TürküLer Ve HikayeLeri

Konusu 'Müzik Sohbet' forumundadır ve EyLuLS tarafından 14 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. EyLuLS

    EyLuLS Active Member

    Mesajlar:
    726
    Aldığı Beğeni:
    33
    Ödül Puanları:
    28
    Kırmızı Gül Demet Demet

    Kırmızı gül demet demet,
    Sevda değil bir alamet,
    Balam nenni, yavrum nenni
    Gitti gelmez ol muhannet
    Şol revanda balam kaldı,
    Yavrum kaldı, balam nenni...

    Erzurum yöresinde üç beş dönümlük tarlalarını ekip dikiyorlar... Yetiştirdikleri ürünü de kervana katıp, REVAN'da satıyor Memet... Memet de Memet hani... Karayağız bir delikanlı... Taşı tutsa, suyunu çıkaracak kadar güçlü. Bir de alışkanlığı var Memet'in. Her akşam tarla dönüşü, bahçelerden derlediği demet demet gülleri getiriyor anasına.. Anayla oğul arasında bir simge gibi kırmızı gül demeti... Sevgi saygı simgesi. Gülleri evinin duvarına asıp kurutuyor ana... Onlara baktıkça oğlunu görür gibi oluyor... Hele Memet kervandaysa. Gözü gönlü kırmızı gülün kurumuş, gazelleşmiş demetinde ananın. Rüyaları hep Memet üstüne... REVAN yollarını düşlüyor hep. Kimi zaman kara saplanmış görüyor kervanı. Kanter içinde uyanıyor. hayra yormaya çalışıyor. Kimi geceler de toza dumana katılmış kervanın, atının eşeğinin devesinin bir toz bulutu içinde kayboluşunu düşlüyor. Bir hortum, yutuyor kervanı. Koca kervan döne döne göğe çekiliyor. Geride ne bir at, ne de bir deve, ne de insan kalıyor. Memet'i arıyor gözleri. Kara yağız, kaytan bıyık Memet, ellerini uzatıyor anasına. 'Tut ellerimi' diyor. Ama ne gezer. Anasının elleri boşlukta kalıyor. Sözün kısası günü gelip de kervan REVAN'dan dönene kadar bu böyle sürüp gidiyor. Kervanın dönüşünü dört gözle bekliyor.



    Hastane Önünde İncir Ağacı

    Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler.Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez., İstanbul'da kalır.


    HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI

    Hastane önünde incir ağacı
    Doktor bulamadı bana ilacı
    Baş tabib geliyo zehirden acı

    Garip kaldım yüreğime dert oldu
    Ellerin vatanı bana yurt oldu
    Mezarımı kazın bayıra düze

    Benden selam söyleyin sevdiğim gıza
    Başına koysun, karalar bağlasın
    Gurbet elde kaldım diye ağlasın





    Çarşambayı Sel Aldı

    Çarşamba’yı Sel Aldı,
    Bir Yar Sevdim El Aldı Keşke Sevmez Olaydım,
    Elim Koynumda Kaldı
    Oy Ne İmiş Ne İmiş
    Kaderim Böyle İmiş.
    Gizli Sevda Çekmesi Ateşten Gömlek İmiş.

    Çarşamba Yazıları,
    Körpedir Kuzuları Allah Alnıma Yazmış,
    Bu Kara Yazıları
    A Dağlar Ulu Dağlar Yarim Gurbette Ağlar.
    Yari Güzel Olanlar Hem Ah Çeker Hem Ağlar

    ahmet abdal deresinin kıysında yerleşmiş yoksul köy ailelerinden birinin oğluydu..baharla birlikte yıllarca süren karasevdası karşılık bulmuş..melek kalbini açmıştı..kısa zamanda yüzük takıp nişanlandılar.. ahmet yapraklar sararmaya durduğunda orduya yollandı..
    melekse gözyaşlarıyla başbaşa kaldı..ağaoğlu mehmet ali melek e gözkoydu..ahmet in arkadaşları ne kadar uyardılarsa kar etmedi.. melek reddetti mehmet ali yi..bunun üzerine ağaoğlu adamlarıyla melek i dağa kaldırdı..kötü haberi kuşlar uçurdu ahmet e..kısa günde uçageldi aşkın delikanlısı..kuşandı atını silahını..arkadaşlarıyla düştü yollara..dağ tepe demedi gece gündüz melek i aradı.. ´meleeeeek..meleeeeek..´ diye çığıra çığıra sesi uçtu.. önce bir çakal yağmuru uç verdi..
    sonra şimşek şimşek içinden çıktı..çatırdadı koca gökyüzü..ışınlar çarşamba ovasını renkten renge soktu..ne yağmur ne silinen izler aşkın atlılarını durduramadı.. tufan ikinci kez yaşanıtordu sanki..yağmur yeşilırmak ı boğuverdi..çarşamba ovası kaynayarak akan bir göle dödüştü..canik dağları ndan aşağılara doğru bir çığ gibi önüne kattığı her şeyi sürükledi sel..evler..insanlar..bebek beşikleri..hayvanlar..kağnılar..ağaçlar.. büyük küçük kayıklar çaltı burnu na doğru sürükleniyordu.. sonunda duruverdi yağmur..güneşle parladı yeşil çarşamba..usul usul bir gökkuşağı belirdi..sular günbegün çekildi..çekildikçe hayat yeniden kurulmaya başladı..yaralar sarılıyor..evler onarılıyordu..abdal deresi nin-yeşil ırmak a katılmak üzere-döküldüğü yamanın başında ahali toplanmaya başladı..derenin eğimle indiği yamanın dibinde büyük bir kaya parçası vardı..onun üstünde ise iki insan..
    melek ve ahmet ti onlar..elele tutuşmuş sırtüstü öylece yatıtorlardı..ahali sel acısını unutmuş onlara yanıyordu..hüzün gözyaşına döndü.. o büyük kaya parçası..ahalinin üstünde toplandığı o taş..yedi yerinden ayrıldı..ve her birinden bir servi boyu su fışkırmaya başladı.. bu hazin aşka doğa gözyaşı döküyordu..
    ahali şaşkınlığın ardından dualar okumaya başladı..dualar içten mırıltılara..yıllardır can alan insanların acısını dile getiren dizelere dönüştü.. işte rivayet o rivayet..derler ve hikaye ederler ki çarşamba yı sel aldı türküsü o acı mırıltılardan doğdu.. yedi yerinden su fışkıran kayanın olduğu yerde bir su değirmeni kuruldu..
    ve o yöre o gün bu gündür değirmenbaşı olarak anıldı..(çarşamba daki değirmenbaşı mah.) çınar ağaşlarının gölgelediği ahşap değirmenin yedi taşı vardı..yedi oluğuna su veren set üzerinden yedi kez yürümek..sağ ve sol omuz üzerinden yedişer kez su atmak uğur sayıldı..her hıdrellezde bu yaşandı..1970 lerde değirmenin yıkımına değin bu gelenek sürdü..




    Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar


    Bu öykü Malkara köylerinden alınmış olup belli bir kişinin dilinden yazıya geçirilmiş değildir. Çevrede herkes tarafından bilinen bir öyküdür. Söylentiye göre, çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. Onaltıya yeni bastığında Zeynep'i köylerindeki bir düğünde aşırı (yabancı) köylerden gelen Ali isimli bir genç görür. Ali Zeynep'i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir. Zeynep'i Ali'ye verirler. Kısa bir zaman sonra düğünleri olur. Ali, Zeynep'i alıp aşırı köyüne götürür.

