Katrei Matem

Konusu 'Kitap Tanıtım Standı' forumundadır ve mhasgul tarafından 6 Temmuz 2010 başlatılmıştır.

  1. mhasgul

    mhasgul New Member

    Mesajlar:
    11
    Aldığı Beğeni:
    3
    Ödül Puanları:
    3
    BİRKAÇ SÖZ, BİRKAÇ KİTAP

    --------------------------------------------------------------------------------




    Alışkanlıkların en asili okuma alışkanlığıdır, diyor Antoine ALBALAT. Bu doğruluğu tartışılmaz söze ancak ekleme yapmak düşer bize. Gereksiz ve zararlı alışkanlıklar arttıkça okuma alışkanlığının azaldığı görülmekte. Diğer alışkanlıkların varlığı okuma alışkanlığını mı azaltıyor ; yoksa okuma alışkanlığının olmaması diğer alışkanlıkları mı tetikliyor. Eğer öyleyse okuma ferdin ve toplumun hayatında hastalıkları önleyici – antioksidan- bir görev üstlenmekte.

    Düşündükçe okumanın yeni faydalarını keşfediyoruz. Toplumda yaygın iki fikirden biri, “eğitim şart”; diğeri, “Okumuyoruz.”. Herkesin aynı fikirde olup da uygulamadığı bu iki kavramla ilgili olarak artık fikir üretenden çok, uygulamaya geçenlere itibar edilmesi gerektiği kanısındayım. Eğer okuma alışkanlığı olan, eğitimle iştigal eden kişilere sosyal itibar yüklersek, o kişilerden çok topluma hizmet etmiş oluruz. Zira toplumun kabuller dünyasında öncelik verdiğimiz kavramlar nesillerin tercih sıralamasını oluşturuyor. Şöyle ki, her mecliste futbol konuşur, futbolcuları över, onları örnek gösterirsek çocuklarımız da kendilerine rol model olarak futbolcuları alır. Eğer çocuklarımıza bir profesörü över, bir yazardan bahseder, eğitimci ve yazarlardan saygıyla söz edersek çocuklarımız o meslekleri veya kavramları öncelikleri haline getireceklerdir. Kitap okumayan, eğitim görmeyenler bile bu bahiste sorumludurlar. Toplumun önceliklerini siyaset, spor veya magazine teslim etmemek için herkesin görevi vardır.

    Okumak alışkanlıkların en asili ise bu alışkanlıkla övünen insanlar da ayıp etmiş olmazlar her halde.

    Tevazuu bir tarafa bırakarak, samimi bir gururla diyebilirim ki yeterli bulmasam da çevreme kıyasla iyi bir okuyucu sayılırım. Okuduğum kitapların bana verdiği anlatılmaz hazzın dışında fikir dünyamın, beğenilerimin, kişiliğimin oluşumuna katkıları da çokturtur ve bu benim bireysel kazançlarımdır. Bu bireysel kazançlarımı toplumla paylaşmam, okuma konusunda üzerime düşen sosyal sorumluluğu bir nebze yerine getirmiş olmak gibi vicdani bir rahatlık verecektir.



    KATRE-İ MATEM

    İlk olarak, bu yıl içerisinde okuduğum kitaplardan biri hakkında görüşlerimi paylaşmak istiyorum: İskender PALA’nın “KATRE-İ MATEM” adlı romanı.



    İskender PALA, divan edebiyatıyla ilgili yazdığı kitaplarla, yaptığı televizyon programlarıyla tanınırken geçtiğimiz yıllarda “Bâbil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” adlı romanıyla roman sahasına iddialı bir giriş yapmıştı. O kitabı heyecanla okumuş, kitabın etkisinde kalmıştık. Roman tekniği açısından Türk okuyucusunun pek de alışık olmadığı pek çok yenilik vardı romanda. Orhan Pamuk’un “Benim Adım Kırmızı” adlı romanında denediği nesnelerin diliyle anlatma tekniğini o dönem Nazan Bekiroğlu gibi İskender Pala da denemişti. Bir kitabı konuşturarak Fuzuli devrinden Osmanlı’nın son devrine kadar getirmişti. Ezoterik bir hüviyet kazandırarak merak duygusunu kullanmış, Dan Brown’un eserlerinde olduğu gibi sürükleyici bir üslup tutturmuştu. Bütün bu yeniliklerle İskender Pala asıl yapması gerektiğine inandığı şeyi yapıyor divan edebiyatını okuyucuya tanıtıyor, sevdiriyordu.

    Bütün bu güzel vasıflarına, onca kişiye tavsiye etmeme, onca öğrenciye okutmama rağmen yerli yerine oturmayan bir yerleri vardı kitabın. Yenilikler eğreti duruyordu adeta. Sanki roman sanat için değil de başka bir amaç için yazılmış gibiydi ve bu çok fazla belli oluyordu.

    Bu sene Katre-i Matem elime geçti. Yaklaşık 500 sayfalık kitabı bir solukta okudum. İçimden bir ses İskender Pala’nın bu sefer tutturacağını söylüyordu: Yanılmamışım.

    Kapı Yayınlarından çıkan eser her yönüyle doyurucu. Aynı günlerin öncesinde ve sonrasında dünya çapında ün yapmış, Amerika ve Avrupa edebiyatından romanlar okudum. Katre-i Matem onlardan daha üstündü.

    Katre-i Matem bir lale adı. Lale Devri’ni ele alıyor. Mükemmel ve sürükleyici bir hikâyenin arka planına ustaca yerleştirilmiş bir tarihî, siyasî ve sosyal dönem. Bir anda Lale Devrinde olayların ortasında buluyorsunuz kendinizi. Cinayetler, sorular, kaçışlar, entrikalar, büyülü bir dünya… Külhan beyi nedir, külhanların sosyal ve tarihi konumu neresidir, lale yetiştiriciliği nasıl bir meslektir; dahası lale nasıl yetiştirilir; Yeni Çeriler nasıl örgütlenir, nasıl kazan kaldırırlar; nasıl kelle alınır; padişahlar, vezirler nasıl “Hal” olunur, hepsini bulabilirsiniz.

    İskender Pala bu kitapta da bir yenilik yapmış. “Derkenar” adı verilen bölüm sonu anekdotlarla geleneksel Türk anlatım tekniğini modernize ederek yeniden hayata geçirmiş.

    * * *

    “ Lale ile acı gerçekler mutlu düşlere, paslı demirler parlak gümüşlere, yavuz bakışlar tatlı gülüşlere döner birden; lale ile uğruna can verilecek bir sevgili yaşar içimde. Lale, bağıma taç ve ben ona muhtaç.

    Kapa gözlerini ve dinle saki, bir İstanbul lalesinin çığlıklarını duyuyor musun?!... İstanbul’a çıkmayan bir lale yolu, laleye çıkmayan bir İstanbul kadar kayıptır, yitiktir. Rüzgarları toplayan hüzünler, aşklar yoksa İstanbul bahçelerinde ve bir kabir başında ışıklar yas tutar gibi laleler ağlar seher vakitlerinde.

    Uyan saki; lale devrindeyiz!...”



    Ne dersiniz, böyle cümleleri olan bir kitap okunmaz mı?
     

Sayfayı Paylaş