Kendine Güven

Konusu 'İnsan İlişkileri' forumundadır ve McClane tarafından 3 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. McClane

    McClane Well-Known Member

    • Platin Üye
    Mesajlar:
    22.003
    Aldığı Beğeni:
    293
    Ödül Puanları:
    83
    Hakan, işyerinde oluşturulan bir çalışma grubunun ilk toplantısına katılmak üzere salona girer. Daha başlangıçta soluğu kesilmiştir ve ter içindedir. Hemen boş bir yer bulur ve çantasını koymak üzere aceleyle oraya doğru gider. Etrafındakileri kaçamak bakışlarla süzer. Hiç kimsenin ne kadar gerilmiş olduğunu anlamaması için dua eder. Tavırları beceriksizcedir, sopa yutmuş gibi durmaktadır, elleri terden sırılsıklamdır, ağzı kupkurudur. Sadece tek bir düşüncesi vardır: Bu toplantıyı bir an önce atlatmak.

    Zeynep salona girer, daha önce gelmiş olanlara bakar ve göz göze geldiği iki kişiye birden gülümser. Hakan bu iki kişiden biri değildir. Çünkü Zeynep’in gözlerini üzerine hissettiğinde bakışlarını kaçırmış, tam tersi yöne bakmaya başlamıştır. Adeta görünmez olmak istemektedir. Gene de Zeynep gelir, yanına oturur. Hakan, o kadar sıkılmıştır ki kalemini yere düşürür. Zeynep sorar; ”Merhaba. Ben Zeynep. Muhasebede çalışıyorum. Neden buraya toplandık? Bir fikriniz var mı?”.

    Şimdi Hakan neredeyse bloke olmuş haldedir. Cevap vermek ister ancak ağzından tek bir sözcük bile çıkmaz. Ne diyeceğini, ellerini nereye koyacağını bilemez. Her zamanki gibi başaramayacağından emindir. Allahtan toplantı başlar; kurtulmuştur.

    Toplantının ilk kısmında Hakan dikkatini toplayamaz. Kafası biraz önceki saçmalığı ile meşguldür. Zeynep gibi olmak ister. Zeynep’in tamamen rahat olduğu, kendine güvendiği ve çaba sarf etmeden başardığı için şanslı olduğunu düşünür. Bir saat geçmeden Zeynep’in grupta önemli bir kişi haline geldiğini görür. Halbuki kendisi daha ağzını bile açmamıştır. Neden bahsedildiğini bilmemektedir.

    Daha önce katıldığı toplantılarda olduğu gibi Hakan, aşağılayıcı bir başarısızlığa doğru sürüklendiğini hisseder. O mümkün olduğunca sessiz kalan bir figüran olacaktır. Fikirlerini ifade etmekten kaçınacaktır. Niçin?

    Hakan’ın kendisine güveninin olmadığını söylemek mümkündür. Bu doğrudur ancak yeterli değildir. Hakan’ın kendisine güvenini arttırıcı olasılıklardan kaçındığı da söylenebilir. Bu konuda kendisini adeta sabote etmektedir. Bu nokta daha önemlidir. Çünkü Hakan’ın çözümü görmesine olanak tanımaz.

    Mitler ve Gerçek

    Hakan’ın bakış açısına göre kendine güven, biraz “sihirli” biraz da “haksız” bir şeydir. Şöyle ki Zeynep’in hayatını çok kolay bulur. Keyfi yerindedir, hiçbir çaba göstermese de kendinden emindir. Hakan bunun nedeni olarak Zeynep’in aldığı eğitimi ve çocukluktaki aile ortamının olumlu etkisini görür. Eğer Zeynep’in ailesi gibi kendi ailesi de onu destekleyip cesaretlendirseydi o da Zeynep gibi olacaktı.

    Ancak gerçek tam da böyle değildir. Zeynep için de yeni bir durum söz konusudur ve hiç kimseyi tanımamaktadır. O da Hakan kadar gergin ve sinirlidir. Ancak kaçınmak yerine başkalarıyla ilişkiler kurmayı tercih etmiştir. Bu, onun kendini rahatlatma ve yeni durumla baş etme yöntemidir.

