Mirac Mucizesi ..

Konusu 'İslam ve İnsan' forumundadır ve Sürç-ü Lisân tarafından 26 Ocak 2010 başlatılmıştır.

  1. Sürç-ü Lisân

    Sürç-ü Lisân EngineeR

    Mesajlar:
    6.984
    Aldığı Beğeni:
    192
    Ödül Puanları:
    63
    Mirac Mucizesi ..

    İslam bir mucize dini değildir. Söylentilerden kaçınan ve Kuranı Kerim´i esas olarak kabul eden tüm İslami yorumcular için bu böyledir. İslam´a dikkatle ve saygıyla yaklaşan batılı araştırmacılar için ise, Hz. Muhammed kendi sözüyle normal bir insandır ve Allah, Hz. Muhammed´e üstün bir güç vermemiş ve doğaüstü bir olay yaratmamıştır, bu yüzden İslam Peygamberi büyük bir başarının insan sahibidir. Dehasını kullanarak, zekası, sabrı ve iradesiyle bir dünya dini yaratmıştır. Ama İslam´ın temel taşlarından birisi olan Mirac olayı, bu çizgiden taşar. Çünkü mucizevi bir olaydır ve Kuran´da da kısa da olsa yer alır.
    [​IMG]
    Hz. Muhammed´in, Hicret´ten önce 619 yılının Recep ayının 17. Pazartesi gecesi Mirac´a çıktığı kabul edilir. Taif kentinden dönüşünde, Mut´im bin Adiyyin´in koruması altında Mekke´ye gelmiş ve o Pazartesi gecesinde amcası Ebu Talib´in kızı Ümmühinin´in evinde yatsı namazını kıldıktan sonra uyumuş ve o sırada Mirac olayı gerçekleşmiştir. Olayın başlangıcını Hz. Muhammed şöyle anlatır;

    "Evin damı aniden yarıldı ve Cebrail gelerek göğsümü açtı, zemzemle yıkadı sonra içinde hikmet ve iman dolu bir altın tas getirih kalbime boşalttı ve kapattı. Beraberinde Burak vardı, ona bindim. Burak adımını gözünün görebildiği en son noktaya atan, güneşe benzer, şimşek ve ışık gibi çakıp giderdi. Cebrail´le barebar Beyti Makdis´e "mukaddes" vardım ve namaz kıldım. Bütün peygamberler de benimle beraber kıldılar. Sonra yüce makamlara çıkacak Mirac kuruldu." Beyti Makdis yani Mescidi Aksa´nın (Şu anda Kudüs´de Ömer Camii) içinde Muallak Taşı adı verilen ve havada asılmış gibi duran dev bir kaya vardır.

    İkisi gizli, ikisi ortada dört ırmak

    Hz. Muhammed ve Cebrail bu kayanın üstünden göklere doğru yükselirler ve yedi kat gökyüzünü teker teker aşarlar. Hz. Muhammed, birinci kat gökyüzünde Adem Peygamber´le, ikincisinde İsa ve Yahya Peygamberler´le, üçüncüsünde Yusuf Peygamber´le, dördüncüsünde İdris Peygamber´le, beşincisinde Harun Peygamber´le, altıncısında Musa Peygamber´le ve yedinci kat gökyüzünde İbrahim Peygamber´le görüşür ve sonra Cebrail, Hz. Muhammed´i Sidrei Münteha´ya çıkarır. Hz. Muhammed burada Cebrail´i gerçek ve asıl şekliyle görür. Daha önce de, Peygamberlik müjdesi geldiğinde, Cebrail´i Ceyad denen yerde, tüm ufku kaplayan ve rengarenk 600 açık kanadı olan bir melek olarak görmüş ve secdeye kapanınca, Cebrail yine insan şekline dönüşmüş ve Peygamber´in alnına yapışan toprakları eliyle temizlemişti. Hz. Muhammed, Mirac´ın sonrasını şöyle anlatır;"Sonra Sidrei Mühteha´ya çıkarıldım, orası da bana gösterildi. Burası Allah´ın emriyle aydınlatılmıştı, renk renk ışıkları tarif edilecek gibi değildi. Yerden göğe, gökten yere heryerin merkeziydi. Sidre Ağacı´nın meyvesi olan ´Nebak´ Hacer´in testileri gibiydi ve yaprakları fil kulağına benziyordu. Orada ikisi gizli, ikisi açıkta dört ırmak akıyordu. Cebrail içten akan ırmakların cennet, dıştan akanların Nil ve Fırat olduklarını söyledi" Cebrail, Hz. Muhammed´e ayrıca burasının insanoğullarının tüm eylemlerinin burada son bulduğunu, Sidre´ni ruhların karargahı olduğunu, buradan dünyaya indiklerini ve geri döndüklerini ve böylece bir iniş-çıkış dönemini tamamladıklarını belirtti.

