Serdar Yıldırım'ın Hayatı

Konusu 'Otobiyografi' forumundadır ve Serdar Yıldırı tarafından 24 Temmuz 2007 başlatılmıştır.

  1. Serdar Yıldırı

    Serdar Yıldırı Member

    Mesajlar:
    69
    Aldığı Beğeni:
    12
    Ödül Puanları:
    8
    İnegöl’de doğdum. İlk, orta ve liseyi İnegöl’de okudum. Lise 1’e giderken okulda düzenlenen şiir yarışmasında ilk 10’a giremedim, ama edebiyat dünyasına acı bir fren sesiyle giriş yapmış oldum. Şiir yazmaya devam ettim. Yazarların şiirlerini inceledim. Kelime dağarcığım gelişsin diye sözlük çalıştım. Askerden geldikten sonra kırtasiye dükkanı açtım. 1984 yılında kendimi anlattığım Simitçi Çocuk isimli ilk hikayemi yazdım. 1988 yılında gerçek anlamda hikayeler ve masallar yazmaya başladım. Uzun yıllar boyunca sırf yazı yazabilmek için evlenmedim. Bu arada pek çok hikaye ve masal kitabı yayımladım. 1997 yılında Ayla ile evlendim. İki yıl sonra oğlum Serkan dünyaya geldi. Radyo Press’te 1.5 yıl ve Radyo Söz’de 4 ay Mini Mini Büyüklere isimli çocuk programını hazırlayıp sundum. Söz Gazetesinde çocuk sayfası hazırladım. 14 Haziran 2006 tarihinde İnternet’te hikaye, masal ve şiirlerim görünmeye başladı Birkaç yıldır yazmayı neredeyse bıraktıydım. Eserlerimin bazı sitelerde popüler hikayeler arasında yer alması ve liste başına ulaşmaları nedeniyle tekrar yazmaya başladım.

    Bu arada 2007 yılının ilk günlerinde dünyanın en büyük sitelerinden biri olan British Council ’de bu sitede de yer alan Atatürk’ün Çocukluğu – 1 ‘in İngilizce versiyonu Atatürk’s Childhood çıktı. Tüm Atatürk sevenlerin bu siteyi ziyaret etmelerini tavsiye ederim.
    Ataturk's childhood - stories - central - British Council - LearnEnglish

    Daha sonra bu sitede de yer alan Keloğlan ile Nasreddin Hoca’nın İngilizce versiyonu Keloğlan and Nasreddin Hodja çıktı.

    treasure story - stories - central - British Council - LearnEnglish

    16-6-2007 itibariyle 40 tane hikayemin İngilizce versiyonları 10 İngiliz, 1 Amerika, 1 İsviçre, 1 Kanada, 1 Japon ve 1 İran site ve forumlarında yer alıyor.

    Literature Network Forums - Powered by vBulletin Bu Amerika sitesinin forum bölümünde Short Story Staring kısmında Zagor26 rumuzuyla eserlerim çıkmaktadır. Personal Poetry kısmında da zaman zaman eserlerim yer alıyor.

    Şu sıralar bazı hikayelerimin Almanca, Fransızca, İspanyolca, Arapça ve Japonca dillerine çevrilmişleri Türk forumlarının yabancı dil bölümlerinde bir deneme devresi geçirmektedirler.