    O halde Zeynep ile Hakan arasındaki en temel fark, yeni bir durum karşısında kullandıkları stratejilerin farklılığıdır. Birisi ilişki kurmaktan kaçınırken diğeri ilişki kurmaya yönlenmektedir. Bir kere bu tercih yapıldıktan sonra kimin bu toplantıdan kendini geliştirmiş ve memnun, kimin ise kendisiyle ilgili olumsuz bir imaj geliştirmiş olarak ayrılacağı bellidir.

    Zeynep kendini iyi hissetmek için yapabildiği kadar “açık” ve “doğal” olmayı seçmiştir. Gerginliğini saklamakla uğraşmamış, tam tersine gerginliğini eyleme dönüştürmeyi başarmıştır. Hatta gerginliğinden Hakan ile bir konuşma başlatarak yararlanmıştır. Başkalarını etkilemek gibi bir niyeti yoktur. Bu yeni durumdan sadece yeni insanlar tanımak ve grup ile beraber çalışmayı öğrenmek için yararlanmak istemektedir. Böyle amaçlarla büyük olasılıkla başaracaktır.

    Hakan ise başkalarını etkileyecek parlak fikirleri olmadıkça susmayı ve gerginliğini gizlemeyi seçmiştir. Bu tercihi yaparak kendisini başarısızlığa mahkum etmiş görünmektedir. Çünkü takındığı bu tutumlar gerçekdışıdır ve kendisini saklama taktiği onu bloke edecektir.

    Eğitimin Etkisi

    Hakan, Zeynep’in kendine olan güvenini geçirdiği mutlu çocukluğa bağlamakta haklı mıdır? Bir ölçüde evet. Neticede ebeveynleri tarafından sevilen, saygı duyulan ve önemsenen bir çocuğun kendine güven konusunda iyi bir başlangıç yaptığı kesindir. Ancak kendine güven konusunda ailelerin bu tutumunun tek etken olduğunu söyleyemeyiz.

    Çoğunlukla aileler, çocuklarını başarısızlıktan ya da acıdan koruyarak onların kendilerini geliştirmelerine engel olurlar. ”Yara almaman için sana yardım edeceğim” ya da “senin yerine yapabilirim” tarzı yaklaşımlar, kendine güven konusunda atılması gereken tohumları öldürebilir. Bu yaklaşımlar özellikle iki açıdan zararlıdır:

    1- Çocuğun kendisini yetersiz bir birey olarak algılamasına yol açar.

    2- Çocuklar ”başarısızlığın”, amacına ulaşmak için güçlük çekmenin ya da kendini kötü hissetmenin dayanılamaz, katlanılamaz olduğuna inanırlar. Bu nokta ilkinden daha önemlidir. Çünkü ileride telafisi daha zordur.

    Kendine güveni zedeleyen bir başka yaklaşım da ”çocuğa fazla katlanmaktır”. Bunu yapmanın iki yolu vardır:
    1- Her şeyi hiç ayırmadan onaylamak,

    2- Her zaman performansının en üst seviyesine ulaşması için çocuğu cesaretlendirmek.
    Birinci durumda çocuk, hayatında başarısızlığa yer olmadığını öğrenir. Her şeyi hiç çaba göstermeden başarmalıdır ve başarısızlık kabul edilemez bir durum olarak algılanır. Bu durumda çocuk, kendilik imajını algılamada gerçekçi davranamaz. Güçlü ve güçsüz yanlarını, başarılı ya da başarısız olduğu durumları ayırt etme yeteneği gelişemez.

    İkinci durumda başarısızlık korkusu, çocuğu bloke eder. Çocuk içgüdüsel olarak yaşayacağı bir başarısızlığın ailesi için tolere edilemeyecek bir durum olduğunu hisseder. Ailesinin hayallerini yıkmamak adına neye mal olursa olsun başarmak amacındadır. Dahası ailesinin sevgisini kaybetmemek için yaşıtlarından üstün olması gerektiğine inanır.

