Suç, şiddet ve psikososyal gelişim

Konusu 'Kişisel Gelişim Merkezi' forumundadır ve Maestro tarafından 23 Ocak 2009 başlatılmıştır.

  1. Maestro
    Offline

    Maestro Misafir

    Suç işlemeye yol açan etmenlerin bir kısmı şöyle sıralanabilir:


    Çocukların davranışlarını kontrol etmekte zorluk yaşaması ve içlerinden geldiği gibi düşünmeden hareket etmeleri.
    Hayal kırıklığına toleranslarının düşük olması ve herhangi bir engellenmeyle karşılaştıkları zaman onunla başa çıkamamaları.
    Sorun çözme, öfke kontrolü ve iletişim kurma gibi sosyal becerilerinin zayıf olması,
    Çocukların eğitim yaşamının ihmal edilmesi
    Çocuğa yönelik zayıf danışmanlık, çocuğun yaşamını takip etmekte başarısızlık.
    Ailenin disiplin becerilerinin zayıf olması; uygunsuz, tutarsız ve sert disiplin uygulamalarının bulunması ve çocuk yetiştirme konusunda farklı anlayışların çocuğa yansıtılması.
    Çatışma çözme ve öfke kontrolü becerilerinin zayıf olması veya olmaması.
    Aile içi çatışma, evlilik uyuşmazlığı, ev içi şiddet, istismarın varlığı
    Çocukların fiziksel ve ruhsal sağlığın iyi olmaması, madde kullanımı, depresyon olması.
    Şiddetin tam bir tanımını yapmak çok kolay değildir. Şiddet, sözel ve psikolojik tacizi de içeren fiziksel şiddetin yanı sıra kabadayılık, bedenini kullanarak birine bilerek rahatsızlık veya fiziki olarak zarar vermek de bu kavram içinde yer almaktadır. Son bir yıl içerisinde fiziksel bir kavga içinde yer alma; yaşamı boyunca bir kez dahi bir silah taşıma veya ateşli silah dışındaki çakı, bıçak, jilet gibi kesici aletler taşımak da şiddet davranışı kapsamında değerlendirilmelidir. Şiddet içerikli davranışlar arasında öfke patlamaları, vurmak, tekmelemek, itmek, yaralamak, kavga etmek, başkaları ile ilgili tehditler savurmak ya da yaralamaya çalışmak, hayvanlara yönelik acımasız davranışlar, yangın çıkarmaya teşebbüs etmek ve eşyalara bilerek zarar vermek sayılabilir
    Şiddet Davranışı için Risk Faktörleri
    Gencin veya çocuğun şiddet davranışı sergileme riskini arttıran bazı çevresel veya kişisel özellikler sayılabilir:
    Evde ve/veya okulda sosyal olarak aşırı içine kapanık olan çocuklar,
    Yoğun bir izolasyon içinde olmak,
    Şiddete maruz kalmak,
    Başkaları tarafından çabucak kızdırılabilir olmak,
    Aşırı alınganlık,
    Kendine rahat verilmediği duygusunu sık yaşamak,
    Okul başarısının düşük olması,
    Öfke kontrolünü becerememek ve sık öfke patlamaları yaşamak,
    Geçmişinde, şiddet içeren davranışlarının bulunması,
    Bireysel farklılıklara toleransın olmaması,
    Madde kullanmak,
    Dürtüsel/fevri olmak,
    Çok çabuk hayal kırıklığına uğramak ve bunu tolare edememek.



    Suç, şiddet ve psikososyal gelişim
    Suç, şiddet, madde kullanımı gibi davranışların ortaya çıktığı ve sorun halinde yaşandığı dönem daha çok 15-17 yaş grubudur. Daha sonraki yaş dönemlerinde bu sorun azalma göstermektedir. Ancak bu tür davranışları gösteren ergenlerin ikiye ayrılmasının gerekliliği öne sürülmektedir.
    1. Erken başlayanlar: Çok erken yaşlarda, 6-8 yaşlarında bu tür davranış sorunu gösteren çocuklardır. Bu çocukların yetişkinlik döneminde kriminal olma oranları yüksektir. Ergenlik döneminde yüksek oranda kurallara uymama gözlenir. Erken başlayanlar olarak adlandırılan grup, toplum için daha büyük ve kalıcı sorun oluşturmaktadır.
    2. Geç başlayanlar: Bu grupta erken ergenlik döneminde bu sorunlar görülmeye başlar ve daha sonra iş ve evlilik yaşamlarına yansıtırlar.Her iki grubun ortak özellikleri, çocuğun belirli dönemlerden geçmesidir. Bu dönemler çocuktan çocuğa farklılık göstermekle birlikte, benzer bir yol izlemekte oldukları söylenebilir.
    Bu dönemlerin bilinmesinin önemi, ergenin bulunduğu döneme ilişkin müdahalenin yapılması açısından önemlidir. Her döneme uygun bir müdahale yöntemi seçilmelidir.
    Okul öncesi yıllar
    Şiddet eğilimi gösterecek ergenlerin 7 yaşında tespit edilebileceği bazı araştırmalarda gösterilmiştir. Bu yaşta agresif, bozucu ve karşıt davranışlar gösteren çocukların %50 oranında ergenlik döneminde şiddet eğilimi gösterdiği saptanmıştır. Okul öncesi döneme ait bulgular oldukça yetersiz olmakla birlikte bazı ipuçları vermektedir. İki yaşından itibaren anne çocuk arasında zorlayıcı ilişkiler başlayabilir. Bu dönem sakin bir şekilde aşılmaz ve iyi idare edilmezse, sorunların başlangıcı olabilir. Çocuğun huzursuz, dürtüsel olması ve dikkat sorunları olması, çocuk ebeveyn ilişkisinin üstüne olumsuz etkiler yapmaktadır. Bu yaştaki çocuklarda tepkisel davranışlar hakimdir. Ebeveynler kontrolü kaybettikleri için , etkin olmayan ve huzursuz çözümlere yönelebilirler. Çocuk bir kenara atılabilir, ihmal ya da istismar edilebilir.
