Hatay 31

Konusu 'Karış Karış Vatanım' forumundadır ve Blueway_17 tarafından 21 Ocak 2006 başlatılmıştır.

  1. Blueway_17

    Blueway_17 Active Member

    Mesajlar:
    159
    Aldığı Beğeni:
    29
    Ödül Puanları:
    28
    31 Hatay

    HATAY

    Yüzölçümü: 5.403 km²
    Nüfus: 1.109.754 (1990)
    İlçe sayısı: Hatay (merkez), Altınözü, Belen, Dörtyol, Erzin, Hassa, İskenderun, Kırıkhan, Kumlu, Reyhanlı, Samandağı, Yayladağı.


    Uygarlıklar beşiği olan Hatay, Batı ile Doğu Kültürünün kesiştiği, toplumların kültür alışverişinde bulunduğu bir coğrafyada yer almaktadır.


    Coğrafi konumu itibariyle önemli bir ticaret ve transit merkezi olan Hatay, geçmişte ve günümüzde, bir çok dinden ve inançtan insanın bir arada yaşadığı bir kültür merkezi konumundadır.


    COĞRAFİ DURUM
    Akdeniz Bölgesinde yer alan Hatay İlinin yüzölçümü 5403 km2dir ve il arazisi 350 52’ ile 370 04’ kuzey enlemleri, 350 40’ ile 360 35’ doğu boylamları arasında yer alır.
    Hatay ili doğusunda ve güneyinde Suriye, kuzeydoğusunda Gaziantep, kuzey ve kuzey batısında Osmaniye ve Adana, batısında ise Akdeniz ile çevrilmiştir.
    [​IMG]

    BAŞLICA AKARSULAR

    Hatay İli Asi Nehri, Karasu ve Afrin Çayı olmak üzere belli başlı 3 önemli akarsuya sahiptir.
    Asi Nehri Lübnan’dan doğar, Suriye’yi geçtikten sonra bir süre Türkiye-Suriye sınırını oluşturur. daha sonra bir yön değiştirerek Türkiye’ye girer. Antakya'dan geçtikten sonra Samandağ' da delta yaparak Akdeniz' e dökülür. Nehrin toplam uzunluğu 380 km, il sınırı içerisindeki uzunluğu 94 km. civarındadır.
    Karasu, Kahramanmaraş İli’nden doğar ve Afrin Çayı ile bugün kurutulmuş olan Amik Gölü yatağında birleşir ve bir kanalla Asi Nehri' ne dökülür. Karasu nehrinin uzunluğu 116 km.’dir.





    Afrin Çayı, Gaziantep’ten doğar Karasu ile eski Amik Gölü yatağında birleşir. 160 km. uzunluğundadır.
    [​IMG]

    Asi Nehri'nden Bir Görünüm
    İKLİM






    Akdeniz iklim kuşağında bulunan Hatay ilinde yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.
    Antakya Merkez, Dörtyol, İskenderun, Samandağ ilçelerinde kışlar ılık ve bol yağışlı, yazlar sıcak ve kurak geçer. Yayladağı' nda ve iç kesimlerde iklim kıyı bölgelerine oranla daha serttir. Ortalama yıllık sıcaklık 16-21 0C. arasındadır. Ortalama yıllık yağış miktarı 570-1160 mm. arasında değişmektedir.







    TARİHİ YERLER İLE KÜLTÜR VE TABİAT ZENGİNLİĞİ BULUNAN MEKANLAR

    Antakya Kalesi ve Surları: M.Ö. 300 yıllarında İskender’in generallerinden Seleucos I. Nikator tarafından kurulan Antakya Kalesi dünyanın önemli yapıları arasında yer alır. Sırasıyla Seleucoslar, Romalılar, Bizanslılar, Haçlılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından kullanılarak zamanımıza kadar gelebilmiştir. Sayısız depremler ve savaşlar sonucunda çok harap olmuştur.

    Bugün ayakta kalan duvarların büyük bir kısmı M.S. 6 yy’da Bizans İmparatoru Justinianus tarafından yapılmıştır. Kale duvarları ; Asi Nehri'nin kenarından başlayarak Silpius Dağları arasında dolanıp, Küçükdalyan’da tekrar nehre kavuşmaktaydı. Şimdi ancak Silpius Dağı üzerindeki kısımlar bulunmaktadır.

    [​IMG]St.Pierre Kilisesi:






    Antakya-Reyhanlı yolu üzerinde kente 2 Km uzaklıkta Habib Neccar Dağ'ı yakınındadır. Doğal bir mağara olup, eklemelerle Kiliseye dönüştürülmüştür. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St.Pierre (Aziz Petros) Antakya’ya M.S. 29-40 tarihleri arasında gelmiş ve Hristiyanlığı yaymaya çalışmış. İlk dini toplantının yapıldığı bu kilisede cemaat ilk kez Hristiyan adını almış. Hristiyanlığın ilk kilisesi olarak bilinir.

    Bu yüzden St.Pierre Kilisesi

    Bu mağara M.S. XII-XIII. yy.’larda Haçlılar tarafından ön cephesine yapılan ilave inşaat ile gotik tarzda bir kilise şekline çevrilmiş mağaranın tabanında tahrip olmuş bir şekilde M.S. 4 ve 5. Yüzyıllara ait mozaik kalıntısı vardır.
    Ayrıca bir altar, niş içinde mermer küçük St.Pierre’nin heykeli, kutsal sayılan su, saldırı esnasında cemaatın gizlice kaçmasına yarayan tünel bulunmaktadır.
    Ki1ise, 1963 yılında Papa VI. Paul tarafından Hristiyanlar için Hac yeri ilan edilmiştir.
    Her yıl 29 Haziran'da Katolik Kilisesince burada bir ayin düzenlenmektedir.




    [​IMG]Haron (Charonion) Kabartması ;
    St. Pierre Kilisesinin 200 m. kuzeyinde bulunan kabartmalar, kayalara oyulmuş dev bir büstle dikkat çeker. Büst başında örtü bulunan tamamlanmayan bir kadın portresini andırmaktadır. Kabartmalar I. Yüzyılda Antiochus zamanında bir veba salgını sırasında yapılmıştır.