    Burak´dan sonra Refref

    Hz. Muhammed anlatmaya devam ediyor; "Sonra Beyti Mamur gösterildi, burayı hergün yetmiş bin melek ziyaret ediyordu, o arada bana şarap, süt ve bal dolu üç kase ikram edildi, ben sütü aldım, o zaman Cebrail; bana ´Süt senin ve ümmetinin üzerinde olduğu İslam yaradılışını simgeliyor, sütü alman doğruydu, şarabı alsaydın ümmetin sapıklıkta olacaktı." dedi." Hz. Muhammed burada Burak´tan iner ve "Refref"e biner, Cebrail Hz. Muhammed´i Refref´in meleğine teslim eder ve Peygamber´e veda eder; Peygamber ona kendisiyle beraber gelmesini teklif edince; "İmkansız, buradan öteye bir adım bile gidemem; eğer gidersem yanıp kül olurum, ilerlemek elimde değildir. Tanrı´nın seni yanına davet etmesinin nedeni, kendi ayet ve kanıtlarını sana göstermek içindir." der ve kendi yeri olan Sidre´de kalır. Hz. Muhammed, Refref Meleği ile birlikte Refref´e biner ve yedi göğün ötesine, dışındaki bir mekanı yükselir ve sesler işitir, yazı ve kalem hışırtıları gelmektedir. Miracname yazarlarından Muhiddin Arabi bundan sonrasını şöyle anlatır; "Allah, burada Levhi Mahfuz´a nelerin yazılacağını ve kullarına nelerin gönderileceğini belirtiyor ve melekler not alıyorlar. Allah burada, Peygamber´i nura batırıp çıkardı ve yalnız bıraktı, Refref Meleği geride kalmıştı, Hz. Muhammed onu göremeyince heyecanlandı ve korkarak adeta transa girdi. Yazı yazan kalemlerin hışırtısı, kendinden geçirecek kadar onu etkilemişti.

    Allah, ona burada daha önce bilmediği ve ancak Vahiy yoluyla öğrettiği ilmi, burada bizzat verdi. Hz. Muhammed, o anda bir ses duyar; "Ya Muhammed, dur, yürüme, Rabbin namaz kılıyor." Paygamber ürker ve "Rabbim mi namaz kılıyor?" diye düşününce ses cevap verir; "Evet, melekleriyle beraber namaz kılan O´dur." O zaman Hz. Muhammed, Allah´ın namaz kılmasındaki amacı anlar ve günde beş vakit namaz emrini alarak, sabah olmadan dünyaya döner ve hemen Kabe´ye gider. Hacerül Evsed´i tavaf ederek evine döner. Mirac, geleneksel İslam inancında Hz. Muhammed´in bedensel yani fiziksel olarak yaptığı bir yolculuktur. İslam düşünürlerinin hemen tamamı, ayet ve hadisleri referans göstererek bunu kabul ve iddia ederler. Görüldüğü gibi, Hz. Muhammed bir gece içinde akılalmaz bir yolculuğu yine akıldışı bir hızla yapmıştır. Mekke´den yola çıktıktan sonra ilk durak Kudüs´tür, yolculuk Burak adlı bir vasıtayla yapılır. Burak, Arapça´daki "Baraka" yani "şimşek" sözcüğünden türemiş, devamlı çakıp, sönen anlamındadır. Öyleyse Hz. Muhammed, ışık hızında hareket eden birşeye binmiştir; yani Burak bu hıza sahip bir aracın adı olabilir. Bir an için Burak´ın bir hayvan ya da bazı İslam kaynaklarında yazdığı gibi at olduğunu varsaysak bile, böylesine bir hıza sahip bir canlının üzerinde kimsenin duramayacağı, tüm bedenin hücrelerine kadar yokolacağını düşünmemiz gerekir. Bu nasıl bir hızdır? Bu hız, dünya hızının üst sınırı olan saatte 700-800 km´nin üzerinde olsa dahi, Burak´la salt Kudüs´e değil, yedi kat göklere gidildiği için yine anlamsızlaşır. Ve üstüne üstlük bir atla uzaya çıkılamaz, hele bir de inançlara göre o insan fizik bedeninde ise...

