Orhan Pamuk'un Türkçe Sorunu Var !

Konusu 'Sanat ve Edebiyat' forumundadır ve Navarro tarafından 29 Aralık 2007 başlatılmıştır.

  1. Navarro

    Navarro New Member

    Mesajlar:
    810
    Aldığı Beğeni:
    51
    Ödül Puanları:
    0
    Büyükelçi, Pamuk'u yetersiz buldu

    [​IMG]

    Eleştirmen kimliğiyle de tanınan AB Genel Sekreteri Büyükelçi Oğuz Demiralp, “Orhan Pamuk'un Türkçe sorunu bulunduğunu” belirterek Nobel'i verenlere seslendi.




    Eleştirmen kimliğiyle de tanınan AB Genel Sekreteri Büyükelçi Oğuz Demiralp, “Orhan Pamuk'un Türkçe sorunu bulunduğunu” düşündüğünü belirterek, “Nobel verenler (Pamuk'un) eserlerini Türkçesinden okusalardı aynı değerlendirmenin yapılıp yapılmayacağı konusunda teknik bir şüphesi olduğunu” söyledi.

    Büyükelçi Demiralp, yazınla ilişkisini ve yazınsal serüvenini anlattı.
    “Edebiyat, insanın kendini daha kolay ifade edebildiği, kendisiyle daha özdeşleşebildiği bir faaliyet alanı” diyerek söze başlayan Demiralp, Dışişleri Bakanlığına girmeden önce de edebiyata ilgi duyduğunu, emekliliğinden sonra da ilgi duymaya devam edeceğini belirtti.

    Demiralp bir eleştirmen olarak Orhan Pamuk'un Nobel edebiyat ödülünü alması konusundaki fikrinin sorulması üzerine, “Orhan Pamuk'un bütün kitaplarını okumadım.

    Okuyacağım ama... Nobel aldığı için mutlaka okumamız gerekir bir Türk okuru olarak. Nobel alması, her şeyden önce muazzam bir başarı onu kabul etmek lazım” diye konuştu. Nobel'in yazınsal ölçütlere göre alınmış olduğunu varsaydığını söyleyen Demiralp, “Nobel'in nasıl verildiğini, kimlerin o romanları okuduğunu tam olarak bilmiyorum. Ama Nobel Türkiye'ye değil, Türkçeye değil, Orhan Pamuk'un kendisine verilmiştir. Bunu da görmek gerekir” ifadesini kullandı.

    Demiralp, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Okuduğum kadarıyla eleştirebileceğim bir konu: Türkçesi kötü Orhan Pamuk'un. Teknik bir değerlendirme yaparsam, Nobel verenler İngilizce yerine Türkçesini okusalardı ne düşünürlerdi bilmiyorum. Orhan Pamuk'un bir Türkçe sorunu var. Okuduğum romanları yapı olarak başarılı romanlar, başarılı bir romancı olduğunu teslim etmek gerekir. Ama Nobel verenler Türkçesinden okusalardı aynı değerlendirmeyi yaparlar mıydı, o konuda teknik bir şüphem var. Buna karşın Yaşar Kemal deyince, onun Türkçesi çok güzel bir Türkçe. Ama her şeye rağmen Orhan Pamuk'un Nobel alması büyük bir başarıdır. Bu başarıdan hepimizin övünç duyması gerekir.” Demiralp, bu bağlamda Henri Michaux'nun “Kitapları çıkardıkları gürültülerden ayırmak gerekir” sözünü hatırlatarak, “Orhan Pamuk konusunda daha çok o kitapların çıkardığı gürültülerin tartışması yapılıyor. Oysa kitapların tartışılması gerekir” dedi.

    “ELEŞTİRİYİ EDEBİYATIN BİLİNCİ, VİCDANI OLARAK GÖRÜYORUM”

    “Satırlar Arasında Aylaklık” adlı kitabının önsözünde kendini “amatör bir yazınsever” olarak tanımladığının hatırlatılması üzerine Demiralp, kendini bir okur olarak tarif ettiğini, birtakım şeyleri okuduktan sonra da yazma hevesine kapıldığını anlattı.

