varoluşun varlığını nasıl kanıtlarsın zeki akkıllı insanlar lütfen okuyup düşünsün

Konusu 'Beyin Fırtınası' forumundadır ve byblacklion tarafından 6 Mart 2008 başlatılmıştır.

  1. byblacklion

    byblacklion New Member

    Mesajlar:
    16
    Aldığı Beğeni:
    4
    Ödül Puanları:
    3
    sizce varlık varmıdır meselam elinizde mause var tutyorsunu rengini görüyorsunuz bir hacmi var ama hakaten varmı bu maous yoksa insan varmı sanıyor
    neder siniz bir fikriniz var mı???
     
  2. minik_pitircik

    minik_pitircik New Member

    Mesajlar:
    3
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    bizler zaten varoluşun en büyük kanıtıyız....
     
  3. Navarro

    Navarro New Member

    Mesajlar:
    810
    Aldığı Beğeni:
    51
    Ödül Puanları:
    0
    :) ne alemsiniz he...
     
  4. ömerbyrm

    ömerbyrm Member

    Mesajlar:
    93
    Aldığı Beğeni:
    4
    Ödül Puanları:
    8
    Her vücud sahibi, her varedilmiş (mevcud) sebep-sonuç çizgisi içinde bir yerdedir. Her varlık mutlaka bir ya da bir kaç sebebin sonucudur; sebeblerden sonra meydana gelirler, varlık düzlemine çıkarlar. Her bir mevcudu bir sonuç kabul ettiğimiz takdirde, ‘hayrın başı’ tabirini, ‘vücudun başlangıcı’ya da ‘sonucun öncesi’ olarak okumak mümkündür. ‘Hayrın başı’ bu durumda, ‘esbab’a, yani ‘sebepler’e karşılık gelir, vücud verilen her mevcud ise ‘sonuç’ yani ‘müsebbebat’tır [sebep olunan].

    Bu noktadan itibaren sebep-sonuç ilişkilerine bakışımız, varoluş ile “Allah’ın isimleri” arasındaki gerektirirliği ortaya çıkarır. Eğer determinist bir bakış açımız varsa, yani sebeplerin sonuçları yaptığını farzediyorsak, kâinat içindeki varoluşlar kendi kendine devam ediyor demektir. Bu açıdan bakınca, herşey kendine yeter durumdadır, kendine başına hareket ediyordur, varlığını kendisi sürdürüyor demektir. O halde bir başkası adına varolmaları söz konusu edilemez. Oysa, gerçek böyle değildir. Sebepler sonuçların varlığına yetmez. Sebepler sonuçların sadece öncesindedir.

    Sebepler ile sonuçlar arasında, determinizmin öngördüğü gibi gerektirirlik yoktur. Bu dünya “daire-i esbab”tır; yani sonuçların sebepler ile birlikte göründüğü bir alandır. Sebebin sonuç üzerinde bir etkisi yoktur, sebep sonucun varlığa kavuşmasını kolaylaştırıyor değildir. Ancak hem sebep hem de sonuç ayrı ayrı yaratılıyordur; ancak ‘sebepler dairesi’nin kuralları gereği bir iktiran içinde, bir ardışıklık içinde yaratılıyordur. Şu halde, sonucun başladığı yer olarak sebep görünür. Ancak gerçekte sebebin sonuca bir katkısı olmadığına göre, sonuç sebebin üzerine ekleniyor değildir, sıfırdan başlayarak yaratılır. Her sonuç ya da varedilen her mevcud sebebin aciz ve etkisiz olduğu yerden, yani yokluktan, ya da hiçlikten başlar
    varlık esmasıyla hayat bulur. yani vardır ve tamamen yaradanı tanımamıza yardımcı olur.
     
    Last edited: 7 Mart 2008
  5. ghostonur1

    ghostonur1 New Member

    Mesajlar:
    4
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    Mû'minün Suresi

    12- Andolsun ki, biz insanı süzme çamurdan yarattık.