    Işık hızıyla yolculuk

    Işık hızının yarısında veya yakın bir hızda uçabilen bir aracın, UFO örneklerinde olduğu gibi ivmenin negatif etkisini ortadan kaldırarak, yerçekimini yok edecek özel bir araç olması gerekir. Yani bu yolculuk yani Mirac, fizik bedenle yapılmışsa ve bir gecede akıldışı uzaklıklara gidildiyse, ortada olağanüstü bir uzay aracının olması gerekir. Bir araç daha var; Refref; bu sözcük Arapça "Döşek" anlamındadır, öyleyse Burak´ın belli bir kapasitesi, sınırı olmalıdır ki Refref´e geçilir. Benzer örneklere UFO´larda veya Hint Destanı Mahabbharata´ta sözü edilen Vimanalar"da raslanabilir. Güneş Sistemi içersindeki uzay araçlarıyla, Güneş Sistemi dışındaki uzay araçları arasında farklı araçların kullanıldığını varsayabiliriz. Eğer Mirac, ruhsal olarak yapılsaydı ortada Burak ve Refref´in olmaması gerekirdi, düşüncesi de akla gelir. Hz. Muhammed´in fizik bedeni, iki araçla İlahi Evren´e götürülmüş olabilir. Ama yine de Mirac, bir uzay gezisi değil, kutsal bir ilahi olay olmalıdır çünkü içeriği öyledir. Kuran Kerim´de sık sık yedi gökten bahsedilir. İslami gökbilim çalışmalarında, yedi gök yedi gezegendir ama buna Ay ve Güneş´de dahildir. Acaba kasdedilen yedi gök, Güneş Sistemi olabilir mi? Bunu cevaplamak mümkün değil. Ama anlaşıldığı kadarıyla Mirac yolculuğu sadece birkaç saat sürmüştür. Biraz daha ayrıntı arıyalım;

    Bu kez bir kısrak

    Emile Dermenghem adlı Fransız araştırmacının "Hz Muhammed´in Yaşamı" adlı kitabında yer alan, Mirac olayında farklar vardır; Mirac gecesinde, kuşlar susmuş, akasular ve rüzgar durmuştur yani doğa susar ve Peygamber "Ey uyuyan ayağa kalk" sesiyle uyanır; karşısında alnı parlayan, yüzü kar gibi beyaz, kumral saçları dalgalanan, inci ve sırma işli giysiler içinde, ışıltılar saçan sayısız kanadıyla Cebrail ve insan başlı, kartal kanatlı Burak atlı kısrak vardır. Hz. Muhammed, Burak´a biner ve melekle beraber ok hızıyla önce vaktiyle Allah´ın Musa Peygamber´e göründüğü Sina Dağı´na giderler sonra da İsa Peygamber´in doğduğu yere giderek, dua ederler.

    Yolda onları durdurmak isteyen sesler duyarlar ve Burak durmaz. Kudüs´e geldiklerinde, Hz. Muhammed Burak´ı bağlayarak kendisini bekleyen İbrahim, Musa ve İsa peygamberlerle beraber Süleyman Tapınağı´nın harabelerinde dua eder. Sonra Yakub´un taşı denen taşın üstüne büyük bir merdiven iner ve Hz. Muhammed buradan göğe çok çabuk çıkar. Öykü değişmiştir. Bir kere Burak´ın bir kısrak olduğu vurgulanır, Sina Dağı ve Süleyman Tapınağı ortaya çıkarlar, duada tüm peygamberler değil, üç peygamber vardır ve en önemlisi Hz. Muhammed göğe Burak´la yükselmez, bir merdivenle çıkar. Devam edelim...