    Zeynep'in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece çeker. Bu kadar uzak olduğundan dolayı Zeynep, anasını babasını ve kardeşlerini tam yedi yıl göremez. Bu özlem Zeynep'in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır. Köyün büyük bir tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru dönüp için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışırmış.

    Oysa kocası, Zeynep'in bu özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından kendini fazlaca horlamaya, eziyet etmeye başlar. Sonunda bu özlem ve kocasının horlaması Zeynep'i yataklara düşürür.

    Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep'in düzelmesi için, köyden gelip gidenler de anasının babasının çağrılmasını salık verirler. Başka çare kalmadığını anlayan Zeynep'in kocası da anasına babasına haber vermeye gider. Altı gün altı gecelik bir yolculuktan sonra bir akşam üstü Zeynep'in anası babası köye gelirler, Zeynep'i yatakta bulurlar. Perişan bir halde Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır. Aynı türküyü anasına babasına da söylemeye başlar. Çevresindeki bütün köy kadınları duygulanıp göz yaşı dökerler. Annesi fenalıklar geçirir ve bayılır.

    Zeynep hasretini giderir, giderir ama artık çok geç kalınmıştır. Bir daha onmaz, sonu ölümle biter. Herkes Zeynep için göz yaşı döker. İşte o gün bu gündür bu türkü ayrılığın türküsü olarak söylenip durur.

    Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
    Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
    Annesinin bir tanesini hor görmesinler

    Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
    Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim

    Babamın bir atı olsa binse de gelse
    Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse
    Kardeşlerim yolları bilse de gelse

    Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
    Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim



    Zahide
    Halk arasında “Zahidem” adıyla ün yapan türkünün şairi Aşık Arap Mustafa, 1901 yılında Çiçekdağı’na bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde dünyaya gelmiştir. Babasını annesini çok küçük yaşlarda yitirdi. İlk önce bir akrabasının himayesinde, daha sonraları da onun bunun yanında büyüdü.

    Arap Mustafa’nın babası düğünlerde, toplantılarda “Koca Oyunu” adı verilen oyunda “Arap” rölünü üstlenirdi. Bu nedenle Mustafa’ya da “Arap” lakabı takılmıştır. Kimsesiz kalan Arap Mustafa 10 yaşına gelince Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Hacı Bürozadeler’den Mehmet’e çiftçi durdu. Zaman içinde çalışkan, babayiğit, giyimine özen gösteren yakışıklı bir delikanlı olan Arap Mustafa, Ağasının yeni yetişen Zahide’ye gönlünü kaptırdı. Fakir ve kimsesiz olduğundan bu sırrını bir türlü açığa vuramadı.

    20’sinde askere giden Mustafa’nın aklı, deliler gibi sevdiği Zahide’de kalmıştı. Köydeki dostlarına mektuplar göndererek Zahide’den haber almaya çalışan Arap Mustafa, Zahide’nin başka biriyle evlendirildiğini ve düğünün’ün de bir hafta sonra olacağını duyunca üzüntüsünü aşağıda içli mısralara dökmüştür. Türküyü Neşet Ertaş plağa okuyup tanıtmıştır. (1)

    Zahide Kurbanım n'olacak Halim
    Gene bir laf duydum kırıldı belim
    Gelenden gidenden haber sorarım
    Zahidem bu hafta oluyor gelin

    Hezeli de deli gönül hezeli
    Çiçekdağı döktü m'ola gazeli
    Dolaştım alemi gurbet gezeli
    Bulamadım Zahidem'den güzeli

    Ay ile doğar da gün ile aşar,
    Zahide’mi görenin tebdili şaşar
    İyinin kaderi kötüye düşer,
    Diken arasında kalmış gül gibi.

    Zahide’m kurbanım kurtar bu dardan
    Baban anlamadı bizim bu haldan
    Kekiline sürmüş kokulu yağdan,
    Derdin beni del’ediyor Zahide’m.

    Ziyaret’ten çıktım Cender’in özü
    Kum gibi kaynıyor Zahide’m gözü
    Aslını sorarsan esalet yerden
    Hacı Bürolardan Mehmet’in kızı.

    Gurbet ellerinde esinim esir
    Zahide’m kurbanım hep bende kusur
    Eğer baban seni bana verirse
    Nemize yetmiyor el kadar hasır.

    Çiçekdağı’nda da hiç gitmez duman
    Zahide’rn kurbanım hallarım yaman
    Yapamadım şu babayın gönlünü
    Fakir diye bana vermedi baban.

    Anamdan doğalı çok çektim cefa,
    Şu yalan dünyada sürmedim sefa,
    Adımı namımı soran olursa,
    Orta Hacı Ahmetli Arap Mustafa.



    [Bitliste Beş Minare
    Bitlis biirinci dünya savaşından önce nufüsu 30000´dir lakin savaş çıkınca halk göç eder ve nufüs 3000´e düşer.

    kurtuluş savaşında baba ile oğlucepheye gider savaş biter ve baba ile oğul şehre dönerler bir tepede baba heyacandan mıdır yoksa yorgunluktan mıdır bilinmez o tepeden memleketi bitlise bakamaz ve oğluna sorar oğul bitliste ne kaldı..

    Oğul "baba bitliste beş minare kaldı"
    baba; başlar türküye bitliste beş minare beri gel oğlan beri gel...

    Bitliste beş minare
    Beri gel oğlan beri gel
    Yüreğim dolu yare
    Beri gel oğlan beri gel

    İsterem yanan gelem
    Beri gel oğlan beri gel
    Cebimde yok beş para
    Beri gel oğlan beri gel


    Tüfengim dolu saçma
    Beri gel oğlan beri gel
    Güzelim benden kaçma
    Beri gel oğlan beri gel

    Doksandokuz yaram var
    Beri gel oğlan beri gel
    Bir yarada sen açma
    Beri gel oğlan beri gel

    /B]


    Çanakkale İçinde

    --------------------------------------------------------------------------------

    Anadolu halkının kahramanlığını destanlaştırdığı savaşlardan biri de Çanakkale cephelerinde olur. Büyük imkansızlık içinde verdiği bu çetin mücadelede, bağımsızlığı için gerektiğinde çok şeyler yaratabileceğini bütün Dünyaya bir kez daha anlatmıştır.

    Birinci Dünya Savaşı İtilaf Devletleri dediğimiz İngiltere, Fransa ve Rusya ile, İttifak Devletleri dediğimiz Almanya, Avusturya ve İtalya´nın birbirleriyle savaşmasıyla başlar. Almanya´ya saldırabilmesi için Rusya´nın silah ve cephane ihtiyacı vardı. Bunun için Boğazlar yoluyla Rusya´nın İngiliz ve Fransız kuvvetleriyle birleşmesi gerekiyordu. Oysa ki Osmanlı Devletinin harbe girmesi üzerine Çanakkale boğazını geçmek için Osmanlı Devletine Çanakkale´de cephe açmaları gerekti. İtilaf Devletlerine ait bir donanma 18 Mart 1915´te Çanakkale Boğazı´nı geçmeye kalkıştı. Burada kahramanca çarpışan Türk kuvvetleri karşısında büyük kayıplar vererek geri çekildi. Bu sefer Gelibolu yarımadası´nın çeşitli yerlerine kuvvetler çıkararak karadan İstanbul´a yürümeyi denediler. Ne yazık ki yapılan sayısız hücumlar Türk süngüsü karşısında eriyip gidiyordu. Son olarak büyük bir taarruzla Gelibolu yarımadası üzerinden Marmara´ya ulaşmayı denediler. Ansızın yaptıkları bu taarruz da Anafartalar ve Arıburnu, bölgelerinde benzeri görülmemiş bir müdafaa ile durduruldu. Türkleri bu cephelerde yenemeyeceklerini anlayan düşman buraları terk ederek çekilmek mecburiyetinde kaldı.