    Ebeveynlerin yoğun stres altında olması da, onların sosyal becerilerini azaltmakta ve çocukla ilişkisine olumsuz yansımaktadır. Bu aileler çocuklarına karşı baskıcı davranmakta, ağır cezalar vermektedir. Çocuğun yaşantıları ebeveyn tarafından aşırı ve uygunsuz tepkilerle karşılanmaya başlanır. Acı veren duyguların ifadesi bile kabullenilmez, çocuk cezalandırılır. Sonuç olarak çocuk, yaşantılarını ve duygularını adlandırılamaz, stresle başa çıkmayı, makul hedefler koyma öğrenemez, kendi duygusal yanıtlarına güvenemez, yardım için aşırı duygusal ifade yolları kullanmaya başlar. Ebeveyn çocuğa hep olumsuz yaklaştığı, duygularını ortaya koyma fırsatı vermediği, ihtiyaç duyduğu sevgiyi göstermediği için çocuk bunları farklı yollarla elde etme yoluna gitmeyi öğrenmektedir. Okul öncesi yıllarda deneyimi böyle olan çocuklar ergenlik dönemine geldiklerinde eğitime hazırlıklı olmadığı, akranlarına karşı agresif davrandığı,arkadaşlık ilişkileri geliştirmekte zorluk çektiği gözlenmektedir.
    Orta yıllar
    Çocuğun bu durumu ileriki yıllarda okul başarısızlığına dönüşür. Başarısızlık okula karşı ilgi kaybına da yol açar. Akranlarıyla kurdukları ilişkiler oldukça zayıftır. Sorumluluklarını almakta ve üstlenmekte zorlanırlar. Tepkilerinde agresyon hakim olmaya başlamıştır. Bu durum arkadaş, okul ve aile ilişkilerini de olumsuz etkilemeye devam eder. Önceki yılarda evde yaşanan çatışmalara okul başarısızlığı gibi yeni bir sorun daha eklenmiştir. Aile çocuğun okul başarısızlığı ile nasıl başa çıkabileceğini bilememektedir. Kendisi bir anlamda teslim olmaya başladığı için, tek çare olarak okulu görmeye başlarlar. Ancak, okuldan beklentileri yüksek olduğu için sıklıkla hayal kırıklığına uğrarlar. Ya da kabahat okula bulunabilir, böylece ailenin okulla ilişkisi de bozulur. Giderek, çocuğu dışlamaya ve ret etmeye başlarlar.Çocuğun "itici" davranışları okul çalışanlarının da desteklerini ondan kesmelerine yol açar. Giderek "ümitsiz vaka" olarak değerlendirmeye başlanır, çocuk. Ebeveynlerin okulu çözüm olarak görmeleri ve evde yaşadıkları başarısızlıkları okula yansıtmaları, okul konusuna evden bir destek gelmemesi de okul çalışanlarıyla aile ilişkisini iyice bozar.
    Erken ergenlik
    Ergenlik döneminde ise okula devamsızlıkla bu durum kendini gösterir. Ergenin artık hedefleri kaybolmuştur ve aile ya da toplumsal değerlere yabancılaşmıştır. Akranları tarafından ret edildiği için kendisine uygun arkadaşlar armaya başlar. Bunlar kimi zaman kendisinden yaşça büyükler olabilir. Tüm ergenler gibi ebeveynlerinden uzaklaşır ve arkadaş ilişkileri önem kazanır. Kurduğu arkadaşlıklar genelde kurallara uymayan suça eğilimli gruplar olup, çeteleşme eğilimi yüksektir. Yaşı büyüdüğü ve çevresi geliştiği için, kendisi gibi ergenleri bulmakta zorlanmaz.Aile ise, artık ondan ümidi kesmiştir. Bir dönem uyguladıkları başarılı yöntemleri bile uygulamaktan vazgeçerler. Bir nevi teslim olmuşlardır. Onu izlemekten vazgeçer ve kendi haline bırakırlar. Bu da sorunun giderek çözümsüz hale gelmesine yol açar. Okul çalışanları da aileye ve ergene karşı olumsuz bir tutum geliştirirler. En iyi çözüm çocuğun bir an önce okuldan uzaklaşmasıdır düşüncesi hakim olmaya başlar.

    Güvenli okul
    Güvenli okul, aslında uyumlu okuldur. Güvenli okullarda okul çalışanları ve öğrencileri arasında olumlu ilişki bağları bulunur. Burada öğretmenlerin öğretmenler ile, öğretmenlerin öğrenciler ile, öğrencilerin öğrenciler ile olan ilişkilerinde ve okulda hizmetli olarak çalışanların öğrenciler ile ilişkilerinde olumlu özelliklerden bahsediyoruz. Şiddeti önlemede en önemli etkenlerden biri okul çalışanlarıyla, öğrencilerin kurdukları güven verici, destekleyici bağlardır. Bu sebeple öğrenciler ve okul çalışanları arasında pozitif ilişkileri geliştirmek gerekmektedir. Diğer gereklilikler tamamlanmadan, okulun havası pozitif yönde değiştirilmeden güvenlilik sağlanamayacağı gibi güvenli okul ortamı da oluşturulamaz. Çocuklar bekledikleri desteği okullardan göremezlerse, sosyal olarak istenen davranışları da göstermezler bu da güvenli bir okul oluşturmanın önündeki önemli engellerden birisidir.
    Güvenli okulların kriterleri şunlardır:
    İletişim insanlar arası ilişkilerde en önemli anahtardır, insanları birbirlerine bağlar. Güvenli okullarda öğrenciler, öğretmenler, okul çalışanları, okul idaresi arasında güvenli bir iletişim vardır. Bu iletişimin iyi ve güvenli olması okulun genel havasına yansır ve problemlerin çözümünü kolaylaştırır.
    Güvenli okulların tutumu çocukların akademik başarılarını ve davranışlarını geliştirmek üzerine kuruludur fakat sadece akademik başarıya odaklanmamaktadırlar. Öğrencilerin sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını da karşılamaya önem verirler. Böylece çocuğun okuldan; okulun da öğrencilerden bekledikleri arasında bir denge kurulmaktadır.