    [​IMG]
    Demirkapı :
    St Pierre Kilisesi yakınından geçen Hacıkürüş Deresinden akan şiddetli selleri kontrol altına alabilmek için Habib Neccar Dağı ile Haçdağı’nı birbirinden ayıran derin ve dar vadi üzerinde yüksek ve sağlam bir duvar yapılmıştır. Şehir kapılarından biri de (Demirkapı) aynı zamanda sur görevi yapan bu duvar üzerindedir. St. Pierre Kilisesi yanından Demirkapı’ya gidilebilmektedir.






    [​IMG]
    Ortodoks Kilisesi (Aziz Piyer ve Aziz Paul Kilisesi) :

    Antakya’da Hürriyet Caddesi'nde bulunan Kilisenin yapımına 1860’lı yıllarda başlanmış, ancak 1872 depreminde büyük hasar görmüş, tekrar başlayan yapım çalışmaları 1900 yılında tamamlanmıştır.







    CAMİLER
    [​IMG]HABİB NECCAR CAMİ: Kurtuluş Caddesi ile Kemalpaşa Caddesi kavşağında bulunan camii, Hz. İsa’nın havarilarine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakyalı’nın adını taşımaktadır. Caminin Kuzeydoğu köşesinde 4 metre derinde Habib Neccar türbesi vardır.
    Bu günkü cami Osmanlı dönemi eseridir. Etrafı medrese odaları ile çevrili cami avlusundaki şadırvan 19. yüzyıl eseridir.


    ULUCAMİ: Köprü yakınında bulunan ve yapıldığı dönem itibariyle Antakya’nın en eski camisi olan Ulu Cami’nin Memlük dönemi eseri olduğu sanılmaktadır. Kitabesinde Hicri 1117 tarihi bulunmaktadır. Kitabesinden caminin ve minaresinin çeşitli dönemlerde tamir edildiği anlaşılmaktadır.
    ŞEYH AHMET KUSEYRİ CAMİİ VE TÜRBESİ : Antakya-Yayladağı güzergahında, Antakya’ya 25 km. uzaklıkta bulunan Şenköy’dedir. Osmanlı döneminde yaşamış bir veli olan Şeyh Ahmet Kuseyri’nin türbesi ve aynı avluda bulunan cami 16. yüzyıl eseridir.
    [​IMG]SOKULLU MEHMET PAŞA KÜLLİYESİ : Payas’tadır. Külliyenin tamamı Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Sinan’a 1574 yılında yaptırılmıştır. Külliyede bulunan bölümler : Mutfak, Külliyeye ait iki çeşme, Kervansaray, Bedesten, Hamam, Sıbyan Mektebi.
    Ayrıca külliye dışında köprü, Cin Kulesi gibi yapılar ve Kubbe Dede Türbesi vardır.

    KANUNİ SÜLEYMAN HANI : Belen’dedir. 1549 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Günümüze camii ve hamam faaldir. Han'ın ise kalıntıları kalmış, kısmen restore edilmiştir.


    [​IMG]
    SU KANALLARI : Seleukos ve Roma dönemlerinde Harbiye çağlayanlarından Antakya’ya su getirmek için yapılan 10 km. uzunluğundaki kanalların ve köprülerin kalıntılarını bugün de görmek mümkündür.
    Bunların en belirgin bölümleri Harbiye-Antakya arasındaki kalıntılar ile Antakya’da Devlet Hastanesi yakınlarında bulunan “Memekli Köprü”dür.
    [​IMG]


    ÇEŞMELER : Antakya içinde yer yer bazı binaların bitişiğinde ya da duvarlarına yapışık olarak yapılmış eski taş çeşmelere rastlanır. Bunlardan bir kısmı 19. yüzyıldan kalmıştır. Büyük bir kısmı ise 20. yüzyıl başlarında yapılmıştır ve “Zugaybe Çeşmesi” adıyla anılırlar. Suyu 1. Dünya Savaşı yıllarında Dursunlu Köyü yakınlarından imece usulü ile getirilen bu çeşmeler şahıslar tarafından yaptırılmıştır.


    HANLAR VE HAMAMLAR : Antakya içinde en eski ve sayıca çok olan yapılar hanlar ve hamamlardır. Bunların hemen hepsi Vakıf eserleridir. Cindi Hamamı (Memluk dönemi), Saka Hamamı, Meydan Hamamı, Yeni Hamam (Osmanlı dönemi) halen çalışan tarihi hamamlar ve Kurşunlu Han, Sokullu Hanı (Saka hamamı yanındadır ve 18. yüzyıldan itibaren Sabunhane olarak kullanılmıştır.) dönemlerinin nadide birer eseri olan hanlardır. Sokullu Bedesteni de kısmen ayaktadır (Ulucami yanında)


    [​IMG]
    HATAY ARKEOLOJİ MÜZESİ

    Hatay’da ilk bilimsel kazı çalışmaları 1932 yılında başlamıştır. Çalışmaların ilk yıllarında çeşitli ve kıymeti büyük olan tarihi eserlere rastlanması bir müze kurulması fikrini doğurmuştur. O yıllarda Fransız idaresinde bulunan Hatay’da M.Mişel Booşer tarafından hazırlanan bir proje ile çıkan eserlere göre bir müze hazırlanmıştır. 1939 yılında tamamlanan müzede 3 ayrı bilim heyetinin yaptığı hafriyatlar sonucunda çıkan eserler toplanmıştır. Bunlar ;







    1- Chicago Oriental Institute 1933-1938 yılları arasında Amik Ovası'nda Cüdeyde,Dehep, Çatalhöyük ve Tainat’ta çalışmıştır.



    2- British Museum adına Sir Leonard Wolley 1936’da Samandağ El Mina mevkiinde 1937’den 1948 senesine kadar aralıklarla Atçana höyüğünde hafriyat yapmışlardır.
    3- Princeton Üniversitesi de Antakya civarında araştırma kazıları yapmışlardır. Müzenin esas zenginliği temin eden mozaikleri çıkaran bu heyettir.





    Müze 23 Temmuz 1948’de Hatay’ın kurtuluş bayramında ziyarete açılmıştır.
    1974 yılında Müzeye yeni salonlar eklenmiştir. Müze yöredeki kazılardan elde
    edilen çeşitli tarihi eserlerin yanında Dünyanın 2. Büyük Mozaik Müzesidir.
    Müzede ; 18.100 parça Arkeolojik eser, 1.050 etnografik eser, 13.820 sikke, 1.347 mühür olmak üzere toplam 34.317 eser bulunmaktadır.
    Müzedeki Mozaikler 2. ve 5.yy'lar arası Roma ve Bizans dönemlerini kapsayıp, mitolojik olaylar ve kişiler sembolize edilmektedir.