    Hikayelerimin yayınlandığı Türk siteleri:
    Güzel sözler | Burçlar | Aşk Sevgi sözleri | Arkadaş | Resimler | Haberler Bu sitenin hikayeler bölümünde 70 tane hikayem mevcuttur.
    güzel sözler en güzel oyunlar sohbet güzel resimler güzel söz şarkı sözleri rüya tabirleri güzel aşk sözleri Bu sitenin hikayeler bölümünde 62 tane hikayem mevcuttur.
    Türkiye'nin Eğitim,Kültür ve Bilgi Sitesi Bu sitenin masal ve hikayeler bölümünde 17, Atatürk Köşesi bölümünde 4 hikayem vardır. Ayrıca forum bölümünde eserlerim vardır.
    .::* Memocal.com* Yıllık Planlar, Atatürk, Belirli Gün ve Haftalar, Sosyal Kulüpler, Yazılı Soruları, Çocuk Oyunları Bu sitenin Çocuk Masalları bölümünde 16 masalım vardır.
    Güzel Yazılar Komik Yazılar Aşk Yazıları Korku Duygusal Trajik Yazılar Efsaneler Masallar Bu sitenin masal bölümünde 7, hikaye bölümünde 3, tarihi hikayeler bölümünde 4 hikayem vardır. Ayrıca forum bölümünde eserlerim vardır.
    - .::Yeniklasör::. Dijital Ziyafet Bu sitenin İngilizce bölümünde 4 hikayem vardır. Forumlarının English/İngilizce bölümünde de çeşitli hikayelerim vardır.
    Bedava İngilizce :: Online İngilizce Eğitim Portalı :: Learn english free, English language, english and turkish Bu sitenin İngilizce Hikayeler bölümünde Tales by Serdar Yıldırım kısmında 2 masalım vardır.
    ingilizce forum ingilizce chat ingilizce ders ingilizce forum ingilizce pratik ingilizce forum
    Kampüsteyim - Üniversitelileri Buluşturan Platform
    Forum Ti
    www.forumex.net forum bölümünün Atatürk kısmında Atatürk'ün Çocukluğu-1-2-3-4-5 vardır.
    Hikayeler.NET ( Ana Sayfa ; hikaye, hikayeler, şiir, deneme, edebiyat, kültür, sanat platformu )
    Türk Web Siteleri, Gazeteler, Dergiler, Televizyonlar, Arama, E-Kart, Arkadaş, ilanlar, Oyunlar, Chat, EKart sitesinin Bitmeyen Öyküler kısmında 10 hikayem vardır. Pek çoğu Ünlüler ve Klasik Hikayeler bölümlerindedir
    ELTPOOL sitesinin Forum bölümünde Terminatör26 rumuzuyla pek çok eserim vardır.
    Bu ve buna benzer 100 kadar site ve forumda eserlerim okunmaktadır. Saygılar sunarım.
     
    Last edited: 11 Aralık 2007
  2. kimsesiz

    kimsesiz New Member

    Mesajlar:
    64
    Aldığı Beğeni:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    taniŞtiĞima Memnun Oldum
     
    Last edited: 24 Temmuz 2007
  3. İNnoCeNT

    İNnoCeNT Well-Known Member

    Mesajlar:
    3.201
    Aldığı Beğeni:
    116
    Ödül Puanları:
    63
    hayatınızı okumak güzeldi..
    Ve sizinle tanışmakta çok memnun oldum...
     
  4. Rap3soT

    Rap3soT Member

    Mesajlar:
    71
    Aldığı Beğeni:
    1
    Ödül Puanları:
    8
    Atatürk sitesinin sebebini anlayamadım :S
     
  5. _ρυ∂єит_

    _ρυ∂єит_ Well-Known Member

    • Platin Üye
    Mesajlar:
    4.949
    Aldığı Beğeni:
    173
    Ödül Puanları:
    63
    mmn oldum.......:)
     
  6. Serdar Yıldırı

    Serdar Yıldırı Member

    Mesajlar:
    69
    Aldığı Beğeni:
    12
    Ödül Puanları:
    8
    Mesaj yazan ve hayat hikayemi okuyan herkese tsk ediyorum.
     
  7. Kadı Kızı

    Kadı Kızı Özün Sözü

    • Platin Üye
    Mesajlar:
    51.239
    Aldığı Beğeni:
    1.615
    Ödül Puanları:
    113
    memnun oldum
     
  8. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.817
    Aldığı Beğeni:
    3.226
    Ödül Puanları:
    613
    Cevap: Serdar Yıldırım'ın Hayatı

    Sizi tekrar burada görmek güzel.Yazılarınızı okumak isteriz.
     
  9. Serdar Yıldırı

    Serdar Yıldırı Member

    Mesajlar:
    69
    Aldığı Beğeni:
    12
    Ödül Puanları:
    8
    Cevap: Serdar Yıldırım'ın Hayatı

    SERDAR YILDIRIM'IN HAYAT HİKAYESİ


    1959 yılında İnegölde doğdum. İlk, orta ve liseyi İnegölde okudum. Lise 1 e giderken okulda düzenlenen şiir yarışmasında ilk 10 a giremedim, ama edebiyat dünyasına giriş yapmış oldum. Şiir yazmaya devam ettim. Yazarların şiirlerini inceledim. Kelime dağarcığım gelişsin diye sözlük ve imla kılavuzu kitaplarını okudum. Askerden gelip bir yılı aşkın bir süre iş aradıktan sonra, 1982 yılı mart ayında kırtasiye dükkanı açtım.