    Demiralp, “Yazmam gerekiyor, o ihtiyacı duyuyorum ve yazıyorum. Yazdıktan sonra ortaya çıkan ürün bilimsel mi, değil mi, onun tartışmasını yapmak bana düşmez. Ama arzum, bilimsel değil de yazınsal olması, edebi bir değer taşıyabilmesi. Eğer yazdıklarımda öyle bir değer görülüyorsa bu beni sevindirir” diye konuştu.

    Eleştirinin, edebiyatın bir parçası olduğunu kaydeden Demiralp, “Eleştiriyi edebiyatın bilinci, vicdanı olarak görüyorum. 18., 19. asırdan beri edebiyatın eleştiriden ayrı düşünülemeyeceğini değerlendiriyorum. Eleştiri, artık edebiyatın yanında, ötesinde, berisinde değil, üstünde hiç değil, yargıç hiç değil, edebiyatın bir parçasıdır” diye konuştu.

    Kendini bir eleştirmen olarak görüp görmediği konusunda, kendine yönelik bir tereddütü bulunduğunu, yazdıklarıyla ilgili olarak eleştirel denemelerden bahsetmenin daha doğru olacağını söyleyen Demiralp, “Okuyorum, okuduktan sonra da yazıyorum. Yazdıklarım beğeniliyorsa ya da belli bir katkı yapıyorsa yazın dünyasına, ne mutlu bana” dedi. Demiralp, Türkiye'de edebiyat eleştirisi konusunda gelişme olduğunu, ancak bunun daha da gelişmesi için akademik incelemelerin artması gerektiğini kaydederek, “Edebiyat fakülteleri geliştiği ölçüde, eleştirinin imkanları da artacaktır diye düşünüyorum” dedi.

    Eskiye oranla Türkiye'de daha çok eleştirmen bulunduğunu, daha iyi eleştiriler yapıldığını da söyleyen Demiralp, “İzlenimci eleştiri aşıldı. Ama izlenimci eleştiriyi de küçümsememek lazım. Orada çok yoğunlaşmış bir edebiyat beğenisi ve bilgisi var. Ama o üslup içinde de kalmamak gerekiyor” diye konuştu.

    “ELEŞTİRİNİN İHTİYACI OLAN MEKAN, KİTAP EKLERİ DEĞİL”

    Demiralp, edebiyatın aynı zamanda bir piyasa olduğunu belirterek, özellikle gazetelerin kitap eklerinin bu piyasanın bir parçasını oluşturduğunu söyledi.

    Demiralp, “Eleştirinin ihtiyacı olan mekan, kitap ekleri değil. Kitap eklerinde kısa yazı isteniyor. Ama eleştirinin nefes almak için geniş mekana ihtiyacı var. Eleştiri konusunda yoğunlaşan dergilere daha çok ihtiyacımız var” diye konuştu.

    Eleştirmenin görevine de değinen Demiralp, eleştiriden bir yargılama eylemi beklentisinin sorunlu olduğunu, eleştirinin işlevinin bu olmadığını söyledi.

    Demiralp şunları kaydetti:

    “Tabii eleştiri bir kitap üzerine konuştuğu için, haliyle yönlendirici etkisi de var. O yönlendirici etkisinin dozunu iyi ayarlamak gerekiyor. Orada eleştirmene önemli bir sorumluluk düşüyor. Eleştirmen kendisini yazarın üstünde görmemeli, yargılar gibi yazmamalı. Okurların çobanı gibi kendini görmemeli. Ama edebiyat piyasası, maalesef kitap eklerinde eleştirmenlerden bir yargıç rolü oynamasını bekliyor. Bu hem eleştirmenin ayarını bozuyor, hem de yazın dünyasındaki okur ve yazar dengesini bozabiliyor.”

    “ŞİİR ÇEVİRİSİ YAPABİLİRİM”

    Diplomasi kariyerinin başlangıcı olan 1970'li yılların ortalarında, aynı zamanda Yazı, Soyut ve Oluşum dergilerinin kurulmasında da rol alan Demiralp, o dönemde bu iki uğraş arasında bir seçim yapmak durumunda kalmadığını söyleyerek, “Seçimi edebiyat açısından yapmadım. Seçimi özel sektör ile kamu sektörü açısından yaptım. Ama edebiyat onu etkilemedi” dedi.