    Güvenli okullarda bütün çocuklara eşit şekilde davranılır ve eşit sorumluluk verilir. Sınıf içinde ya da okul içinde arkadaşları ile eşit sorumluluklar almayan, farklı davranılan çocuklar ileride şiddet davranışlarında bulunabilirler ya da şiddetin hedefi olabilirler. Okullarda yaşanan en belirgin sorun öğrencilere eşit davranılmamasıdır
    Güvenli okullar velileri çocukları hakkında bilgilendiren okullardır. Bu sadece veli toplantıları ile yapılmamalı, veliler düzenli olarak okula davet edilmeli ve çocukları hakkında bilgilendirilmelidir.
    Okul öncesi ve sonrası programların olması şiddet ile mücadelede önemli bir yere sahiptir. Bu programlarda çocuklar rehberleri eşliğinde kültürel faaliyetlerde bulunabilirler.
    Güvenli okullar öğrencileri geleceğe hazırlamada, yetişkinlik döneminde karşılaşabilecekleri zorluklar hakkında onları hazırlamalıdır. Güvenli bir okul olmanın temel özelliklerinden birisi öğrencilere mezun olduklarında öğrendiklerini uygulayabilecekleri ortamlar sağlamak ve bu ortamları hazırlamaktır.
    Okullar öğrenciler ve çalışanlar için potansiyel olarak tehlikeli olabilecek durumlar hakkında bilgilendirme yapmalı ve çözüm yollarını paylaşmalıdır.
    Okulda şiddet duyurusu yapan öğrenciler mutlaka korunmalıdır. Okul öğrenciler ve yetişkinler arasında güven oluşturulmalıdır ki potansiyel olarak tehlikeli olan durumlar hakkında bilgiler gelebilsin. Okulda sorun yaşandığında "ispiyoncu" veya "korkak" gibi tanımlamalara maruz kalmadan öğrencilerin başvurabilecekleri güvenli bir kaynağın olması için çalışılmalıdır. Bu zaman alacak bir prosedürdür, ancak öğrenciyi hiç bir koşulda deşifre etmemek, bunun için bilinen yolların dışında (örneğin öğretmenin odasına gitmek yerine e-posta yöntemiyle başvuru yapması gibi) yeni yollar geliştirmek faydalı olacaktır.
    Güvenli okullar problemi iyi bilen ve bu problemi çözmek için bilgiler toplamış ve bunları değerlendirmiş okullardır.
    Güvenli okullarda öğrencilere iyi bir vatandaş olmalarını sağlayacak eğitimler verilmelidir. Okullar akademik programlarının içerisine öğrencilerinin iyi birer vatandaş olmalarını sağlayacak eğitimler de yerleştirilmeli ve bu konudaki temel değerler öğrencilere vermelidirler.
    Çocuklar, okullara değişik özelliklerde ve düşüncelerle gelirler. Her birinin ölüm, şiddet ve silah kullanımı hakkında değişik düşünceleri bulunmaktadır. Okullar çocuklara ateşli silahların tehlikelerini anlatarak, kızgınlıklarını ifade edecekleri yöntemleri öğreterek, şiddeti azaltabilirler.
    Bazı durumlarda şiddet mağdurları tepkilerini agresif şekillerde gösterebilirler. Bu nedenle şiddete maruz kalan çocuk ve gençlerde şiddet davranışı gözlenebileceği unutulmamalıdır. Şiddete maruz kalan çocuk ve gençlere uygun psikososyal yaklaşımlarda bulunulması gerekir.
    Okulda acil durumlarda olması önerilenler telefonlar
    Okullarda karşılaşılabilecek acil durumlardan ve bu acil durumlarda yapılması gerekenlerden bahsedildi. Her an okullarda yaşanabileceklere karşın okul yönetimi ve öğretmenler de bazı telefon numaralarının bulunması gerekmektedir.
    Bu numaralar aşağıda belirtilmiştir.
    Çocuk şube´nin numaraları
    Acil ambulans numaraları
    Öğrencilerin velilerinin numaraları
    En yakın polis merkezinin numarası
    İtfaiyenin numarası
    En yakın hastanelerin numaraları
    Olaya ilk müdahaleyi yapabilecek ilk yardım bilgisine sahip bireylerin numaraları
    Baro numarası
    İller ve ilçelerde bağlantı kurulabilecek resmi kurumlar
    Sonuç olarak, Güvenli Okul Girişimi gelecekte okullardaki şiddeti önleyebileceğimize dair öneriler sunmaktadır. Bir çok saldırgan, olay öncesinde davranışlarını planlamakla meşgul olurlar, niyetlerini ve planlarını başkaları ile paylaşırlar. Bu durum gösteriyor ki, yapılan bu tür tehditleri değerlendirmek için araştırma veya soruşturma yapmak bu tür bilgileri ortaya çıkartabilir. Güvenli okulları yaratmanın bir süre alacağını unutmamak gerekir.

    Erken tanıma ve uyarı işaretleri nelerdir?
    Erken tanıma ve uyarı işaretleri şiddet ve suç oluşmadan önce fark etmemizi sağlayan işaretlerdir. Önemli olan şiddet ve suç oluştuktan sonra müdahale etmek değil okulda çocukları takip ederek erken uyarı işaretlerine bakarak önlemektir. Erken uyarı işaretlerini anlamada dikkat edilecek noktalar vardır.Bir çok suç ve şiddet olayında erken tanıma ve uyarı işaretleri vardır. Bunlar çoğunlukla davranışsal ve duygusal işaretlerdir. Çocukları bulundukları ortam içinde gözlemlediğimizde davranışlarındaki değişimi fark edebilir ve problem çıkarabilecek çocukların belirtilerini de yakalamak için fırsat elde etmiş oluruz. Erken uyarı işaretlerinin oluşturulmasının sebebi zaten çocuğa yardım etmektir. Erken uyarı işaretleri çocuklar problem yaşamadan durumu anlama ve müdahale etme sorumluluğunu bize vermektedir. Burada vurgulanan, çocuklar için endişelenmenin normal olduğu ama her şeye aşırı tepki göstermenin ve sonuç almak için her olayı deşmenin doğru olmadığıdır.