    [​IMG]Antakya Lahiti : Antakya Lahiti, arkeoloji literatüründe “Sidemara Tipi” olarak adlandırılan lahit grubuna girer. “Sidemara”, Konya Ereğlisi sınırlarındaki Ambararası Köyü’nün antik dönemdeki adıdır. İlk kez buradan çıkarılan bir lahit, bu gruba adını vermiştir. Lahidin yapıldığı mermerin Afyon yöresinden Synnada (Şuhut) ve Dokimeion (İscehisar) mermer yataklarından çıkarılmış olduğu saptanmıştır. Bu nedenle lahidin Afyon yöresindeki mermer atölyelerinden birinde yapıldığı düşünülmektedir.
    Sidemara Tipi lahitler, Roma Dönemi’nde moda olmuş, Anadolu’nun birçok yöresinde kullanılmıştır. Bu tip lahit örnekleri İstanbul, Konya ve Ankara Müzelerinde bulunmaktadır.


    Sanduka ve kapaktan oluşan lahit, Antakya Merkez, Harbiye Caddesi, Kışlasaray Mahallesi, 487 parseldeki sit sahası içinde bir temel hafriyatı sırasında bulunmuştur. Sandukanın uzunluğu 247 cm., genişliği 122 cm., yüksekliği 120 cm.’dir.
    Lahit içinde Alpin ırkından olduğu anlaşılan biri erkek, ikisi kadın olmak üzere 3 erişkin iskeleti ile bazı küçük buluntular ele geçirilmiştir. Atölyelerde heykeltraşlar lahitleri kendi istekleri doğrultusunda ve belli şablonlar kullanarak mitolojik motiflerle süslemişlerdir.


    Sanduka iki dar, iki geniş cephesi ile kapak, heykeltraşlık eserleri ile bezenmiştir. Lahitteki tüm figürlerin arka formunu oluşturan ve kompozisyonun simetrisini sağlayan aedicula’lar, mimari süslemeler, burmalı sütunlar bu tür lahitlerin tarihlendirilmesinde önemli bir ipucu verir. Lahit, stil özellikleri ve lahit içerisindeki sikkeler yoluyla İ.S. III. yüzyılın ortalarına tarihlendirilmiştir.

    [​IMG]Barlaam Manastırı :Yayladağı ilçesi Keldağ üzerindedir. Keldağ hem Seleukos döneminde, hem de Roma döneminde kutsal yerlerden biriydi. O dönemlerde burada bir Dorik tapınak vardı. (M.Ö. 3. yüzyıl). M. S. 4. yüzyılda St. Barlaam buraya gelerek Zeus Heykelini yıkmış ve bir keşişler topluluğu oluşturmuştur. 6. Yüzyıl başlarında Manastırın güneydoğu köşesinde bir kilise yapılmış, 526 depreminde bu kilise yıkılmıştır. 960-1050 arasında yeniden yapılan Manastır 1268 yılına kadar faaliyetini sürdürmüş, daha sonra terk edilmiştir.









    [​IMG]St. Simeon Stilit Manastırı : Milattan sonra 6. yüzyılda yapılan bu Manastır Antakya’lı St. Simeon’un bir sütun üzerinde 40 yıl yaşadığı yer olarak ün yapmıştır. Antakya-Samandağ yolu ile Asi Irmağı üzerinde bulunan manastır kalıntılarına, Değirmenbaşı Beldesi'nden ayrılan bir yoldan gidilir. Yol Manastır kalıntılarına kadar ulaşır. Bu kalıntılar, Aknehir Beldesi sınırları içinde 479 m. yüksekliğindeki bir tepe üzerindedir.

    St. Simeon Manastırı, kısmen sağlam oyulmuş kayalardan dik açılı duvarlarla kuşatılmıştır. Manastırın sekizgen merkezi etrafında 3 kilise ile bazı yapılar ve St. Simeon sütunu bulunmaktadır. 3 giriş kapısı vardır. Doğu batı ekseni bir haç şeklindedir.

    St. Simeon Stilite ömrünün 45 yılını bir sütunun tepesinde yaptırdığı örtülü ve korunaklı bölümde geçirmiş ve bu süre Guinnes Rekorlar Kitabı'nda yer almıştır.









    [​IMG]
    Kızlar Sarayı (Kasr El Banet)








    Reyhanlı-Halep asfaltı üzerinde (tampon bölgede) bulunmaktadır. Bu sarayın bölgeyi kontrol altında tutan bir merkez olduğu ve Bizans devrine ait olduğu sanılmaktadır. Saray girişine iki taraflı kesme iri blok taşlardan oluşan bir geçitten girilmektedir. Giriş kısmı yıkılmıştır. Orta kısmında yüksek kare planlı bir kule bulunmaktadır. Kule yıkılmaya yüz tutmuştur. Kulenin kuzey tarafında çeşitli oda kalıntılarına rastlanılmıştır. Bu odalarının sarayı koruyan askerler tarafından kullanıldığı düşünülmektedir. Kulenin doğu tarafında nişler içerisine yerleştirilmiş 8 adet sonradan tahrip edilmiş mezar kısımları ile su deposu alanı mevcuttur. Bu kısmın örtü sisteminin düz dam olduğu taşlar üzerindeki ahşap atıl deliklerinden anlaşılmaktadır. Kulenin güney tarafında kilise kalıntısına rastlanmıştır.
    Kızlar Sarayının bütününde malzeme olarak kesme büyük blok taşlar kullanılmıştır. Ayrıca mezarlık kapısı girişinde bir Latin haçı ile rozet motifi yer almaktadır. Kilisenin güney cephesindeki kapı üzerinde alçak kabartma halinde akanthos yaprağı motifi vardır.

    [​IMG] Harbiye (Daphne) Tarihçesi
    Hatay’ın çağlayanlar bölgesi olan Harbiye, 6 km.’lik bir yolla Antakya’ya bağlanır. Şelaleleri ile çok serin olduğundan yerli ve yabancı turistlerin ziyaret ettiği bir mesire yeridir. Platonun güneyinden fışkıran kaynaklar, çeşitli şelaleleri meydana getirdikten sonra Asi Nehrine karışırlar. Bu şelalelerin Antik çağdaki isimleri Kastalia, Pallas ve Saramanna’dır.
    Harbiye’de yapılan arkeolojik araştırmalardan anlaşılacağı üzere, kazı neticesinde elde edilen buluntulardan M.Ö. 4500-3000 tarihinden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir.

