlarda ve gerekli olduğu zaman yapılabilir. Kuduz riski veya hepatit riski olan durumlarda gebeler aşılanmalıdır. Gelişmekte olan ülkelerde tetanus aşısının uygulanması önerilir.

    28 haftalıktan itibaren bazı anne adaylarında süt geliyor. Bu durum normal midir?

    Bu gebelikte sık görülen bir durumdur. Memeleri emzirmeye hazırlayan hormonlar doğumdan önce süt salınmasına ve göğüslerden süt gelmesine neden olabilir. Bu ilk önce sadece cinsel ilişki sırasında olabilir. Sıvı beyaz renkli ve temiz görünümlüdür. Kanlı ve koyu renkli akıntılar hemen değerlendirilmelidir. Doğumdan önce göğüslerinden süt gelen gebelerin bu sütü sağmaması gerekir. Çünkü bu işlem erken doğuma neden olabilir.

    İkiz Bebek Beklemek Kolay Değil

    9 ay boyunca bir bebeği taşımak çok zor, elbette. Hele bir de iki bebek beklemek çok daha zor. Buna bağlı olarak anne adaylarını bekleyen sorunlar değişiyor.

    Çoğul gebeliklerin tanımını yapabilir misiniz?
    Rahim içinde birden fazla fetüsun oluşması olarak tanımlanabilir. Bunlar tek yumurtanın bir sperm tarafından döllendikten sonra bölünme aşamasında ikiye ayrıldığı tek yumurta ikizleri veya iki ayrı yumurtanın spermle döllenmesi ile oluşan çift yumurta ikizleri şeklinde olabilir. Tek yumurta ikizleri aynı genetik yüklü ve aynı cins olurken çift yumurta ikizleri ayrı veya aynı cinsiyette olabilir.

    İkiz gebeliklerin görülme sıklığı nedir? Kimlerde görülme olasılığı vardır?
    İkiz gebelikler 85 doğumda bir görülür. Anne ve ya babanın ikiz eşi olma durumunda ikiz gebelik şansı artmaktadır. Tabii ki günümüzde yumurta arttırıcı ilaç kullananlarda veya tüp bebek uygulamalarında çoğul gebelik şansı vardır.

    İkiz gebeliklerde anne adayını bekleyen risk faktörleri nelerdir?
    İkiz gebeliklerde annenin yükü artmıştır erken gebelik döneminde bulantı ve kusma şikayetleri artmış olup düşük riski de daha fazladır. Kansızlık, gebelik hipertansiyonu , erken doğum tehdidi, erken doğum, doğumda güçlükler gibi riskler anneyi daha fazla tehdit eder.

    İkiz gebeliklerde bebeği etkileyen risk faktörleri nelerdir?
    Erken doğuma bağlı prematüre riski, ikiz gebeliklerde doğum tartıları tek bebeklere göre daha düşük olur. İkizlerden birinin daha fazla diğerinin daha az beslenme riski, doğumda bilhassa ikinci bebeğin doğumunun yönetimindeki aksilikler gibi riskler mevcuttur.

    İkiz gebeliklerde görülen anormal durumlar (örneğin yapışık ikiz vs. ) neden oluşur?
    Tek yumurtanın bir sperm tarafından döllendikten sonra bölünme aşamasında ikiye ayrıldığı tek yumurta ikizleri veya iki ayrı yumurtanın spermle döllenmesi ile oluşan çift yumurta ikizleri şeklinde olabilir. Tek yumurtanın bir spermle döllenmesi ve bölünme aşamasında ikiye ayrılması ile oluşan tek yumurta ikizlerinde bu ikiye ayrılma aşması önemlidir, burada geç kalınma yapışık ikiz ihtimalini ortaya çıkartır.

    İkiz gebeliklerde doktor muayenesinde dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir
    İkiz gebelikler yüksek riskli takibi gereken gebelikleridir. Burada gebenin takibinin düzenli olarak yapılması gerekir. Bu düzenin dışında annenin beslenmesi kansızlığı önleyici ilaç tedavisinin muntazam kullanılması önemlidir. Bilhassa erken doğum tehdidinde yönetim ve doğum yapacağı merkezin bu konudaki deneyim ve yeterliliği önem kazanır.

    En uygun doğum şekli nedir?
    En uygun doğum şekli anne adayından adayına değişir. Genelleme yapılacaksa çok iri olan bebeklerde. anne çatısı bebekler arası uyumsuzluk varsa , ikinci bebek ilk bebekten daha iri ise., ilk bebek ayak veya makat geliyorsa, annenin sağlık durumu veya bebeklerin anne karnındaki durumu normal doğum için elverişli değilse sezaryen tercih edilir

    Hamilelikte Kansızlığa Karşı Önlem Alın
    Kansızlık özellikle kadınlarda çok sık rastlanan bir problem. Hamilelik sırasında ise çeşitli risk faktörlerine bağlı olarak görülme ihtimali artıyor. Tıpta anemi olarak adlandırılan bu sorunun anne adaylarının % 50’sinde görülüyor.

    Anemi nedir?
    Anemi kansızlık demektir. Vücuda gerekli oksijenin taşınması kırmızı hücrelerin içindeki hemoglobin adlı bir protein yolu ile gerçekleşir. Hemoglobin miktarındaki düşme kansızlığa neden olur. Gebelikte hemoglobin değerinin 10.5gr/100 ml olduğu seviye anemi için alt sınırdır.

    Hamilelik döneminde kansızlık neden artar?
    Anne organizması gebelikte besin maddeleri bakımından giderek artan bir istekle karşı karşıyadır. Beslenme yetersizlikleri kolaylıkla anemiye yol açar. Gebelerin %50 sinde anemiye rastlanabilir.

    Hamilelikte görülen aneminin olası nedenleri nedir?
    En önemli nedeni demir eksikliğidir. Demir eksikliği anemisinin en sık karşılaşılan sebebi ise yetersiz demir alımıdır. Demir hayvansal gıdalarda ve yeşil yapraklı sebzelerde bol miktarda bulunur. Folik asit yetersizliği de anemiye neden olur. Ayrıca vitamin eksikliklerini de anemi nedenleri arasında sayabiliriz.

    Risk faktörleri nedir?
    Beslenme azlığı veya yanlış beslenme , çoğul gebelikler, birbirini izleyen sık gebelikler,gebelik kanamaları,gebelik bulantı ve kusmaları hamilelik döneminde anemi olma olasılığını arttıran faktörler arasında yer almaktadır.

    Belirtileri nedir?
    Anemi çok kolay belirti vermez. Bu sebeple pek çok kişi kendisinde kansızlık problemi olduğunun farkında değildir. Ancak bazı önemli belirtiler söz konusudur. Hamilelik döneminde görülen soluk yüz, yorgunluk hissi, iştahsızlık, halsizlik,nefes darlığı, ve ödemler en büyük belirtiler arasında bulunmaktadır.

    Nasıl tanı konur?
    Aneminin tanısını koymak zor değildir. Tanı koymak için kan sayımı yapılır. Hb değerinin 10.5 gr/100 ml’den küçük, eritrosit sayısı 3.5 milyon’dan küçük, hematokrit 35’den küçük, serum demiri 10.8mmol7l’den küçük ise kansızlık tanısı konur.

    Tedavisi nedir?
    Aneminin ağırlığı ve gebelik ayına göre tedavi planlanır. Genellikle erken gebelik aylarında ağız yolu ile tedavi tercih 7.aydan sonra gelişen anemilerde enjeksiyon yolu ile tedavi tercih edilebilir.

    Hamilelikteki anemi komplikasyonlara neden olur mu?
    Demir eksikliği anemisi hamilelikte bazı sorunlara neden olabilir. Bunların en önemlisi erken doğum riskindeki artıştır. Ağır anemi nedeniyle prematüre doğumların 3 misli, fetus ölümlerinin 2 misli , ölü doğumların 6 misli arttığı görülmüştür.

    Korunmak için nasıl önlem alınmalıdır?
    Gebelerin demir ihtiyacı 1230 gramdır. Bu açıdan ortalama 1010 gr hariçten demir vermek gerekir. İyi beslenmenin yanında demir takviyesi mutlak gereklidir.


    Hamilelikte Toksoplazma Enfeksiyonu


    Toksoplazmozis hamilelikte düşüklere, ölü ya da sakat doğumlara neden olabilen ve genelde kedilerden bulaştığına inanılan bir enfeksiyon ancak bu enfeksiyon sadece kedilerden bulaşmıyor.

    Toksoplazmozis nedir?
    Toksoplazmozis Toxoplasma gondii adı verilen parazitin neden olduğu bir enfeksiyondur. İlk kez 1908 yılında Afrikada gondi adı verilen bir tür kemirgende saptanmıştır. Tüm dünyada insanların da dahil olduğu pekçok tür omurgalı canlıda enfeksiyona neden olur. Buna karşılık sadece evcil kedilerin barsağında dişisi ve erkeği bir araya gelerek üreyebilir. Başka bir yerde üremesi mümkün değildir. Bu enfektif parazitler kedinin dışkısı ile dış dünyaya atılır ve buradan diğer canlılara sindirim sistemi yolu ile bulaşır. Bir başka değişle enfeskiyonun insan ya da diğer hayvanlara bulaşabilmesi için ağızlarından girmesi gerekir.

    [Toksoplazmozis nasıl bulaşır?
    Kediler de bu paraziti enfekte bir hayvanı (fare gibi) çiğ olarak yediklerinde alırlar. Bundan sonta yaklaşık 2 hafta süreyle parazit kedinin barsağında çoğalır. Takip eden dönemde kedinin dışkısı ile dışarıya atılır. Atılan bu parazitlerin bulaşıcı olabilmesi için dış dünyada 24 saat geçirmeleri gerekir. Daha önce bulaşıcılıkları olmaz. Enfekte bir kedi yaklaşık 2-3 hafta süreyle dışkısı ile parazit atar. Bundan sonraki dönemde kedinin dışkısında parazit olmaz. Bir kere toksoplazma enfeksiyonu geçiren kedi bağışıklık kazanır ve daha sonra yeniden enfekte olmayacağı gibi bulaştırıcılık özelliği de taşımaz Benzer bir özellik insanlarda da vardır. Bir kere enfeksiyon geçiren bir kişi bağışıklık kazanır ve daha sonra yeniden hastalanmaz. Sokak kedileri genelde bu enfeksiyonu yaşamlarının çok erken döneminde geçirirler ve bağışıklık kazanırlar. Bu nedenle büyük sokak kedilerinden enfeksiyon bulaşması çok uzak bir olasılıktır.Benzer şekilde çiğ etle beslenmeyen sadece kuru mama yiyen ve sokağa çıkmayan ev kedilerinde ise hastalığın görülmesi olanaksızdır. Kedinin dışkısı ile toprağa atılan ve 24 saat içinde bulaşıcı özellik kazanan parazitler beslenme sırasında (örneğin otlaklarda) sığır, koyun, inek gibi hayvanların sindirim sitemine geçer. Daha sonra buradan kas dokusu içine geçerek hayvanı enfekte eder. Böyle bir hayvanın eti pişirilmeden ya da az pişirilerek bir insan tarafından yendiğinde direkt olarak o insanda da enfeksiyona neden olur. Bir başka bulaşma yolu da toksoplazma bulunan toprakla temas etmiş meyve ve sebzelerin uygun şekilde yıkanmadan yenmesidir.

    Görüldüğü gibi toksoplazma insana 3 temel şekilde bulaşabilir.

    1-) Enfekte bir kedinin dışıkısı ile temas edip daha sonra bu temasın gerçekleştiği eli yıkamadan ağıza götürmek
    2-) Enfekte bir hayvanın etini iyice pişirmeden yemek
    3-) Paraziti barındıran bir besin maddesini iyice yıkamadan yemek İnsanlarda bir bulaşma yolu daha vardır:
    4-) Enfekte bir anne adayından hamilelik sırasında bebeğine bulaşması

    Ne sıklıkta görülür
    Tüm dünyada toksoplazmozisin görülme sıklığı konusunda net bir istatistik yoktur. Ancak insanların yaklaşık %25-50'sinin yaşamlarının herhangi bir döneminde parazitle temas ettikleri ve enfekte oldukları tahmin edilmektedir. Ilıman iklimlerde daha fazla görülür. Hastalığın en fazla görüldüğü Fransa'da insanların %65'inin bu enfeksiyonu geçirdiği tahmin edilmektedir.

    Belirtileri nelerdir?
    Toksoplazma enfeksiyonları erişkinlerde genelde pek belirti vermez. Çoğu zaman doktora gitme gereksinimi doğurmayan hafif bir soğuk algınlığı şeklinde atlatılır. Hafif kas ve eklem ağrıları, halsizlik, yorgunluk, lenf düğümlerinde şişlik gibi belirtiler görülebilir. Belirtiler birkaç hafta ile birkaç ay içinde kendiliğinden geriler. Çok nadiren göz enfeksiyonlarına neden olabilir. Bağışıklık sistemi baskılanmış lösemi, lenfoma, AIDS hastaları ile organ nakli yapılan hastalarda çok daha ağır seyredebilir ve hatta ölümlere neden olabilir.

    Tanısı nasıl konur?
    Toksoplazmozis kanda bu parazite karşı vücudun bağışıklık sisteminin ürettiği antikorların varlığının saptanması ile konur. Yapılan incelemede toksoplazmaya karşı IgG pozitifliği hastalığın daha önceden geçirildiği ve bağışıklık olduğu anl***** gelir. Böyle bir durumda yeniden toksoplazmaya yakalanmak mümkün değildir. kanda IgM varlığı ise aktif yeni bir enfeksiyon varlığını gösterebilir. Böyle bir durumda tekrarlanan incelemelerde IgM düzeylerinde artış görülmesi ile tanı konur ve tedavi edilir. Hem IgG hem de IgM negatifliğinde hastalık yok ve kişi daha önce bu hastalık ile hiç karşılaşmamış demektir ve toksoplazmaya yakalanmamak için önlemlerin alınması gerekmektedir.

    Bebek için riskleri nelerdir?
    Hamilelikleri sırasında toksoplazma enfeksiyonuna yakalanan kadınların sadece %30-40'ı bu hastalığı bebeklerine geçirirler. Annedeki enfeksiyonun bebeği de etkileme riski gebelik yaşı ile direkt ilişkilidir. Bu risk gebeliğin son trimesterında daha yüksektir ve %70'le kadar ulaşabilirken bu oran ilk trimester enfeksiyonlarında %15'ler civarındadır. Ancak ilk trimesterda bebeğe enfeksiyon geçme olasılığı düşük olmasına rağmen bebekte yaratacağı zarar daha fazladır. Bir başka deyişle son 3 ayda bebeğe enfeksiyon geçmesi daha kolay ancak zarar yaratma olasılığı son derece düşükken, ilk 3 ayda çok zor geçen enfeksiyon daha ciddi sorunlara neden olmaktadır. Erken dönemde görülen toksoplazma düşük ya da ölü doğumlara neden olabilir. Toksoplazmanın diğer etkileri ise beyin hasarı, beyinde su toplanması (hidrosefali), görme ve işitme bozuklukları, gelişme geriliği, zeka geriliği ve epilepsi gibi sinir sistemi bozukluklarıdır.

    Hamilelikte toksoplazma enfeksiyonu saptanırsa ne yapılmalıdır?
    Hamilelikte sırasında anne adayında toksoplazma enfeskiyonu saptanması bebekte mutlaka bir sorun olacağı anl***** gelmez. Böyle bir durumda detaylı ultrasonografi ile enfeksiyonun bebekte zarar oluşturup oluşturmadığı aranır. 20. gebelik haftasından sonra ise bebeğin göbek kordonundan kan alınarak (kordosentez) kesin tanı konulabilir. Burada bebek kanında IgM varlığı bebekte enfeksiyon olduğunun kesin belirtisidir.

    Tedavi nasıldır?
    Hamile olmayan bir kadında toksoplazmanın tedavisi antibiyotik ile yapılır. Hamilelerde ise uygulanan antibiyotiğin bebekte oluşması muhtemel hasarı engelleyip engellemediği açık değildir. Eğer bebekte ciddi sekel saptanır ise tercih edilmesi gereken yöntem gebeliğin sonlandırılmasıdır.

    Hamilelikte toksoplazmaya bağışıklık olmadığı saptanırsa ne yapılmalıdır? Böyle bir durumda toksoplazmadan korunma önlemlerine dikkat edilmeli ve belirli aralıklarla kanda toksoplazmaya karşı antikor oluşup oluşmadığı araştırılmalıdır.

    Toksoplazmadan korunma yolları nelerdir?
    Toksoplazmadan korunmanın en etkili yolu hijyen kurallarına uymaktır

    • Ellerinizi sık sık yıkayın.
    • Eğer toprak ile uğraşıyorsanız mutlaka eldiven giyin
    • Çiğ ya da az pişmiş et yemeyin (salam sucuk vb)
    • Çiğ et ile temas ettikten sonra mutlaka ellerinizi yıkayın
    • Çiğ et kestiğiniz bıçak ile iyice yıkamadan başka bir madde kesmeyin
    • Çiğ et kestiğiniz kesme tahtalarını iyice yıkamadan üzerinde başka bir işlem yapmayın
    • Çiğ sebze ve meyveleri mutlaka çok iyi yıkayın
    • Tercihen dışarıda yeşil yapraklı salataları yemeyin
    • Pastörize edilmemiş süt içmeyin bu tür sütlerden üretilmiş ürünleri kullanmayın
    • Evde kedi varsa kumunu siz değiştirmeyin
    • Kedinin kumunun 24 saat aralıklarla mutlaka değişmesini sağlayın
    • Kedinizi dışarı bırakmayın
    • Kedinize çiğ et yedirmeyin


    Hamileliğe Özgü Değişiklikler

    Gebelik sırasında, fiziksel ve muhtemelen duygusal güçlük yaşanıyor. Bunlar, gebelik sırasında bazı hormonların artışı, vücutta gebelik sırasında oluşan doğal değişiklikler ve gebeliğin duygusal etkileri nedeniyle ortaya çıkıyor

    Hamilelikte neden ağrı hissedilir?
    Kadınlar gebelikleri sırasında; kaburga, sırt, kasıklar, karın,kalça ve bacaklarda ağrı, sızı ve sancıdan şikayetçi olurlar. Bunlar hormonal etkiler sonucu kan akımının artması, eklem ve bağlarda yumuşama ve gevşeme, ayrıca gelişen bebeğin büyüklüğünün artışı ile vücudun gerilmesi, zorlanması ve vücudun duruş şeklinin değişmesi nedeniyle oluşurlar. Bu ağrı ve sızılar gebelik ilerledikçe ve doğum sonrasında azalır.

    Ağrıları kontrol etmek için öneriler nelerdir?
    *Sırt ağrısını düzeltmek için omurgalar ve sırtı güçlendirici egzersizler yapın. Gerilme egzersizleri kalça ve bacaklardaki siyatik ağrılarını azaltabilir.
    *Ayakta uzun süre kalmayın, - ütü gibi - ayakta yapılacak işlerde yardım isteyin, yapılacak işleri oturarak yapmanın yollarını arayın.
    *Masada veya bilgisayar başında çalışıyorsanız, koltuğunuzun yeterince yüksek olmasına özen gösterin ve ayak taburesiyle bacaklarınızı destekleyin. Düzenli aralıklarla kalkıp dolaşın.
    *Yürürken, otururken, eğilirken veya bir şey kaldırırken duruşunuzu ayarlayın ve destekleyin. (En iyisi hamilelik sırasında ağır şeyler kaldırmamaktır). Genel olarak sırtınızı düz tutun ve omuzlarınızı düşürmeyin, yere eğilirken dizlerinizi kırarak eğilin. Otururken sırtınızı düz tutan sert bir sandalye tercih edin ve ayak ayak üstüne atar pozisyonda oturmamaya çalışın.
    *Kas ve eklemlerinize fazladan yük binmesine sebep olabilecek aşırı kilo alımından kaçının.
    * Ağırlığınızın yayılmasını sağlayacak düşük tabanlı rahat ayakkabılar tercih edin. Kaburgalara baskı yapmayan bol giysileri kullanın. Spor kuşaklar sırt problemleri için kullanılabilir.
    * Uyurken rahat bir pozisyon bulmaya çalışın. Yan tarafınıza yatıp vücudunuzun bombe kısımlarını, dizler arasını yastıkla desteklemeniz sırt ağrılarınızı azaltabilir.Yastıklarla kendinizi desteklemeniz kaburga ağrılarını da azaltabilir.
    *Ilık banyo ile gevşeyin.
    *Sıcak veya soğuk kompresler kullanın.
    *Eşinizin masaj uygulaması da rahatlatıcı olabilir. Şiddetli ve uzun süren ağrılar için doktorunuza danışın, çünkü bunlar böbrek enfeksiyonları gibi ciddi durumların habercisi olabilir. Hamileliğin ilk iki ayı içinde karında şiddetli ağrı, dış gebeliğin belirtisi olabilirken daha ileri zamanlarda yüksek tansiyon, preeklampsi veya plasentaya bağlı problemlerden kaynaklanabilir.

    [Neden bazı yiyeceklerden uzaklaşır?
    Erken gebelik haftalarında hormon seviyelerinde değişiklikler, tat ve koku hislerinde yaptığı değişikliklerle, sevdiğiniz gıdalar, içecekler veya parfümlerden hoşlanmama hissi yaratabilir. Bu etkiler hamilelikte oldukça olağandır ve sağlığınız bozulmadıkça bunlar için üzülmemelisiniz. İştah kaybı ve düzenli yemekte zorlandığınızda doktorunuza başvurmalısınız.
    Aşermenin nedenleri nedir?
    Gebeliğin erken döneminde bilimsel bir temeli olmasa da kendinizi bazı gıdalara veya gıda dışı maddelere daha istekli bulabilirsiniz. Gebelik boyunca aşerme normaldir ve sağlığınızı etkilemedikçe veya pikada olduğu gibi yenilmeyecek maddelere karşı olmadıkça kaygılandırmaz.

    Göğüslerdeki rahatsız hissinin nedeni nedir?
    Vücudunuz emzirmeye hazırlandığı için gebelik sırasında göğüs bölgesinde rahatsızlık hissi yaşamanız tamamen olağandır. Dolgunluk, ağrı, karıncalanma, duyarlılık ve hassasiyet artışı gibi etkiler söz konusudur. Başlangıçtan itibaren tam uyan bir destekleyici sütyen kullanımı göğüs sıkıntılarının azalmasına yardımcı olur. Sıklıkla gebeliğin ileri döneminde göğüs uçlarından süt gelmesi sebebiyle sütyen içine emici petler koymanız gerekebilir. Eğer göğüs ucundan kanlı akıntı gelirse, doktorunuza başvurmalısınız.

    Solunum güçlüğü çekilmesi neden olur?
    Gebelik boyunca, bebek büyüdükçe, rahim yukarı diyaframa doğru yer değiştirir ve özellikle egzersiz sırasında nefes darlığı hissedebilirsiniz. Kendinizi zorlamaktan kaçınmanız ve otururken veya uyurken yan tarafınızı desteklemeniz ve solunum egzersizleri yapmanız bu yakınmanızı azaltacaktır. Kadınların çoğu gebeliğin geç döneminde akciğerlerini tam dolduramamaktan yakınır; bu durum sık görülür. Solunum güçlüğü aşırı fiziksel aktiviteden kaynaklanmıyor ve şiddetleniyorsa en yakın zamanda doktorunuza başvurmalısınız.

    Kabızlık sorunu niçin olur?

    Barsak kaslarını gevşeten ve mide salgılarını azaltan progesterondan dolayı gebelik sırasında kabızlık sık yaşanan bir başka sorundur. Gebeliğin geç döneminde büyüyen rahimin barsaklar üzerine baskısı kabızlığa sebep olabilir. Aşırı zorlama, ıkınma da hemoroid gelişimine sebep olabilir. Günlük posa miktarını artırmak, kurutulmuş meyveler atıştırmak, aşırı şeker içeren gıdalardan kaçınmak, sıvı alımını artırmak, düzenli fiziksel egzersizle kasların tonusunu artırmak, kabızlığı kontrol etmenizi mümkün kılacaktır. Gebelik sırasında şişkinlikten şikayetçi olabilirsiniz. Yürüme, bisiklet ve yüzme gibi fiziksel egzersizlerle bu probleminizi kısmen çözebilirsiniz. Karaman kimyonu, rezene ve melisa yaprakları eski ama yaygınca kullanılan çarelerdir.

    Krampların sebebi nedir?
    Gebeliğin ileri dönemlerinde, özellikle geceleri ayaklarda, baldır ve bacaklarda kramp sık yaşanan sorunlardır. Krampların sebebi bilinmemekle beraber, sıcak havalarda, egzersiz sırasında veya yüksek topuklu ayakkabılar giydiğinizde daha sık yaşadığınızı farkedebilirsiniz.
    Kramplardan şikayetçiyseniz sivri uçlu ayakkabılar giymeyiniz ve çok sıcak havalarda aşırı egzersizden kaçınınız. Bununla birlikte dolaşımı artırmak için düzenli, yumuşak egzersizler yapmak, etkilenen bölgeye sıkıca masaj yapmak veya ovalamak, baldır kaslarını germek için özellikle geceleri yatmadan önce ayakları yukarı doğru tutmak ve alçak topuklu ayakkabılar kullanmak rahatlık sağlayabilir veya krampları önleyebilir. Bu kramplar ağrılı olsa da zarar vermez ve bebek doğduktan sonra kaybolur.

    Dişeti sorunlarının nedeni nedir?
    Bazı gebeler, hormonal değişiklikler sonucu dokuların yumuşaması ve bazı bölgelerde kanlanmanın artışı nedeniyle diş etlerinde şişme ve kanamadan yakınırlar. Böyle bir şey başınıza geldiğinde diş hekiminizi ziyaret etmelisiniz. Diş hekimliği tedavilerinin gebelik boyunca yapılabileceğini bilmenizde fayda var. Ancak doktorunuza hamile olduğunuzu hatırlatmalısınız. Dişeti iltihapları gibi sorunları önlemek için dişlerinizi tümüyle düzenli olarak fırçalamalı, şekerli yiyecek ve içeceklerden kaçınmalısınız.


    Hamilelikte Vitamin Kullanmalı mısınız?


    Hamilelik genelde tüm vücut gereksinimlerinin belirli oranlarda artış gösterdiği bir dönemdir. Bu nedenle hamile olan ya da hamile kalmayı planlayan kadınların genelde pekçok vitamini ve minerali birarada içeren preparatları kullanmaları doktorları tarafından öneriliyor.

    Doğum öncesi vitamin almak gerekli midir?
    Prenatal vitamin desteği olarak adlandırılan bu durum bilimsel çevrelerde hala daha kesin ortak bir karar verilememiş bir konudur. Amerika Birleşik Devletlerinde ilaç ve gıda kullanımını düzenleyen resmi kurum (FDA) ve en büyük bilimsel derneklerden biri olan Amerikan Obstetrisyenler ve Jinekologlar birliği (ACOG) da hamilelikte vitamin kullanımı ile ilgili herhangi bir kılavuz yayınlamamışlardır. Bununla birlikte gerek gelişmiş ülkelerde gerekse ülkemizde hamilelikte kullanıma uygun olan pekçok prenatal vitamin piyasada bulunmaktadır ve pekçok hekim hamilelik sırasında bunların kullanımını önermektedir. Genel kural olarak prenatal vitaminler normalde satılan vitamin preparatlardan daha fazla demir, kalsiyum ve folik asit içerirler. Benzer şekilde aşırı dozlarda alındığında gelişmekte olan bebekte olumsuz etkilere neden olabilecek A vitamini de bu preparatlarda daha az dozlarda bulunur.

    Dengeli ve düzenli beslenerek bu vitaminleri sağlamak mümkün değil midir? Gerçekçi olmak gerekirse düzenli ve dengeli beslenen bir kadında hamilelik sırasında tüm vitaminleri dışarıdan vermenin bir gerekliliği yoktur. Dengeli bir beslenme ile hamile bir kadın gerek duyduğu olan tüm vitaminleri almaktadır. Öte yandan bu konuda özel bir çaba sarf edilmedikçe çoğu zaman dengeli ve ideal beslenmek mümkün olamamaktadır. Hatta oldukça özen gösterenlerde bile zaman zaman bazı mineral ve vitaminler daha düşük dozlarda alınabilmektedir.Ayrıca B grubu vitaminler gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaların önlenmesinde etkili olmaktadırlar.Gebelik artan kan yapımı nedeni ile demir gereksiniminin arttığı bir dönemdir. Yine gebe bir kadında kalsiyum gereksinimi de fazlalaşmaktadır. Süt ve süt ürünleri ile bu kalsiyum alınabilse de yine de dılarıdan vitaminler ile desteklemekte yarar olabilir. Ayrıca tüm dünyada yaygınlaşan vitamin kullanma çılgınlığı hamile kadınları da etkilemekte ve vitamin kullanmayan kadın durumdan psikolojik olarak olumsuz etkilenebilmektedir.

    Her hamile kadın vitamin kullanmalı mıdır?
    Eğer sağlıklı, düzgün beslenen ve özel bir risk faktörü olmayan biriyseniz doktorunuz hamileliğiniz sırasında vitamin kullanmanızı önermeyebilir. Ancak prenatal vitaminlerden bağımsız olarak hamile kalmadan 1 ay önce başlamak kaydıyla hamileliğinizin ilk 12 haftası boyunca folik asit kullanmanız gereklidir. Hamileliklerin önemli bir kısmı plansız gerçekleştiğinden korunmayı bırakan kadınların düzenli olarak folik asit kullanmaları önerilmektedir. Hamile kalmadan önce ya da hamileliğinizi başlarında kansızlığınız varsa demir preparatları da kullanmanız uygun olacaktır. Eğer kansızlığınız yoksa demir ilaçlarına başlamak için 28. hafta beklenebilir. Son olarak daha önceden bir sağlık sorunu ya da beslenme problemi olanlar ya da değişik nedenler ile özel diet alanlarda prenatal vitamin desteği şart olabilir. Buna hamileliğinizi takip eden doktorunuz karar verecektir. Yapılan araştırmalarda sağlıklı kadınların hamilelikleri sırasında prenatal vitamin desteği almadıklarında ne kendilerinde ne de bebeklerinde problem görülme riskinde bir artış olmadığı saptanmıştır.Bu nedenle hamilelik sırasında vitamin kullanmamak çok büyük bir problem değildir.

    Bir günde iki tablet almak zararlı mıdır?
    Birkaç gün süreyle önerilen dozdan daha fazla vitamin almanın bir zararı yoktur ancak bu düzenli hale gelirse özellikle A vitamini tehlikeli olabilir. Eğer özel durumunuz nedeni ile doktorunuz daha fazla demir ya da kalsiyum almanızı önermişse bu maddeleri ayrı ilaçlar şeklinde almanız daha uygun olacaktır.

    [Vitamin almayı unutmanın bir sakıncası var mıdır?
    Bunun herhangi bir sakıncası yoktur.
     
  8. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    HAMİLELİKTE BESLENME REHBERİ

    Anne Adayının Beslenmesi

    Gebelik anne ve bebek açısından beslenme alışkanlıklarının tekrar değerlendirilmesi gereken özel bir dönem. Bu dönemde esas olan damak zevkini değiştirilmesi değil, beslenme alışkanlıklarının yeterli ve dengeli hale getirilmesidir. Gebelik süresince anne adayının 9-13,5 kg arasında kilo alması normal karşılanmaktadır. Gebeliğin değişen haftalarında değişen ihtiyaçlar nedeniyle kilo alımı, ilk üç ayda her ay 1 kg, ikinci ve üçüncü aylarda ise her ay 1-1,5 kg olacak şekilde planlanmalıdır. Annedeki aşırı kilo alımı, annenin ve bebeğin sağlığını tehdit edecek sonuçlar doğurabilmektedir.

    İçinizde gelişmekte olan küçük bir varlık vardır, ve onun sağlıklı gelişmesi için ağzınıza koyduğunuz her lokma önemlidir. Amerika Harvard üniversitesinde yapılan bir araştırma, bebeğin sağlığının, annenin hamileliği sırasındaki beslenmeyle nasıl yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. Araştırmaya alınan kadınlardan diyeti iyi olanların %95’inin çok sağlıklı bebekleri olurken, diyetine dikkat etmeyenlerin (genellikle abur cubur ve fast food ile beslenenlerin) %8’inin sağlıklı bebekleri, %65’inin ölü doğum, prematüre ve doğuştan kusurları olan bebekleri olmuştur.
    Başka çalışmalarda da hamile kadınların yediklerinin veya yemediklerinin bebek üzerine olan etkileri gösterilmiştir. Örneğin döllenmeden hemen önce ve erken hamilelik döneminde folik asit eksikliği, omurilik kanalı kusuru ve damak dudak yarıklığı riskini arttırırken, son üç ayda protein ve kalori eksikliği beyin gelişimini kötü etkiler.Yetersiz ve yalnış besin alımı bebekle ilgili gelişimi geciktirebilir.
    Ayrıca beslenme hamileliğin seyrine; rahat geçmesine, doğuma, duygusal duruma ve doğum sonrası iyileşmeye etki eder. İyi beslenen kadınlarda erken doğum daha azdır, özellikle çinko eksikliği prematüre doğum riskini arttırır. Hamileliğiniz boyunca dikkat etmeniz gereken önemli konular şunlardır:

    Yediğiniz her lokmaya özen göstermek:
    Her yemekte çatalınızı ağzınıza götürmeden önce "bu yediğim bebeğim için iyi mi?" diye bir düşünün, eğer yanıt “evet” ise çiğneyin. Düşkün olduğunuz tatlılardan ve abur cuburlardan uzak durun.

    Tüm kaloriler birbirine eşit değildir
    150 kalorilik bir tatlı kurabiyedeki kalori, kepekli undan yapılmış, meyve suyu ile tatlandırılmış diyet kurabiyedeki 150 kaloriye eşit değildir. Bu nedenle aldığınız kalorinin miktarının yanı sıra, niteliğinede özen gösterin.

    Kendinizi aç bırakırsanız bebeğinizide aç bırakırsınız:
    Nasıl bebeğinizi doğduktan sonra aç bırakmayı düşünemiyorsanız, anne karnındayken de bunu yapmamalısınız. Bebeğinizin düzenli aralarla düzenli beslenmeye ihtiyacı vardır. Hiç bir zaman öğün atlamayın. Siz aç olmasanızda
    bebeğiniz açtır. Eğer mide yakınmalarınız iştahınızı kapatıyorsa, gereksiniminizi 3 öğün yerine 6 küçük öğün ile karşılayın.

    Karbonhidrat alımı:
    Hamilelik sırasında kilo almaktan korkan bazı kadınlar karbonhidratları tamamen diyetlerinden çıkarırlar. Saf ve basit karbonhidratların (beyaz ekmek, pirinç, şeker, kek, kurabiye) besin değeri az ama kalorileri çoktur. Saf olmayan karbonhidrat komplekslerinin ise (kepekli ekmek, kahverengi pirinç, kurufasulye, bezelye ve özellikle kabuğu ile pişirilen patates) gerekli B vitaminleri, mineraller, protein ve lifler açısından gerekli olduğu bir gerçektir. Bunlar bulantı ve kabızlığın kontrol altına alınmasında yardımcı olur ve şişmanlatıcı değillerdir.

    Tatlılar sorundan başka birşey değillerdir
    Hiçbir kalori şekerin verdiği kalori kadar boş değildir. Ayrıca araştırmalar şekerin yalnızca yararsız değil zararlı da olduğunu göstermişlerdir. Şekerin diş çürümesine yol açmasının yanı sıra, şeker ve kalp hastalığı, depresyon ve bazı vakalarda hiperaktivite ile ilişkisinin olduğu düşünülmektedir. Şeker ile ilgili belkide en kötü şey hiçbir besin değeri olmamasıdır. Lezzetli ve besleyici tatlılar için, şeker yerine meyve ve meyve suyu kullanın.

    İyi besinlerin nereden geldiği bellidir:
    Pişirdiğiniz yiyecekler konserve ve haşlanıp dondurulmuş ise besleyiciliğinin çoğunu kaybetmiştir. Mevsiminde taze sebze ve meyve, eğer bulunmuyorsa taze dondurulmuş olanları tercih edin. Her gün çiğ sebze ve meyve yemeye çalışın. Sebzeleri ya buharda yada az pişmiş hazırlayarak vitamin ve minerallerin korunmasını sağlayın.

    Kötü alışkanlıklar iyi bir diyeti sabote edebilir:
    Yeryüzündeki en iyi doğum öncesi diyet bile eğer anne alkol, tütün ve benzeri maddelerden uzak durmuyorsa, işe yaramaz. Artık alışkanlıklarınızın değişmesinin tam zamanıdır.

    Gebelikte En Yararlı Besinler;
    • Süt, yoğurt ve peynir (kalsiyum ve protein içermektedir.)
    • Yeşil yapraklı sebzeler (C vitamini, folik asit ve lif içermektedir.)
    • Yağsız kırmızı et (Protein ve demir içermektedir.)
    • Tavuk eti (protein ve demir içermektedir.)
    • Balık eti (kalsiyum, demir, protein içermektedir.)
    • Portakal (Cvitamini, lif içermektedir.)
    • Kepekli ekmek (protein, lif, folik asit içermektedir.)

    Gebelikte En zararlı Besinler;
    • Genel olarak tatlı ve şekerlemeler
    • Reçeller ve şekerli marmelatlar
    • Likörler
    • Gazlı ve şekerli içecekler (kola, gazoz vs.)
    • Kızartmalar
    • Aşırı kahve ve çay
    • İki kişilik yemek yemek



    HERGÜN ALMANIZ GEREKENLER

    KALORİ
    Hamilelerin iki kişilik yemek yediği doğrudur.Ama akılda tutulması gereken şey bu iki kişiden birinin günlük gereksinimi ortalama 300 kalori olan küçücük bir bebek olduğudur. Bu nedenle ortalama bir kilonuz varsa hamilelik öncesi kilonuzu korumak için fazladan 300 kaloriye ihtiyacınız vardır. Günde fazladan 300 kalori almak, yemek yemeyi sevenlerin hoşuna gidebilir. Ancak durum böyle değildir, yani bu 300 kalori için diyetinize çekici besinler eklemek yerine örneğin bir bardak süt yerine 4 bardak süt (380 kalori) içmelisiniz. Hamilelik sırasında alınan kalorilerin hesaplanmasına karşın siz bunu yapmak zorunda değilsiniz. Bunun yerine haftada bir gün güvenilir bir tartıda tartılarak ilerlemenizi kontrol edebilirsiniz. Kilo alışınız düzgün artıyorsa (2 ve 3. üç aylarda ortalama haftada yarım kilo almalısınız) doğru miktarda kalori alıyorsunuz demektir.

    PROTEİN
    Günde 4 porsiyon alınması gerekir. Proteinler insan hücrelerinin yapıtaşı olan aminoasitlerden oluşur. Anne adayının gerekenden az protein alması, tıpkı az kalori alması gibi düşük doğum ağırlıklı bebek doğumuna neden olmaktadır. Bu nedenle hamileler günde en az 65-75 gram protein almalıdır. Yüksek riskli hamileliklerde önerilen miktar 100 gramdır.Balık, et, kuru baklagiller ve süt protein açısından zengin besinler olup gebelikte artan protein ihtiyacını karşılamalıdır. Yağsız kırmızı et, mercimek, yumurta , kaşar peyniri, tavuk, balık yoğurt, yer fıstığı ve az miktarda fıstık ezmesi tercih edilebilir. Hayvansal protein alımında etin yağsız kısmının yenmesine dikkat edilmelidir.

    C VİTAMİNLİ BESİNLER
    Günde 2 porsiyon alınmalıdır.Sizin ve bebeğinizin doku tamiri,yara iyileşmesi ve çeştli metabolik işlemler için C vitaminine ihtiyacı vardır. Bebeğin ayrıca güçlü kemik ve diş gelişimi ve düzgün gelişmesi için C vitamini gerekir. C vitamini suda eriyen vitaminler grubundadır ve vücutta depo edilmez, bu nedenle hergün alınması gerekmektedir. C vitamininden zengin besinler en iyi taze ve pişirilmemiş halde yenir; ışık, ısı ve havaya maruz kalmakla vitaminlerini kaybederler. Bu vitaminin en iyi kaynağı taze sıkılmış portakal suyudur.Portakal, greyfurt, lahana, brüksel lahanası, patates, çilek, kırmızı ve yeşil biber, domates ve karnabahar bol miktarda C vitamini içermektedir.

    [KALSİYUMLU BESİNLER
    Günde 4 porsiyon yenmelidirler. Kalsiyum, kasların, kalp ve sinir sisteminin gelişimi, kan pıhtılaşması ve enzim etkinliği için gereklidir. Yeterince kalsiyum almazsanız kaybedecek olan yalnızca bebeğiniz değildir; bedene kalsiyum girişi yetersizse bebeğininizin kafa kemiği için gereken kalsiyum sizin kemiklerinizden karşılanarak sizi ileride osteoporoza aday kılar. Ayrıca son araştırmalar yüksek miktarda kalsiyum alımının hamileliğe bağlı yüksek tansiyonun önlenmesinde yardımcı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu nedenlerle kalsiyum bakımından zengin besinlerden günde 4 öğün almaya özen gösterin. Eğer günde 4 bardak süt içmek çekici gelmiyorsa, bir kase yoğurt veya bir parça peynir şeklinde alın.

    YEŞİL VE SARI SEBZELER, SARI MEYVELER
    Günde 3 yada daha fazla porsiyon alınmalıdırlar. Bu besinler beta karoten formunda A vitamini içerirler. A vitamini hücre büyümesi (ki bebeğin hücreleri inanılmaz bir hızla büyümektedir), sağlıklı cilt, kemikler ve gözler için gereklidir. Hatta bazı kanser türlerinide önlemektedir. Yeşil yapraklı sebzeler diğer vitamin, mineraller ve kabızlığı önleyen lifleri de içerirler. A vitamini en fazla havuç, ıspanak, kuru kayısı ve şeftalide bulunur.

    TAHIL VE BAKLAGİLLER
    Günde 6-11 porsiyon yenmelidirler. Tahıllar (buğday, arpa, çavdar, yulaf, mısır, pirinç ve soya) ve baklagiller (bakla, fasulye, bezelye) bebeğin gelişen bedeni için gereken B vitaminini içerirler. Ayrıca hamilelikte çok önemli olduğu gösterilen çinko, selenyum, magnezyum gibi
    minerallerden zengindirler. Yalnız saf tahıl unlarını hesaba katmayın (beyaz undan yapılan ekmek gibi), bunlar vitamin ve minerallerden yoksundurlar.

    DEMİR YÖNÜNDEN ZENGİN BESİNLER
    Sizin ve gelişen bebeğinizin artan kan hacmi için büyük miktarda demir gerekli olduğundan bu 9 ayda hayatınızın herhangi bir döneminde olmadığı kadar çok demire ihtiyaç duyacaksınız. Demiri mümkün olduğunca diyetinizden sağlamaya çalışın. Demir bakımından zengin besinler kadar C vitamininden zengin besinler yemek de demirin bağırsaklarda emilimini arttıracaktır. Hamilelikte demir ihtiyacını genellikle diyet ile karşılamak zor olduğundan 12. Haftadan itibaren günde 40 mg demir alınmalıdır. Demirin vücuda emilimini arttırmak için genelde C vitamininden zengin bir meyve suyu ile (ama kesinlikle süt veya kahve ile değil) alınması önerilir.

    TUZLU BESİNLER
    Hamile olsun olmasın fazla miktarda tuz ve tuzlu besinler kimse için iyi değildir. Fazla tuz alımı yüksek tansiyon ile yakından ilişkilidir ve bu da hamilelikte potansiyel olarak çeşitli komplikasyonlara neden olabilir. Genel bir kural olarak yemeklere pişirirken değil sofrada tuz atın, böylece miktarını daha iyi ayarlayabilirsiniz.

    SIVILAR
    Günde en az 8 bardak alınmalıdır. Nasılki iki kişi için yiyorsanız içmenizde öyle olacaktır. Beden sıvıları hamilelikte arttığı için sıvı ihtiyacınızda artar. Bebeğimde sıvıya gereksinimi vardır; bedeninin büyük kısmı tıpkı sizinki gibi sıvıdan oluşmuştur. Ayrıca sıvı cildinizi yumuşatır ve kabızlığı azaltır. Sıvı alımınızı gün içine yayın ve bir kerede 2 bardaktan fazla almayın.

    SİZE ÖRNEK BESİNLER

    Proteinli besinler:Aşağıda verdiğimiz her gurup bir porsiyona eşittir ve 18-25 gr protein içerir. Daha öncede önerdiğimiz gibi günde 4 porsiyon yani 75-100 gr protein almalısınız.
    1 porsiyon
    • 3 su bardağı az yağlı süt
    • 1.5 kase az yağlı yoğurt
    • 5 yumurta beyazı
    • 100gr ton balığı
    • 100 gr az yağlı peynir
    • 75 gr beyaz tavuk eti
    • 100 gr balık
    • 100 gr yağsız sığır eti

    C vitaminli yiyecekler:Hergün en azından iki porsiyon C vitaminli yiyecek yemelisiniz.Vücudunuz bu vitamini depolayamaz bu nedenle gün atlamayınız. Verdiğimiz listedekilerin herbiri bir porsiyon içindir.
    • 2 küçük portakal
    • yarım greyfurt
    • yarım bardak portakal suyu
    • yarım kase çilek
    • 1.5 büyük domates
    • 1 bardak domates suyu
    • 1 kırmızı yada yeşil biber
    • üçte iki kase haşlanmış brokoli
    • üç kase çiğ ıspanak

    Kalsiyum açısından zengin besinler
    Bunlardan günde 4 porsiyon yemelisiniz. Yine listedeki her bir besin 1 porsiyona eşittir.
    • 250 gr yağsız süt
    • 1 bardak lor peyniri
    • 1 kase yağsız yoğurt
    • 180 gr kalsiyum eklenmiş süt
    • 2-3 yemek kaşığı susam
    • 1.5 kase brokoli
    • 10 adet kuru incir

    Yeşil yapraklı ve sarı sebzeler,meyveler
    Günde 3 veya daha fazla porsiyona ihtiyacınız vardır.Her biri 1 porsiyonu karşılar.
    • 1 dilim kavun(küçük bir kavunun 1/8’I)
    • 1 büyük şeftali
    • 3/4 kase haşlanmiş brokoli
    • 1 çiğ havuç(küçük)
    • 8-10 büyük yaprak marul
    • 1/4 küçük patates
    • yarım tabak çiğ ıspanak

    Diğer sebze ve meyveler
    Aşağıdakilerden günde en az 2 porsiyon yiyin
    • 1 elma
    • 6-7 kuşkonmaz
    • 1 tabak yeşil fasulye
    • 1 küçük muz
    • 2/3 tabak bürüksel lahanası
    • 2/3 tabak taze kiraz
    • 2/3 kase üzüm
    • 1 tabak taze mantar
    • 1 tabak taze bamya
    • 1 orta armut
    • 1 orta boy patates
    • 1 dilim ananas

    Tahıl ve baklagiller
    Günde 6-11 porsiyon arasında alın. Yine listedekilerin herbiri bir porsiyona eşittir.
    • 1 dilim kepek,çavdar yada yulaf ekmeği
    • 1/2 fincan pişirilmiş kahverengi pirinç
    • 2 yemek kaşığı pişmiş buğday
    • 1/2 tabak bulgur pilavı
    • 1/2 tabak yüksek proteinli makarna
    • 1 küçük mısır ekmeği
    • 1/2 tabak fasulye yada bezelye

    Demir bakımından zengin besinler
    • sığıreti
    • ciğer
    • istiridye
    • sardalya
    • marul,lahana,şalgam
    • kabak
    • kabuğu ile pişirilmiş patates
    • ıspanak
    • baklagiller
    • soya fasulyesi ve soyalı ürünler
    • kurutulmuş meyveler

    Hamileler ve Emziren Anneler Yazın Nasıl Beslenmeli?