    Yüzbinlerce şehit verdiğimiz bu savaşın bütün Anadolu´da heyecan uyandırması, bu savaşa doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden hasılı yurdun dört bucağından gönüllü asker gitmesindendir.

    Çanakkale İçinde Aynalı Çarsı,
    Ana Ben Gidiyom Düşmana Karsı.
    Of Gençliğim Eyvah.

    Çanakkale İçinde Bir Uzun Selvi,
    Kimimiz Nişanlı Kimimiz Evli.
    Of Gençliğim Eyvah.

    Çanakkale Üstünü Duman Bürüdü,
    On Üçüncü Fırka Yürüdü.
    Of Gençliğim Eyvah.

    Çanakkale İçinde Bir Dolu Testi,
    Analar Babalar Mektubu Kesti.
    Of Gençliğim Eyvah.






    EZOGELİN TÜRKÜSÜ
    Ezo gelin benim olsan seni vermem feleğe,
    Güzel yosmam başın için salma beni dileğe,
    Anası huridir de, kendi benzer meleğe
    Nenneyle de ah bahtı karam nenneyle, neneyle

    Çık Suriye dağlarına bizim ele eleyle,
    Gel bahtı karam gel sıladan ayrı yazılalım gel…

    Ezo Gelin çık Suriye dağlarının başına,
    Güneş vursun da kemerin kaşına kaşına,
    Bizi kınayanın bu ayrılık gelsin başına başına
    Nenneyle de ah bahtı karam nenneyle, neneyle

    Çık Suriye dağlarına bizim ele eleyle,
    Gel bahtı karam gel sıladan ayrı yazılalım gel…


    Sordum seni yıldızlara ay ışığına
    Dediler tam bin yıldır görmedik onu
    Sordum kadim kitaplara tozlu raflara
    Dediler o bizden önce buralardaydı

    Mağrur bir uçurum oldu kalbim
    SEn gittin gideli buralardan
    Ayrılık ne yaman bir ateşmiş
    Ne olur dön gel ezo

    Oy ezo yanlızlık ezim ezo
    Oy ezo görmüyor gözüm ezo
    Oy ezo tutmuyor dizim ezo
    Tükendim dön gel ezo

    Ceylanları emziren bir peri gibi
    Kollarında uyut beni iblise inat
    Hey rüzgarın sevgilisi orman çiçeği
    Hasretim sensin gurbetim sen günışığım sen


    Mağrur bir uçurum oldu kalbim
    Sesin deler içimde kurşun gibi
    Ayrılık ne yaman bir ateşmiş
    Ne olur dön gel ezo

    Oy ezo yanlızlık ezim ezo
    Oy ezo görmüyor gözüm ezo
    Oy ezo tutmuyor dizim ezo
    Tükendim dön gel ezo


    Asıl adı "Zöhre" olan Ezo Gelin, 1909´da Oğuzeli ilçesinin Uruş köyünde doğdu. Babası, Bozgeyikli oymağından Emir Dede, anası Elif´tir. Nüfus kaydında halen bekar görünen Ezo´nun, üçü erkek, üçü kız altı kardeşi daha vardır.
    Ezo, erken gençliğinden itibaren, güzelliğiyle dikkatleri üzerinde topluyordu. O kadar ki; düğünlerde gözler, gelinden çok onun üzerinde gezinirdi. Ezo´yu, birçok zenginin yanı sıra, o zamanki Halep ilimizin Carablus ilçesinin Kozbaş köyünde oturan teyzeoğlu Memey (Memet) istiyordu. Taktirde yazılan tedbirde bozulmamış; Ezo´nun ilk evliliği ne bu ağalardan biriyle oldu, ne de teyzeoğluyla…



    Hekimoğlu derler
    Benim aslıma
    Aynalı martini yaptırdım da narinim
    Kendi neslime

    Konaklar yaptırdım
    Mermer direkli
    Hekimoğlu geliyor da narinim
    Arslan yürekli

    Konaklar yaptırdım
    Döşedemedim
    Ünye Fatsa bir oldu da narinim
    Baş edemedim

    Ünye Fatsa arası
    Ordu da kuruldu
    Hekimoğlu dediğin de narinim
    o da vuruldu...


    Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtir.

    Yörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır. Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür. Ne ki, bu kız Gürcü Beyini sevmemekte, Hekimoğlu´na bağlanmıştır. Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir. Üstelik Hekimoğlu´yla görüşmeye başlamıştır.
    İşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğlu´na düşman olur ve ona savaş açar. Hekimoğlu´yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir. Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir. Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma; yerine gider. Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir. Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu´nu yaylım ateşine tutar. Ötekiler de çevresini sararlar. Hekimoğlu´yla Beyin adamları arasında yaman bir çatışma olur. Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur. Olaydan hemen sonra, Bolu da tek başına yaşayan anasının yanına gider. Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir. Anasıyla helallaşıp, yanına Mehmet adlı iki amca oğlunu alarak dağa çıkar. Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadır.



    Yar Demedin

    Bu türkü asırlar öncesine Peygamber Efendimiz'in olduğu
    döneme rast gelir.Efendimizin amcası hz Hamza cesurluğu ile meşhur bir arslan avcısıdır oda diğer sahabe hazretleri gibi
    müslümanlıkla şereflenmiştir.Efendimizin adeta gölgesidir birileri zarar vermesin diye hep yanındadır.Bedir savaşında çok azılı
    bir düşmanı öldüren Hz.Hamza 'nın da düşmanları çoğalmıştır.öldürülen düşmanın kız kardeşi bir katil kiralır ve Hz.Hamza'nın
    ciğerini ister zaman Uhud savaşının olduğu zamandır.Ve kahraman hz Hamza döne döne elinde iki kılıçla savaşır.Boş
    bulunduğu bir an adı Vahşi diye anılan siyahi katil Hz. Hamzaya bir ok atar ve ciğerini söker.Peygamber Efendimiz çok üzülür ve
    ağlar.Gel zaman git zaman Efendimiz Vahşiye bir mektup yollar ve müslümanlığa davet eder nasıl olursa olur ve Vahşi
    müslümandır.Efendimiz onu görünce acısını hatırlar ve derki ya Vahşi sen bana fazla gözükmesen.Hz. Vahşi bu sözler üzerine
    Efendimizi uzaktan seyreder ve onun hep çağırmasını bekler ne yazık ki Efendimiz gel diyemeden vefat eder.Aradan zaman
    geçer Müseyleme adında bir kafir peygamberim diye ortalarda saçmalar ve bu yalancı peygambere savaş açılır,Hz. Vahşi Hz.
    Hamza'nın kalbini sökmede kullandığı paslı mızrapla bu yalancı peygamberi öldürür ve derki şimdi huzuruna geleyim mi EY
    ALLAHIN RESULU?işte bu türkü Efendimizle aynı dönemde yaşamış ama O'nu görmekten mahrum kalmış hz Vahşinin
    türküsüdür.







    Huma Kuşu

    Huma Kuşu Yükseklerden Seslenir
    Yar Koynunda Bir Çift Suna Beslenir
    Sen Ağlama Kirpiklerin Islanır
    Ben Ağlim ki Belki Gönül Uslanır

    Sen Bağ Olki Ben Bahçende Gül Olim
    Layık mıdır Yanim Yanim Kül Olim
    Sen Bey Olki Ben Kapında Kul Olim
    Koy Desinler Buda Bunun Kuludur

    Huma kuşu adlı Erzurum yöremize ait olan uzun havamızın diğer türkülerde olduğu gibi bir hikâyesi mevcuttur. Kendini Erzurum’a adamış büyüklerimizden bizlere kalan bilgiler neticesinde hikâyemiz şöyledir.