    13- Sonra sperma halinde korunaklı bir yuvaya yerleştirdik.

    14- Sonra spermayı embriyoya dönüştürdük. Arkasından embriyoyu et parçasına dönüştürdük, arkasından et parçasından kemikler yarattık, arkasından kemiklere et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratığa dönüştürdük. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir!

    15- Sonra siz, bunun ardından öleceksiniz.

    16- Sonra siz, kıyamet günü, yeniden diriltileceksiniz.

    Bu varoluşun evrelerinde, bu evrelerin bu kadar düzenli olarak birbirini izlemesinde, bu olayın sürekli aynı tarzda devam etmesinde en başta yaratıcının varlığına, sonra da bu varoluşta ve bu varoluşun yönelişinde bir amaç ve planlamanın olduğuna tanıklık eden kanıtlar vardır. Bu, tesadüfen meydana gelmiş geçici bir olay değildir. Bu varoluşun plansız,hedefsiz kör bir rastlantı sonucu gerçekleşip de bu sapmaz çizgiyi yanılmadan, hiç şaşmadan izlemesi, akla ve düşünceye göre başka yollar da izlemesi mümkünken hep bu yolu takip etmesi imkânsızdır. İnsanın varoluşunun izlenmesi mümkün olan birçok yoldansa, bu yolu izlemesi varlık bütününü yönlendiren yaratıcı iradenin öngördüğü bir amaca, bir plana dayanmaktadır.

    Nitekim bu varoluş evrelerinin bu şekilde, ince, düzenli ve değişmez bir süreklilikle peşpeşe sunulması gösteriyor ki, varlık bütününün gelişmesini planlayan yaratıcıya inanmak ve önceki bölümde açıkladığı mü'minlerin hayat sistemine uymak, her iki hayatta, dünya ve ahiret hayatında bu varoluş için planlanan tam olgunluk düzeyine ulaşmak için izlenmesi gereken tek yoldur. İşte surenin iki bölümünü birleştiren eksen budur.

    "Andolsun ki, biz insanı süzme çamurdan yarattık." Bu ayet insanın varoluşunun evrelerine işaret ediyor, ama bir açıklama getirmiyor. İnsanın zincirleme olarak gelişen evrelerden geçerek çamurdan insana dönüştüğünü ifade etmektedir. Çamur varoluşun ilk kaynağıdır. Veya ilk evresidir. İnsan ise, son evresidir. Biz bu gerçeği Kur'andan öğreniyoruz. Bu yüzden insanın varoluşunu veya canlıların meydana gelişini ele alan bilimsel teorilerden bu gerçeği doğrulayıcı kanıtlar bulma gereğini duymuyoruz.

    Kur'an-ı Kerim, bu gerçeği yüce Allah'ın yaratması üzerine düşünmek, çamurdan insana doğru bir silsile şeklinde gerçekleşen uzun dönüşümü kavramaya çalışmak için bir fırsat olarak değerlendirilsin diye vurguluyor ve zincirleme olarak gelişen bu evreleri ayrıntılı olarak açıklamaya çalışmıyor. Çünkü Kur'anın varmak istediği hedefler içinde buna yer yoktur. Fakat bilimsel teoriler, çamur ile insan arasındaki evrim zincirinin halkalarına ulaşmak için insanın varoluşu ve gelişimi için belirli aşamaları ispat etme çabası içindedirler. Bunlar -Kur'an-ı Kerim'in ayrıntısına girmediği- bu çabalarında yanılabilirler veya doğruyu bulabilirler. Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim'in vurguladığı değişmez gerçekle, zincirleme gerçeği ile bilimsel teorilerin bu zincirin halkalarını araştırma çabalarını birbirine karıştırmamalıyız. Çünkü bunlar yanılmaları ve doğruyu bulmaları aynı oranda mümkün olan çabalardır. Bunlar bugün ispat ettiklerini, insanın elindeki araştırma yöntemleri ve yolları geliştikçe yarın çürütebilirler.