    Hellenistik ve Roma devrinde zengin halk kesimi, Antik çağda da bir mesire yeri olarak kullanılabilmesi için büyük malikaneler ve villalar yaptırmışlardır. Makedonya Kralı büyük İskender’in generallerinden I. Seleucus Nikator Antakya’yı kurarken burayı da imar etmeyi ihmal etmemiştir.
    Asıl gelişme Helenistik devri krallarından Antiochus Epiphanos zamanında olmuştur. Bu devirde Apollon mabedi inşaa edilmiştir.
    Roma çağında ilk önce İmparator Pompeus imara başlamış daha sonra diğer imparatorlar tarafından hamamlar, büyük villalar inşaa edilmiştir.
    Antik çağda bütün Yakındoğu’da Apollo adına düzenlenen yarışlar ve oyunlarla ün kazanan bu yer 1268’de Memlukluların eline geçtikten sonra bir daha eski parlak dönemine erişememiştir.


    Çevlik (Seleukeia Pieria)’nin tarihçesi : Antakya’nın 35 km batısında, Musa Dağı'nın güneyinde kurulmuş antik şehirdir. Bu bölgede ilk iskan M.Ö. 4500 yıllarına kadar iner. Bütün dünyaca bilinen tarihi Seleukoslarla başlar. Büyük İskender'in ölümünden sonra generalleri arasında paylaşılan ve burayı da içine alan topraklar generallerinden Seleucus’a kalır.

    [​IMG]
    Çevlik'ten Bir Görünüm




    Seleukoslar merkezleri Babil olmasına rağmen buradan Akdeniz’e hükmetmek istiyorlardı. Bunun güçlüğünü anlayan İmparator önce burayı devletinin başkenti yapmayı düşündü. Ancak her an denizden saldırıya uğraması mümkün ve savunması güç olan bu şehri başkent yapmaktan vazgeçerek Antakya’ya yöneldi.
    Roma egemenliğine geçtiğinde de önemi daha da artmıştır. Daha sonra Bizans hakimiyetine geçmiştir. Bu dönemde liman eski önemini kaybetmiştir.
    Seleukeia Pieria şehri aşağı ve yukarı şehir olmak üzere iki kısımdan kurulmuştur. Yukarı şehir deniz seviyesinden 300 metredir. Burada büyük malikaneler, mabetler ve resmi binalar bulunmaktadır. Aşağı şehir liman ve çevresinde kurulmuştur. Aynı zamanda burada büyük bir hamam ve küçük bir tiyatro bulunmaktadır.
    Şehrin ÇARŞI’ı ve EL-MİNA ismini taşıyan iki kapısı bulunmaktadır. Şehrin tamamı bir surla çevrilidir.
    Buluntular:
    1-Titus Vespasianus Tüneli
    2-Beşikli Mağara
    3-Dor Mabedi


    Titus Vespasianus Tüneli : Seleukeia Pieria antik kentininin aşağı şehir kısmında bulanan tünel İ.Ö. I. yüzyılda yapılmıştır. Samandağ en canlı günlerinde dağlardan inerek yaşamı tehdit eden sel ve taşkınlarla baş etmek durumundaydı. Nitekim akıntıların sürüklediği toprak limanı kullanılmaz duruma getirmişti. Bunun üzerine Roma imparatoru Vespasianus şehrin etrafını dolanacak, böylece akıntıların yönünü değiştirecek bir tünelin yapımını emretti. İnşaat İ.S. 69 da başladı, İ.S. 81 yılında halefi ve oğlu Titus tarafından bitirildi. Tümüyle dağ içine oyulan tünel 1380 m. uzunluğunda, 7 m. yüksekliğinde, 6 m. genişliğindedir.
    Tünelin her iki ucunda Vespasianus’a ait kitabe bulunmaktadır.

    [​IMG]
    Titus Vespasianus Tüneli

    Kaya Mezarı ve Beşikli Mağara: Titus tünelininin yakınındadır. Yolu tünelin girişinden ayrılır. Geniş alana yayılan mezarlık, kayalık yamaçlara oyularak yapılmıştır. Mezarlarda Romalılara ait 12 adet Kral mezarı bulunmuştur. Kral ailesine ait mezarların yanı sıra halka ait olanlarda vardır. Nekrepolun hemen yukarısında o dönemde resmi daire olarak kullanılan çalışma odalarının kalıntıları mevcuttur.
    [​IMG]





    Dor Mabedi :
    Tümüyle beyaz mermerden yapılan mabedin kalıtları Kapısuyu Köyü’ne giden yolun 2. km.’sinde bulunur.
    Bir zamanlar Seleukeia kentinin merkezinde yer almış, kral mabedi olarak tüm şehri görecek şekilde inşaa edilmiştir. Tapınaktan geriye sütun parçaları, başlıklar mermer altlıklar, büyük temel taşları kalmıştır.


    Aççana (Alalah) Hitit Saray Harebesi : Antakya - Reyhanlı Karayolunun 22. Km.’sinde yolun sağında yer almaktadır. M.Ö. 19 ve 15. yüzyıllara ait iki saray kalıntısı mevcuttur. Aççana Höyüğü Antik (Alalah) şehrinin kalıntısıdır. İlk iskan M.Ö. 3400 yılında başlamıştır. Mısırlılar, Mitaniler, Mezopatomya devletleri ve Etiler gibi kavimlerinin de yerleşim alanı olarak kullandığı 17 yerleşme tabakası mevcuttur. 4. 7. tabakalarında büyük saraylar vardır. En eski saray 7. Tabakalarda Babil Kralı Hammurabi ile çağdaş Yamhat ve Hitit Prensi Yarım-Lim tarafından inşaa edilmiş olanıdır. Bu saray M.Ö. 18. Yüzyıla aittir.

    M.Ö. 15. yüzyıla ait 4. tabaka sarayı bu sarayın hemen bitişiğindedir. Kral Nigme- Pa’ya Aittir. Saraylar taş temeller üzerine kerpiçle inşaa edilmiş olup daireler bir iç avlunun etrafında sıralanan mekanlar dizini halindedir.