    Seferberlik ilan edilmiş ülkedeki tüm gençler okuyan okumayan tümü askere çağrılmıştır. Erzurum’un Ilıca nahiyesine bağlı Tikkir (Çiğdemli) köyünde Mustafa ve Gülbahar'ın dillere destan aşklarını bilmeyen yoktur. Evlenmelerine izin verilir ve evlenirler. Mustafa askere alınır. Gülbahar’ın iki gözü iki çeşmedir ama yapacak bir şey yoktur. Vatan savunmasıdır. Mustafa gitmiştir ve Gülbahar her sabah kalktığında bahçeye çıkar yavuklusunun yoluna uzun uzun bakarak geleceği günü bekler. Bekler ama ne gelen var nede haber. Gülbahar’ın bu durumu kaynanasını ve kayınbabasını çok üzmektedir. Gelin her geçen gün eriyip gitmektedir. Huma kuşuna bir cennet kuşu da denir. Çok yükseklerde uçar ve bu uçuşu günlerce sürer adeta bir haberci kuşu gibidir.

    Mustafa’dan yıllarca haber gelmez. Ev halkı artık umutlarını kesmek üzeredir. Kayınbabası gelinin her sabah yavuklusunun yolunu gözlemesini uçan kuşlardan haber istemesine o kadar üzülür ki bu ağıtı yakar. Huma kuşu yuvasından havalanan ve çok yükseklerde günlerce uçan bir kuştur. Mustafa’yı da Huma kuşuna benzeterek ve yine Huma kuşunun çok yüksekte uçması haberci bir kuş olmasına atıf ederek başlar söylemeye. Gülbaharın ağlaya ağlaya göz pınarları kurumuştur.

    Kayınbabası bakın nasıl söylemiş.



    Gesi Bağları

    Gesi Bağları'nda Dolanıyorum
    Yitirdiğim Yarimi Aman Aranıyorum
    Bir Çift Selamına Güveniyorum

    Gel Otur Yanıma Hallerimi Söyleyim
    Halimden Bilmiyor Ben O Yari Neyleyim

    Gesi Bağları'ndan Gelsin Geçilsin
    Kurulsun Masalar Rakı Konyak İçilsin
    Herkes Sevdiğini Alsın Seçilsin

    Atma Anam Atma Şu Dağların Ardına
    Kimseler Yanmasın Anam Yansın Derdime

    Gesi Bağları'nda Üç Top Gülüm Var
    Hey Allah'tan Korkmaz Sana Bana Ölüm Var
    Ölüm Varsa Şu Dünyada Zulüm Var

    Gel Otur Yanıma Hallerimi Söyleyim
    Halimden Bilmiyor Ben O Yari Neyleyim

    Kayseride annesi ile yasayan genc kız Kayseri iline baglı gesi kasabasına gelin gider ozamanın sartlarında ulasım zor oldugu için genç kız kayseriye gidip gelemez ve annesine olan özlemi onu cok üzer kocası vurdum duymaz gamsız birisidir genc kızla hic ilgilenmez kaynana ise despot ve kötü birisidir geline yapmadık eziyet bırakmaz aradan zaman gecer ve bir cocukları olur cocuğu ile avunmaya çalışır ama nafile annesine olan özlemi birtürlü dinmemistir annesinden hic haber alamadıgı için cok üzülmektedir.aylar yıllar geçer ve kötü haber gelir annesinin öldügünü ögrenen gelin üzüntüsünden gesinin güzel bagları arasında hem aglar hem de gesibagları türküsünü söyleye söyleye dolaşır durur



    Yozgat Sürmelisi

    Dersini almış da ediyor ezber
    Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler
    Bu dert beni iflah etmez del eyler
    Benim dert çekmeye dermanım mı var

    Sürmeli güzel gözlü sevgiliye bir hitaptır. Eskiden genç kızlar dışarıya çıkarken gözlerine sürme çekerlerdi ve gözleri daha alımlı olurdu. Bol feracelerinin içinde sadece gözleri görünürdü kızların.

    Yozgat Sürmelileri yaşanmış öykülerin getirdiği birer sevda, hatta karasevda türküleridir. Bu bir anlık sürmeli gözlere bakış, yüreklerde büyük aşklara kara sevdalara başlanmış olur kor düşen yürekler sessiz sessiz yanar, ateşini genişletir ve ağızlardan sürmelinin sözleri olarak dökülür. Söylenen sözlerde acı vardır, hasret vardır, gurbet vardır. Sürmelileri dinlerken bu kadar duygulanmamızın sebebi bu sürmeli öykülerinde yakaladığımız duyguların kendimizde de bir yeri, bir acısının olmasındandır. Kısaca kendi aşklarımızı, hasretimizi buluruz Yozgat Sürmelilerinde.

    Sürmeli Beyin en tanınmış türküsü ;

    Of ooof !
    Yozgat seni delik delik anam delerim
    Kalbur olur toprağını anam elerim
    Vay vay anam sürmelim

    Eğer sürmelini yitirirsen anam
    Koyun olur peşin sıra melerim
    Vay vay anam sürmelim

    Of oof ! Çamlığın ardında bir yuva yaptım
    Yuvamın içinde sürü otlattım
    Ben sürmelimi gurbete attım
    Vay vay anam sürmelim

     
  2. Mєтнüѕєηα

    Mєтнüѕєηα Aka Kemalist ●

    Mesajlar:
    7.211
    Aldığı Beğeni:
    286
    Ödül Puanları:
    83
    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    Hepsine bakamadım ama sağol..
     
  3. EyLuLS

    EyLuLS Active Member

    Mesajlar:
    726
    Aldığı Beğeni:
    33
    Ödül Puanları:
    28
    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    rica ederim :)
     
  4. zezar_zezar

    zezar_zezar New Member

    Mesajlar:
    2
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    çok iyi bnce
     
  5. zezar_zezar

    zezar_zezar New Member

    Mesajlar:
    2
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    ;) çok iyiy çok saol
     
  6. Alfonzo929

    Alfonzo929 New Member

    Mesajlar:
    6
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    çok iyi teşekkürler
     
  7. star gizem

    star gizem New Member

    Mesajlar:
    1
    Aldığı Beğeni:
    1
    Ödül Puanları:
    1
    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    Kırmızı Gül Demet Demet

    Kırmızı gül demet demet,
    Sevda değil bir alamet,
    Balam nenni, yavrum nenni
    Gitti gelmez ol muhannet
    Şol revanda balam kaldı,
    Yavrum kaldı, balam nenni...

    Erzurum yöresinde üç beş dönümlük tarlalarını ekip dikiyorlar... Yetiştirdikleri ürünü de kervana katıp, REVAN'da satıyor Memet... Memet de Memet hani... Karayağız bir delikanlı... Taşı tutsa, suyunu çıkaracak kadar güçlü. Bir de alışkanlığı var Memet'in. Her akşam tarla dönüşü, bahçelerden derlediği demet demet gülleri getiriyor anasına.. Anayla oğul arasında bir simge gibi kırmızı gül demeti... Sevgi saygı simgesi. Gülleri evinin duvarına asıp kurutuyor ana... Onlara baktıkça oğlunu görür gibi oluyor... Hele Memet kervandaysa. Gözü gönlü kırmızı gülün kurumuş, gazelleşmiş demetinde ananın. Rüyaları hep Memet üstüne... REVAN yollarını düşlüyor hep. Kimi zaman kara saplanmış görüyor kervanı. Kanter içinde uyanıyor. hayra yormaya çalışıyor. Kimi geceler de toza dumana katılmış kervanın, atının eşeğinin devesinin bir toz bulutu içinde kayboluşunu düşlüyor. Bir hortum, yutuyor kervanı. Koca kervan döne döne göğe çekiliyor. Geride ne bir at, ne de bir deve, ne de insan kalıyor. Memet'i arıyor gözleri. Kara yağız, kaytan bıyık Memet, ellerini uzatıyor anasına. 'Tut ellerimi' diyor. Ama ne gezer. Anasının elleri boşlukta kalıyor. Sözün kısası günü gelip de kervan REVAN'dan dönene kadar bu böyle sürüp gidiyor. Kervanın dönüşünü dört gözle bekliyor.