    Yaz mevsiminin gelmesi ve sıcakların artmasıyla birlikte başta hamileler ve emziren anneler olmak üzere herkesin kıştan farklı bir beslenme şeklini benimsemesi gerekiyor.

    Yaz aylarında hamilelikte beslenmede dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
    Yaz mevsiminde hamilelerin de beslenmesine dikkat etmeleri gerekiyor. Vücut ağırlığının arttığı, hormonal dengenin değiştiği hamileler normal insanlara göre sıcaklardan daha fazla etkilenirken, sağlıklarını korumaları birinci derecede önem taşıyor. Hamilelik döneminde belirli miktarlarda kilo artışı anne ve bebek sağlığı açısından önemlidir. Bazı hamilelerde hem kendi hem de bebeğin sağlığını riske atacak şekilde kilo artışı görülmektedir. Hamilelik döneminde ne kadar kilo alınırsa alınsın zayıflama diyeti kesinlikle düşünülmemelidir. Bu nedenle de hamilelerin diyet yapmak yerine aldıkları gıdaların miktarına dikkat etmeleri gerekiyor. Hamilelik döneminde anne adayının genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak bir beslenme düzeninin getirilmesi büyük önem taşıyor. Aksi takdirde gebelik döneminde alınan fazla kiloların verilmesi doğum sonrasında önemli sıkıntılara yol açıyor. Özellikle da karın, kalça, bacaklar ve basenlerde biriken kiloların vücuttan uzaklaştırılmasında annenin emzirme durumuna göre, uzman kontrolünde uzun süreli bir diyetin yanı sıra, düzenli spor yapılması gerekiyor.

    Hamilelere yazın nasıl beslenmesini önerirsiniz?

    • Kalsiyumun zengin kaynağı olan süt, yoğurt ve peynir düzenli tüketilmeli,
    • Su tüketimi 10 bardağın altına inmemeli,
    • Her gün 1 adet yumurta veya 1 porsiyon etli sebze veya kurubaklagil yemeği yemeye özen göstermeli,
    • Kurubaklagil, bulgur karışımı yemekleri, C vitamininden zengin sebze ve meyvelerle birlikte sık yenmeli,
    • Taze sebze ve meyve tüketilmeli. Hazır meyva suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyva suları, ayran, bitki çayları, meyvanın kendi tadı ile yapılmış kompostolar, içecek olarak tercih edilmeli. Kilo kontrolü meyvanın kendisi tercih edilmeli
    • Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddeleri ve aşırı tuz içeren yiyecekler mümkün olduğu kadar yenmemeli,
    • Kuru meyveler ve kuruyemişler yoğun enerjileri yanında, demir ve kalsiyum gibi minerallerden zengin olduğu için beslenmede uygun şekilde, alınan kilo kontrol edilerek tüketilmeli,
    • Yemeklerde muhakkak iyotlu tuz kullanılmalı, doğal besinler ile yeterli alınmayan iyot, ancak iyotlu tuzun kullanılması ile anne sütünden bebeğe geçer.
    • Sebzelerin, makarna ve eriştenin, mercimek, nohut ve kuru fasulyenin haşlama suları dökülmemeli, bu yiyecekler önceden yıkanıp ıslatıldıktan sonra pişirilmeli,
    • Yenilen yiyeceklerin besleyici değerini korumak ve özellikle anemiyi (kansızlığı) önlemek açısından yemeklerle birlikte çay, kahve içilmemeli, yemek yedikten 1-2 saat sonra açık olarak içilmeli, içecek olarak ıhlamur, nane, papatya gibi bitki çayları tercih edilmeli,
    • Pekmez demir minerali içeriğine sahip bir besindir. Şeker yerine tatlı olarak tercih edilmeli , böylece kansızlığa karşı önlem alınmış olur,
    • Sigara ve alkol kullanmamalı.

    Doğum sonrası annelere tavsiyeleriniz nelerdir?
    Hamilelik döneminde alması gerekenin üstünde bir kilo artışıyla karşı karşıya kalan anneler, eski beden ağırlıklarına dönmek için sabırsızlanıyor. Bir yandan da bebeklerine düzenli olarak anne sütü vermeleri gerekiyor. Zayıflama ve süt verme ikilemi de, anneleri bunaltıyor. Bu dönemde bebeğin emzirilmesi hayati önem taşıyor. Çünkü en az 6 ay emzirilen bebeklerin, bağışıklık sisteminin güçleniyor ve hastalıklara karşı korunuyor. Bu nedenle alınan fazla kiloları takıntı haline getirmeden, gerekiyorsa yine bir diyetisyen kontrolünde beslenmek son derece önemli. Böylece hem bilinçsizce diyet uygulamaktan korunmuş olunuyor, hem de sağlıklı beslenerek anne sütünün kesilmemesi sağlanıyor.

    Emziren annelerin süt üretimini artırması için yaz aylarında dikkat etmesi gereken noktalar nelerdir? Yaz aylarında emziren annelerin, süt salımını belli bir seviyede tutabilmek için sıvı tüketimini artırması gerekiyor. Günde en az 2-2.5 litre su içilmesi gerekiyor. Ayran ve süt içilmesi emziren annenin kalsiyum seviyesinin artmasını sağlarken, taze sıkılmış meyve suyu vitamin takviyesi yapılmasına imkan veriyor. Emziren annelerin başlıca 5 besin grubundan da dengeli bir şekilde alması gerekiyor. Normal beslenme listesine 500 kalorilik bir ek yapılarak annelerin sağlıklı beslenmesi mümkün oluyor. Annenin bebeğini emzirdiği bu dönemde, vücut hala doğumdan önceki haline dönmeye çalışıyor. İnsan organizması birtakım değişiklikleri kendi doğal döngüsü içinde yapmayı başarıyorsa da, emziren annelerin özen göstermeleri gereken beslenme kuralları bulunuyor.

    Emziren anneler yazın nasıl beslenmeli?
    • Emziren anneler eski vücut ağırlıklarına dönmek için acele etmemeliler. Bu süre 6 ay ya da daha fazla sürebilir. Emziren annelerin eski formlarına dönmeleri daha kolay olacaktır.
    • Gebelik sırasında önerilenden fazla kilo alınmışsa her ay 2 kilo kaybetmek normaldir. Ayda 2 kilodan fazla ağırlık kaybı doğru değildir.
    • Lohusalar zayıflama diyeti uygulamamalı. Fakat lokum, şerbet gibi tatlı ve unlu, yağlı ve şekerli kalorisi yüksek besinleri aşırı yememeğe dikkat edilmeli. Bu besinler süt yapımına yardımcı olmaz, sadece kilo alınmasına yardımcı olur. Şekerli gıdalar süt yapmaz ama kilo yapar...Halk arasında süt yapsın diye anneye bol bol şerbet, süt, yulaf, tahin helvası, pekmez, baklava gibi tatlılar yedirilir. Bunların sütü arttırıcı hiç bir etkisi olmaz.
    • Sütü arttıran en önemli besin sudur. Günde en az 2-2,5 litre su içilmelidir. Çünkü sütün önemli bir kısmı sudur.




    Anne Adayları! Sağlıklı Bebekler İçin Sağlıklı Beslenin


    Beslenmek de özenli bir hamilelik sürecinin temel basamağı. Sanılanın aksine fazla yemenin bebeğin gelişimine olumlu bir katkısı yok. Çünkü hamilelikte alınan fazla kilolar, hem anne hem de bebek sağlığını tehdit edebiliyor.

    Hamilelikte alınan fazla kiloların zararlı etkileri nelerdir?
    Yapılan araştırmalar, fazla kilo alan hamilelerde hipertansiyon ve gebelik diyabeti riski olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca normal kilodaki hamilelere göre kramp görülme riski de artıyor. Fazla kilolar hamilelik sürecinin yanı sıra hem normal doğumu hem de sezaryen doğumu zorlaştırabiliyor. Üstelik değişik komplikasyonlara da zemin hazırlıyor. Çok ve tek taraflı beslenmekten uzak durup temel besin guruplarından gün içerisinde yeterli ve dengeli almak gerekiyor. Üstelik sanılanın aksine ‘iki kişilik’ yemek de gerekmiyor. Hamilelik sürecinde fazla kilo almayı engellemek için yapılması gereken ilk şey; hangi besinlerden ne kadar tüketeceğinizi öğrenmek...

    Hangi anne adayları şişman sayılıyor?
    Hamilelik sırasında kilo alımı kaçınılmaz bir durum. Vücut, bebeğinizin sağlıklı gelişimi için olağan üstü değişimler yaşar. Bebeğinizin kilosundan, kan hacminize kadar bir dizi değişim sizin normal kilonuza ortalama olarak 10-12 kilo kadar eklenmesi demektir. Ancak her anne adayının kilo alımının farklı olduğunu da en azından gözlemlerinizle bilirsiniz. Kimisi neredeyse yürüyemeyecek kadar şişmanlarken, kimininse son aylara kadar ‘çekirdek yutmuş’ kadar ince görünür. Bu durumun temel nedeni beslenme şekli de olsa da hamilelik sırasında beslenmenin çeşitli faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Anne adayının hamilelik öncesi kilosu ve boyu, yaşı, bebek sayısı, iştahı, metabolik bir hastalığının (diyabet, fenilketonüri vb) olup olmadığı, sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri, günlük fiziksel aktivitesi kilo alımı için önemli faktörler.

    Bir anne adayının hamilelikte fazla kilo alıp almadığı nasıl anlaşılır?
    Bir anne adayının hamileyken fazla kilo alıp almadığını anlaması için vücut kilo endeksini ölçmesi yeterli. Vücut Kitle İndeksi; vücut ağırlığının, boyun karesine bölünmesiyle hesaplanıyor. Örneğin: kilosu 70, boyu 1.60 olan bir kişinin, vücut kitle endeksini, 70/ 1.60x1.60 şeklinde ölçmek mümkün. Eğer bu, hesaplamadan çıkan değer, 22 ise ideal, 18-25 arasında ise normal kilo, 25-30 arasındaysa fazla kilolu, 30’un üzerindeyse obez anl***** geliyor. Vücut Kitle İndeksi 26’nın üzerinde çıkan anne adaylarının şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve dolaşım bozuklukları açısından risk altında olduğu biliniyor.

    Hamilelikte dengeli beslenmede dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?Hamileyken, önerilen tüm temel besin maddelerinden her birinden yeterli ve düzenli olarak almak en ideal beslenme şekli. Proteinler, yağlar, karbonhidratlar, vitaminler ve mineraller olarak tanımlanan temel gıdalardan dengeli bir şekilde almak hamilelik sürecinden dikkat edilecek özelliklerden biri. Ne var ki, pek çoğumuzun da bildiği gibi hamilelik döneminde besin değeri düşük gıdalara olan ilgi artar. Aşerme olarak da adlandırılan durumda, anne adaylarının sürekli yemek istediklerinin başında şekerli ve yağlı besinler gelir. Oysa şekerli ve yağlı gıdaların, besleyici özelliği düşük, kalori oranı yüksektir. Vücut bu gıdaları kolayca depo edebildiğinden şişmanlamanıza neden olur. ‘Vücudun onlara da ihtiyacı var’ cümlesi doğru ancak bu ihtiyacı karşılamanız için pasta, börek, şekerleme yemeniz gerekmiyor. Protein ve vitamin-mineral içerikli gıdaların içinde de yeterli oranda şeker ve yağ bulunduğunu bilmelisiniz. Örneğin, genel olarak 1 gram yağ 9 kalori, 1 gram protein ise 4 kalori verir. Bu nedenle yağ yönünden zengin besinleri; yağlı et ve peynirleri, tereyağı sofranızdan uzak tutmanızda yarar var. Ayrıca gizli yağ içeren kızarmış patates, pasta, hamur işi gibi besinler de uzak durmanız gerekenlerden. Bilmelisiniz ki, fazla alınan yağ ve şekerin ne size ne de bebeğinizin sağlığına hiçbir olumlu katkısı yok. Hamilelik boyunca özellikle vitamin ve mineral içeren sebze ve meyveleri, kalsiyum içeren peynir süt gibi besinleri tüketmeye özen göstermeniz gerekiyor. Dengeli ve düzenli beslenen bir anne adayının, vitamin ve mineral içeren meyve ve sebzeleri bol miktarda alması halinde, takviye amacıyla vitamin hapı kullanımına gerek kalmıyor. Beslenmede her zaman için doğal kaynakları yapay olana tercih etmek önem taşıyor. Yani hazır satılan meyve suları yerine taze meyveleri, sucuk salam sosis gibi işlenmiş etler yerine işlenmemiş taze etleri, vitamin haplarına bağlı kalmak yerine doğal vitamin ve mineralleri içeren taze sebze ve meyveleri, yapay tatlandırıcılar yerine şekeri tercih etmek gerekiyor.

    Hamilelikte diyet yapan anneler var. Bunun sakıncaları nedir?
    Hamilelik sırasında fazla kilo alan anne adaylarının ilk aklına gelen diyet oluyor. Eğer başvurulan uzman aksi bir öneride bulunmadığı zaman, günlük 2 bin kalorinin altına düşülen bir diyeti uygulamamak gerekiyor. Esnek bir diyet programıyla, özellikle kilo alımına yol açan besin değeri düşük yiyeceklerden uzak durmaya çalışmak en doğru davranış.
    Kilo vermek için yapılacak ağır egzersizlerin de kasık ve karın ağrılarına hatta erken doğum ağrıları denen rahim kasılmalarına yol açabileceğini unutmamak gerekiyor.

    Şişmanlığın hamilelik sürecine olumsuz etkileri nelerdir?
    Hamilelikte fazla kilo alımı, anne ve bebek sağlığını riske sokuyor. Bu riskleri aşağıdaki gibi sıralamak mümkün:
    -Yüksek tansiyon riskinin artışı
    -Hamilelik sırasında şeker hastalığı riskinin artışı
    -Hamilelik sürecinde idrar yolu enfeksiyonu riskinin artışı
    -Bebekte doğumsal şekil bozukluğu riskinin artışı
    -Fazla kilolu bebek doğurma riskinin artışı
    -Sezaryenle doğum riskinin artışı
    -Prematür (düşük doğum ağırlıklı) bebek doğurma riskinin ve bebek ölüm riskinin artışı
    -Doğum süresinin artışı ve doğum sonrası kanama miktarının artışı
    -Doğum sonrasında ciltte dikiş yerlerinde rahim ağzında yara enfeksiyonu, rahim zarında iltihap ve idrar yollarında enfeksiyon riskinin artışı
     
  9. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    HAMILELIKTE UYGULANAN TESTLER


    Doğum Öncesi Tanı Yöntemleri

    Kız mı, erkek mi? Büyükanne gibi sarı saçlı mı,büyükbaba gibi yeşil gözlümü olacak? Babanın sesini mi annenin güzelliğini mialacak? En önemliside bebeğim sağlıklı olacak mı? Yakın zamanlara dek bu sorular ancak bebek doğduktan sonracevaplanabilirdi. Bugün ise doğum öncesi tanı yöntemleri ile döllenmedenaltı hafta sonrası gibi erken zamanlarda bile yanıtlanabilmektedir.

    Doğum öncesi tanı yöntemleri; çok düşük olan kalıcı riskleri nedeni ile herkese uygun değildir.

    Bu yöntemler için en uygun adaylar:

    • 35 yaş üstündekiler
    • Genetik bir hastalığın taşıyıcısı olanlar yada ailesinde böyle bir hastalık öyküsü olanlar
    • Doğumsal sakatlığa yol açtığı bilinen kızamıkçık yada toksoplasmosis gibi bulaşıcı hastalıklara yakalanmış olanlar.
    • Gelişmekte olan bebeklerine zararlı olacağından korkulan bazı madde yada maddelerle döllenmeden sonra karşılaşmış olanlar.
    • Önceden doğumla sonlanmamış hamilelikleri yada doğum kusurları ile doğmuş bebekleri olanlar.

    Şimdi kısaca bu yöntemleri tanıyalım:

    AMNİYOSENTEZ
    Bebeği çevreleyen amniyon sıvısından örnek alarak bebeğin hücrelerini,olası kimyasal maddeleri ve varsa mikrobik durumu incelemektir.

    Uygulandığı durumlar
    • Anne 35 yaş üstündedir(bu yöntemin %80-90’ı ileri yaş gebeliklerde down sendromu riskini belirlemek için yapılır.)
    • Genetik hastalığı,Down sendromlu bir bebeği olan yada aile öyküsü olan hamileliklerde
    • Bebeğin akciğerlerinin olgunluk derecesini belirlemek için(erken doğum yaptırma söz konusu ise)
    • Başka tarama testleri anormal sonuç verdiyse (annede serum alfa feto protein, ultrason, östrojen veya HCG tayini)

    Amniyosentez ikinci üç ayda genellikle16-18. haftada (en erken 14, en geç 20. haftada) yapılır.25-35 gün içerisinde incelemeler sonuçlanır. Ayrıca hamileliğin son üç ayında akciğerlerin durumunu belirlemek için yapılır.Amniyosentez lokal anestezi eşliğinde ince bir iğne ile karın üzerinden rahme girilerek yapılır.Ultrason eşliğinde az bir miktar amniyon sıvısı alınır.Ultrason bebeği görüp ona zarar vermemeyi sağlar. Bu işlem 30 dakika kadar sürer.Bu işlem çok riskli olmayıp yüz uygulamadan birinde kadınların hafif vajinal kanama veya akıntısı olmaktadır.Akıntı bir iki gün içerisinde duracaktır ancak böyle durumlarda yatak istirahati ve yakın gözlem önerilir.

    ULTRASON
    Ultrason tekniğinin gelişimi doğum olayını daha kesin bir bilim halinegetirdi. Bu teknik; röntgen ışın tehlikesi olmadan ses dalgalarının iç organlardan geçerken bir ekranda görselleşmesine dayanır.Aygıtın ekranı sayesinde bebeğinizi görebilir ve hatta bir fotoğrafını alabilirsiniz.Tabii o fotorafta bebeğinizi bir uzman yardımı olmadan tanımanız zor olabilir.Ultrason şu durumlarda uygulanır:
    •Hamileliğin nasıl gittiğini ve kaçıncı ayında olduğunu belirlemek için
    •Bir anormallikle ilgili olarak ortalamadan fazla risk veya merak varsa
    •7. Haftadan sonra kesin hamileliği doğrulamak için
    •Amniyosentez veya koryonik villus örneklemesi öncesinde bebeğin tam olarak yerini tespit etmek için
    •14. haftada Dopler aygıtı ile kalp sesi hala alınamadı ise yada 22. haftada hala bebek hareketleri başlamadıysa bebeğin durumunu belirlemek için
    •Amniyon sıvısı miktarını ve plasentanın durumunu belirlemek için

    Ultrason 5. haftadan sonra doğuma dek herhangi bir zaman yapılabilir.Karından veya vajinadan yapılabilir. Ağrısız ve risk taşımayan bir işlemdir.Aygıt bebeğin bedeninden geçen ses dalgalarını kayıt eder.

    FETOSKOPi
    Işık ve mercekle donatılmış dürbüne benzer ince uzun bir araç,karın ve rahimde yapılan ince bir kesi ile amniyon kesesi içine sokulur,görüldüğü yerde bebeğin fotoğrafı çekilir. Aynı zamanda bu araçla bebeğin kan ve doku örnekleri alınabilir ve amniyosentez ile araştırılamayan bir çok hastalığın tanısıkonulabilir. Bununla beraber yüksek riskli bir uygulama olduğundan yaygın kullanılmaz.Hamileliğin 16. haftasından sonra uygulanabilir. %3-%5 bebek kaybına yol açabilir.

    ANNEDE SERUM ALFA-FETA-PROTEİN TARAMASI
    Bebeğin ürettiği bir madde olan alfa feta proteinin kanda yada serumda yüksekbulunması; spina bifida (omurilik kanal açıklığı) yada anensefali(kafa kemiklerinin olmaması) gibi beyin omurilik kanalı olduğunu gösterir. Anormal derecede düşük olması ise Down sendromu yada başka kromozom kusuru riskinin arttığını düşündürür.Bu yalnızca tarama testidir ve anormal bir sonuç geldiğinde sorunun doğruluğunu kanıtlamak için başka testler gerekir.

    Bu test 16-18. haftalarda yapılır. Anneden küçük bir kan örneği alınarak yapılan test bebek ve anne için bir risk taşımaz.Test yalnış pozitif bir sonuç verebilir yani gerçekte sonuç normal iken yüksek yada düşükgelebilir. Buda bize risk olduğunu düşündürebilir. Bu nedenle normal olmayan bir sonuç geldiğinde testin tekrarlanması istenir.

    KORYONİK VİLLUS ÖRNEKLEMESİ (KVÖ)
    Bebek kaynaklı yapılar olan koryonik villuslardan örnek alınır.Amniyosentezin yapılamadığı erken hamileliklerde faydalıdır.Eğer hamilelikte bir şeyler yolunda gitmiyorsa daha erken tanı ve daha erken kürtaj,anne için daha az travmatik olur. Amniyosentezin bize birşeyler gösterdiği dönem(bu hamileliğin en erken 16. haftasına rastlar) gebelik sonlandırılması için geç bir dönemdir. KVÖ; rahim ağzından yada karından bir iğne ile girilerek yapılmaktadır.10-12. haftalar arasında yapılabilir. Gelişmekte olan bebeğin tam bir genetik yapı tablosunu veren koryonik villüsler bebek kaynaklı yapılardır.
    Ancak uygulamanın yapıldığı bazı tıp merkezlerinde bebekte kol ve bacak kusurlarına yol açtığı,ayrıca amniyosentezden daha fazla düşük riskine sahip olduğu bilinmektedir.



    [Bebeğin Kordonundan Sıvı Alınması: Amniyosentez


    Amniyosentez

    35 yaş ve üstü anne adaylarında ve üçlü testte risk saptanan durumlarda amniyosentez yaptırmak gerekiyor.

    Hamileliğin başlangıcından, bebeğin ilk kucaklanma sürecine kadar her anne – baba adayı, bebeklerinin sağlığıyla ilgili endişe taşıyor. Günümüzde uygulanan doğum öncesi tanı yöntemleriyle bebekler tehlikeden korunma şansına sahip. Bu yöntemlerden biri de amniyosentez. Bebeğin, anne karnında içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınması anl***** gelen amniyosentez, genellikle 35 yaş ve daha üstü anne adaylarında ve üçlü testte risk saptandığı durumlarda, kesin tanı amacıyla kullanılıyor.

    Amniyosentez nedir?

    En sık kullanılan tanı yöntemlerinin başında gelen amniyosentez, bebeğin anne karnında içinde yüzdüğü amniyon sıvısından ince bir iğne yardımıyla örnek alınması anl***** geliyor.Bu yöntemde anne adayının karın cildinden girilen bir iğneyle rahme ve buradan da bebeğin içinde yüzdüğü amniyos sıvısına ulaşılır. Amniyos sıvısından az bir miktar, enjektör yardımıyla çekilerek laboratuara gönderilir. Tanı amaçlı amniyosentez genellikle 15. 17. hamilelik haftalarında uygulanır. Daha ileri hamilelik haftalarında uygulanması uygun görülmez” Laboratuar sonuçları ancak 2 – 3 haftada çıkıyor. 24. hamilelik haftasından sonra bebekte kromozom anomalisi saptansa da, hamileliği sonlandırmak mümkün olmadığı için amniyosentezi en geç 20-21. haftada gerçekleştirmek gereklidir.

    Neden uygulanır

    Amniyosentez ile bebekte kromozom anomalisi olup olmadığına bakılıyor. Toplumda en sık görülen anomalilerden biri olan down sendromu teşhisi, amniyosentez ile konuluyor. Bu uygulamayla, kromozom anomalisi tanısı dışında bazı metobolik hastalıkların tanısı konabiliyor, nöral tüp defektleri için ileri tetkik yapılabiliyor ve anne adayına ait bir hastalık sebebiyle bebeğin erken doğması gerektiğinde akciğerlerinin olgunlaşıp olgunlaşmadığı belirlenebiliyor. Op. Dr. Kır “Günümüzde genetik biliminin gelişmesiyle bebekte sadece belirgin kromozom anomalileri değil, tek gen kusurlarına bağlı hastalıklarının da bir kısmı tespit edilebiliyor.” diyor.

    Kimler yaptırmalı?

    Amniyosentez 200’de 1 gibi bir oranda düşük riski taşıdığı için rutin olarak her hamile kadına önerilmiyor. Genel olarak amniyosentez önerilmesi gereken durumları şöyle sıralanmaktadir:

    İleri anne yaşı ( Doğum anında 35 yaş ve üstü ):
    Down sendromu başta olmak üzere bazı genetik hastalıkların görülme riski kadının yaşı ile paralel olarak artış gösteriyor. Bu sebeple ileri anne yaşı en sık amniyosentez önerilen durumların başında geliyor.

    Pozitif öykü: Daha önceki gebeliklerde kromozomal bozukluk öyküsü olanlara amniyosentez öneriliyor.

    Pozitif tarama testi: Genetik hastalıklar ve anomaliler açısından yüksek risk taşıyan hamilelikleri saptamak amacıyla bazı testler her hamile kadında rutin olarak uygulanıyor. Bu testlerden en sık kullanılan ise üçlü tarama testi. Bu testlerin pozitifi çıkması durumunda, kesin tanıya ulaşmak amacıyla amniyosentez yapılıyor.

    Ultrasonografide anomali saptanması:Hamilelik takibi sırasında yapılan rutin ultrason incelemelerinde, anomali saptanması halinde amniyosentez tavsiye ediliyor.




    Preimplantasyon Genetik Tanı

    Tekrarlayan düşük problemi yaşayan çiftler için yeni bir umut!

    Bir düşükten sonra anne adayları “tekrar aynı olay ile karşılaşır mıyım” endişesini taşıyorlar. Zaten 10 gebelikten biri de bu risk ile karşı karşıya kalıyor. Bazı çiftlerde ise bu sorun, birbirini izleyen gebeliklerde tekrar tekrar yaşanarak çiftin ümitleri kırıyor. Bu noktada yeni bir tedavi seçeneği olan preimplantasyon genetik tanı bize yardımcı olabiliyor.

    Tekrarlayan düşük, 20. gebelik haftasından önce birbirini takip eden 3 veya daha fazla gebelik kaybının olması durumu olarak tanımlanıyor. Bu problem çiftlerin % 0.5-1’ini etkiliyor. Sorun birçok farklı nedenden kaynaklanabiliyor. Genetik ve hormonal bozukluklar, üreme organlarına örneğin rahime ait yapısal şekil bozuklukları, çevresel faktörler ve bağışıklık sistemine ait bozukluklar belli başlı nedenler arasında yer alıyor. Anne ve baba adayına ait genetik problemler tüm nedenlerin % 5’ini oluşturmaktadır. Bu nedenle tekrarlayan düşükleri olan çiftlerde hem kadın hem de erkeğin kromozom analizinin yapılması gerekmektedir. Son yıllarda elde ettiğimiz veriler tekrarlayan düşükleri olan çiftlerin kendilerinde herhangi bir kromozomal anormallik olmasa bile, oluşturdukları embryolarda beklenenden daha yüksek oranda genetik anormallikler olduğunu göstermektedir. Yani çift genetik açıdan sağlıklı bile olsa gebelikle sonuçlanacak olan embryoları sıklıkla genetik bozukluklar içermekte ve bu yüzden de gebelik oluşsa bile sağlıklı bir şekilde devam etmeyip düşükle sonuçlanmaktadır.

    Tekrarlayan düşüklerde genetik tanının önemi
    Düşük oranı, bir düşükten sonra yüzde 11,5, iki düşükten sonra yüzde 29.4, üç düşükten sonra yüzde 30 – 45 olarak veriliyor. İstatistikler her düşükten sonra yeni bir düşük olasılığının belirgin olarak arttığını ortaya koyuyor. Bu durumda, düşüğe neden olabilecek diğer etkenler araştırılmış ve herhangi bir neden bulunamamışsa, ya çiftin genetik açıdan sağlıklı bir embryoya rast gelmesini beklemek gerekiyor ya da aynı anda bir çok embryo üretip bunların içinden hangisinin genetik açıdan sağlıklı olduğunu bulmak ve onu çifte transfer ederek sağlıklı bir gebelik elde etmek gerekiyor. İşte bu ikinci seçenek aslında tüp bebek ve preimplantasyon genetik tanı uygulamasını ifade ediyor. Tüp bebek ve preimplantasyon genetik tanı yalnızca gebe kalamayan çiftlerde değil hamile kalıp bunu sağlıklı bir biçimde sonuca ulaştıramayan çiftlerde de etkili oluyor. Bu çiftlerde devam edecek olan bir gebeliği yakalamak için hiçbir şey yapmadan doğal yollarla oluşan bir gebeliği beklemek de bir çözüm olabilir fakat unutmamak gerekir ki kendiliğinden oluşacak gebeliklerin her zaman için düşükle sonuçlanma ihtimali olacaktır ve yaşanan her düşük anne adayını hem ümitsizlik ve karamsarlığa itecek hem de genel sağlığını tehdit eder duruma gelecektir. İşte bu yüzden biz bu çiftlerde hem tanı koymak hem de tedaviyi sağlayıp sağlıklı bir bebeğin doğumuna ulaşmak için tüp bebek tedavisini öneriyoruz. Böylece yumurta gelişimine olanak sağlıyor ve yumurtaların döllenmesinden sonra gelişen embryolardan bir veya iki hücre örneği alarak genetik açıdan sağlıklı olanları seçerek anne adayına transfer ediyoruz. Bu yaklaşımın aslında çiftin tekrarlayan düşüklerinin hem nedenini ortaya koymada hem de bu durumu tedavi etmede etkin bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz.

    Genetik tanı, tüp bebek başarı oranını arttırıyor

    Preimplantasyon genetik tanı uygulaması kullanılan bir başka hasta grubu ise tekrarlayan başarısız tüp bebek denemeleri olan çiftler. Bu grup hasta için de bir sonraki tüp bebek denemesinde preimplantasyon genetik tanı uygulamasının yapılması sonucu iyileştirebiliyor.Elde ettiğimiz veriler tekrarlayan tüp bebek denemelerinde başarısız kalınan çiftlerin embryolarında beklenenden daha fazla oranda kromozom bozukluklarına rastlanıldığını göstermektedir. Bu nedenle bu çiftlerde embryolar anne rahmine verilmeden önce, genetik açıdan normal olup olmadıkları test edilip normal olan embryolar anne rahmine yerleştirildiğinde gebelik şansı artırılmış oluyor. Preimplantasyon genetik tanı embryoların kromozom bozukluklarını ortaya koyarak sağlıklı embryonun seçimine ve bu da gebelik şansının yükselmesine yol açacaktır.

    [Bebeğinizi Doğmadan Görmek


    4 boyutlu ultrasonografi ile bebeğinizi doğmadan görmek ister misiniz?

    4 boyutlu ultrason cihazıyla anne karnındaki bebeğin görüntüsü vesikalık resim gibi alınabiliyor.Sadece resimle kalmayıp, bebeğinizin o an neler yaptığı da gözleyebilirsiniz. Sağlığı hakkında birçok ipucu elde edebilirsiniz.”

    [​IMG]
     
  10. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    [​IMG]

    Ultrason teknolojisinde son nokta

    Gebelik sırasında ultrasonun yeri ve önemi tartışılmaz. Bu alandaki yeni gelişmeler ultrasonun hamilelik sırasında anne ve bebek sağlığı açısından önemini perçinliyor. En son yenilik ise 4 boyutlu ultrason. Bu cihaz ile bebeğin anne karnındayken neler yaptığı izlemek bebeğin anne karnındaki görüntülerinden fotoğraf albümü oluşturmak mümkün.Parmağını emen, esneyen, esnerken ağzını kapatan, ayak parmağını emmeye çalışan, gülümseyen, diğer ikizinin başını okşayan bebeklerini görebilmek ailelere büyük keyif veriyor.”

    Anne ve bebek arasında farklı bir köprü kuruluyor

    Annenin o andaki heyecanının görülmeye değer olduğu kesindir.Bebek doğduktan sonraki fotoğrafları ile anne karnındaki fotoğrafları karşılaştırıldığında olayın manevi değerinin daha da iyi anlaşıldıği görülmektedir.

    Bebeğinizin doğmadan arşivini yapın

    4 boyutlu ultrason ile bebeği izlemenin dışında isteğe bağlı CD ye kayıt alınıp daha sonra izlenmesi, saklanarak ileride bebeğe izlettirilmesi de mümkün. Bu teknolojinin daha önceki 3 boyutlu ultrasonlardan farkı bebeği ve hareketlerini anında görebilmeyi ve bunu CD ye kaydederek hoş bir anı olarak saklanmasını sağlaması. Parmak emen, esneyen, esnerken ağzını kapatan, ayak parmağını emmeye çalışan, gülümseyen, kaşlarını çatan, diğer ikizinin başını okşayan bebekleri görebilmek, ailelerle bebek arasında farklı bir duygusal bağ oluşturuyor.



    Sağlığı hakkında ipuçları veriyor

    Annenin bebeğini doğmadan görebilmesi dışında, '4 Boyutlu Ultrason' yardımıyla dudak-damak yarığı, spina bifida, parmak anomalisi gibi anormalliklerin daha net tespiti mümkün. Cihazın diğer bir fonksiyonu da doppler ile ölçüm yapabilmesidir.Bu sayede de gelişme geriliği, hipertansiyon, çoğul gebelikler, gün geçmesi gibi yüksek riskli gebelikler sağlıklı bir şekilde izlenebiliyor.




    11-14 Testini Biliyor musunuz?

    Son dönemlerde yaygınlaşmaya başlayan ve 3'lü teste göre bir çok avantajı olan diğer bir test ise 2'li test veya diğer adıyla 11-14 hafta tarama testi.

    Günümüzde anne karnındaki bebeklerin sağlıklı olup olmadığına ilişkin çeşitli testler yapılıyor. Özellikle ultrasonografinin bu konudaki katkılarını yadsımamak gerekiyor. Ultrasonografinin devreye girmesiyle anne karnındaki bebeklerin takibinde çığır açıldı. Şekilsel bozuklukların eşlik ettiği doğumsal anormalliklerin birçoğu bu yolla tesbit edilebiliyor. Ancak bazı doğumsal anormallikler, belirgin şekilsel bozukluk yapmamakla birlikte oldukça ağır ve tedavisi mümkün olmayan hastalıklara yol açabilmekte.

    Genetik hastalıklar bunların başında geliyor.Toplumda bilinen en yaygın genetik hastalıklar olarak down sendromu adı verilen trisomi 21 veya diğer adıyla mongolizm örnek verilebilir.Bebeğin genetik şifresinde ortaya çıkan bir problemden dolayı bu bebekler hem şekilsel hem zihinsel bir çok özre sahiptirler. Bu hastalığın ve buna benzer başka genetik hastalıkların en kesin tanı yöntemi bebek hücrelerine ulaşıp içlerindeki genetik şifreyi çözmekle mümkün olabilmektedir. Bunun için ya gebeliğin erken dönemlerinde bebeğin eşinden doku alınması (koriyon villus örneklemesi) veya gebeliğin ortalarına yakın bebeğin içinde bulunduğu ortamdan sıvı alması (amniosentez) veya son olarak bebeğin göbek kordonundan kan alınması (kordosentez) gerekmektedir. Bu yöntemlerin hepsinde gebeliği kaybetme olasılığı var.

    İşte bu sakıncadan dolayı çeşitli tarama testleri geliştirilmiş. Tarama testlerinin gebenin şahsına ve karnında taşıdığı bebeğe özgü olmasına dikkat edilmesi gerekiyor. Bunun için hem gebeye ait bir takım özel bilgiler (yaş, kilo, varsa önceki gebeliklerindeki özellikler gibi) hem bebeğe ait özel bilgiler (birtakım ölçüler, gebelikten dolayı anne karnında bulunan bazı maddelerin ölçümü gibi) toplanarak bir bilgi paketi oluşturuluyor ve bu bilgi paket özel bir bilgisayar progr***** verilerek söz konusu gebenin devam etmekte olan gebeliğindeki bebeğinin down sendromlu veya başka bir hastalığının olma riski hesaplanıyor. Eğer bu hesaplama sonucu elde edilen risk değeri yüksekse (yukarda anlatılan kesin tanı yöntemlerindeki bebeği kaybetme riskine göre) aileye etraflıca danışmanlık verilerek yukarıda bahsedilen kesin tanı yöntemlerinden uygun olanı uygulanarak kesin sonuca ulaşılmaktadır. Bir başka deyişle önce tüm gebeler taranmakta böylece riski yüksek olanlar tespit edilip kesin tanı testleri uygulanmaktadır.

    3’lü tarama testi mi, 11 – 14 testi mi?

    Bu testlerin en bilineni 3'lü tarama testi. Ancak son dönemlerde yaygınlaşmaya başlayan ve 3'lü teste göre bir çok avantajı olan diğer bir test ise 2'li test veya diğer adıyla 11-14 hafta tarama testi. 11-14 hafta testi adından da görüleceği gibi 3'lü testten daha önce, yani gebeliğin daha erken dönemlerinde yapılabilmekte (3'lü test 16-20 hafta arası yapılmaktadır). Dr. Uysal "11-14 hafta testinin hastalıkları yakalama olasılığı (yaklaşık %90), yani 3'lü teste (yaklaşık % 60) göre oldukça yüksek" diyor.

    11 – 14 testinin özellikleri

    11-14 hafta testi sırasında ultrasonografinin önemli bir yeri var.Bu testteki en önemli veri bebeğin ense pilisinin ölçümüdür. Down sendromlu veya başka bir çok genetik hastalıkta olduğu gibi bazı kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları, iskelet hastalıklarında bebeğin ense kısmındaki sıvı birikimi artar. bu bölgenin ölçümü milimetrenin onda biri ölçeğinde gerçekleşmekte olup sanılanın aksine zor ve hassas bir işlemdir. Doğru ölçümü yapabilmek için bazen hekim oldukça uzun bir zaman ayırmak zorunda kalabilir. Bebeğin o andaki pozisyonu etrafındaki amnios zarı ve bir çok şey bunu zorlaştırabilir. Ayrıca kullanılan ultrasonografi cihazının da bu ölçümü yapabilmesi gerekir. Bunun dışında bebeğin baş-popo uzunluğunda istenen verilerden biridir. Bahsedilen bilgi paketine eklenecek başka veriler ise anne kanında bulunan ve gebeliğin seyrine göre değişiklikler gösteren iki özel maddenin ölçümüdür. Birincisi anne kanındaki β- hcg düzeyi diğeri papp-a adındaki maddedir. Bu iki maddenin sağlıklı bebek taşıyan gebelerdeki değişim çizgisi ile sağlıksız bebek taşıyan gebelerdeki değişim çizgisi farklı olabilmektedir. Ayrıca anne yaşı, son adet tarihi, annenin kilosu, varsa önceki gebeliklerdeki özellikler, bebeğin kalp atım hızı gibi veriler de ilave edilerek istenen bilgi paketi oluşturulmakta ve özel bilgisayar programı yardımıyla bebeğin sağlığı hakkında bilgi edinilmektedir.
     
  11. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Hamilelik ve Seks


    Hamilelikte seks çiftten çifte değişmekle beraber genelde birinci üç ayda azalma, ikinci üç ayda artma,üçüncü üç aydada yine bir azalma söz konusudur.Hamileliğin ilk döneminde bir azalma olması süpriz değildir.Yorgunluk, bulantı, kusma, göğüslerde hassasiyet ve hormonsal değişimler cinselliğietkiler. İlk üç aylarını rahat geçiren kadınların cinsel istekleri tüm hamilelikte sıklıkla aynı kalır.Her zaman değil ama sıklıkla hamileliğin ikinci üç ayında,çiftler hamileliğe bedensel ve ruhsal olarak alışmış olduklarından cinsel ilgileriartar.
    Doğuma yakın ise ilk zamanlarda olduğundan daha da fazla bir şekilde istek azalır ve nedenleride çok açıktır.Birincisi, karın hacminin artışı hareket etmeyi zorlaştırır.İkincisi, ilerlemiş hamileliğin ağrı ve rahatsızlığı sıcak bir ilerlemeyi engeller.Üçüncüsü ise son dönemlerde bebek ve doğum dışında herhangi bir şeye yoğunlaşmak zordur.Hamilelik sırasında cinsel ilişkinin niçin zorlaştığının anlaşılması,korku ve üzüntülerin azalmasına yardımcı olur. Bu da ilişkinin olmasının (yada olmamasının) daha kolay kabul edilebilir ve daha hoşlanılabilir hale gelmesini sağlar.
    Herşeyden önce,pek çok bedensel değişiklik istek ve cinsel zevkinizi olumlu veya olumsuz yöndeetkiler. Eğer olumsuz etmenleri bilirseniz ve onlarla birlikte yaşamayı öğrenirseniz cinsel hayatınıza karışmalarını en aza indirebilirsiniz.
    Bu olumsuz etkiler şunlardır:

    Bulantı ve kusma:Eğer bulantı ve kusmalarınız gece gündüz devam ediyorsa,yalnızca bunların geçmesini beklemelisiniz (sıklıkla ilk üç ayın sonundakaybolur). Eğer sizi yalnızca belli saatlerde, genelde sabah,rahatsız ediyorsa gevşemeye çalışın ve yemek saatlerinizi ona göreayarlayın. Kendinizi berbat hissediyorsanız ısrarla çekici görünmeye çalışmayın;çünkü sabah rahatsızlığınız duygusal gerginliğinizleartabilir. Kendinize bu konuda baskı yapmayın, yalnızca rahatolun, geçecektir.
    Yorgunluk:Bu da dördüncü aya kadar mutlaka geçecektir. Geçinceye kadar,kendinizi gece geç vakitlere kadar romantik olmaya zorlamakyerine; eğer uygunsanız eşinizle gündüz kendinizi daha dinç hissettiğinizde birlikte olun.
    Görüntünüzün değişmesi:Hamilelik ilerledikçe kadının görüntüsü ve karnının şişmesi çiftlerden birinin yada ikisininde iştahınıkesebilir. Bunun geçici bir durum olduğunu düşünün ve üstünde fazla durmayın.
    Üreme organlarının büyümesi:Hamilelikte hormosal değişikliklere bağlı olarak, kasık bölgesine doğru artmış kan akımı,bazı kadınlarda cinsel beklentiyi arttırabilir.Fakat aynı zamanda, özellikle hamileliğin son dönemlerinde,cinsel doyum sonrası dolgunluğun devam etmesine bağlıolarak, kadının bu işi tam olarak yapamadığını düşünmesine ve cinsellikten daha az zevk almasına nedenolabilir. Erkekler içinde bu değişiklikler hazzın artmasınaveya (eğer bu dolgunluk organını çok sıkıp sertleşmenin kaybolmasına sebepoluyorsa) azalmasına neden olabilir.
    [Memelerde dolgunluk:Bazı çiftler hamilelik boyunca dolu ve gergin göğüslerden hoşlanabilir.Fakat bir kısmında hamileliğin erken döneminde memelerin ağrılı gerginliğine bağlı olarak ilişki acı verebilir. Kesinlikle duyduğunuz rahatsızlığı eşinizle konuşun.
    Vajina salgılarındaki değişiklikler:Bu salgıların miktarı artar ve kıvamı, kokusu, tadı değişir.Bu artmış yağlanma birleşmeyi daha hoş hale getirebilir.Tam tersi kadının vajinasının sürekli ıslak ve kaygan olması eşinin sertleşmesini engelleyebilir.
    Bebeğinize zarar vereceğinizden veya düşük yapmaktan korkmak:Normal bir hamilelikte cinsel birleşme bu etkilerin hiçbirine yol açmayacaktır.Bebek rahim ve amniyon sıvısı içerisinde rahat ve korumalıbir ortamdadır. Ayrıca rahim ağız kısmında oluşan sıvımsı bir tıkaç ile bebek dış ortamdan güvenle korunur.
    Orgazmın düşük yada erken doğuma yol açacağından korkmak:Orgazmdan sonra rahimde kasılmalar olmasına karşın, bu kasılmaların normal bir hamilelikte tehlikesiyoktur. Ancak riskli guruptaysanız size orgazm yasaklanabilir.
    Bebeğinizin “izliyor” veya “farkında”olmasından korkmak: Orgazm sonrasında rahimdeki kasılmaların sebep olduğu hafif sallantıdan bebeğinizin hoşlandığını düşünün.O, yaptığınızı ne görebilir nede neler olduğunun farkındadır.Bebeğiniz gerçektende bu olayı hafızasına alamaz. Bebeğinizinhareketleri (birleşme sırasında yavaşlama ve sonrasındatekmeleme, kıvranma ve orgazm sonrası kalp atışlarında hızlanma) yalnızca hormonlara ve rahim hareketlerine bağlı tepkilerdir.
    Karı koca arasındaki ilişkinin değişmesi:Çiftler artık yalnızca sevgili veya birbirine aşık karı koca değil,aynı zamanda anne baba oldukları düşüncesine alişmakta zorlukçekerler. Hatta hala pek çoğumuz böyle bir ilişkinin sonucunda yaşıyor olmamıza karşın kendi ana babamızında seviştiğini bilmektenkaçınırız. Öte yandan bazı çiftler ilişkilerindeki bu yeni boyutu keşfedip,bunuda yeni bir heyecan olarak yatak odalarına taşırlar.

    CİNSEL İLİŞKİNİN SINIRLANMASI GEREKEN ZAMAN

    Sevişmek bebek bekleyen çiftlere çok şey kazandırdığından keşke bütün çiftler buavantajlardan yararlanabilselerdi. Gerçektende sizin için hem bedensel hem duygusal açıdan iyi yönleri vardır:sizi ve eşinizi birbirinize yakınlaştırır, kasık bölgenizdeki kasların doğum için hazırlanmasına yardımcı olur ve rahatlatır.
    Ne yazık ki yüksek riskli hamileliklerde, bazı dönemler için yada dokuz ay boyunca bile sınırlandırmaolabilir. Ne, nasıl güvenlidir ve ne zaman uygun olur, bunu kesinlikle öğrenin.Eğer hekiminiz sınırlandırmalar getiriyorsa nedenini sorun.
    Birleşme aşağıdaki durumlarda muhtemelen kısıtlanacaktır:

    • Herhangi bir anda beklenmeyen bir kanama olması
    • Daha önceki hamileliğin ilk üç ayında düşük yada düşük tehlikesi geçirmesi,şu anda da düşük tehlikesinin bulunması
    • Daha önce ki hamileliğin son 8-12 haftası içerisinde erken doğum,riskli erken doğum deneyiminin olması veya şu anda erken doğum belirtilerinin bulunması
    • Su kesesinin yırtılması
    • Plasenta Previa (anne ile bebek arasındaki bağlantıyı sağlayan dokunun normal yerleşimi yerine rahim üst kısmına yerleşmesi anl***** gelir) olması.Bu durumda ilişki ile plasenta zamanından önce yerinden ayrılıp,kanamaya yol açarak hem anne hemde bebek sağlığını tehdit edebilir.
    • Birden fazla bebek bekleme durumunda son üç ay ilişki yasaklanabilir.