    [​IMG]İssos Harabeleri : Erzin ilçesi sınırları içinde Adana yolu ile deniz arasında Seleukos döneminden Epiphania kentine ait olan ve “İssos Harabeleri” olarak bilinen su kemerlerinin kalıntılarıdır.



    Danaahmetli Köprüsü : Kırıkhan Ovasında, Karasu Nehri üzerinde 6 gözlü bir taş köprüdür. Köprünün 16. yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır.


    [​IMG]Demirköprü:Antakya-Reyhanlı yolunun 20. Kilometresinde aynı adla anılan köyde, Asi Nehri üzerinde bulunan bu taş köprü yıkılan Antakya köprüsünün bir benzeridir. Ortaçağda bu köprü bölgenin en önemli geçitlerinden ve Antakya’nın savunmasında büyük rol oynayan yerlerden biriydi.

    Köprünün iki ucunda da kuleler ve kapılar vardı. Osmanlı döneminde burada derbent teşkilatı vardı ve geçiş ücretliydi. Kuleler 1837 yılında depremde yıkılmıştır. Köprü halen sağlamdır.



    KALELER
    [​IMG]Koz Kalesi (Kürşat Kalesi) : Aynı adla anılan köyün yakınındadır. Eski çağlarda kullanılan ve Altınözü tarafından gelip Harbiye’den geçerek Antakya’ya giren Kuseyr yolu üzerindedir. Bu kalenin Antakya’nın güney bölgesini emniyet altına almak amcıyla Antakya Prensliği döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Antakya Latin Patriğinin de ikamet ettiği yer olan kale, 1268 yılında Baybars tarafından kuşatma sonucunda teslim alındı. Bir tepeyi içine alacak şekilde yapılan kalenin sadece büyük blok taşlarla inşa edilmiş olan yarım daire şeklindeki iki burcu ayakta olup, diğer kısımları harap ve belirsiz durumdadır.

    [​IMG]Bakras Kalesi : Aynı adla anılan köyün hemen üst tarafındadır. Köyün yolu Antakya-İskenderun yolunun 27. Km.’sinden ayrılır. Yolun batısında, dağların arasında sarp bir tepe üzerine yapılmıştır. Strabon’un bu kaleden bahsettiğine bakılırsa, tarihi çok eski olmalıdır. Kale önceleri Belen geçidinin girişini, Antakya kurulduktan sonra ise Seleukos başkentini koruma gayesine hizmet etti. Haçlılar döneminde de, Antakya Prensliği’nin kuzeyde en önemli savunma noktasıydı.

    Birkaç defa el değiştirdikten sonra Templier Şövalyeleri’nin eline geçen kale 1268 yılında Baybars tarafından kuşatılarak zaptedildi. Birkaç katlı ve bir alay askeri barındıracak büyüklükte olan kale genel olarak harap olmaya yüz tutmuş olmakla birlikte, birçok mekanları sağlam durmaktadır.


    Karamurt Hanı : Antakya-İskenderun yolunu Bakras’a bağlayan yolun ortasına rastlar. Osmanlı döneminde kullanılan anayol üzerindedir. Kanuni Sultan Süleyman Belen’le birlikte burada da bir han yaptırmıştı. Zamanla bu han harap oldu. 1704 yılında enişte Hasan Paşa aynı yerde büyük bir han yaptırdı, derbent teşkilatı kurdurdu. Hanın yaşaması için kendi adına bir de vakıf oluşturdu. Bu handan günümüze sadece birkaç duvar kalmıştır. Han yakınındaki tek gözlü köprü ise halen kullanılmaktadır.


    [​IMG]
    Payas Kalesi

    Payas’ta Sokullu Külliyesi'nin batısındadır. Burada eskiden harap bir kale vardı. Sahilde inşa edilen Payas Limanı ile tersanenin güvenliği için 1567 yılında kale ve hendeği tamamen sökülerek yeniden yapıldı, yapımı 1571 yılında tamamlandı. Son yüzyıl içinde hapishane olarak kullanıldı.











    [​IMG]
    Cin Kulesi

    Kale ile liman arasında, hemen aşağıdaki limanı korumak için 1577 yılında inşa edilmiştir. Eskiden “İskele Kalesi” adıyla anılan bu yapı 360 derecelik görüş alanına sahip bir karakol kulesidir.








    Sarıseki Kalesi : İskenderun - Payas arasında eski anayol güzergahı üzerindedir. Hellenistik dönemde veya Haçlılar döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Harap haldeki kalenin Yavuz Sultan Selim döneminde yeniden yapımına başlandı, ancak Kanuni Sultan Süleyman döneminde tamamlanabildi. Kısmen ayakta olan kale halen askeri bölge içindedir.

    Şalan Kale : Nur (Amanos) Dağları üzerinden aşarak İskenderun Körfezi ile Kırıkhan Ovasını birbirine bağlayan eski dağ yolu üzerinde, Değirmendere yakınlarında sarp bir tepe üzerindedir. Harap halde ve sadece birkaç duvarı ayakta olan kalenin Haçlılar dönemine ait olduğu ve yolun güvenliği için yapıldığı sanılmaktadır. Kaalee Şuğlan, Çivlan, Şıvlan gibi adlarla da anılır.








    [​IMG]Darbısak Kalesi ve Bayezid Bestami Makamı : Kırıkhan’ın kuzeyinde Alaybeyli Köyü’nün hemen önünde bir tepe üzerindedir. Bu kale Antakya Haçlı Prensliği döneminde yörenin önemli kalelerinden biri idi. Hem İskenderun Körfezinden gelen dağ yolunun doğu girişinin, hem de Belen geçidini kuzey girişinden güvenliğini sağlıyordu.

    1268’de Baybars tarafından alındıktan sonra önemini yitiren Kale uzun süre terk edilmiş halde kalmış, 19. yüzyıl sonlarında burada Karamürselzade Mustafa Şevki Paşa tarafından İslam evliyalarından Bayezid Bestami adına bir cami ve ziyaret yeri yaptırılmıştır. Kalenin bazı bölümleri kısmen ayaktadır. Cami ve Bayezid Bestami’nin makamı her yıl binlerce ziyaretçi tarafından ziyaret edilir.