    Hastane Önünde İncir Ağacı

    Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler.Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez., İstanbul'da kalır.


    HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI

    Hastane önünde incir ağacı
    Doktor bulamadı bana ilacı
    Baş tabib geliyo zehirden acı

    Garip kaldım yüreğime dert oldu
    Ellerin vatanı bana yurt oldu
    Mezarımı kazın bayıra düze

    Benden selam söyleyin sevdiğim gıza
    Başına koysun, karalar bağlasın
    Gurbet elde kaldım diye ağlasın





    Çarşambayı Sel Aldı

    Çarşamba’yı Sel Aldı,
    Bir Yar Sevdim El Aldı Keşke Sevmez Olaydım,
    Elim Koynumda Kaldı
    Oy Ne İmiş Ne İmiş
    Kaderim Böyle İmiş.
    Gizli Sevda Çekmesi Ateşten Gömlek İmiş.

    Çarşamba Yazıları,
    Körpedir Kuzuları Allah Alnıma Yazmış,
    Bu Kara Yazıları
    A Dağlar Ulu Dağlar Yarim Gurbette Ağlar.
    Yari Güzel Olanlar Hem Ah Çeker Hem Ağlar

    ahmet abdal deresinin kıysında yerleşmiş yoksul köy ailelerinden birinin oğluydu..baharla birlikte yıllarca süren karasevdası karşılık bulmuş..melek kalbini açmıştı..kısa zamanda yüzük takıp nişanlandılar.. ahmet yapraklar sararmaya durduğunda orduya yollandı..
    melekse gözyaşlarıyla başbaşa kaldı..ağaoğlu mehmet ali melek e gözkoydu..ahmet in arkadaşları ne kadar uyardılarsa kar etmedi.. melek reddetti mehmet ali yi..bunun üzerine ağaoğlu adamlarıyla melek i dağa kaldırdı..kötü haberi kuşlar uçurdu ahmet e..kısa günde uçageldi aşkın delikanlısı..kuşandı atını silahını..arkadaşlarıyla düştü yollara..dağ tepe demedi gece gündüz melek i aradı.. ´meleeeeek..meleeeeek..´ diye çığıra çığıra sesi uçtu.. önce bir çakal yağmuru uç verdi..
    sonra şimşek şimşek içinden çıktı..çatırdadı koca gökyüzü..ışınlar çarşamba ovasını renkten renge soktu..ne yağmur ne silinen izler aşkın atlılarını durduramadı.. tufan ikinci kez yaşanıtordu sanki..yağmur yeşilırmak ı boğuverdi..çarşamba ovası kaynayarak akan bir göle dödüştü..canik dağları ndan aşağılara doğru bir çığ gibi önüne kattığı her şeyi sürükledi sel..evler..insanlar..bebek beşikleri..hayvanlar..kağnılar..ağaçlar.. büyük küçük kayıklar çaltı burnu na doğru sürükleniyordu.. sonunda duruverdi yağmur..güneşle parladı yeşil çarşamba..usul usul bir gökkuşağı belirdi..sular günbegün çekildi..çekildikçe hayat yeniden kurulmaya başladı..yaralar sarılıyor..evler onarılıyordu..abdal deresi nin-yeşil ırmak a katılmak üzere-döküldüğü yamanın başında ahali toplanmaya başladı..derenin eğimle indiği yamanın dibinde büyük bir kaya parçası vardı..onun üstünde ise iki insan..
    melek ve ahmet ti onlar..elele tutuşmuş sırtüstü öylece yatıtorlardı..ahali sel acısını unutmuş onlara yanıyordu..hüzün gözyaşına döndü.. o büyük kaya parçası..ahalinin üstünde toplandığı o taş..yedi yerinden ayrıldı..ve her birinden bir servi boyu su fışkırmaya başladı.. bu hazin aşka doğa gözyaşı döküyordu..
    ahali şaşkınlığın ardından dualar okumaya başladı..dualar içten mırıltılara..yıllardır can alan insanların acısını dile getiren dizelere dönüştü.. işte rivayet o rivayet..derler ve hikaye ederler ki çarşamba yı sel aldı türküsü o acı mırıltılardan doğdu.. yedi yerinden su fışkıran kayanın olduğu yerde bir su değirmeni kuruldu..
    ve o yöre o gün bu gündür değirmenbaşı olarak anıldı..(çarşamba daki değirmenbaşı mah.) çınar ağaşlarının gölgelediği ahşap değirmenin yedi taşı vardı..yedi oluğuna su veren set üzerinden yedi kez yürümek..sağ ve sol omuz üzerinden yedişer kez su atmak uğur sayıldı..her hıdrellezde bu yaşandı..1970 lerde değirmenin yıkımına değin bu gelenek sürdü..



    Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar


    Bu öykü Malkara köylerinden alınmış olup belli bir kişinin dilinden yazıya geçirilmiş değildir. Çevrede herkes tarafından bilinen bir öyküdür. Söylentiye göre, çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. Onaltıya yeni bastığında Zeynep'i köylerindeki bir düğünde aşırı (yabancı) köylerden gelen Ali isimli bir genç görür. Ali Zeynep'i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir. Zeynep'i Ali'ye verirler. Kısa bir zaman sonra düğünleri olur. Ali, Zeynep'i alıp aşırı köyüne götürür.

    Zeynep'in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece çeker. Bu kadar uzak olduğundan dolayı Zeynep, anasını babasını ve kardeşlerini tam yedi yıl göremez. Bu özlem Zeynep'in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır. Köyün büyük bir tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru dönüp için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışırmış.

    Oysa kocası, Zeynep'in bu özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından kendini fazlaca horlamaya, eziyet etmeye başlar. Sonunda bu özlem ve kocasının horlaması Zeynep'i yataklara düşürür.

    Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep'in düzelmesi için, köyden gelip gidenler de anasının babasının çağrılmasını salık verirler. Başka çare kalmadığını anlayan Zeynep'in kocası da anasına babasına haber vermeye gider. Altı gün altı gecelik bir yolculuktan sonra bir akşam üstü Zeynep'in anası babası köye gelirler, Zeynep'i yatakta bulurlar. Perişan bir halde Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır. Aynı türküyü anasına babasına da söylemeye başlar. Çevresindeki bütün köy kadınları duygulanıp göz yaşı dökerler. Annesi fenalıklar geçirir ve bayılır.

    Zeynep hasretini giderir, giderir ama artık çok geç kalınmıştır. Bir daha onmaz, sonu ölümle biter. Herkes Zeynep için göz yaşı döker. İşte o gün bu gündür bu türkü ayrılığın türküsü olarak söylenip durur.

    Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
    Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
    Annesinin bir tanesini hor görmesinler

    Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
    Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim

    Babamın bir atı olsa binse de gelse
    Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse
    Kardeşlerim yolları bilse de gelse

    Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
    Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim



    Zahide
    Halk arasında “Zahidem” adıyla ün yapan türkünün şairi Aşık Arap Mustafa, 1901 yılında Çiçekdağı’na bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde dünyaya gelmiştir. Babasını annesini çok küçük yaşlarda yitirdi. İlk önce bir akrabasının himayesinde, daha sonraları da onun bunun yanında büyüdü.

    Arap Mustafa’nın babası düğünlerde, toplantılarda “Koca Oyunu” adı verilen oyunda “Arap” rölünü üstlenirdi. Bu nedenle Mustafa’ya da “Arap” lakabı takılmıştır. Kimsesiz kalan Arap Mustafa 10 yaşına gelince Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Hacı Bürozadeler’den Mehmet’e çiftçi durdu. Zaman içinde çalışkan, babayiğit, giyimine özen gösteren yakışıklı bir delikanlı olan Arap Mustafa, Ağasının yeni yetişen Zahide’ye gönlünü kaptırdı. Fakir ve kimsesiz olduğundan bu sırrını bir türlü açığa vuramadı.

    20’sinde askere giden Mustafa’nın aklı, deliler gibi sevdiği Zahide’de kalmıştı. Köydeki dostlarına mektuplar göndererek Zahide’den haber almaya çalışan Arap Mustafa, Zahide’nin başka biriyle evlendirildiğini ve düğünün’ün de bir hafta sonra olacağını duyunca üzüntüsünü aşağıda içli mısralara dökmüştür. Türküyü Neşet Ertaş plağa okuyup tanıtmıştır. (1)

    Zahide Kurbanım n'olacak Halim
    Gene bir laf duydum kırıldı belim
    Gelenden gidenden haber sorarım
    Zahidem bu hafta oluyor gelin

    Hezeli de deli gönül hezeli
    Çiçekdağı döktü m'ola gazeli
    Dolaştım alemi gurbet gezeli
    Bulamadım Zahidem'den güzeli

    Ay ile doğar da gün ile aşar,
    Zahide’mi görenin tebdili şaşar
    İyinin kaderi kötüye düşer,
    Diken arasında kalmış gül gibi.

    Zahide’m kurbanım kurtar bu dardan
    Baban anlamadı bizim bu haldan
    Kekiline sürmüş kokulu yağdan,
    Derdin beni del’ediyor Zahide’m.

    Ziyaret’ten çıktım Cender’in özü
    Kum gibi kaynıyor Zahide’m gözü
    Aslını sorarsan esalet yerden
    Hacı Bürolardan Mehmet’in kızı.

    Gurbet ellerinde esinim esir
    Zahide’m kurbanım hep bende kusur
    Eğer baban seni bana verirse
    Nemize yetmiyor el kadar hasır.

    Çiçekdağı’nda da hiç gitmez duman
    Zahide’rn kurbanım hallarım yaman
    Yapamadım şu babayın gönlünü
    Fakir diye bana vermedi baban.

    Anamdan doğalı çok çektim cefa,
    Şu yalan dünyada sürmedim sefa,
    Adımı namımı soran olursa,
    Orta Hacı Ahmetli Arap Mustafa.



    [Bitliste Beş Minare
    Bitlis biirinci dünya savaşından önce nufüsu 30000´dir lakin savaş çıkınca halk göç eder ve nufüs 3000´e düşer.

    kurtuluş savaşında baba ile oğlucepheye gider savaş biter ve baba ile oğul şehre dönerler bir tepede baba heyacandan mıdır yoksa yorgunluktan mıdır bilinmez o tepeden memleketi bitlise bakamaz ve oğluna sorar oğul bitliste ne kaldı..

    Oğul "baba bitliste beş minare kaldı"
    baba; başlar türküye bitliste beş minare beri gel oğlan beri gel...

    Bitliste beş minare
    Beri gel oğlan beri gel
    Yüreğim dolu yare
    Beri gel oğlan beri gel

    İsterem yanan gelem
    Beri gel oğlan beri gel
    Cebimde yok beş para
    Beri gel oğlan beri gel


    Tüfengim dolu saçma
    Beri gel oğlan beri gel
    Güzelim benden kaçma
    Beri gel oğlan beri gel

    Doksandokuz yaram var
    Beri gel oğlan beri gel
    Bir yarada sen açma
    Beri gel oğlan beri gel

    /B]

    Çanakkale İçinde

    --------------------------------------------------------------------------------

    Anadolu halkının kahramanlığını destanlaştırdığı savaşlardan biri de Çanakkale cephelerinde olur. Büyük imkansızlık içinde verdiği bu çetin mücadelede, bağımsızlığı için gerektiğinde çok şeyler yaratabileceğini bütün Dünyaya bir kez daha anlatmıştır.

    Birinci Dünya Savaşı İtilaf Devletleri dediğimiz İngiltere, Fransa ve Rusya ile, İttifak Devletleri dediğimiz Almanya, Avusturya ve İtalya´nın birbirleriyle savaşmasıyla başlar. Almanya´ya saldırabilmesi için Rusya´nın silah ve cephane ihtiyacı vardı. Bunun için Boğazlar yoluyla Rusya´nın İngiliz ve Fransız kuvvetleriyle birleşmesi gerekiyordu. Oysa ki Osmanlı Devletinin harbe girmesi üzerine Çanakkale boğazını geçmek için Osmanlı Devletine Çanakkale´de cephe açmaları gerekti. İtilaf Devletlerine ait bir donanma 18 Mart 1915´te Çanakkale Boğazı´nı geçmeye kalkıştı. Burada kahramanca çarpışan Türk kuvvetleri karşısında büyük kayıplar vererek geri çekildi. Bu sefer Gelibolu yarımadası´nın çeşitli yerlerine kuvvetler çıkararak karadan İstanbul´a yürümeyi denediler. Ne yazık ki yapılan sayısız hücumlar Türk süngüsü karşısında eriyip gidiyordu. Son olarak büyük bir taarruzla Gelibolu yarımadası üzerinden Marmara´ya ulaşmayı denediler. Ansızın yaptıkları bu taarruz da Anafartalar ve Arıburnu, bölgelerinde benzeri görülmemiş bir müdafaa ile durduruldu. Türkleri bu cephelerde yenemeyeceklerini anlayan düşman buraları terk ederek çekilmek mecburiyetinde kaldı.

    Yüzbinlerce şehit verdiğimiz bu savaşın bütün Anadolu´da heyecan uyandırması, bu savaşa doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden hasılı yurdun dört bucağından gönüllü asker gitmesindendir.

    Çanakkale İçinde Aynalı Çarsı,
    Ana Ben Gidiyom Düşmana Karsı.
    Of Gençliğim Eyvah.

    Çanakkale İçinde Bir Uzun Selvi,
    Kimimiz Nişanlı Kimimiz Evli.
    Of Gençliğim Eyvah.

    Çanakkale Üstünü Duman Bürüdü,
    On Üçüncü Fırka Yürüdü.
    Of Gençliğim Eyvah.

    Çanakkale İçinde Bir Dolu Testi,
    Analar Babalar Mektubu Kesti.
    Of Gençliğim Eyvah.