    Kur'an-ı Kerim kimi zaman bu gerçeği kısaca ifade ederek şöyle der: "İnsanı yaratmaya çamurdan başladı." (Secde Suresi, 7) Ama insanın geçtiği evrelere işaret etmez. Bu konuda başvurulacak en ayrıntılı ayet, insanın çamurdan bir evreler zincirinden geçirilerek yaratıldığına işaret eden bu ayettir. Diğer ayet ise oradaki özel bir münasebetten dolayı bu evreleri özetlemektedir.

    İNSANIN YARATILIŞI

    Peki insan süzme çamurdan nasıl yaratılmış? Çünkü Kur'anda bundan söz edilmiyor. Az önce de söylediğimiz gibi bu husus Kur'anın varmak istediği hedeflerden biri değildir. Bu evrelerin halkaları bilimsel teorilerin söyledikleri gibi olabilir de olmayabilir de. Bu evreler henüz bilinmeyen başka bir yolla da tamamlanıyor olabilir. İnsanların henüz keşfedemedikleri başka etkenler ve sebepler sözkonusu olabilir. Ama Kur'anın insana bakışı ile bilimsel teorilerin bakışı arasındaki yol ayrımı; Kur'anın insanı onurlandırdığı, onda Allah'ın ruhundan bir soluk olduğunu vurguladığıdır. İşte süzme çamurun insana dönüşmesini, birtakım özellikler bahşederek insan olarak belirip hayvandan farklı olmasını sağlayan bu ilahi soluktur. Bu noktada İslâmın görüşü materyalistlerin görüşünden kesin şekilde ayrılmaktadır. Kuşkusuz en doğrusunu söyleyen ulu Allah'dır.

    İnsan türünün varoluşunun aslı budur, insan türü süzme çamurdan yaratılmıştır. Bundan sonra tek bir insanın fert olarak meydana gelmesi ise, bilinen bir yolla gerçekleşmektedir.

    "Sonra sperma halinde korunaklı bir yuvaya yerleştirdik." İnsan türü süzme çamurdan meydana gelmiştir. Ama fertlerin tekrarı ve çoğalmasına gelince, yüce Allah'ın yasası bu işin erkeğin sülbünden çıkıp kadının rahmine yerleşen bir damla su kanalı ile gerçekleşmesini öngörmüştür. Bir damlacık su... Hayır! Daha doğrusu bu bir damlacık su'da yeralan onbinlerce hücreden tek bir hücre... "korunaklı bir yuvaya" yerleşiyor. Bir çanak gibi koruyucu nitelikli olan kalça kemikleri arasında yeralan rahime yerleşiyor. Bu kemikler, onu bedenin hareketleri ile meydana gelen sarsıntılardan, sırta ve karna gelen yumruklardan, tekmelerden, titreme ve etkilerden korur.

    Kur'an-ı Kerim rahime yerleşmiş bu spermayı insanın varoluşunun evrelerinden biri, varlığı itibariyle insanın varlığının bir uzantısı olarak ifade ediyor. Kuşkusuz bu, bir gerçeğin ifadesidir. Ama insanı düşünmeye iten olağanüstü bir gerçektir. Çünkü bu güçlü kuvvetli insan, bütün unsurları ile, bütün özellikleri ile bu spermanın şahsında özetlenmiştir, onun içine yerleştirilmiştir. Nitekim cenin halindeyken bu olağanüstü özet yoluyla varoluşunu tamamlamaktadır.

    Embriyondan kan pıhtısına dönüşür. Erkeğin sperması kadının yumurtası ile birleşince başlangıçta annenin kanı ile beslenen küçücük bir nokta olarak rahmin duvarına yapışır.

    Rahmin duvarına yapışmış bu küçücük nokta büyüyüp pıhtılaşmış ve karışmış kana dönüşünce, kan pıhtısından bir çiğnem et haline gelir.