    DAHA ÇOK ZEVK ALMAK
    Güzel ve sürekli evlilikler gibi güzel ve uzun süreli bir cinsel ilişkide bir gündeoluşmaz. Sabır, deneyim, anlayış ve sevgiyle gelişirler. Ve bu oluşturduğunuz cinsel ilişkinin şekli hamileliğinizde bedensel ve duygusal değişikliklerden etkilenir.
    İşte size cinsel ilşkinizi güzel bir şekilde sürdürebilmeniz için bir kaç tavsiye:
    •İlişkiniz ister sık ister seyrek olsun öbür etmenlerden etkilenmesine izin vermeyin.
    • Ebeveyn olma duygusunun ilişkiniz üzerinde yaratabileceği gerginliği fark edin ve bu durumun her ikinizinde hissedebileceği cinsel isteğin yoğunluğunu değiştirebileceğinibilin. Her türlü sorunu açıkça konuşun, hiçbir zaman kulak ardı etmeyin.
    • Olumlu düşünün: Sevişmek aynı zamanda bedensel olarakta doğuma iyi bir şekildehazırlanmanıza yardımcı olacaktır.
    • Beklentileriniz konusunda gerçekçiolun. Bazı kadınlar orgazma ilk kez hamilelikte ulaşmalarına karşın,bir çalışma pek çok kadının hamilelikleri sırasında daha az orgazma ulaştığını saptamıştır.
    • Hamilelik sırasında yeni pozisyonlarıdeneyin. Fakat yeni pozisyonların herbirini denerken kendinize zaman tanıyın.Önce hayal edin sonra uyguladığınızda daha kolay olduğunu göreceksiniz.
    Hamilelikte cinsel ilişkinizin niteliği ve niceliği eskisi gibi değilsebile, hamilelik sırasında bu değişiklikleri anlamak aranızdaki bağı güçlendirecektir.


    [Hamilelikte Cinsellik Olmalı mı?


    Gebelikte cinsellikle ilgili bilgiler, bilimsel araştırmalar ve verilerden çok geleneklere, etik ve etnik kurallara dayanıyor. Bu tabular yüzünden hastalar cinsellik ile ilgili konuları hekimleri ile paylaşmaktan kaçınıyorlar. Oysa gebelikte cinsellik tabu değil!

    Cinsellik hamilelikten ne şekilde etkilenir?
    Cinsellik ile ilgili yanlış bilgiler, cinsel ilişki sonrası yaşanan suçluluk, günah duygusu ve utanma hissi, endişe ve kuruntuların artmasına neden olmaktadır, annelik hissi baskın hale gelerek, bebeğe zarar verme korkusu cinselliği köreltmektedir. Hamileliğe uyum sağlama aşamasında cinselliğin yaşanamaması çiftler arasında soğukluğa neden olmaktadır ve böylece hayatın her döneminde önem taşıyan cinsellik gebelik nedeniyle olumsuz etkilenmektedir. Sonuç olarak aile birliği bu durumdan etkilenir ve yapılan istatistiklerde %17 oranında erkeğin evlilik dışı cinsel ilişkiye girdiği saptanmıştır.

    Normal seyreden, riski olmayan gebelerde cinsel ilişkinin gebelik üzerinde olumlu veya olumsuz hiçbir etkisi olmadığı bilinmektedir. Aksine düzenli cinsel yaşamı olan gebeye sosyal destek sağlamakla birlikte, hamilelik açısından olumlu bir faktör sayılmaktadır.

    Gebelik sürecinde cinsellikle oluşan fizyolojik değişikler nelerdir?Gebelik sürecinde cinsellikle oluşan fizyolojik değişikler nelerdir? Gebelik sırasında pelvik organlar ve dış genital organlarda bazı değişiklikler oluşmaktadır. Cinsel istek ve yanıtta değişimler ise bu organlardaki damarlarda oluşan kan dolaşımının artışındandır. Gebelikte pelvik ve genital organların kanlanmasında fizyolojik olarak artış olmaktadır. Gebeliğin hormonal dengesi ve buna bağlı fizyolojik değişimler, cinsel dürtülerde bir takım değişiklikler oluşturur. Iyi kanlanan ve beslenen genital organlarda cinsel uyarı daha kolay olmaktadır. Vaginal salgılar daha fazla salgılanarak cinsel ilişkiyi daha kolay ve orgazmın daha yoğun yaşanmasına yol açmaktadır. Gebelerde cinsel istekte artış olabilir ve bazı kadınlar ilk orgazmlarını gebelikte yaşarlar. Göğüslere, genital organlara giden kanın artması bazı gebelerde kendisini sürekli cinsel ilişkiye hazır hissetmesine, cinselliğini yoğun yaşamasına neden olmaktadır. Gebelerin bir çoğu cinsel ilişkinin daha doyurucu ve heyecan verici olduğunu, gebelik öncesi ilişkiden daha fazla keyif verdiğini söylemektedir. Genital organların fazla kanlandığı gebelerde ise cinsel ilişki sırasında birden fazla orgazmın yaşandığı bildirilmektedir. Gebenin cinsel istek ve dürtüleri sosyokültürel, psikolojik, fizyolojik ve eşi ile olan ilişkisine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Gebelik haftasına bağlı olarak cinsellik duygusunda azalma veya artış olur. Orgazm sırasında ve orgazm sonrası uterusta kasılmalar başlar. Gebelikte bu uterus kasılmaları daha güçlü ve orgazmı tekrarlayıcı şekilde olur.

    Cinsellik gebelikten nasıl etkilenir?
    Güzellik, gençlik, düzgün fizik ve cazibeye sahip olmak cinsel arzu ve isteği körüklemektedir. Gebelikte yaşanan vücut değişimleri zaman zaman bazı gebelerde sıkıntı ve rahatsızlık oluşturmaktadır. Vücut değişimlerinin sonucunda, kendilerini daha güçsüz hissederek cinsel çekiciliklerinin azaldığını hatta kaybolduğunu düşünmeye başlarlar. Göğüslerdeki değişiklikler zaman zaman sütün gelmesine, kadının kilo alması da vücudundan ve çıplaklığından utanç duymasına neden olmaktadır. Bazen erkeklerin de bu düşünceye katılmaları cinsel arzuda azalma ve cinsel ilişkiden kaçınmalara yol açmaktadır. Ancak bazı kadınlar gebelikte vücutlarında oluşan değişiklikleri olumlu karşılamakta ve cinsel çekiciliklerinin arttığını düşünmektedir. Bu düşünceye sahip olan gebeler daha düzenli cinsel yaşam sürdürmektedir. Bunun yanı sıra farklı dini inançlar ve düşünceler gebelikte cinselliği olumsuz yönde etkilemektedir. Cinsel ilişkiyi günah olarak görmek, cinsel istek ve arzuyu köreltir.

    Baba adaylarında cinsel istek açısından ne gibi değişiklikler olur?
    Babalık duygusu bazen babaya ikilem yaşatmaktadır. Eşine yüklediği annelik misyonu, cinsel isteğinin azalmasına neden olur. Eşine farklı bir gözle bakmaya başlar, onu çocuğunun annesi olarak görür, kutsallaştırır ve incitmekten korkar, böylece seksten uzaklaşır, utanç ve günah duymaya başlar.

    Cinsel ilişki gebeliği nasıl etkiler?
    Gebelik döneminde cinsel yaşam ile ilgili sorunlar , cinsel istek ve isteksizlik, ilişki ve orgazm sıklığı, cinsel tatmin çiftler arasında yaşanan problemlerdir. Ancak azda olsa koitus ( cinsel birleşme ) dışı davranışlar, kendi kendini tatmin etme yöntemi (mastürbasyon) bazı kadınlarda seksüel tercihtir. Daha önce bu şekilde cinsel tatmine ulaşan hastalar gebelik döneminde az da olsa mastürbasyonu cinsel tatmin yolu olarak seçebilirler. Normal seyreden gebelikte bu gibi cinsel ilişki dışı davranışların düşük riskini artırmadığı bilinmektedir.

    Riskli gebeliklerde cinselliğin etkileri nelerdir?
    Cinsel ilişkinin riskli gebelerde bazı komplikasyonlara yol açtığı bilinmektedir. Bunlardan birincisi kadın cinsel organında cinsel birleşme nedeniyle yaşanan mekanik travmalar, ikincisi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardır. Bir çok yazara göre normal seyreden gebelikte cinsel ilişki anne ve bebeğe hiç bir zarar vermez. Kanama, düşük, erken doğum, rahim ağzı yetmezliği, su kesesinin açılması gibi durumlarda cinsel ilişki sakıncalı görülmektedir.
    Ejekülasyon veya meni, içerdiği prostaglandin ile rahmin kasılmalarına neden olabilir. Ancak az miktarda prostaglandin içermesi bu kasılmaların geçici olmasına sebep olmaktadır. Bazı yazarlara göre erken doğumu başlatmak için menide bulunan prostaglandinin 10-15 katı olması gerekmektedir. Orgazm, cinsel ilişki ile birlikte veya cinsel ilişki olmadan rahim kasılmalarına ve rahim içi basıncın artmasına neden olmaktadır. Meme ucunun uyarılması veya orgazm sırasında hipofizden bir miktar oksitosin salınması bilinmektedir. Bazı yazarlar orgazmın riskli gebelerde erken doğuma neden olabileceğini düşünmektedirler. Cinsel ilişki sırasında meme uyarısı rahim kasılmalarına neden olmaktadır. Bazı riskli gebelerde bu durumlarda bebeğin kalp atışlarında azalma olduğu tespit edilmiştir.

    [Cinsel yaşam; gebelik ayına veya haftasına göre riski arttırır mı?
    İlk trimesterde veya erken gebelik haftalarında ilişki sonrası karın ve kasık ağrısı vajinal kanama ile birlikte düşüğe neden olabilmektedir. Ancak gebeliğin ilk aylarda sonlanmasının nedenleri daha çok bebeğin genetik bozuklukları, gelişme anomalileri, bebeğin eşindeki (plasenta) problemleri, annenin rahmindeki anatomik bozukluklar veya organik hastalıklar, rahim içindeki enfeksiyonlar ve annenin bazı sistemik hastalıkları ve hormonal bozukluklarının olduğudur. Düşük tehdidi olan ve tekrarlayan düşükleri olan hastalarda cinsel ilişkinin yasaklanması enfeksiyon riskini ve mekanik travmayı azalttığı gibi hastanın psikolojik travması, suçluluk ve günah duymasını da önlemektedir. Bu dönemdeki gebelik kayıpları cinsel ilişkiye bağlı değildir. Halk arasında erken dönemde yaşanacak cinsel ilişkinin bebekte sakatlık ya da ölüme neden olacağı veya bir düşük ile sonuçlanacağı fikrinin hiç bir bilimsel dayanağı bulunmamaktadır. Bebek anne rahminde, gebelik kesesindeki amniyon sıvısı içinde gelişip büyümektedir. Rahmin kasları, amniyon kesesi ve sıvısı bebeği darbelere karşı koruma altına almaktadır. Rahim kanalının girişindeki koyulaşmış salgılar (mukus tıkaç) spermlerin ve bakterilerin rahime ve bebeğe geçişini engellemektedir. Ancak yapılan çalışmalarda normal gebelikte, ilk üç ayda annenin yorgunluk hissi, memelerde hissettiği gerginlik, kusma, uykuya meyil, kabızlık ve sık idrara çıkma gibi şikayetleri yüzünden cinsel arzuda azalma olduğunu göstermektedir.
    Gebeliğin ikinci trimesterinde kanama, plasenta previa (plasentanın rahim kanalının ağzını tıkaması), nedeni belli olmayan karın ve kasık ağrıları, rahim ağzı yetmezliği ve hastanın psikolojik sorunlarının olması cinsel ilişki yasağı konması için erekçelerdir. Gebeliğin üçüncü trimesterinde birçok araştırma, cinsel ilişkinin erken doğum, gebelik zarında yırtılma ve enfeksiyon riskinde artışa neden olduğunu ve bundan dolayı 4-6 hafta ilişki yasağı gerektiğini savunmaktadır. Ancak bunun aksini savunan bilimadamlarına göre cinsel ilişkinin normal seyreden gebelikte hiçbir riskinin olmadığı yönündedir. Üçüncü trimesterde vajinal kanama, plasentanın rahim ağzında olması, karın ve kasık ağrıları, bebeğin rahim içinde gelişme geriliğinin olması, daha önceki gebeliklerde erken doğum veya suyun erken gelmesi ve psikolojik kuruntular yaşayan hastalarda cinsel ilişkiyi yasaklamak gerekmektedir. Çoğul gebeliklerde cinsel ilişki riskli sayılır ve hekim tarafından yasaklanabilir.
    Üçüncü trimesterde uterus ve karnın büyümesi, annenin kilo artışı, bacaklardaki kasılmalar ve omurgalardaki gebeliğe bağlı postürel değişiklikler cinsel ilişki kurulmasında bazı fiziksel problemler yaratmaktadır. Artan yorgunluk ve sırt ağrısı kişiyi cinsel ilişkiden uzaklaştırabilir. Hekimler tarafından anne ve bebeğe zarar vermeyecek rahat hareket edebilecek ve cinsel ilişkiyi kolaylaştıracak pozisyonları hastalara önerilebilirler.


    Hamilelikte ilk 3 ay seks isteğinde azalma olduğu inancı doğru mudur
    Gebe kadınlar üzerine yapılan araştırmalarda anne adaylarının gebeliğin ilk 3 ayında farklı derecede cinsel arzu gösterdikleri tespit edilmiş, fakat genel olarak cinsel birleşme sayılarında azalma olduğu saptanmıştır. Bu durumun nedeni; gebelikte bedensel değişikliklerin yanı sıra ruhsal değişimlerin de görülmesi ve kadının cinsel birleşmeyle bebeğine zarar vereceğini zannetmesidir. Birçok kadın gebelikle birlikte kilo aldığı için cinsel çekiciliğini kaybettiğini de düşünür. Bu fiziksel değişikliklerin yanı sıra çiftin maddi durumu, gebeliğin istenen veya zamansız bir gebelik oluşu gibi etkenler yanında kadının gebeliğe hazır olup olmadığı da çiftin cinsel yaşamını etkiler. Kadının cinsel organlarında bu ilk 3 ay içinde damarlarda büyük genişlemeler olmakta, dış dudaklar bu damar genişlemesi sonucunda normalden 3''te 1 oranında daha fazla kanlanmaktadır. Bazen cinsel birleşme sırasında ödem, yani şişlikler olmakta ve dolayısıyla kadının canı yanmakta ve cinsel istek azalmaktadır.

    3. aydan sonra cinsel istek artar mı?
    Gebeliğin 3. - 6. ayları arasında hemen hemen bütün gebelerde cinsel istek ve dürtülerde genel olarak bir artma görülür. Bu aylarda bu cinsel istek ve dürtüler nedeniyle kadının cinsel yaşamı daha hareketlenmekte ve cinsel birleşme sayısında da artma gözlenmektedir. Kadının seks yaşamında görülen diğer önemli bir gelişme ise bu aylarda kadınların daha fazla, bazen normalin dışında arka arkaya orgazma, yani doyuma ulaşmalarıdır.

    [Gebeliğin son devrinde durum nedir?
    Yapılan çeşitli istatistiklerde elde edilen sonuç; gebeliğin son 3 ayında gebelerin cinsel isteklerinde belirgin bir azalma olmasıdır. Yine bu dönemde görülen bazı komplikasyonlar sonucu tıbbi açıdan doğabilecek sakıncaları önlemek amacıyla bazı çiftlere cinsel ilişkide bulunmaları tıbbi yönden yasaklanır. Bu nedenle özellikle doğum tarihi yaklaştıkça cinsel birleşme sayısında azalma olur. Kadının doğum yaklaştıkça ağırlaşması ve kendini yorgun hissetmesi de cinsel ilişkiden uzak durmasının nedenlerindendir.

    Gebelikte orgazm erken doğuma neden olur mu?
    Gebeliğin özellikle son 3 ayında orgazm, gebede doğum sancısını andıran ağrılara neden olmaktadır. Bazı hallerde orgazm sonucu görülen kasılmalar devam edip, giderek doğuma, bazı vakalarda ise erken doğuma neden olmaktadır. Masturbasyon sonucu gelişen bir orgazmda yani cinsel ilişki dışındaki bir orgazmda dölyatağı daha şiddetli bir şekilde kasılmaktadır. Bu kasılmalar doğum sancısına dönüşebilmektedir.

    Doğuma yakın cinsel birleşme zararlı mıdır?
    Pekçok anne adayı doğum tarihine yakın günlerde cinsel birleşmenin bebeği için zararlı olup olmayacağını bilmek istemektedir.

    Gebelik sırasında dölyolu akıntısı fizyolojik olarak artmaktadır. Son haftalarda ise bu akıntı daha da artar. Bilinen diğer bir gerçek ise iltihabi akıntıların ve dölyolunun mantar enfeksiyonlarının artması ile cinsel ilişki sayısı arasındaki orantıdır. Bu iltihaplar aslında her zaman görülebilir ve tedavileri kolaydır. Özellikle mantar enfeksiyonlarında mutlaka hastanın eşinin de aynı zamanda tedavi olması şarttır. Sadece kadını tedavi etmenin bir faydası olmayacaktır. Bu tür akıntı ve mantar enfeksiyonu tedavisi sırasında cinsel birleşmeden kaçınılmalı veya prezervatif kullanılmalıdır. Sağlıklı seyreden gebeliklerde, herhangi bir sorun ortaya çıkmadığı sürece son haftalarda dahi cinsel birleşmede bulunulmasında bir sakınca olmadığı sonucuna varılmaktadır. Ancak bazı hekimler doğuma yakın cinsel birleşmenin, su kesesinin erken patlaması ve kanama gibi sorunlara yol açabileceği görüşünü savunurlar. Eğer daha önceki haftalarda herhangi bir sorun ortaya çıkmışsa, son haftalarda cinsel birleşmedan kaçınmak gerekir.

    Cinsel birleşmeye hangi durumlarda izin verilememektedir?
    Gebelik süresince kadının cinsel yaşamında çeşitli değişiklikler izlenmektedir. Sağlıklı olan bir kadının gebelikle ilgili tıbbi bir sorunu ortaya çıkmadığı müddetçe cinsel ilişki sayısında herhangi bir kısıtlama yapmasına gerek yoktur.

    Cinsel ilişkiden sonra kasıklarda ağrı veya cinsel birleşmeden sonra dölyatağından kanamanın saptanması hallerinde hekimin klinik bulgu ve önerisine göre cinsel ilişkiden kaçınmak gerekir. Eğer hastada "düşük tehdidi" denen klinik tablo saptanmışsa, hastanın dölyatağının kasılmalarına neden olan orgazmdan kaçınması gerekmektedir. Bu genellikle gebeliğin ilk 3 ayında görülen bir durumdur.

    Gebelikte cinsel birleşme ve uyarımların yasaklandığı diğer bir neden ise gebelikte görülen kanamalardır. Bu gibi durumlarda gerekli tıbbi yöntemlerin uygulanmasında veya hastanın takibi süresince cinsel birleşme ve uyarı yasaklanır.


    Hamilelikte Cinselliği Yeniden Keşfedin


    Annelik içgüdüsünün ne demek olduğunu biliyoruz. Ancak, bebeğinizi korumak adına cinselliğinizi neden rafa kaldırıyorsunuz? Elbette ki hamileliğin insan yaşamındaki en önemli fizyolojik değişim olduğu bir gerçek. Ama doktorunuz tıbbi bir gerekçeyle yasaklamadıysa bir anne adayı olarak istediğiniz zaman eşinizle birlikte olmanızda hiçbir sakınca yok. Ancak bu dönemde seks yapmak istemiyorsanız kendinizde bir eksiklik olduğunu ya da bir şeylerin yolunda gitmediğini düşünmenize de gerek yok. Hatta bu durum sadece anne adayları için değil, baba adayları için de geçerli. Ebeveyn olma duygusunun ilişkiniz üzerinde yarattığı baskı sebebiyle cinsel birliktelikten kaçınmanız normal. Bu durumu karşılıklı konuşarak halletmeye çalışın. Hamilelikte cinselliğin olumlu taraflarını da bir hayal etmeyi deneyin. Düşünsenize artık yalnızca karı - koca değil aynı zamanda anne ve baba olmaya adaysınız. İlişkinizin bu yeni boyutunu keşfedip bunu yeni bir heyecan olarak yatak odasına taşımaya ne dersiniz? Üstelik hamilelikte düzenli seks yaşantısı sizi doğuma daha iyi bir şekilde hazırlıyor!

    Cinsel arzum niçin kayboldu?
    "Bir bebeğimiz olacak, eşimle daha yakın olmamız gerekirken birbirimize neden bu kadar uzaklaştık?" Bu soruyu soran ilk anne adayı siz değilsiniz. Bebek bekleyen çiftlerden bazıları birbirlerine her zamankinden daha çok yakınlaşırken, bazıları arasında da büyük bir mesafe açılıyor. Uzmanlar, eşlerin hamilelik döneminde birbirlerine yakınlaşmalarının ya da birbirlerinden uzaklaşmalarının; kadının ve erkeğin tecrübeleriyle ilgili olduğunu düşünüyor. Eşlerin cinselliğe olumsuz yaklaşmalarının nedenleri arasında şunlar sıralanıyor:

    Değişimin yarattığı korku: Değişimlerden korkan bir kadın, hamilelik döneminde tedirginlik yaşamaya başlıyor. Gelecekle ilgili endişeleri olan, anne rolünün altından kalkamayacağını düşünen ve güzelliğini kaybettiğine inanan kadınlar hamilelik dönemini stres içinde geçiriyor. Bu durum da cinsel arzularını kaybetmelerine yol açıyor.

    Cinsellik ve anneliğin bağdaşmaması: İnanmayacaksınız belki ama bu söylediğimiz erkeklerin takıntısı! Nasıl mı? Bazı erkekler kadın ve anne arasındaki bağlantıyı kurmakta zorluk çekiyor. Bu da erkeklerin eşlerinden cinsel anlamda uzaklaşmalarına sebep oluyor. Cinsellik ve annelik birçok erkek için birbirinden taban tabana zıt iki kavram. Bu arada hanımlar sakın telaşa kapılmayın, bu durum en geç doğumdan sonra ortadan kalkıyor!

    Görüntünün değişimi:Bu söylediğimiz hem erkek hem de kadın için geçerli. Erkekler eşlerinin bu yeni durumuna alışmakta zorluk çekiyor ve klasik kuralı uyguluyor. Erkekliğin 10'da 9'u kaçmaktır! Anlayacağınız eşi ile kendisi arasına mesafe koyuyor. Eh, kadınların da erkeklerden bir farkı yok aslında. Onlar da gittikçe büyüyen karınlarının eşlerine çekici gelmeyeceğini düşünerek kendilerini geri çekiyor.
     
  12. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    ...

    Hamilelik Çatlakları ve Lekeler


    Bu hafta hamilelik boyunca birçok anne adayının yaşadığı problem olan “Hamilelik çatlakları ve lekeleri” üzerine;

    1. Hamilelik çatlaklarının oluşum nedeni nedir?

    Çatlaklar hamile bayanların %90''ında gözlenen bir kozmetik problemdir. Genelde ilk önce karın bölgesinde başlayıp, göğüs, bacaklar ve koltuk altına yayılım gösterirler. Lezyonlar başlangıçta kabarıktırlar, kısa zamanda düzleşirler ve mor renge dönüşürler. Zamanla da beyazlarlar. Yüzeylerinde kırışıklık gözlenir. Çoğunlukla birkaç cm uzunluğunda , 1-10 mm genişliğindedirler. Çatlak gelişiminin tam nedeni bilinmemektedir. Hormonal faktörler, ailesel yatkınlığın rolü göz ardı edilemez. Gelişen fetüsün deriyi germesi, hamilelik sırasında alınan kilolar dermal yırtıklara neden olmakta, olaylar çatlağı başlatmaktadır. Hamilelik esnasında yetersiz sıvı alımı, cildin elastikiyetini azaltıcı rol oynadığından çatlak oluşumunu kolaylaştırır. Hücresel düzeyde çatlak derinin fibroblast hücrelerinin düzensiz salgı yapması sonrasında gelişmektedir.

    2. Hamileliğin kaçıncı ayından itibaren tedbir olmak gerekir?
    Hamileliğin 5. Ayından itibaren ilgili kozmetik ürünleri kullanarak doğum sonrası oluşabilecek çatlaklara karşı önlem almak gerekir. Bu kremler doğum sonrasında da düzenli olarak kullanılmalı. Hamilelik öncesi çatlak oluşumunu önlemek amacıyla kullanılan kozmetik kremlerle kesin sonuç alımı söz konusu olmadığını bilmek gerekir.

    3.Kozmetik ürünler gerçekten tedavi edici mi?
    Çatlak üzerine etkili kremlerin bağ dokusu fizyolojisini düzenleyici, cildin elastikiyetini arttırıcı rolleri bulunmaktadır. Bu amaçla piyasada çatlak kremleri ismi verilen ürünler bulunmaktadır. Bu preparatlarla çatlakların tam oluşumunu önlemek tam mümkün olmamakla beraber kalıcı kozmetik sonuç elde edilmektedir.

    4. Bu kremlerin bebek üzerinde herhangi bir yan etkisi var mı?

    Genelde çatlak tedavisinde kullanılan kremler bitkisel maddeler, tretinoin ve alfa hidroksi asit içerirler. Tretinoin ve alfa hidroksi asitlerin gelişen bebek üzerine yan etkisinden dolayı hamilelik boyunca kullanılmaması gerekir. Bu yüzden çatlak koruyucu amaçla tercih edilmezler.

    5. Kozmetik ürünler dışında çatlakları gidermek için kullanılan yöntemler var mı?
    Çatlak tedavisinde kullanılan bir diğer yöntem laser tedavisidr. 585 nanometre pulsed dye laser ile iyi sonuçlar elde edilmektedir. Bununla birlikte çatlak tedavisi amacıyla liposuction da kullanılıyor. Ancak liposuction tedavisi çatlaklarda iyi sonuç vermez.

    6. Hamilelik döneminde ciltte birtakım lekeler de görülüyor. Bunun nedeni nedir?

    Hamilelik esnasında salgılanan östrogen, progesteron ve MSH hormonlarının etkisiyle göğüs çevresi, koltuk altı, genital bölge ve kalçaların iç yüzlerinde renk artışı gözlenir. Tüm vücutta bulunması nadirdir. Doğuma kadar ilerleme gösterir, doğum sonrası geriler. Yüzde ise simetrik, keskin sınırlı gebelik maskesi gözlenir. Olayın gelişiminde ailesel yatkınlık da söz konusudur. Güneşe maruz kalma olayı aktifleştirir.

    7. Bu lekelerden kurtulmak için ne gibi önlemler alınabilir?

    Oluşan doğum lekeleri leke açıcı kremler ve peeling ile açılabilir. Peeling deriyi soyma işlemi olduğu için hamilelik döneminde oluşan lekelerin açılmasında işe yarar.

    Hamilelik ve Kozmetik

    Kadınlar her zaman bakımlı olmak isterler değil mi? Anne adayları da 9 ay boyunca güzelliklerine dikkat etmek istiyorlar. Ancak bebek bekliyor olmak da onları korkutuyor.

    Hamilelikte saç boyatmak güvenli midir?
    Kullanılan boyanın cinsine göre değişir. Ancak boyalarda bulunan kurşun ve türevi vs maddeler ciltten emilerek zararlı olabilir. Her boya ürününde içerikleri tam olarak bilinmiyor. Bilinen çeşitli kimyasallar olduğu ve bunların içinden bazılarının zararlı olabileceğidir. Gerçi bir kereden alınacak zararlı madde oranı risk teşkil etmeyebilir diye düşünülebilir ama muhtemel yan etkileri bilinmeyen uygulamalardan uzak durmakta fayda var. Bu açıdan çok gerekmedikçe önermiyoruz.

    Hamilelikte güneşlenmek zararlı mıdır?
    Hamilelikte vücut ısısının artışını istemiyoruz bu bebek için iyi değildir. Hamile saat 11-17 arası güneşte durmamalıdır. Bu saatlerin öncesinde ve sonrasında da yatarak güneşlenme önermiyoruz. Denizde ve havuzda bu saatlerde alınacak güneş yeterli olacaktır. Bu sürelerin da 15 dakikayı geçmemesi gerekmekle birlikte günde bir kaç kez deniz banyosu öneriyoruz.

    Güneşlenirken dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
    Saat 11-17 arası güneşe çıkılmaması gerektiğini gebeler unutmamalıdır. Gebelerde hormonal nedenlerden ötürü güneş lekesi oluşma ihtimali de yüksektir. O yüzden bu saatler dışında güneş alabilirler ama bu yine de güneşe yatarak güneşlenme tarzında olmamasının faydalı olduğu unutulmamalıdır. Gölgede ve denize girerken yüzerken aldığı güneş yeterlidir.

    Hamilelikte hangi epilasyon yöntemi kullanmak gerekir?
    Ağda ve tüy dökücü kremlerin olumsuz yönleri var mıdır?
    Ağdanın bilinen bir yan etkisi yoktur. Tüy dökücü kremler çok çeşitli ve hepsinin ayrı ayrı içeriklerini bilerek değerlendirmek gerekir. Ancak hepsi de kimyasallar içerdiğinden dikkat etmek ve tercih etmemekte yarar var.

    Çatlakları önlemek için kullanılan kremler bebeğe zarar verir mi?
    Hayır. Bu konuda özel olarak satılan ürünler var. Onlardan tercih edilmelidir.

    Hamilelikte dişe dolgu yaptırmak güvenli midir?
    Evet. Çürük dişle dolaşmak zararlıdır bu sürede gerekli olduğunda diş dolgusu yapılır Lokal anestezi gerektiği hallerde diş çekimi yapılabilir. Bu, zararlı değildir.

    Hamilelikte Yaşadığınız Cilt Değişiklikleri


    Gebelik maskesi, sivilcelerde artma,çatlaklar, saç dökülmesi… Hamilelik döneminde yaşanan bu sorunlar sadece size ait değil. Her kadın bu ve buna benzer problemleri yaşıyor.

    Gebelik maskesi nedir?
    Gebelik maskesi, hamilelik döneminde kadın seks hormonlarının aşırı artmasıyla ortaya çıkan lekelenmelere verdiğimiz isimdir. Güneş gören bölgelerde olur; yüzde, özellikle çene, elmacık kemikleri ve bunun gibi güneş ışınlarının dik geldiği bölgelerde daha yoğun görülür. Hamilelik dışında hormonal dengesizliklerde ve bazı kronik hastalıklarda da karşımıza çıkmaktadır.

    Kimlerde daha çok görülür?
    Gebelik maskesi oluşumunda ailesel yatkınlık söz konusudur. Ayrıca dikkat edilmeden güneş altında çok kalma durumlarında ve derinin üst tabakasını tahriş eden kozmetik ürün kullanımı ve manipülasyonlarda (tüylerin alınması gibi) görülme oranı artar.

    Ne şekilde tedavi edilir?
    Hamilelik döneminde hiçbir tıbbi tedavi prensip olarak uygulanmaz. En doğrusu güneşten koruyucu kremler kullanarak ve öğlen saatlerinde güneş altında durmaktan kaçınarak kişisel koruma sağlamaktır.

    Bazı anne adaylarında gebelikte sık sivilce görülmesinin sebebi nedir?
    Gebelikte görülen sivilceler yine kişideki hormon fazlalığı sonucu oluşur. Ergenlik döneminde sivilce problemi olan kişilerde görülme olasılığı fazladır. Hamilelik sonlanınca kendiliğinden düzelir.

    Sivilceler tedavi edilir mi? Edilirse nasıl tedavi edilmelidir?
    Ph'ı dengelenmiş ürünler kullanarak deriyi temiz tutmak ana prensiptir.

    Çatlak neden olur?
    Çatlaklar deri altındaki dokuların ani gelişmesi ve büyümesine derinin yetersiz kalması sonucu oluşur. Yani alttaki dokunun hızlı büyümesine derinin esneme kapasitesi yetersiz kalır ve deri bu bölgelerde ayrılır. Vücut bu bölümleri onarım dokusu ile doldurur.

    Önlemek mümkün müdür?
    Çatlak oluşumunu hızlı kilo alımları çok destekler. Hamilelik süresince orantılı ve 8-13 kilo arası kilo alımı gerçekleşirse kişinin daha az oranda çatlakla karşılaşması söz konusu olur. Ayrıca deriyi besleyerek çatlak oluşumunu bir ölçüde azaltan A vitamininden zengin kozmetik preparatlar kullanılabilir.

    Tedavisi nasıl yapılır?
    Çatlakların spesifik bir tedavisi yoktur. Vücut çatlayan bölgeyi onardığı için bu bölgede tekrar derinin gelişmesi şu andaki tıbbi ve teknolojik bilgilerimizle imkansızdır. Çatlakların yeni oluşumu sırasında tedavi şansı yüksektir, ancak olgunlaştıktan sonra tedavi şansı düşmektedir.

    Saçların dökülme nedeni nedir? Tedavisi var mı? Yoksa doğum sonrası kendiliğinden düzelir mi?
    Saçlar hamilelik sırasında dökülmez, aksine hormonların etkisiyle gürleşir ve çoğalır, ancak doğumdan sonra kadın seks hormonlarının azalmasıyla dökülmeye başlar. Doğumdan sonraki ilk yıl içerisinde kendiliğinden eski dengesine kavuşur. Eğer, hamilelik sırasında dökülme varsa mutlaka bir uzmanla görüşülmelidir, vitamin ve mineral eksikliği olabilir.

    Ciltte meydana gelen hangi değişikliklerde doktora başvurmak gerekir?
    Hamilelik döneminde deri benlerinde büyüme, tüylenmede artış, kaşıntılı deri hastalıkları görülebilir. Bunlar hamilelik sonlanınca kendiliğinden düzelir.



    Hamile kadın güzeldir...
    Hamilelik tüm sorunlarına rağmen kadınların hayatları boyunca yaşayabilecekleri en özel dönemlerden biri. Size tavsiyemiz, belki biraz zor olsa da, sağlığınızın yanında güzelliğinizi de ihmal etmeyerek bu dönemin tadını sonuna kadar çıkarmak!Anne adayının fazla birkaç kilo alma, yüz lekeleri, cilt tipinin değişmesi, saçların kalınlaşması ya da incelmesi gibi çok da istenmeyen durumlar yaşaması kaçınılmazdır. Ama tüm bunlar hamile kadınların güzel olamayacağı anl***** gelmez; önemli olan hamileliklerini bahane edip günlük bakımlarını ihmal etmemeleri.

    Hamile bir kadının makyajı nasıl olmalı?

    Doğru ve bilinçli yapılan makyaj hamilelikte mucizeler yaratabilir. Hem bakımlı görünmek anne adayının kendisini çok daha iyi hissetmesini sağlayacağı için psikolojik açıdan da oldukça faydalıdır.Peki hamile bir kadın makyaj yaparken nelere dikkat etmeli? Hamilelikte makyaj yaparken dikkat edilmesi gereken başlıca nokta makyajın hafif ve abartıya kaçılmadan yapılmış olması. Hamile kadınların makyaj çantalarından eksik etmemeleri gereken ürünlerin başında kapatıcılar geliyor. Göz altlarında oluşan koyu renk halkaları ve hamileliğin bir sonucu olan cilt lekelerini gizlemenin en güzel yolu bunları kullanmak. Tüm cilt tipleri için çok uygun olan sarı tonlarında bir fondöten, pembe bir allık ve uygun renkte bir ruj hamile makyajını tamamlamak için gereken diğer ürünler. En iyi sonucu almak için kapatıcı (fondötenden bir ton daha açık), gereken yerlere fondötenden önce uygulanmalı.Peki hamilelikten dolayı şiş olan ve normalden çok daha yuvarlak ve dolgun görünen yüz için ne yapılabilir? Yüzü inceltmek için en iyisi allıkla yapılan hilelere başvurmak. Tüm yanağa bronz renkli bir allık sürüp ardından gülünce belirginleşen elmacık kemiklerine pembe tonlar uygulamak bu iş için yeterli. Hafif ve çiçekli bir parfüm kullanmak da hamile kadının kendisini iyi hissetmesi için birebir olan bir yöntem. Hem bilindiği gibi hamilelikte koku alma duyusu güçleniyor.

    Hamile kadınlar nasıl giyinmeli?

    Herkesin bildiği gibi hamileler için en uygunun hamile kıyafetleri giymek olduğu düşünülür. Oysa bazı anneler rahat ve vücutlarına uyumlu olmak kaydıyla günlük kıyafetler içinde de çok rahat ettiklerini söylüyorlar. Bu dönemde eşlerinin dolabını karıştırıp bir kaç gömleğe el koyanlarda yok değil!Aslında en önemli olan kişinin kendisi için en doğru stili bulması ve öyle giyinmesi. Ve tabii bunların içinde kendisini çok çok iyi hissetmesi. Kendine güvenli olan kişiler ne giyerlerse giysinler ve nasıl görünürlerse görünsünler mutlu oluyorlar ve bunu dışarıya yansıtabiliyorlar.


    Hamileliğin tatlı sürprizleri

    - Hamilelik boyunca saçlar, güzelleşir, saç telleri kalınlaşır ve dokuz aylık bu periyod boyunca dökülme hemen hemen hiç olmaz.
    - Pek çok hamile kadın son derece sağlıklı görünürler. Bunu hormonların ve hızlanan kan dolaşımının etkisiyle çok güzel bir renk alan ciltlerine borçlular.
    - Pek çok erkek eşinin hamile görüntüsüne bayılır.

    Hamileyken aklınızdan çıkarmamanız gerekenler

    - Unutmayın siz şişman değilsiniz sadece hamilesiniz
    - Hamileliğinizi ortaya çıkaran kıyafetler giyebilirsiniz çünkü bu gizlenecek değil övünülecek bir durum.
    - Çok yakında dünyaya bir bebek getireceksiniz, yani kendinizi sonuna kadar şımartmaya hakkınız var; manikür, pedikür ve güzel iç çamaşırlarıyla mesela!
    - Egzersiz yapmayı sakın ihmal etmeyin. Bu hem doğuma yardımcı olacak hem de doğumdan soruda tekrar normal formunuza dönmenizi kolaylaştıracaktır.

    Sutyen seçimine dikkat!

    Anne adayları, hamileliğin ilk aylarından itibaren göğüslerinde meydana gelecek değişiklikleri göz önünde bulundurarak gerekli desteği sağlayan sutyenlerin kullanımına bu aylardan başlayarak özen göstermeliler. En uygun ve şık sutyeni bulmak alış-veriş işleminin yarısı. Bu nedenle sutyen satın alırken "ölçü" konusunda çok hassas davranmalı ve bu dönem için yengi sutyenler alınmalı.
     
  13. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Hamilelikte Psikoloji

    Anne adayının duygusal değişimi

    Annelik aslında oldukça kendine has ve özel bir durumdur yani her anne adayı, içinde bulunduğu koşullara bağlı olarak bu olayı diğerlerinden daha farklı bir şekilde yaşar. Ama yine de bazı değişimler vardır ki bunlar normal seyreden tüm hamileliklerde benzer şekilde yaşanırlar. Annenin yaşayacağı fiziksel ve psikolojik değişimler hakkında önceden bilgi edinmesi ise hamileliğe daha bilinçli ve pozitif yaklaşmasını sağlar.

    İlk üç ay
    Hamileliğin ilk üç ayı genelde kendisini daha çok fiziksel değişimlerle belli eder; geciken adet dönemi, pozitif çıkan hamilelik testi, yorgunluk mide bulantısı ve diğerleri... Duygusal durum ise genelde çok büyük bir değişiklik göstermez. Ama yine de durumunu dikkatli gözleyen bir anne adayı hormonal değişiklikler nedeniyle ortaya çıkan inişli – çıkışlı ruh halini atlamaz. Hamilelikte önemli rol oynayan başlıca iki hormon östrojen ve projesterondur. Kadının ruh hali bu hormonlara bağlı olarak büyük sevinç ve üzüntü halleri arasında gidip gelebilir. Küçücük bir neden onun gözyaşlarına boğulmasına yol açarken birdenbire niçin olduğunu bilmediği bir mutluluk bile hissedebilir. Bu durum onun için olduğu kadar eşi için de zor ve kafa karıştırıcıdır. Bütün bunları yaşayan baba adayı kesin bir çözüm sağlamasının mümkün olmadığını bildiği için genelde durumu görmezden gelme yolunu seçer. Oysa tam o sıralarda sürekli olarak ilgi ve sevgiye ihtiyaç duyan anne adayı kendisini duygusal açıdan boşlukta hissedebilir. Bu durumun hamilelik dönemi için çok normal olduğunu bilen çiftlerse hazırlıklı olmanın rahatlığıyla bu dönemi daha rahat ve sorunsuz geçirirler. Hamilelik planlı bir şekilde gerçekleştirilmiş ve çift uzun zamandır bu anı bekliyor olabilir; Ama bu etkenler bile anne adayının bazı endişeleri hiç yaşamayacağı anl***** gelmez. Bu endişelerin başında anne adayının her şeye rağmen zamanlamanın doğru olup olmadığına dair kararsızlığı gelebilir. Özellikle kariyer yapan ve iyi bir çalışma hayatı olan kadınlar, hamilelik ve bebekle birlikte bu alandaki hedeflerinin gerçekleştirilmeden kalabileceğinden çok korkarlar. Tabii her şeyin yolunda gidip gitmeyeceğine dair endişeler de hamilelik döneminde en yoğun yaşanan sıkıntılardandır.

    Bebeğin ilk kalp atışlarını – yaklaşık 12. Haftaya kadar -duyana kadar bu durumun gerçekliğini tam olarak kavrayamayan anne , bundan sonra gerçekten içinde bir bebek olduğuna inanır ve endişeleri daha yoğun olarak hissetmeye başlar.

    İkinci üç ay
    İkinci üç ayın ilkiyle kıyaslandığında çok daha sakin geçtiğini söylemek mümkün. Bu dönemde mide bulantısı gibi sıkıntılar kaybolur, düşük riski ise çok azalır. İkinci üç ayın en önemli özelliği artık bebeğin hareketlerinin hissediliyor olmasıdır. Bebeğinin hareketlerini hissetmek anne adayı için eşsiz bir tecrübedir. Artık bebeğinin gerçek bir kişi olarak kabul eder ve heyecanı doruk noktasına ulaşır.

    Bazı kadınlar bu heyecanla birlikte kendilerini çok enerjik ve mutlu hissederler. Çoğu kadın hamile kıyafetleri giymeye bu dönemde başlar. Hamilelik, doğum ve bebeklerle daha çok ilgilenme, hamilelik seminerlerine katılma, bu konularla ilgili kitaplar alma yine bu dönemde yaşanır.

    Son üç ay
    Hamileliğinin son üç ayına giren anne adayı artık bebeğine kavuşmak için iyice sabırsızlanmaya başlar. Tabii bu arada artık iyice belirginleşen karnının keyfini de sürer; kalabalık yerlere girdiğinde ona gösterilen ilgi, oturması için uzatılan iskemleler, paketlerini taşımak için yardım teklifinde bulunanlar on çok mutlu eder. Hatta bu dönemde gerçekten yardıma ihtiyacı olmasa bile birçok kadın durumunun ayrıcalığını biraz kullanmaktan kendisini alamaz. Hamileliğin son haftalarına giren anne adayının psikolojik sıkıntı ve korkuları, fiziksel sıkıntılarının da yoğunlaşmasıyla birlikte iyice artar. Rahat bir pozisyon bulamadığı için uykusuz kalır. Ağırlaşan vücudu kendisini çirkin bulmasına yol açabilir. Ve eşinin onu artık hiç çekici bulmadığına inanır. Erkekler bu duruma olan eşlerine bu hislerinin yersiz olduğunu anlatmak amacıyla ilgi göstermelidir. Hamileliğinin son günlerini yaşayan bir kadına eşi tarafından gösterilecek ilgi onun moral düzeyinin yüksek olmasını sağlayacaktır.

    Anne adayı bir yandan hamilelikle ilgili sıkıntılarının bitmesini istemekte ama bunun belki de daha zor bir dönemin başlangıcı olduğunu bildiği için çelişen sıkıntılar yaşamaktadır. Ayrıca doğum da onun için başlı başına büyük bir olaydır ve öncesinde korkular yaşaması son derece normaldir. Eşinin ve çevresinin desteği bu dönemi rahat geçirmesi açısından oldukça gereklidir.

    Hamilelik korkuları
    Hamilelik sırasında yoğun bir korku hissetmek o kadar yaygın bir durumdur ki bunu hamileliğin semptomları arasında saymak yersiz olmaz. Hemen hemen her anne adayı hamileliği ve doğumu sırasında bir şeylerin ters gitmesinden endişe duyar. Bu durumun yaygın olduğunu bilmek tabii ki korkuların geçmesi için fayda sağlamayacaktır. Bu durumda anne adayının yapacağı en akıllıca iş çevresindekilerin sorularına, tavsiyelerine ve yorumlarına kulak asmadan sadece doktorunu dinlemek olmalıdır. Çünkü niyetleri hiç de kötü olmasa bile çevredekilerin yapacağı yorum ve tavsiyeler hamilenin yersiz yere endişeler kapılmasına yol açabilir.

    Hamilelik döneminde unutkanlık
    A.B.D.’de “Placenta Brains” (Plasenta Beyinler) diye bir durumdan bahsederler.Bu aslında hamile kadınların oldukça yoğun bir şekilde yaşadığı unutkanlık, dalgınlık gibi durumlara biraz şakayla karışık olarak verilen isimden başka bir şey değil. Çoğu zaman komik olaylara neden olsa da anne adaylarının bazen gerçekten sıkıcı durumlarla karşılaşmasına da yol açabiliyor. En iyi tanıdıkları kimselerin isimlerini, önemli randevuların tarihlerini unutmanın yanı sıra dalgınlıkla gideceği yönü şaşırmak ve yanlış yönlere sapmak hamile kadınların çok sık yaşadığı durumlar.

    Nedeni ne?
    Hamilelik sırasında yoğun biçimde yaşanan dalgınlığın nedenleriyle ilgili olarak üretilen pek çok teori var. Bunlardan en yaygın olarak söylenen – kesin verilere dayanmamakla birlikte- beynin küçüldüğüne dair olan. Buna göre hamilelik sırasında kadınların beyni yaklaşık yüzde 3 –5’lik oranda küçülüyor. Doğumdan yaklaşık 6 hafta sonra normale dönen beynin bu durumu da unutkanlık ve dalgınlığa yol açıyor. Diğer bir teori ise hormonların etkisiyle ilgili olan. Çoğu uzman nedeni her ne olursa olsun bu durumun geçici olduğuna inanırken, bazılarıysa her hamilelik ve doğumla birlikte kadınların problem çözme yeteneklerinin azaldığını ve eskiye kıyasla daha unutkan ve dalgın olduklarını iddia ediyorlar. Bazı uzmanlarsa kadınların anne olmanın heyecanıyla artık bunun dışındaki şeylerle fazla ilgilenmediğini ve dikkatlerini gerçekten vermediğini söylüyor ve durumu böyle açıklıyorlar. Nedeni her ne olursa olsun, anne adaylarının paniğe kapılmasına hiç gerek yok! Bu geçici durumu bazı önlemler alarak geçirmeleri mümkün. Tabii her şeyden önemlisi etraftakilerin anlayışlı olması ve anne adaylarının bu durumunu eğlenceye dönüştürmelerine yardımcı olabilmeleri! İşte işe yarayacak bazı önlemler;

    • Karşılaştığınız kişilerin adını mümkün olduğunca çok tekrar edin
    • Randevularınızı ve hatırlamanız gerekenleri not alın
    • Etrafınızdakilerle bol bol konuşun
    • Kendinize karşı acımasız olmayın
    • Üzülmeye değil gülmeye bakın




    Hamilelikte Gereksiz Endişeye Son


    Hamilelikte gereksiz endişeye son verin

    Anne olacağınızı öğrendiğiniz andan itibaren hep bebeğinizi düşünüyorsunuz. Belki de çoğu zaman onun sağlığı ile ilgili endişelere kapılıyorsunuz. Oysa hamilelik akıllara takılan birçok soru genellikle önemsiz bir endişeden öteye gitmiyor.