    Aradan bir yıl geçmişti. Bir gün dükkanıma mal almak için, Dünya Dağıtım'a gitmiştim. Dünya Dağıtım'ın üst katı çeşitli kırtasiye malzemeleriyle doluydu. Buradan kutuyla silgiler, kalemler, boyalar aldım. Daha sonra alt kattaki kitap bölümüne indim. Sağa bakındım, sola bakındım, her yer kitap doluydu. Yeni taşındığım dükkanda hangi kitapların satışı daha uygun olur diye düşünüyor ve bir türlü karar veremiyordum. Dünya Dağıtım'ın dört ortağı vardı. Bu ortaklardan birisi, üstü kitaplarla dolu bir masanın yanındaki sandalyede oturuyordu. Ben yanından geçerken: Serdar, biraz gelir misin? dedi. Ben yanına gidince ayağa kalktı ve masanın üstünden bir takım kitaplar seçmeye başladı. Daha sonra bana verdiği dört kitap şunlardı:

    Linç ( Roman ) Kerim Korcan
    Başlayan Kavga ( Roman ) Hasan Kıyafet
    Radar ( Hikaye ) Hasan Kıyafet
    Köydeki Keklikler ( Hikaye ) Nusret Ertürk

    O adam, şu unutulmaz sözleri de söyledi:
    " Bak Serdar, bu kitapları sana parasız veriyorum. Bunlarda yazılanları iyice oku, öğren. Hem sana hem de başkalarına çok faydası olacaktır. "

    Ben Linç romanını yıllar içinde tam dokuz kere okudum. Diğerlerini dörder kere okudum. Kitaplar bende on sekiz yıl kaldıktan sonra ilköğretim son sınıfa giden Gökhan'a hediye ettim. Bir yıl sonra 2002 yılında ben oradaki dükkandan taşındım. Gökhan'ın benim anlattıklarıma o kitaplardan öğreneceklerini de ekleyip iyi bir yazar olacağına inanıyorum.

    Çocukluğumda bizim evin oldukça büyük bahçesinde tek katlı bir evimiz daha vardı. Bu evin bir odası ve yanında odunluk vardı. O odadaki dolabın içinde tahtadan bir sandık vardı. Bu sandıkta çocuklar için, eskiden kalmış hikaye ve masal kitapları bulunuyordu. Bazılarının isimlerini şimdi bile hatırlıyorum. Para Buldum Yaşasın, Sinema Dağıldı, Akkavak Kızı. Ayrıca Pedagoji kitabı vardı.

    Ben o pedagoji kitabını sekiz yaşımdan on altı yaşıma, biz Bursa'ya taşınana kadar, pek çok defa okudum.

    Çocuğun zihinsel etkinliklerinin; beceri ve yetenekleriyle, ruhsal ve bedensel gelişiminin; sosyalleşme sürecinde, giderek karmaşık hale gelen kişilik kazanma çabasının aşamaları ve nitelikleri üzerine yapılan gözlem, tanı ve saptamalarla, bunlara uygun eğitim metotları geliştiren; bunların bilimsel doğruluğunu tartışıp değerlendiren çocuk psikolojisi alanına pedagoji denir.
    - Eğitimi konu alan disiplindir.
    - Pedagoji, öğretmen merkezli bir eğitimdir. Yani neyin, nasıl ve ne zaman öğretileceğine öğretmen karar verir.
    - Çocukları yetiştirme bilimi ve sanatıdır.
    - Pedagoji, eğitimi gerçekleştirmek ve özellikle de, öğretilen vasıtaların tümüdür.
    - Başkalarının kanıları, fikirleri ve alışkanlıkları üzerinde etkili olmayı amaçlayan her türlü aksiyondur.

    Pedagoji belli kurumsal çerçeveler içinde icra edilen ve bazı ahlaki ve felsefi amaçların gerçekleştirilmesini hedef alan eğitim faaliyetlerinin incelenmesi, seçilmesi ve uygulanmasıdır.
    Pedagojiyi çok katlı bir bina gibi düşünmek gerekir. Bu katlardan biri bilimle, diğeri ahlak ve pratik felsefe ile, üçüncüsü teknikle, sonuncusu da estetik, yaratılışla yakınlık gösterir.