    Öğretmenler, yöneticiler ve diğer okul çalışanları öğrencilerin duygularını ve hareketlerini profesyonel olarak analiz etmek için eğitilmemişlerdir. Ama okulda bir problem ile karşılaşıldığında olay okul hemşiresine, okul psikologuna veya sosyal hizmet uzmanına, psikolog ya da psikiyatriste yansıyana kadar bu sorun ile uğraşanların ilk sırasını onlar oluşturmaktadırlar. Uzmanlara olay ile ilgili tanımlayıcı bilgi vermede önemli bir rol oynamaktadırlar. Bu sebeple güvenli okulların okul içersinde erken uyarı işaretlerini bilmeleri ve kullanmaları için okul grubunun eğitimini önem taşımaktadır. Eğitimcilerin ve ailelerin erken uyarı işaretlerini fark etmeleri sağlamak amacıyla öncelikle çocuk ve ergenlerle olan iletişimlerini açık hale getirmekleri, onların ihtiyaçlarının ve becerilerinin farkında olmaları ve onların davranışlarına dikkat etmeleri ilk adım olabilir.
    Hangi davranışların şiddet ile sonuçlanacağı hakkında her zaman tahmin yapmak mümkün olmamaktadır. Bazı durumlarda gençlerin şiddet ve öfke ile ilgili değişik davranış ve duygu kombinasyonları vardır. Özellikle bu kombinasyonları analiz etmek müdahale için önemlidir. Eğer uyarı işaretleri şiddet davranışının yakında olabileceğini gösteriyor ise güvenlik ilk ve en önemli unsurdur. Okul yönetimi tarafından acil müdahalede bulunulmalı, gerekli durumda yasal işlem başlatılmalıdır. Yasal işlem için örnek teşkil edebilecek durumlara örnekler şunlar olabilir: çocuk; zamanı, mekanı ve metodu belirlenmiş bir öldürme planı yapılmışsa, tüfek ya da silah taşıyorsa. Ebeveynler de bu gibi durumlardan mutlaka haberdar edilmelidir. Erken ve son dakika işaretlerini bilmek güvenli okul olmanın ilk ve temel adımlarından biridir. Bir sonraki adım davranışsal ve duygusal olarak çocukların uyum sağlamasına yardımcı olmaktır.

    Okullarda suç ve şiddet nasıl önlenir?
    Gençlerde şiddeti engellemeye yönelik programların bir çoğu, şiddet riskini arttıracak "risk faktörlerini" ve riski azaltacak "koruyucu faktörlerini" tanımlamaya çalışmaktadır. Son yıllarda şiddeti önlemeye yönelik çabalar belirli risk faktörlerini azaltıp koruyucu faktörleri arttırmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle önlemeye yönelik programlar, şehrin iç kısımlarında yaşayanlar ve düşük gelirli gençler gibi risk altında olduğu düşünülen nüfusun bütününe yönelik olarak gerçekleştirilmektedir. Erken saldırgan davranışlar, düşük özdenetim, zayıf sorun çözme yetenekleri veya belirgin aile problemleri gibi seçilmiş risk faktörlerinin varlığı nedeniyle risk altında görülen bazı gençler bu programlara katılıma teşvik edilmektedir. Gençlerde şiddeti engellemeye yönelik bir başka yaklaşım ise gençlerin olumlu gelişiminin önemini vurgulamaktadır. Gelişim yaklaşımı; belirli risk faktörlerine yoğunlaşıp bunların nasıl azaltılacağı yerine, gençlerin sağlıklı ve başarılı birer yetişkin olabilme kapasitelerini arttırıp çeşitli yetiler geliştirmelerine ve topluma dahil olup destek alabilmelerine odaklanmıştır.
    Gençlik gelişim programları sadece risk altında olduğu düşünülen kesimi değil bütün gençleri kapsamaktadır. Olumlu gelişim, sosyal yeterlik ve yeni değerler oluşturma sık kullanılan terimlerdir. Gençlik gelişim yaklaşımının amacı hedeflenen olumlu sonuçların artmasını sağlamaktır. Şiddeti engellemeye yönelik gençlik gelişimi yaklaşımı, gençlerin belirli gelişimsel ihtiyaçlarını anlama ve bunlara katkıda bulunma konusuna odaklanmıştır. Ancak gençlerde görülen şiddet davranışlarının tek nedeni gelişimsel sorunlar değildir. Ayrıca gelişimle doğrudan bağlantılı olmayan problem faktörlerini de tanımlamak gerekmektedir. Örneğin toplumdaki kontrol şiddet riskini azaltırken, gençlerin ateşli silahlara kolay erişebilmesi şiddet davranışları riskini arttırmaktadır. Şiddet önlemeye yönelik eksiksiz bir yaklaşım gençlik gelişimi üzerine inşa edilmeli ve şiddete neden olabilecek diğer faktörleri de kapsamalıdır.
    İyi bir önleme programında olması gereken özellikler:
    Erken uyarı işaretlerini bilmek ve potansiyel şiddet oluşturacak davranışları fark etmek ve bu işaretleri gösteren çocukları teşhis etmek.
    Okuldaki bütün çocukları korumayı kapsayacak bir önleme planı geliştirmek.
    Okulda riskli çocuklar için uygulanabilecek bir müdahale planı yaratılması kadar riskli davranış gösteren çocuklara erken müdahale yöntemleri de geliştirmek.
    Mutlaka bir krize müdahale planı yapılmalı ani gelen olaylara karşı nasıl davranılması, şiddet davranışı karşısında neler yapılması gerektiği bu planda bulunmalı.