    Bu açıklamalar kendine güven eksikliğini tanımlamakta yetersizdir. Çocukluk dönemleri elbette ki çok önemlidir. Ancak bir yetişkine kendine güven kazandırmada ya da o güveni zedelemede tek etken değildirler. O nedenle geçirdiği mutlu çocukluk dönemi nedeniyle Zeynep’in kendine güven geliştirdiğini düşünen Hakan haksızdır. Neticede kendi hareket tarzımız ve tutumumuz en önemli etkenlerdir. Her ikisi de bu yeni durumdan, kullandıkları hareket tarzlarına göre farklı güven seviyeleri geliştirerek çıkacaklardır. Bunu daha iyi anlayabilmek için kendine güven ile ilgili daha çok bilgiye ihtiyacımız var.



    Kendine güven 5 temel özelliğe sahiptir:

    1- Öngörü: Kendine güven her zaman bir öngörüdür. Doğuştan gelen bir özellik değildir. Güven ilk önce zihinde başlar ya da var olur. Kişi bir öngörü yapar, gelecekte aniden karşılaşabileceği şeyleri öngörür. Kendine güvenen bir insanı dışarıdan gözlemlediğimizde gördüğümüzün tersine, bir kesinlik değil bir öngörü söz konusudur.

    2- Gerçekçi: Her zaman sanılanın tam tersine sonsuza dek ya da körü körüne bir güven söz konusu değildir. Kendine güven gerçekçidir. Kişinin gerçek deneyim ya da yaşantılarının birikmesiyle oluşur. Yoksa bu güven, tehlikeli olabilir ve ciddi başarısızlıklara götürür. Allahtan geçmişte elde ettiğimiz sonuçlar (olumlu ya da olumsuz olmalarına göre) bizi gelecekte neyin beklediğini kurgulamamıza (öngörmemize) yol açar.

    3- Yeterli kaynaklar: Yeni bir görev üstlenen ya da bilinmeyen bir durumla karşılaşan bir kişi, elde edeceği sonuçları tahmin edemez. Eğer gerçekçiyse birçok durumun varılacak sonuçları etkileyeceğini düşünür. Kendine güven, sonuçları öngörmeye kadar gidemez: kişinin gerçekçi bir biçimde öngörebileceği, yeni durumla baş edebileceği kaynaklarının var olduğudur. Kendisini yarı yolda bırakmayacak çözümler bulabileceği inancı öngörülebilir. Kişi, amaçlarına ulaşıp ulaşmayacağını bilemez ancak en iyisini yapmak için uygun yol ya da yöntemler bulacağına inanır.

    4- Özel bir alanda: Yapılan tüm öngörüler, özel bir alana işaret etmelidir: Kayakçı olarak kendime güvenim olabilir ama tenisçi olarak değil. Her iki alanda yaşamış olduğum deneyimlerin birikimi en önemli kriterdir: bir eş olarak kendime güvenim olabilir ancak ebeveyn olarak değil.

    Dıştan bakıldığında kendine güven genel bir durum olarak görülür ancak belli bir alana özgüdür. Örneğin; Hakan’ın bir grup üyesi olarak kendine güvenmediği açıktır ancak bir baba olarak çocuklarını iyi yetiştireceği konusunda kendine güveni tam olabilir. Her şey bu alanla ilgili deneyimlerimize ve bunlardan çıkardığımız sonuçlara bağlıdır.

    5- Geçici: Son olarak kendine güvenin sonsuza dek kazanılmadığını eklemek gerekir. Geçicidir çünkü gerçekçidir. Eğer birkaç yıl tenis oynamazsam bu alandaki güvenim sarsılabilir. Şüphesiz kaybettiğim yeteneğimi tekrar kazanabileceğime dair güvenim tamdır ama deneyimlerimle bu yeteneğimi tekrar kazanmam için düzenli olarak tenis oynamam gerektiğini bilirim.