    `` Evhamlı bir insan olduğumu itiraf ediyorum. Ancak, hamile kaldığımı öğrendikten sonra bu durumum çok daha ciddileşti. Kahve içmeyi bıraktım. Mikrodalga fırın çalışırken mutfaktan çıktım. Bilgisayar karşısında çok fazla vakit geçirmemek için yazılarımı elle yazmaya çalıştım. Özellikle 5. aydan sonra çevremdeki şaşkın bakışları arasında gün geçtikçe beter bir hal aldım.'''' Yoksa siz de bu ve buna benzer endişeler içinde misiniz? Ancak, şunu bilmelisiniz ki; sağlınızı düşünmek iyi olmakla beraber her şeyi bu kadar sorun yapmanız kesinlikle doğru değil. İşte anne adaylarını en fazla endişelendiren 10 nokta...

    1) Cinsel ilişki
    Hamilelikte seks yapmak anne adayı ve bebek için zararlı olmuyor. Hamilelik döneminde sekste güvenlikten öte rahatlık önem taşıyor. Karnınız büyüdükçe ilişki kurmakta fiziksel bir zorluk çekerseniz, pozisyonunuzu değiştirebilirsiniz. Eşinizin cinsel organının bebeğe zarar vereceğini düşünmeyin çünkü o, ana rahminde güvenle korunuyor. Sadece doktorunuz çeşitli nedenlerle izin vermiyorsa seks yapmayın

    2) İlaç kullanımı
    Her baş ağrısı ve soğuk algınlığı için ilaca sarılmayın. Ancak, gerçekten ihtiyacınız olduğunda doktorunuza danışarak ilaca başvurun. Eğer kronik bir rahatsızlığınız varsa mutlaka doktor kontrolünde gebe kalmaya çalışın. Gebe kaldıktan sonra sakın, kendinizce karar verip ilaç almaya kalkmayın.

    3) Ağır kaldırma
    Çok çok ağır olmaması koşuluyla alışveriş torbaları ya da çocuk taşımak herhangi bir sorun oluşturmuyor. Ancak taşırken dizlerinizden güç alarak, ağırlığınızı bacaklarınıza vermenizin daha doğru olduğu kabul ediliyor.

    4) Bilgisayar kullanma
    Bu konuda yapılan araştırmalar bilgisayar karşısında oturmanın ve çalışmanın bir riski olmadığını gösteriyor. Amerika´da işleri bilgisayar ile ilgili olan 700 annenin bebekleri üzerinde gerçekleştirilen bir çalışma, doğumsal sorunlara ya da düşük kilo gibi problemlere rastlanmaması ile dikkat çekiyor.

    5) Sırtüstü uyuma
    Gebelikle ilgili kitapları okuyan anne adaylarının çok iyi bildiği gibi 6. aydan sonra sırtüstü yatılması kesinlikle doğru değil. Büyüyen rahimin ağırlığı toplardamarlara baskı yaparak, bacaklardan kalbe kan taşıyan damarları etkileyebilir. Bu durum, hafif bir baş dönmesine ve tansiyon düşmesine sebep olsa bile bebek açısından büyük bir risk olduğu düşünülmüyor.

    6) Mikrodalga fırın kullanma
    Mikrodalga fırın kullanımı ile ilgili yapılan tüm çalışmalar her hangi bir risk olmadığını gösteriyor çünkü bu cihazların radyasyon yaymasının mümkün olmadığı kabul ediliyor Ayrıca, Amerika´da gebe fareler üzerinde yapılan bir araştırma mikrodalga fırınların gebelik üzerine negatif bir etkisinin olmadığını ispatlıyor.

    7) Egzersiz yapma
    Spor, hiç kuşkusuz bağışıklık sistemini güçlendirmekle kalmayıp gebelikte olabilecek bazı problemleri gideriyor. Ancak, aşırıya kaçmamak koşuluyla yüzme, yürüyüş, basit jimnastik hareketleri uygun egzersizler olarak kabul ediliyor. Ancak gebelik öncesi hiç egzersiz yapmamamış bir kadınsanız, bu dönemde egzersize başlamanız doğru değil. Bununla birlikte özellikle hamilelere yönelik olan kurslarda öğretilen hareketler anne ve bebek sağlığı açısından önem taşıyor.

    Evcil hayvan besleme
    Kedilerin dışkısında bulunma olasılığı olan parazit toksoplazmasise(kedi vs. hayvanların dışkısı, tükürüğü ve salgıları ile insana geçen hastalık) yol açabileceği için gebelerin bu konuya dikkat etmesi gerekiyor. Buna dikkat edildiği takdirde aşıları tam uygulanan ve bakımı iyi olan evcil hayvanları evde beslemenin bir sakıncası bulunmuyor.

    9) Saç boyama
    Gebe kaldığınızı bilmeden evvel saçınızı boyatmış ya da perma yaptırmış bile olsanız bunun için endişelenmenize hiç ama hiç gerek yok. Op. Dr. Altay Gezer, gebeliğin 3. ayından sonra saç yaptırmanın ve en çok iki kere boyatmanın sağlık açısından herhangi bir risk taşımadığını belirtiyor. Ancak, bu noktada boyanın içerisindeki kimyasal maddelerin bebeğe zarar verip vermediğini iyi bilmek gerekiyor.




    Hamilelikte Göz Yaşlarına Boğulmayın


    Aileye yeni bir bireyin katılacağı haberi başta anne adayı olmak üzere herkesi tarifsiz bir sevince boğuyor. Özellikle gelen konuk “ilk” ise, bu sevinç bir kat daha artar. Ancak anne adayları bu dönemde bedenlerindeki ve duygulşarındaki değişimin etkisinde kalarak, zaman zaman fazla hassas davranıyorlar...

    Hamilelik, bir kadın için hayatının en önemli dönemlerinden biri. Bu dönemde tüm kadınlar fiziksel olduğu kadar, duygusal bir etki içine de giriyorlar. Hamilelikte duygusal gelişim aslında kadının anne olacağı haberini almasıyla başlıyor. Bu dönemde anne adayının kendisine en çok sorduğu soru ``Bu bebek için hazır mıyım?''''. Gebelik döneminde anne adayı sadece bebeği dünyaya getirmekle ilgili kaygıları taşıyor, aynı zamanda dünyaya getirdiği çocuğunu nasıl yetiştirmesi gerektiğini, bunun için gerekli enerji ve ekonomik düzeye sahip olup olmadığını da düşünüyor.

    Hamile kadın hassastır!

    Bebek bekleyen kadınların çoğu, vücutlarındaki değişimin de etkisiyle normal zamanda belki de hiç üzerinde durulmayacak kadar basit bir konuyu büyütebilir, üzülmeyi gerektirmeyen bir olayda gözyaşı dökebilirler.. Bu dönemde gebeler, kendilerinde oluşan bu değişikliğin her ne kadar farkında olsalar da, bir türlü kendilerine engel olamıyorlar.

    Giderek vücudunun şekil değiştirdiğini gören gebe kadın, kendini önceleri bu yeni haliyle benimsemekte zorluk çekiyor, eski haline hiç dönemeyeceğini düşenerek endişe duyuyor. Böyle bir zamanda eşlerinin ya da çevrelerindeki insanların kendisini çok çirkin bulduğunu bile düşünerek yersiz kuruntulara kapılıyor. Dolayısıyla hamile kadının arkadaşlarına, ailesine ve en önemlisi eşine önemli görevler düşüyor. Buraa asıl sözümüz beylere! Gebelik döneminin her safhasında, eşinize destek olmayı unutmayın!

    Aşırı duygusallığa karşı önlemler

    Anne adayının öncelikle kendisini meşgul edecek aktiviteleri olmalı. Eğer çalışıyorsa, doktorunun izin verdiği süreye kadar çalışmasını devam etmesinde yarar var. Bunun dışında yorucu olmayan, doktorunun izin verdiği sosyal aktivitelere katılmak, resim yapmak ya da el işleriyle uğraşmak gibi hobileri olması son derece faydalı.

    Doğum anını daha rahat geçirmek için gebelik kurslarına katılarak bilgi almak ve yapılan fiziksel egzersizlerle doğuma hazırlanmak da anne adayının kendisini daha iyi ve güçlü hissetmesini sağlayıyor. Böylece anne adayının doğuma karşı korkusu azalıyor.

    Anne adayı bu dönemde hissettiği sıkıntıları ailesine ve kendisinden önce doğum yapmış, bu konuda deneyim sahibi arkadaşlarına açmaktan çekinmemeli. Sıkıntıları paylaşmak, dertleşmek ve yaşanan yoğun duyguların normal olduğunu görmek, anne adayını rahatlatıyor.

    Doğuma yaklaştıkça bu konuyla ilgili kitaplar okumak ve bu çok özel ana hazırlanmak önemli. Ayrıca gebe kadın doktoruyla da konuşarak, doğum anında yaşayacaklarının aslında hiç de endişe edilir türden duygular olmadığını anlayabilir. Sonuç olarak unutmayın ki aslında doğum ve arkasından gelen annelik, her kadının yaşamak isteyeceği ve bilinçli bir şekilde yaklaşılırsa, büyük mutlulukları beraberinde getiren, kadınlara verilmiş en güzel armağandır!







    Hamilelikte Kendinizi Daha İyi Hissetmeniz İçin


    Gebelikte salgılanan hormonlar vücudunuzu etkiliyor. Rutin hayatınızda yapacağınız ufak değişiklikler kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacak.

    Banyo
    Sık banyo yapmanız veya duş almanız kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Su sıcaklığının fazla yüksek olmamasına özen göstermelisiniz. Sauna veya çok sıcak su ile banyo yapmak fetal anomalilerle özellikle, santral sinir sistemi problemlerine neden olabileceğinden kesinlikle önerilmemektedir. Bu; özellikle gebeliğin erken dönemleri için geçerlidir.

    Banyo yaptığınız zaman evde sizden başka bir kişinin bulunmasına dikkat etmelisiniz.

    Diş bakımı
    Gebelik sırasında bazı kadınlarda diş eti problemleri olabilir. Dişlerinizi fırçalarken diş eti kanamanız olursa, diyetinizden fazla şekerli besinleri çıkarmalı ve çok yumuşak diş fırçası kullanmalısınız. Bazen diş etlerinizdeki enfeksiyonun diş hekimi tarafından tedavi edilmesi gerekir. Gebelikte dişlerinizle ilgili herhangi bir probleminiz olduğunda diş hekimine başvurmaktan çekinmemelisiniz.

    Saç bakımı
    Gebelik sırasında saçlarınızın uzamasının hızlandığı, yüz ve vücut kıllarında artış olduğu dikkatinizi çekebilir. Östrojen hormonunun etkisiyle, saçlarınızın dökülmesi azalır. Fakat bebeğin doğumunu izleyen dönemde hızla saçlarınız dökülebilir, paniğe kapılmamalısınız; bunlar gebelik sırasında dökülmeyen saçlardır.

    Tırnak bakımı
    Gebelikte tırnaklar daha çabuk ve sert olarak uzarlar. Fakat bazı kadınlar da tırnaklarının kolay kırıldığından şikayet edebilirler.

    Cilt bakımı
    Cildin rengi ve yapısı gebelikte değişme eğilimindedir. Bazı kadınlar ciltlerinin daha pürüzsüz ve lekesiz olduğunu ifade ederken, bazıları da cildinin kuru veya yağlı ve daha çok lekeli bir hal aldığından yakınırlar. Yine gebelikte, ciltte minik toplardamarlarda ve deri çatlaklarında artış olabilir ve cildin pigment içeren kısımlarında rengin daha koyulaşma izlenir. Başlıca pigment değişiklikleri şunlardır:

    - Kloazma veya gebelik maskesi. Burun çevresi, yanaklarda ve çenede olan kahverengi lekelerdir, koyu renkli kadınlarda daha sık gözükür. Doğum lekeleri, benler, meme başları daha koyu renk alır.
    - Linea nigra. Karında, orta hatta bulunan çizgi daha koyu ve belirgin hal alır.

    Doğumdan sonra birçok pigment değişikliğinin geri dönmesine rağmen meme başı bir miktar koyu kalabilir. Gebelikte ortaya çıkan deri çatlaklarını önlemenin imkanı yoktur. Fazla ve hızlı kilo alan bayanlarda daha fazla görülür. Doğumu takiben renkleri açılır ve beyaz olarak kalırlar. Gebe iken güneşte kaldığınızda daha çabuk bronzlaşırsınız, bu nedenle koruyucu kremler kullanmalısınız.

    Duruşunuz
    Karnınızın büyümesi ve ağırlık artışına bağlı olarak vücudunuzun ağırlık merkezi ve duruşunuz değişecektir. Bu, oturuş ve yürüyüş şeklinizi değiştirecektir. İyi bir duruş ile; sırt, bel ağrısı yakınmalarınızı azaltabilirsiniz.

    Aşağıdaki basit birkaç kural bu problemlerinizi engelleyecektir:

    - Yerde olan bir şeyi uzanarak değil de çömelerek alınız.
    - Ağır şeyleri kaldırmaktan ve taşımaktan kaçınınız.
    - Yerden doğrulurken kalçalarınızı, dizlerinizi ve ellerinizi kullanınız.
    - Yürürken sırtınızdaki eğimi azaltmaya çalışınız.

    Gevşeme
    Solunum egzersizleri, yoga, masaj, müzik dinlemek, banyo yapmak gevşemenizi ve kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

    Uyku
    Gebeliğiniz sırasında mümkün olduğunca çok dinlenmeniz ve uyumanız önemlidir. Bazı kadınlar gebelikte uyuma güçlüğü çekebilirler. Bu, gebeliğin ilk aylarında artmış anksiyeteye, ilerleyen gebelik haftalarında ise bir türlü rahat uyku pozisyonunun bulunamamasına bağlıdır.

    Aşağıda sayılanlar uyumanızı kolaylaştırabilir:

    - Mümkün olduğunca gün içinde kısa sürelerle uyumaya çalışın.
    - Yatmadan önce bir bardak ılık süt için.
    - Uyku öncesi ılık bir duş almak iyi gelebilir.
    - Gevşemenizi sağlayan hafif egzsersizler yapabilirsiniz.
    - Uykuya dalıncaya kadar müzik dinleyip, kitap okuyup veya TV seyredebilirsiniz.
    - Eşinizden size masaj yapmasını rica edebilirsiniz.
    - Sırt üstü yatmaktan daha çok sol veya sağ yanınıza yatmayı deneyin, gerekirse bir yastıkla karnınızı destekleyin.

    RISKLI GEBELIKLER

    İleri Yaşlarda Hamilelik


    Hamilelik için en ideal yaşlar hangisidir? Hangi yaştan itibaren ileri yaş sınıfına girer?
    Doğumdaki anne yaşının 18’in altında, 35’in üzerinde olması pek arzu edilmez. Doğumda 35 yaş ve üzerindeki anne adayları ileri anne yaşı sınıfına girerler.

    İleri yaşlarda hamile olan bayanların bebek için ne gibi riskleri vardır. Bunu önceden anlayabilir miyiz?
    Günümüzde bayanların iş yaşamında daha fazla yer almasına bağlı olarak çocuk sahibi olma yaşını ertelemeleri, anormal çocuk doğurma riskini arttırıyor. Toplumda ortalama 800 doğumda bir görülen Down sendromu, yani mongol bebek doğurma ihtimali 30 yaşındaki bir gebede 1200’de bire, 35 yaşındaki gebede 300’de bire, 39 yaşında ise 169’da bire ulaşıyor. Bugün, doğum öncesi tanı yöntemleri sayesinde anne karnındaki bebekte kromozom hastalığı olup olmadığı başarıyla belirlenebiliyor.

    Doğum öncesi tanı yöntemlerinden bize biraz bahsedebilir misiniz?
    Doğum öncesi tanı yöntemlerini biz girişimsel ve girişimsel olmayan yöntemler olarak ikiye ayırıyoruz. Girişimsel olmayan yöntemler dediğimiz anne üzerinde yapılan ultrasonografi ve biyokimyasal testlerle % 70’e varan oranlarda risk belirlenebiliyor. Girişimsel tanı yöntemleriyle de anne karnından örnekler alınarak çeşitli testler yapılarak kesin tanı konulabilmektedir.

    İleri yaşlarda doğuma hazırlanırken nelere dikkat etmek gerekir?
    İleri yaşlarda doğum yapmayı planlayan anne adaylarının bu yaşlarda daha sık rastlanan şeker ve yüksek tansiyon gibi sistematik hastalıklar açısından doktor kontrolünden geçmeleri gerekir. Eğer böyle bir hastalık bulunursa hastalıkları kontrol altına alınana dek gebeliği ertelemelidirler.

    Bebek bekleyen bayanlara ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?
    Doğuma hazırlık her yaş için önem taşır. Fakat ileri yaşlarda ve ilk doğumsa daha fazla önem taşımaktadır. Öncelikle anne adaylarının doğum öncesi dönemde bilinçli olmaları, doğru bilgiye ulaşmaları gerekmektedir. Biz Acıbadem Hastanesi olarak bu konuda anne ve baba adaylarının doğru bilgiye ulaşabilmelerini kolaylaştırmak için kapsamlı bir program hazırladık. Konusunun uzmanı eğiticiler tarafından son derece rahat bir ortamda; video, slayt ve maket gibi görsellerle hamilelikte beslenmeden egzersize, doğumdan bebek bakımına pek çok konuda bilinçlerdirici doğuma hazırlık kursu başlattık. Her biri 2 ardışık saattlik toplam 6 dersten oluşan kursun ilk saati uzman hekimlerle anlatılacak teorik deslerle geçiyor. İkinci saat ise, egzersizlere ayrılıyor. Derslere anne adaylarıyla birlikte baba adaylarının da katılmalarını öneriyoruz. Özellikle gevşeme ve solunum tekniklerinin öğretildiği derse baba adayları da katılmalıdır.

    6 Hamilelikten Biri Düşükle Sonuçlanıyor


    Anne olmak her kadının en büyük isteği. Oysa bazı kadınlar hamilelik dönemi sırasında bebeklerini kaybediyorlar. Bu süreci yaşayan anne adayları ise suçluluk duygusuna kapılıyorlar. Oysa düşük hakkında doğru zannettiğimiz pek çok yanlış var.

    Düşük nedir?
    Toplumun en büyük içgüdülerinden biri üreme içgüdüsü, çocuk sahibi olma isteği. Fakat rahme düşen her bebeğin yaklaşık yüzde 25’i ilk üç ay içinde ölüyor ya da kanayarak atılıyor. Bu duruma düşük adı veriliyor.

    Düşüğün belirtileri nelerdir?
    Düşüğün genelde ilk belirtisi vajinal kanamadır. Kanamanın miktarı birkaç damladan aşırı kanamaya kadar değişebiliyor. Aniden başlayabileceği gibi öncesinde kahverengi bir akıntı da olabilir. Başka bir belirti de kasıklarda kramp tarzı ya da adet sancısı benzeri ağrılardır.

    Düşüğün nedenleri nelerdir?
    Düşüğün birçok nedeni var. Yapılan araştırmalarda düşen bebeklerin yüzde 70’inin hayatla bağdaşmayacak kadar kromozom bozukluğu olan bebekler olduğu görülüyor. Bu bebeklerin düşmesi daha iyi. Düşmese çok daha büyük bir sorunlar yaşanır. Düşüğün nedeninin kromozom bozukluğu olduğu söylendiğinde bu sebep anne ve babalara biraz itici geliyor. “Acaba bende ya da eşimde bir problem mi var?” diye şüphe duyuyor. Oysa bunlar genellikle tesadüfi durumlardır. Bu duruma tabiatın bir beceriksizliği diyelim. Yumurta ile sperm bir araya geldiği zaman 6 bebekten birinde kromozom bozukluğu oluyor. Düşüğün nedeninin kromozom bozukluğundan kaynaklandığını düşen bebeğin kromozomunu inceleyerek anlayabiliyoruz.

    Düşüğün nedeninin kromozom bozukluğu olduğu anlaşıldığında ne yapmak gerekir?
    Böyle bir bozukluk olduğu saptandığında anne babanın kromozomlarına bakılıyor. Onlarda bir problem varsa tıbbi olarak gerekli tedbirler alınıyor. Ancak çoğu kez anne – baba normal çıkıyor. Zaten bu olay genellikle tesadüfi olarak yaşanıyor. Bir kere daha kromozom bozukluğunun meydana gelmesi piyangoda ikinci kez para çıkması kadar zor bir olaydır.

    Kromozom bozukluğu dışında görülen nedenler nedir?
    Düşük yüzde 70 – 80 gibi bir oranda kromozom bozukluğundan kaynaklanır. Geriye kalan oranı birçok sebep oluşturuyor. Annede şeker, tiroid, yumurtlama bozukluğu, babanın sperm bozukluğu, bebeğe karşı alerjik reaksiyonlar bu sebeplerden sadece birkaçı. Düşüğün nedenleri araştırmalar sonucu anlaşılıyor. Birçok sebebin ise tedavisi mümkün.

    Annenin kişisel hataları düşüğe sebep olur mu?
    Düşük yapan anne adayı kendine olan özgüvenini kaybediyor, kendini suçluyor. Üstelik çevresi de onu suçluyor. Çamaşır yıkadın ondan oldu, ağır kaldırdın ondan oldu v.s. gibi suçlamalarla karşı karşıya kalıyor. Oysa bu düşüncelerin hepsi yanlış. Düşükler kimyasal uyumsuzluklar nedeniyle yaşanıyor. Olağanüstü fiziksel zedelenmeler dışında, ( Örneğin; şiddetli bir trafik kazası, 3. kattan düşmek gibi) düşük olmaz. Hatta bu konuyla ilgili bir araştırma yapılmış. Amerika’da yapılan bu araştırmaya göre halter kaldıran kadınlarda bile düşük şansı artmıyor. Bunun için böyle bir sorun yok ve dolayısıyla düşüğün engellenmesinin kolay bir çözümü de yok. Annenin fiziksel aktiviteleri düşüğe neden olsaydı ilk üç ay boyunca yatmasını tembih eder ve düşük olmamasını sağlardık.

    Düşük sorunun en aza indirilmesi için anne ve baba adaylarına ne önerirsiniz?
    Ancak özellikle şunu belirtmek isterim ki bir çiftin bebek yapmayı planlamadan 3 ay önce doktora gitmesinde yarar var. Böylece bu durumların yaşanması en aza indirgeniyor. Baştan anne ve baba adayı muayene edilince gebelikte yaşanan sorunlar azalıyor. Anne adayının daha hamile kalmadan dikkat etmesi gereken noktalar var. Buna gebelik öncesi planlama diyoruz. Sigara, içki, hepatit B, kızamıkçık gibi konularda bilgilendirilmesi gerekiyor. Örneğin doğum kontrol hapı kullanılıyorsa bıraktıktan 3 ay sonra hamile kalınmalı. Hemen hamile kalınması durumunda bebekte doğumsal anomaliler daha çok görülüyor. Bu da düşüğe sebep oluyor.

    Anne adayı açısından düşüğün getirdiği riskler var mı?
    Fiziksel ve psikolojik olarak ikiye ayırmak gerekir. Düşük sırasında kanama sorunu görülüyor. Ancak eğer düşük tam olmamış ise yani içeride parça kalmışsa bu durumda enfeksiyon ya da kanama olabilir. Bu nedenle herhangi bir düşük varlığında parça kalmadığından emin olunması için kürtaj yapılmasında fayda vardır. Ancak yaşanan fiziksel sorunlar çok büyük sorunlar yaratmıyor. Sorunlar daha çok psikolojik olarak yaşanıyor. Anne adayı suçluluk duyuyor. Ben bir yerde hata mı yaptım diye düşünüyor. Bir kere daha belirtmek isterim ki düşük asla kişisel hatalardan kaynaklanmaz. Bir kere düşük yaşayan birinin ikinci kez düşük yaşama ihtimali hiç düşük yaşamayan bir kadınla aynı orandadır.

    Yeniden ne zaman hamile kalınabilir?
    Annenin her şeyden önce psikolojik olarak hazır olması için 3 ay beklenmesini öneriyoruz. Bu süreçte doğum kontrol hapı kullanmamak ve erkeğin korunmasını sağlamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.



    Riskli Gebeliklerle Bebeğinizi Riske Atmayın


    Hamilelik bir kadının en özel ve zor dönemlerinin başında geliyor. Bazı anne adayları içinse bu dönem çok daha zorluklarla yaşanıyor. Diyabet, hiper tansiyon, ileri yaş gebelik, kan uyuşmazlığı gibi sorunlar hamileliği riskli hale getiriyor. Peki bu tarz problemler nasıl önlem almalı?

    Hangi gebelikler riskli gebelikler grubuna girer?
    Hamilelik sırasında anne ya da bebeğin genel sağlık durumunu ve hatta yaşamını riske atabilecek durumların varlığında o gebelik yüksek riskli olarak tanımlanır. Yüksek riskli gebeliklerde, gebelik annede var olan bir hastalığı ya da durumu daha kötüleştirebileceği gibi tam tersi şekilde mevcut hastalık gebeliğin seyrini olumsuz şekilde etkileyebilir. Problem ortaya çıkma olasılığının en yüksek olabileceği durumlardan birisi anne yaşının ileri olmasıdır. Bu nedenle ileri anne yaşı yüksek riskli gebeliklerde önemli bir bölüm teşkil eder. Öte yandan anneye ait ciddi etkileri olabilecek sistemim hastalıklarda yüksek riskli gebelikler sınıfına dahildir. Bunlar arasında en iyi bilinenleri diyabet, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, bazı hormon hastalıkları ve sinir sistemi hastalıklarıdır. Yüksek riskli gebelikler arasında dahil edilebilecek bir başka durum da anne ile baba adayı arasındaki kan uyuşmazlıklarıdır.

    İleri yaş gebeliklerde alınması gereken önlemler nelerdir?
    Yüksek riskli gebelikler içinde halk arasında en iyi bilinen ileri yaş gebelikleridir. Bu hamileliklerde down sendromu başta olmak üzere bazı genetik hastalıkların görülme sıklığında önemli artışlar gözlenir. Artan yaş ile birlikte kadının ürettiği yumurta sayı ve kalitesinde bir düşüş yaşanır. Bu düşüşe bağlı olarak ileri yaştaki kadınların hamile kalma oranlarında da paralel bir düşüş ortaya çıkar. Üretilen yumurtaların genetik yapılarında hata olma olasılığı son derece yüksektir ve bu yükseklik nedeni ile ya yumurta döllenemez ya da döllenmiş yumurta canlılığını uzun süre devam ettiremez. Sonuçta ya gebelik hiç olmaz ya da olsa bile çok büyük bir oranda düşük ile sonuçlanır. Bu doğanın bir çeşit kendini koruma mekanizması olarak kabul edilebilir. Bununla birlikte bazı genetik hastalıklar yaşamla bağdaşır şekildedir. Bunun en iyi bilinen örneği down sendromudur. Down sendromunda zeka geriliği ile birlikte bir takım fiziksel ve fizyolojik bozukluklar da bir arada bulunur.

    Öte yandan artan yaş ile birlikte anne adayında kalp hastalıkları, şeker hastalığı gibi sistemim hastalık görülme oranlarında da artış söz konusudur. Tüm bu nedenlerden dolayı ileri yaş gebelikleri yüksek riskli gebelikler olsak kabul edilir.

    Bilim alanında yaşanan gelişmeler sonucu yardımcı üreme teknikleri ile hamile kalan kadın sayısında büyük bir patlama yaşanmaktadır. Yıllarca hamile kalamamış pekcok kadın bu yolla hamile kalabilmektedir. Bunun doğal sonucu da ileri yaş gebeliklerinde görülen artıştır. Öte yandan kadınların sosyal ve iş yaşantısında giderek artan rolleri evlenme ve anne olma yaşını ilerilere çekmiştir. Bundan yarım yüzyıl öncesi ile kıyaslandığında günümüzde daha fazla sayıda ileri yaş gebeliği yaşanmaktadır. Bu gelişmelere karşın ileri ana yaşı ile kastedilen yaş sınırında önemli bir değişme olmamıştır. Günümüzde hala daha 35 yas ustu gebelikler ileri anne yası olarak tanımlanmaktadır.

    İleri anne yaşı varlığında gebeliğin takibinde bazı özellikler vardır. Bu kişilerde olası genetik hastalıkları ortaya çıkarmak için bebeğin dokularından örnek alarak incelemek ve bebeğin bu tür bir anomali taşımadığını göstermek gerekir. Bu amaçla bu kişilerde kordon villus örneklemesi ya da amniyosentez yapılmalıdır.

    Hamileliğinde ilaç, röntgen ışını gibi zararlı etkenlere maruz kalananne adayları ne yapmalıdır?
    Bu soru kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının en sık karşılaştıkları soruların başında gelmektedir. Sorunun cevabı gebeliğin evresine göre değişir. Herkesin bildiği gibi gebeliğin ilk 12 haftası ya da başka bir deyişle ilk 3 ayı bebeğin organ gelişiminin gerçekleştiği en önemli devredir. Bu devrede maruz kalınan zararlı maddeler ya da enfeksiyonlar bebekte kalıcı hasara neden olabilir. Ancak burada da doğanın koruma mekanizmaları devreye girer. Anne adayının hamile olduğunu bilmediği, döllenmeden sonraki ilk 1-2 hafta içinde yani adet gecikmesinin ortaya çıkmadığı ya da 1-2 günlük gecikmenin bulunduğu dönemde bu tür bir maruziyet yaşanırsa "ya hep ya hiç" olarak tarif edilen kural işler. Yani gelişmekte olan bebek bu olaydan ya hiç etkilenmez ve normal gelişimini sürdürür ya da etkilenir ve bir düşük meydana gelir. Özetleyecek olursak çok erken gebeliklerde yaşanan zararlı madde maruziyetlerinde herhangi bir girişimde bulunmak gerekmez. Daha geç olan olaylarda ise maruz kalınan maddenin türü ve miktarı önem kazanır. Eğer bu maddenin gelişmekte olan bebekte kalıcı hasar meydana getireceği biliniyor ise gebeliğin sonlandırılması en akılcı yoldur. Eğer bebeğin etkilenme riski düşük ise yakın takip altında bebeğin gelişimi değerlendirilerek gebeliğin dev***** izin verilir.

    Diyabet, Epilepsi, Hipertansiyon, Tiroide ve Kalp Hastalıkları problemiyaşayan anne adayları hamilelikleri boyunca hangi noktalara dikkatetmelidir?
    Bu tür hastalıkları bulunan gebe kadınların takibi multidisipliner yaklaşım içerisinde gerçekleştirilir ,yani bu gebelikleri kadın doğum hekimi dışında ilgili branş hekimleri beraberce takip ederler. Örneğin diyabeti olan bir anne adayında kan şekeri endokrinolog tarafından regüle edilir ya da kalp hastalığı varlığında gebeyi kardiyolog da izler. İlgili branş hekiminin önereceği tedavi kadın doğum hekimi tarafından da değerlendirilir ve hasta konsülte edilerek gebeliğin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi sağlanmaya çalışılır.

    Kan uyuşmazlığı olan çiftler hangi önlemleri almalıdır?
    Kan uyuşmazlığı anne adayının kan grubunun Rh negatif baba adayının ise Rh pozitif olduğu durumlar için kullanılan bir terimdir. Babanın negatif annenin pozitif olduğu durumlarda uyuşmazlıktan söz edilmez. Kan uyuşmazlığı olan çiftlerin kendilerinin alabilecekleri bir önlem yoktur. Genelde ilk bebekler bu durumdan etkilenmez ancak önceden yaşanılan kürtaj ya da düşük söz konusu ise durum değişir. Bu gibi işlemler sonrasında eğer gebelik 6 haftadan büyük ise anneye koruyucu iğne yapılması gerekir. Aynı iğne doğumlardan sonra da yapılır. Eğer bebeğin kanı Rh negatif ise koruyucu iğneye gerek yoktur.

    Düşük ya da kürtaj öyküsü varsa çiftin gebeliği takip eden doktorlarının mutlaka bilgilendirmeleri gerekir. Eğer önceki işlem sonrası koruyucu iğne yapılmamışsa gebeliğin takibi sırasında belirli dönemlerde bebeğin bu uyuşmazlıktan etkilenip etkilenmediğini anlamak için annede bazı kan testleri yapılır. Doğum sonrası yapılan koruyucu iğne bazı durumlarda gebelik seyri esnasında da yapılabilir.

    Hangi durumlarda gebeliği sonlandırmak gerekir?
    Pek çok durum bu istenmeyen durumu gerekli kılabilir. En çok karşılaşılan durum bebekte saptanılan down sendromu gibi bir anomalidir. Öte yandan yine gebelik takipleri sırasında saptanan yapısal anomaliler, sinir sistemi anomalileri ve bebeğe ait diğer hastalıklarda da gebeliğin geç dönemde sonlandırılmasını gerektirebilir.

    Erken dönemde ise bebeğin gelişimi üzerinde etkili olduğu bilinen ve teratojen olarak adlandırılan maddelere maruz kalınması sonlandırma gerekliliğidir. Örneğin erken dönemde karın bölgesinden çekilen röntgen filmi ya da bilgisayarlı tomografi, aktif kızamıkçık enfeksiyonları, aktif toksoplazma enfeksiyonları bu tür gerekliliklerdir. Öte yandan gebeliğin devamımın anne adayının hayatını riske atacağı ileri derecede kalp hastalığı, böbrek hastalığı, kontrolsüz diyabet gibi durumlarda da gebeliğin sonlandırılması gerekebilir. Rahim ağzı kanseri başta olmak üzere melanom gibi bazı kanser türlerinin varlığı da gebeliğin sonlandırılmasını gerektirir.


    Kan Uyuşmazlığında Yakın Takip Şart


    Annenin kan grubunun RH negatif, babanınki ise pozitif olduğu durumlarda ortaya çıkan kan uyuşmazlığının hamileliğin sağlıklı bir şekilde tamamlanması için yakından izlenmesi gerekiyor.

    Kan uyuşmazlığı nedir?
    Kan uyuşmazlığı yüksek riskli gebelik kapsamında değerlendirilen bir sorun. Annenin kan grubunun RH negatif, babanınkinin ise pozitif olduğu durumlarda ortaya çıkar. RH faktörü eritrositlerde (alyuvarlar ) bulunan antijenik bir bir yapıdır. Kan grubu RH negatif olan bir gebe RH pozitif kanla karşılaşırsa, kendinde bulunmayan RH antijenine karşı duyarlanır ve antikor oluşturur. Bu olaya immünizasyon denir. Dolayısıyla, immunize kan uyuşmazlığı anne karnında RH antijenine karşı antikorların varlığını ifade eder. Önlem alınmadığı zaman anne karnında ölümünden yenidoğan sarılığına kadar geniş bir yelpazede önemli sorunlara yol açar.

    Kan uyuşmazlığında hangi faktörler etkilidir?
    Kan uyuşmazlığında etkili olan birçok faktör vardır. Öncelikle RH negatif gebenin RH pozitif kanla karşılaşması gerekir. Bu durum da eşinin kan grubunun RH olmasıyla mümkün. Aslında probleme yol açan babadan RH pozitif kan grubunu alan ve anne karnında RH pozitif olan çocuktur. Çocuğun çok az miktardaki kanı doğum sırasında anneye geçerek, annenin duyarlanmasına neden olur. Duyarlanma ( immünizasyon ) asıl olarak doğum sonrası gerçekleşir. Ancak nadiren düşük, kürtaj ve dış gebelik sonrası da oluşabilir.

    Neden olabileceği sağlık sorunları nelerdir?
    Annede RH pozitif eritrositlere karşı mevcut olan antikorlar plasentadan kolaylıkla geçebilir. Fetusun dolaşımına katılan bu antikorlar, fetusun kan grubu RH pozitif ise, eritrositlerin yıkımına neden olurlar. Fetus için sorunun ana kaynağı eritrositlerin yıkıma uğraması, yani kansızlıktır. Kansızlığın derecesine bağlı olarak fetusda ve yeni doğanda problemler ortaya çıkar. Oluşan tablo, anne karnında çocuğun ölümünden, yeni doğanda hafif bir sarılığın oluşmasına kadar geniş bir spektrum oluşturur. Çocukta oluşabilecek problemlerin şiddeti, ortaya çıkan kansızlığın derecesi ile ilişkilidir.

    Tanısında kullanılan yöntemler nelerdir?
    RH negatif anne ve RH pozitif baba söz konusuysa, öncelikle annenin immünize olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bu da anne karnında Rh pozitif eritsositlere karşı antikorların bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile mümkün olur. Bu sebeple Indirek Coms testi uygulanır. Indirek Coms testi pozitif ise antikor var, negatif ise antikor yok demektir. Indirek Coms testi negatif ise, anne immunize değildir. Mevcut gebelik açısından risk taşımaz ve alınması gereken önlem doğum sonrası gebenin duyarlanmasını önlemektir. Bu amaçla çeşitli isimlerle piyasada bulunan Anti-Rh-immunglobulinleri (antikorları) kullanılır. Halk arasında bu ilaçlar "uyuşmazlık iğnesi" olarak bilinirler. Bu ilaçların içinde Rh (+) kan grubuna karşı antikorlar vardır. Bu antikorlar daha önce Rh(+) kanla karşılaşmış Rh(-) annelerin ürettikleri antikorların aynısıdır. Bu antikorlar anneye kalça yoluyla enjekte edildiğinde anne kanına geçerek tüm Rh(+) antijen taşıyan hücreleri bulur ve anne savunma sistemi henüz bu Rh(+) antijenleri görmeden bunları parçalayarak ilk teması engeller. Indirek Coms testi pozitif ise, annenin karnında fetusa zarar verebilecek antikorlar bulunuyor demektir. Bu durumda fetus risk altındadır. Yapılması gereken fetusdaki kansızlığın derecesini belirleyebilmektir. Bunun için, daha önceki gebeliklerin sonuçları dikkate alınarak ve fetusun ultrasonografi ve doppler ile değerlendirilmesi yapılarak kansızlığın derecesi belirlenmeye çalışılır.

    Kan uyuşmazlığı tedavisinde kullanılan metotlar nelerdir?
    Kan uyuşmazlığının tedavisinde tanı konulduktan sonra fetusdaki kansızlığın derecesi saptanıyor. Fetusda ileri derecede kansızlık olduğu düşünülüyorsa kansızlığın tedavisi olan kan tranfüzyonu uygulanması gerekebilir. Anne karnındaki çocuğun göbek kordonuna, ultrasonografi eşliğinde bir iğne ile girilerek kan verilir. Gerekli aralıklarla bu işlem tekrarlanarak, çocuk uygun zamanda doğurtulur. Bu yöntem günümüzde başarı ile uygulanan ve son derece etkili bir tedavi yöntemidir.


    Hamilelikte Hipertansiyona Dikkat!


    Hamilelik sırasında anne adaylarının dikkat etmesi gereken birçok konu var. Bunlardan biri de hamilelikte görülen yüksek tansiyon. Gebeliğe bağlı hipertansiyon, daha çok 20 yaş altı ya da 35 yaş üzeri hamileliklerde, ilk ve çoğul gebeliklerde, diyabet hastalığında daha sıktır.

    Hamilelikte tansiyon yükselmesinin ana sebebi nedir?
    Halk arasında “Gebelik Zehirlenmesi” olarak tanımlanan, “Preeklampsi” adı verilen hastalık, genellikle gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan ve tansiyon yükselmesi yani hipertansiyon, idrarla protein kaybı ve bunlara bağlı olarak ödem gelişmesiyle tanımlanmaktadır. “Gebelik Zehirlenmesi” bu dönemde görülebilen en tehlikeli olaylar arasındadır. Ancak tansiyon yükselmelerinin hepsi gebelikle ilgili değildir.

    Başka hangi nedenlere bağlı olarak tansiyon yükselir?
    Örneğin bazı böbrek hastalıkları, böbrek üstü bezi hastalıkları, tiroid hastalıkları ya da kronik hipertansiyon olarak tanımlanan durumlarda, gebeliğe bağlı olmaksızın tansiyon yükselebilir. Bu hastalarda, çoğunlukla gebelikten önce de tansiyon yüksekliği vardır. Bu nedenle gebeliğin 20. haftasından önce bulunan ya da doğum sonrası 6 haftadan fazla devam eden tansiyon yüksekliklerinde bu tip kronik hipertansiyon problemi olabileceği düşünülür.

    Gebelikte hiper tansiyon kimlerde ve neden görülür?
    Gebeliğe bağlı hipertansiyon, daha çok 20 yaş altı ya da 35 yaş üzeri gebeliklerde, ilk gebeliklerde, çoğul gebeliklerde, diyabet hastalığında daha sıktır. Nedeni hakkında kesinleşmiş bir bilgi bulunmamakla birlikte “plasenta” adı verilen “çocuk eşinin” anne ile damarlanması arasındaki olaylar sorumlu tutulmaktadır. Bulgular arasında bulunan ödem, vücutta sıvı tutulmasına bağlı gelişir ve gebelikte belli bir seviyeye kadar, özellikle ayaklarda normal olarak görülür. Ancak ödem elde ve yüzde sabahları başlıyor ve gün boyu devam ediyorsa, birkaç gün içinde süratli kilo alımına neden oluyorsa normal kabul edilmez.

    Hangi hallerde dikkat etmek gerekir?
    Bir gebede en yüksek kan basıncı sınırı 140 / 90 mmHg dır. Bu sınıra ulaşmış ya da büyük tansiyonda 30, küçük tansiyonda 15 mmHg lık artış olmuş ise dikkatli olunmalıdır. Tansiyon ölçümü, mutlaka belirli bir süre istirahat sonrası tekrar edilerek değerlendirilmelidir. Tansiyon yükselmesinin saptandığı durumlarda idrarda protein kaybı olup olmadığına bakılmalıdır. Ancak her tansiyon yüksekliğinde idrarda protein görülmesi şart değildir.

    Hiper tansiyonun etkileri nelerdir?
    Gebeliğe bağlı hipertansiyonlar hafif ya da ağır olabilir. Ağır olan durumlarda çocuğun ve annenin hayatı ciddi şekilde tehlike altında demektir. Çocuğun içinde bulunduğu sıvı miktarı azalır ve gelişme geriliği görülür. Buna bağlı olarak anne karnında çocuk ölümlerinin görülme ihtimali artar. Bunun yanı sıra annede hayatı tehdit eden olaylar gelişir. Bunlar arasında çocuk eşinin erken ayrılması ve buna bağlı kanamalar, pıhtılaşma bozukluklarına bağlı kanamalar, böbrek bozuklukları, beyin kanaması, eklampsi adı verilen sara hastalığına benzer kasılma nöbetleri ve karaciğer yırtılmaları beklenen en ağır ve ölümle sonuçlanan olaylardır.

    Hiper tansiyon halinde nasıl bir yol izlenmelidir?
    Gebeliğe bağlı tansiyon yüksekliği saptandığı zaman ilk olarak hasta kesin istirahata alınır ve tansiyonu kontrol altına alan tedaviler düzenlenir. Eğer çocukta gelişme geriliği saptanırsa hastane şartları altında çocuğun dışarıda yaşayabileceği zamana kadar gerekli tedaviler ile izlenmeye çalışılır ve uygun zamanlama ile doğum gerçekleştirilir. Anne hayatını tehdit eden durumlarda, tansiyonun kontrol edilememesi halinde, böbrek ve karaciğer fonksiyonlarının bozulmaya başlamasında, trombosit adı verilen kan hücreleri sayısının ileri derecede azalmasında, kan yıkımının olması durumunda, akciğer ödemi geliştiğinde, eklampsi dediğimiz kasılmaların olması halinde ise çocuğun yaşayabilmesi dikkate alınmadan gebelik sonlandırılmalıdır. Aksi halde anne kaybedilebilir.

    Yüksek tansiyon riski olan anne adaylarına önerileriniz nedir?
    Gerek böyle bir hastalığın ve gerekse gebeliğe bağlı diğer hastalıkların erken dönemde yakalanarak tedavi edilebilmesi için her gebenin mutlaka belirli zaman aralıkları ile doktor tarafından takibi şarttır. Kontrollerde hem anne ve hem de çocuk açısından yapılan muayene ve tetkikler, bir gebeliğin sağlıklı biçimde tamamlanmasını amaçlar. İlk planda çocukta bulunan anormallikler, sakatlıklar tespit edilir ve gelişiminin sağlıklı olup olmadığı izlenir. Bu arada annede gelişebilecek gebeliğe bağlı hastalıklar önlenmeye çalışılır ve aynı zamanda anne gebelik ve doğum açısından eğitilerek bilgilendirilir. İşte bu nedenler ile bir hekim olarak önerimiz, anne adaylarının aksatmadan kontrollerine devam etmeleridir.
    Hamilelikte Tehlike Sinyalleri


    Birçok anne adayı hamileliğini önemli şikayetleri olmadan geçiriyor. Ancak bazıları için bu 9 aylık deneyim hiç de kolay değil. Peki, hangi yakınmaların hem sizin hem de bebeğinizin sağlığını tehdit ettiğini biliyor musunuz?

    Hamilelikte görülen vajinal kanamaların sebebi nedir?
    Gebelikte görülen kanamalar , gebeliğin dönemlerine göre sınıflara ayrılır. Gebeliği üç döneme ayıracak olursak bunları 1. , 2. ,ve 3. trimestir kanamaları olarak değerlendirebiliriz. İlk trimester kanamaları , düşük tehdidinde, komplet (tam ) ya da inkomplet ( tam olmayan ) düşüklerde,ektopik (dış ) gebelikte, mol gebeliği dediğimiz gebeliğin özel bir patolojik durumunda, rahim ağzının iltihapları ve lezyonlarında, ve bazı kadın genital organ kanserlerinde görülür.

    Gebeliğin son trimestirinde ise kanamalar anne ve bebek için daha tehlikeli seyredebilir.Bu kanamaların en sık görülen sebeplerinden biri, plasentanın yani anne ile bebek arasındaki madde alışverişini sağlayan dokunun normalden daha aşağıya, rahim ağzını kısmen ya da tamamen kapatacak şekilde yerleşmesi durumudur ki plasenta previa adı verilen bu durumun görülme sıklığı 1/200’dir. Diğer neden 1/120 oranında rastladığımız plasentanın zamanından önce ayrılması durumudur.(Abruptio placenta)

    Son dönem kanamalarının daha nadir rastlanılan diğer nedenleri ise uterin rüptür dediğimiz rahim yırtılması, annedeki bazı pıhtılaşma bozuklukları olabilir. Doğumun habercisi sayılan nişan da hafif kanama şeklinde görülebilir.

    Hangi durumlarda düşük tehdidinden söz edilir?
    Yirmi haftadan önce gebeliğin sonlanması durumuna abortus (düşük) diyoruz. Alt batın bölgesinde ağrı ki -kramp tarzında ya da devamlı olabilir-, rahim kasılmaları ve vaginal kanama durumlarında düşük tehdidinden bahsetmek mümkündür. Bebek canlı ise ,annenin hafif kanama ve ağrı şikayetleri mevcut ise ve yapılan muayenede rahim ağzında açılma yok ise ‘abortus imminens’ dediğimiz düşük tehdidi durumu ortaya çıkar.Bu durumda gebelik devam edebilir, bu şikayetleri olan anne derhal doktora başvurmalıdır.

    Düşüklerin %60’ı bebekte anormal genetik yapı sonucu meydana gelir, diğer nedenler enfeksiyonlar, annenin anatomik yapısal bozuklukları, hormonal veya immünolojik nedenler olabilir.