    Suç ve şiddete eğilimli çocuklara müdahale
    Çocuk ve ergenlere şiddetten korunma yollarını öğretmeliyiz. Bunun için çocuk ve ergenlere şiddet ile başa çıkabilmelerini sağlayacak becerileri kazandırmak gerekir. Çocuklara iyi rol modelleri sunmamız gerekmektedir. Önleme çalışmasında atılacak en acil adım çocuk ve gençlerin şiddet karşıtı tutumlar takınmalarını sağlamak amacıyla hem kendilerine hem de ailelerine yönelik müdahale programları uygulamaktır. Şiddet ve suç ile mücadele yapılmaya başlandığında izlenecek müdahale programının temel noktası hem şiddet uygulayanı hem de mağdurları düşünmesi ve bilimsel temellere dayanmasıdır. Polis ve toplum arasında gelişen işbirliği sonucunda ortaya çıkan toplum polisi kavramı gençlerin uyguladığı şiddet davranışlarını önlemede kilit rol oynamaktadır. Fakat unutmamak gerekir ki polise kalmadan olayın toplum tarafından önlenmesi ya da olaya toplum tarafından müdahale edilmesidir. Müdahale hedef grubun özel ihtiyaçları doğrultusunda ve dikkatle düzenlenmelidir. Burada müdahale edilecek grubun yaşı, cinsiyeti, gelişimsel özellikleri, kültürel değerleri, gelenekleri gibi şiddette etkili olabilecek diğer faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Çocuk ve gençlerle şiddet karşıtı tutumları geliştirmek yönünde çalışmalar yapılmalıdır. Müdahale programının başarısı için toplumun desteğini almak gerekir. Ancak toplumun şiddet konusundaki düşünceleri, tutumları göz ardı edilmemelidir. Aile içinde ya da toplumda çocuklara uygulanan fiziksel cezalar (dayak, ağır mahrumiyet gibi olaylar) ileride çocukların şiddet davranışında bulunmalarını tetikleyeceği unutulmamalıdır. Müdahale programında bu konunun mutlaka yer bulması gerekmektedir. Televizyon ve medyada karşımıza çıkan şiddet sahnelerinin çocuklar arasında görülen şiddet davranışını tetiklediği unutulmamalıdır. Toplumdaki silah kullanımının serbestliği, toplumun silaha bakış açısı üstünde durmamız gereken önemli bir noktadır.

    İlişkide şiddet nedir?
    Kişinin birlikte olduğu kişiye yani sevgilisine cinsel, fiziksel ya da psikolojik saldırıda bulunması "ilişkide şiddet" olarak tanımlanmaktadır. Partner şiddeti için ergenler en hızlı büyüyen risk grubundadır. Ergenlerde ve yetişkinlerde görülen ilişkide şiddet biçimleri birbirine benzemektedir. İlişkide şiddet içerisinde fiziksel istismar vurmak, tekmelemek, dövmek, ittirmek veya eşya fırlatarak vurmak gibi türleri içerebilir. Duygusal istismar takma isimle çağırma, sözel taciz, özel veya toplumsal alanlarda rezil etme/küçük düşürme ve zarar vermekle tehdit etmek olabilir. Cinsel istismar seks yapmaya zorlamayı ve/veya birinin isteğine karşı taleplerde bulunmayı veya uygun olmayan yerlerde dokunmayı içerebilir. Yurt dışındaki istatistikler her 3 ergenden birinin ilişkide şiddet yaşadığını göstermektedir. Ergenler arasındaki meydana gelen çift şiddeti alarm verecek düzeydedir. Yurt dışında yapılan çalışmalar lisedeki 8 öğrenciden 1´nin ve üniversitedeki 5 öğrenciden ise 1´nin ilişkide şiddete maruz kaldığına işaret etmektedir. Bu tür şiddet ilişkileri ölüme yol açacak potansiyele sahiptir.
    Risk Faktörleri
    Ergenlerdeki partner şiddeti ile ilgili yapılan çalışmalarda cinsel şiddet kurbanı olma, partneri tarafından cinsel şiddete ve/veya duygusal şiddete maruz kalma ve partner şiddetinin bir sonucu olarak fiziksel yaralara sahip olma olasılığının kadınlarda erkeklere göre daha fazla olduğu belirtilmiştir. Cinsiyet açısından partner şiddetinde bir fark olduğu görülmektedir.
    Şiddete maruz kalabilecek en yüksek risk grubunun özellikleri arasında şunlar yer alır:
    İlişkilerinde daha fazla çatışma yaşarlar.
    İlişkilerin çok ciddi olduğunu hissederler ve bitmesini çok önemli/kritik bulurlar.
    Yüksek oranda alkol ve/veya madde tüketirler.
    Sosyal destek sistemleri azdır.
    Cinsel olarak taciz edilmiş akranlara sahiptirler.
    Önceden cinsel olarak tacize uğramış olabilirler.
    Risk faktörlerinin kendisi partner şiddetinin sebebi değildir ancak bunun ortaya çıkmasını etkileyen faktörlerdir. Risk altında olarak tanımlanan herkesin şiddete maruz kalmayacağı da unutulmamalıdır. Agresif akranlara sahip olmak şiddetin işlenme riskini artırır. Agresif olanlar öfkeyi ifade etme yolu olarak yakın ilişkilerinde şiddet uygularlar ve fiziksel güç, hakaret ve cinsel olarak zorlamayı kullanabilirler, çünkü çatışma çözümü için gerekli becerilerden yoksundurlar. Bazı ergenler flört ilişkisinde hangi davranışın kabul edilebilir veya hangisinin kabul edilemez olduğunu bilmiyorlardır. Flört ilişkilerinde deneyimin olmaması sebebiyle ilişkide istismara ve haksızlığa uğrama olasılığı artabilir. Ergenlerin kendilerini ve diğerlerini nasıl algıladıklarına göre tutumları ve davranışları belirlenir. "Yanlış inançlar" olarak tanımlayabileceğimiz düşünceler ilişkide şiddetin doğmasını tetikleyebilmektedir. Ergenlerin şiddet içerikli bir ilişkiye dahil olup olmadığını belki doğrudan siz tespit edemezseniz ancak bu konuya ilişkin bilgileri aileler ile paylaşarak dolaylı olarak bu konunun açıklığa kavuşmasına yardımcı olabilirsiniz.