    Allah´ın elleri

    Göğün ilk katı saf gümüştür ve orada şeytanların göğe çıkmalarını engelleyen ve cinlerin göklerin sırlarını dinlemelerini mani olan bir melek vardır. Birinci katta Adem Baba ve dünyadaki tüm hayvanlarından bir örnek vardır. Sonraki altı katta Hz. Muhammed, Nuh, Harun, Musa, İbrahim Davut, Süleyman, İdris, Yahya ve İsa Peygamberleri görür yani önceki öyküye göre farklı peygamberler ortaya çıkar. Ve sonra Hz. Muhammed, ölüm meleği Azrail´i görür, Azrail o kadar büyüktür ki, iki gözü arasında 70.000 günlük mesafe vardır, yüzbin tabura emreder ve doğup ölen insanları kaydetmektedir. Bu arada Hz. Muhammed, günah işleyenler için ağlayan bir meleği, alevden bir tahta oturmuş, yarısı buzdan, yarısı ateşten başka bir meleği görür.

    İkincisinin çevresinde "Allahım, sen ateşle buzu bir ettin, tüm kullarını da birleştir." diye dua eden melekler vardır. Sonra Hz. Muhammed milyarlarca meleğin bulunduğu Sidre´ye gelir, sonsuz denizlerden, göz kamaştırıcı ışık ve karanlık ülkelerinden, sayısız gök yakut, karanlık, ateş, hava, su, boşluk perdelerinden geçer sonra güzellik, kemal, sonsuzluk ve birlik aşamalarını aşar. Her kadamede veya yerde 70.000´er bin melek secdeye kapanmış durmaktadır. Sonra kendisini bastığı yerin yükseldiği, yerin ve göğün ayrımının olmadığı sonsuz bir yerde bulur. Dermenghem´in kitabına göre Hz. Muhammed, Allah´ın tahtına iki ok atımı hatta daha da yakındır, ruhunun gözüyle Allah´ı görür, gördüğünü dille anlatması mümkün değildir. Allah bir elini Hz. Muhammed´in göğsüne, ötekisini omuzuna koyduğunda, Peygamber önce donar, sonra anlatılmaz bir tatlılık duyar ve yokluğa düşer.

    Ruhla mı, bedenle mi?

    Dermenghem´in kitabında buradan sonra dönüş başlar, Peygamber günde 50 vakit namaz emri almıştır ama dönüşte Musa Peygamber onu birkaç kez geri yollayarak, namazı beş vakte indirir. Burası bazı İslam yorumcularınca pek tasvip görmemektedir, neden Hz. Muhammed´in 50 vakti fazla görmediği, neden Musa Peygamber´i dinlediği veya Allah´la pazarlık yapılamayacağı gibi görüşler ileri sürülmüştür. Namaz olayının ardından Cebrail, Hz. Muhammed´e cenneti gezdirir ve sonra ışıktan yapılmış merdivenle dünyaya dönerler, Hz. Muhammed´in Burak´u çözer ve Kudüs´den Mekke´ye ulaşır. Dermenghem Mirac´ın ruhla mı yoksa bedenle mi yapıldığının tartışıldığını, Hz. Muhammed´in Mekke´ye doğru gelen kervanları görüp önceden söylediğini ve giderken devirdiği bir testiyi içindeki su dökülmeden geriye dönüp kaldırdığı şeklinde rivayetlerin bulunduğunu yazar. Bir başka söylentiye göre, Kudüs Patriği, ertesi sabah, tapınakta peygamberlerin ayak izlerini görmüştür. Bazı Mirac araştırmacılarına göre ise, Hz. Muhammed Kudüs´e bedeniyle, göğe ruhuyla çıkmıştır.