    GELENEK VE GÖRENEKLER




    EVLENME GELENEĞİ
    Evlenmelerde, toplumsal konum, geçim düzeyi ve etnik ayrılıklar belirleyici etkenler arasındadır. Antakya, İskenderun gibi merkezlerde bu anlayış büyük ölçüde değişmekle birlikte, öbür ilçeler ve kırsal kesimde etkisini sürdürmektedir. Genelde görücü yöntemi yaygındır. Görücü gidilen kızın yanında, ailesinin de özellikleri soruşturulur. Olumlu sonuç alınırsa, babası, birkaç kişi ile kızı istemeye “Dünürlüğe” gider. Bu “Söz Kesimi” anlamındadır, nişan-düğün tarihleri çeyiz, başlık kararlaştırılır. Başlık, Antakya’da “Hak”, Reyhanlı’da “Kan Parası”, Samandağ’da “Besleme Hakkı” diye adlandırılır. Nişan salonda değil ise kız evinde yapılır. Kadın-erkek eğlenilir. Kimi yerlerde ise mevlit okutulur.
    Düğün genellikle pazar ya da perşembe günü yapılır. Kentlerde nikah çağrısı, kasabalarda ise “Okuntu” gönderilir. İskenderun’da “Maşta” denen kadın, kapı kapı gezerek düğüne davet eder. Düğünden bir gece önce kına gecesi yapılır. Aynı gün gündüz gelin hamamı yapılır.
    Düğün günü kız evinde yüksek bir ağaca bayrak çekilir. Düğünler genellikle yemekli olur. Bir hafta öncesinden ekmek açılır, etli yemekler ağır basar, konuklara yörede “Tini” denen incir rakısı sunulur. Kına gecesi, kız evine getirilen çeyiz, kız evininkiyle birlikte oğlan evine gönderilir. Gelin odasında sergilenir. Ertesi gün düğün alayı gelin almaya gelir. İkindiye doğru, gelin arabaya bindirilir. Anası ve kız kardeşi de yanında oturur. Alay, gelin arabasının arkasından gelir. Gelinin kapısına eve bağlı olsun diye bir topak hamur yapıştırılır.
    Ertesi gün, İskenderun ve Yayladağı'nda “Süpha Günü” diye adlandırılır. Kadınlar çeşitli armağanlarla gelin görmeye gider. Birkaç gün sonra kız evine gidilir, akrabalar yemeğe çağrılır.


    DOĞUM VE ÇOCUKLA İLGİLİ GELENEKLER

    Yakın yıllara değin, bağ, bahçe ve tarla tarımı Hatay’ın başlıca geçim kaynağıydı. Çocuk ailenin işgücünü oluşturuyordu. Geçmişte 6’dan az çocuğu olanların kınandığına rastlanmıştır. Erkek çocuğa daha çok önem verilir.

    Çocuğu olmayanlar yatıra gider, mum diker ve adak adar. Doğumda çocuğun göbeğini kimi yerlerde gelinin kaynanası ya da eltisi keser. Çocuk doğar doğmaz yıkanır, terlememesi, ter kokmaması için tuzlanır. Çocuğun yaşaması dileğiyle, erkek çocukların saçları kesilir, tepede bir tutam bırakılır. Uzadıkça çevresi kesilir. Bu yedi yaşına kadar sürer sonra adağın yapıldığı yatıra gidilir, saç törenle kesilir.

    Yörede, diş hediği geleneği yaygındır. Bir kalbura Kur’an, ayna, makas, kitap ve altın konur. Çocuk da bunların üstüne oturtulur. Cuma selası verilirken, kaynatılan hedik, çocuğun başından dökülür. Dişleri sağlam olsun diye, sağlam dişli birinin ağzına aldığı hedik ipliğe dizilir, çocuğun omuzuna iğnelenir.

    YÖRESEL EL SANATLARI


    Sanayileşme ve Kentleşmeyle birlikte Hatay'da dokumacılık ve İşlemeciliğe dayalı el sanatları yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. Günümüzde küçük çapta sürdürülen el sanatları ipek dokumacılığı, ağaç oymacılığı, hasır örmeciliği, taş işlemeciliği ve defne yağı kullanılarak yapılan defne (gar) sabunu yapımıdır.

    [​IMG] İpek dokumacılığı Samandağ ve Harbiye yöresinde aile işletmelerinde sürdürülmekte olup, büyük ilgi çekmektedir. Harbiye'de eski uygarlıklara ait tarihi eserlerin taklitleri taş üzerine işlenerek üretilmekte ve pazarlanmaktadır.

    Altınözü'nün Paslıkaya ve Antakya'nın Sofular Köyünde üretilen sap ve hasır örme işleri turistler tarafından çok ilgi çekmektedir. Özellikle hasır tabak ve tepsiler Hatay'ın simgesi haline gelmiştir.
    Ağaç işlemeciliği ildeki köklü zanaatlardandır. Mobilyacılığa bağlı olarak gelişmiştir.

    HALK MÜZİĞİ VE HALK OYUNLARI

    Hatay Türküleri : Çukurova bozlaklarının etkilerini taşıyan Hatay türküleri genel olarak Gâvur Dağı yöresi özelliklerini yansıtır. Yörede söylenen uzun havalar ya Gâvur Dağı ve Barak ağzı uzun havaları, ya da bunların etkilerini taşıyan özgün ezgilerdir. Yaygın olarak söylenen uzun havalar genel olarak Hüseyni makamı ile bu makama akraba makamlardır.

    Halk müziği yönünden Antakya türkülerinin diğer ilçelerden farklı bir yapısı vardır. Türk Sanat Müziği karakteri taşıyan ve bu müziğin makam sisteminden büyük ölçüde etkilenen Antakya türküleri özellikle kupleler arasındaki uzun, birkaç ölçü devam eden “aaah” ya da “amaan” gibi sözcüklerle dikkati çeker (Örnek: Altın Tasta Gül Kuruttum).

    Antakya’da eskiden bahar aylarında halk doğaya açılır (sahraya çıkar), yeşillik, ağaçlık yerlerde salıncaklar kurarak eğlenir, türküler söylenirdi. Bu sırada salıncakların salınımına uygun olarak (2/4’lük, 4/4’lük ritimde) söylenen türkülere “sallangaç türküleri” adı verilirdi. Ayrıca düğünlerde, kadınlar dışarıda oynamadıkları için kapalı yerlerde kendi aralarında eğlenir, oynarlardı. Bu eğlence sırasında darbuka veya bakır leğen çalarak çoğunluğu doğaçlama olan oyun türküleri söylerler, türkülerden sonra “ha ha” lar söyleyip bunun ardından zılgıt çekerlerdi.