    Bu yarattık, bu değişmez, sapmaz ve şaşmaz çizgiyi izleyerek yoluna devam eder. Sırası belirlenmiş bu düzenli hareket bir an bile sekteye uğramaz. Planlama ve takdir arasındaki yolunu izleyen, ilahi yasadan kaynaklanan gizli güçle bu hücre kemik aşamasına gelir. "Arkasından et parçasından kemikler yarattık." Sonra kemiklere et giydirilmesi aşamasına gelir. "Arkasından kemiklere et giydirdik." Burada insan Kur'an-ı Kerim'in ceninin oluşumuna ilişkin olarak ortaya koyduğu gerçek karşısında dehşete kapılıyor. Bu gerçek bu denli ayrıntılı ve dikkatli bir tarzda ancak anatomi biliminin gelişmesi ile ve son dönemlerde öğrenilmiştir. Buna göre kemik hücreleri, et hücrelerinin aynısıdır. Yine kanıtlanmıştır ki, cenin de ilk önce kemik hücreleri oluşur. Kemik hücreleri ortaya çıkmadıkça ve ceninin kemik iskeleti tamamlanmadıkça bir tek et hücresine rastlanmaz. Bu Kur'an ayetinin tescil ettiği bir gerçektir. "Arkasından et parçasından kemikler yarattık, arkasından kemiklere et giydirdik." Her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah eksikliklerden uzaktır. "Sonra onu başka bir yaratığa dönüştürdük." İşte ayırıcı ve belirgin özelliklere sahip insan budur. Çünkü bedensel evreleri bakımından insan cenini, hayvan ceninine benzer. Ne var ki, insan cenini bir başka tarzda yaratılır ve belirgin, gelişmeye müsait bir varlığa dönüşür. Ama hayvan cenini, insan cenininin belirginleştiği gelişme ve olgunlaşma özelliklerinden uzak hayvan mertebesinde kalır.

    İnsan cenini belli özekliklerle donatılmıştır. Daha sonra onu insan olma yoluna yönelten bu özelliklerdir. Çünkü insan cenini, ceninin geçtiği evrelerin sonunda "Başka bir yaratılışla" varedilir. Öte yanda hayvan cenini hayvansal evrelerin sınırında durur. Çünkü hayvan cenini insanınkine benzer özelliklerle donatılmamıştır. Bu yüzden, hayvanın hayvanlık mertebesini aşması, materyalist teorilerin ileri sürdüğü gibi mekanik bir evrimleşme ile insanlık düzeyine çıkması mümkün değildir. Çünkü insan ile hayvan birbirlerinden farklı özelliklere sahip iki ayrı türdürler. Süzme çamurun insana dönüşmesini sağlayan ilahi solukla birbirlerinden ayrılırlar. Bunun yanında ilahi soluktan kaynaklanan ve insan cenininin "bir başka yaratılışla" oluşmasını sağlayan belli özellikler açısından da farklılık arzederler. Ne var ki, insan ile hayvan sadece hayvansal oluşumun noktasında birbirlerine benzerler. Sonra hayvan, hayvan olarak yerinde kalır ve bunun ötesine geçmez. Ama insan bir başka yaratma ile kendisi için belirlenen tam olgunluk düzeyine erişecek duruma getirilir. Kuşkusuz bunu kendisine özgü özellikler aracılığı ile gerçekleştirir. Bu özellikleri yüce Allah ona, önceden belirlenmiş bir plan uyarınca bahşetmiştir. Hayvan türünden insan türüne doğru gerçekleşmiş mekanik bir evrim sonucu kazanmış değildir bu özellikleri. (Evrim teorisi çelişkili bir temele dayanır. Çünkü bu teori bir yandan insanın hayvanın evrimleşmesinin sonucu meydana geldiğini ileri sürerken bir yandan da hayvanın insan derecesine yükselecek özelliklere sahip olduğunu iddia etmektedir. Ama göz önündeki realite hayvan insan ilişkisi üzerine gèliştirilen bu yorumu yalanlamakta ve hayvanın bu tür özelliklere sahip olmadığını ortaya koymaktadır. Hayvan sürekli olarak hayvan türünün gelebildiği en son sınırda durur ve bu noktayı aşmaz. Ama hayvanın buraya kadar ki, evrimleşmesi Darwin'in söylediği gibi de olabilir, başka bir yolla da olabilir. Ama insan kendine özgü belli özelliklere sahip olmakla hep farklı bir tür olarak kalır. Onu insan kılan bu özelliklerdir. Otomatik bir evrimin sonucu meydana gelmiş değildir. Bu, ona bir başka güç tarafından bir hedefe yönelik olarak bahşedilmiş bir yetenektir.)