    Kabe´de olanlar

    Ertesi gün Hz. Muhammed olanları önce amcasına ve yeğeni Ümmühinin´e anlatır, ikisi de bunu kimseye söylememesini önerirler ve düşmanlarının bunu aleyhine kullanacağını söylerler. Ama Hz. Muhammed bunun Allah´ın verdiği bir emir olduğu düşüncesindedir, Kabe´ye gider ve oturur, yanına Ebu Cehil gelip nasıl olduğunu sorunca, o gece Kudüs´e gittiğini söyler. Ebu Cehil, ne çabuk geri döndüğünü sorarak alaya başlar ve etraftakileri çağırır. Hz. Muhammed toplananlara, Kudüs Tapınağı´nı ve yedi göğü anlatarak peygamberleri tarif eder; Hz. İbrahim kendisine benzemektedir ama daha iridir, Musa Peygamber esmer, kıvırcık saçlıdır, Hz İsa orta boylu, pembe beyaz renkli, düz ve parlak saçlıdır, Yahya Peygamber ise kısa boylu, tıknaz, saçları yanık renginde yani kızıl ve kumral tenlidir. Sonra Ebu Cehil´e dönen Hz. Muhammed ona; "O sana çok benziyor." der. Toplananlar hayrete düşerler ve hatta en yakın taraftarları bile ne diyeceklerini bilemezler. Yalancı veya deli diyenler çıkar, onu inananlardan bazıları sarsılmış olarak olanları gidip Ebubekir´e anlatırlar. Ebubekir; "Allah´ın Resülü böyle dediyse doğrudur." diyerek tartışmayı sona erdirir.

    Bir çöl anlatısı;

    Bir diğer batılı kaynak çok önemlidir; yazarı olan R. Bodley bir İngiliz gazetecisidir. Hindistan´da görev yaptığı yıllarda, müslümanlarla tanışmış ve Hz. Muhammed´e ilgi duymuştur. Daha sonra, daha derin araştırmalar yapmak için Araplar hakkında bilgi almak amacıyla ünlü casus Lawrence ile görüşür ve Arabistan´a giderek on yıl sürecek bir araştırmaya başlar. Bodley, aralarında yaşadığı çöl Araplarının büyük bir peygamberden beraber yaşadıkları ve tanıdıkları bir dost gibi söz etmelerinden çok etkilenir ve sık sık Peygamber´in "Ulu Tanrım, kabrimin tapınak yapılmasına müsaade etme" duasını tekrarlayarak örnek verir.

    Hz. Muhammed´in yaşamını nesilden nesle geçen öyküleri birebir anlatan çöl Araplarından iyi öğrenmiştir, Peygamber´in sade ve bilge bir insan olduğunu ama aynı zamanda da bir dünya insanı olarak doğaüstü yetenekleri ile kimseyi asla inandırmaya kalkmadığını yazar. Bodley´in 1949 yılında Nebioğlu Yayınevi tarafından "Tanrı´nın Elçisi; Hz. Muhammed" adıyla Türkçe basılan kitabının orjinal adı "The Messenger/Haberci" idi, kitabın önsözündeki bir bölüm önemli ve çok çarpıcıdır; "Yıllar geçtikçe Hz. Muhammed hakkında bilgim arttı, çölde yaşadığım dönemde Kuran dışında Allah´ın Resülü hakkında bir tek yazılı kelime okumadım. Bilgimi uzun kervan yolculuklarında, geceleri sürüleri gözlerken, kamp ateşlerinin çevresinde dinlediğim konuşmalardan edindim. Hz. Muhammed hakkında yazılanları okumaya başlamam çöl gecelerinin ardından oldu, kitapları okuduktan sonra son derece hayal kırıklığına uğradım. Çöldeki gerçeklik, kitaplarda bir rivayet, teoloji ve politika okyanusu altında kaybolmuştu..." Şimdi Bodley´in kaleminden yani çöl Arapları´nın anlattıkları Mirac´ı görelim; Önceki iki anlatımla uyuşan yerleri atlayacağız; Yazar Mirac´ı Büyük Sahra´da tanıdığı ve örnek bir insan olarak tanımladığı Kabile Reisi Kayd Madani´den dinlemiştir...