    Erken doğum sinyalleri nelerdir?
    Erken doğum 40 hafta olarak hesaplanan gebelikte, 37. haftadan önce meydana gelen doğumlar için kullanılan bir tanımlamadır. Bu haftadan önce doğan bebek, prematür yani gelişmesini henüz tamamlayamamış bebek olarak değerlendirilir.Bu bebeklerdeki sorunlar doğum öncesi ve yeni doğan döneminde hastalık ve ölümlerin % 83’ünü oluştururlar. Erken doğumun belirtileri 37. haftadan önce her 10 dakikada en az iki kez rahim kasılması, bu kasılmaların en az 30 saniye sürmesi, rahim ağzında ilerleyici değişim ( 2 cm.den fazla açılması, %80 oranında incelmesi) olmasıdır. Anne adayı erken doğumun belirtilerini, bel ağrısı, adet sancısı tarzında kramplar, uyluğa vuran ağrı, vaginal akıntıda değişiklikler şeklinde yaşayabilir.

    Ne zaman yüksek tansiyon riskinden söz edilir?
    Gebelikte tansiyon takibi çok önemlidir. Gebenin ard arda ölçülen iki tansiyonunun 140/90 mmHg ve üzerinde bulunması durumunda hipertansiyondan söz edebiliriz. Ya da düzenli olarak takip edilen gebenin tansiyonunun daha önceki ölçümlere göre sistolik (büyük tansiyon olarak tabir edilen) basıncında 30 mmHg.lık, diastolik (küçük) basıncında 15 mmHg.lık artış olması durumu gebenin hipertansif olduğunu gösterir ve hem anne hem de bebek için ciddi sonuçlara neden olabilir.

    Gebelikte neden ödem oluşur? Ne zaman tehlikelidir?
    Gebelikte toplardamar sisteminde meydana gelen dolaşım bozukluğu ve büyüyen rahmin bacaklardan kalbe dönen kan akımı üzerine baskı yapması, ayak bileklerinde ödem adını verdiğimiz şişmelere neden olur. Normal gebeliklerin %80’inde orta derecede ödem görülebilir. Ancak ödem, yüzü, elleri, bacakları kapsayacak şekilde yaygınlaşırsa normal olarak kabul edilmez, yüksek tansiyonla giden, damar hasarı neticesinde damar dışına sıvı kaçışı ve protein kaybı sonucu meydana gelebilir ve preeklampsi denen hastalığın belirtisi olabilir. Bu durumda ödemin varlığı ciddidir ve araştırılması gerekir.

    Hamilelikte neden yorgunluk hissedilir?
    Gebelikte yorgunluğun nedeni annede meydana gelen bir çok fizyolojik değişimin sonucu olabilir. Gebede kan hacmi % 36 oranında artar. Ancak artan plazma dediğimiz kanın şekilli elemanlarını içermeyen bölümüdür, eritrosit yani alyuvarların hacmi ise ancak %17 oranında artar; bu durum hemodilüsyon dediğimiz duruma yol açarak anemiye neden olur. Bu durumda dokular yeterli beslenemez ve yeterli oksijenlenemez. Bu ise, gebede halsizlik, yorgunluk, efor ile çabuk yorulma ve solunum güçlüğüne neden olur. Gebelerin bu nedenle ek demir takviyesine ihtiyaçları vardır.

    Bulantı ve kusmaların nedeni nedir? Nasıl önlem alınır?
    Gebelikte sabah bulantıları ilk dönemlerde yaklaşık %70 oranında görülür. Genellikle gebeliğin 4 ile 6. haftalarında başlar, 8-12. haftalarda şiddetlenir, 20. haftada ise gerileyerek kaybolur. Çoğu vakada sabah bulantıları kendini sınırlar ve sıvı elektrolit dengesi bozulmaz. Bu durumun gerçek nedeni tam olarak bilinememekle birlikte, HCG, Tiroksin, Kortizol,ve diğer steroid hormonların seviyelerindeki değişmelerin beyinde CTZ olarak belirlenen özelleşmiş bir bölgeyi uyarması suçlanmaktadır.

    Gebelerde artmış koku hassasiyeti, psikolojik-emosyonel-sosyal faktörler de sebepler arasında olabilir.

    Bulantı ve kusmanın ciddi formu olan ve uzun süre devam eden ‘hiperemezis gravidarum’ annede sıvı elektrolit dengesini bozup ciddi seyredebilir. Bu vakalarda Helycobacteri pylori adı verilen bir mikroorganizma da sebepler arasında sayılmaktadır.. Hiperemezis gravidarumlu hastalar hastanede yatırılarak sıvı elektrolit tedavisine alınabilirler.

    Hamilelik sırasında sık rastlanan çarpıntının sebepleri nelerdir?
    Gebelerde görülen çarpıntı ,6. soruda mekanizması açıklanan anemi nedeniyle olabilir. Anemi dokuların az beslenmesi ve yetersiz oksijenizasyonuna neden olduğu için kalp bunu kompanse etmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır, bu da çarpıntıya neden olur. Aynı şekilde gebelikte fizyolojik olarak artan sıvı hacmi, kalbin yükünü arttırarak kalbin iş yükünü ve hızını arttırır.

    Bazı anne adaylarında neden bayılma görülür?
    Gebeliğin ilk dönemlerinde anne adayı hipotansiftir yani tansiyonu düşük seyreder. Bu,damarlardaki direncin fizyolojik olarak azalması sonucu olur.İlk 24 haftada sistolik ve diastolik kan basınçları 10 mmHg düşer, bu düşüş bazı gebelerde daha da fazla olabilir, bu gebelerde bayılmalara rastlanabilir.

    Son dönemlerde ise bayılma, sırt üstü yatan gebede rahmin, büyük toplar damarlar üzerine bası yapması ile dolaşımın bozulmasına neden olarak ortaya çıkabilir. Bu durum tıpta ‘supin hipotansiyon sendromu’ olarak adlandırılır.

    Bazen bayılma ileri tetkik ve tedavi gerektiren bir sistemik ya da nörolojik hastalığın habercisi olabilir.

    İdrarda yanma neyin belirtisidir?
    İdrarda yanma ve zorluk, üriner sistem dediğimiz idrar yollarının ilthaplanmasının belirtilerinden biridir. Gebelikte en sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Gebelik sırasında idrar borusunda genişleme, idrar miktarında artış, idrar içeriğinin glikoz ve proteinden daha zengin olması ve mikroorganizmalara uygun besiyeri ortamı yaratması gibi bir çok neden bu infeksiyonların artmasına neden olur. İltihap mesanede, idrarın dışarı boşalmasını sağlayan üretrada ya da böbreklerde olabilir. Akut pyelonefrit denilen böbrek iltihabında idrar yaparken yanmaya titremeyle yükselen ateş, bulantı, kusma, bel ağrısı eşlik edebilir. Bazen bu infeksiyonlar erken doğumu başlatarak bebek ve anne için istenmeyen sonuçlara neden olabilirler.


    Hamilelikte Kronik Hastalıklar

    Anne adayı olmak kolay değil. Özellikle de kronik bir hastalık söz konusu ise… Anne adayının kronik bir hastalığının olması, çocuk sahibi olmasına engel değildir.

    Kronik bir hastalığı olan kadın anne olamaz mı?
    Anne adayının kronik bir hastalığının olması, çocuk sahibi olmasına engel değildir. Fakat bazı nadir durumlarda mevcut gebeliğin sonlandırılması önerilebilir. Anne adayının uzun süreli kronik bir hastalığı var ve bunun için ilaç kullanıyorsa mutlaka doktorlarıyla konuşmalı ve çıkabilecek problemler hakkında bilgilenmeli, bunları ortadan kaldırmaya yönelik gerekli önlemleri almalıdır. Böylece gebelik en az komplikasyonla tamamlanabilir.

    Astımlı bir anne adayı nasıl davranmalı?
    Eğer anne adayı astım hastası ise; gebeliği sırasında kendisi ve bebeği için gerekli oksijen ihtiyacının karşılanması için hastalığının çok iyi kontrol altında tutulması gerekmektedir. Bir çok astım ilacı bebek için tehlike oluşturmaz. Bu yüzden doktor kontrolünde gebelikte de ilaç kullanmaya devam edilebilir.Böylece gebelik ve doğum problemsiz seyredecektir. Anne adayı gebeği sırasında hastalığı tetikleyen enfeksiyon hastalıkları ve allerjenlerden kendini korumaya özen göstermelidir.

    Bazı astım hastaları, gebelik sırasında bebeğin basıncına bağlı olarak yakınmalarında artış olduğunu belirtirler. Bazılarında ise plasentadan salınan ve astım tedavisinde kullanılan steroid hormonundan dolayı yakınmalarda azalma saptanır. Çoğu kadında ise hastalığın seyrinde değişiklik olmaz.

    Diyabetli anne adayının gebeliği riskli midir?
    Şeker hastası gebelerin çok iyi izlenmesi gerekmektedir. Birçok hastada kan şekeri düzeyleri, plasentadan salgılanan insülüne ters etki yapan hormonlar nedeniyle artış gösterir. Ayrıca gebeliğin ikinci yarısında, anne adayında hafif şiddete gestasyonel diyabet adı ile bilinen ve doğumdan sonra tamamen düzelebilen gebelik diyabeti ortaya çıkabilir.

    Şeker hastalığı anne adayını ve bebeği nasıl etkiler?
    Anne adayının kan şekeri sıkı kontrol atlında tutulursa gebelik problemsiz seyredecek ve bebek etkilenmeyecektir. Aksi halde hem anne adayı hem de bebek için bir çok komplikasyon söz konusu olabilir.

    Şeker hastalığı ile birlikte yüksek tansiyon, preeklamsi, polihidromnioz (bebeğin sıvısının fazla olması) gibi problemler sıklıkla görülür. Yine bu hastalarda idrar yollarında enfeksiyon daha sık görülür.

    Bazı diyabetik hastalarda spontan erken doğum tehdidi gelişirken, bazılarında ise komplikasyonlar nedeni ile doğumun erken başlatılması gerekebilir. Gebelik öncesi ve gebeliğin ilk 3 ayında kan şekeri kontrolü sağlanamazsa bebekte anomali olma riski 3 – 4 kat artmaktadır. En sık görülen anomali spina bifida ve kalp anomalileridir.

    Bu nedenle kan şekeri ölçümleri gebelik öncesinde yapılmalı ve anne adayı folik asit almaya başlamalıdır.

    Gebelik sırasında kan şekeri takibi iyi yapılmazsa, doğumda bebeğin akciğer gelişimi, özellikle prematüre bebek ise tam olmayabilir . Bu bebeklerin iri olma olasılığı yüksektir, bu da müdahaleli doğum (forsep, vakum uygulaması) ve sezeryanla doğum gereksinimini artırmaktadır. Doğum sonrası bu bebeklerde hipoglisemi gelişebileceğinden kan şekeri takipleri yapılmalıdır. Kan şekeri kontrolü iyi olmayan annelerde, plasental yetmezliğe bağlı bebeğin anne karnında kaybedilme riski de fazladır.

    Anne adayı şeker hastalığı olduğunu nasıl anlayabilir?
    Gestasyonel diyabet; genellikle yaşı ileri, yakınlarında şeker hastalığı olan ve şişman kadınlarda daha sık görülür. Tanı koymak için gebeliğin ikinci yarısında şeker yükleme testi yapılmalır.

    Gebelik süresince hafif egzersiz, diyet ve gerekirse ilaçlarla kan şekeri kontrolü sağlanmalıdır. Anne adayı daha önceden şeker hastasıysa ve insülin kullanıyorsa doz ayarlanması gerekebilir.

    Epilepsi olan anne adayı için gebelik sözkonusu olabilir mi?
    Gebeliğin epilepsi üzerine etkisi çeşitlidir. Gebelikte epileptik hastaların %50’sinde herhangi bir değişiklik olmazken, %40’ında düzelme, %10’unda ise nöbetlerde artış olmaktadır.

    Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu embriyo ve fetus için zararlı etkiye sahiptirler. Bu ilaçlar folik asit emilimini azalttıkları için bebekte spina bifida riski artmaktadır. Bazı ilaçlar pıhtılaşma faktörlerini etkilediğinden yenidoğan bebekte çeşitli kanamalara neden olabilirler. Diğer bir yandan anne epilepsi ilaçlarını almayı bırakırsa, nöbet sayısının artma riski doğar ve bebeğin oksijensiz kalma olasılığı da artacaktır. Epilepsi hastası olan anne adayları bunu doktorunuzla konuşmalısınız. İlaçlarınızın dozunun azaltılması veya değiştirilmesi gerekebilir.

    Epilepsi hastası anne adayı gebeliğinde nelerle karşılaşabilir?
    Epilepsi hastası anne adayının, gebeliği sırasında daha sıkı takibi gerekmektedir. İlaçlarının dozu değiştirilebilir. Gebelikte kan volümü arttığı için eski ilaç dozları nöbetleri kontrol edemeyebilir ve doz artışına gidilebilir. Bazen kullanılan ilaçların değiştirilmesi gerekebilir.

    Günde 5 mg folik asit mutlaka alınmaldır. Hatta gebe kalmadan önce başlanması anomali riskini daha da azaltacaktır. Doğum öncesi kanama riskinin yüksek olduğu hallerde anneye doğum öncesi K vitamini enjeksiyonu yapılması önerilir.

    Kalp hastası olan anne adayları nelere dikkat etmeli?
    Kalp hastası anne adaylarının gebe kalmadan önce kardiyoloji doktoruyla durumunu konuşması gerekir. Hastalığın durumu ve tipine göre çeşitli önerilerde bulunacaktır. Kalp hastalığ, geçirilmiş romatizmal ateşe bağlı veya doğuştan veya ileri yaşta anne adayı ise sonradan kazanılmış olabilir. Tedavinin düzenlenmesi ile kalp hastalığı olan anne adaylarının birçoğunun gebeliği ve doğumu problemsiz seyreder, ancak doğumun sezeryanla sonlanması olasılığı yüksektir.

    Bazı ciddi kalp hastalıklarında gebelik annenin durumunu kötü etkileyebilir ve yaşamını tehdit edebilir. Bu nedenle anne adayı gebelik planını mutlaka doktoruna bildirmelidir. Gebelik sırasında bebeğe de kan pompalayan kalbin yükü arttığından anne adayı kendini fazla yormamalı ve daha çok istirahat etmelidir.

    Tansiyon yüksekliği gebelikte sorun yaratabilir mi?
    Tansiyon yüksekliği gebelikte sorun yaratabilir. Gebelik sırasında başağrısı, görme bozukluğu, kusma ve ödem yakınmaları olabilir. Gebeliğin ikinci yarısında kronik yüksek tansiyon yakınmanız, gebeliğe bağlı hipertansiyonla birlikte dah ciddi problemlere neden olabilir.

    Gebelik öncesi tansiyon hastası olduğunuzu biliyorsanız, sizi takip eden doktorunuza gebelik isteğinizi bildirip, çeşitli idrar ve kan analizlerinizi yaptırmalısınız. İlaçlarınızın değiştirilip dozlarının ayarlanması gerekebilir. Her ay rutin gebelik muayenenizde tansiyonunuza bakılıp bacaklarınızda ödem olup olmadığı ve idrar analizinizin de protein varlığı kontrol edilecektir. Doktorunuz sizi daha sık kontrole çağırabilir.

    Tansiyonunuz çok yüksek seyrediyorsa hastaneye yatırılıp sizin ve bebeğinizin daha sıkı monitörize edilmesi gerekebilir. Bebeğinizin gelişimi tamamlandığında doktorunuz doğum eyleminizi başlatmayı veya sezeryan yapmayı önerebilir.

    Gebelikte enfeksiyon tehlike yaratır mı?
    Çoğu enfeksiyon anne karnındaki bebeğin gelişimini etkilemez Fakat bazıları; düşüğe, erken doğuma ve özellikle erken gebelik döneminde bunlara maruz kalmışsanız bebekte çeşitli konjenital anomalilere neden olurlar. Bunun için gebeliğiniz sırasında enfeksiyon hastalığı geçiriyorsanız veya geçirmekte olan birisi ile temasta bulunmuşsanız bunu doktorunuza muhakkak bildirmelisiniz.

    İlk gebelik muayenenizde özellikle gebelikte risk oluşturan bazı enfeksiyonlara karşı bağışıklığınız olup olmadığı kontrol edilecektir. Gebelik öncesi kızamıkçık hastalığına karşı bağışıklığınız yoksa multaka aşı olmalı ve bundan en az 3 ay sonra gebe kalmalısınız. Enfeksiyon erken dönemde saptanırsa ilaçlarla bebeğinizde olacak problem riski azaltılmaya çalışılır.

    Gebelikte böbrek fonksiyonları bağlı enfeksiyonlar olabilir mi?
    Gebelik sırasında böbrek fonksiyonları atık maddelerin atılımını sağlamak için artar. İdrar yolları enfeksiyonuna meyilli kadınlarda gebelik sırasında enfeksiyonun böbreklere ulaşması ve piyelonefrit olasılığı artar. Çünkü gebelikte hormonlara bağlı idrar yollarında genişleme olur. Gebelik takibi muayenelerinizde idrarda protein kontrolü yapılacak ve eğer yüksek bulunursa kültür yapılacaktır. İdrar yolları enfeksiyonları genellikle antibiyotiklere hızlı cevap verirler.

    Eğer gebelik öncesi bir böbrek hastalığınız varsa gebeliğiniz sırasında böbreklerin yükü arttığı için sıkı izleminiz gerekmektedir. Böbrek hastalığı olanlarda gebelik sırasında yüksek tansiyon ve preeklamsi riski yüksektir.

    Guatr hastası olan bir kadın gebelikte ne yapmalı?
    Gebelik sırasında hormonal değişikliklere ve bebeğin gereksinimine bağlı olarak iyot ihtiyacı artar. Bebek kendi troid hormonlarını sentezlemektedir. Guatr problemi olan kadınların gebelikte iyot içeren tuz kullanmaları önerilmektedir.
     
  14. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    ANNENİN 9 AYLIK YAŞAMI

    Annenin 9 Aylık Yaşamı (1 Ay)
    [​IMG]
    Gebeliğiniz doğrulandıktan sonra,ilk ve en kapsamlı doktor muayeneniz bu ilk ayda yapılacaktır.İlk muayenede hekiminiz şunları kontrol etmek isteyecektir:
    • Yaşamakta olduğunuz hamilelik belirtileri
    • Son adet kanamanızın tarihi
    • Rahim ve rahim ağzı muayenesi
    • Ayrıntılı özgeçmiş
    • Bedensel muayene
    • Labratuvar incelemeleri

    Birinci ayın sonunda bebeğiniz yaklaşık bir elma çekirdeği büyüklüğündedir(6 mm).Henüz kilonuzda bir değişiklik görülmeyecektir. İlk ayınızda en sık hissedeceğiniz belirtiler:
    • Sık idrara çıkma
    • Yorgunluk
    • Kusma ile birlikte veya kusmasız bulantı
    • Tükrük salgısında artış
    • Mide şikayetleri
    • Yiyeceklere aşırı istek
    • Göğüslerde dolgunluk şişkinlik duyarlılık hissi


    Annenin 9 Aylık Yaşamı (2 Ay)
    [​IMG]
    2.ci ayın sonunda bebeğiniz insan görünümüne daha çok bürünür.Bu ayın sonunda yaklaşık bir çilek büyüklüğündedir (2.5cm). Üçte biri baştır ve ağırlığı 10 gramdır. Halen hamile olduğunuzu hissetmeyebilirsiniz. Bu ayda belirgin bir kilo artışı olmaz. Bu ayda aşağıdaki belirtilerin tamamını yada bir kaçını yaşayabilirsiniz.Bazıları bir önceki aydan devam ediyor olabilir,bazıları ise yeni başlamıştır. Bu belirtiler:
    •Yorgunluk,uykusuzluk
    • Kusma ve bulantı
    • Sık idrar yapma
    • Kabızlık
    • Mide de yanma,sindirim güçlüğü
    • Yemeklerden tiksinme yada aşırı yemek yeme
    • Memelerdeki değişiklikler; şişkinlik, duyarlılık, meme ucunda ki koyu renkli alanın daha da koyulaşması
    • Arada bir baş ağrısı,baş dönmesi,fenalaşma hissi
    • Elbiselerin bel ve göğüs kısmından dar gelmeye başlaması ve karın şişliği; rahim büyümesinden çok bağırsak gerginliğine
    bağlı
    • Sinirlilik,duygusal oynamalar,ağlama hissi

    Annenin 9 Aylık Yaşamı (3 Ay)
    [​IMG]
    Bu ayda bebeğin başı vücuduna oranla oldukça büyük,kol ve bacakları ise henüz kısadır. Bebeğiniz artık 6-7 cm boyunda ve 15
    gr ağırlığındadır.Bu ayda gebeliğin başlangıcında hissettiğiniz rahatsızlıkların gitgide azaldığını göreceksiniz.

    Neler oluyor:
    • Gebeliğin başlangıcında görülen bulantı ve kusmalar bu haftadan başlayarak hafifleyecektir
    • Sık idrara çıkma isteğinde gebeliğin ilk haftalarına göre bir azalma olduğunu fark edeceksiniz.
    • Hamilelikte bağırsak hareketleri yavaşladığı için kabızlık görülebilir.
    • Vücudunuzdaki kan miktarı hamilelikte artar; bunun sonucu olarak akciğerler,kalp ve böbrekler daha çok çalışır; karın bölgesi ve bacaklara olan kan desteğinin artması ile toplardamarlar daha görünür hale gelir.
    • Ara sıra baş ağrısı ve baş dönmesi, fenalaşma hissi yaşayabilirsiniz.
    • Hormon değişikliklerinden dolayı aşırı duygusal olabilir,küçük şeylere üzülebilirsiniz.
    • Yemeklerden iğrenme veya aşerme bu aylarda sık rastlanan belirtilerdir.
    • Yorgunluk,uykusuzluk,mide şikayetleri bu ayda da devam edebilir.
    • Memelerde duyarlılık hissi ve ağırlık artar.
    • Vücudunuzun görünümü henüz pek değişmemiştir.

    Ne yapmalı:
    • Yediklerinizin taze ve bol çeşitli olmasına özen gösterin.
    • Kabızlığa karşı bol su için ve lifli besinler yiyin.
    • Düzenli olarak doğum öncesi jimnastiği uygulamalısınız.ayrıca olağanız varsa bol bol yüzün. Bu sırt ve bel kaslarınızı kuvvetlendirecek ve hamileliğiniz ilerledikçe daha az ağrı çekmenizi sağlayacaktır.Ara sıra olan baş ağrıları,

    İlk Üç Aydaki Kilo Artışı:

    Aşırı kusmanız yoksa 1,2 kilo almanız beklenir. Bu, tüm hamilelikte alınan kilonun %10’unu oluşturur.


    Annenin 9 Aylık Yaşamı (4 Ay)



    Artık hamileliğinizin ikinci üç ayına giriyorsunuz. Bundan sonra hamile olduğunuz dışardanda belli olacaktır.Bebeğinizin tüm organları oluşmuştur.14.ü haftadan beri plasentadan beslenmektedir.Bundan sonraki haftalarda daha da gelişecek bağımsız bir yaşama hazırlanacaktır.

    Neler oluyor:
    • Bu ayda hamilelik ile ilgili heyecan ve sevinciniz artar.
    • Bebek büyüdükçe iştahınız artar.
    • İdrar sıklığı artık azalacaktır.
    • Bulantı ve kusmanız azalacak yada bitecektir(çok az kadında ise bu dönemde başlayabilir)
    • Mide ekşimesi,bağırsak gazı,şişkinlik şikayetleriniz devam edebilir.
    • Özellikle oturur yada yatarken aniden ayağa kalkmak gibi ani durum değişikliklerinde baygınlık hissi ve baş dönmesi olabilir.
    • Burun içi dokusunda şişme (gripte olduğu gibi), burun kanamaları,dişeti kanamaları olabilir.
    • Ayak bileklerinde,ayaklarda ve bazen de yüz ve ellerde şişme olabilir.
    • Bu ayın sonuna doğru bebek hareketleri başlar.
    • Cildinizin renginde koyulaşma olabilir; bu, meme uçları çevresindeki ciltte daha belirgindir. Karnınızın üstünde koyu bir çizgi görülebilir. Doğumdan kısa süre sonra bu çizgi kaybolur.

    Ne yapmalı:
    • Normal giysileriniz artık dar gelmeye başlayabilir,fakat hamile kıyafetleri için henüz erkendir.bol ve rahat giyecekleri tercih etmelisiniz.
    • Doğum öncesi kontrollerin ikincisini yaptırma vakti gelmiştir.Doktor bu haftada ultrason yapılmasını ve kan tahlili isteyecektir.Bu testte kandaki AFP düzeyi ölçülerek bebekle ilgili bazı riskler aranır.Risk varsa bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan biraz alınarak incelenir. Bu işleme amniyosentez denir.
    • İştahınız arttığı için canınızın istediği her şeyi yemeniz gerekmez;sağlıklı beslenmeye özen göstermeli ve kilonuzu korumalısınız.
    • Doktorunuz salık vermişse ve bulantınızda yok ise demir ve vitamin haplarına başlayabilirsiniz. Bunları tok karnına almalısınız.


    Annenin 9 Aylık Yaşamı (5 Ay)
    [​IMG]

    COLOR="RoyalBlue"]Annenin 9 Aylık Yaşamı (6 Ay)[/COLOR]
    [​IMG]
    Altıncı ay genellikle hamileliğin en iyi dönemidir. Bu dönemde kendinizi daha iyi ve zinde hissedersiniz.Şimdiye dek hızlı kilo almadıysanız bu ay içinde epey kilo alabilirsiniz.

    Neler oluyor:
    • Bebek hareketleri daha belirgin hale gelir.
    • Beyaz vajinal akıntı devam eder.
    • Kabızlık ve mide şikayetleri devam edebilir.
    • Ayak,el ve yüzde su tutulmasına bağlı şişlik artabilir.
    • Karında gerginliğe bağlı kaşıntı görülebilir.
    • Vücudunuzun üst bölümündeki fazla kilolar hamilelikte su tutulmasına bağlıdır,kalıcı değildir.
    • Sıcağa karşı daha duyarlı olabilir, buna bağlı olarak da daha çok terleyebilirsiniz. Bol su içmeli doğal olmayan içeceklerden uzak durmalısınız.
    • Meme uçlarınızın çevresindeki koyu bölge daha da belirginleşir.

    Ne yapmalı:
    • Her fırsatta ayaklarınızı yükseğe koyarak dinlendirin.
    • Kendinizi fazla yormadan düzenli hareket ve yürüyüş yapmalısınız.Gevşeme ve soluk alıp verme egzersizleri özellikle yararlıdır.

    İkinci Üç Aydaki Kilo Artışı:

    Toplam 5-7 kilo arasındadır. Bu tüm hamilelikte alınan kilonun %50 - %60'ıdır


    Annenin 9 Aylık Yaşamı (7 Ay)



    Artık hamileliğinizin sona ermesine yalnızca üç ay kaldı.Kendinizi iyice irileşmiş ve belkide hantal hissedebilirsiniz.Tüm organları oluşan bebeğiniz son haftalara doğru yağ depolamaya başlar. Oldukça hareketlidir.Bu haftalarda doğarsa özel bakım ile yaşama şansı bile vardır.

    Neler oluyor:
    • Bebeğin hareketlerinde artış ve güçlenme hissedeceksiniz.
    • Mide yanması,sindirim güçlüğü ve kramplar gibi gebelikte sık görünen yakınmalar devam eder.
    • Bebeğin yaptığı baskı nedeni ile nefes darlığı çekebilirsiniz.
    • Karnınızda kırmızı renkli çatlaklar oluşabilir.
    • Bacak krampları ve sırt ağrısı sizi rahatsız eder.sırt ağrılarını azaltmak amaçlı her zaman dik durmanın ve yüzmenin çok faydası vardır.
    • Yalancı doğum ağrıları denen rahmin kısa süreli ve düzensiz kasılmaları olabilir,ancak bunlar genellikle ağrı uyandırmazlar.
    • Doğumla yada bebekle ilgili,sizi ürküten garip rüyalar görebilirsiniz.Bu gayet normaldir. Nedeni yatakta rahat edememeniz veya bebek hareketleri olabilir.
    • Memelerdeki damarlar daha belirgin hale gelir ve kolosturum akmaya devam edebilir.

    Ne yapmalı:
    • Gün boyunca her fırsatta dinlenin.Akşamları da erken yatmaya çalışın.
    • Artık doktor kontrollerine iki haftada bir gitmeniz gerekir.


    Annenin 9 Aylık Yaşamı (8 Ay)
    [​IMG]
    Olabildiğince dinlenmeli,gün ortasında bir süre uzanıp yatmalısınız.Kendinizi hantal ve ağır hissedebilirsiniz.Bu durum moralinizi bozmamalı. Doğum öncesi kurslara başlamadıysanız şimdi tam zamanıdır. Bu haftada bebek artık bütünü ile orantılı bir vücuda sahiptir.Cildin altında yağ depolanır ve
    bebek tombul bir hal alır.

    Neler oluyor:
    • Bebeğiniz büyüdükçe iç organlarınıza bası yaparak solunum güçlüğü yada sık idrara çıkma gibi yakınmalara sebep olabilir.Ayrıca gülerken veya öksürürken idrar kaçırabilirsiniz.
    • Eskisi gibi rahat uyuyamıyor olabilirsiniz.
    • Göbek çukurunuz düzleşir,hatta hafif dışarı çıkabilir.Bu doğumdan sonra düzelecektir.
    • Giderek kıvamı koyulaşan beyazımsı vajina akıntısı olabilir.
    • Midede yanma, hazımsızlık, gaz, kabızlık şikayetleriniz devam der.
    • Burunda tıkanıklık, burun ve dişeti kanamaları devam edebilir.
    • Göğüslerden sızıntı şeklinde veya daha bol ağız(kolosturum)gelmeye devam eder.
    • Kalça ve leğen kemiğinizin çevresindeki eklemleriniz doğuma hazırlık olarak genişler,bu nedenle karın ve bacaklarda hafif rahatsızlık duymanız doğaldır.
    • Bu ayın sonuna doğru kilo artış hızınız biraz kesilir;ancak bebeğiniz gelişimini sürdürür.Kilo artışınız çok fazla ise (toplam ortalama 11 kg
    olmalı) karbonhidrat ve sütlü içecekleri azaltabilirsiniz.

    Ne yapmalı:
    • Günde bir iki saat bacaklarınızı yükseğe koyarak dinlendirin.
    • Uyumakta güçlük çekiyorsanız,yatağa girmeden önce gevşeme teknikleri uygulayın. Bacaklarınızdan birini karnınıza doğru çekip minderlerle destekleyerek yan yatmanız yararlı olabilir.


    Annenin 9 Aylık Yaşamı (9 Ay)
    [​IMG]
    Çalışıyorsanız artık doğum iznine çıkmış, doğum hazırlıklarının tatlı heyecanına kapılmış olmalısınız.Hem hamileliğinizin bitmesini özlemle bekleyip seviniyor, hem de doğum olayını ve anne olmanın getireceği sorumlulukları düşünüp kaygı duyuyor olabilirsiniz. Bebek tüm rahmi doldurduğu için artık yer değiştiremez ama tekme atmaya devam eder.

    Neler oluyor:
    • Bebek hareketleri azalır çünkü hareket alanı daralmıştır.
    • Vajinal akıntı koyulaşır ve daha fazla sümüksü yapıdadır.Cinsel ilişki veya muayene sırasında kanlı,kahverengi veya pembe olabilir.
    • Uyku sırasında bacak krampları,sırt ağrısında ve ağırlık hissinde artış olabilir.
    • Bebeğin başının leğen kemiği boşluğuna girmesi ile mide yanması,sindirim ve solunum güçlüğü gibi yakınmalar azalır.
    • İdrar torbanız bebeğin başının altında olduğu için daha sık idrara çıkmak isteyebilirsiniz.
    • Daha sık ve daha şiddetli rahim kasılmaları hissedebilirsiniz.
    • Az uyku ve bebeğin daha da ağırlaşması nedeni ile kendinizi yorgun hissedebilirsiniz.
    • Kilo artışınız yavaşlamıştır ve bu ayda durur.Eğer toplam 13 kilodan az aldıysanız doğumdan sonra normal kilonuza dönmeniz kolay olacaktır. 38.ci haftadan sonra biraz kilo kaybedebilirsiniz. Bu bebeğin bütünü ile olgunlaştığını ve 10 gün içinde doğumun gerçekleşeceğini gösterir.

    Ne yapmalı:
    • Doğum öncesi kontrollere artık haftada bir gitmelisiniz
    • Büyüyen karnınız vücudunuzdaki ağırlık dağılımını ve dengenizi bozabilir;duruş biçiminize önem verin ve dik durun.

    Artık doğumla ilgili bilgileri almalı ve hastane hazırlıklarını yapmalısınız.
    CENİN'İN GÜNCESİ

    Cenin´in Güncesi (1 Ay)

    Ben çok küçük, minnacık bir damlayım, uzun bir yolculuğa çıkmam gerektiği söylendi; hem uzun hem de çok zorluymuş, bu yolculuğun her aşamasında büyüyüp hayal bile edemediğim kadar büyük olunca bilmediğim bir dünyaya geçecekmişim. Oysa ben ne kadar mutluydum burada, herkes beni çok seviyordu, hep o yaramaz spermlerin yüzünden, beni hiç çekemiyorlar, üzerime geliyorlar, saklanıyorum yine de olmuyor. Olamaz yine mi, aaaaaaah yine üstüme geliyorlar, offf kocaman bir x kromozomu ile çarpıştık, kayıyorum yardım edin bana aaaaaahhhhhh .

    Burası da neresi böyle! Benden başka kimse yok, yolculuğumdan önce bana anlattıkları yer herhalde, biliyor musunuz bu yerin sahibinin adı “anne” imiş, bir de yardımcısı “baba” varmış, ben öteki dünyaya geçtiğimde beni onlar karşılayıp, benimle ilgileneceklermiş, yani rezervasyonum yapıldı, aslında bu yolculukla ilgili her şey bana anlatıldı, bir süre küçük ressamlar gelip pürüzsüz vücuduma organlarımı çizeceklermiş, bu ressamlar böyle bütün damlaları ziyaret eder, güzel bebekler çizerlermiş, sakin ve rahat olursam her şey yolunda gidermiş, ama çok heyecanlıyım. Buraya üç haftada düştüm ve artık yeni adım “embriyo”, bu ismi bir türlü hatırlayamıyorum zaten önemli de değil çünkü ben büyüdükçe ismimde değişecekmiş ne kadar tuhaf değil mi? Ama en güzeli öteki dünyaya geçtiğimde kız ya da erkek olarak doğuşuma göre anne ile baba bana yeni bir isim vereceklermiş, hani bu yolculuğa sebep olan o spermler bana hücum edince bir X kromozomu ile çarpışmıştım ya, bunun için ben anne gibi bir kızmışım, ya bana o kocaman Y kromozomu çarpsaydı işte o zamanda baba gibi erkek olacakmışım. Tam da embro, yine söyleyemedim emb-ri-yo olmaya alışmıştım ne kadar zevkli, bu sıvıda hem yüzebiliyor hem de besleniyorum.

    Cenin´in Güncesi (2 Ay)


    Burada yaşımı hafta diye bir şeyle ölçüyorum ve şimdi tam beş hafta yaşındayım. O yaramaz spermler bana çarptıktan sonra dengem bozuldu, beni iyileştirmek için küçük doktorlar geldi, onlar aynı zamanda ressammış, beni iyileştirdikten sonra vücudumun üst bölümüne dört oyuk , orta bölümünde ise minik bir kabarıklık çizdiler. Hatta o minik kabarık gürültü yapıyor; pıt, pıt diye….Küçük ressamın dediğine göre bana çok hassas bir kalp çizmiş. Bir de daha çok işi olduğunu söyledi, beni üç tabakaya ayırmış sırayla bütün organlarımı çizecekmiş. En dış tabakanın adı ektoderm; sinir sistemimin ana elemanları olan beyin ve omurilik, saç,cilt gibi yapılarımla bu tabakada çalışacaklarmış. Orta tabakanın adı mezoderm; kalp ve dolaşım sistemim, kemiklerim, kaslarım, böbreklerim ve genital organlarım bu tabakada oluşacakmış. Ve son olarak en iç tabakam endoderm; barsaklarım, midem, karaciğerim, pankreasım gibi iç organlarımı burada çizeceklermiş. Ne karışık işler bunlar……

    6 hafta yaşındayım ve boyum uzadı, elma ne demek bilmiyorum ama onun çekirdeği( 2mm.) kadarmışım, belki siz bunları biliyorsunuzdur ama ben kendimi yeni keşfediyorum ve yeni öğreniyorum. Size bir şey söyleyeyim mi anne ve baba benim yolculuğumdan haberdar, beni bekliyorlar. Benim için hayatlarında bir çok şeyi değiştirmeye başlamışlar, annenin sürekli midesi bulanıyor ve kusuyor, hatta babaya koktuğunu ona yaklaşmamasını söylüyor, neden anlamıyorum. Sonra saçlarını boyamıyor, sigara kullanmıyor, içki içmiyor çünkü bunlar bana zarar verebilecek alışkanlıklarmış. Ben bir resim gibiymişim, göbek kordonum, gözlerim, kulaklarım ve ağzım çizildi bile. Kalbim, bu yeni çizilen organlarımın gelişmesi için onlara kan depoluyor, dokularım hızla gelişiyor. Biz yine kusmaya gidiyoruz, üzgünümmmmmm, görüşürüz…

    7 hafta yaşına girdim biliyor musun? Artık ben öteki dünyadakilere daha çok benziyorum, başım biraz daha büyüdü, yüzüm oluştu, gözlerim hala kapalı ama kollarım ve bacaklarım var, yakında parmaklarım çıkacak, kemiklerimi oluşturacak hücreler gelişmeye başladı, ve ben küçük bir üzüm kadarım artık, ne kadar büyüdüm değil mi, siz şimdi benim bu kadar şeyi nasıl bilebildiğime şaşırıyor olmalısınız ama bunların hepsini bana anlattılar, büyürken korkmamam için bunu yapmaları gerekiyormuş. Yoksa ben de eskiden diğer ceninler gibi kalbin, beynin ne olduğunu bilmiyordum. Burun deliklerim, bağırsaklarım, pankreasım, bronşlarımda belirginleşmeye başladı. Küçük ressamlar bu hızla çalışırsa yakında kocaman olacağım. Bu arada anne hala kusuyor, ben kilo alıyorum, o zayıflıyor. Doktorumuz ona sabah yataktan kalkmadan önce “kraker” denen bir şeyden yemesini söyledi, bende tadını merak ediyorum, hadi yesene ondan. Yemeklerde çok su içtiği için midesi suyla dolmuş, hatta ara sıra o kadar çok su içiyor ki buraya kadar geliyor, boğulacağım, korkuyorum…

    8 hafta yaşına girdim ve artık benim adım “fetus”, bu Latince “genç” demekmiş, Latince ne demek? Artık kollarım ve bacaklarım uzadı, omuzlarım, dirseklerim, kalçalarım belirgin hale geldi. Ve ben artık bir çilek kadar büyüğüm. Bugünlerde anne bana kızıyor, bana hamile olduğu için cildi yağ yapıyormuş ve bir çok sivilcesi varmış, doktorumuza “ben sadece bebek istedim sivilce değil” dedi kızgın bir şekilde, doktorumuzda güzel bayan ilk üç aylık dönemden sonra isteseniz de sizinle yaşamak istemeyecek bu ufaklıklara neden kızıyorsunuz, “sakin olun yoksa size inat olsun diye kalabilirler” deyince anne sessizleşti. Bu hafta iki kat daha büyüğüm, ayak ve el parmaklarıma o küçük ressamlar gelip bir şeyler çizdiler, ve bunların adı “tırnak” dediler. Sonra bir de ağzıma diş etlerinin altında diş taslakları
    çizdiler. Bunlar çok işine yarayacak deyip kıkır kıkır güldüler. Onlar çok tuhaflar.


    Cenin´in Güncesi (3 Ay)


    9 hafta yaşındayım bugün yine küçük ressamlar geldi, gözlerimi, dilimi ve ağzımın içini monte ettiler, bağırsaklarımı kordon içinden karın içindeki boşluğa taşıdılar, parmaklarımı da uzattılar biraz. Daha benimle çok işleri varmış. Ne ukala şeyler… Bu arada annenin midesi yanıyor, hiç dinlemiyor ki doktor ona midesine dokunan yemekler yememesini söylemişti, şimdi ilaç almak zorunda kaldı. Bir de beni besleyecek olan memelere süt gelmeye başladığından onun göğüsleri büyüyor, kendine onlar için destekli bir sütyen alacakmış, o ne demek bilmiyorum ama doktor bunu yapması gerektiğini söyledi. Şu günlerde küçük ressamlardan sonra en çok doktoru görüyorum aslında duyuyorum demek istedim.

    10 hafta yaşındayım ve kendimi bir portakal kadar büyük hissedeceğimi söylemişlerdi ama portakalın ne olduğunu bilmiyorum ki…doktorun dediğine göre anne hamile olduğu için kolay sinirlenebilir, keyifsiz olabilirmiş. Anne sağlıklı beslenmesine rağmen çok kilo alıyorsa endişelenmesine gerek yokmuş, doğumdan sonra bu kiloları kolayca verebilirmiş, asla diyet yapmaması gerekiyormuş hatta o normal kilolu bir anne adayı olduğu için 12,5 –17,5 kilo alabilirmiş. Düşük kilolu anneler 15-20, kilolu anneler ise 7,5-12,5 kilo alırlarmış. Bu arada ressamlar hızla çalışıyorlar, eklemlerimin çoğu oluştu, bilek, dirsek, diz, ayak bileği, omuz, eller, parmaklar ve tırnaklar tamammış artık sadece benim beslenmeme bağlı olarak büyüyeceklermiş. Küçük ressam bana gözümün ne renk olmasını istediğimi sordu, çünkü iris tabakam ortaya çıkıyormuş, ben “renk” ne dedim, boş ver anneninki gibi yeşil olacak zaten dedi. O zaman neden bana soruyor ukala…

    12 hafta yaşındayım ve artık iç kulağım, burnum, dilim bile var. hatta göz kapaklarımı çok seviyorum, onları sürekli açıp kapatıyorum, parmaklarımın ucunda tırnaklar çıktı, ve daha rahat hareket edebiliyorum. Boyum 6,5 cm, ağırlığım 18 gr. olmalı , üfffffffffff ne kadar büyüğüm, inanamıyorum. Bir de eskisi kadar kusmaya gitmiyoruz, ama bu seferde annenin başı ağrıyormuş.hani içinde yüzdüğüm sıvı var ya amniyos sıvısı, ara sıra onu yutuyorum, sonra da ressamların öğrettiği gibi çıkarıyorum, yani çiş yapıyorum.


    Cenin´in Güncesi (4 Ay)


    13 hafta yaşındayım ve artık bir şeftali kadarmışım, şeftalinin benim gibi kolları ve uzun bacakları var mıdır? Bu hafta ses tellerimi çizdiler, bağırsaklarımı yerlerine yerleştirdiler, ve karaciğerim ile pankreasım üretime başladı.Anne de benim bu yaşımda eskisi kadar şikayet etmiyor, sadece yorgun olduğumuz için dinleniyoruz. Bazen karnında ve sağ kasığında ağrılar oluyormuş, doktor dedi ki bunun sebebi benim büyümemmiş, ben büyüdükçe beni tutan bağlar geriliyormuş ve ağrı yapıyormuş.

    14 hafta yaşındayım artık annenin bulantıları yok , kendini yorgunda hissetmiyor ama bu seferde kabızlıktan şikayet ediyor, sürekli tuvalete gidiyoruz, ve lifli besinler yiyoruz. Doktor bazı ilaçlar verdi, ama önce yulaf ezmesi+süt+şeker+corn flakes karıştırıp yemesini söyledi, böylece kabızlıktan kurtulabilirmiş. Ressamlar bana nefes alıp verme çalışmaları yaptırıyorlar, ellerimle selam, merhaba demeyi öğretiyorlar, bunları yaparken kalbim öyle bir atıyor ki; doktorla, baba beni bir makineden duyabiliyorlarmış. Bende onları duyuyorum çünkü kulaklarım oldukça gelişti, tabi gözlerimde …

    15 hafta yaşındayım çok güzel kulaklarım var, saçlarım, kirpiklerim, hangi cenin benim kadar güzel olabilir, ben çok güzelim. Ama lanugo denen şu tüylere alışamadım, bunları neden çizdiniz dedim, merak etme 26 hafta yaşına geldiğinde onlar dökülecek dediler. O zaman neden çizdinizzzzzzz, bu ressamların canı sıkıldıkça benimle uğraşıyorlar, işlerini bitirseler de gitseler bir an önce. Giderken bir de gülerek “ bu bebek kızmış” dediler, biliyoruz ne olacak yani…

    16 hafta yaşındayım ve annenin sesini duydum beni okşuyor ne kadar çok sevdiğini söylüyordu. Birden kalbim çok hızlı atmaya başladı, artık ona anneciğim diyeceğim, çünkü o beni severken “kızım bana anneciğim diyecek” diyordu, kız olduğumu o da biliyor, zaten bu yaşımda cinsiyetimi belirten organlarım oluştu. Kemiklerim ne kadar sert ama yine de cildim çok ince, damarlarım görünüyor ben de beslenmek için bu sıvının yetmediğine karar verip parmağımı emmeye başladım, çok tatlı bir şey bu…Az daha boyumu söylemeyi unutuyordum, ben tam 16 cm. oldum ve 135 gr. Anneciğim çok meşgul beni yine unuttu, doktora gidecekmiş, midesi yanıyormuş, burnu kanıyormuş ben neden olduğunu biliyorum, onun damarlarındaki kan miktarı artmış, bu benim için iyiymiş ressamlar konuşurken duydum. Bir de babam görmek istiyormuş, o da doktora gidecek annemle, beni bir makinenin içinden görecekler, onlar için hareket edeceğim.



    Cenin´in Güncesi (5 Ay)


    17 hafta yaşındayım; anneciğim kendini görebildiği ayna denen bir şeye bakıyor, karnının büyüdüğünü söylüyor, kasıkları ağrıyormuş ve çok terliyormuş. Tabi ben önceki yaşlarıma göre daha hızlı kilo aldığımdan anneciğimde kilo alıyor. Cildimin altında yağ depoluyorum artık, kalbimle günde 30 litre kan pompalıyorum, ben de çok yoruluyorum, bazen de korkuyorum, geçen gün birisi ince uzun bir boruyla suyumdan çaldı, sonradan öğrendim ki, doktor benim suyumu test edecek, benim sağlıklı olup olmadığıma bakacakmış.

    18 hafta yaşındayım; anneciğim geceleri uyuyamıyor, ben onu incitmek istemiyorum ama ben de burada sıkılıyorum ve o benimle konuşmuyor. Heeeeyyyy neden benimle konuşmuyorsun sen? Ama ben seni seviyorum. Annemin tansiyon denen şeyi düşmüş, ani hareketler yapıp, ayağa kalkmaması gerekiyormuş. Artık 210 gr. oldum anneme daha çok benziyorum. Bir de bağırsaklarım mekonyum denen bir şey yapıyor, o çok gereksiz bir şey…

    19 hafta yaşımdayım; anneciğimle babacığım doktorda bir alete bakıp benim hareketlerimi seyrettiler. Ama ben büyüdüğüm için anneciğimin beli ağrıyormuş, buna çok üzüldüm. O da topuklu ayakkabılar giymemeliymiş babam öyle diyor, neden giyiyor ki. Biz de tekrar doktora gittik. Anneciğimin kalçaları ve memeleri büyüdüğü için çatlaklar oluşuyor, çatlak olduğundan dolayı da kaşıntı oluyormuş, doktor dedi ki bol sıvı almamız gerekiyormuş, bir de çatlak kremi kullanmalıymışız. Eğer cildimiz kurumazsa çatlak olmazmış. Benim çatlaklarım yok ama her yanım o tüylerle kaplandı bu da yetmezmiş gibi annemin sürdüğü çatlak kremi gibi bir şeyi o küçük ressamlar her yerime sürüyor. Bunun adı vernix imiş. Bu beni sudan korumak içinmiş, ukala küçük ressam dedi ki, biraz daha bu suyun içinde kalırsam buruş buruş olacakmışım.