    Kendine Güven Nasıl Oluşturulur?



    Yaşantıların birikmesi

    Yeni bir durum söz konusu olduğunda güvensizlik yaşarız. Bizi tam olarak neyin beklediğini ve bu yeni duruma nasıl uyum gösterebileceğimizi bilemeyiz. Gene de bu özel alanla ilgili kendimize güvenimiz olabilir ancak tuzaklarını düşünmeden bu alana kendimizi atmak tehlikelidir.

    Bu alanla ilgili diğer kişilerin kendine güvenleri daha fazla olabilir çünkü alışmışlardır, tehlikelerini ölçüp biçmişlerdir ve genellikle bu alanda ne olup bittiğini bilmektedirler. Ayrıca bu alanla ilgili karşılaşabilecekleri birçok durumla nasıl baş edebileceklerini de bilirler. Duruma uygun yollar bulabileceklerini öngörebilirler.

    Kısacası bir alanla ilgili tecrübe edinmek ve bu alanda aktif olmak çok önemlidir.

    Sonuçlara Değer Biçme

    Tecrübe biriktirmenin yanı sıra bu tecrübelerden dersler çıkarmak da son derece önemlidir. Yoksa sonsuza dek sadece aynı hataları yapar dururuz.

    Başarısızlıklarımıza değer biçerek, onları anlamlandırarak, nedenlerini anlayabiliriz. Hatalarımızı bir kez anladığımızda onları, farklı davranarak düzeltebiliriz. Bu anlayışa ulaşmadan istenilen çözüme ulaşmak tesadüflere kalmıştır.

    Ancak bazen daha iyi sonuçlar vereceğini umduğumuz farklı davranış şekillerini seçmek kolay olmayabilir. Bu açıdan bakıldığında aynı hataları tekrarlama eğilimimiz şaşırtıcı değildir: çocuklarımla sürekli iletişim sorunları yaşıyordum, ta ki bir arkadaşım onları hiç dinlemediğimi ve çabuk sinirlendiğimi söyleyene dek. O andan itibaren davranış tarzımı değiştirdim (artık onları daha çok dinliyorum ve çabuk sinirlenmemeye çaba sarf ediyorum). Bu yeni tarzımı otomatik hale getirmeyi başarmam iyi sonuçları da beraberinde getirdi.

    Hesaplanmış Riskler

    Bazıları yüzmeyi öğrenmenin en iyi yolu kendini suya atmaktır derler. Maalesef bunu yapanlar fena halde ıslandıkları gibi boğulma tehlikesiyle de yüz yüze gelebilirler. Dolayısıyla yaşadığımız deneyim kendimize güvenimizi azaltmamalı, arttırmalıdır.

    Deneyimlerimizin kendimize duyduğumuz güveni geliştirmesi için en etkili strateji, aldığımız riskleri seçmektir. Başka bir deyişle tolere edebileceğimiz riskleri almak gerekir.

    Son olarak çok fazla kendimizi sınırlandırmadan risk almak ama bizi çok zorlayacak durumlara da körü körüne atılmamak uygun olur diyebiliriz.



    Hakan’ın bu yazıyı okuduğunu düşünelim. Kendine güven azlığının geçici olduğunu düşünebilir. Kendine güvenini arttırmak üzere ikinci çalışma grubu toplantısından yararlanabileceğini düşünür. Zeynep’in kullandığı ve kendisinin de başarabileceğini düşündüğü bir şeyi gözlemler: Zeynep doğrudan doğruya insanlarla ilişkiye girmektedir. Kendisi de bunu yapmayı istemektedir ancak alışık olmadığı için beceriksiz davranmaktan korkmaktadır.

    Sonunda kendinden nispeten daha emin olabileceği durumlarda denemeler yapmaya ve böylece ikinci toplantıya hazırlanmaya karar verir. Bu amaçla işyerindeki arkadaşlarından yararlanmayı düşünür. Arkadaşlarıyla kendi inisiyatifiyle ilişki kurmaya karar verir: bir gazete haberiyle ilgili kısa bir konuşma başlatma, işle ilgili sorular sorma, bir durum karşısında kişisel tepkisini ifade etme, asansörde merhabalaşma gibi. Hakan karşılıklı ilişkiyi sağlayan inisiyatif alma alışkanlığını kazanmak istemektedir.