    Yalvaran kadın sesleri

    O gece Mekke sessizdi sanki bir ölüm sükütu vardı.... Hz. Muhammed bedenen yorgun, manen sıkıntılıydı. Yeğeninin evinde yerdeki halının üzerinde uyuyakalmıştı. Birden berrak bir ses duydu; "Uyan, sen uyuyan, uyan." Peygamber uyandı, karşısında Başmelek Cebrail vardı ve ona kendisini izlemesini işaret etti. Kapının önünde insana benzeyen bir başı olan, yakut gözlü bir kısrak vardı; Cebrail adının Burak olduğunu söyledi ve Hz. Muhammed´in sırtına binmesini istedi. Sonra hızla uyuyan Mekke´nin duvarlarını aşarak göğe yükseldiler. Cebrail yanlarındaydı. Bodley, Burak´ın bir at olarak tanımlanmasının ancak bir Arap´ın estetik ve yücelik anlayışı olduğunu belirterek, çöl insanlarının ata verdikleri değeri ve yüceliği vurgular. Yola devam ederler, birden Cebrail Burak´u yere indirir ve Hz. Muhammed´e inip dua etmesini söyler. Burası Sina Dağı´dır. Sonra Bethlem´e giderek yine yere iner ve dua ederler, tekrar yola çıktıklarında bulutların arasından görünen güzel kadınlar durmaları için üç kez yalvarırlar. Peygamber ses çıkarmaz ama üçüncü sesten sonra Cebrail´e ne olduğunu sorar; Cebrail; "İlk ses bir Musevi´nin, ikincisi bir Hıristiyan´ın, üçüncüsü dünyanın boş gurur ve değersizliğinin sesiydi. Eğer sen bu kadınlardan birisiyle kalma isteseydin, sen ve halkın eskisi gibi kalacaktınız."

    Dev meleklerin tarifi

    Yola devam ederler ve Kudüs´e tapınağın üstüne inerler, orada birçok peygamber vardır, tanıştırılırlar ve hep beraber ibadet ederler. Cebrail gitmeleri gerektiğini söyleyinceye kadar, birbirleriyle görevleri hakkında konuşurlar. Tapınağın dışında, Hz. Muhammed göğe giden bir merdiven bulur, melekle beraber tırmanmaya başlarlar ve cennetin kapısına gelirler. Cebrail kim olduklarını haber verince, kapılar açılır, burası göğün ilk katıdır ve içerde yaşlı bir adam onları karşılar. Bu Adem Peygamberdir, her taraf hayvan doludur ve Hz. Muhammed başı göklerde kaybolan bir horoz görür. Sonra ikinci kata çıkarlar bu kapı demirdendir ve orada Hz. Nuh Hz. İsa ve Hz. Yahya vardır. Hz. Muhammed orasının onların evi mi olduğundan yoksa gezmeye mi geldiklerinden emin değildir. Üçüncü kat daha görkemlidir; Cebrail burada Davut ve Yusuf Peygamberlerin bulunduklarını söyler ama tanışamazlar. Orada dev bir melek görürler, Cebrail onun Azrail olduğunu ve önündeki deftere doğacakları yazdığını, ölecekleri ise sildiğini söyler. Dördüncü katta ağlayan melek vardır ve kapıda Hz. Muhammed, Peygamber Enok´la tanışır. Sonra beşinci kata çıkarlar, orada onları Harun Peygamber karşılar. Bu katta alevli bir tahtta oturan yüzü bakır rengi, çıban ve sivilcelerle dolu, gözlerinden şimşekler fışkıran ve elinde yanan bir mızrağı tutan dev bir melek vardır. Görevi Allah´ın intikamını almaktır.

    "Ey Muhammed, Yaratıcı´nı selamla."

    Altıncı kat, Hz. Muhammed´in hiç görmediği şeffaf bir taştandır. Burada yarısı buz, yarısı ateş olan melek ve ona dua eden melekler vardır. Cebrail onu koruyucu melek olarak tanıtır. Burada Hz. Musa görünür ve ağlar, ağlaması müslümanların, Musa´nın kavminden çok cennete girecekleri yüzünderdir, Hz. Muhammed onu teselli eder ama Cebrail acele etmektedir ve yedince kata çıkarlar. Burası ilahi ışıktandır ve çok büyük bir melek vardır. 70.000 başı, 70.000 ağzı ve dili vardır, 70.000 dil konuşur ve tüm bu dillerle Allah´ı över. Hz. Muhammed hafif bir hava akımıyla uçtuğunu hissedinceye kadar bu görkemli meleğe bakar, sonra kendisini Allah´ın gizli tahtlarının yanında büyüyen Lotüs çiçeğinin içinde bulur. Ağaç o kadar büyüktür ki, dünya ile güney arasını kaplar. Sayısız meyvesi ve her meyve tüm insanları besleyebilir. Her meyvenin içinde müminleri bekleyen birer dilber bulunmaktadır. Dört büyük nehrin aktığı bu yerde dinlenen sayısız melek vardır. Hala telaş eden Cebrail, Peygamber´i Sidre´ye götürür; orada bir melek süt, bal ve şarap dolu tasları ikram eder; malum seçim yapılır ve sonra Cebrail; "Ben ancak buraya kadar gelebilirim, bir saniye sonra Allah´ı görmeye gideceksin, ben seni yedinci katta bekleyeceğim." der. O anda Hz. Muhammed sonsuzlukları aştığını hisseder ve kendisini Allah´ın ik ok atımı uzaklıktaki tahtının önünde bulur. Sadece kader levhalarına yazan kamışların sesleri duyulmaktadır. Başını kaldırınca. Allah´ın yüzünün 21 tül perde ile örtülü olduğunu görür, tüllerin ardından parlayan ışık, elli bin şafağın ışığından daha parlaktır. Hz. Muhammed Allah´ın tahtının yanında ışıklı bir yazıyla "Allah´tan başka tanrı yoktur ve Muhammed O´nun Resülü´dür" yazmaktadır. Sonra Allah ellerini uzatıp, onun omuzunun ve göğsünün üzerine koyunca, Hz. Muhammed´in içi buz gibi olur ama ardından büyük bir vecd ve mutluluk duyar. Derin bir ses duyar; "Ey Muhammed, Yaratıcı´nı selamla." Sonra namaz emrini alınca Allah´ın elleri gevşer ve Hz. Muhammed yedinci kat göğe geri döner.