    EZOGELİN TÜRKÜSÜ
    Ezo gelin benim olsan seni vermem feleğe,
    Güzel yosmam başın için salma beni dileğe,
    Anası huridir de, kendi benzer meleğe
    Nenneyle de ah bahtı karam nenneyle, neneyle

    Çık Suriye dağlarına bizim ele eleyle,
    Gel bahtı karam gel sıladan ayrı yazılalım gel…

    Ezo Gelin çık Suriye dağlarının başına,
    Güneş vursun da kemerin kaşına kaşına,
    Bizi kınayanın bu ayrılık gelsin başına başına
    Nenneyle de ah bahtı karam nenneyle, neneyle

    Çık Suriye dağlarına bizim ele eleyle,
    Gel bahtı karam gel sıladan ayrı yazılalım gel…


    Sordum seni yıldızlara ay ışığına
    Dediler tam bin yıldır görmedik onu
    Sordum kadim kitaplara tozlu raflara
    Dediler o bizden önce buralardaydı

    Mağrur bir uçurum oldu kalbim
    SEn gittin gideli buralardan
    Ayrılık ne yaman bir ateşmiş
    Ne olur dön gel ezo

    Oy ezo yanlızlık ezim ezo
    Oy ezo görmüyor gözüm ezo
    Oy ezo tutmuyor dizim ezo
    Tükendim dön gel ezo

    Ceylanları emziren bir peri gibi
    Kollarında uyut beni iblise inat
    Hey rüzgarın sevgilisi orman çiçeği
    Hasretim sensin gurbetim sen günışığım sen


    Mağrur bir uçurum oldu kalbim
    Sesin deler içimde kurşun gibi
    Ayrılık ne yaman bir ateşmiş
    Ne olur dön gel ezo

    Oy ezo yanlızlık ezim ezo
    Oy ezo görmüyor gözüm ezo
    Oy ezo tutmuyor dizim ezo
    Tükendim dön gel ezo


    Asıl adı "Zöhre" olan Ezo Gelin, 1909´da Oğuzeli ilçesinin Uruş köyünde doğdu. Babası, Bozgeyikli oymağından Emir Dede, anası Elif´tir. Nüfus kaydında halen bekar görünen Ezo´nun, üçü erkek, üçü kız altı kardeşi daha vardır.
    Ezo, erken gençliğinden itibaren, güzelliğiyle dikkatleri üzerinde topluyordu. O kadar ki; düğünlerde gözler, gelinden çok onun üzerinde gezinirdi. Ezo´yu, birçok zenginin yanı sıra, o zamanki Halep ilimizin Carablus ilçesinin Kozbaş köyünde oturan teyzeoğlu Memey (Memet) istiyordu. Taktirde yazılan tedbirde bozulmamış; Ezo´nun ilk evliliği ne bu ağalardan biriyle oldu, ne de teyzeoğluyla…



    Hekimoğlu derler
    Benim aslıma
    Aynalı martini yaptırdım da narinim
    Kendi neslime

    Konaklar yaptırdım
    Mermer direkli
    Hekimoğlu geliyor da narinim
    Arslan yürekli

    Konaklar yaptırdım
    Döşedemedim
    Ünye Fatsa bir oldu da narinim
    Baş edemedim

    Ünye Fatsa arası
    Ordu da kuruldu
    Hekimoğlu dediğin de narinim
    o da vuruldu...


    Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtir.

    Yörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır. Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür. Ne ki, bu kız Gürcü Beyini sevmemekte, Hekimoğlu´na bağlanmıştır. Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir. Üstelik Hekimoğlu´yla görüşmeye başlamıştır.
    İşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğlu´na düşman olur ve ona savaş açar. Hekimoğlu´yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir. Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir. Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma; yerine gider. Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir. Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu´nu yaylım ateşine tutar. Ötekiler de çevresini sararlar. Hekimoğlu´yla Beyin adamları arasında yaman bir çatışma olur. Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur. Olaydan hemen sonra, Bolu da tek başına yaşayan anasının yanına gider. Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir. Anasıyla helallaşıp, yanına Mehmet adlı iki amca oğlunu alarak dağa çıkar. Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadır.



    Yar Demedin

    Bu türkü asırlar öncesine Peygamber Efendimiz'in olduğu
    döneme rast gelir.Efendimizin amcası hz Hamza cesurluğu ile meşhur bir arslan avcısıdır oda diğer sahabe hazretleri gibi
    müslümanlıkla şereflenmiştir.Efendimizin adeta gölgesidir birileri zarar vermesin diye hep yanındadır.Bedir savaşında çok azılı
    bir düşmanı öldüren Hz.Hamza 'nın da düşmanları çoğalmıştır.öldürülen düşmanın kız kardeşi bir katil kiralır ve Hz.Hamza'nın
    ciğerini ister zaman Uhud savaşının olduğu zamandır.Ve kahraman hz Hamza döne döne elinde iki kılıçla savaşır.Boş
    bulunduğu bir an adı Vahşi diye anılan siyahi katil Hz. Hamzaya bir ok atar ve ciğerini söker.Peygamber Efendimiz çok üzülür ve
    ağlar.Gel zaman git zaman Efendimiz Vahşiye bir mektup yollar ve müslümanlığa davet eder nasıl olursa olur ve Vahşi
    müslümandır.Efendimiz onu görünce acısını hatırlar ve derki ya Vahşi sen bana fazla gözükmesen.Hz. Vahşi bu sözler üzerine
    Efendimizi uzaktan seyreder ve onun hep çağırmasını bekler ne yazık ki Efendimiz gel diyemeden vefat eder.Aradan zaman
    geçer Müseyleme adında bir kafir peygamberim diye ortalarda saçmalar ve bu yalancı peygambere savaş açılır,Hz. Vahşi Hz.
    Hamza'nın kalbini sökmede kullandığı paslı mızrapla bu yalancı peygamberi öldürür ve derki şimdi huzuruna geleyim mi EY
    ALLAHIN RESULU?işte bu türkü Efendimizle aynı dönemde yaşamış ama O'nu görmekten mahrum kalmış hz Vahşinin
    türküsüdür.







    Huma Kuşu

    Huma Kuşu Yükseklerden Seslenir
    Yar Koynunda Bir Çift Suna Beslenir
    Sen Ağlama Kirpiklerin Islanır
    Ben Ağlim ki Belki Gönül Uslanır

    Sen Bağ Olki Ben Bahçende Gül Olim
    Layık mıdır Yanim Yanim Kül Olim
    Sen Bey Olki Ben Kapında Kul Olim
    Koy Desinler Buda Bunun Kuludur

    Huma kuşu adlı Erzurum yöremize ait olan uzun havamızın diğer türkülerde olduğu gibi bir hikâyesi mevcuttur. Kendini Erzurum’a adamış büyüklerimizden bizlere kalan bilgiler neticesinde hikâyemiz şöyledir.

    Seferberlik ilan edilmiş ülkedeki tüm gençler okuyan okumayan tümü askere çağrılmıştır. Erzurum’un Ilıca nahiyesine bağlı Tikkir (Çiğdemli) köyünde Mustafa ve Gülbahar'ın dillere destan aşklarını bilmeyen yoktur. Evlenmelerine izin verilir ve evlenirler. Mustafa askere alınır. Gülbahar’ın iki gözü iki çeşmedir ama yapacak bir şey yoktur. Vatan savunmasıdır. Mustafa gitmiştir ve Gülbahar her sabah kalktığında bahçeye çıkar yavuklusunun yoluna uzun uzun bakarak geleceği günü bekler. Bekler ama ne gelen var nede haber. Gülbahar’ın bu durumu kaynanasını ve kayınbabasını çok üzmektedir. Gelin her geçen gün eriyip gitmektedir. Huma kuşuna bir cennet kuşu da denir. Çok yükseklerde uçar ve bu uçuşu günlerce sürer adeta bir haberci kuşu gibidir.