    Aşağı yukarı bir hafta sonra Hakan’a bunlar basit gelmeye başlamıştır. Bu davranışlar, artık neredeyse doğal olmuştur ve arkadaşları ile ilişkileri daha ilginç bir hal almıştır; eskiden yalnız kalmayı tercih ederken şimdi onlarla konuşmak için istek duymaktadır. Hakan ikinci toplantıya bir ay kala insanlarla ilişki kurma sanatını geliştirmenin başka yollarını aramaya başlar. İki olasılık tespit eder: ekip şefine yaklaşmak ya da yeterince tanımadığı insanlara yaklaşmak. Ekip şefiyle başlamaya karar verir. Çünkü geçerli bir neden olmaksızın başkalarıyla konuşmak yerine ekip şefiyle iletişimi geliştirmek daha doğal görünür. İki hafta boyunca her gün bir şekilde şefiyle iletişime geçer; onu selamlar, nasıl olduğunu sorar vs. Ancak daha fazlasını istemektedir. 12 gün sonra, iki yıldır kendisini meşgul eden bir sorunu konuşmak için ekip şefinden randevu istemeye karar verir.

    Ve böylece düzenli olarak yaptığı alıştırmalar (zorluk seviyesini gitgide arttırarak) sayesinde amacına doğru yol alır. Aldığı olumlu sonuçlar, Hakan’ı yeni yöntemler deneme konusunda isteklendirir. Hatta işe gidip gelirken metroyu kullanmaya başlar; geçerli bir nedeni yokken yabancılarla konuşup konuşamayacağını görmek ister. Bu deneyimden de yüzünün akıyla çıkar. Eskiden böyle durumlarda başını yerden kaldıramayan Hakan, iki kişiyle bir gece önceki maçtan konuşur, göz göze geldiği güzel bir kadına gülümser.

    Sıra ikinci toplantı için hazırlığa gelir. Her grup üyesiyle onların hoşuna gidecek bir ilişki kurabilirse, grup çalışmalarına katılımının daha kolay olacağını düşünür. Bu amaçla önceden, her grup üyesine söyleyebileceği bir şeyler tasarlar. Bunları, kendi kendine yüksek sesle tekrarlar. Böylece toplantıda kendisini gergin ve kötü hissetmesi olasılığına karşı bir tedbir almıştır. En azından her biri için söyleyebileceği geçerli bir şeyleri vardır.

    Toplantı günü gene de Hakan’ın gergin olduğunu tahmin edersiniz. Salona erken gelir ve daha önce gelmiş olan üç kişiyle konuşma fırsatı bulur. Kurduğu bu ilişkilerden aldığı cesaretle toplantı sırasında kendisini oldukça iyi hisseder. Özellikle bu üç kişiden birine yönelerek bir konu hakkındaki fikrini söyler. Daha sonra istediği gibi fikrini geliştiremese de bu durum onu mutlu eder. Cesaret etmiş olmaktan, içinden yavaş yavaş yükselen güven duygusunun varlığından dolayı çok mutludur.

    Gelecek toplantının bir an önce olmasını ister. Çünkü öğrenmeye devam edecektir.

    Sonuç

    Deneyim kazanmaya karar verdiği için Hakan, kendisini güvenini arttırabileceği durumlara (ortamlara) sokmuştur.

    Seçtiği zorlukların derecesini gitgide arttırdığı için kendine olan güveninin hızla geliştiğini görmüştür (bu şansı kendisine tanımıştır).

    Deneyimleri üzerine düşündüğü, başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini anladığı için insanlarla olan ilişkileri gelişmiştir.

    KAYNAK: Figen Nas Sağlam
     

Sayfayı Paylaş