    Ve Kuranı Kerim

    Bekleyen Cebrail, hiç soru sormaz ama altıncı katta Musa Peygamber sorar. Malum konuşmalar ve geliş gidişlerden sonra Allah, namazı beş vakte indirir. Ardından Hz. Muhammed büyük bir hızla katları aşar ve kendisini Burak´ın yanında bulur, artık Cebrail´i görememektedir, Burak yine aynı hızla onu Mekke´ye getirir ve halının üzerine bırakır. Bodley, Mirac öyküsünü buraya kadar dinledikten sonra Madani´ye Hz. Muhammed´in gökte ne kadar kaldığını ve Dante´yi okuyup, okumadığını sorar. Madani, birkaç saat cevabını vererek, Dante´yi hiç duymadığını söyler. Bodley, Dante´nin "İlahi Komedya"yı Mirac´ı duyduktan sonra, esinlenerek yazdığını belirtir, aradaki benzerlikler dikkat çekicidir. Bodley, Mirac´ın ilk kez Kuran´dan değil, hadislerden güç alan bir olay olarak karşısına çıktığını belirtirken, Kuran´da Miraç adlı bir Sure´nin bulunduğunu ama bu Sure´de bile anlatılanlara benzer birşeyin bulunmadığını yazar. Tek ipucu Sure´nin ilk ayetidir; "Kulunu bir gece Mescidi Haram´dan etrafını kutlu kıldığımız Mescidi Aksa´ya götürdü ki, ona ayetlerinden bazılarını göstersin..." Mirac öyküsü, Bodley´e göre bir efsane olabilir ve Mirac´ın anlatıldığı gibi Kuran´da uzun uzun yer almamasının nedeni olarak, müslüman olmayanların kuşku duyacakları endişesi olduğunu belirtir.

    İncil´e atıflar

    Oysa, Hezekiel Peygamber´in göğe ateşli bir arabayla çıkışından ve Hz İsa´nın yeniden doğup göğe yükselişinden kuşku duyulmamıştır. Aziz John´un yazdıklarına saçmalık denmemiştir. İncil´in son bölümünde Mirac´ı hatırlatan bölümler vardır;

    * "Ve işte gökte bir taht ve oturan biri vardı, görünüşü yeşim ve akik taşına benzerdi, çevresinde zümrüt misali bir gökkuşağı vardı ve tahttan gök gürültüleri ve şimşekler çıkıyordu ve önünde yedi meşale vardı, tahtın önünde camdan bir deniz ve etrafında çok sayıda gözleri olan dört yaratık vardı." (4. Bölüm)

    * "... denizin kumu yanında durdum ve sulardan çıkan bir canavar gördüm. On boynuzu, yedi başı, boynuzları üzerinde on tacı vardı... leopara benziyordu, ayakları ayı gibi, ağzı bir aslan gibiydi ve ejder ona gücünü, tahtını ve büyük bir yetkiyi verdi." (13. Bölüm)

