Pablo Neruda Şiirleri

Konusu 'Sanat ve Edebiyat' forumundadır ve Kader Katibi tarafından 23 Eylül 2017 başlatılmıştır.

  1. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.811
    Aldığı Beğeni:
    3.222
    Ödül Puanları:
    613
    Ünlü Şili'li şair ve diplomat Pablo Neruda'nın asıl adı Ricardo Neftali Reyes y Basoalto'dur. Çekoslovakyalı şair Jan Neruda'ya olan hayranlığından dolayı Pablo Neruda takma adını kullandı.


    Bayraklar Nasıl Doğar

    Bayraklarımız her zaman böyle doğmuştur.
    Halk işlemiştir onları
    Tüm sevgisiyle
    Onun parçalarını dikmiştir
    Bütün yoksulluğuyla
    Ve yıldızı çivilemiştir
    Canı gönülden
    Gökte ya da gömlekte vatanın yıldızı için
    Bir mavi kesmiştir
    Ve damla damla
    Kırmızı doğmuştur


    Pablo Neruda



    Gülüşün

    Al ekmeği benden
    istersen havayı da;
    ama gülüşünden mahrum etme beni.

    Koyma gülsüz
    ve çiçeksiz beni,
    sevinciyle coşarak
    parıldayan sudan
    ve senden yayılan
    gümüşün kıvılcımlarından.

    Bu çetin ve uzun kavgamdan
    yorgun gözlerle dönerim
    ve görürüm ayaklar altında
    bu değişmeyen toprağı;
    ama o sevecen gülüşün
    yükselir gökyüzüne peşimden
    ve ardına dek açar
    yaşamın tüm kapılarını benim için.

    Sevdalım, zifiri karanlıkta bile
    gülümse bana
    ve ansızın saçılıyorsa
    kanım sokak taşlarına,
    gülüver
    çünkü gülüşün eştir
    yalın bir kılıca.

    Sonbaharda denizle birlikte
    gülüşün coşturmalı
    köpüren çağlayanını.
    Ve sevdalım baharın
    beklediğim çiçek gibi
    gülüşünü ararım
    mavi çiçeği, gülü
    yurdumdan seslenen.

    Gül gecenin şavkında
    gündüzün aydınlığında
    gül yamru-yumru
    sokaklarında adanın,
    gül sana sevdalanmış
    şu ipe-sapa gelmez adamın bakışında,
    ama ben gözlerimi açtığımda
    ve de kapadığımda onları,
    ve ayaklarım götürüp
    geri getirdiğinde beni
    al benden ekmeği, havayı,
    ışığı, baharı,
    ama mahrum etme
    gülüşünden beni
    işte o zaman ölürüm gayri.

    Çeviri: Fahri Özdemir
    Pablo Neruda



    Buğdayın Türküsü


    Halkım ben, parmakla sayılmayan
    Sesimde pırıl pırıl bir güç var
    Karanlıkta boy atmaya
    Sessizliği aşmaya yarayan

    Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
    Tohuma dururlar yeniden
    Ve halk, toprağa gömülü
    Tohuma durur bir yerde
    Buğday nasıl filizini sürer de
    Çıkarsa toprağın üstüne
    Güzelim kırmızı elleriyle
    Sessizliği burgu gibi deler de

    Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.

    Çeviri:Hilmi Yavuz
    Pablo Neruda



    En Hüzünlü Şiir

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim

    Yazabilirim örneğin; “Gece yıldızla dolu
    ve yıldızlar masmavi titreşiyor uzakta`

    Şarkı söyleyip esiyor gece rüzgârı.

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim...
    Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara

    Buna benzer gecelerde sarıldım kollarımla
    Defalarca öptüm onu sonsuz göğün altında

    Sevdi beni o, ben de onu sevdim bir ara
    O koca, masum gözler sevilmez miydi ama?

    Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
    Onu tutamadığımı, kaybettiğimi düşünmek

    Dinlemek uçsuz bucaksız geceyi, onsuz daha tenha kalan
    Ve şiir… Çime düşen çiy gibi düşer cana.