    1984 yılında kendimi anlattığım Simitçi Çocuk isimli ilk hikayemi yazdım. Daha sonraki 4 yıl sadece şiir yazdım. Aslında hikaye yazmak istiyordum ama pek çok defa denememe karşın, bu mümkün olmadı. Önünde kağıt, elinde kalem 1 saat, 2 saat öylece beklemek ve hiçbir şey yazamamak korkunç zordur. 1988 yılında gerçek anlamda hikayeler ve masallar yazmaya başladım. O yıl ağustos ayında Korkak Tavşan' ı yazdım. Sonra Ot Yiyen Kaplan, Zavallı Çoban, Keloğlan İle Nasreddin Hoca.


    1994-95-96 yıllarında İstanbul'a gittim. Yayınevleriyle konuştum. Hikayelerimi okudular. Çok beğenenler çıktı. Masraf neyse karşılarım, dedim. Yayınevleri benim üste para verdiğim hikayeleri kaderine terk ettiler.


    İstanbul Cağaloğlu'ndaki bir yayınevi sahibi, hikayelerimi okuyup, çok beğendi ve bunları sen mi yazdın, diye sordu.
    Evet, ben yazdım, deyince, senin adın ne, diye sordu. Ben de, benim adım Serdar Yıldırım, dedim.
    Yayınevi sahibi, Türksün değil mi? deyince, ben de, evet Türküm, dedim.
    Adın George veya Mark olsaydı, İngiliz veya Fransız olsaydın, ben bu hikayeleri basardım. Adın Serdar Yıldırım ve ne yazık ki Türksün. Ben bu hikayeleri basmam, arkadaş, dedi ve hikayelerimi bana geri verdi.

    1997 yılında Ayla ile evlendim. İki yıl sonra oğlum Serkan dünyaya geldi. Radyo Presste 1.5 yıl ve Radyo Sözde 4 ay Mini Mini Büyüklere isimli çocuk programını hazırlayıp sundum. Söz Gazetesinde çocuk sayfası hazırladım.


    Spor, olmazsa olmazlarımdandır. Uzun yıllardır sürdürdüğüm sporu hiç aksatmadım. Haftada 1-2 defa 6 km. lik koşulara çıkarım. Arada bir ağırlık çalışırım. Her gün muntazam jimnastik yaparım. Sporun insan vücudunu ve beynini zinde tuttuğuna inanırım. Kilo sorunum hiçbir zaman olmadı. Bu yazıyı okuyan herkese spora başlamalarını tavsiye ederim. Geçen yılların sizi yaşlandırmak için, zorlanacağını fark edeceksiniz. Sağlıklı ve mutlu kalın.

    25 yıl kırtasiyecilik yaptım. Hep çocuklarla beraberdim. Onları her zaman kendine özel, değerli birer varlık olarak kabul ettim. Ben çocukları başıma taç yaptıkça, onlar beni baştacı yaptılar. Ekmek paramı çocuklardan kazandım. Her biri birer cevher olan sevgili çocuklar için, bir şeyler yapmak, faydalı olmak istedim. Bunun bir yolu olmalıydı. O yolu aradım ve sonunda buldum. Onlar için, iyilikleri anlatan, maceralı hikaye ve masallar yazmak istedim ve yazdım da. Yazdıklarımı, çocuklar kadar büyükler de çok beğendiler.


    SERDAR YILDIRIM FABL HİKAYELERİ



    KIRLANGIÇ İLE SERÇE

    Kırlangıç ile serçe dost olmuşlar. Birlikte gezip dolaşmaya başlamışlar. Diğer kırlangıçlar önceleri bu duruma ses çıkarmamışlar. Fakat kırlangıç serçeyi yuvasına getirmeye başlayınca işler değişmiş. Kırlangıcın yuvası ahşap, boş bir evin saçak altındaymış ve burada pek çok kırlangıç yuvası varmış. Serçenin gelip gitmesi, kırlangıçları rahatsız etmiş.

    Kırlangıçlar toplanıp bir sözcü seçmişler. Sözcü uygun bir zamanda kırlangıca konuyu açmış ve serçeyi yuvasına getirmemesini söylemiş.