    "Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir!" Allah'ın dışında bir yaratıcı yoktur. Bu yüzden ayette geçen "en güzel" sıfatı, birkaç kişi arasından birinin daha iyi yarattığını vurgulamak amacı ile yeralmıyor. Bu, sadece yüce Allah'ın yaratmasındaki tartışmasız güzelliği vurgulamak içindir.

    "Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir!" İnsan fıtratına, değişmez, sapmaz ve şaşmaz yasa doğrultusunda bu evreleri geçme gücünü veren Allah her şeyden yücedir... Bu güç sayesinde insan, son derece titiz bir düzen içinde \kendisi için belirlenen, planlanan olgunluk mertebelerinin zirvesine ulaşır.

    Bir insan, insanın doğrudan müdahalesi olmaksızın otomatik olarak hareket eden bir alet icad ettiği zaman, insanlar "Bilimin Mucizeleri" diye bu aletin karşısında dehşete kapılırlar. Halbuki bu nerdè ceninin geçtiği aşamalardaki, geçirdiği evrelerdeki, yaşadığı dönüşümlerdeki hareketi nerde? Üstelik bu aşamaların herbiri özellik bakımından birbirinden çok farklıdır ve cenin bu aşamalarda mahiyet itibariyle büyük bir değişiklik yaşar. Ne yazık ki, insànlar bu olağanüstülükler karşısında gözlerini yumarak, kalplerini kilitleyerek geçip gidiyorlar. Çünkü uzun süre aşina oluşları bu olayın olağanüstülüğünü, harikalığını unutmalarına neden olmuştur. İnsan denen bu karmaşık organizmanın bütün özellikleri, karakterleri ve çizgileri ile bu gözle görülmeyen küçücük noktada gizli olduğunu, bu özelliklerin, karakter ve çizgilerin cenin evrim aşamalarında geliştiklerini, açılıp hareket ettiklerini, cenin değişik bir yaratılış evresinden geçince de apaçık belirginleştiklerini, çocuğun şahsında bir kez daha belirginleşip dile geldiğini, her çocuğun insan olmanın genel yeteneklerine sahip olmakla beraber ayrıca kendine özgü yeteneklere sahip olduğunu, bu yeteneklerin bütünüyle sözkonusu ufacık noktada gizli olduğunu düşünmek... Evet her saniye tekrarlanıp duran bu büyük gerçeği sadece düşünmek, kalplerin kilitlerinin bu olağanüstü, bu şaşırtıcı planın önünde açılması için yeterlidir.

    Sonra surenin akışı yolculuğun aşamalarını, varoluşun evrelerini tamamlamak üzere çizgisini sürdürüyor. Çünkü yeryüzünde ortaya çıkan insan hayatı yeryüzünde bitmiyor. Çünkü yeryüzü menşeli olmayan bir diğer unsur karışmış yapısına. Gelişim çizgisine katılan bir başka unsur vardır. İçine üflenen o yüce soluk, hayvani bedenin hedefinden başka bir hedef öngörmüştür onun için. Ona et ve kanın basit akıbetinin dışında bir akıbet hazırlamıştır. Bu soluktan dolayı insanın gerçek olgunluğu, bu dünya hayatında tamamlanmıyor. İnsanın olgunluğu bir başka aşamada yepyeni bir hayatta ancak gerçekleşebiliyor:

    "Sonra siz, bunun ardından öleceksiniz."