    Başlıca Türkülerin Adları :
    1- Gül Kuruttum 13- İki geyik bir derede
    2- Hanım arabaya binmiş 14- Derelerde biter haşiş
    3- Tütüncüden tütün aldım 15- Yüksek minarede
    4- Aman aman Bağdatlı 16- Ninam
    5- Gemi gelir aka aka 17- Elmas dolu çekmece
    6- Hekim başı 18- Samancılar saman çeker
    7- Lofçanın altında kuyu 19- Altın tasta gül kuruttum
    8- Pınara vurdum kazmayı 20- Berber
    9- Meryem 21- Cemal
    10- Kına havası 22- Atladım indim eşiği
    11- Yaprak gazellendi 23- Bağdadın hamamları
    12- Hasan dağı 24- Eli elime değdi


    Hatay Halk Oyunları :

    Hatay’da oynanan oyunlar halay grubuna girer. Yöremizde davul, zurna, def, zil, argun ve dümbelek ile çalınıp oynanan bu oyunlarda daha çok karakter olarak aşk, sevinç, taklit ve ağıt (dertlenme) konuları işlenir. Hatay oyunları Adana, Gaziantep yöreleri ile benzerlik gösterir. Ayrıca yörede çerkez oyunları {Çeçen, Aspura, Kafe, Rig (Viğ) gibi} da oynanmaktadır.

    İlimizde halen oynanmakta olan başlıca halk oyunları şunlardır :

    1- Halebi 9- Deliarap
    2- Kaba 10- Kırıkhan
    3- Küllük 11- Hizmeli
    4- Koyser 12- Zennube
    5- Garibin ayağı 13- Arci
    6- Şerci 14- Yağlık kenarı
    7- Rişko 15- Eli elime değdi
    8 -Havuş 16- Bağdat’ın hamamları

    HATAY'IN ANAVATANA KATILIŞI VE SONRASI

    23 Haziran 1939 günü Türkiye ile, sembolik te olsa Milletler Cemiyeti yasasına göre mandaterlik sıfatı devam etmekte olan Fransa arasında, Fransa’nın bölge üzerindeki yetkilerinin Türkiye’ye devrini sağlayan “TÜRKİYE İLE SURİYE ARASINDA TOPRAK MESELESİNİN KESİNLİKLE ÇÖZÜMÜNE İLİŞKİN ANLAŞMA” imzalandı. Hiç bir gizli maddesi olmayan ve geleceğe yönelik hiç bir hüküm içermeyen bu anlaşmaya göre Fransa, işgalle ele geçirdiği ve Milletler Cemiyeti kararıyla mandater tayin edildiği bölge üzerinde kendisine tanınmış olan tüm hak ve yetkileri hukuki yoldan ve kayıtsız şartsız Türkiye’ye devrediyor, Türk hükümeti Fransız uyruklulara ait olan Suriye ve Lübnan Bankası, Reji idaresi, Elektrik Şirketi, İskenderun Liman Şirketi, telefon şebekesi gibi kuruluşları, bedelini nakten ödeyerek satın aldı. Bundan sonra Hatay’ın Türkiye’ye katılmasının önünde hiç bir engel kalmamıştı.

    Anlaşmanın imzalandığı haberi Hatay’a ulaşınca resmi dairelerden Hatay Devleti bayrakları indirildi, yerine Türk Bayrakları çekildi. Şehir Türk Bayrakları ile süslendi.

    28 Haziran 1939 günü Hatay Hükümetinin bakanlıkları lağvedildi. Bakanların görevi sona erdi. Türkiye Başkonsolosluğu da faaliyetine son verdi. Bütün yetkiler Cevat Açıkalın’da toplandı.



    Hatay Devleti’nin sona ermesi ve Türkiye’ye Katılış :

    Bu gelişmelerden sonra Hatay Millet Meclisi başkanlığı Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdı. 29 Haziran 1939 günü günü saat 16:00’da toplanan Mecliste “Türk camiasının ayrılmaz bir parçası olan Hatay’ın anavatana kavuştuğunu bir kararla tespitini” isteyen 39 imzalı önerge üzerinde konuşmalar yapıldı. Sonuçta, önerge ve Abdulgani Türkmen’in “Hatay Millet Meclisinin dağılmasına” dair teklifi oybirliği ve alkışlarla kabul edildi.

    Böylece Hatay Devleti kendi arzu ve iradesiyle kendi varlığına son vererek Türkiye’ye katılmış oluyordu.

    Devlet Reisi Tayfur Sökmen ve Başvekil Dr.Abdurrahman Melek 2 Temmuz 1939 günü Hatay’dan ayrıldılar.

    Bundan sonra, imzalanan anlaşma esaslarına göre, Antakya Kışlası’nda sembolik olarak bulunan Fransız birlikleri Hatay’dan taşınmaya başladı. Taşınma işlemi 23 Temmuz 1939’a kadar tamamlanacaktı. Hatay anlaşmasında Hatay Devleti uyruklu olanlara Türkiye veya Suriye uyruklarından birini seçmeleri için süre tanındığından, Suriye uyruğunu geçenler göç ettiler. Bu arada Suriye ve Türkiye temsilcilerinden oluşan ortak sınır komisyonu bugünkü sınırı belirledi.

    7 Temmuz 1939 tarih ve 3711 sayılı Kanunla Hatay Vilayeti kuruldu ve Seyhan’dan Dörtyol kazası, G.Antep’ten Islahiye’ye bağlı Hassa nahiyesi (kaza olarak) alınarak Hatay’a bağlandı.
    [​IMG]
    Emniyet Genel Müdürü iken Hatay Valiliğine atanan Şükrü Sökmensüer 18 Temmuz 1939 günü Hatay’a geldi. 19 Temmuz günü Fevkalade Murahhas Ortaelçi Cevat Açıkalın Hatay’dan ayrıldı. Kışlada yapılacak tören için gerekli hazırlıklar tamamlandı.
    Şükrü SÖKMENSÜER
    [​IMG]
    23 Temmuz 1939 sabahı Hatay’da kalan son Fransız kıtası kışladan saat 07:30’da çıktı. Türk ve Fransız birliklerinin birlikte katıldıkları törende 07:45’de Kışladaki Fransız bayrağı indirildi ve hemen yerine İstiklal Marşı eşliğinde Türk Bayrağı çekildi. Bu sonuç, töreni izleyen mahşeri kalabalık tarafından coşkunca alkışlandı. Hatay’ın anayurda katılma işlemleri tamamlanmıştı. Bu mutlu olay şehirde ve tüm Hatay’da şenliklerle kutlandı.