    Kırlangıç biraz direttiyse de sonunda genel isteğe boyun eğmek zorunda kalmış. Bir gece serçe yuvasında uyurken aniden uyanmış. Dalları arasına yuva kurduğu ağaç sallanıyormuş. Uçup çevreyi şöyle bir kolaçan etmiş. O zaman bunun bir yer sarsıntısı olduğunu anlamış.

    Aklına dostu kırlangıç gelmiş. Kırlangıcın yuvasına gitmiş, onu uyandırmış. Kırlangıca diğer kırlangıçları uyandırmasını, ahşap evin sarsıntıdan yıkılabileceğini söylemiş. Kırlangıç söyleneni yapmış. Son kırlangıç da kaçınca ahşap ev yıkılmış. Daha sonra kırlangıçlar başka bir evin saçak altına yeni yuvalar yapmışlar ve yaşamlarını borçlu oldukları dost serçenin kırlangıcın yuvasına gelip gitmesine karşı çıkmamışlar.




    FAKİR AHMET

    Annesi, babası fakirdi Ahmet’in. Tek göz odalı bir gecekonduda oturuyorlardı. Babasının ciğerleri hasta olduğundan zorunlu emekliye ayrılmıştı. Ahmet okul olmadığı zamanlar simit satarak zorlukla ilkokulu bitirdi. Daha sonra komşusunun yardımıyla bir lokantaya bulaşıkçı olarak girdi. Ahmet hayalini gerçekleştirmek için ilk adımını atmıştı. Eskiden lokantaların camları arkasında gördüğü o güzelim yemeklere kavuşmuştu. Artık günde üç öğün karnı doyuyordu. Lokantada yemek pişiren Veli dayıyı göz hapsine almıştı. Ondan yemek yapmayı öğrenecek ve kendi de bir aşçı olacaktı ama Ahmet başkasının lokantasında değil kendi lokantasında görevini yerine getirecekti.

    Ahmet askerden geldikten sonra şehrin mevki yerinde lokanta açtı. Yaptığı yemekler çok lezzetli olduğu için lokanta müşterilerle dolup taşıyordu. Kazancı yerindeydi. Ara sıra muhtaç insanlar lokantaya gelirdi ve bedava yemek yerlerdi.

    Lokantada çalışan garsonlar ve müşteriler Ahmet’in öğle vakitleri boş bir masaya giderek masanın üstüne iki tabak yemek bırakmasına bir anlam veremezlerdi. Onlar ne bileceklerdi yıllar önce sefaletin bitirdiği anne ve babasına Ahmet’in armağanını. Hem onlar duyamazlardı ki, tabakları masanın üstüne bırakırken Ahmet’in “ Bundan sonra aç kalmayacaksınız anneciğim ve babacığım. Alın yemeklerinizi karnınızı bir güzel doyurun “ diye mırıldandığını.





    TAVŞAN

    Tavşanın biri kendini aslan zannedermiş. Bir gün bu tavşan civardaki tavşanları yüksekçe bir tepeye toplayıp aşağıdaki patika yoldan kurt, çakal, tilki geçmesi halinde korkutup kaçıracağını söylemiş. Tavşanlar, onu sakin şekilde dinlemişler.

    On dakika sonra bir kurt geçiyormuş ki, bir de ne görsün, bağırıp çağırarak üstüne doludizgin gelen tavşanı görünce ürkmüş ve son sürat oradan kaçmış.






    TİLKİ

    Tilkinin biri kanat takıp üstü açık kümeslerden tavuk çalarmış. Kümes sahipleri durumu fark edince kümeslerin üstünü kapatmışlar.

    Tilki açlığı ve çaresizliği hiç sevmezmiş. Bir köstebekten toprak kazma işini öğrenip, yeraltından kümeslere girmeye başlamış. Kümes sahipleri tavukları çalanın köstebek olduğunu sanıp, hep bir köstebek yakalamayı ummuşlar.







    ÇAKAL

    Çakalın biri ormanda gezerken bir tüfek bulmuş. Bakmış tüfekte iki fişek var, hemen soygunlara başlamış. Malı çalınan, tehdit edilen orman hayvanları toplanıp aslanın huzuruna çıkmışlar. Durumu öğrenen aslan çok kızmış, çakalın peşine düşmüş.