    "Sonra siz, kıyamet günü, yeniden diriltileceksiniz."

    Bu, dünya hayatının sonu olan ölümdür. Dünya ile ahiret arasındaki ara dönemdir. Şu halde ölüm insan varoluşunun gelişiminin evrelerinden biridir, evrelerin sonu değildir.

    Sonra diriliş, insan varoluşunun, gelişiminin son evre habercisi... Bundan sonra eksiksiz bir hayat başlar. Bu hayat yeryüzü menşeli eksikliklerden, et ve kanın zorunluluklarından, korku ve sıkıntıdan, dönüşüm ve gelişimlerden uzaktır. Çünkü bu, insan için planlanan tam olgunluğun zirvesidir. Ama bu olgunluk, olgunluğa götüren yolu izleyenler içindir. Ama dünya hayatını kapsayan aşamada hayvanların düzeyine yuvarlananlar, diğer hayatta en aşağı dereceye yuvarlanacaklardır. Çünkü bunlar insanlıklarını kaybetmişler, cehennem yakıtı, tutuşturulmak için odun haline gelmişler, yakıtı insan ve taş olan cehennemi haketmişlerdir. Bu tür insanlarla taşlar arasında hiçbir fark yoktur.

    DIŞ ALEMDEN İMAN MESAJLARI

    Surenin akışı burada iç alemde yeralan imanın kanıtlarını sunmaktan dış alemde yeralan imanın kanıtlarını sunmaya geçiyor. Bu kanıtları insanlar her zaman görüyor ve biliyorlar. Ne yazık ki, bu kanıtların verdikleri mesajın farkına varmadan geçip gidiyorlar.

    Sizce mümin suresi en buyuk kanıt değilmi ??? :ex195:
     
  6. Metin_Can

    Metin_Can Member

    Mesajlar:
    190
    Aldığı Beğeni:
    7
    Ödül Puanları:
    18
    dostum buyle bir şeyi inkar edenler herhalde kendilerinin olmadığınıda inkar ederler diye düşünmekteyim.... siz nedersiniz.?
     
  7. _mevSimsiz_

    _mevSimsiz_ Adamın Biri

    • Platin Üye
    Mesajlar:
    7.953
    Aldığı Beğeni:
    362
    Ödül Puanları:
    83
    herkezin kendi zakası ve inancı :D:D
     
  8. @!esmerelda!@

    @!esmerelda!@ Well-Known Member

    Mesajlar:
    2.322
    Aldığı Beğeni:
    143
    Ödül Puanları:
    63
    :rolleyes:DÜŞÜNÜYORUM O HALDE VARIM;)
    BEN VARSAN BAŞKALARI DA VARDIR:ex195:
    TEK DÜŞÜNEN BEN DEĞİLİM YAA:D
     
  9. kadirhzr

    kadirhzr Member

    Mesajlar:
    50
    Aldığı Beğeni:
    2
    Ödül Puanları:
    8
    İş olsun diye soruyorsan bir şey demiyorumda, Gerçekten doğru bir şeyler öğrenmek istiyorsan din o konuda ne demiş onu araştır kesin doğru olanı bul.
     
  10. MonteCristo

    MonteCristo Member

    Mesajlar:
    327
    Aldığı Beğeni:
    10
    Ödül Puanları:
    18
    var olan bir şeyin yanında (İNSAN) başka var olmayan bir şey bulunamaz zaten !
     
