Hiç Duymadığınız Tarihi Yaşanmış olaylar Duyda inanma Tarzı :)

Konusu 'Geyik Muhabbeti' forumundadır ve ondex tarafından 20 Temmuz 2006 başlatılmıştır.

  1. ondex

    ondex Active Member

    Mesajlar:
    142
    Aldığı Beğeni:
    35
    Ödül Puanları:
    28
    *Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz
    Gibi değilse, eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün.


    1500'lü yıllarda, İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu:
    İnsanların çoğu, haziranda evleniyordu Çünkü, senelik banyolarını Mayıs
    ayında yapıyorlar; Haziranda henüz çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de
    kokmaya başladıkları için, gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak
    amacıyla, ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

    *Banyolar, içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana
    geliyordu.

    Evin erkeği, temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra,
    oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son
    olarak da bebekler, aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada, su o kadar kirli
    hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü.
    İngilizcedeki "Banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın"(Don't throw
    the baby out with the bath water) deyimi, buradan gelmektedir.

    Evlerin çatıları, üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor; kamışların
    altında tahta bulunmuyordu.

    Burası, hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için, bütün
    kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda
    yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman, çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar
    kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizcedeki "Kedi köpek yağıyor"(It's
    raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.

    Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu.
    Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi, büyük bir
    sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan
    İngiliz usulü yataklar, buradan gelmektedir.

    Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini, topraktan başka bir şeyden
    yapılmıştı.
    "Toprak kadar fakir"(dirt poor)tabiri, buradan çıkmıştır. Zenginlerin
    ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar, kışın ıslandığı zaman
    kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için, yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış
    boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı
    açılınca, saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere,kapının altına
    bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı "threshold"(saman tutan; Türkçesi
    "eşik") idi.

    Yemek pişirme işlemi, her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük
    bir kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler
    ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor; et pek bulunmuyordu.
    Akşam yahni yenirse, artıklar kazanda bırakılıyor; geceboyunca soğuyan
    yemek, ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen, bu
    yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu.

    "Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası
    dokuz günlük" (Peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the
    pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur. Bazen, domuz eti
    buluyorlar; o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse, domuz
    etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birinin eve domuz eti
    getirmesi, zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek
    misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna "yağ çiğnemek" (chew the fat)
    adı veriliyordu.

    Parası olanlar, kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar
    alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler, kurşunu çözerek yemeğe
    karışmasına sebep oluyor; böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol
    açıyordu. Domatesler, buna sık sık sebep olduğu için, bundan sonraki
    yaklaşık 400 yıl boyunca, domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.

    Çoğu insanın, kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun
    yerine, tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu tabaklar bayat
    ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman
    kullanılabiliyordu. Bunlar, hiçbir zaman yıkanmadığı için, içinde kurtlar ve
    küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların
    ağızlarında, "tabak ağzı" (trench mouth)denen hastalık ortaya çıkıyordu.

    Ekmek, itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler, yanık olan alt kabuğu;
    aile, orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırlardı.

    Bira ve viski içmek için, kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim,
    insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan
    geçen insanlar, bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık
    yapıyorlardı. Bunlar, birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne
    yatırılıyor; aile, etrafına toplanıp yiyip içerek uyanıp uyanmayacağına
    bakıyordu. Buna, "uyanma" nöbeti deniyordu.

    İngiltere, eski ve küçük bir yerdi; insanlar, ölülerini gömecek yer
    bulamamaya başlamıştı. Bunun için, mezarları kazıp tabutları çıkarıyor;
    kemikleri bir "kemik evi"ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı.
    Tabutlar açıldığında, her 25 tabutun birinde, iç tarafta kazıntı
    izleri olduğu görüldü. Böylece, insanların diri diri gömüldükleri ortaya
    çıktı. Buna çözüm olarak, cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi
    tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana dolamaya başladılar. Bir kişi, bütün
    gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna, mezarlık nöbeti (graveyard
    shift)denirdi. Bazıları, zil sayesinde kurtulmuş (saved by the bell);
    bazıları da "ölü zilci" (dead ringer) olurdu.

    Gerçekler bunlar. Kim demiş tarih sıkıcıdır diye
     
  2. ChUcKy's LoVe

    ChUcKy's LoVe Misafir

    çok ilginç şeyler varmış saol
     
  3. red__dream

    red__dream ◊AмıRa

    Mesajlar:
    1.031
    Aldığı Beğeni:
    113
    Ödül Puanları:
    63
    walla yaa ammada ilginçmiş.. sağol..
     
  4. secill

    secill Well-Known Member

    Mesajlar:
    1.189
    Aldığı Beğeni:
    70
    Ödül Puanları:
    48
    bu ingilizler ilginç adamlar...
     

Sayfayı Paylaş