    Edebiyata ilişkin çalışmaları çerçevesinde çeviriler de yaptığını söyleyen Demiralp, “Bazı çevirilerim başarısız oldu. Çok başarılı çevirilerim olmadı. Ama bazı şiir çevirilerimi çok severek yaptım. Çeviri ayrı bir uzmanlık işi, ama şiir çevirisi beni hala çekiyor. Belki şiir çevirisi yine yapabilirim” diye konuştu.

    Son zamanlarda çeviri eleştirisinin geliştiğine de dikkati çeken Demiralp, “Çeviri çok önemli bir konu, bazı dergilerde özel bölümler yapılmaya başladı. Çeviri Türkiye açısından çok önemli, Türk kültürünün gelişmesi açısından çok önemli. Üstünde daha çok durulması gereken bir konu” ifadesini kullandı.

    Daha çok İngilizce ve Fransızca odaklı bir çeviri kültürü içinde olunduğunu da söyleyen Demiralp, Almanca, Arapça ve İspanyolcadan da çevrilecek çok önemli yapıtlar bulunduğunu söyledi.

    Demiralp, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İslamiyetin kültürel bakımdan çok güçlü olduğu dönemlere ait birçok çalışma Türkçeye aktarılmamıştır. Onların Türkçeye aktarılması gerekir, ama güzel bir Türkçeye aktarılması gerekir. Cumhuriyet Türkçesine, anlaşılır bir Türkçeye aktarılması gerekir. O çevirilerin güzel bir Türkçeyle yapılması, ideolojik anlayışla yapılmaması büyük önem taşımaktadır.”

    “HAS EDEBİYAT, HER ZAMAN BİR AZINLIĞIN ETKİNLİĞİ OLACAKTIR”

    Edebiyat etkinliğinin alanının dar olduğundan yakınan Demiralp, “Türkiye'de bu alan belki daha da dar. Has edebiyatın takipçisi her zaman dardır. Batı'da da dardır, bizde de dardır. Has edebiyat, her zaman bir azınlığın etkinliği olacaktır” dedi.

    Edebiyatın türleri arasındaki ayrımların silikleşmeye başlamasına da değinen Demiralp şöyle konuştu:

    “Bir de post-modern dedikleri anlayış var. Onu biraz da kaliteden kaçmak için, kolaycılığa kaçmak için yapıyorlar. Onu da yapmamak lazım. Bir has edebiyatın, türler arasındaki ayrımın daha önemsiz olması, bir de kolaycılığa kaçıp 'Roman yazsam da olur, deneme yazsam da olur. Arada ne fark var' deyip, uyduruk edebiyatçılık yapmak var, ikisini ayırmak lazım.”

    “YENİNİN ESKİYLE YENİ BİR İLİŞKİ KURMASI GEREKİYOR”

    Gezdiği şehirler hakkındaki izlenimlerini derlediği “Gönderilmemiş Kartpostal Yazıları” adlı bir kitabı da bulunan Demiralp, bu yazıların iş için gittiği yerlerde aldığı notlar olduğunu söyleyerek, “Diplomat kılığında gezsek de içimizde bir edebiyatçı oluyor tabii. O da etrafa bakıyor” diye konuştu.

    İstanbul'un Sultanahmet semtinde büyüdüğünü anlatan Demiralp, yazılarında sıkça rastlanan geçmiş özlemini anlatırken de, “Ahşap evlerin, Sultanahmet Camisinin, Bizans'ın, surların oradan geliyorum ben. Geçmiş, benim bir kimliğim. Geçmişe eklemlenerek büyüdüm ben. Geçmişten kopukluğu hiçbir zaman yaşamadım. Osmanlı geçmişi, benim için hiçbir zaman yabancılaştığım bir geçmiş değil” ifadesini kullandı. Demiralp, “Geçmişle eklemlenmeyi genel bir kültür olarak henüz beceremedik. Orada tabii eskiye dönüş olamaz. Yeninin eskiyle yeni bir ilişki kurması gerekiyor. Bunu henüz daha genel olarak yapamadık. Osmanlı'yı hala tanımıyoruz” diye konuştu.