    Çakalı ilerde giderken gören aslan kükremiş. Çakal aslanın geldiğini görünce tüfeğini doğrultmuş, tam ateş edecekken aslan korkmuş, kaçmaya başlamış. Çakal da aslanı kovalamış. Derken, önlerine bir ırmak çıkmış. Ikisi de yüzerek karşıya geçmiş. Aslan biraz daha koşmuş, sonra aniden duruvermiş. Çakal da durmuş. Aslan geri dönüp çakalın üstüne yürümüş.

    Çakal ıslanan tüfeğin ateş etmediğini görünce tüfeği atıp ırmaktan karşıya geçmiş. Aslan da peşinden gelmiş. Aslan çakalı ormanda uzun süre kovalamış, yetiştiği yerde vurmuş. Çakal güçbela canını kurtarmış. Bir daha onu oralarda gören olmamış.







    CİCİ KUŞ

    Ormanda yaşamakta olan binlerce bülbül ve kanarya aralarında çıkan tartışmalara bir türlü engel olamayarak yollarını ayırmışlar, ormanın bir tarafında bülbüller, diğer tarafında kanaryalar yaşamaya başlamıştı. Sadece bir bülbül yuvasını terk etmemiş, kanaryalar arasında kalmıştı. İşte, bu bülbül cici kuştu.

    Yavru bir kanarya bülbüller tarafına geçince yakalandı ve kafese kapatıldı. Olayı öğrenen kanaryalar elçi göndererek, özür dileyip, yavru kanaryayı geri isteyeceklerdi. Fakat hiçbir kanarya bu işe gönüllü değildi. Sonunda, kanaryalar cici kuşa gittiler ve yavru kanaryayı kurtarmasını rica ettiler. Cici kuş teklifi kabul edip yola çıktı.

    Cici kuş bülbüller tarafından sevinçle karşılandı. Başköşeye oturtuldu. O da bir bülbüldü ve kanaryalar arasında daha fazla kalamayarak hemcinslerinin yanına dönmüştü. Bu kanaryalarla bir arada yaşanmazdı zaten. Ertesi gün cici kuş geliş nedenini açıklayınca ortalık karıştı. Yoksa cici kuş bir hain miydi?

    Bülbüller buna fazla kafa yormadılar ve cici kuşu da bir kafese kapattılar. Cici kuş kendini ve yavru kanaryayı kurtarabilmek için akla karayı seçti. Kötü bir niyetinin olmadığını, yalnızca yavru kanaryayı kurtarmak için geldiğini tekrar tekrar anlattı. Günler sonra yavru kanaryayla birlikte kanaryalar tarafına geçerken, ilk aklına gelen fikre doğrudur deyip başka hiçbir fikri önemsemeyen basmakalıpçılara laf anlatmanın deveye hendek atlatmaktan daha zor olduğunu düşünüyordu cici kuş.







    FAKİR BALIK

    Denizde bir balık varmış. Çok fakirmiş. İş arar bulamaz, avare gezermiş. Günlerden bir gün bu balık sahile uğramış. Demişler ki:

    “ Bak fakir balık, karşıki tepecikte varlık havuzu var. Oraya ulaşırsan zengin olursun. “ Fakir balık sahile çıkmış. Kumun üstünde takla atmış, debelenmiş, sonunda varlık havuzuna ulaşıp, suya atlamış.

    Havuza gelinceye kadar gösterdiği gayreti izleyen zengin balıklar fakir balığı coşkuyla karşılayıp çeşitli hediyeler vermişler. Bu hediyeler öyle çokmuş ki, artık fakir balık, zengin balık olmuş. Zengin balık ertesi günden itibaren gözlerini denize dikip bir fakir balığın havuza gelmesini beklemeye başlamış.

    Zengin balıklar isteseler ve yardım etseler dünyada bir tane fakir balık kalmaz. Bunun için tepecikteki havuzdan çıkıp denize ulaşmaları gerekir. Ama bunu hiç istemezler, çünkü fakir balıklardan gereksiz yere korkarlar. Bu korkuyu yendikleri takdirde mutlulukla kucaklaşacaklardır. Vakit henüz geç değildir. Zengin balıkların tepecikten ayrılıp denize doğru geldiklerini ve denizdeki fakir balıkların onları alkışladıklarını görür gibi oluyorum.