    20 hafta yaşıma girdiğimde beni şaşırtan başımın üzerinde çıkan saçlar oldu, onlara alışamadım bir türlü. Bu aralar karnım guruldamaya başladı, şu tatlı parmaktan mı acaba ne dersiniz? Kemiklerim çok güçlü olduğu için hareket edebiliyorum, bir de anneciğimin sesini duyduğumda o da beni duyabilsin diye bağırıyorum ama duymuyor, ben de onu tekmeliyorum böylece benimle konuşuyor. Ona boyumun 25 cm. kilomun 340 gr. olduğunu söyledim. Annem aynanın karşısında kendi kendine konuşuyor “zaman ne kadar çabuk geçiyor, karnım epey büyüdü” diyor herhalde benim onun göbek deliğiyle aynı hizada olduğumu fark etti, her yaşımda bir cm. yukarı çıkacağım, göbeğinden geçen o çizgi koyulaşmaya başladı, ama doğumdan sonra tamamen kaybolacakmış. Biz çok sağlıklıyız; anneciğim gereksiz kalori almıyor, iyi besleniyor.


    Cenin´in Güncesi (6 Ay)


    21 hafta yaşındayım; bir keresinde ben çok yaramazlık yapıyordum sonra tanımadığım bazı sesler duydum, çok güzeldi, sessizce dinledim, anneciğim babacığıma “galiba senin gibi sanatçı olacak, Vivaldi’yi çok seviyor” dedi, o sesin adı “müzik”imiş, Vivaldiyi tanımıyorum ama, artık annemle hep müzik dinliyoruz, müzik dinlemeyi çok seviyorum, bazen dinlerken uyuyorum, annemde mutlu oluyor. Anneciğimin ayak ve ayak bilekleri benim büyümemden dolayı şiştiği için hep dinleniyoruz. Babam dedi ki eğer yüzünde ve ellerinde şişme olursa doktora gitmemiz gerekirmiş. Kalbim çok çalışıyor, sürekli kan pompalıyorum ama yine de bu aralar yavaş büyüyorum, sadece 400gram oldum.

    22 hafta yaşındayım ; Ben bir muz kadarmışım, muz denen şey mide yakar mı annemin midesi yanıyormuş, bir de diş etleri şişiyormuş, babam “bu kadınlar hep böyle, her şeyden şikayet ederler” diyor. Kendi kendine de “sabırlı ol, hepsi geçecek” diye tekrarlıyor sürekli, o böyle kendi kendine konuşunca çok komik oluyor. Ben yaklaşık 500 gr. olmuşum, anneciğim uzun süre ayakta duramıyor, ve yürümeye gittiğimizde o alçak topuklu ayakkabı giyiyor. Çünkü beli ağrıyor, hamileyken vücudunun ağırlık merkezi sürekli değişirmiş, biraz oturuyoruz sonra ayağa kalkıyoruz, biraz ayakta duruyoruz sonra tekrar oturuyoruz, ben daha çok yoruluyorum. Omurgalarım ağrıyor. İyi ki otururken dizlerini kalçasından yukarıda tutuyor, böylece ağrılarım geçiyor.

    23 hafta yaşındayım kocaman oldum ama annem hala şikayet ediyor ne zaman büyüyecekmişim, bacakları şişiyormuş şimdi de , o da yatıyor, benim için daha iyi oluyor yine müzik dinliyoruz hatta kitap bile okuyoruz, anneciğim anne karnında çocuğun eğitilebileceğine inandığından sürekli okuyor, bir çok şey öğrendim. Bazen müzik onu çok etkiliyor ve ağlıyor, ben de kızıyorum ters dönüyorum, doktor da hemen ona bunu söylüyor, çok üzüldüğünü görünce yine dönüyorum, neden üzülüyor ki, hep aynı şekilde duramam tabi ki canım sıkılıyor. Doktor ona benimle konuşmasını onu duyabilmem için orta kulağımın gelişimini tamamlamaya başladığını söyledi, ben bunu zaten biliyordum, o kadar çok gürültü var ki burada kendimi bile duyamıyorum, bağırdım ama beni hiç dinlemiyor, sonra neden tekmeliyormuşum. Tekmelerim işte….

    24 hafta yaşımdayım artık çok hareket edince terliyorum ve hasta olduğum içinde öksürüyorum, bir de şu tatlı parmak yok mu hep onun yüzünden hıçkırıyorum. Ben hıçkırınca anneciğim de tekme attığımı zannediyor. 33 cm boyu 570 gr. ağırlığı olan biri buraya nasıl sığar, ne kadar daha var öteki dünyaya gitmeme öfffff bir an önce anneciğimi ve babacığımı görsem, dün gece anneciğim uyurken babacığım beni okşadı benimle konuştu, hatta anneciğimin huysuzluklarını anlatıp beni uyardı. İkisini de çok seviyorum. Bir de şu doktoru çok merak ediyorum, düzenli olarak onu görmeye gidiyoruz. Şimdi de anneciğimin şeker tarama testi olması gerekiyormuş.

    25 hafta yaşındayım; anneciğime kramp denen bir şey gelip ağrı yapıyormuş o da ağlıyor, futbol topu kadar büyüdüm, anneciğim diyor ki beli ve bacakları zonkluyormuş, zonk ne demek? Zonk sesini duyunca bacaklarına buz koyuyor ya da duş alıyoruz. Yine de geçmezse doktorumuzun verdiği ilaçları alıyoruz. Babam çok heyecanlı bir şekilde geldi bu akşam. Anneme bağıra bağıra “ biliyor musun üç boyutlu ultrason varmış” dedi. Yani benim çeşitli açılardan görüntülerimi alıyor, bu
    görüntülerin arasını bilgisayar kendi dolduruyor, bana benzeyen bir görüntü ortaya çıkarıyorlarmış. Ama doktorumuz bunu bize söylemişti çok önemli bir şey değilmiş. Babacığım beni görmek için sabırsızlanıyor herhalde.


    Cenin'in Güncesi (7 Ay)


    26 hafta yaşındayım; artık 750 gramım cildimin altında yağ birikiyormuş. Kollarımı ve bacaklarımı çok hareket ettirdiğim için anneciğim çok kızgındı, annesiyle konuşurken bağırıyordu, çok korktum neden bu kadar sinirleniyor ki. Babacığımın dediğine göre bunların sebebi ani kasılma ve gevşemeler hissetmesi imiş. Bunlara Braxton-Hicks kasılmaları deniyormuş. Kasılmalar ağrılı olunca anneciğim benim sürpriz yapıp erken geleceğimi düşünüyor, ama ben ona kızdım erken gelmeyeceğim. Bazen de anneciğimin adet sancısına benzer kramp tarzı ağrıları, bel ağrıları, akıntıları, barsak krampları oluyor, herkes yine benden şüpheleniyor, dedim ya ben erken gel-me-ye-ce-ğim. Akciğerlerimdeki hava keseciklerim bile oluşumunu tamamlamadan, beynimdeki görme ve işitme dalgaları tam anlamıyla faal olmadan nasıl gelirim.

    27 hafta yaşındayım; kalbim çok hızlı atıyor. ( 120-160/dak.), aydınlıkken anneciğimle yürüyoruz, karanlıkta yürüdüğümüz zamanlar babacığım da bizimle oluyor, annem çok su içiyor, onun yüzünden çok kilo alıyorum buraya sığmıyorum. Ben de annemin karnında yukarı doğru tırmanıyorum sürekli, bu nedenle derin nefes alırken zorlanıyormuş, ama bu beni etkilemiyor, hamile olunca bazı hormonlar onun daha sık nefes alıp vermesini sağlıyormuş, böylece bende bol oksijen kullanabiliyorum. Sürekli kilomu konuşuyorlar 950 gr. olmuşum, babacığım gibi çok oburmuşum, çok kilo almışım, demek ki ben ona benziyorum, onu daha çok merak etmeye başladım.

    28 hafta yaşındayım ama cildim hala buruşuk ve pembe,yoksa şu vücudumdaki doğal krem işe yaramıyor mu? Bu yüzden karmakarışık düşüncelerim var, sıkıldıkça dönüyorum, annemi tekmeliyorum. Bugün küçük ressamlar geldi saçlarımı uzattılar, kaşlarımı, kirpiklerimi çizmeyi bitirdiler. Annem ile babam bir kitaptan boyumun 37 cm ve kilomun 1 kg. olduğunu söylediler bana. Onları duyduğumu öğrendiklerinden beri benimle konuşuyorlar.

    29 hafta yaşındayım 1,3 kg. olduğum için anneciğim ayakta çok duramıyor, çabuk yoruluyor ve tansiyon denen bir şey yine düşürüyor bu nedenle hep dinleniyoruz. Babama dedi ki “ kendimi sonsuza kadar hamile kalacakmış gibi hissediyorum, karnım kaşınıyor, nefes alamayacak kadar şişmanladım, midem yanıyor, bacaklarıma kramp giriyor, her yerim ağrıyor”. Babam onu teselli etti, bunların hepsi geçecek dedi. Sonra yürüyüşe çıktık, çünkü doktor yürümenin annem için en iyi egzersiz olduğunu söyledi. Bir de ona böyle şikayet etmemesini benim her şeyi duyduğumu, küsebileceğimi söyledi, evet ben her şeyi duydum, artık koku da alabiliyorum, görebiliyorum, tat alabiliyorum ve bir de seni üzdüğüm için üzülüyorum anneciğim.

    30 hafta yaşındayım; bu günlerde anneciğim hep sol tarafına yatıyor böylece organlarına kan gidişi ve kan dönüşünün en az şekilde engellenmesini sağlıyormuş. Bu şekilde uyumakta zorlanınca karnının altına veya bacaklarının altına yastık koyuyor. Mide yanması olmaması içinde vücudunun üst kısmını alt kısmına göre hafifçe yukarıda tutuyor. Lanugo tüylerim kaybolmaya başladı, göz kapaklarımı düzenli olarak açıp kapatabiliyorum tabii 1,5 kilo oldum artık. Biliyor musunuz kemik iliğim kan yapabiliyor artık…


    Cenin´in Güncesi (8 Ay)


    31 hafta yaşındayım; akciğerlerim olgunlaşıyormuş, anneciğim elini üzerimde gezdirip ona verdiğim bütün acılara rağmen beni çok sevdiğini söyledi. O bu günlerde tuhaf rüyalar görüyor, ama kalkınca gördüklerini hatırlayamıyor, şimdi baş ucunda bir not defteri varmış, kalkınca rüyalarını yazabilmek için. 1650 gr. olmuşum artık eskisi kadar hızlı büyümüyorum, beyin dokum gelişimini hala sürdürüyor.

    32 hafta yaşındayım, buraya yuvarlandığımda çok büyük bir yer gibi gelmişti bana, şimdi sığamıyorum herhalde yakında gideceğim buradan, zaten karanlık bir yer. Belki başımı aşağı çevirirsem daha rahat sığarım. Boyum 40,5 cm. ve ağırlığım 1,8 kg. oldu nasıl döneceğim ki. İki haftada bir doktora gidiyoruz, sorun ben değilim aslında, ben gayet iyiyim, duyularımın beşi de tam olarak çalışıyor ama anneciğin psikolojik problemleri var, çirkin olduğunu, babamın onu sevmeyeceğini düşünüyor. Bence yanlış “ babam bana onu çok sevdiğini söyledi bana, özellikle beni dünyaya getirmek istediğinde sevgisinin daha da çoğaldığını, mutluluklarının görünen bütün olumsuzluklara rağmen daha fazla olduğunu da söyledi.”

    33 hafta yaşındayım; babacığım annemin ayaklarına masaj yapıyor, çünkü yine kramp denen şey gelmiş. Tabi anneme çok kilo aldığını söylediğinde annem ağlamaya başladı yine, o ağlayınca bende ağlıyorum. Babacığım onu öpüp gönlünü aldı bunun normal olduğunu, doğumdan sonra her şeyin eskisi gibi olacağını söyledi. İşte bu kelimeyi hatırlıyorum “doğum”, bu benim öteki dünyaya geçişimi anlatıyor. 2 kg. olduğum şu günlerde nasıl doğacağım konusunda endişelenmeye başladım doğrusu, bir taraftan da bu sıvıyı yutmaktan bıktım, önce yutuyorum sonra çıkarınca eksilen sıvı aynı miktara geliyor, beni beslediğini biliyorum ama ……boş verin ……artık cildimin rengi kırmızıya dönük değil, daha açık pembe…Çok düşündüğüm için başımda epey büyüdü.

    34 hafta yaşındayım; havalar çok sıcak olduğu için anneciğimin yüzü, eli, ayağı şişiyor. Bende çok ağırlaştım, tam 2,2 kg. olmuşum. Beyin işlevlerime her gün yenisi ekleniyor, uyurken gözlerimi kapamasını, uyanıkken açmasını, ve belli aralıklarla kırpmasını öğrendim.

    35 hafta yaşındayım; Ben yakında öteki dünyada olacağım, annem biraz korkuyormuş, bu nedenle huysuzluk yapıyormuş. Ama ben hazırım, korkulacak bir şey yok. Doktor dedi ki; bebeğin hareketleri bebeğin sağlıklı olduğunu gösteren en önemli bulgulardanmış. Sağlıklı bebek enerjisini atmak için hareket edermiş, hem bu şekilde bebeğin kasları gelişirmiş. Bebeğin hareketlerine annelerin dikkat etmesi, hareketlerde azalma varsa doktora haber vermesi gerekirmiş. Bu her zaman problem olduğu anl***** gelmezmiş ama yinede nonstres test yapılırsa iyi olurmuş. Bu hafta yaşımda vücudum antikor üretmeye başladı, bunlar benim enfeksiyonlarla mücadele etmeme yardımcı olacak.


    Cenin´in Güncesi (9 Ay)


    36 hafta yaşındayım, saçlarım çok uzadı, onları kestirmek istiyorum, tırnaklarım da uzadı. 2,5 kg ve 46 cm. olduğumdan yer değiştiremiyorum ama tekme atabiliyorum. Artık her hafta doktora gidiyoruz, bu adamı gerçekten merak ediyorum.Doktora göre doğmama dört hafta kalmış, annem, babam ve ben doğumumun gerçekleşeceği yeri görmeye gittik, doktorumuz bunun anneciğimi rahatlatacağını söyledi. Doktor bana artık doğabileceğimi söyledi, istersem hemen onların yanına gidebilirmişim, o zaman prematüre bir bebek olurmuşum, sevmedim bunu ben bekleyeceğim.

    37 hafta yaşındayım; annem artık çok kilo almıyor, sürekli dinleniyoruz, ayaklarını yükseğe kaldırıp benimle oynuyor bazen. Dinlenmediği zamanlarda babacığımla benim için alış veriş yapıp çok güzel bir oda hazırlıyorlarmış, odamı çok merak ediyorum, buradan büyüktür inşallah. 2,8 kg oldum odaya da sığmayabilirim çünkü.

    38 hafta yaşındayım; daha önce şeklimi değiştirdiğim iyi oldu, çünkü çok az zaman kaldı. Anneciğimin kasılmaları oluyor, biz de oturarak nefes alıp veriyoruz. Ama anneciğim sancılarının gerçek doğum sancıları olup olmadığını anlayamıyor. Doktorumuzun dediğine göre önceleri daha az sıklıkla ancak düzenli aralıklarla gelen doğum sancıları bir süre sonra 50 saniyelik kasılmalar halinde 10 dakikada üç sancı olarak gelirmiş. Ve zamanla şiddeti artar, şiddeti artan bu sancılar düzenli bir şekilde tekrar ediyorsa hastaneye gitme vakti gelmiş demekmiş. Nişan denilen kanlı yapışkan akıntı geldikten sonra genellikle iki gün içinde doğum başlarmış. Bağırsaklarımda mekonyum denilen ilk dışkım birikmeye başladı, bunu doğumdan sonra bir gün içinde dışarı atabilirmişim. Ben ne kadar çok şey biliyorum böyle. Ressamların bana veda ederken her şeyi anlatmaları iyi oldu.

    39 hafta yaşındayım; Annemin kasılmaları daha kuvvetli, artık ben doğuma hazırım, anneciğimin annesi, ben ona “annaneciğim” diyecekmişim, benim doğumum için bir çanta hazırladı. Benim ve annemin sağlığı yerinde olduğu için anneciğim normal doğum yapacakmış, benim bu küçük yerden rahat çıkabilmem için anneciğimin perinesinde kesi yapacaklarmış, ama daha sonra eriyen ipliklerle dikeceklermiş, bu ikimiz içinde daha sağlıklıymış. Ne demekse!

    40 hafta yaşındayım; ay çok kilo aldım tam 3,4 kg olmuşum, artık anneciğime ve babacığıma kavuşacağımı hissediyorum. Biz şimdi hastaneye gidiyoruz, babam çantamızı evde unutmuş onu bekliyoruz, ben uslu oturuyorum ama anneciğim yine de bağırıyor. Neyse babam geldi, bizi daha önceden keşfettiği kestirme yollardan hastaneye ulaştırdı, doktorumuz bizi bekliyor. Evet geldik, şimdi ben doğuyorum işte……..

    Merhabaaaaaa, ben geldim , ahhhhhhh bu leyleğin gagası beni acıtıyor. Ağlayacağım işte…. Sonra bebekler neden hep ağlar derler, bu leylek sizi gagalasa nasıl olur. Şaka yaptım aslında leylek yok, beni görmek için gelen bir kadın çocuğuna onu leylekler getirdi diyordu, ben de başladım ağlamaya, yalan söyleme diye bağırdım, annemin karnında benden başka kimse yoktu ki, hem orada bir leyleğe de yer yok, ben zor sığıyordum. Artık anneciğimin kucağında uyuyorum, parmağımı da emmiyorum, o beni süt denen çok tatlı bir yemekle besliyor. Benim gibi yeni doğan bebekler için en sağlıklı besin anne sütüymüş. Sütümü içiyorum ve bol bol uyuyorum, burası daha rahat, herkes bana hizmet ediyor, keyfim yerinde, ohhhhv
    ANNE KARNINDA 40 HAFTA

    Anne Karnında 40 Hafta (1-4) Hafta

    Birinci hafta aslında henüz hamile olmadığınız döneme rastlar.Doktorlarınız ve biz hesaplamalarımızda hamilelik başlangıcını son adet tarihinizin ilk günü olarak kullanacağız. Bu yüzden yumurtlama dönemine kadar olan ilk iki haftada aslında hamilelik oluşmadığı

    halde hamileliğin ilk iki haftası olarak alınmıştır.Bu ilk haftada son adet gördüğünüz gün birinci gün sayılır. Çeşitli hormonların etkisi ile geçmiş adet döneminize ait döllenmemiş yumurta kanama ile atılırken,yeni bir yumurta yumurtalıklarınızda olgunlaşmaya başlamıştır bile. Bu olgunlaşmanın sonunda yumurtlama (ovulasyon) yoluyla bu hücre Fallop tüpü boşluğuna atılır. İşte bu hücrenin hafta olarak yaşı hesaplamalara baz olarak alınır.

    Yumurtlama
    Adet kanamasının başlangıcından yaklaşık 14 gün sonra olgunlaşmış bir yumurta yumurtalıktan atılır. Rahmin fallop kanalının (yumurta kanalı) ucundaki parmaksı uzantılar bu olgun yumurtayı tutar ve kanalın içine alır.Yumurta burada 24-36 saat canlı kalabilir ve bir sperm tarafından döllenmeyi bekler.Eğer döllenme olmazsa adet kanaması ile birlikte vajinadan atılır.


    Spermin yumurtaya ulaşması
    Cinsel ilişkide erkek,kadının vajinasına,çoğu dışarı akan 200 ile 400 milyon arası sperm bırakır.Vajinada kalan spermlerin bir bölümü rahim içine girebilmek için rahim ağzından salgılanan mukusta yüzmeye başlar. Mukus yumurtlama zamanı spermlerin geçişini kolaylaştırmak için daha uygun bir yapı kazanmıştır.Spermler rahim
    boyunca ilerleyerek Fallop kanalına gelirler. Kanalda yumurta yoksa döllenme gerçekleşmez, spermler burada 48 saat beklerler.Eğer bu zaman içinde yumurtlama gerçekleşir ve olgun bir yumurta gelirse döllenme gerçekleşebilir. Anne yumurtasında ve babanın sperminde 23 er adet kromozon bulunmaktadır. Bu durum , babanın kromozonu "X" ise bir kızınız, eğer "Y" ise bir oğlunuz olacak demektir.

    Döllenme
    Fallop kanalına giren sperm burada olgun bir yumurta ile karşılaşırsa döllenme gerçekleşir. Spermler yumurtanın dış kabuğunu delebilen bir enzim salgılarlar.Fallop kanalına ulaşan spermlerden bir tanesi, muhtemelen en hızlı ve aktif olanı,yumurtanın dış kabuğunu bu enzim ile deler ve içine girer.Bundan sonra yumurta bir kılıf ile kaplanacak ve başka sperm kabul etmeyecektir.Sperm yumurta içerisine girerken kuyruğunu kaybeder ve yalnızca baş kısmı yumurtaya girer. Daha sonra bu baş kısmı şişmeye başlar ve yumurta ile kaynaşarak tek bir hücre halini alır.

    Hücre bölünmesi
    Sperm ve yumurta birleşimi ile bir zigot(tek hücre)oluşur.Bundan sonra bölünme olayı meydana gelir.Her hücre iki yavru eş hücreye bölünür. İlk hücre bölünmesi döllenmeden 36 saat sonra meydana gelir.Bundan sonra ise her iki günde bir bölünme oluşur.Yumurta fallop kanalından rahme olan yolculuğu boyunca bölünmeye devam eder. 4-5 gün sonra rahme
    ulaştığında yaklaşık 100 hücreden oluşan, içi sıvı dolu bir toptur. Buna blastosist denir.Şu anda yumurta rahme yerleşmeye hazır durumdadır. Döllenmeden 7-8 gün sonra rahme ulaşan yumurta buraya yerleşir. Yumurta rahim içini kaplayan tabakaya yuvalandığında yeni bir yaşamın başlangıcı için bir adım atılmış olur.Yumurta rahim duvarına tam yerleştiğinde klinik hamilelik başlamış demektir. Bu yeni canlıya 8.hafta sonuna kadar embriyo denir. Embriyodan çıkan bazı damarsal uzantılar annenin kan damarları ile bağlantı kurabilmek için rahim duvarına doğru ilerlerler. Bu bölüm daha sonra halk arasında “bebeğin eşi” denilen plasentayı oluşturur.Hücrelerin bir bölümüde göbek kordonunu ve bebeği koruyan dış zarları oluştururlar.İçte kalan hücreler ise üç değişik katmana ayrılırlar.Her bir katman daha sonra bebeğin belli bir organ grubunu oluşturacaktır.


    Anne Karnında 40 Hafta (5. Hafta)

    Beşinci hafta boyunca çok hızlı bir gelişme söz konusudur.Yumurtanın içteki hücreleri üç katmanaayrılmıştır. Endoderm, mesoderm, ektoderm denen bu üç katmanın her biri ayrı bir organ grubunun oluşumunu başlatırlar.Artık bebeğinizin bir vücut birde baş kısmı vardır. Yumurta artık yalnızca bir hücre grubu değildir.Ektoderm denen hücre grubundan sinir sistemide oluşmaya başlamıştır.Ayrıca kaba hatları ile organ boşlukları ve kalp damar sistemi oluşmaktadır.Embriyo bu dönemde yaklaşık 2.5 mm büyüklüğündedir.


    Anne Karnında 40 Hafta (6. Hafta)

    Anne ile embriyo arasında plasenta aracılığı ile olan değiş tokuş mekanizması 6.hafta başında başlar.Plasenta 5.aya kadar çok hızlı bir gelişim gösterir. 5.ayda artık tamamen oluşmuştur. Plasentanın 3 ana görevi vardır:
    • Oksijen, karbondioksit, besinler, su, vitaminler, glukoz, hormonlar ve bağışıklık elemanlarını anne kanından bebek kanına taşır.Böylece bebek hem beslenir hemde henüz kendi sistemleri tam oluşmadığından annenin aracılığı ilemikroplara karşı savaşır. Ayrıca bebeğin atıkları yine plasenta aracılığı ile anne kanına geçer ve anne tarafından atılır.
    • Plasenta kendiside yağ asitleri ve glikojen üretir;böylece embriyonun beslenmesine yardımcı olur.Bu özellikle hamileliğin erken dönemlerinde çok önemlidir.
    • Plasenta hormonda üretir.Örneğin hamilelik testinde kullanılan HCG hormonu plasenta tarafından üretilmektedir.

    6.haftada embriyo C-şeklindedir.Kalbinin 4 boşluğu oluşmuştur.Damar sistemide kabaca oluşmuştur ve kalbinden damarlara kan akımı başlamıştır.Kollar ve bacakların gelişeceği kabartılar oluşmuştur. Bağırsaklar basit bir tüp şeklindedir.Göbek kordonu oluşmaya başlamıştır. Ayrıca baş bölümünde ileride gözleri ve kulakları oluşturacak 4 oyuk belirmiştir.Embriyo şimdi yaklaşık bir elma çekirdeği büyüklüğündedir (5 mm).


    Anne Karnında 40 Hafta (7. Hafta)

    Embriyonun baş bölümü vücuda oranla çok daha çabuk büyür ve vücuda göre daha geniştir.Bunun sebebi emriyonun beyninin çok hızlı gelişecek olmasıdır. Bebeğin önkoluda gelişmeye başlamıştır.Böbrekler,çene ve midede oluşumuna başlamıştır. Bağırsak tüpü uzamakta ve bir şerit halini almaktadır.Omurilik oluşumu tamamlanmıştır.Ayrıca kas ve deri sistemi oluşmaya başlamıştır. Embriyo onu koruyan sıvı dolu bir kese içindedir (amniyon sıvısı içinde) ve büyüklüğü yaklaşık 8 mm dir


    Anne Karnında 40 Hafta (8. Hafta)

    Bebeğinizin üst çene ve alt çene ayrılmıştır.Kafa gelişimi devam etmektedir ve beyin sinirleri oluşumu hız kazanmıştır.Üst kollar bacaklardan daha hızlı bir şekilde gelişmeye devam etmektedir.Dış kulaklar oluşmuştur. Göz gelişimi devam etmektedir ve göze retina pigmentleri(göze rengini veren)eklenmeye başlamıştır. Bebeğin kalp ve akciğerleri kesin şeklini almıştır. Hatta bebeğinizin kalbi bu hafta atmaya başlamıştır. Artık bir üzüm büyüklüğündedir (yaklaşık 16mm ve 2 gram.

    Anne Karnında 40 Hafta (9. Hafta)

    Bebeğinizin başı biraz daha büyümüş ve öne gövdeye doğru bükülmüştür.Artık yüzü oluşmaya başlamıştır,gözler yüzün iki tarafında ancak halen kapalıdır.Kollar ve bacaklar artık iyice seçilebilir.İleride el ve ayak parmaklarını oluşturacak yarıklar belirmiştir. Bebeğin kalbi artık vücuda kan pompalamaktadır.Sinir sistemi taslağı hemen hemen tamamlanmıştır. Embriyonun artık kemikleri oluşturacak hücreleri gelişmeye başlamıştır. Bu haftada embriyo yaklaşık 2 cm boyundadır ve taslak halinde akciğer, dalak, bağırsak, karaciğer, böbrekler ve cinsel organa sahiptir.
    Anne Karnında 40 Hafta (10. Hafta)

    Artık embriyoya latince “genç” anl***** gelen fetus denir. Son biçimlerine henüz ulaşmamış olsalarda belli başlı tüm iç organlar gelişmiştir. Kollar ve bacaklar uzamış, omuzlar, dirsekler, kalçalar ve dizler belirgin hale gelmiştir. Parmakları aralarında ince bir perde olmasına karşın artık bellidir. Dengeden ve işitmeden sorumlu iç kulak oluşmaya başlar. Bebeğin yüzü belirginleşmiştir. Burnun ucu, burun delikleri , ağzı oluşturacak alt ve üst çeneler ortaya çıkmıştır.Şimdi bebeğinizin bir dili bile vardır. Kaşlarda oluşmaya başlamıştır. Beyinde büyümeye devam etmektedir. Kaslar hızlaoluşmaya ve tüm vücudunu sarmaya başlamıştır. Kız bebeklerde klitoris erkek bebeklerde ise penis gelişir. Kasların oluşumu ile birlikte bebek artık su kesesi içinde henüz hissetmeseniz bile bebeğiniz bu haftalarda hareketlenmeye başlar.

    Anne Karnında 40 Hafta (11. Hafta)
    Bu haftadan sonra bebeğinize artık fetus denmektedir. Bu haftada burun uzamış ve daha düzgün bir hal almış,ve gözler tam olarak birbirinden uzaklaşmıştır. Dil kasları oluşmuştur ve ilk tad alma hücreleri oluşmaya başlamıştır. El ve ayak parmakları tam olarak oluşmuştur. Bebeğin eğik olan başı yavaş yavaş yukarı kalkmaktadır. İnce bağırsaklar iyice incelmiş ve uzamış hatta kıvrımları da oluşmaya başlamıştır. Artık erkek ve dişi yumurtalıkları farklılaşmıştır. Kesin erkek ve dişi farklılaşması 6.haftadan sonra başlar ve 3 ayda tamamlanır. Bu farklılaşmayı sağlayan ise erkek seks hormon üretimidir. Beynin birçok bölümünün oluşumu tamamlanmıştır. Kulağın iç ve dış kanalları faklılaşmıştır. Fetusun kemik oluşumuda başlamıştır. Artık kalp ve kan damarları son hallerini almıştır.

    Anne Karnında 40 Hafta (12. Hafta)
    Artık bebeğinizin eğik olan başını dikleşmiştir. El ve ayak parmaklarında tırnaklar belirmeye başlamıştır. Gözler tam şeklini almış ve dudaklar çenede oluşmaya başlamıştır. Bu haftada gerçekleşen bir diğer önemli şey ise böbreklerin çalışmaya başlamasıdır.İdrar kesesi bir torba şeklinde oluşmuştur ve artık bebeğiniz idrarını yapabilmektedir.


    Anne Karnında 40 Hafta (13. Hafta)
    Bu haftada bebeğinizde kemikiliği kan üretmeye başlamıştır.İlk zamanlar bu üretimde baskın olan kırmızı hücreler yani alyuvarlar olacaktır. Bebeğinizin yüzünde ve vücudunda ilk kıl kökleri belirmeye başlamıştır. Artık doktorunuz bebeğinizin kalp atışlarını bir steteskop ile dinlediğinde duyabilir. Bu hafatalarda bebeğiniz hareket etmekte ve oynamaktadır ancak siz bunu halen hissetmiyor olabilirsiniz. Bebeğinizin boyu yaklaşık 40mm yani 4 cm olmuştur.

    Anne Karnında 40 Hafta (14. Hafta)
    Bu haftada artık bütün iç organlar oluşmuş durumdadır ancak tam fonksiyon kazanmaları zaman alacaktır.Gelişim genel olarak
    tamamlandığından organ oluşumlarının annenin alacağı ilaçlardan veya enfeksiyonlardan zarar görme olasılığı azdır. Bebeğinizin gözkapakları oluşmuştur ve gözleri örter. Artık elleri, kolları, parmakları hatta minik tırnakları bile gelişmiştir. Kulaklar son şeklini almakta ve kulak memesi oluşmaktadır. Bebeğin kasları gitgide daha fazla geliştiğinden hareketleride daha kuvvetlenmektedir. Bebeğiniz yumruklarını sıkabilir, ağzını açabilir ve dudaklarını büzebilir. Artık emebilir ve çevresini saran suyu yutar; çişini yapar. Bu haftada bebeğin yaklaşık büyüklüğü 6 cm ve ağırlığı 30 gr dır.

    Anne Karnında 40 Hafta (15. Hafta)
    Şu anda bebeğinizin başı tüm boy uzunluğunun yarısı kadardır.İlk haftalarda bebeğin beyin gelişimi çok hızlı olduğundan kafada buna ayak uydurarak çok hızlı gelişecek ve vücuda oranla büyük kalacaktır.Ancak bu haftadan sonra artık kafa gelişimi yavaşlayacak ve vücudun büyümesi hızlanacak ve bu oran değişecektir. Artık bebeğiniz daha insana benzer bir görünümdedir. Bebeğin dış cinsel organları gelişmiştir,ancak ultrason ile görülmesi için henüz erkendir. Bebeğinizin kasları her geçen gün daha güçlenmekte ve hareketleri artmaktadır. Bu hafta bebeğiniz yaklaşık 9 cm olmuştur ve 100 gr civarında bir ağırlığa sahiptir.

    Anne Karnında 40 Hafta (16. Hafta)
    Dışarıdan bakıdığında kafa halen en baskın bölümdür ancak vücudun büyümesi de hızlı bir şekilde devam etmektedir. Bebeğin diş kökleri ve kemikleri gelişmelerini sürdürmektedirler.
    Yüzde gelişimini ve şekillenmesini sürdürmektedir, bu hafta yüze yanaklarda eklenmiştir. Bebeğinizin dış cinsel organlarıda gelişimini sürdürmektedir, ayrıntılar gitgide belirmektedir. Akciğerlerde artık son şeklini almıştır ama daha tam fonksiyon kazanmamıştır. Bebeğin kemikiliği kan yapımını sürdürmektedir. Bu hafta bebeğinizin boyu yaklaşık 12 cm olmuştur,ağırlığı ise yaklaşık 150 gr dır.
    Anne Karnında 40 Hafta (17. Hafta)
    Bebeğinizin tüm yaşamsal organları tamamlanmıştır ve son fonksiyonel hallerini almaktadırlar. Artık bebek kendi kanını tamamen üretebilmektedir ve güçlenen kasları ile gitgide daha kuvvetli hareket etmektedir. Bebeğin bu haftada cilt derisi oluşmaya başlar. Bu haftalarda bebeğin büyümesi çok hızlanacak,boyu ve kilosu katlanarak artacaktır. Şimdi boyu yaklaşık 13 cm ve kilosu 200 gr kadardır.

    Anne Karnında 40 Hafta (18. Hafta)
    Bebeğin yüz ayrıntıları oluşmaya devam etmektedir ve kaşları ile kirpikleride oluşmuştur. Yüzünde ve vücudunda “lanugo” denen ve daha sonra dökülecek olan ince tüyler oluşmaya başlar.
    Bebeğinizin cildi saydam denecek kadar incedir, c, idin altındaki kan damarları görülebilir. Bebeğin bu haftada kol ve bacak eklemleri oluşmuş ve kemikler artık sertleşmeye başlamıştır. Akciğerler tam gelişmiş ve ilk solunum hareketleri başlamaktadır, ancak bebek doğacak olsa yaşamasına yetecek güce sahip değildir. Bebek artık baş parmağını emebilir. Bebeğinizin kalbi sizinkinden iki kat hızlı atmaktadır ve doktorunuz bunu özel bir aygıt ile duyabilir. Bu hafta bebeğin boyu yaklaşık 14 cm ve ağırlığı 250 gr kadardır.

    Anne Karnında 40 Hafta (19. Hafta)
    Bebeğin yüzü artık insan görünümüne bürünmüştür ve bebeğin başında saçlar belirmeye başlar. Bundan sonra bebeğin kasları ve kemikleri dahada kuvvetlenecek ve hızla büyüyerek bebeğin boyunun uzamasına sebep olacaktır. Bu hafat bebeğinizin sert ve yumuşak damakları gelişmektedir. Erkek bebeğin testisleri oluşmuş ancak daha skrotuma inmemiştir. Kız bebeklerde ise rahim ve vajina oluşmuştur. Bebeğinizin boyu yaklaşık15 cm ağırlığı ise 350 gr civarındadır.

    Anne Karnında 40 Hafta (20. Hafta)
    Bebeğin böbrekleri son halini ve yerini almıştır. Kan üretimi kemikiliğinin yanı sıra dalaktada aktif bir hal almış ve hızlanmıştır. Bebeğin artık tüm vücut kemikleri oluşmuştur yalnız sertleşmeleri zaman alacaktır. Anne bebeğin gerinme ve tekmeleme hareketlerini daha kuvvetli hissedebilir. Bebeğin cildide gitgide kalınlaşmakta ve esneklik kazanmaktadır. Bu haftada bebeğinizin duyu organları görevlerini yapmak üzere farklılaşmaya başlamıştır. Boyu yaklaşık 17 cm,ağırlığı ise 400 gr civarındadır.

    Anne Karnında 40 Hafta (21. Hafta)
    Artık bebeğinizin vucudu tamamen lanugo denen kıllarla kaplanmıştır.Bu kıllar bebeğin ısısını korumada ona yardımcı olacak ve doğumdan kısa bir süre sonra dökülecektir. Bebeğin burun kıkırdağı sertleşmeye ve bir kemik halini almaya başlamıştır. Bebek artık elini birşey yakalayacakmış gibi sıkabilir. Vücut gelişimi hızla devam etmektedir.Başın büyüme anlamında gelişimi ise yavaşlamıştır,ancak yüz ve beyinin ayrıntılı gelişimi sürmektedir. Bu hafta bebek ortalama 19 cm ve 500 gr ağırlığındadır.


    Anne Karnında 40 Hafta (22. Hafta)
    Bebeğinizin artık saçları görülmeye başlamıştır.
    Bebeğin derisini koruyan ve “verniks” denen beyaz yağlı bir madde deri üzerini kaplamaktadır. Bebeği saran bu madde doğumdan sonrada bebeği korumaya devam eder,bu nedenle bebeğin doğum sonrası hemen yıkanması tavsiye edimez. Bebeğinizin diş kökleri artık gelişmiştir. Bebeğin hareketleri iyice artmiştır.Bunları başta bağırsak hareketleri ile karıştırabilirsiniz.Bebek dışarıdaki seslere tepki olarak hareketlerini daha da arttırabilir.Ancak bebeğinizin hareketlerini hala çok hissetmiyorsanız telaşlanmayın,her bebek fazla hareketli olmayabilir. Bu hafta bebeğin büyüklüğü yaklaşık 20 cm,ağırlığı ise 550gr civarındadır.

    Anne Karnında 40 Hafta (23. Hafta)
    Bu haftalarda bebeğiniz daha hızlı kilo alacaktır.Vücut normal orantısında olmasada kafa ilk haftalara göre vücuda oranla biraz daha uygundur.Ancak halen biraz büyüktür. Bebeğin cildi henüz yağ toplanması tamamlanmadığı için kırışıktır.Ayrıca cilt ince olduğundan ve kan damarları yüzeysel olduğundan kırmızı görünür. Fetusun içinde bulunduğu amniyon kesesi şu an fetusa bol geldiği için onun tüm hareketlerini (tekmeleme, yumruklama, omuz atma) hissedebilirsiniz. Daha sonra bebek büyüdükçe ve yer daraldıkça hissetmeniz azalacaktır. Bu haftada bebeğiniz dışarıdaki sesleri işitmeye başlar.Onunla konuşmaya başlamanız için uygun bir zaman. Bebeğinizin rahimdeki duruşu bu haftalarda ters olabilir,ama bu doğuma dek düzelecek ve baş aşağıya dönüp normal doğum pozisyonunu alacaktır. Bebeğiniz bu haftada yaklaşık 550 gr olacaktır.

    Anne Karnında 40 Hafta (24. Hafta)
    Bu haftada bebeğin hızlı göz hareketleri başlar ve göz kırpma refleksi gelişir.Bu refleks özellikle duyduğu seslere ve ani gürültülere karşı olur. Bebeğin halen cilt altı ve diğer yağ depoları tamamlanmaya devam ediyor.Bu haftada bebeğinizin yaklaşık ağırlığı 650 gram dır.

    Anne Karnında 40 Hafta (25. Hafta)
    Bebeğin kol ve bacak kasları iyice gelişmektedir ve bebek bunları sık sık hareket ettirir.Arada bir sakinleşir yada karnınızın içinde dolaşır gibi çok hızlı hareketler yapar.Bu haftada bebeğinizin derisinde ter bezleri oluşmaya başlar. Bebeğiniz bu hafta yaklaşık 800 gramdır.

    Anne Karnında 40 Hafta (26. Hafta)
    Bu haftayla birlikte Akciğerlerde tip 2 pnömosit denen bazı özelleşmiş hücreler surfaktan denen özel bir madde üretmeye başlarlar.Bu madde akciğerde ki hava keseciklerini kaplar ve bu keselerin şişmesini sağlar.Buda akciğerlerin havalanması demektir. Bu haftalarda doğan bebeklerde bu madde eksik olduğu için,doğumdan sonra akciğerlerin havalanması ve bebeğin yaşaması zordur. Daha ileriki haftalarda yapılan testlerle bu maddenin miktarına bakılır ve yeterli düzeye ulaştıysa bebek doğurtulabilir.

    Anne Karnında 40 Hafta (27. Hafta)
    Bebeğiniz artık öksürüp,hıçkırabilir.Ama siz bu hıçkırıkları bebeğinizin tekme atışı ile karıştırabilirsiniz. Bebeğiniz hamileliğiniz boyunca plasentadan beslenir. Ve kendini saran ılık bir sıvı(amniyon sıvısı) ile korunur.Bu sıvı yaklaşık dört satte bir kendini yeniler.Ayrıca bu sıvı bebeğin ısısını düzenler,hastalık etkenlerinden ve darbelerden korur. Artık bebeğinizin beyninde görme ve işitme ile ilgili dalgalar oluşmaya başlar. Anne karnında ki bebeğin uykusu oldukça düzensizdir;çoğu kez siz uyumaya çalışırken o oldukça hareketlenebilir. Bebeğinizin ağırlığı bu hafta 950 gram civarında olacaktır.

    Anne Karnında 40 Hafta (28. Hafta)
    Bebeğiniz inanılmaz bir hızla büyümektedir. Bebeğin ellerinde ki tırnaklar oluşmaktadır. Bu haftada doğan bir bebek yoğun bakım şartlarında yaşama şansına sahip olsada akciğerde surfaktan denen madde salgılanması yetersiz olduğundan, bu oldukça zor olur. Bebeğin ciltaltı yağ depoları gelişmeye devam etmektedir ama halen cilt zayıf ve buruşuk görünmektedir. Bebeğin beyninin kişilik ve zeka ile ilgili bölümleri 7.ayda(yani bu haftalarda)oldukça karmaşık bir yapı kazandığından kişiliğinde bu aylarda gelişmeye başladığı kabul edilir. Bu hafta bebeğiniz yaklaşık 1000 gram gelecektir.

    Anne Karnında 40 Hafta (29. Hafta)
    Bebeğinizin beynindeki düşünme merkezi büyüyüp karmaşıklaşarak,hızla gelişmektedir. Bebeğiniz artık yedi aylık olmuştur ve ağrı duyabilir, yeni doğmuş bir bebeğin tepkilerini verebilir. Ayrıca bebeğin ışık,ses,tat,koku gibi algıları tümüyle oluşmuştur.Hatta dilindeki tat alma cisimciklerinin sayısı yenidoğmuş bir bebekten çok olduğu için tat duyusu daha keskindir. Eşiniz elini karnınıza koyduğunda bebeğin hareketlerini hissedebilir,hatta bebek tekme atarken yada sağına soluna dönerken ayağının,poposunun şeklini karnınızın üstünde bir kabartı olarak görebilir. Bebeğiniz bu hafat yaklaşık 1200 gram gelecektir.

    Anne Karnında 40 Hafta (30. Hafta)
    Bu dönemde doğan bebekler prematür olarak yaşayabilirler.Ancak tabi ki yoğun bir bakım gerekmektedir.Akciğerler ve akciğer damarları gaz değişimi (oksijen-karbondioksit) sağlayacak yeterliliğe kavuşmuştur. Bebeğin merkezi sinir sistemi olgunlaşmıştır ve ritmik soluma hareketleri ile vücut ısı kontrolünü sağlayabilmektedir. Bu hafta bebeğiniz yaklaşık 1500 gram gelir.

    Anne Karnında 40 Hafta (31. Hafta)
    Bu hafta bebeğiniz gözlerini açar. Vücudundaki lanugo tüyleri ve başındaki saçlar artık tamamiyle gelişmiştir. Bebeğin daha önce el tırnakları oluşmuştu, bu hafta ayak tırnaklarıda görünmeye başlar. Artık bebeğin ciltaltı yağ dokusu dikkate değer şekilde gelişmiştir ve vücudunda ki kırışıklıklar azalmıştır. Bebeğin kan üretimini bu haftalarda dalaktan kemimiliği devralır ve asıl kan üreten organ kemikiliği olur. Bu hafta bebeğinizin ağırlığı 1650 gram civarındadır.

    Anne Karnında 40 Hafta (32. Hafta)
    Bebeğin artık beş duyusuda işlevsel olarak tamamlanmıştır. Dış görünümü doğacağı zamankine çok benzer ama hala biraz büyümeye gereksinimi vardır. Artık karanlığı ve aydınlığı ayırt edebilir. Rahim içindeki yer daraldığından bu haftalarda bebek doğumdaki gibi başaşağı konuma gelir ve artık hareket etmesi zorlaşır. Bu hafta bebeğiniz yaklaşık 1800 gram ağırlığındadır.
     
  15. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Anne Karnında 40 Hafta (33. Hafta)
    Gözde pupilla ışık refleksi bu haftada oluşur. Bu haftada artık bebeğinizin rengi kırmızıdan pembeye döner,bunun sebebi artık bebeğin cildinin ve ciltaltı yağ dokusunun gelişmesi ve damarların eskisi gibi yüzeyde olmamasıdır. Bebeğin amniyon sıvısı şu an en fazla olduğu dönemdedir. Bu sıvıyı bebeğiniz yutabilir,daha sonra bebeğin akciğerinden emilen sıvı bebeğin idrarı ile yine kese içine verilir.Böylece sıvının miktarı hiç azalmaz. Amniyon sıvısında bebeğin vücudundan çıkan biyokimyasal maddeler,verniks denen bebeği saran yağlı madde ve bebeğin vücudundan dökülen lanugo denen tüyler vardır. Amniyon sıvısının miktarı önemlidir.Eğer azalırsa bebek riske girebilir, bu nedenle doktorunuz muayeneleriniz sırasında ultrason ile bu sıvının da miktarını kontrol edecektir. Bu hafta bebeğiniz yaklaşık 2000 gram gelir.

    Anne Karnında 40 Hafta (34. Hafta)
    Bu hafta doğan bebeklerin çoğu prematüre bebek bakımı ile yaşatılmaktadır. Bebeğin beyin dokusu hızlı gelişimini sürdürmektedir ve her gün yeni bir işlev kazanmaktadır. Yağ depoları gelişimlerini sürdürmektedirler. Bebeğiniz erkekse testisleri(yumurtalıkları) karın boşluğu içindeki yerlerinden artık skrotuma inmişlerdir.Eğer inmemişse bu doğumdan sonra anne veya doktor tarafından bebeğin skrotumu ellendiğinde farkedilmeli ve gereken yapılmalıdır. Bu hafta bebeğiniz yaklaşık 2200 gram ağırlığındadır.

    Anne Karnında 40 Hafta (35. Hafta)
    Bebek artık uyurken gözlerini kapamasını ve uyanıkkende açmasını öğrenmiştir.Ayrıca ışığı farkedip nereden geldiğini anlayabilir. Baş ve vücut oranı artık iyice oturmuş ve yenidoğan bir bebeğin halini almıştır. Bebek şimdiye kadar çeşitli enfeksiyon etkenlerine karşı anneden kendisine gelen antikorlar ile mücadele ediyordu. Artık bebeğin bağışıklık sistemi gelişmiş ve kendi antikorlarını (mikroplarla savaşan hücreler) üretmektedir. Bu bebek doğduktan sonra dış ortamda mikroplarla mücadele edebilmesi açısından önemlidir. Bu hafta bebeğiniz yaklaşık 2500 gram ağırlığındadır.