    Ne çıkar sevdam onu tutamadıysa...
    Gece yıldızla dolu ve yanımda değil o...
    Hepsi bu...

    Şarkı söylüyor uzaklarda biri. Çook uzaklarda...
    Ruhum kayboldu onsuzlukta…

    Gözlerim onu arıyor geri getirirmiş gibi, yüreğim onu.
    Ve yanımda değil o...

    Aynı gece ağartıyor aynı ağaçları
    Bir zamanlardaki biz, artık aynı değiliz

    Sevmiyorum artık onu doğrudur, oysa ne çok sevmiştim...
    Sesim rüzgârı kollardı kulağına değmek için

    Başkasının… Bir başkasının olacak...
    Sesi, ışıltılı teni, derin gözleri...
    Bir zaman öpüşlerime ait olduğu gibi...

    Artık sevmiyorum ya... severim yine belki.
    Sevda o denli kısa, nisyan öyle uzun ki...

    Çünkü benzer gecelerde sarıldım kollarımla
    Kaybolup gider ruhum onsuzlukta...
    Bu bana yaşattığı en son acı
    Ona yazdığım en son şiir de olsa

    Çeviri: Betül Akdağ
    Pablo Neruda




    Unutmak Yok

    nerelerdeydin diye sorarsan
    'hep eskisi gibi' diyeceğim.
    toprağı örten taşlardan söz edeceğim,
    sürdükçe kendini harcayan ırmaktan;
    ben yalnız kuşların yitirdiklerini bilirim,
    gerilerde kalan denizi bilirim, bir de ağlayan
    ablamı.

    neden ayrı adlarla anılıyor ülkeler, neden
    günler
    yeni günleri izliyor? Neden koyu bir gece
    birikiyor ağızda? Neden ölüler?

    nereden geliyorsun diye sorarsan bölük pörçük
    kelimelerle konuşmak zorundayım,
    ağzı zehir gibi yakan araçlarla,
    çoğu çürümeye yüz tutmuş hayvanlarla
    ve avutamadığım yüreğimle.

    andaç değil yanımızda götürdüklerimiz
    unutuşta uyuklayan sarımsı kumru değil,
    yaşlarla kaplı yüzler,
    boğazımıza yapışan eller
    ve yapraklardan sıyrılan şey:
    aşınmış bir günün karanlığı
    acıyı kanımızda tatmış bir günün.

    işte menekşeler, işte kırlangıçlar
    bize sevinç veren ne varsa,
    geçici ve küçük duyarlıkların
    yan yana göründüğü süslü kartpostallarda.

    ama bu sınırın ötesine geçmeliyim,
    dişlemeliyim sessizliğin çevresindeki kabuğu,
    ne karşılık vereceğimi bilemem:

    öyle çok ki ölüler,
    ve öyle çok ki al güneşle yarılmış hendekler,
    ve öyle çok ki gemilere vuran miğferler,
    ve öyle çok ki öpüşlerle kilitli eller,
    ve öyle çok ki unutmak istediklerim.

    Çeviren: Tomris Uyar
    Pablo Neruda




    Güzde Unutulmuş

    Saat yedi buçuğuydu güzün
    Ve ben bekliyordum
    Kimi beklediğim önemli değil.
    Günler, saatler, dakikalar
    Bıktılar benle olmaktan
    Çekip gittiler azar azar
    Kaldım ortada, tek başıma

    Kala kala kumla kaldım
    Günlerin kumuyla, suyla
    Bir haftanın artıklarıyla kaldım
    Vurulmuş ve hüzünlü

    Ne var, dediler bana Paris'in yaprakları
    Kimi bekliyorsun?