    Bir ergenin ilişkisinde şiddet yaşıyor olabileceğine işaret eden diğer ipuçları şunlardır:
    Fiziksel yaralanma işaretleri
    Okuldan kaçma ve/veya okuldan
    Okul notlarının düşmesi
    Duygu durumunda veya kişiliğinde değişimler
    Daha önce bir kullanım yokken alkol ve madde kullanımının olması
    Duygusal patlamalar yaşaması
    Aile ve arkadaşlardan uzaklaşma
    Sevgilisinin davranışları nedeniyle sık özür dileme
    Bir zamanlar hoşlandığı şeylere dair ilgi kaybı
    Belirtilerin büyük bir çoğunluğu hem ergenlik döneminin genel özellikleri ile hem de başka sorunların ipuçları ile bazı bezerlikler göstermektedir. Burada vurgulanmak istenen, öğrencide bu belirtileri gözlemlediğinizde pek de bilinmeyen ve bu sebeple pek de düşünülmeyen ergenin ilişkide şiddet yaşıyor olasılığını göz önünde bulundurmaktır. Aşağıdaki soruları ergenlere sorarak ilişkilerinin istismar edici olup olmadığına dair fikir edinmelerine yardımcı olabilirsiniz. Eğer soruların bazılarına bile evet cevabı veriyorlarsa öncelikle kendileri için sonra da partnerleri için destek almaları gerektiğine dair ergeni bilgilendirmelisiniz. Bu sorular ergenleri bu konuda bilgilendirici bir broşür içine konularak veya bir görüşmede sorularak farkındalık kazanmalarına yardımcı olunabilir. Tekrarlayan şiddete maruz kalan kişilerin, bir defa şiddete maruz kalanlara göre çok daha ciddi sonuçlar yaşadığı bildirilmektedir. Yakın ilişkideki partner şiddetinin fiziksel sonuçları istismarın şiddetine ve sıklığına bağlı olarak değişir. Partner ilişkisindeki şiddet ister cinsel, fiziksel veya duygusal olsun sonunda çeşitli psikolojik sorunlara yol açar. Depresyon, Travma sonrası Stres Bozukluğu ve anksiyete bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklar gelişebilir.
    Herhangi biri ile çıkmadan önce hangi davranışların kabul edilebilir hangilerinin kabul edilemez olduğuna dair bilgi verilmelidir.
    Potansiyel istismar ediciler ile ilgili uyarı işaretleri anlatılması ve ergenle bu konu tartışılmalıdır.
    Hem mağdurun hem de ilişkide şiddet uygulayanın gerekirse yardım alabilecekleri yerel kaynakların nereleri olabileceği öğrenilmeli ve ergenler bu konuda bilgilendirilmelidir.
    Fiziksel gücün ötesinde çatışmaları çözmek için kullanılabilecek yollar ergenlerle tartışılmalı ve etkili çatışma çözme teknikleri öğretilmelidir.

    Zorbaca davranışlar
    İngilizce´de "Bullying" adı verilen kavramı biz Türkçe´ye zorbaca davranış olarak çevirdik ve bu bölümde bu anlamda kullanacağız. Zorbaca davranış, değişik şekilleri olan bir davranış biçimidir. Zorbaca davranış denince sözel ve fiziksel küçük düşürücü davranışlar aklımıza gelmektedir. Saldırı, tehdit, ad takma, sosyal olarak izolasyon, vurma, işkence etmek, küçük düşürmek karşıdaki kişiye karşı yapılan zorbaca davranış biçimleridir. Zorbaca davranışların özellikleri içinde agresyon içermesi, düzenli zaman aralıklarında gerçekleşmesi, kurbanların kendilerini korumakta zorluk çekmeleri sayılabilir. Zorbaca davranışlara maruz kalan çocuklarda düşük kendine güven, içine kapanıklık, depresyon, intihar düşünceleri ve akademik başarıda düşüşler görülmektedir.
    Yapılan araştırmalarda çıkan sonuçlara göre ortaöğretim öğrencilerinin %51´i okulda zorbaca davranışlara maruz kaldıklarını, %54´ü okullarında zorbaca davranışlar olduğunu bildirmiştir. Yurt dışında yapılan başka bir araştırmaya göre kızlarında erkekler kadar grup kurdukları ve sözel olarak zorbaca davranışlar ile akranlarına tacizde bulundukları ortaya çıkmıştır. Aynı araştırma sonuçlarında erkeklerin erkek arkadaşlarına zorbaca davranış tasladıkları, kızların ise hem erkeklere hem de kızlara zorbaca davranış tasladıkları ortaya çıkmıştır.
    Zorbaca davranışlarında bulunan çocukların özellikleri
    Zorbaca davranışlarda bulunan çocuklar engellenmişlerdir, daha önce kendileri zorbaca davranışlara maruz kalmışlardır, örnek alacak rol modelleri yoktur ya da zayıftır, aile içinde ihmal edilmektedirler, davranış problemleri vardır, aşırı-uygunsuz etkileşimlere sahiptirler.
    Bu çocukların okul içinde gösterdikleri davranışlar şunlardır: Ad takma, sosyal izolasyon, hakkında dedikodu yapmak, itip kakmak, cinsel içerikli ad takma (top, tekerlek, avrat, ibne…vb), fiziksel zarar verme, taciz içerikli dokunuşlar, taciz içerikli mesajlar yollama, taciz içerikli e-postalar yollama.