    Mustafa’dan yıllarca haber gelmez. Ev halkı artık umutlarını kesmek üzeredir. Kayınbabası gelinin her sabah yavuklusunun yolunu gözlemesini uçan kuşlardan haber istemesine o kadar üzülür ki bu ağıtı yakar. Huma kuşu yuvasından havalanan ve çok yükseklerde günlerce uçan bir kuştur. Mustafa’yı da Huma kuşuna benzeterek ve yine Huma kuşunun çok yüksekte uçması haberci bir kuş olmasına atıf ederek başlar söylemeye. Gülbaharın ağlaya ağlaya göz pınarları kurumuştur.

    Kayınbabası bakın nasıl söylemiş.



    Gesi Bağları

    Gesi Bağları'nda Dolanıyorum
    Yitirdiğim Yarimi Aman Aranıyorum
    Bir Çift Selamına Güveniyorum

    Gel Otur Yanıma Hallerimi Söyleyim
    Halimden Bilmiyor Ben O Yari Neyleyim

    Gesi Bağları'ndan Gelsin Geçilsin
    Kurulsun Masalar Rakı Konyak İçilsin
    Herkes Sevdiğini Alsın Seçilsin

    Atma Anam Atma Şu Dağların Ardına
    Kimseler Yanmasın Anam Yansın Derdime

    Gesi Bağları'nda Üç Top Gülüm Var
    Hey Allah'tan Korkmaz Sana Bana Ölüm Var
    Ölüm Varsa Şu Dünyada Zulüm Var

    Gel Otur Yanıma Hallerimi Söyleyim
    Halimden Bilmiyor Ben O Yari Neyleyim

    Kayseride annesi ile yasayan genc kız Kayseri iline baglı gesi kasabasına gelin gider ozamanın sartlarında ulasım zor oldugu için genç kız kayseriye gidip gelemez ve annesine olan özlemi onu cok üzer kocası vurdum duymaz gamsız birisidir genc kızla hic ilgilenmez kaynana ise despot ve kötü birisidir geline yapmadık eziyet bırakmaz aradan zaman gecer ve bir cocukları olur cocuğu ile avunmaya çalışır ama nafile annesine olan özlemi birtürlü dinmemistir annesinden hic haber alamadıgı için cok üzülmektedir.aylar yıllar geçer ve kötü haber gelir annesinin öldügünü ögrenen gelin üzüntüsünden gesinin güzel bagları arasında hem aglar hem de gesibagları türküsünü söyleye söyleye dolaşır durur


    Yozgat Sürmelisi

    Dersini almış da ediyor ezber
    Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler
    Bu dert beni iflah etmez del eyler
    Benim dert çekmeye dermanım mı var

    Sürmeli güzel gözlü sevgiliye bir hitaptır. Eskiden genç kızlar dışarıya çıkarken gözlerine sürme çekerlerdi ve gözleri daha alımlı olurdu. Bol feracelerinin içinde sadece gözleri görünürdü kızların.

    Yozgat Sürmelileri yaşanmış öykülerin getirdiği birer sevda, hatta karasevda türküleridir. Bu bir anlık sürmeli gözlere bakış, yüreklerde büyük aşklara kara sevdalara başlanmış olur kor düşen yürekler sessiz sessiz yanar, ateşini genişletir ve ağızlardan sürmelinin sözleri olarak dökülür. Söylenen sözlerde acı vardır, hasret vardır, gurbet vardır. Sürmelileri dinlerken bu kadar duygulanmamızın sebebi bu sürmeli öykülerinde yakaladığımız duyguların kendimizde de bir yeri, bir acısının olmasındandır. Kısaca kendi aşklarımızı, hasretimizi buluruz Yozgat Sürmelilerinde.

    Sürmeli Beyin en tanınmış türküsü ;

    Of ooof !
    Yozgat seni delik delik anam delerim
    Kalbur olur toprağını anam elerim
    Vay vay anam sürmelim

    Eğer sürmelini yitirirsen anam
    Koyun olur peşin sıra melerim
    Vay vay anam sürmelim

    Of oof ! Çamlığın ardında bir yuva yaptım
    Yuvamın içinde sürü otlattım
    Ben sürmelimi gurbete attım
    Vay vay anam sürmelim


    :meleksin: :ask: :telledim:
     
    Camdan Kalp bunu beğendi.
  8. Misafir

    Misafir Misafir

    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    çok yardımcı oldunuz sağolun :D
     
  9. Misafir

    Misafir Misafir

    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    Sağ ol Kardeşim Eline Sağlık Emeğe Saygı Arkadaşlar ... Sağ ol Tekrar Kardeşim ....
     
  10. Misafir

    Misafir Misafir

    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    Saol çok yardımcı oldun :popstar:
     
  11. Misafir

    Misafir Misafir

    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    Çok sağolun çok işime yaradı :D
     
  12. Pierce

    Pierce New Member

    Mesajlar:
    1
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    BeNcEde hEmDe EğLeNcELi çOk.!!
     
  13. Misafir

    Misafir Misafir

    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    paylaşımlar için sağol hiç bir yerde bulamadığım türküleri paylaşmışsın...:alsana::kopkop:
     
  14. Misafir

    Misafir Misafir

    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    ​bunu kim yazdıysa elleri dert görmesin
     
  15. Misafir

    Misafir Misafir

    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    güzeldi işime yaradı :)
     
  16. Kırmızı Kara

    Kırmızı Kara Banlandı

    Mesajlar:
    2.867
    Aldığı Beğeni:
    17
    Ödül Puanları:
    0
    Cevap: TürküLer Ve HikayeLeri

    Yar Demedin

    Bu türkü asırlar öncesine Peygamber Efendimiz'in olduğu
    döneme rast gelir.Efendimizin amcası hz Hamza cesurluğu ile meşhur bir arslan avcısıdır oda diğer sahabe hazretleri gibi
    müslümanlıkla şereflenmiştir.Efendimizin adeta gölgesidir birileri zarar vermesin diye hep yanındadır.Bedir savaşında çok azılı
    bir düşmanı öldüren Hz.Hamza 'nın da düşmanları çoğalmıştır.öldürülen düşmanın kız kardeşi bir katil kiralır ve Hz.Hamza'nın
    ciğerini ister zaman Uhud savaşının olduğu zamandır.Ve kahraman hz Hamza döne döne elinde iki kılıçla savaşır.Boş
    bulunduğu bir an adı Vahşi diye anılan siyahi katil Hz. Hamzaya bir ok atar ve ciğerini söker.Peygamber Efendimiz çok üzülür ve
    ağlar.Gel zaman git zaman Efendimiz Vahşiye bir mektup yollar ve müslümanlığa davet eder nasıl olursa olur ve Vahşi
    müslümandır.Efendimiz onu görünce acısını hatırlar ve derki ya Vahşi sen bana fazla gözükmesen.Hz. Vahşi bu sözler üzerine
    Efendimizi uzaktan seyreder ve onun hep çağırmasını bekler ne yazık ki Efendimiz gel diyemeden vefat eder.Aradan zaman
    geçer Müseyleme adında bir kafir peygamberim diye ortalarda saçmalar ve bu yalancı peygambere savaş açılır,Hz. Vahşi Hz.
    Hamza'nın kalbini sökmede kullandığı paslı mızrapla bu yalancı peygamberi öldürür ve derki şimdi huzuruna geleyim mi EY
    ALLAHIN RESULU?işte bu türkü Efendimizle aynı dönemde yaşamış ama O'nu görmekten mahrum kalmış hz Vahşinin
    türküsüdür.


    emin misiniz?
     
  17. Camdan Kalp

    Camdan Kalp Well-Known Member

    Mesajlar:
    11.661
    Aldığı Beğeni:
    387
    Ödül Puanları:
    83
    yüksek yüksek tepelere..sen neymişsin be zeynep
     

Sayfayı Paylaş