    Kaç kez burun kıvırdılar bana
    Önce ışık, çekip giden
    Sonra kediler, köpekler, jandarmalar

    Kalakaldım tek başıma
    Yalnız bir at gibi
    Otların üstünde ne gece, ne gündüz
    Sadece kışın tuzu

    Öyle kimsesiz kaldım ki
    Öyle bomboş
    Yapraklar ağladılar bana
    Sonra, tıpkı bir gözyaşı gibi
    Düştüler son yapraklar

    Ne önceleri, ne de sonra
    Hiç böyle yalnız kalmamıştım
    Bu kadar
    Ve kimi beklerken olmuştu
    Hiç mi hiç hatırlamam.
    Saçma ama bu böyle
    Bir çırpıda oldu bunlar
    Apansız bir yalnızlık
    Belirip yolda kaybolan

    Ve ansızın kendi gölgesi gibi
    Sonsuz bayrağına doğru koşan.
    Çekip gittim, durmadım
    Bu çılgın sokağın kıyısından
    Usul usul, basarak ayak uçlarıma
    Sanki geceden kaçıyor gibiydim
    Ya da karanlık, kükreyen taşlardan

    Bu anlattıklarım hiç bir şey değil
    Ama başıma geldi bütün bunlar
    Birini beklerken bilmediğim
    Bir zamanlar.

    Pablo Neruda



    Seviyorum Suskunluğunu

    Seviyorum suskunluğunu, sanki sen
    yokmuşçasına burada
    duyarsın beni uzaktan, dokunmaz sana sesim.
    Uçup gitmiş gibi gözlerin
    ve ağzın bir öpüşle mühürlenmiş.

    Seviyorum suskunluğunu, çok uzakta
    görünüyorsun
    Sanki yas tutuyorsun, kumrular gibi cilveleşen
    kelebek benzeri.
    Uzaklardan duyuyorsun beni, ulaşmıyor sana sesim.
    Bırak da varayım dinginliğine sessizliğinde.
    Ve konuşayım sessizliğinle
    bir lamba gibi parlak, bir yüzük gibi yalın.
    Gece gibisin, suskunluğun ve takım yıldızlarınla
    Yıldızlarınki gibidir sessizliğin, öyle uzak, önyargısız.

    Seviyorum suskunluğunu, sanki sen yokmuşçasına burada
    uzakta ve hüzün dolu, sanki ölmüşsün gibi.
    İşte o zaman bir sözcük yeter
    Uçarım, uçarım sevinciyle yaşadığının.

    Çeviri: Ergin Koparan
    Pablo Neruda



    Matilde'ye Sone

    Seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman,
    çünkü iki yüzüyle karşına çıkar hayat.
    Bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın,
    ateş de pay alır kendine soğuktan.

    Seni sevmeye başlamak için seviyorum seni,
    sana olan sevgimi sonsuzlaştıracak
    bir yolculuğa yeniden başlamak için:
    bu yüzden şimdilik sevmiyorum seni.

    Sanki ellerindeymiş gibi mutluluğun
    ve hüzün dolu belirsiz bir yarının anahtarları
    hem seviyorum, hem de sevmiyorum seni.

    Sevgimin iki canı var seni sevmeye.
    Bu yüzden sevmezken seviyorum seni
    ve bu yüzden severken seviyorum seni.

    Çeviri: Cevat Çapan
    Pablo Neruda



    Asma Çubuğu Ve Rüzgar

    Bir şarkıcıyım ben,
    Avrupa’nın bağlarında dolaştım;
    Gezindim rüzgarlar altında.
    Asya’nın rüzgarı altında.
    Yaşamlar içinde en iyisi
    Yaşam bile,
    Dünyanın tadı;
    Ak pak barış bile;
    Avareydi
    Devşirdim
    Evet devşirdim.

    Başka toprakların
    En iyisi
    Yüceltti şarkısını dudağımda;
    Bağların ortasında
    Barışın ve rüzgarın özgürlüğü!

    İnsanlar nefret ediyor gibiydiler
    Birbirleriyle.
    Yine de aynı gece
    Birbirlerinin üzerlerini
    Örtüyorlardı.
    Bizi uyandıran
    Tek ışık
    Dünyanın ışığıydı bu!
    Evlerine girdim,
    Yemek yiyorlardı masalarında;
    Fabrikadan çıkmıştılar,
    Gülüşüp ya da ağlaşıyorlardı.
    Ve de
    Hepsi birbirine benziyordu.
    Ve hepsi de
    Gözlerini ışığa çeviriyorlardı
    Yollarını arıyordu hepsi de.