  11. akinay

    akinay New Member

    Mesajlar:
    252
    Aldığı Beğeni:
    9
    Ödül Puanları:
    0
    bes duyumuzla beynımıze gelen sınırsel ıletıler ..beyınde yorumlanır ve gelen bılgıler beyınde gerceklık kazanır..ama gercekten var olan seyler varmıdır bunu asla bılemeyız..yanı bır masaya dokundugumuzda elımızde bulunan atomlar masadakı atomları ıter ve bu derımızdekı sınırsel algılayıcılarla beyne ıletılır..ve beyın bunu bızım ıcın bır sekle sokar...kim bılır belkıde dısımızdakı dunya yoktur..sadece bıze var gıbı gosterılıyordur.....matrix fılmı bu bılımsel gercek yuzunden yapıldı......bunu bır ornekle acıklarsak..tv yayınına benzetebılırız...televızyonumuz alıcıdır...yayını gonderen ıse verıcıdır...


    ha sunuda soyleyeyım..yaratıcının varlıgını gormek ıstıyorsan cevrene bakman yeterlıdır...mıchael behe nın bır sozu cok guzel..bu profosor dıyorlkı...normalde ınsanlar cevrelerıne baktıgında ..mesela kendılerıne yada kuslara ..yada dogaya...bunda bır hıkmet oldugunu algılayabılıyorlar...ama ınsanlara gunumuzde evrım propagandası yuzunden sankı canlılıgın ve bu duzenın bır yaratıcı olmadanda olusa bılecegı empoze edılıyor..halbukı evrımın hıc bır bılımsel gerceklıgı yok..en ufak bır kanıtı bıle yok...

    göz yası doken ..dusunen ..sevınen ..bılınc sahıbı bır varlıgın..ve ınanılmaz derece komplex bır duzene sahıp olan bu evrenın kendlılıgınden olustugunu dusunmek kadar aptalca bısey olamazz...insan üc tane tası ust uste gorunce bunları kım ust uste koymus derken...muazzam bır yapıya sahıp evrenın ve canlıların kendılıgınden olusabılecegını dusunmesı ne buyuk gaflettır...


    kuranda acık ayet var arkadaslar...ALLAHın ıman vermedıgıne inanmak yoktur...yani bır kısı ne olursa olsun ..isterse gozunun onunde kızıl denızı ortadan ıkıye ayırsınlar..ALLAH ıman vermedıkce inananamaz...ALLAH ta vıcdan sahıbı..dusunen arastıran..ıyı huylu kullarına ıman vermektedır...


    kuranda cehennemlıklere..onları kuruntular aldattı denmektedır...



    kuranda var olan onlarca bılımsel ayette..bızzat..ALLAHIN VARLIGINI ISPATLAMAKTADIR
     
  12. sezgin17

    sezgin17 New Member

    Mesajlar:
    7
    Aldığı Beğeni:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    doğru söylü yo olabilirsin belki insan var olduğunu sna biliyo
    senin gördüğünü diyeri görüyo ve farklı alkılıyo
     
  13. @KIN

    @KIN Member

    Mesajlar:
    216
    Aldığı Beğeni:
    14
    Ödül Puanları:
    18
    Varlık pek tabi ki bir gerçek, yoksa biz değil miyiz burada yazan?..Bununla beraber varlıktan sıyrılıp, Rahman'da kaybolan da var, onlar da "var"...


    "Aşkta, her ne kadar kıdem içinde evvellik vardır. Fakat asli evvellik, o evvellikten daha evveldir, daha eskidir...Yokluk evi olan şu dünyada, bir çok varlar, varlıklar görünmektedir... Halbuki gözlerimizi iyice oğuşturur da bakarsak, gördüklerimizin çoğu yoktur yok." (Hz.Pir)
     
  14. fencer

    fencer Active Member

    Mesajlar:
    320
    Aldığı Beğeni:
    39
    Ödül Puanları:
    28
    haalahala !!! ilgünç
     
  15. bcakmak90

    bcakmak90 Member

    Mesajlar:
    477
    Aldığı Beğeni:
    21
    Ödül Puanları:
    18
    ghotsonur1 e aynen katılıyorum varlığmızın enbüyük ispatı kur-anı kermidir.
     

Sayfayı Paylaş