    Zorbaca davranışlarda bulunan çocukların kişisel, fiziksel ve aile özellikleri
    Bu çocuklar genelde fiziksel olarak güçlüdürler. Koordinasyonları yüksektir, sporda ve bahçe oyunlarında başarılıdırlar. Enerjik ve aktiftirler. Acıya dayanma eşikleri yüksektir, gözü pektirler. Mağdurlardan yaşça ve bedence büyüktürler. Görünümleri normaldir. Fiziksel olarak çekicidirler. Bu çocuklar evde az zaman geçirir, aile içinde olumlu etkileşimi azdır. Güvenli, hazır cevap, dalgacı ve alaycıdır. İletişimde başarılıdır. Kendi sosyal idealine uygun olan baskın ve güçlü erkeklere uyma gösterir, yaşıtlarınca kabul gören "maço" imajı taşır (erkekler). Kaygı düzeyi düşüktür. Güce dayalı benlik algısına sahiptir; kendisini sert, başarılı ve becerikli görür; tatminsizlik duymaz. Baş etme becerileri yüksektir, bağımsızdır ve kendini güvenle ortaya koyabilir. Mağdurun cezayı hak ettiğine inanır. Eve geliş saatleri denetlenmez. Bu çocukların anne babalarına yönelik olumsuz duygular taşırlar, aile içindeki empati düzeyi, sevgi ve şevkat düşüktür. Örneğin aşırı rahat veya cezalandırıcı-özellikle fiziksel ceza kullanılır. Aile içinde saldırganlığa göz yumulur, güçlü ve sert imajı güçlendirilir. Anne babaların da geçmişte zorba olma ihtimalleri yüksektir. Anne baba arasında evlilik problemleri ve kaotik ev ortamı vardır.
    Zorbaca davranışlara maruz kalan çocukların kişilik özellikleri, fiziksel ve aile özellikleri
    Zorbaca davranışlara maruz kalan çocuklar ev yaşamından hoşlanır, ailesi ile yakın ilişki içindedir. Çekingen, içedönük, endişeli, pasif, eli sıkıdır. Uyum zorlukları çeker, etkili olamama gibi kaygı sorunları vardır. Aşağılık duygusu vardır. Kendisini zihinsel yetenek ve çekicilikte yetersiz görür. Bazı sorunlarla tek başına baş edemeyeceğine inanır ve yaşıtlarından yardım isteyemez. Kendini çaresiz ve etkisiz hisseder. Zorbalığı hak ettiğini sanır. Zorbaca davranışlara maruz kalan çocukların fiziksel güçleri zayıftır, intikam alamazlar. Bahçe oyunlarına ilgileri ve becerileri yoktur. Enerji düzeyleri düşüktür. Acıya dayanma eşikleri düşüktür, güvensiz oldukları için korkaktırlar. Zorbalardan yaşça ve bedence küçüktürler. Fiziksel bozuklukları -gözlük,şişmanlık, aşırı zayıflık vs. olabilir. Bu çocukların ailelerinde aşırı koruyucu anne baba tutumları vardır. Aileye aşırı bağımlılık görülür. Aile içinde yakın ilişkiler görülür. Çocuklar anne babalarının beklentilerini karşılayamayacaklarına inanırlar.
    Mağduriyet belirtileri
    Okulda:
    Teneffüslerde genellikle yalnızdır, sınıfta hiç yakın arkadaşı yoktur
    Takım oyunlarına seçilmez veya en son seçilir
    Teneffüslerde öğretmene veya diğer yetişkinlere yakın olmak ister
    Sınıfta konuşma zorluğu çeker, endişeli ve güvensiz bir yüz ifadesine sahiptir
    Okul başarısı aniden veya yavaş yavaş düşer
    Canını acıtmaktan korkar
    Yaşıt grupları içinde kendini göstermekten (fiziksel veya sosyal olarak) kaçınır
    Evde:
    Eve üstü başı, kitapları ve çantası yırtılmış veya kirlenmiş gelmesi
    Belli bir açıklama olmaksızın vücudunda yara, çürük, kesik, tırnak izi olması
    Eve arkadaş getirmemesi, arkadaşlarına hiç gitmemesi
    Partilere davet edilmemesi, kendi partisine okuldan kimseyi davet etmek istememesi
    Okula gitmek istememesi, okul değiştirmek istemesi, sabahları iştahsızlık çekmesi, sürekli karın ağrısı ve baş ağrısı
    Okula giderken yolu gereksiz uzatması
    Korkulu rüyalar görmesi, uykusunda ağlaması, yatağını ıslatması
    Ödev yapma isteğinin azalması
    Duygusal değişiklikler, sık ve nedensiz ağlama
    Sık sık nedensiz ekstra para istemesi.

    Krize müdehale nedir?
    Kriz "bireyin, grubun, örgütün ya da topluluğun normal işlevlerini yerine getirmesini engelleyen, acil müdahale ve çözüm gerektiren, tolare edilemeyen, sıra dışı, beklenmeyen bir olay" biçiminde tanımlanabilir. Tanımdan da anlaşılabileceği gibi birden fazla kriz türünden söz etmek mümkündür. Gelişimsel krizlere örnek olarak, alkol ve madde kullanımı, anne-babanın boşanması, cinsel-fiziksel-psikolojik istismar, bir yakının kaybedilmesi, ağır hastalıklar, sosyal rol ya da ortamın değişmesi, ergen hamileliği, yeme bozuklukları verilebilir. Bu tür krizler daha çok bireysel müdahaleyi gerektiren durumlar olarak nitelendirilebilinir. Öğrencilerin, öğretmenlerin ve velilerin çoğunluğunu etkileyebilecek, bireysel ve toplumsal müdahaleyi gerektirebilecek, durumlar olabilir. Örneğin bir öğrencinin ya da bir öğretmenin ölümü, okulda yaşanan şiddet olayı, doğa felaketleri, çevresel felaketler, okulun içinde bulunduğu bölgeyi etkileyen sosyal ve ekonomik değişiklikler gibi durumsal/travmatik krizler olabilir. Böyle olaylardan sonra okulun normal fonksiyonlarını yerine getirmesi beklenemez. Böyle bir duruma hazırlıksız yakalanmak, acele ve yanlış kararlara yol açabileceğinden durumu daha da kötüleştirebilir. Bu nedenle her okulun bir kriz yönetimi ya da kriz müdahale planına sahip olması gerekir. Olası bir kriz durumuna hazırlık çalışmalarının ilk basamağı bir "Kriz Kurulu´nun" oluşturulmasıdır. Bu kurul okul müdürü ya da yardımcılarından birisinin koordinatörlüğünde, okul rehber öğretmeni, öğretmen ve veli temsilcilerinden oluşabilir.