    Hepsinin bir ağzı vardı
    Türkü çağırıyorlardı,
    Türkü çağırıyorlardı
    İlkbahara dönük!

    Hepsi.

    İşte rüzgarda
    Bağ çubuklarının arasında
    En iyi insanları devşirdim
    Şimdiyse dinlemeniz gerek beni

    Pablo Neruda




    Bio Bio

    Ama niçin benimle konuşmuyorsun artık
    Boi Bio?
    Ben söylüyorum şimdi
    Senin diyeceklerini
    Oysa ben konuşmayı
    Senden öğrendim
    Yağmur ve yaprakla karışık
    Gece türkülerini
    Senden öğrendim, Bio Bio

    Kimse bakmazdı bana çocukken
    Günün doğuşunu senden öğrendim
    Zorla toprağa gömülmüş gücün
    Durgun çanlar gibi sessizliğini
    Senden öğrendim, Bio Bio

    Senden öğrendim evreni
    Oysa sakız yaprakları
    Kırık oklar,
    Kırık, hüzünlü oklar
    Bin yılda öğrettiler onu bana

    Ama seni gördüm, Bio Bio
    Kendini usulca denize bırakışını gördüm
    Paramparça ağzını, göğüslerini
    Kanlı bir öykü anlatarak
    Büyük ve çiçekli
    Gördüm seni, Bio Bio

    Pablo Neruda




    Nazım'a Bir Güz Çelengi

    Neden öldün Nâzım? Senin türkülerinden yoksun
    ne yapacağız şimdi?
    Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar
    bulabilecek miyiz bir daha?
    Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun
    ne yapacağız?
    Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı,
    ateşle suyun birleştiği
    Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözüpek bir sevinçle dolu?
    Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler
    kazandırdın bana
    Denizden esen acı rüzgâr katsaydı önüne onları
    Bulutlar gibi, yaprak gibi uçarlar
    Düşerlerdi orada, uzakta.
    Yaşarken kendine seçtiğin
    Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa.

    Sana Şili'nin kış krizantemlerinden bir demet
    sunuyorum
    Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üzerinde parıldayan
    Halkların kavgasını ve kavgamı benim
    Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan...
    Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da
    yalnızım sensiz.
    Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen
    yüzünden yoksun
    dostluğumuzdan, bana ekmek olan,
    rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan
    Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle
    Kuyu gibi kapkara zindanlardan
    Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları
    Ellerinde izi vardı eziyetlerin
    Hınç oklarını aradım gözlerinde
    Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin
    Yaralar ve ışıklar içinde.

    Şimdi ben ne yapayım? Nasıl tanımlanır
    Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya
    Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,
    Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?
    Teşekkürler, böyle olduğun için!
    Teşekkürler o ateş için
    Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.

    (Türkçesi: Ataol Behramoğlu)

    Pablo Neruda





    Ölüm

    I
    Dünyaya birçok kez gelmişim
    Yok olmuş yıldızların dibinden
    Ellerimde tuttuğum
    Ölümsüzlük bağlarını dokuyarak
    Şimdi öleceğim yeniden
    Vücudumu örten toprağa sarınarak!

    II
    Ne papazların sattığı
    Gökyüzünden bir parça aldım.
    Ne de tembel zenginler için
    Metafizikçilerin,
    Düzüp koştuğu, karanlıklardan.

    III
    Ölüm içinde yoksullarla bir olmak istiyorum
    Göğü elinde tutanların kamçıladığı
    İnceleme yeteneği olmayanlarla!
    Şimdiyse ölüme hazırım
    Beni saran bir elbise gibi
    Sevdiğim renkten
    Boyu posuma tıpatıp; uygun
    Ve benim için gerekli olan
    Beni saran bir elbise gibi!

    Pablo Neruda




    Pedro Valdivia’nın Kalbi

    Bir ağaç dibinde enseledik,

    Valdivia’yı.

    Soğuk güneşin,

    İplik iplik ışınlarıyla,

    Tiftikten bir sabah;

    Ve,

    Yağmurlu bir rüzgar vardı.