    “SADIK HİDAYET'İ OKUYUNCA ATATÜRK'ÜN ÖNEMİNİ DAHA İYİ ANLIYORSUNUZ”

    Alman düşünür Walter Benjamin, İranlı yazar Sadık Hidayet ve Türk romancı Ahmet Hamdi Tanpınar üzerine inceleme kitapları bulunan Demiralp, bu seçimlerinin sembolik önemi olup olmadığı sorusuna, “Olabilir. Ama edebiyat incelemelerim, İran'da, Almanya'da ve Türkiye'de yaşamış olmamdan da kaynaklanıyor” yanıtını verdi. Demiralp, Tanpınar'ın eskiyi ve yeniyi kendi kişiliğinde eklemlemiş bir kişi ve Türk modernleşmesi açısından önemli bir aydın olduğunun altını çizdi. Demiralp, “Sadık Hidayet'i okuyunca da Atatürk'ün ve Cumhuriyet kültürünün önemini daha iyi anlıyorsunuz. İran eski ile yeni arasındaki eklemlenmeyi hiç beceremedi” dedi.

    YENİ PROJELER

    Yeni projelerine de değinen Demiralp, “Türk sinemasıyla ilgili yazılarım vardır. Daha çok hafif-meşrep yazılar. Onları kitap haline getirip bir yayıncıya yolladım. O kitabı belki daha da geliştirebilirim” dedi. Demiralp, Türk sinemasıyla ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine ise, “Türk sinemasında gelişme var. Yazılarım son iki yıllık filmleri pek kapsamıyor, ama Türk sinemasında gelişme olduğu kesin. Eskiden de çok önemli ustalar vardı, onların da hakkını vermek lazım. Ama Türk sinemasında olumlu gelişmeler olduğu kesin, ancak umarım Hollywood etkisi genç sinemacılarımızı fazla bozmaz. Ama çarpıcı film yapma talebi bazen sanatsal bakımdan olumsuz sonuçlar doğurabiliyor” diye konuştu. Demiralp, şimdiye kadar yazdığı çeşitli denemeleri tekrar bir araya getirmek gibi bir düşüncesi ve yazmaya devam ettiği ufak tefek metinler de bulunduğunu söyledi.

    OĞUZ DEMİRALP KİMDİR?

    1952'de doğan Demiralp, ilk yazı ve çevirilerini 1973 yılından itibaren Yeni Dergi'de ve kuruluşlarında rol oynadığı Yazı, Soyut ve Oluşum dergilerinde yayımladı. Demiralp'in 1980'lerde yazıları Tan, Yazko Edebiyat ve Gergedan dergilerinde yayımlandı. Demiralp, “özel bir metafizik kurmaya yöneldiği” eleştirel denemelerinde Abdülhak Şinasi Hisar, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, İsmet Özel üzerinde çözümleyici bir yaklaşımla durdu; ilk kitabı “Kutup Noktası: Ahmet Hamdi Tanpınar Üzerine Eleştirel Deneme”de, Tanpınar'ı öznel bir okuma perspektifinden işledi.

    Demiralp'in Alman düşünür Walter Benjamin üzerine yazdığı “Tanrı Bakışlı Çocuk: Walter Benjamin Üzerine 49'a Parçalanmış Deneme” 1995'te, “Kör Okur: Sadık Hidayet Üzerine Kör Baykuş Merkezli Okuma Denemesi” ise 2001'de Yapı Kredi Yayınlarından çıktı.

    Denemelerini “Okuma Defteri”, “Yazı ve Yalnızlık” ve “Satırlar Arasında Aylaklık” adlı kitaplarda toplayan Demiralp'in “Gönderilmemiş Kartpostal Yazıları” adlı, ziyaret ettiği 49 şehirden izlenimlerini içeren bir kitabı da bulunuyor.

    Oğuz Demiralp evli ve iki çocuk babası.

    YENİŞAFAK

    Büyükelçi, Pamuk'u yetersiz buldu | haber7com
     

Sayfayı Paylaş