    BAYRAK TÖRENİ
    İkinci Dünya Savaşı yılları Hatay’da sıkıntılar içinde geçti.
    1940 yılında yapılmaya başlanan ve Türk- İngiliz işbirliği ile yapılan İskenderun iskelesi 8 Ocak 1945 günü törenle hizmete açıldı.
    Ağustos 1945’te Fatikli köyü merkez olmak üzere,”Altınözü” adıyla yeni bir ilçe kuruldu. Aynı yılın Kasım ayında Asi nehrinin yatağında tarama, derinleştirme çalışmalarına başlandı.
    İskenderun hava meydanı Nisan 1946’da uçak seferlerine açıldı. Yolcu taşıyan ilk uçak 1 Mayıs 1946 günü kalktı. Her gün Adana ve İstanbul’a karşılıklı uçak seferleri vardı.
    2 Ocak 1948 tarihinde Süveydiye bucağı “Samandağ” adını alarak ilçe oldu.
    1960 yılı ortalarında İskenderun’da Hatay’ın ilk radyo istasyonu kuruldu ve iki yıl yayın yaptıktan sonra Kasım 1962’de kapandı.
    İskenderun-Batman petrol boru hattı 4 Ocak 1967’de hizmete açıldı.
    Antakya’da Asi nehri üzerinde bulunan ve şehrin iki yakasını birbirine bağlayan tarihi köprünün yıkım çalışmaları Nisan 1970’te başladı. Yeni köprünün yapımına da birlikte başlanmıştı. Yeni köprü (Ata Köprüsü) Aralık 1970 sonunda tamamlandı ve 13 Ocak 1971 günü törensiz hizmete açıldı.
    Yapımına 1969 yılında başlanan İskenderun Demir Çelik Fabrikası 28 Aralık 1975 günü hizmete açıldı.
    Erzin 1988 yılında Dörtyol’dan ayrılarak ilçe oldu.
    Belen 1990 yılında İskenderun’dan, Kumlu aynı yıl Reyhanlı’dan ayrılarak ilçe oldu.
    1992 yılında Mustafa Kemal Üniversitesi kuruldu.
    TRT tarafından kurulan Hatay İl Radyosu 20 Nisan 1995 günü hizmete açıldı.
    Hatay Havaalanının yapımına Mart 2002’de başlandı.




    Last edited by a moderator: 9 Şubat 2006
    2 kişi bunu beğendi.
  2. forumexperi

    forumexperi New Member

    Mesajlar:
    1.923
    Aldığı Beğeni:
    89
    Ödül Puanları:
    0
    ellerine sağlık.çok güzel anlatmışsın.gezilesi ve görülesi bir şehir.bir medeniyetler beşiği.emeğin için çok teşekkürler.
    1 person likes this.
  3. Blueway_17

    Blueway_17 Active Member

    Mesajlar:
    159
    Aldığı Beğeni:
    29
    Ödül Puanları:
    28
    ne demek kardeşim görevimiz sende saol ;)
  4. juliet

    juliet Misafir

    çok güzel olmuş canım.ellerine sağlıkk.
  5. ShaNv3Rdi

    ShaNv3Rdi PDR

    Mesajlar:
    3.636
    Aldığı Beğeni:
    156
    Ödül Puanları:
    63
    bende hataylıyım gardaşım sen hangi ilçeden ??? ben reyhanlı güzel anlatmışsın ilimizi eline sağlık gurban
  6. jay_jay

    jay_jay sosyalımsı

    Mesajlar:
    2.258
    Aldığı Beğeni:
    180
    Ödül Puanları:
    63
    ben de dörtyolluyum kardeş ilimizi güzel anlatışsın..
    1 person likes this.
  7. QARA_JOJUQ

    QARA_JOJUQ New Member

    Mesajlar:
    679
    Aldığı Beğeni:
    52
    Ödül Puanları:
    0
    ben de hataylıyım ellerıne saglık kardes guzel anlatım
  8. CaNatAy_83

    CaNatAy_83 New Member

    Mesajlar:
    34
    Aldığı Beğeni:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    TÜRKİYENIN HER TARAFINI SARMIŞ ORMAN YANGINLARI YAPANLARIN a.q
    1 person likes this.
  9. snow

    snow New Member

    Mesajlar:
    2
    Aldığı Beğeni:
    1
    Ödül Puanları:
    3
    ben de hataylıyım yaaaaa elıne saglık kardes ıyı calışma
    1 person likes this.
  10. x_m.e.e

    x_m.e.e ..ıɯıʎǝsɹǝɥ ɯıpʎɐs ʞoʎ..

    • Yönetici
    Mesajlar:
    48.264
    Aldığı Beğeni:
    807
    Ödül Puanları:
    253
    gerçektende süper bir yer..paylasım için tsk..
    1 person likes this.
  11. azatbaba

    azatbaba New Member

    Mesajlar:
    2.330
    Aldığı Beğeni:
    80
    Ödül Puanları:
    0
    paylaşım için saqoL
  12. aMeDsEvGiSi

    aMeDsEvGiSi New Member

    Mesajlar:
    1.005
    Aldığı Beğeni:
    45
    Ödül Puanları:
    0
    güzel paylaşım tşklerrr
  13. msevik

    msevik New Member

    Mesajlar:
    1
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    Teşekkürler

    Hatay ile ilgili yazınız için sonsuz teşekkürler..
  14. sirkevezeytin

    sirkevezeytin Member

    Mesajlar:
    93
    Aldığı Beğeni:
    4
    Ödül Puanları:
    8
    eline sağlık kardeş
  15. mreren1994

    mreren1994 New Member

    Mesajlar:
    258
    Aldığı Beğeni:
    15
    Ödül Puanları:
    0
    çok teşekkürler bende samandağdan :D

Sayfayı Paylaş