    Tekmil gökyüzü,

    Ve gürül gürül gökgürültüsü:

    Bir kılıç yığınıydı,

    Bölük pörçük;

    Yüzü koyun uzanmış yatardı.

    Muhteşem sultanlığında:

    Dile geliyordu tarçın,

    Dile geliyordu tarçının:

    Islak ateş böceği parıltısı.

    Getirdik bezi,testiyi,

    Kaba kıumaşları getirdik:

    Gelin güveyilik örgülerimizden.

    Getirdik mücevherleri:

    Ayın bademleriydiler,

    Sanki.

    Getirdik davulları:

    Arokan ülkesini,

    Meşin ışıklara boğan.

    Doldurduk usuldan usuldan,

    İki kulplu ince uzun,testileri;

    Ve karanlık öz kökümüzden olma,

    Toprağın:

    Tepindik keseklerinde,

    Attık oyunu.

    Düşman yüze,çarpı çarpıverdik sonra,

    Sonra kestik,koçyiğit boynu.

    Öf bir güzeldi ki,

    Zalimin kanı:

    Dumanı üstündeyken daha,

    Bir nar gibi,böldük bölüştürdük.

    Bir mızrak hay ettik,

    Göğsüne sonra;

    Ve kalbi,

    Bir kuş gibi kanatlı kalbi;

    Attık içine,

    Arokan ağacının;

    Aldı da bir kan şorultusu.

    Ahacık bu an,

    Bedenlerimizden yuğurulmuş,

    Topraktan:

    Savaş şarkısı,

    Güneş şarkısı,

    Hasat şarkısı doğdu.

    Volkanların yücesine,

    Doğruydu:

    Üleştik kanayan kalbi.

    Ben,eda edince,

    Toprağın törenini:

    Bu tacın içine batırıyordum,

    Dişlerimi.

    Ver bana,

    Sendeki soğukluğu;

    Seni,kötü yaban seni.

    Ver bana,sendeki,

    Azman kaplan cesurluğunu,

    Kanındaki hıncı ver bana.

    Ver bana,

    Sana gelen ölümü;

    Ver ki peşimden gele,

    Gele de,

    Korku sala seninkilere.

    Savaşı ver bana,

    Getirdiğin.

    Atını ver bana.

    Ver gele,gözlerin.

    Ver bana,

    Burma burma karanlığı.

    Ver bana,

    Mısır anayı

    Ver bana,atın dilini,

    Ver bana,

    Dikensiz vatan ver.

    Ver bana,

    Muzaffer barışı.

    Ver bana,havayı ver:

    Çiçeklenen Beyzadenin,

    Soluduğu,

    Tarçınlı havayı.


    Pablo Neruda





     
  2. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.811
    Aldığı Beğeni:
    3.222
    Ödül Puanları:
    613
    Nitrat Adamları

    Güherçile ülkesindeyim bilinmez kahramanlarla
    Gezegenin sert kabuğunda,
    İnce ve bereketli karı,
    Küreyen ve kazanlarla:
    Onların toprak ellerini övünçle sıktım
    Bana:
    “Bak, dediler kardeş, Humberston’da, Mapoşo’da,
    Rikaventura’da ve Paloma’da
    Ve Pan dö Azukar’da, Piojilo’da
    Nasıl yaşıyoruz bak! ”
    Bana günlük yiyeceklerini,
    Toprak damlarını,
    Güneşi, tozu, sinekleri
    Ve büyük yalnızlığı gösterdiler.
    Ellerinin ayaları,
    Kürek saplarıyla parçalanmış
    Kirizmacıları gördüm ormanda
    Madenin dibinden,
    Cehennemden gelen bir ses duydum
    Üzerimde:
    Tozla, terle, kanla yoğrulmuş
    Bir yaratıktı bu
    Ve bana diyordu ki bu yüz:
    “Gittiğin her yerde
    Bu işkencelerden söz et
    Bu cehennemde yaşayan
    Kardeşinden
    Öteki kardeşine ilet
    Öylece! ”

    Pablo Neruda
     

Sayfayı Paylaş