    * "Şehrin duvarı yeşim ve şeffaf cam benzeri saf altındı, temelleri taşlarla bezenmişti, şehrin aydınlanması için güneşe ve aya gerek yoktu çünkü orayı Allah´ın nuru aydınlatıyordu." (21. Bölüm)

    * "...onun sokağının ortasında Allah´ın ve kuzunun tahtının yanında berrak bir hayat suyu ırmağını gösterdi, ırmağın iki yanında 12 tür meyve veren, meyvesini her ay veren hayat ağacı vardı ve yaprakları milletlerin şifası içindi." (22. Bölüm)

    Bütün bunlar İncil´dedir ve efsane değildir, dinsel metin olarak kabul edilirler. Hz. Muhammed´in göksel yolculuğu, yaşadıklarından aldığı güç o sıralarda içinde bulunduğu Kureyş tehlikesine aldırmaması gerektiği düşüncesini akla getirebilir. Karşıt tez olarak iki bakış açısı getirilmiştir; Hz. Muhammed ´in kendisi de Mirac´ı yaptığından veya rüyada görmüş olduğundan emin değildi. İkincisi ise, yeni bir din istediği zaman daha önce Allah, elçilerini bu tür hareketlerle cesaretlendirmemişti. Musa ve İsa peygamberlerin yaşam öyküleri mucizelerle doludur ama Hz. Muhammed´in yaşamında böyle şeyler yoktur sanki Tanrı Arapları ikna etmek için peygamberini yalnız bırakmıştır. İşte Bodley burada Hz. Muhammed´in büyüklüğüne dikkat çeker; hiçbir doğaüstü yardım görmeden başarılı olmuş olması en önemli olaydır. Bir diğer önemli yan, Hz. Muhammed´in peygamberlik iddiası ve yeri bir dine çağrısından sonra 40 senede kazandıklarının tümünü kaybetmesidir, hatta bir ara çevresinde bir avuç insan kalmıştır ama buna rağmen umudunu yitirmemiş ve çağrısına devam etmiştir.

    Sonuç olarak...

    Mirac´ın mucizevi yönü anlatıların hangisi olursa olsun vardır, işte tek rahatsız edici olan budur. demin de belirtildiği gibi Allah´ın doğaüstü güçler vermeden veya olaylar yaratmadan, insan zekası, iradesi ve sabrı üzerine kurduğu tek din İslam, kurucusu ise bir dahi olan Hz. Muhammed´dir. Bunun bozulmasının İslam´ın yüceliğini etkilediği, Bodley´in önemle üzerinde durduğu bir noktadır. Bodley, Peygamber´in Mekke´den Medine´ye Ebubekir´le yaya olarak kaçarlarken, sığındıkları mağaranın ağzını ören örümcek ve yumurtalarını koyan kumru hikayesini de reddederek, olayın nedenini izleyici Kureyşliler´in aptallığı olarak görür. Yazarın ana fikri bütünüyle Hz. Muhammed´in normal bir insan olarak, normalüstü bir iş başararak bir dünya dini kurmuş olduğunun anlaşılmasıdır.

    Mirac, bu konumda yerini bulması zor hatta imkansız bir olaydır ve onun için kendi başına bir yerde kalarak, Kuran´daki destek sayesinde inanılmaya devam edecektir. Mirac´ın bir uzay yolculuğu olarak yorumlanması başka bir yaklaşım biçimidir ve her tür anlatıda bu tür bir yaklaşımı destekleyecek çok fazla öğe bulunmaktadır. Ama asıl önemli olan, Mirac´ın uzaylıların işi olduğu değil, eğer öyleyse tüm dinlerin ardında dünyadışı bir zekanın olduğu tezine yönelme gereğinin ortaya çıkmasıdır. Gerek Bodley, gerekse diğer batılılar ve tüm karmaşıklığı ile İslami yazarlar için Mirac sonuçta şu veya bu dozda ilahi bir olay veya haldir. Öteki yanda başka bir dünya görüşü vardır. Pazarlık eden ve elleri olan bir tanrı bu görüşe prim verir ama yine de Mirac dini bir kimlik taşır ve İslam´ın temel taşlarından birisi olarak bu kimlikle yaşayacaktır.

    Alıntıdır..
     

Sayfayı Paylaş