    Anne Karnında 40 Hafta (36. Hafta)
    Bebeğinizin başı leğen kemiği boşluğuna doru doğuma uygun bir şekilde inmeye başlamıştır. Bebeğin elleri, kolları, parmakları daha da tombullaşmıştır ancak tırnakları henüz yumuşaktır.
    Erkek bebeklerde testisler normal yerlerine inmiş olmalıdırlar. Bu hafta bebeğiniz yaklaşık 2700 gram ağırlığındadır.

    Anne Karnında 40 Hafta (37. Hafta)
    Bu haftada bebeğinizin başının ve karın çevresinin ölçümleri eşittir.Ama bundan sonra karnının büyümesi daha hızlanacak ve başın çevresini geçecektir. Doğum yaklaştıkça bebeğin genel olarak büyümesi yavaşlar.Bebek son haftalarda her gün ortalama 15 gram yağ depolar vücuduna . Genel olarak erkek bebekler kızlara göre daha uzun ve ağır olurlar. Bu hafta bebeğinizin ağırlığı ortalama 2800 gramdır.

    Anne Karnında 40 Hafta (38. Hafta)
    Bebeğinizin derisi mavi pembe renktedir ve gitgide daha tombul bir hal almaktadır.Bebeğinizin uzayan tırnakları bazen kendini tırmalayacak kadar keskin olabilir. Bebeğinizin bu haftaki ağırlığı yaklaşık 3000 gram olacaktır.
    Anne Karnında 40 Hafta (39. Hafta)
    Bebeğiniz ve siz artık heran doğuma hazırsınız. Bebeğin yağ depoları tamamlanmıştır ve vücudundaki lanugo tüyleri dökülmektedir. Bebeğin vücudunu saran verniks denen yağlı maddede tüm deride olabileceği gibi yalnız derinin kıvrımlarında da kalmış olabilir. Bebeğiniz bu hafta ortalama 3200 gram civarındadır.

    Anne Karnında 40 Hafta (40. Hafta)
    Bebeğiniz heran doğabilir.Vücudundaki lanugo tüylerin çoğu dökülmüştür.Yalnız omuzlarında,kol ve bacaklarda biraz kalmış olabilir. Bebeğinizin ilk dışkısına mekonyum denir.Bu koyu renkli madde doğumdan sonraki ilk bağırsak hareketi ile atılacaktır. Bazı durumlarda bebek bu mekonyumu anne karnındaykende çıkarabilir ve amniyon sıvısı mekonyuma bulanabilir. Bu doktorun dikkatli olması gereken bir durumdur.Doğuma artık hazır olan bebeğiniz bu hafta 3200-3500 gram arasında gelecektir.
     
  16. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    Kötü sürpriz: Erken doğum!


    Bebeklerin yaklaşık %10’u prematür doğmaktadır. Prematür doğum 37 gebelik haftasından önce herhangi bir zamandaki doğumdur. Riskinizi artıracak bir durumun varlığı halinde bu ihtimal daha da artmaktadır.

    Erken doğum, yeni doğan ölümlerinin %75’inden sorumludur. Prematür bebeklerin büyüme ve gelişimi yavaş olmaktadır. Duyma, görme, solunum ve santral sinir sistemi gelişimlerinde problem yaşanabilmekte, okul çağında sıkıntılarla karşılaşılabilmektedir.

    Erken doğum açısından riski artırabilecek faktörler

    1. Bu veya bir önceki gebelikte erken doğum tehditi yaşamış olmak
    2. Önceki gebelikte erken doğurmuş olmak
    3. Çoğul gebelik ( iki veya daha fazla fetus)
    4. Rahim ağzına daha önceden yapılmış işlemler
    5. Döl yatağı içinde duvar (septum), miyom yer alması
    6. Gebeyken infeksiyon geçirmek, özellikle böbrek iltihaplanması yaşamak
    7. Gebelik sırasında karından cerrahi işlem geçirmek (apandisit, safra kesesi, yumurtalık ameliyatları)
    8. Sigara ve uyuşturucu madde kullanımı
    9. Gebeliğin ilk üç aylık ya da ikinci üç aylık döneminde kanamalar
    10. Takipsiz gebelik
    11. Rahim içi araç varken gebe kalmış olmak
    12. Fetusun ölmüş olması
    13. Gebelik yaşının yanlış hesaplanmış olması

    Erken doğum tehdidi bulguları

    1. Vajinal kanama veya vajinal akıntı miktarında artma
    2. Kasık veya karın ağrısı
    3. Belirgin bel ağrısı
    4. Adet sancısına benzeyip günden güne devam eden ağrılar olması
    5. Rahimde gerilme hissi
    6. Bir saat içinde 5-6’dan fazla kasılma hissi
    7. Vajinadan aniden bol miktarda sıvı boşalması

    Erken doğum tehdidi tanısı nasıl konulur

    Rahim ağzındaki değişikliklere bakılarak tanısı konulur. Eğer rahim ağzınız yumuşamışsa, öne dönmüş ve kısalmaya başlamışsa erken doğum tehditi yaşamaktasınız. Sadece kasılma hissiyle erken doğum tanısı konulmaz.

    Fetal fibronektin testi

    Fetal fibronektin; erken bir doğum tehditi söz konusuysa 2 haftalık bir zaman içinde doğumun olup olmayacağını gösteren 24 - 34. gebelik haftaları arasında vajinal akıntıda tespit edilebilen bir proteindir. Rahim ağzına yakın bölgelerden vajinal sürüntü örneği alınmasıyla elde edilir. Eğer fetal fibronektin saptandıysa doktorunuz erken doğumu önlemek amacıyla yatak istirahati verip, gerekli ilaçlarla tedaviye başlayabilir. Bebeğin akciğerlerinin olgunlaşması için de ilaç tedavisi verilir.

    Erken doğum tehditinin tedavisi

    Tedavide asıl amaç, aktiviteyi kısıtlayıp sıvı alımını artırmaktır. Erken doğum tehditinde hastaneye yatmanız ve gerekmedikçe yataktan çıkmamanız gerekir. Önce damar yolundan serum verilir. Gerekirse bu serumun içine tokolitik ilaçlar denilen rahim kasılmalarını dindirici ilaçlar da eklenir.

    Erken doğum ve bebek sağlığı

    Bu durum ne kadar erken doğum yapıldığıyla bağlantılıdır. Otuz beşinci haftadan sonra doğan bebeklerin çoğu genellikle birkaç gün içinde anneyle birlikte eve giderler. Bu haftadan evvel doğan bebeklerde beklenen doğum tarihine ne kadar zaman kaldıysa yaklaşık o kadar hastanede kalacaklardır.
    Zamanından önce doğan bebek küvöz dışında yaşayamaz. Bu bebeklerin yeni doğan yoğun bakımına ihtiyacı olacaktır.

    Prematür bebekler hem ufak oldukları için hem de organları tam olarak gelişmemiş olduğundan sıkıntı yaşanabilir. Prematür, akciğer hastalığı veya respiratuar distress sendromu (RDS) hava kanalcıklarını açık tutmayı sağlayan surfaktan maddesinin yetersiz olmasından kaynaklanır. Bazı prematür bebeklere bu maddenin endotrakeal yoldan verilmesi gerekebilir. Ventilatör denilen bir makina, akciğerleri kendi kendine fonksiyon görmeye başlayıncaya kadar solumalarına yardımcı olur.
    Prematür bebekler vücut ısılarını dengede tutmakta da sorun yaşarlar. Hipotermi gelişmesini önlemek amacıyla ısıtıcıların altında tutulurlar. Kan şekeri, kalsiyum ve magnezyum düzeylerini de ayarlamakta sorun yaşayabildiklerinden bunlar damar yolundan takviye edilir. Damar yolu olarak da genellikle kordon damarları tercih edilir. Bu bebeklerin emme, yutma ve öğütmeyle ilgili de problemleri olabileceğinden damar yoluyla veya burun veya ağızdan sokulan tüpler yardımıyla beslenmeleri sağlanabilir. Prematür bebekler çok erken beslenirse nekrotizan enterokolit denilen ölümcül seyredebilen bir barsak hastalığı gelişebilir.
    Prematür bebeklerin karaciğer fonksiyonları da tam olarak tamamlanmamış olduğundan sıklıkla sarılık gelişebilir. Cildin bu sarı görünümü zamanla kaybolacaktır. Bilirubin birikimini önlemek için ultraviyole ışıkla tedavi gerekebilir.

    Prematür bebeklerde uzun dönemde gelişebilecek sorunlar

    Yeni doğan yoğun bakım ünitelerinin çok gelişmesi sayesinde artık birçok ufak bebek yaşatılabilmektedir. Bebek ne kadar ufak doğduysa uzun dönemde yaşayacağı problem sayısı da o kadar fazla olmaktadır. Bu problemler arasında kronik solunum sıkıntıları, duyma güçlüğü, görmeyle ilgili problemler, nörolojik ve gelişimsel problemler, öğrenme güçlükleri yer almaktadır. Bunlar genellikle engellenemez problemlerdir. Yine de bugün uygulanan mükemmel tedavi yöntemleri sayesinde birçok prematüre bebekte bu sıkıntılar yaşanmadan iyileşme gözlenmektedir.
    Normal Doğum mu,sezaryen mi?


    Normal doğumu hakkında bilgi
    Normal doğum bebeğin annenin doğum kanalı yoluyla dünyaya gelmesidir. Üç evreye ayrılır: i) Sancıların başlamasından açıklığın tam olmasına kadar süren ilk evre ii) Bebeğin doğuşu iii) Plasenta’nın (eş) doğuşu.

    Anne adaylarının son yıllarda normal doğumu tercih etmemeleri
    Son yıllarda ülkemizde anne adaylarının normal doğumdan çekinmeleri kendilerinin yersiz olarak geliştirtirdikleri bir saplantı değildir(o zaman cevabımız basit olurdu!). Yetersiz şartları olan hastanelerimiz, doğum sanatının gerektiği şekilde icra edilememesi, ve bu şartların yol açtığı kötü tecrübeler dilden dile dolaşmış ve insanları neredeyse haklı olarak normal doğum’dan iyice korkutmuş ve uzaklaştırmıştır.

    Normal doğum “kendi haline bırakılmış doğum” değildir ! Aksine iyi bir doğumculuk bilgisi, yakın ilgi ve takip gerektirir. Modern doğum biliminin şartlarını oluşturmak ise bir çok hastanemizde mümkün olmamakta ve meslekdaşlarımız da daha “garanti” olan Sezaryen kararını kolayca vermektedirler. Gerçekte de genel olarak konuşursak hastanelerimizde ameliyathane şartları doğumhane şartlarından daha iyidir. Hasta açısından ise normal doğuma karar vermek konusunda en çok düşündüren şey “sancı” gibi görünmektedir. Buna genelde anlatılan vagina yırtıkları, rahim sarkması, çok uzun süren doğumlar vesaire eklenince normal doğum yapmak ancak kahramanların kalkışabileceği bir iş gibi görünmektedir ! Gerçekte ise hiç öyle olması gerekmiyor.

    Normal doğum düşünen bir anne adayı ne zaman hastaneye başvurmalıdır?
    Anne adaylarının öncelikle bilmeleri gereken doğumun başlama belirtileridir. Bunlar da başlıca üç tanedir : “Nişan”, Sancılar, ve “Su gelmesi”... Nişan genellikle sancilarin başlamasindan önce gelen az miktarda kanli, yapişkan veya jöle görünümünde az bir akintidir.

    Sancılar belin alt orta kısmında başlayıp her iki taraftan kasıklara iner. Doğum sancısının özelliği ritmik olması, yani belli aralıklarla tekrar etmesidir. Başlangıçta 15-20 dakika aralıklarla gelir ve en az 20 saniye kadar sürer.

    Bebeğin içinde bulunduğu su kesesi genellikle doğum sancıları başladıktan çok sonrasına kadar, hatta bazen doğum çok yaklaşıncaya kadar bütünlüğünü korur ve bu durumda genellikle hekim ya da ebe tarafından açılır. Bu durumun tam tersine doğum sancıları, nişan gibi belirtilerden önce kendiliğinden açıldığı da olur. Bu durumda hasta aniden bardaktan dökülmüş gibi bir ıslaklık hisseder. Önemli bir belirti olup muhakkak hastaneye başvurulmasını gerektirir.

    Normal doğumun avantajları nelerdir?

    -En önemli avantajı normal ve fizyolojik olmasıdır. Doğum sonrası anne birkaç saat içinde normal aktivitesine dönebilmekte ve hemen bebeğini emzirmeye başlayabilmektedir.
    -Anne ve bebek arasında duygusal temas daha kısa sürede ve güçlü başlamaktadır.
    -Doğum sonrası anne hastaneyi daha kısa sürede terk edebilir.
    -Normal doğumu takiben anne gebelik öncesi yaşantısına daha kısa sürede dönebilmektedir.
    -Normal doğumun bebek için avantajı ise doğum esnasında sıkışıp büzüşen bebeğin akciğerlerinin soluk alıp vermeye daha hazırlıklı olmasıdır. Ayrıca anne ve bebek arasında duygusal temas daha kısa sürede ve güçlü başlamaktadır.

    Normal doğum dezavantajları nelerdir?

    -Her şey yolunda giderken bebek strese girebilir, kalp atımları yavaşlayabilir, hatta kaybedilebilir. Bu nedenle normal doğum mutlaka hastane koşullarında ve en kısa sürede sezaryene geçilebilecek bir ortamda yapılmalıdır.
    -Normal doğumun en çok korkulan komplikasyonlarından biri de bebeğin omuzunun takılmasıdır. Burada bebeğin başı doğduktan sonra, omuzları annenin kemiklerine takılmakta ve büyük olasılıkla bebek kaybedilmektedir.
    -Eylemin fazla uzaması bebeğin oksijensiz kalmasına ve daha sonra gerek zeka gerekse motor fonksiyonlarında geriliğe neden olabilmektedir.
    -Anne açısından riskler ise doğum esnasında oluşabilen yırtıklardır. Bu yırtıklar ileride dışkı tutmada sorunlara yol açabilmektedir. Annenin barsakları ile vajinası arasında açılabilecek milimetrik pencereler bile vajinadan dışkı gelmesine neden olabilmektedir.
    -Normal doğuma bağlı olarak gelişebilecek mesane sarkması ileride idrar kaçırma şikayetlerine yol açabilir. Düzeltilmesi ameliyatı gerektirmektedir.

    Sezaryenin avantajları ve dezavantajları nelerdir?

    Sezaryenin en önemli avantajı bebek için riskleri en aza indirmesidir. Sezaryenle normal doğumda bahsedilen dezavantajların çoğu bertaraf edilmektedir. Ancak sezaryen ile doğan bebeklerde ilk birkaç günde solunum sıkıntısı gelişme olasılığı biraz daha fazladır. Sezaryen ile doğum anne açısından normal doğuma kıyasla daha problemlidir. Genel anestezi riski çok düşük de olsa bulunmaktadır. Bu risk epidural anestezi ile ortadan kaldırılabilir. Ameliyat sonrası hastanın kendine gelmesi ve bebeğini emzirmeye başlaması 2-3 saati almakta, annenin ağızdan beslenmeye başlaması ise ortalama 6-8 saat sonra olmaktadır. Genelde ameliyat sonrası 2 gün hastanede yatması gerekmektedir. Hastanın normal hayatına dönmesi genelde 3-4 gün kadar sürmektedir. Ameliyat sonrası ilk birkaç saat oldukça ağrılı geçmektedir. Annenin ameliyattan sonra en az 6 hafta ağır işlerden kaçınması gereklidir. Uzun dönemde ise dikiş yerlerinde ağrılar olması ve karın içinde ameliyat bağlı yapışıklıklar diğer komplikasyonlardır. Her iki doğum şeklinde ortak olan komplikasyon ise enfeksiyon riskidir. Normal doğum ya da sezaryen olsun dikiş bulunan yerlerde enfeksiyon riski her zaman mevcuttur.


    Hangi şartlarda sezeryan uygulanması gerekmektedir? nelerdir?
    Normal doğum adı üstünde bir bebeğin dünyaya gelişinin en doğal şeklidir. Ancak yüzyıllar önce insanlar doğum yapmakta zorluk çekilen durumlarda bebeği karından çıkarma yolunu da bulmuşlar ve Sezaryen böylece “dünyaya gelmiştir”. Sezaryen’ e başvurma sıklığı yıllar boyu değişme göstermiş sosyal yapı, imkânlar ve bir çok diğer faktöre bağlı olduğu için halâ tartışma konusu olarak kalmıştır. Biz önce Sezaryen gerektirdiği yaygın olarak kabul edilen durumlardan söz edelim: bunlar başlıca plasenta(eş)’in bebeğin önünde gelmesi veya rahim kanalının iç açıklığını kapatması, bebeğin annenin doğum kanalına göre fazla iri olması, bebeğin rahimde yan pozisyonda durması ve acil durumlardan örnek olarak kordon sarkmasıdır. Doğum biliminde relatif(göreceli) dediğimiz bazı gereklilik halleri de vardır. Mesela makadî geliş özellikle ilk doğumda Sezaryen endikasyonu(gerekliliği) sayılır, ancak bebeğin ağırlığına bağlı olarak bazı doğumcular vaginal doğuma gidebilir.Herşeyin normal görüldügü durumlarda normal dogum beklenebilir, ancak bu dogal kabul ettigimiz olayin seyri sirasinda ortaya çikabilecek bazi durumlardsa yine Sezaryen’e müracaat edilir. Bunlardan en sik görüleni sancilara ragmen bebegin ilerlememesidir. Günümüzde modern hastanelerin hepsinde elektronik monitörlerle bebeğin kalp atışları doğum sancıları evresinde takip edilir. Bu şekilde bebekte bir sıkıntı ortaya çıktığında eğer vaginal doğum için uzun süre geçecekse Sezaryen yapılmalıdır.Ayrica;

    Bebeğin kanal başı ile gelmemesi: Normalde tüm gebeliklerin %95’inde bebek başla ilerlerken, diğer durumlar; yan, makat veya çapraz gelmesi %5 oranında görülür. Bu durumda hekim bebeği riske atmamak için sezaryen kararı almaktadır.

    Eşin rahim ağzını tamamen kapatması: Bu durumda bebeğin doğum kanalında ilerlemesi kanamaya neden olup anne ve bebeğin hayatını riske atacaktır.

    Eşin erken ayrılması: Plasentanın bebeğin doğumundan önce rahim duvarından ayrılması durumunda bebeğe oksijen ve besin akışını bozmaktadır. Kanamaya bağlı anne ve bebek hayatı riske girdiği için acil olarak bebek sezaryenle doğurtulmalıdır.

    İri bebek: Bebeğin doğum ağırlığının 4000 gramdan fazla olarak saptanması durumunda ki bu ultrason ile saptanabilir bebek sezaryenle doğurtulmalıdır. Normal doğum anne ve bebekte ciddi travmalara neden olabilir.

    Bebeğin kafası ile anne adayının kemik yapıları arasında uyumsuzluk(CPD): Bu durum halk arasında ‘çatı darlığı’ olarak bilinmektedir. Böyle durumlarda da sezaryen önerilir.

    Çoğul gebelikler: Özellikle üç ya da daha fazla sayıda bebek varsa sezaryen tercih edilir. Vajinal doğumdan kaçınılır. İkiz gebeliklerde ise şartlar uygunsa vajinal doğum mümkün olabilir..

    Bebekte bazı anomalilerin olması: Bebeğin karın duvarının kapanmadığı ve iç organlarının dışarıda olduğu gastroşizis ve omfalosel , bebekte nöral tüp defekti gibi olması durumunda sezaryen tercih edilmelidir.

    Miyomlar: Doğum kanalını daraltarak vajinal doğumu olanaksız kılan yerleşimde miyom varsa doğum sezaryenle gerçekleştirilir.

    Annenin ıkınmaması gereken durumlar: İleri derecede kalp hastalıkları ve beyin anevrizması gibi problemlerde de ıkınma sakınca yaratacağından sezaryen tercih edilir.

    Herpes enfeksiyonu: Annenin aktif genital herpes enfeksiyonu varsa bebek doğum kanalından geçerken enfeksiyonu kapabileceği için sezaryenle doğurtulmalıdır.

    Annenin geçirdiği bazı ameliyatlar: Daha önceden geçirilen sezaryen, miyomektomi , bel fıtığı veya vajinal estetik operasyonlar nedeni ile sezaryen gerekebilir.

    Vajinismus : Vaginismus cinsel ilişki sırasında vajenin istemsiz kasılmaları durumudur ve sezaryen gerektirir.

    Bebeğin sıkıntıya girmesi: Doğum eylemi sırasında veya daha öncesinde yapılan NST incelemelerinde bebeğin sıkıntıda olduğu yolunda veriler varsa acil sezaryen gerekli olabilir. İntrauterin gelişme geriliği durumunda sıkı gebelik izlemine gerek vardır. Bebeğin sıkıntısının daha da artması durumunda acil sezaryen gerektirebilir.

    Doğum eyleminin ilerlememesi: Rahim kasılmaları düzenli ve güçlü olmasına rağmen rahim ağzının açılmaması veya bebeğin kafasının aşağıya inmemesi durumlarında sezaryen gereği doğabilir.

    Kordon sarkması : Amniyon kesesi açıldığında bebeğin göbek kordonu rahim ağzından dışarıya sarkabilir. Son derece acil olan bu durumda kordon sıkışarak bebeğin ölümüne neden olabilir. Bu durumda acil sezaryen gerekir.

    İleri anne yaşı ve tedavi sonrası gebelikler : Gebeliğin çok zor elde edildiği ya da ikinci bir gebelik şansının düşük olduğu ileri anne yaşı, gebeliğin tüp bebek sonrası oluşması gibi durumlarda direkt sezaryen tercih edilir.




    LDRP sistemi nedir?
    LDRP İngilizce doğum sancılarının,doğumun ve doğum sonrsının aynı mekânda gerçekleşmesini sağlayan bir sistemin kısa adıdır. Bu her ne kadar Amerika’dan ithal edilmiş bir yaklaşım gibi görünmekte ise de İngiltere’de Millî Sağlık Servisi Hastanelerinin 50 yıllık(veya daha fazla) standard uygulamasıdır…Ülkemizde ve - dünyanın heryerinde - evde doğum yapan kadınların da aynı sistemi uygulamış olduğunu düşünürsek bunun ana hatları ile çok yeni bir icad olmadığını kabul etmemiz gerekir !..Ancak detaya inersek yeni ve güzel bir çok özellik bulabiliriz.

    Bu özelliklerin belki de en önemlisi ev rahatlığında bir odada doğum sürecinin baştan sona tamamlanması ve doğum olgusunun anne adayını şok eden yeni ve -en azından görünüm olarak- soğuk bir başka mekâna taşınmamasıdır. Bu yönden evde doğumun avantajları hastane doğumunun imkânları ile birleştirilmiş olmaktadır. Bu şekilde “sancı”(bizim size en az çektirmeyi istediğimiz şey…) odası ve ameliyathane’yi çağrıştıran “Doğum Salonu” gibi ürkütücü kavramlarla muhatap olmadan mutlu sona ulaşmak mümkün olmaktadır.

    LDRP suitinde bir çoğunu siz görmeseniz de bütün tıbbî imkânlar mevcuttur. Genel anestezi, gerekli cerrahi müdahele setleri, bütün acil durumlar için gerekebilecek herşey…Üzerinde normal yatabildiğiniz ve diğer odalarımızdaki yataklardan farklı görünmeyen özel yatak ise bugün dünyada kullanılan en modern doğum yatağı olup zamanı geldiğinde hemen ayarlanmaktadır. Yanınızdaki rahat koltuk isterseniz eşiniz veya bir yakınınızın size refakat etmesi içindir. Bebeğinizi ise aynı suitte anında ilk bakımı (her doğumda hazır bulunan Yenidoğan Uzmanı Dr. tarafından) yapıldıktan sonra kollarınıza alabilirsiniz. Doğumdan sonra ilk bir kaç saatlik takibin LDRP suitinde yapılması tercih edilir. Daha sonra ise arzu ettiğiniz gibi bir odaya geçebilirsiniz.

    Epidural analjezi ile doğumu tercih edenlerin sayısı arttı. Bu yöntem nedir? Bilinmesi gereken noktalar nelerdir?
    Epidural Analjezi günümüzde doğum ağrılarını gidermede kullanılan en etkili yöntem olarak yerini korumaktadır. Bel bölgesine önce bir lokal anestezik yapılır. Arkasından “epidural” terimi ile ifade edilen omuriliğe birkaç kat uzakta bir aralığa uzman ve bu konuda tecrübeli bir anestezist tarafından özel bir iğne yapılır (bunu hissetmezsiniz). Kullanılan iğnenin içinden geçirilen ince bir plastik tüpün ucu bu aralıkta bırakılır ve iğne çekilir. Bu tüpten birkaç saatte bir gereğine göre yeni dozlar verilir ve bütün travay (sancıların başlamasından doğuma kadar geçen ilerleme süresi) boyunca, doğum sırasında ve doğum sonrasında ağrı duyusu engellenmiş olur.

    Burada halk arasında yanlış anlaşılan birkaç noktaya dikkat çekmek isteriz. “Analjezi” sadece ağrı hissinin ortadan kaldırılması, “Anestezi” ise ağrı, dokunma, pozisyon ve diğer duyuların ortadan kaldırılması demektir. Epidural tekniği ile doz ayarlanarak her ikisi de sağlanabilir.

    1: Bu yöntem doğumda analjezi (ağrı kesme) için kullanılır, rahim kasılmalarını engellemez. Dolayısı ile doğumu geciktirmez. Tam tersine ağrıdan dolayı yorgun düşmeyi önlediğinden bu konuda yardımcıdır. Aynı yöntemde doz daha yüksek kullanılarak karından aşağı tam bir anestezi (bütün duyuların ve hareket kabiliyetinin engellenmesi) sağlanabilir ve bu şekilde sezaryen yapılabilir. Doğum yaklaştığında yenilenen dozlar ayarlanarak ıkınma sağlanabilir. Bu durumda doğum sancılarını hissetmemenize rağmen ıkınma mümkün olur ve forceps veya vakum kullanmadan doğum gerçekleştirilebilir. Doğumdan sonra dikiş için gerekirse yeniden ilaç yapılarak rahatlık sağlanabilir.

    2: Epidural Anestezi uzman tecrübesine sahip bir elde tamamen emniyetlidir. Felç yapması gibi bir durum söz konusu değildir.

    3: Özellikle sezaryen doğumlarda operasyon sonrası ağrıları tamamiyle engelleyebildiğinden avantajlıdır. Epidural kateter yerinde 2 gün bırakılabilir ve bu süre içinde etkili analjezi (kalkıp yürümenize engel olmadan) devam eder.

    4: Sezaryenlerden sonra bir annelerin bir çoğu doğum anına şahit olamamaktan, bebeklerine hemen dokunamamaktan dolayı bir eksiklik veya üzüntü duyabilir. Epidural anestezi bu açıdan da tercih edilir. Ameliyathanede doğan bebek uyanık olan ama operasyonu hissetmeyen anneye hemen gösterilir ve bu mutlu anı eşi ile hemen orada paylaşması sağlanabilir.

    5: Nadiren Sezaryen için gereken seviyede anestezi gerçekleşmeyebilir. Bu durumda rahatlatici bir ilaç ile yardim edilir veya tam olarak genel anesteziye geçilebilir . Bu, anestezi uzmani için birkaç saniyelik iştir ve operasyonun seyrini veya bebegi olumsuz yönde etkilemez. Sezaryenin acilen yapilmasi gereken durumlarda da yine genel anestezi sürat açisindan tercih edilir.
    DOGUM

    Doğuma Hazırlanma


    “Doğum beni çok endişelendiriyor. Ya başaramazsam?”.Bu soru doğum yaklaştıkça çoğu kadının kafasını daha çok meşguleder. Tabii bu zamanla değişmektedir.Son yıllarda, tıptaki mucizevi gelişmelerin yanısıra doğuma hazırlık eğitimindeki gelişmelerde kadınların doğum ile ilgili korkularını azaltmaktadır. Ne varki bu eğitim ve hazırlıklar da kusursuz doğum şeklinde bir efsane yaratarak anababaların bu idealeulaşma konusunda baskı altında hissetmelerine yol açmadı değil.Çiftler doğum sanki bitirme sınavıymış gibi kendilerini hazırlamayaçalıştılar. Neyse ki doğum eğitimcilerinin çoğu bu konuda bilinçli davranarak herşeyin mükemmel olması diye bir şey olmadığını,tek amacın sağlıklı bir anne ve sağlıklı bir bebek olduğunu kavramışdurumdalar. Ve anababalara hangi şartlarda olursa olsun bunun bir sınav olmadığını ve her durumda, heyecandan yapacağınız herşeyi unutsanızbile, doğumun sonucunun değişmeyeceğini ve başarılı olacaklarınıanlatıyorlar. Unutmayın ki kadınlar bu işi yüzyıllardır başarı ile yapıyorlar.Bazı kadınlar doğum sırasında olayları önceden kafalarında tasarlayıp erkenden endişeye kapılabilirler.Şu an yani doğumdan önce size bağırmak, istemeden idrar kesenizi yada bağırsaklarınızı boşaltmak utanç verici görünüyorolabilir. Ne var ki doğum sırasında utanmak aklınızagelmeyecektir. Ayrıca doğum sırasında yapabileceğiniz yada söyliyebileceğiniz hiçbir şey doğumu yaptıran kişileri iğrendirmeyecekyada şaşırtmayacaktır, çünkü zaten bunları defalarca görmüş yada duymuş olacaklardır.Önemli olan kendiniz olmanız ve nasıl rahat ediyorsanız öyle davranmanızdır.

    DOĞUM SANCILARI


    SANCILARDAN KORKUYOR MUSUNUZ?

    Hemen her kadın çocuğunun doğumunu dört gözlebekler, ama pek azı doğum sancısı çekmeye heveslidir. Özellikle yaşamında önemli biracı çekmemiş olanlar için bilinmeyen bu durumdan duyulan korku çok gerçek ve çok danormaldir. Ne yazık ki bu korku sıklıklaanneler, teyzeler ve arkadaşların anlattıkları dehşet öyküleriyle iyice beslenir.Sancıdan korkmak anlamsızdır, yaşayacağınız sancı beklediğinizden çok daha kötü veya çok daha hafifolabilir. Ancak sancıya hazırlıklı olma konusunda çok şey söylenebilir.Doğumun coşku veren eşsiz bir deneyim olacağı beklentisinde ki kadınlar sonuçta sancı ile karşılaştıklarında düş kırıklığı yaşarlar. Sancı onlar içinbeklenmedik bir şey olduğu için de bununla başa çıkmakta zorlanırlar.Genelde, hem sancıdan en çok korkan kadınlar, hemde sancılanmayacağını sananlar daha güç bir doğum yaşarlar.Hem zihninizi hemde bedeninizi doğum olayına hazırlarsanız,bu gerginliğinizi azaltabilir ve doğum zamanı geldiğinde de sancıya daha rahat bir biçimdekatlanabilirsiniz.

    Bu konuda size bazı önerilerimiz var:

    Eğitim alın: Eski kuşak kadınların doğumu katlanılmaz bulmalarının bir nedenide bedenlerinde neler olup bittiğinden habersizolmalarıydı. Mümkünse eşinizle birlikte doğuma hazırlık kurslarına gidin yada mümkün olduğunca çok şey okuyun.

    Harakete geçin: Uygun bedensel antremanları yapmadan bir maratona girmeyi aklınızdan geçirmezsiniz.Doğumada antremansız girmemelisiniz. Doktorunuzun yada eğitimcinizin önerdiği soluk alıp verme ve rahatlama egzersizlerini dikkatle uygulamalısınız, bunlar doğumsırasında çok işinize yarayacaklar.

    Sancıya doğru açıdan bakın: Doğum sancısı ne kadar şiddetli olursaolsun, bu konuda en az iki şey söylenebilir. İlki bir zaman sınırıvardır. O sırada buna inanmasanız bile sonsuza kadar doğum odasında kalmayacaksınız.İlk çocukta doğum süresi ortalama 12-14 saattir ve bu saatlerin yalnızca birkaçı çok rahatsız geçecektir.İkincisi,kesin olarak olumlu bir amaca hizmet eden bir sancıdır.Kasılmalar ve sancılar giderek rahim ağzını inceltir ve açar,her kasılma bebeğinizin doğumunu yakınlaştırır. Olaya bu açıdan bakmaya kendinizi alıştırın.Tek başınıza olmayın: Doğum sırasında eşinizin elini tutmak istemiyorsanızbile, onun yada bir arkadaşınızın terinizisilmesi, kasılmalar sırasında antrenörlük yapması ve yakınlarınızda olması sizi rahatlatacaktır.

    SANCI ÜZERİNE BİR GERÇEK

    Doğuma başlamak için rahim kasıldığında, sancılarda başlar.Hatta düzenlilikleriyle birlikte kasılmaların sancılı özelliği doğumun başladığınınişaretidir. Sancılar üzerine bilinmesi gereken iki önemli nokta vardır.
    Birinci nokta: Doğum sancısı vardır ancak bu son derece değişken bir ağrıdır.Bazı kadınlar çok acı çekerken, bazıları hiç acı çekmeden veağrıkesiciye gereksinim duymadan çocuklarını dünyayagetirirler. Bu iki uç arasında dayanılır düzeyde acı çeken kadınlar vardır.Dolayısıyla sancı değişkendir. Daha az yada daha çoksinirli, yorgun ve hassas olmasına göre kadınlar kasılmaların neden olduğu sancıyı daha az yadadaha çok hissedebilirler. Sancının kadınlar için bu değişkenliği bazı unsurlar ile açıklanabilir.Bazı ailelerde hava dingindir, doğumdan doğallıkla geçecek bir olay gibi sözedilir. Sonuçta bu ailelerde kadınlar doğuma daha gevşekgirerler. Bu birçok kadın doğumcunun ve ebenin yaptığı birtespittir. Bazı aileler ise olayı o kadar olağan dışı bir şeymiş gibi algılar ve büyütürler ki kadın doğuma son derecegergin ve stresli girer. Doğal olarak da en çok acıyı bu kadınlar çekerler.Bu sancı ister çok şiddetli ister dayanılır olsun, bunu nasıl azaltmalı hatta ortadan kaldırmalı?Bu soruya iki yanıt verilebilir.Birincisi ilaçlar yolu ile olan ağrı kesici tedavidir.İkinci yol ise doğuma acı çekmemek için hazırlanmaktan ibarettir.

    Neden bazı kadınlar hiç acı çekmeden doğum olayını gerçekleştirirler?En az acı çeken kadınlar en gevşek olan kadınlardır.Eğer kadıngevşekse bu da korkmamasındandır.Kadın acı çeker çünkükorkuyordur, korkar çünkü doğumun acı veren bir sınav olduğunu hepduymuştur,yine cahil olduğu için korkar; dokuz ay boyunca bebeğin içinde nasıl yaşadığını hiç bilmez,nihayet ne kadar çok korkarsa okadar sinirli olur. Korku kaslarda bir gerilim yaratır. Çocuğun doğması için gevşek olması gereken kaslar gerilmiştir.Bu da sancıya neden olur, çünkü rahim çocuğu dışarı itmekte zorlanıyordur.Sancıyı yenmek için, korkuyu yenmek gerek. Bu nasıl olacak?Kadına içinde olup bitenleri anlatarak, bebek nasıl yaşıyor, nasıl doğacak açıklayarak.Kadına kaslarını, sinirlerini ve ruhunu gevşetmeyi öğreterek.Kadını doğuma hazırlayacak nefes ve vücut alıştırmalarınıöğreterek.

    Birçok doktorun katıldığı bir düşüncede şudur:Kadın acı çekiyor çünkü öncelikle konuşma diliyle sancıya koşullandırılıyor.Genelde “ilk kasılmaları hissettiğinizde” denmiyor, ”ilk sancıları hissettiğinizde”deniyor. Böylece şu iki sözcük arasında bir ortaklık oluşturuluyor:Kasılma ve sancı. Sancısız doğum tüm bu gerçeklerden yola çıkarakbulunan, kadınlara doğuma hazırlanabileceklerini anlatan, doğumun havasınıdeğiştiren, doğumu yönetmenin öğrenilebileceğini gösteren,vücuda yararlı refleksler kazandırarak, oyuna katılacak kas ve sinirleri eğiten birdevrimdir. Bu başlangıçta sancısız doğum diye adlandırılırken, bugün adı doğuma hazırlanmadır.Ve artık birçok doktor bunu önermektedir.


    Doğum İçin Egzersizler


    a) NEFES EGZERSİZLERİ: Özel bir çaba harcamadan nefes alındığında, yani kendiliğinden nefes alındığında, havanın vücudunuza giriş şekline dikkatedilmez. Göğüs ve karın yavaşça ve hafif kalkarlar. Nefes alış şeklinizi gözlemleyin, bir elinizi göğsünüze koyun, diğerini karnınıza. Hangisi daha çok kalkıyor?
    Şimdi biraz göğüs nefesi egzersizleri yapalım:
    Egzersize başlamadan önce derin bir nefes verin. Sonra nefes alarak göğsünüzü şişirin. Bu sırada akciğerler hava ile dolacak ve diaframı aşağıya itecektir. Daha sonra nefesinizi yavaşça üfleyin.

    Şimdide bir karın nefesi egzersizi yapalım: Bir elinizi göğsünüze bir elinizi karnınıza koyun ve derin bir nefes alın, ama bu nefesi alırken göğsünüz hiç kalkmadan yalnızca karnınızı şişirin. Daha sonra karnınızı olabildiğince içeri çekerek üfleyin. Bu iki nefesi, yani karın ve göğüs nefesini ayırmak önemlidir, çünkü doğumda özellikle göğüs nefesinize hakimiyetiniz size çok yararlı olacaktır.
    Doğum için gerekli bazı nefes egzersizlerini birlikte inceleyelim:
    Tutulmuş nefes: Derin bir nefes alın ve sonuna geldiğinizde nefesinizitutun, içinizden ona kadar sayın,sonra havayı ağızdan bırakın. Bu tutulmuş nefes doğum sırasında özellikle bebeğinizi dışarı iterken faydalı olacaktır.
    Yüzeysel küçük nefes: Hafifçe ve çabucak,ses çıkarmadan nefes alıp verin. Yalnızca göğsünüzün üst kısmı kıpırdamalı,karın hemen hemen hareketsiz kalmalıdır.Bu nefes ritmik olmalı. Dolayısıyla nefes alma zamanının verme zamanına eşit olmasına dikkatedin. Bu nefesi ağzınızı açık veya kapalı iken yapabilirsiniz.Bu yüzüyel nefes rahim ağzının doğum için genişlemesini sağlayan güçlü kasılmalar geldiğinde işe yarayacaktır.
    Büyük sık nefes: Bu kez nefes ritmi hızlanmalı,saniyede tam bir nefes alıp vermek gerek. Ağız yarı açık nefes alın,nefes verin. Bu nefes rahim ağzıgenişlemesinin sonunda bebeği iterken ve bebek dışarı çıktıktan sonra kendinizi engellemeniz gerektiğinde çok işe yarayacaktır.
    Bu farklı nefeslere hakim olmayı öğrendikten sonra bir doğum provası yapalım.Bebeği dışarı atma sırasında duracağınız pozisyonageçin, yani sırt yastıklarla kalkmış, bacaklar bükülü,uyluklar ayrılmış.
    Bu pozisyonda kendinizi şu egzersize alıştırın:Önce bebeği dışarı itmeyi kolaylaştıran nefes tutmayı yapın,hemen ardından bebeği daha fazla itmeyi engelleyen sık sık yüzeysel küçük nefesleri yapın.Doğumsırasında önce bebeği itmek için kendinizi kastıktansonra, birden çocuğun başı göründüğünde ebe artık “itmeyin itmeyin” diyecektir.
    Pratikte şöyle anlaşılacaktır: Tutulmuşnefes, ”nefes alın,tutun,itin itin,itin”. Sonra hemen ardından”artıkitmeyin, ağzınızı açın, nefesalın, verin, alın, verin…”. Tutulmuş nefesten hemen sık nefese geçmek kolay değildir.Bu yüzden çalışmak gerekir. Ancak bu nefes egzersizlerini yaparken aradanormal solumanıza dönüp, kendinizi dinlendirmeyi unutmayın.

    b) RAHATLAMA YADA GEVŞEME EGZERSİZLERİ:Rahatlamayı yani sinirleri ve kasları tümüyle gevşetmeyi başarmak kolay bir egzersiz değildir.Başarmak için en uygun koşullarda uygulamak gerekir. Dolayısıyla başlangıçta gürültüden uzak olmak için odanızın kapılarını ve pencerelerini kapamakla işe başlayın.Güçlü bir ışık rahatlamayı engeller, perdeleride çekin.Eğer yatağınız çok yumuşak değilse yatağınıza, yoksa yere uzanın.Bir yastık başınızın altına,bir yastık ayaklarınızın altına, bir yastıkta hafif bükülü dizlerinizin altına yerleştirin.Yapacağınız egzersizin amacı aynı anda vücudunuzun bütün kaslarının gevşemesini sağlamaktır.Bunu başarmak için önce kasılma ile gevşeme arasındaki farkı anlamanızgerekir. Bunun için,vücudunuzun farklı kaslarından önce birini sonra diğerini kasıpgevşeteceksiniz. Yapmanız gerekene konsantre olun ve her hareketi yavaşça yapın.Sağ elden başlayın:yumruğunuzu sıkın,gerilmeyi birkaç saniye koruyun, sonra düzenli olarak bırakın.Aynı şeyi sol el ve kollarlada yapın. Ardı ardına ayak parmaklarını,ayak bileğikeslarını, uylukları kasıp bırakın. Kas kasılmasıyla gevşemeyi ayırt etmeye kendinizi alıştırana kadar kasılmayı her keresinde birkaç saniyetutun.
    İlk rahatlama seansınızı bu kaslarınızın bilincine varma işlemineadayabilirsiniz. Sonra gevşemenin ileriki seanslarında vücudun her birbölümü ayrı ayrı ele alınır. Bir gün kollar, ertesi gün bacaklar,üçüncü gün yüzgibi. Başlangıçta yüzünüzü gevşetmeniz zor olacaktır,çünkü
    yüzde altmışa yakın kas vardır. Önce hepsini aynı anda kasmayıdeneyin: Ağzı ve gözleri iyice kapatın, çeneleri kasın, alnıda unutmayın.

    Gevşemeyi başarıp başaramadığınızı şu test gösterecektir.Kolunuzu kastıktan sonra tümüyle gevşetin, sonra birinden kolunuzu kaldırmasınıisteyin. Eğer bu kişi hiç bir dirençle karşılaşmadan kaldırabiliyor ve bıraktığında kol cansız bir şekilde düşüyorsa gevşemeyi başardınızdemektir. Şimdi vücudunuzun bütün kaslarının gevşemesini aynı anda elde etmeyideneyin. Derince üç yada dört kez nefes alın. Sonra nefes alırkenbütün kaslarınızı, kolunkileri, bacağınkileri, karın kaslarını,yüz kaslarını kasın.Böylece üç yada dört saniye kalın. Sonra tümüyle nefes vererek gevşeyin. Birkaç saniye sonra vücudunuzun tümüyle pörsümüş olduğunu ve yatağagömüldüğünüzü hissedeceksiniz. Yavaş yavaş büyük bir iyilik sizi saracaktır.Nefesiniz düzenli ve sakin olacaktır. Gevşeme seansından sonra birden kalkmayın,başınız dönebilir.Önce oturun sonra yavaşça kalkın.
    Mükemmel bir şekilde gevşemeyi öğrenmek için birkaç günyeter. Tam bir gevşeme gerçek bir konsantrasyon olmadan elde edilemeyeceğinden, başlangıçta beş dakikadan fazla ayırmayın.Yoksa gevşemek yerine yorulursunuz. Bir süre sonra, günlük gevşemeseanslarından vazgeçemeyeceksiniz. Özellikle hamileleliğiniz yüzünden biraz sinirliyseniz sizi dinlendirecektir.Bu egzersizler size sıkıcı gelirseyerini uyku ile doldurabileceğinizi düşünmeyin.Uyku vücudun ve ruhun tam gevşemesi anl*****gelmez. Uyurken endişeleriniz ve gördüğünüz düşler kasılmalara neden olur.Bu rahatlama seanslarını özellikle rahat bir gece geçirmeniz için uyumadan önce akşam yapmanızı öneririz.Rahatlama uykuya en iyi hazırlıktır. Altıncı,yedinci aydan sonra büyüyen karnınız sırtüstü yatarken sizi rahatsızedebilir, bu nedenle egzersizinizi sol tarafınıza yatarakyapabilirsiniz.

    Doğum Yaklaşıyor


    Televizyonda herşey öyle basit görünür ki! Sabah saatlerinde hamile kadın uyanır,elini karnının üzerine koyar, uyuyan kocasını sakince uyandırır ve “vakit geldi tatlım”der. Merak ederiz, bu kadın vaktin geldiğini nereden bilmiştir? Daha önce hiç doğurmadığı halde doğumun başladığını nasıl böyle sukunet ve güvenle anlayabilir? Aslında gerçek hayatta tam bir belirsizlikle uyanırız. Bunlar gerçek doğum sancıları mıdır, yoksa yine yalancı Braxton Hicks kasılmaları mı? Kocamı uyandırmalı mıyım? Gecenin yarısında doktoru arayıp yalancı doğum olabilecek bu durumu bildirmeli miyim? Ya hastaneye gitmekte geç kalırsam? Kafanızdaki sorular ağrı ve kasılmalardan daha hızlı çoğalır. Gerçek şu ki doğumun başladığını anlamamaktan endişelenen kadınların çoğu sonuçta bunu anlarlar. İçgüdü, şans yada kuşkuya yer bırakmayacak kadar şiddetli kasılmalar sayesinde büyük çoğunluk hastaneye ne erken nede geç tam zamanında gider. Yinede bu işi şansa bırakmanıza gerek yok. Önceden doğum öncesi belirtileri, yalancı ve gerçek doğum belirtilerini öğrenmeniz şaşkınlığınızı ve endişelerinizi giderecektir. Doğumu tam olarak neyin tetiklediğini kimse bilmiyor. Vücudun ürettiği bir grup doğal maddenin (prostaglandinler) bu süreçte çok önemli olduğuna inanılıyor. Hamilelik sırasında rahim tarafından üretilen prostaglandinlerin normal doğum sırasında iyice arttığı biliniyor. Bu maddeler rahimde ki kasları harekete geçiriyorlar ve hipofiz bezinden Oksitosin salınmasını tetikliyorlar.Her ikisi de doğumun başlamasında önemli etmenler. Aspirin gibi prostaglandin etkisini engelleyen ilaçlar doğumu geciktirebilirler. Büyük olasılıkla doğumu başlatan bebek, plasenta ve annenin bir ortaklığıdır.

    DOĞUM HABERCİLERİ
    Doğum öncesi bedensel değişiklikler bir saat öncesinde ortaya çıkabildiği gibi bir ay öncedende çıkabilir. Doğum öncesinin özelliği olan rahim ağzında incelme ve genişleme olmasıdır ancak bunu yalnız doktorunuz farkedebilir. Sizin farkedebileceğiniz çeşitli değişikliklerde vardır.