    Kriz Kurulunun başlıca sorumlulukları şunlardır:
    Krize müdahale planı hazırlanmalı ve geliştirilmelidir. Kriz durumu oluştuğunda, tüm okul çalışanları kendilerinin ne yapacağını önceden bilmelidir.
    Kriz durumunda yararlanılabilecek kişi ve kurumlar ile işbirliği sağlanmalıdır.
    Tüm okul personelinin, okul yöneticilerinin, öğretmenlerin, öğrencilerin ve hatta velilerinin kriz durumları ve yapacakları hakkında eğitim alması gerekmektedir.
    Kriz durumunun ortaya çıkması ile yapılması gerekenler şöyle sıralanabilir:
    Koordinatör kriz kurulunu toplantıya çağırır. Krizin boyutu, yapılması gerekenler, koruyucu tedbirler, görevler gözden geçirilir.
    Milli Eğitim Bakanlığı-İl Milli Eğitim Müdürlüğü-İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü durumdan haberdar edilir.
    Okul öğretmenlerinin krizden haberdar edilmesi için önceden oluşturulmuş telefon bilgilerinden yararlanarak öğretmenler arasında bir telefon zinciri başlatılmalıdır.
    Sağlık personeli ile irtibata geçerek gerekiyorsa olay yerine gelmeleri sağlanmalıdır.
    Bölgedeki güvenlik gücü ile irtibata geçilerek olay yerine gelmeleri sağlanmalıdır.
    Öğrenciler kriz durumundan haberdar edilmelidir (geniş bilgi aşağıda verilmiştir).
    Veliler de bu durumdan haberdar edilmelidir (geniş bilgi aşağıda verilmiştir).
    Kriz kuruluna olayla ilgili yeni bilgi geldikçe bu bilgiler gerekli kişilere aktarmalıdır.
    Gerekiyorsa kriz durumundan basın haberdar edilebilir. Doğru, net ve kısa bilgilerle basına açıklama yapmak gerekir. Milli Eğitim Müdürlüğü onayı ile bir basın sözcüsü seçilip açıklama yapılmalıdır.
    Öğretmenlerle destek toplantısı yapılmalıdır (geniş bilgi aşağıda verilmiştir).
    Kriz grubu tekrar toplanıp son değerlendirmeleri yapmalıdır.


    Çeteler
    Çete üyelerinin oldukça küçük bir kısmı ergen nüfusundan oluşmaktadır. Buna rağmen, şiddet suçlarının büyük çoğunluğu da ergenler tarafından işlenmektedir. Araştırmacılar 1990´ların başından beri çeteleri ve çete olgusunu araştırmaktadırlar. Fakat hala ergenlerin neden çetelere katıldığına dair somut nedenler tanımlanamamaktadır. Ayrıca çete problemiyle savaşan müdahale etmeye yönelik birçok programın da etkisi hakkında henüz çok az şey bilinmektedir. Çete üyeleri, çete üyesi olmayan ergenlere oranla daha ciddi ve şiddetli suçlar işlemektedirler. Çete üyeleri suç hareketlerinin tamamen içinde olmakla kalmayıp işlenen birçok suçun sorumlusudurlar. Çeteler genellikle 12-25 yaş arası genç erkeklerden oluşmaktadır ama daha genç ya da yaşça daha büyük çete üyeleri de görülmektedir. Bazı çeteler bağımsız ve belirli bir yapıdan uzakken, bazıları oldukça kalabalık, organize ve sıkı disiplinlidirler. Birçok durumda çeteler, üyelerine prestij, güç ve para sağlamak için düzenlenmiş girişimsel faaliyetlere dahil olmaktadırlar.
    Risk etkenleri
    Ergenlerde şiddet ve suç işlemeyle ilgili birçok risk faktörü, yüksek çete oluşumu riskini de belirlemektedir. Suç ve şiddetle ile ilgili risk faktörleri çete oluşturmak için de geçerlidir. Araştırmacılar çevre, aile, okul ve akran etkileşiminin, çete oluşumundaki etkisine dikkat çekmektedirler.
    Önleme, müdahale ve engelleme stratejileri
    Ergenlerin çetelere üye oluşunun artmasının önlenmesi amacıyla birçok farklı program geliştirilmiştir. Bu programların çoğunluğu önleme, müdahale ve engellemeye yöneliktir.
    Önleme programları, ergenelerin çetelere katılımını eğitim yoluyla engellemeyi amaçlamaktadır.
    Müdahale programları ise, okul sonrası programlar, danışmanlık ve staj imkanları sunarak ergenlerin çetelere katılımını engellemeyi amaçlamaktadır.
    Engellemeye yönelik programlar ise suç davranışlarını ve suç işleyenleri teşhis etme, soyutlama ve cezalandırma stratejilerini içermektedir.
    Ergenlerin çetelere katılımı ve çete aktivitelerini önleyici çeşitli programlar yürürlüktedir. Çeteler düşük gelirli çevrelerdeki ergenelerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik sosyal kurumlardır. Bu nedenle bireysel riski azaltıp bireysel şiddet davranışlarını düzeltmeye yönelik olarak geliştirilen özel programların etkin olmadığı bilinmektedir. Temel beceriler ve düşük maaşlı iş fırsatları, çetelerin ergenlere sağladığı sosyal ve ekonomik fırsatlarla yarışamamaktadır. Bunun yanı sıra, sert yargılar ve çete üyelerini mahkum etmek önlem almaktan ziyade onların cezaevlerinde çete faaliyetlerini devam ettirmelerine hatta arttırmalarına neden olmaktadır. Çete sorununda uzun süreli, kalıcı bir çözüme gidebilmek için gençlere, çetelerin onlara sunduğu çeşitli fırsatlara alternatif yaratacak öneriler ve seçenekler sunulması gerekmektedir.

Sayfayı Paylaş