    İnme ve yerleşme: İlk kez anne olacak kadınlarda genellikle doğum başlamadan önceki iki ila dört hafta içinde bebek leğen kemiğine inmeye başlar. Ama sonraki doğumlarda bu belirti farkedilmeyebilir. Leğen kemiği bölgesi ve makatta artan basınç hissi: Bebeğin aşağı inmesi ile binen yük bu etkyi oluşturur.
    Kilo kaybı veya kilo alımının durması: Dokuzuncu ayda kilo alımı genelde yavaşlar, hatta doğum yaklaştıkça bazı kadınlar bir iki kilo zayıflarlar.
    Enerji düzeyinde değişiklik: Dokuzuncu aydaki kadınlar kendilerini gitgide daha yorgun hissederler. Bazıları ise tam tersi enerji fazlalığı yaşarlar.
    Sümüksü tıkacın kaybolması: Rahim ağzı incelmeye ve açılmaya başladıkça rahim çıkışını tıkayan sümüksü tıkaç yerinden oynar. Bu madde ilk gerçek kasılmalardan bir veya iki hafta önce yada doğum başlar başlamaz vajinadan atılır.
    Pembe veya kanlı nişan: Rahim ağzı genişleyip inceldikçe sıklıkla burdaki kılcal damarlar çatlar ve akıntıyı pembe hale getirirler. Bu nişan genellikle doğumun 24 saat içinde başlayacağı anl***** gelir. Ama nişan gelmesi doğumdan iki üç gün öncede görülebilir. Bu nedenle hastaneye gitmeden önce düzenli ağrıların başlamasını yada suların gelmesini beklemelisiniz.

    Braxton Hicks kasılmalarının şiddetlenmesi: Hamileliğinizin 20.haftasından sonra başlayan ve doğum provası niteliğindeki bu kasılmalar bebeği itecek olan gerçek kasılmalar için rahmin kaslarını gererek hazırlanmasıdır. Bu kasılmalar genellikle sancısız kasılmalar şeklindedir ve 30 saniye ile 2 dakika arasında değişir süreleri. Dokuzuncu ayda hamileliğinizin sonlarına doğru Braxton Hicks kasılmaları sıklaşır ve şiddetlenir. Bazen sancılı da olabilir ve bunları gerçek doğum kasılmalarından ayırmak güçleşir.

    İshal: Bazı kadınlar doğum başalamadan hemen önce ishal olabilirler.

    YALANCI DOĞUM BELİRTİLERİ

    Eğer aşağıdakiler varsa olasılıkla gerçek doğum henüz başlamamıştır.
    • Kasılmalar düzenli değilse ve sıklığı ile şiddeti artmıyorsa
    • Ağrı sırt yerine karnın aşağısında hissediliyorsa
    • Yürümekle ve duruşunuzu değiştirmekle kasılmalar geçiyorsa
    • Eğer nişan geldiyse; rengi kahverengi ise (parlak kırmızı kan geliyorsa hemen doktorunuzu arayabilirsiniz). Kahverengi nişan genellikle cinsel ilişki veya vajinal muayene sonrası 48 saat içinde görülen bir şeydir.
    • Kasılmalarla bebeğin hareketleri kısa süreli olarak artıyorsa

    GERÇEK DOĞUM BELİRTİLERİ

    Doğum öncesi kasılmalar daha güçlü ve daha sık hale gelmişse bunun gerçek doğum olup olmadığı akla gelir. Şunlar varsa büyük ihtimalle gerçek doğumdur:
    • Kasılmalar hareket ettiğinizde artıyorsa ve duruş değiştirmenize rağmen azalmıyorsa
    • Sancı sırtta başlayıp karna yayılıyorsa (ayrıca bacaklarada yayılabilir). Ayrıca düzenli aralarla geliyor ve dinlenmekle geçmiyorsa. Sancılarınızın kaç dakikada bir geldiğine bakın, çok sık gelmedikçe (beş dakikada bir yada daha sık)telaşlanmanıza gerek yoktur.
    • Kasılmalar giderek daha sık ve sancılı hale gelir ve genellikle (herzaman değil) düzenlidirler. Doğum ilerledikçe şiddetleride artar.
    • Pembe veya kanlı nişan gelmesi
    • Su kesesinin yırtılması. Bebeğin çevresini saran ve amniyon sıvısını içeren kese doğumdan önce birdenbire yırtılıp içerdeki suyun bir kısmı boşalabilir. Bebeğin başı doğum yoluna girmişse, yol kapandığı için gelen su miktarı çok olmaz. Su geldiğinde sancılar başlamamış bile olsa hastaneye gitmelisiniz çünkü bebeğe hastalık etkenlerinin bulaşma olasılığı vardır.
     
  17. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    COLOR="Red"]Doğuma Giderken Yanınıza Almanız Gerekenler[/COLOR]


    Bebek için gerekenler:
    • Bebeğinizin içinde uyuyabileceği bebek beşiği
    • Yatak takımları
    • Yumuşak bir battaniye
    • Bebek arabası veya ana kucağı
    • Varsa arabanız için bebek oturağı
    • Bebeğin yıkanması için küvet
    • Bebeğin banyosu için havlu, özel sabun ve şampuan
    • Altını değiştirirken sereceğiniz kalınca örtü yada ince bir minder
    • Bebek bezleri ve altını temizlemek için kremli mendiller, pudra
    • Bebeği biberonla beslayecekseniz şişe, emzik gibi malzemeler
    • Bebeğiniz için gerekengiysiler: 6-8 adet geniş yakalı fanila, 8 tulum, en az 2 hırka, 2 pijama, 3-4 çift yumuşak çorap, bebek başlığı yada şapka, bebek eldiveni, hava soğuk ise yünlü dış giysi
    • Bebeğinize masaj yapmak için bebek yağları, temizleyici mendil, nemlendirici ve pudra

    Anne için gerekenler:
    • Hijyenik kadın pedi(emici özelliği yüksek olmalı)
    • 3-4 adet lohusa sutyeni; başlıca iki tür lohusa sutyeni vardır. Birinde açıldığında yalnızca meme başını ortaya çıkaran pencereler bulunur. Diğeri ise önden kopcalı olduğundanemzireceğiniz zaman kolayca bütünü ile açılabilir. İkinci tip daha iyidir, çünkü bunda bütünü ile açıkta kaldığından bebek memeye dokunma olanağı da bulur. Saf pamuklu ve alttan destekli sutyenler yeğlenmelidir.Göğsünüzün en şişkin yerinden alacağınız ölçü size lohusa sutyeninin ölçüsünü verir.
    • Bolca pamuklu ve tercihan tek kullanımlık iç çamaşırı
    • Acıyan meme uçları için krem
    • Sutyen tamponları; sızan sütün sutyene geçmesini önler.
    • Önden açılan gecelik ve pijamalar
    • Alçak topuklu terlik

    Hastane için gerekenler
    • Öncelikle hamilelik ve doğum çizelgeniz ve doktor kontrollerinizin bulunduğu dosyanız
    • Bol fanila ve gecelik, pamuklu ve ter emen cinsten olmasına dikkat edin.
    • Kalın çoraplar, doğumun ileri evresinde üşüyebilirsiniz.
    • Küçük bir sünger parçası yada bez,dudaklarınızı ıslatmak için.
    • Temiz havlular ve sabun
    • Kişisel temizlik malzemeleriniz;deodorant, pudra, diş macunu ve fırçası, tarak, şampuan, kağıt peçete ve havlu, nemlendirici ruj, temizleme mendilleri
    • Sabahlık ve alçak topuklu terlik
    • Sırt masajınız için bir masaj topu ve masaj yağı
    • Sizi dinlendirip rahatlatacak kitap, dergi, teyp ve kasetler
    • Fotoğraf makinası ve kamera
    • Eşiniz için yiyecek ve içecek gıdalar
    • Yakınlarınızın telefon numaraları


    Doğumun İlk Evresi : Sancılanma


    Normal doğum üç evreye bölünür. İlk evre sancılardır.Bununda erken, aktif ve geçiş aşamaları vardır ve rahim ağzının tam olarak açılmasıile sonlanır bu evre. İkinci evre doğumdur ve bebeğin doğması ile sonlanır.Üçüncü evre plasentanın çıkmasıdır.Tüm bu süreç ilk kez anne olanlar için yaklaşık 14saat, daha önce çocuk doğurmuş olanlar için yaklaşık 8 saat sürer.Bazı kadınlar ilk kasılmalar hafif veya sancısız olduğu için ilk evrenin ikinci hatta üçüncü aşamasına kadar doğumun başladığınıanlamayabilir. Sancı evresinin üçüncü aşaması rahim ağzının 10 cm açılmasıile sonuçlanır. Kasılmaların zamanlaması ve şiddeti belli birzamanda kadının doğumun hangi evresinde olduğunu belirlemeye yardımcıolabilir. Açılmanın ilerleyip ilerlemediğini görmek için düzenliolarak içeriden yapılan muayene ilerlemeyi doğrulayacaktır.

    DOĞUMUN İLK EVRESİ: SANCILANMA

    İlk aşama:Erken sancı veya bekleme dönemi
    Genellikle bu sancının en uzun ve en az şiddetli olan aşamasıdır.Bu aşamada rahim ağzı 3 santime kadar açılır veincelir. Bu aşama rahatsız edici kasılmalar ve sancılar olmaksızın ya bir kaç günde gerçekleşir yada kuşkuya yer bırakmayacak şekilde sancılarla 2 ile 6saatlik bir zaman alır. Bu aşamadaki sancılar genellikle 30-45 saniye sürer.Hafif veya orta şiddetteolabilirler, düzenli veya düzensizdirler ve giderek sıklıklarıartar, araları kısalır ama düzenli bir seyir izlemelerigerekmez. Bazı kadınlar bunları hiç farketmez. Büyük olasılıkla bu aşamada hastaneyegitmeniz söylenecektir. Bu aşamada en sık ortaya çıkan belirtiler bel ağrısı,kramplar, ishal,karında sıcaklık hissi ve kanlı nişandır.Bunların tümünü yada birikisini yaşayabilirsiniz.Kasılmalar başlamadan önce amniyon kesesi yırtılmış olabilir,ancak büyük olasılıkla sancılanma evresinde keseyırtılacaktır. (Eğer kendiliğinden yırtılmıyorsa doktorunuz yapay olarak keseyi yırtmayı deneyebilir.)Duygusal olarak heyecan, beklenti, belirsizlik, kaygı ve korku hissedebilirsiniz.Bu aşamada yapmanız gerekenlerin başında gevşemek geliyor.Bu aşamada yapmanız gerekenler şunlardır:
    • Eğer gece yarısı ise uyumaya çalışın. Şu an dinlenmeniz önemlidir çünkü daha sonra dinlenme fırsatı bulamayacaksınız.İkinci aşama başladığında uyuyor olmaktan korkmayın çünkü kasılmalar mutlaka kendini belli eder ve sizi uyandırır.Eğer uyuyamıyorsanız yatakta kasılmaları sayarak vakit geçirmeyin,bu sancılardan başka bir şey düşünmemenize ve onları daha uzun hissetmenize neden olacaktır.Bunun yerine kalkın ve evin içinde dikkatinizi dağıtacak şeyler yapmaya çalışın.
    • Gündüzse dışarı çıkmanızı gerektirmeyecek herzamanki ev işlerinizi yapın.yemek yapın, TV seyredin.
    • Kendinizi rahatlatın.Su keseniz yırtılmadı ise ılık bir banyo alın. Beliniz ağrıyorsa sıcak su torbasıkoyun (sakın ağrı kesici almayın veya sırt üstü yatmayın)
    • Açsanız hafif birşeyler atıştırın.
    • Mesanenin gerilmesini önlemek için sık sık idrara çıkın,çünkü bu doğumun ilerlemesiniengelleyebilir.
    • Yararı oluyorsa gevşeme tekniklerini uygulayın,ancak henüz solunum alıştırmalarına başlamayın.
    • Eşinizle kasılmaları sayma alıştırmaları yapın.Kasılmalar arasında ki süre bir kasılmanınbaşlangıcından diğerinin başlangıcına dek geçen süredir.Düzenli olarak saat tutun vekaydedin. Aralıklar 10 dakikadan daha kısa ise daha sık sayın.
    • Eşiniz rahat olmalı ve sözsel yada temas yolu ile sizide rahatlatmaya çalışmalıdır.Eşinizle aklınızı sancılardan uzak tutacak şeyler yapın.

    İkinci aşama:Aktif sancılanma
    Sancılanma evresinin ikinci ve aktif kısmı genelde birinciden daha kısa sürer.Ortalama 2-3 saat kadar sürer.Artık kasılmalar daha yoğundur ve daha kısa sürede daha çok iş görür.Kasılmalar daha güçlü ve daha uzun(ortalama 40-60 saniye) ve daha sık(3-4 dakikada bir) hale geldikçe rahim ağzı 7 cm kadar açılır.Kasılmalar arasında dinlenme süresi daha kısadır.Bu aşamada en sık görülen belirtiler kasılmaların giderek daha fazla rahatsızlıkvermesi, artan bel ağrısı, bacaklarda rahatsızlık hissi,yorgunluk ve kanlı nişanda artıştır.Bütün bunlar olabileceği gibi bir veya ikisinide yaşayabilirsiniz.Duygusal olarak yerinizde duramıyor olabilir ve gevşemekte zorlukçekebilirsiniz. Doğuma olan odaklanmanız artabilir ve kendinize olangüveniniz sarsılmaya başlayabilir,sancılar sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gelebilir.Bu aşamada yapmanız gerekenler:
    • Solunum alıştırmalarını sancılar sizi konuşturmayacak kadar şiddetlendiğinde yapmaya başlayın.Eğer alıştırmaları yapamıyorsanız veya sizi gerginleştiriyor ve rahatsız ediyorsa yapmak için kendinizi zorunluhissetmeyin. Bunlar olmadanda doğum yapabilirsiniz.
    • Bu aşamada şu şekilde soluk alıp verebilirsiniz;Sancıların başlangıcında ve sonunda burnunuzdan derin soluk alıp hızlaverin. Sancının en fazla olduğu anda yalnızca ağızdan,daha hafif ve yüzeyel soluyun. Ayrıca dikkatinizi sancılar üzerine değil soluk alıp vermeniz üzerine yoğunlaştırın.
    • Her ağrıyı ayrı düşünün,daha sonra gelecek ağrıları önceden düşünüp kaygılanmayın.Her sancıyı sizi bebeğinize yaklaştıracak bir dalga olarak görebilirsiniz.
    • Doktorunuz izin veriyorsa ve anestezi almayacaksanız sık sık birşeyler için,hem kaybettiğiniz sıvıları yerine koymak hemde ağız kuruluğunu önlemek için.
    • Kasılmalar arasında gevşemek için gayret gösterin.Kasılmalar güçlendikçe bu daha zor olacaktır,ancak enerji kazanmak için gevşeme gitgide daha önemli olacaktır.
    • Mümkünse yürüyün yada sık sık duruşunuzu değiştirin.
    • Düzenli olarak idrar yapmayı unutmayın,leğen bölgenizdeki basınç nedeni ile mesanenizi boşaltma ihtiyacı hissetmeyebilirsiniz.

    Bu aşamada eşiniz neler yapabilir:
    • Kasılmaların kaydınıtutun. Eğer monitör varsa burdan yoksa elinizi karınızın karnına koyarak sancıların gelişini hissetmeye çalışın.Daha sonra bu size sancılar üzerinde bir tür kontrol duygusu verecek ve ikinizide rahatlatacaktır.
    • Zorlu kasılmalar sırasında,eğer ona yardımı oluyorsa, karınızla birlikte solunum yapın.Eğer eşinizde aşırı solunum bulguları varsa (baş dönmesi,bulanık görme, el ve ayaklarda karıncalanma) bir kese kağıdına veya avuçlarına soluk vermesini daha sonra bu havayı solumasınıisteyin. Bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra kendini daha iyi hissedecektir.
    • Sözlerinizle eşinize sürekli güvence verin ve onun gösterdiği çabayı övün.Özellikle doğum yavaş ilerliyorsa, her kasılmayı geldikçe yaşamasını söyleyin ve her sancının doğumu yaklaştırdığını anımsatın.
    • Eşinizin alnınısilin, dudaklarını suyla ıslatın, sırtına ve beline masaj yapın.Bu onu rahatlatacak ve ağrılarını azaltacaktır.
    • Kasılmalar arasında gevşemesini söyleyin.
    • En azından saatte bir idrara çıkmasını anımsatın,böylece dolu bir mesane bebeğin yoluna engel oluşturmaz.
    • Bedenini ve yüzünü serinletmek için onu ıslak bir bezle sık sık silin.
    • Ayakları üşüyorsa çorap giymesini sağlayın.
    • Duruşunu değiştirmesini sağlayın.Sancılar arsında hareket etmesi onlarla baş etmesini kolaylaştırır.
    • Eşinizle hastane personeli arasında aracı görevi yaparak onun isteklerini görevlilere bildirin.

    Üçüncü aşama:İlerlemiş aktif sancılanma veya geçiş aşaması
    Geçiş aşamsı sancılanma evresinin en yorucu aşamasıdır.Aniden kasılmaların şiddeti artar. Çok güçlenirler, 2-3 dakikada bir gelirler ve 60-90 saniye sürerler.Sancı neredeyse tüm kasılma boyunca doruk şiddette devam eder (öncekiler gibi yavaş başlayıp kısa bir süre şiddetlenip sonra yavaşlamaz).Kasılmaları sanki hiç bitmeyecekmiş gibi hissedebilirsiniz ve arada tümüyle gevşeyemeyebilirsiniz.Rahim ağzının tümüyle açılıp 10 cm genişliğe ulaşması 15 dakika ile bir saat arasında bir zaman alacaktır.Geçiş evresinde olasılıkla belinizde güçlü bir basınçhissedersiniz. Kendinizi çok sıcak ve terli hissedebilirsiniz ya da üşürtitrersiniz; ikisi arasında gidip gelirsiniz. Rahim ağzında kılcal damarlar yırtıldıkça kanlı vajina akıntınız artacaktır.Bacaklarınız denetimsiz şekilde titreyebilir ve krampgirebilir. Bulantı, kusma hissedebilirsiniz ve oksijen beyninizden doğum bölgesine doğru yöneldikçe kasılmalar arasında uyuklayabilirsiniz.Bu noktada kendinizi çok yorgun hissetmeniz doğaldır. Duygusal olarak çok hassaslaşabilirsiniz.Artık yolun sonuna çok yaklaştınız.Kendinizi yorgun, cesaretsiz, sinirli ve şaşkın hissedebilirsiniz;gevşemekte zorluk çekebilirsiniz. Bu aşamada yapabileceğiniz şeyler:
    • Kendinizi bırakmayın.Bu aşmanın sonunda rahim ağzı tümüyle açılacak ve sıra ıkınmaya gelecektir.
    • Önünüzdeki zorluğu düşünmek yerine ne kadar mesafe kaydetmiş olduğunuzu düşünün.
    • Ikınma isteği duyarsanız,eğer başka türlü bir talimat almamışsanız,bunun yerine üflemeyi deneyin. Henüz tamamiyle açılmamış bir rahim ağzına karşı ıkınmak rahim ağzının şişmesine nedenolabilir, bu da doğumu geciktirebilir.
    • Kasılmalar arasında yavaş,ritmik göğüs solunumu ile başarabildiğiniz ölçüde gevşemeye çalışın.

    Eşiniz size nasıl yardımcı olabilir:
    • Susmanızı istemediği sürece ona yardımcı olun ve onun dayanınıklılığını övün.Bu noktada göz teması ve dokunmak sözcüklerden daha çok şey ifade edebilir.
    • Yararı oluyorsa her kasılmada onunla birlikte soluk alıp verin.
    • Her seferinde tek kasılma ile başa çıkmasını önerin.
    • Kasılmalar arasında gevşemesine yardımcı olun.Kasılmanın bittiğine işaret etmek için karnına yavaşça dokunun.Artık yavaş ve ritmik solunum yapmasını anımsatın.
    • Kasılmalar sıklaşıyorsa ve ıkınma ihtiyacı duyuyorsa,yakındada muayenesi yapılmadıysa hemşire ya da doktora haberverin. Rahim ağzı tümüyle açılmış olabilir.
    • Sık sık dudaklarını ıslatın ve yüzünü silin,bu onu rahatlatacaktır.
    • Bu evrede eşinizi personelle birlikte doğumhaneye götürebilirsiniz.

    Doğumun 2. Evresi : Ikınma ve Doğum


    Rahim ağzı tam olarak açılmış ve sizin ıkınma hissiniz gelmişse,doğumun ikinci evresi başlamıştır.Şimdiye kadar siz ne kadar yorulsanızda asıl işi yapanrahminizdi. Bundan sonra güçlü kasılmalara sizde kendi çabanızı katarak bebeği dışarı itebileceğiniz için daha verimli bir döneme girmiş bulunuyorsunuz. Bu evre genelde yarım saat ile bir saat arasında bir zaman alır.Ama bebeğin dışarı itilmesi 10 dakikada da bitebilir, 2 saattede.Bu evredeki kasılmalar genellikle geçiş dönemindekinden daha düzenlidir.Sancılar, şiddeti dahada artmakla birlikte sizi ilk evredeki gibi rahatsız etmezler.Kasılmalar yine 60-90 saniye arasında sürerler,ancak aralarıaçılmıştır (genellikle 2-5 dakika) ve daha az sancı verirler.İkinci evrenin özelliği yoğun bir ıkınma ihtiyacıdır.Ikınmak zor gelebilir, ancak ebe yada doktor size en doğru pozisyonu bulmanız ve nasıl ıkınacağınız konusunda yardımcı olacaktır.En çok ıkınmanız gereken zamanlarda siziuyaracaktır.
    Artık ıknabileceğiniz için duygusal olarakrahatlayabilirsiniz. Ayrıca heyecan ve coşkudaduyabilirsiniz. İkinci evre fazla uzadığında genelde kadınların isteği bebeği görmek değil,bu işkencenin sona ermesidir; bu doğal ve geçici bir tepkidir ve kesinlikle anne sevgisinin derecesini göstermez. Bu evrede neler yapabilirsiniz:
    • Ikınma pozisyonu alın,bu doktorunuzun tercihine göre değişir ama en iyisi yarı çömelir bir duruştur,çünkü bu bebeğin gelmesine yerçekimininde yardım etmesini sağlar ve ıkınma gücünüzü arttırır.
    • Tüm gücünüzü kullanın.Ne kadar etkili ıkınırsanız ve ne kadar çok enerji harcarsanız,bebeğinizde doğum kanalındaki yolculuğunu o kadar çabuktamamlar. Yinede enerjinizi kontrollü harcayın,düzensiz çılgınca ıkınmak yerine doktorunuzun direktiflerine uymaya çalışın.
    • Tüm perine bölgesine ağırlık verdiğiniz için makatınız boşalabilir,bunu önlemeye çalışmak ilerlemeyi engelleyebilir.Hemen her kadın doğum sırasında bağırsaklarını istemsiz olarak boşaltabilir,hatta birazda idrar kaçırabilir.Odadaki hiç kimse buna aldırış etmeyecektir,sizde etmemelisiniz.
    • Doğal olanı yapın,ihtiyaç duyduğunuzda aksi söylenmedikçe ıkının. Kasılma gerilediğinde birkaç derin nefes alın;sonra bir nefes daha alın vetutun. Kasılma en şiddetli hale geldiğinde artık nefesinizi tutamayacak duruma gelene dek tüm gücünüzle ıkının.Her kasılmada beş kez kadar ıkınma ihtiyacıduyabilirsiniz. Nefesinizi tutup tüm kasılma boyunca ıkınmaya çalışmakyerine, ihtiyaç duyduğunuz her seferinde ıkının, uzun süre nefesinizi tutmak sizi yorabilir ve bebeğinizi oksijensiz bırakabilir.Kasılma geriledikçe birkaç kez derin nefes almak solunum dengenizi yeniden düzeltecektir.Bu konuda doktor ve hemşireniz size yol gösterecek ve konsantrasyonunuzu sağlamanızda yardımcı olacaktır.
    • Ikınırken bacaklarınız ve perineniz dahil tüm bedeninizi gevşetin.
    • Size söylendiğinde ıkınmayı kesin(bebeğin çok hızlı doğmasını engellemek için bu gerekebilir) ve nefes verin veya üfleyin.
    • Kasılmalar arasında personelin yardımı iledinlenin, gücünüzü yeniden toplamanız için doktorunuz bir iki kasılma boyunca ıkınmamayı önerebilir.
    • Bebeğin başı bir görünüp bir kayboluyorsa ümitsizliğe kapılmayın.Doğum iki adım ileri bir adım geri giden bir süreçtir.

    Eşinize düşenler:
    • Rahatlatmayı ve destek vermeyi sürdürmek
    • Doğuma hazırlık konusunda öğrendiklerinizi hatırlayarak ıkınmasını ve solunumunu yönlendirin ya da doktorun söylediklerini ona iletin.
    • Eşinizin kasılmalar arasında gevşemesine yardımcı olun.
    • Ikınırken gerekiyorsa sırtını destekleyin,elini tutun,terini silin.
    • Düzenli olarak kaydettiği ilerlemeleri ona anlatın,bebeğin başı göründüğünde ona haber verin.

    DOĞUM ANI

    Artık sıra doğumun en önemli aşamasına gelmiştir.Birazdan bebeğinizin başınadokunabilecek, az sonrada onu kucağınıza alacaksınız.Doğumun ardından büyük bir rahatlama duyacağınız kuşkusuz,amamerak, bebeğe karşı aşırı duyarlık,sevinç gözyaşları ya da daha sonra ne olacağının kaygısıda hissedebileceğiniz duygular.İlk olarak bebeğin başı rahim ağzına iyice yaklaşarak pelvis tabanına dayanmıştır.Doktor ve eşiniz başın oluşturduğu şişliği görebilir.Az sonra, her sancı ve kasılma ile biraz daha ilerleyen bebeğin başıda görülecektir.Ancak bebek sancı geçerken biraz geri çekilebilir.Bu gayet normal bir olaydır, kaygılanmayın. Bebeğin başı görünmeye başladığında doktor sizden artık ıkınmamanızı isteyecektir,çünkü baş birdenbire çıkarsa doğum yolunda yırtıklar oluşabilir.Gevşeyin ve kesik kesik soluk alın. Genellikle ilk doğumlarda yada bebekiriyse, yırtığı önlemek için vajina girişinin altına,makata doğru bir kesi yapılır. Bu kesi doktor kontrolü altında yapıldığından daha sonra epizotomi denen bir işlemle dikilir ve hiç sorun yaratmaz.Oysaki kendiliğinden oluşan yırtıklar düzensiz olur ve daha sonra dikişi güçleştirir.
    Bebeğin başı vajinayı gerdiğinde biraz canınızyanabilir, ancak bu kısa sürecek ve doğumdan sonra yerini hafif bir uyuşma alacaktır.Baş genelde bebeğin başı yere bakar konumda doğar.Doktor hemen göbek kordonunu kontrol eder ve bebeğin boynuna dolanıp dolanmadığınabakar. Daha sonra bebek başını yüzü annenin bacaklarından birini görecek şekilde yan çevirir.Bu sırada gözleri, ağzı, burnu temizlenir. Gerekiyorsa bebeğin üst solunum yollarında kalan sıvı bir tüple emilerek temizlenir.
    İzleyen birkaç sancı ile bebeğin vücududa kayarak çıkar.Bebeğin kordonu klemplenir ve bu arada size gösterilebilir.Bebeğiniz biraz morarmış gibi görünebilir ve büyük olasılıkla ağlıyordur.Bebeğinizin göbek bağıda kesildikten sonra artık onu eğer herhengi bir sorunu yoksa bağrınıza basabilirsiniz.

    Üçüncü Evre : Plasentanın Çıkması


    En kötüsü bitti, kalan tek şey deyim yerinde ise ortalığı toplamak.Doğumun bu son evresi genelde 5 dakika ile yarım saat arasında sürer.Siz hissetmeseniz bile hafif kasılmalar devam edecektir.Rahmin sıkışması, plasentanın yani bebeğin eşinin rahim duvarından ayrılmasına ve aşağı doğru itilip çıkmasına nedenolur. Plasenta doğduktan sonra yırtıklar dikilecektir.Artık doğum gerçekleştiğine göre yorgunluk hissedebilirsiniz.Özellikle sancılar çok uzun sürdüyse, çok susuz ve açolabilirsiniz. Bazı kadınlarda bu evrede üşüme olur ve her kadında adet kanamasına benzer kanlı bir akıntı olur.Birçok kadının ilk anda hissettiği rahatlama duygusudur. Bu arada hiç bir şeyi umursamayacak kadar yorgun ya da heyecanlı olabilrsiniz.Ama başardığınız işten gurur duymalı ve gevşeyip bu başarının zevkine varmalısınız.

    MAKAT GELİŞİ
    Anne açısından makat gelişinin baş gelişinden bir farkıyoktur, rahatlama ve doğumla baş etme konusundaki öneriler ikisindede aynıdır.Ne var ki hastane personelinin yapacakları farklıdır.Bu doktorun seçtiği doğum yöntemine ve makat gelişinin tipine göre değişiklik gösterir.Sancılanma evresinin ikinci aşamasına dek makat doğumu baş doğumunabenzer. Sezaryen olma olasılığı hep bulunduğu için büyük olasılıkla ilk aşamdan sonra sizi ameliyathaneye alacaklardır.Bebeğin duruşunun tam olarak nasıl olduğuna bakarak doktorunuz en güvenli yolu seçecektir.Sık uygulanan bir yöntem,bacakları ve gövdesinin alt yarısı çıkana dek bebeğin normal doğmasına izinvermektir. Bundan sonra lokal anestezi yapılır, baş ve omuzlar forseps kullanarak çıkartılır.
    Bazı durumlarda, örneğin bebek tam makat gelişi ise veya bir ayağı sarkar durumdaise, annenin leğen bölgesi yetersiz duruyorsa ve bebekte sıkıntı belirtileri varsa doktor normal doğuma girmeyecek ve sezaryeni deneyecektir.Makat gelişlerinde normal doğum yaptırılıyorsa genellikle büyük epizotomi açmakgerekebilir. Normal yolla makat doğumda doğurma pozisyonu duruma ve doktorunuzun deneyimine bağlıdır.Bebek doğduktan sonra kalan işlemler baş doğumu gibi devam eder.


    Bebekle İlk Karşılaşma


    Yeni doğan bebeğiniz beklediğinizden oldukça değişik bir görünümde olacaktır.Tahmin ettiğinizden daha küçük ve narinolabilir. Kafasının biçimi size tuhaf gelebilir. Cildi verniks denen yağlı bir madde ile kaplıolabilir. Ayrıca sistemleri henüz tam çalışmadığı için derisindebenekler, morluklar ve renk değişiklikleri olabilir.Bunların hepsinormaldir. Sizi kaygılandıran bebeğinizle ilgili bir şey varsa bunu ebe yadadoktorunuza sorun. Bebeğinizi hemen kucağınıza alıpsevebilirsiniz. Bu size başlangıçta zor gelebilir, kendinize biraz zaman tanıyın.Bebeğin nasıl kucağa alınacağını, tutulacağını ve bunlara karşı onun size nasıl tepki vereceğini öğrendikçe,sizin sesinizi işittiğinde nasıl sakinleştiğini gördükçe onu daha çok seveceksiniz. Bebeğiniz mükemmel görünmüyorsa kaygılanmayın.Bebeklerin pek azı doğduklarında beklenen görünümdedir. Şimdi bebeğinizi ilk kucağınızaverdiklerinde nelerle karşılaşabileceğinizi bir gözden geçirelim.

    Baş
    Bebeğin başı doğumdaki bası nedeni ile garip bir biçim almışolabilir. Bu, iki hafta sonra normale döner.Alnının biraz üstünde bıngıldakbulunur. Burası kafa kemiklerinin kaynaşmaya başladığı yerdir.Bebeğiniz 18 aylıkken kemikler kaynaşır ve bıngıldakkaybolur. Bıngıldak bebeğinizi kucağa almakla yada sevmekle zarar görmez ama dikkat edilmesi gereken bir bölgedir.Bebeğiniz gür saçlı olabileceği gibidazlakda olabilir.

    Gözler
    Doğumda mavimsi olan göz rengi daha sonra değişir.Altıncı aya kadar gerçek göz rengi belli olmaz. Göz kapaklarında ki şişlikler geneldedoğuma bağlıdır, ancak doktordan bebeğin gözlerine hastalık etkenleri açısından bakmasını isteyin.Şaşılık yeni doğan bebeklerde sık görülür. İlk aylarda bebek şaşıbakabilir. Bebeği yüzünüzden 20 cm uzakta tutarsanız sizi görebilir.

    Dil
    Bebeğin dili ağız tabanına yapışık gibi ve dilin ucu çatallı görünebilir.İlk yılın sonuna doğru dilin ucu gelişmeye başlar.

    Eller ve ayaklar
    Bebeğin kan dolaşımı tam gelişmediğinden el ve ayaklar morumsuolabilir. Bebeğin yatışını değiştirdiğinizde bu yerleri pembeyedöner. Tırnakları doğumda uzun olabilir.Bebeğiniz ellerini sıkıca yumacaktır.

    Memeler
    Bebeğinizin memeleri şiş olabilir, hatta biraz süt bilegelebilir. Bu her iki cinsiyettede gayet normaldir. Sebebi anneden bebeğe geçenhormonlardır. Şişlik bir iki günde azalır. Memeleri sıkarak sütü çıkarmaya çalışmamalısınız.

    Cinsel organlar
    Hem kız hemde erkek bebekte büyük görünebilir.Kızlarda vajinadan akıntı gelebilir, hatta bu bazen kanlıolabilir. Buna da sizden bebeğe geçen hormonlar neden olur, kısa süredekesilir. Erkek bebeğin yumurtalıkları kasıklara doğru çıkmışolabilir. Durumu doktorunuza danışabilirsiniz çünkü fıtık olabilir.

    Cilt
    Yenidoğan bebeğin cildinde lekeler olabilir,bunlar geçicidir.Ellerde ve ayaklarda deri soyulması görülebilir, birkaç gün içinde geçer.Lanugo denen tüyler, özellikle bebek erken doğmuşsa dikkat çekebilir;iki hafta içinde bu tüylerde yok olur. Bebeğin tüm vücudunu rahimdeyken derisinikoruyan, beyaz rekli ve yağlı verniks maddesi kaplamışolabilir. Bu kolayca silinir ama deriyi koruduğu için bebek hemen yıkanmaz. Doğumda gözlenen doğum izleri genelde sonradan yokolur. Genellikle göz kapaklarında,alında ve ensenin arkasında görülen kırmızı lekelerbir yıl içinde kaybolur. Bunlar doğumdaki basıya ya da derinin tam gelişmemiş olmasına bağlıdır.Çilek görünümlü izler gittikçe büyüdüğünden sizi kaygılandırabilir,ancak beş yaşına dek bunlarda yok olur. Esmer bebeklerin sırtında moğol lekesi denen mavi lekelerbulunabilir.Parlak kırmızı bazı lekeler kalıcı olabilir.

    Dışkı
    Doğumda bebeğin barsaklarında mekonyum denenkoyu, yapışkan bir madde bulunur. Bebek beslenmeye başlayınca dışkısınında rengideğişir.

    Bebeğin İlk Muayenesi

    Bebeğinizin hastanede ilk check-up’ı doğum odasında veya doğum sonrası bakım odasında yapılır.Burada doktor ilk değerlendirmesini yaparak bebeğin apgarını belirler, böylece hayata ilk adımını ne kadar sağlıklı atmış olduğu kontrol edilir.Bundan sonra ilk hafta içinde bebeğiniz defalarca muayene edilecektir. Ebe yada hemşire bebeğinizi düzenli olarak tartacak, bir sorun yada hastalık etkeni belirtileri var mı diye inceleyecektir. Bebeğiniz altı günlük olunca ona bir test yapılacaktırŞimdi bebeğin genelmuayenesi nasıl yapılıyor kısaca bir göz atalım:
    • Bebeğe ilk olarak apgar testi uygulanır ve puanları değerlendirilir.
    • Doğum kanalından geçen bebeğin anneden gonokok ve klamidya mikrobunu alıp göz enfeksiyonu olmasını önlemek için göz damlası veya merhem sürülür(gümüş nitrat veya antibiyotik)
    • El ve ayak parmakları sayılır,eksik varmı kontrol edilir.
    • Bebek tartılır ve boyu ölçülür.
    • Bebeğin kanının pıhtılaşma derecesini arttırmak için K vitamin iğnesi yapılır. Yenidoğan bebekte bu vitamin eksiktir, vücudu henüz üretememiştir.
    • Yenidoğan bir bebek bir takım reflekslerle birlikte doğar,doktorunuz bebeğinizin bureflekslerinide kontrol edecektir.
    • Doktor bebeğin baş çevresini ölçer, başta bir anormallik var mı diye bakar. Bebeğin bıngıldaklarını muayene eder; damak yarığını anlamak için parmağı ile bebeğin damağını yoklar.
    • Daha sonra bebeğin kalbini ve akciğerlerini dinler. Yenidoğan bebeklerde kalpte üfürüm duyulması normaldir ve genellikle bir hastalık belirtisi sayılmaz.
    • Doktor bundan sonra elini bebeğin karnına koyarak karın içi organlarını büyüklükleri açısından kontrol eder. Buradaki organların çalışmaları sırasında çıkardıkları sesleri dinler.
    • Bir sonraki adım cinsel organların herhangi bir anormallik var mı diye kontrol edilmesidir. Bebeğiniz erkekse yumurtalıkların inip inmediği kontrol edilir.
    • Bebeğin bacakları yavaşça ileri geri oynatılarak eklemleri, bacaklarının uzunluğu ve birbirine uyumu incelenir, ayaklarda düztabanlık var mı diye bakılır.Ayrıca doktor bebeğinizde doğuştan kalça çıkığı olup olmadığını da kontrol edecektir.
    • Bebeğin omurgası da kontrol edilir ve düz olup olmadığına bakılır.
    • Doğumdan sonra Guthrie testi yapılır. Bebeğinizin topuğundan biraz kan alınarak zeka geriliğinin bir nedeni olan Fenilketonuri hastalığı araştırılır. Bu hastalığın erken teşhisi ile zeka geriliği önlenebilir. Bu testle tiroid bezi yetersizliğide araştırılır.


    Doğumdan Sonraki İlk Günleriniz

    Doğumdan sonraki ilk hafta içinde fırsat buldukça uyuyun. Boş zamanlarınızı hamilelik sırasında yapamadığınız işleri yapıp yetiştirmeamacı ile yorularak geçirmeyin. Şu sıralar sizin gereksinme duyduğunuz tek şey dinlenmedir. Doğumdan sonra vücudunuza baktığınızdaşaşıracaksınız. Karnınız küçülmüştür, memeleriniz kocaman, bacaklarınız ise kalın gelebilir. Doğumdan sonraki ilk günde hafif egzersizlerlebaşlayıp bunları yavaş yavaş arttırırsanız vücudunuz doğum öncesi formuna girecektir.

    Doğum sonrası sancıları:
    Doğumdan sonraki ilk günlerde ağrı duyabilirsiniz. Aklınıza takılan herşeyi doktorunuza yada hemşirenize sormalısınız. İlk günlerde özellikleemzirirken kasığınıza vuran ağrılar olabilir. Bunun nedeni, memeden uyarılan refleksle, rahmin eski haline dönmek için yaptığı kasılmalardır.Bunlar vücudunuzun normale dönmekte olduğunu gösterir. Bu ağrılar günler sürebilir. Kasılmalar çok şiddetli ise ağrı kesici alabilirsiniz.

    İdrara çıkma:
    Hamilelikte toplanan fazla suyu atmak için ilk günlerde sık idrara çıkma normaldir. Başlangıçta idrar yapmakta zorlanabilirsiniz, ancakdoğumdan hemen sonra idrarınızı yapmaya çalışmalısınız. İdarınızın gelmesi için kalkıp dolaşın. Ilık suda oturun, idrar steril olduğundansuya bırakabilirsiniz. Daha sonra yıkanın. Dikişleriniz varsa buradaki batma hissini gidermek için idrar yaparken dikişlerin üzerine ılık sudökebilirsiniz.

    Kanama:
    Doğumdan sonra en az iki hafta boyunca kanamanız olabilir. Bebeğinizi emziriyorsanız kanama daha çabuk sona erer. Başlangıçta kanamaaçık renkli ve çokçadır. Gittikçe azalarak rengi koyulaşır. İlk adete kadar kanama devam edebilir. Bunun için hijyenik kadın bağıkullanabilirsiniz. Hastalık etkenleri taşıma olasılığı nedeni ile içe yerleştirilen tamponlar önerilmez.

    Bağırsaklar:
    Doğumdan sonra bir iki gün tuvalete çıkma gereksinimi duymayabilirsiniz. Doğumdan sonra ne kadar erken ayağa kalkıp yürürsenizbağırsak hareketleride o kadar çabuk başlar. Bol su içip lifli besinler yiyin. Tuvalete gitme hissi geldiğinde hiç beklemeyin, ancak tuvalettekendinizi zorlamayın, ıkınmayın. Tuvaletinizi yaparken dikişlerinizin açılma olasılığı düşüktür, ama yinede üzerine temiz bir bez ilebastırabilirsiniz.

    Dikişler:
    Dikişler ilk günlerde ağrı yapabilir. Çoğu dikiş bir hafta içinde erir, dışta kalanlar düşebilir. İyileştirmeyi hızlandırmak için doğumdanhemen sonra pelvis kaslarını çalıştırıcı egzersizleri uygulayın. Ilık su içinde oturarak dikişleri temiz tutun. Yıkadıktan sonra iyice kurulayın.Bu amaçla ılık hava üfleyen saç kurutucu kullanabilirsiniz. Dikiş alanına buz torbası koyarak acıyı hafifletebilirsiniz.

    Doğum Sonrası Regl


    Doğum yaptınız ve ilk reglinizi hala olmadınız! Kaygılanmayın, çünkü doğum sonrasında regl görülmesi, bazı kadınlarda 6 hafta, bazılarında ise 1 yıldan daha uzun sürebiliyor. Üstelik reglin gecikmesiyle birlikte, hamile kalma riskiniz de artıyor.Emzirme bitmesine rağmen hala regl olmayanların kesinlikle doktora gitmesi gerektiğini belirtiyor.

    Kadın vücudu, her ay doğal bir şekilde olası bir gebelik dönemine hazırlanıyor. Kadınlar, yaklaşık 35 - 40 yıl süresince rutin olarak belli zaman aralıklarında regl oluyor. Bu zaman dilimi içinde kadın, ortalama olarak ayda 70 saat düzenli adet kanaması geçiriyor. Bu rutin gelişme, kadın hayatının sadece iki döneminde değişiyor. Bunlardan ilki gebelik dönemi, ikincisi ise emzirme dönemi. Bu dönemlerde regl kanamasının olmamasının nedeni ise, hipofiz bezi. Bu bez nedeni ile beyin ve yumurtalıklar tarafından, regl gelişiminin bastırılıyor.

    Regl nasıl gerçekleşiyor?

    Normal dönemlerde reglin nasıl gerçekleştirildiğini biliyor musunuz? İşte yanıtı: Rahim iç yüzeyinde her ay döllenmiş yumurtanın, gelip yapışmasına ve buradan beslenmesi için damarlanmasını sağlayacak bir tabaka oluşuyor. Eğer döllenme yoksa bu duvar görevini tamamlayıp yerini alttan gelen yeni dokuya bırakarak dökülüyor. Daha sonra rahimden dolayısıyla vücuttan dışarıya atılıyor. Her ay bu işlem aynı şekilde tekrarlanmasına menstürel siklus – adet düzeni denirken; işlevini yitirerek yerini yeni oluşan yapıya bırakıp dışarıya atılan bu dokuya da adet kanı, mentürasyon kanaması adı veriliyor. Adet kanaması süreci, adet kanaması ve akıntısının vücut dışına atılması. Bu, oldukça karışık bir süreç. Bileşik bir hormon grubu tarafından işareti verilen ve beyin tarafından kontrol edilen süreç, genellikle gebelik hariç, her ay gerçekleşiyor. Kadınlar, yeni bir yumurtanın oluşmasından önce adet görüyorlar. Bu işlemin dört aşaması var. Bir adet döngüsü ortalama 28 gündür fakat, bu kişilere göre değişiyor. Adet döngüsünün 25 –35 gün arasında olması normal kabul ediliyor. Adet döngüsü, çeşitli uzunluklarda olabiliyor. Yumurtlama dönemi ile adet kanamasının gerçekleştiği günlerin arası, yaklaşık 14 gün olmakla birlikte 11 ile 16 gün arası da olabiliyor.

    İlk regl için zamana ihtiyaç var

    Hamilelik sonrasında yeniden rutin regl kanamalarının başlaması, uzun bir dinlenme ve radikal hormon değişikliği sonrasında yaşanıyor. Hormonların tekrar faaliyete geçmeleri de çok kısa bir süre içinde olmuyor.

    Peki emzirmeyen kadınlarda regl kanamaları nasıl oluyor? Gebelikten sonra eğer kadın bebeğini emzirmiyorsa, regl en erken 2 hafta sonra başlıyor. Ancak ilk regl genellikle düzensiz oluyor. Doğum yaptıktan itibaren ortalama 6 hafta sonra ilk yumurtlama, 8 - 14 gün sonra da ilk regl başlıyor. Ancak şunu da unutmamak gerek. Doğum sonrası regl düzeni, ancak 2. ya da 3. regl döneminde normale dönüyor. Kadınların yüzde 20 ile 30´unda ilk regl kanamasından önce yumurtlama olmuyor. Bazı kadınlarda ise, ikinci regl dönemi çok kısa sürebiliyor. Ancak bunun için endişelenmek doğru değil. Çünkü üçüncü regl döneminde bu durum tamamen düzelebiliyor.Doç. Dr. Fıçıcıoğlu, sezaryen doğum sonrası görülen adet zamanının normal doğumdan farklı olmadığını belirterek şöyle devam ediyor: “Emzirme bitmesine rağmen 1 yıldır adet olamayan kadınlarda önce gebelik testi yapılmalı. Sonrada progesteron hormonu belli süre verilerek adet görmesi sağlanmalıdır. Buna rağmen görmezse inceleme derinleştirilir.”

    Emzirme dönemi ilk kanamayı geciktiriyor

    Bebeklerini emziren kadınların regl kanamaları, emzirmeyenlere oranla daha uzun süre gecikiyor. Bunun nedeni ise, bebek anneyi emdikçe göğüs uçlarının etkilenmesi ve süt yapımını sağlayan prolaktin hormonu düzeyinin yükselmesi. Bu da folikül gelişimini sağlayan hormonların salgılanmasını önlüyor. Eğer bebek düzenli bir şekilde emziriliyorsa, emzirme süresince foliküller dinlenmeye çekildiğinden, gebe kalma riski yüksek olmuyor. Yani, eğer bebek düzenli bir şekilde günde 5 defa yaklaşık 10 dakika kadar emziriliyorsa, yumurtlama bastırılıyor ve regl kanaması gecikiyor. Bilim adamları, prolaktin hormonunun emzirirken serpildiğini ve bu nedenle de reglin geciktiğini düşünüyorlar.
     
  18. _BEBISS_

    _BEBISS_ New Member

    Mesajlar:
    932
    Aldığı Beğeni:
    42
    Ödül Puanları:
    0
    puhahahaaha bune yaww:D:D:D:Delıne saglık kankımmm cocugum olursa bunları dıkkatlıcenek okıcam:D
     
  19. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    ben okudum biLem :D Lasım olar eLbett:D
     
  20. hayat_sevgi

    hayat_sevgi Active Member

    Mesajlar:
    877
    Aldığı Beğeni:
    85
    Ödül Puanları:
    28
    emell sagol kıs yengeme gereklı bu bılgıler:D
     

Sayfayı Paylaş