    TİLKİ MARKET

    Tilkinin biri, ormanda market açmış. Markette ne ararsan varmış. Günler, haftalar geçmiş. Satışlar çok iyiymiş. Tilki halinden memnun, çünkü kasa para doluymuş.

    Tilkinin son günlerde bir şey dikkatini çekmeye başlamış. Gelen etler çok, satılan etler az. Değil mi ya, bunca et nereye gider?

    Bunun üzerine tilki marketin arka bölümündeki et reyonuna bir kamera taktırmış. Bakalım neler dönüyormuş et reyonunda?

    Birkaç gün sonra kamera kayıtlarını inceleyen tilki durumu olanca acılığıyla anlamış. Her gün öğle vakitleri bir aslan gelip et yiyor, karnı doyunca da, terlik, kürdan gibi bir zımbırtı satın alıp, çıkıyormuş.

    Aslanın bir oturuşta yediği 8-10 kilo et, marketin günlük karını ikiye katlıyormuş. Bu gidişin sonu iyi değil diyen tilki, aslanı binde bir hisseyle ortak almış. Bunun üzerine mallar azalmasın diye aslan, marketten et yemeyi bırakıp, dışarıda avlanmaya başlamış.

    Yazan: Serdar Yıldırım






    DEVEKUŞU İLE ASLAN

    Devekuşu bir aslanın geldiğini görünce çok korkmuş. Hemen kafasını kuma sokmuş. Aslan devekuşunun yanına gelmiş, çevresinde bir iki tur atmış. Karnı tokmuş aslanın konuşacak arkadaş arıyormuş.

    Devekuşunun arkasında durmuş. Pençesiyle devekuşunun ayağına şöyle bir dokunmuş.
    “ Arkadaş, bakar mısın? Biraz sohbet edelim, canım sıkılıyor da ” diyecekmiş ki burnunun üstüne yediği tekme ile sırtüstü yere yığılmış.

    Devekuşu şaşkın bir halde ne oldu, kime vurdum, diyerek kafasını kumdan çıkarmış. Bakmış aslan boylu boyunca yatıyor. Öldüğünü zannetmiş. Çevrede ne kadar devekuşu varsa toplayıp getirmiş.

    Başlamış palavra atmaya: “ Yok işte aslan gelip ona sataşmış. Bu da demiş ki: Bak aslan git sonra canını yakarım. Aslan hakaret etmiş, bunu itelemiş. Bu da aslanı ayağının altına almış, çiğnemiş, yerlerde sürüklemiş.“

    Diğerleri de devekuşuna katılmışlar. Atmışlar, tutmuşlar. Biz olsaydık şöyle yapardık, böyle yapardık diye.

    Baygın aslan kendine gelince bakmış herkes atıp tutuyor. Bir kükremiş, yer gök inlemiş. Bütün devekuşları kafalarını kuma sokmuş. Aslan orada fazla eğlenmemiş, kaçıp gitmiş.





    YAVRUSU OLMAYAN KANGURU

    Kangurunun birinin yavrusu olmazmış
    Bir tavşanı evlat edinip torbasına koymuş
    Kanguru memnun, tavşan mutlu
    Ama diğer kangurular kızgınmışlar.

    Tavşandan kurtulmak için, bir plan yapmışlar
    Onlar uykudayken tavşanı kaçırmışlar
    Kanguru uyanınca bakmış torbası boş
    Şaşırmış kalmış buna olmuş içi bir hoş.

    Kanguru zehirli yılanla anlaşma yapmış
    Torbada yılan, kanguru kangurular arasında
    Yılandan korkan kangurular tavşanı geri vermişler
    Plan plan içinde böyle olur demişler.





    FİL ÇOCUK

    Afrikalı bir zenci çocuk
    Büyücü çırağıymış
    Fili insan yapayım derken
    Kendini fil yapmış

    Dağlarda, bayırlarda
    Gezerken ayağına
    Kocaman bir diken batmış
    Filin canı çok acımış

    Aslandan, kaplandan, kartaldan
    Tilkiden, kurttan, baykuştan
    Tavşandan yardım istemiş
    Fili gören korkup kaçmış

    Fil ağlana, sızlana
    Köyüne geri dönmüş
    Anası, babası, amcası
    Çocuk sesli filden kaçmış

    Fakat cesur Toro
    Moro’nun arkadaşı
    Korku nedir bilmezmiş
    Dikeni çekip çıkarmış

    Moro hep fil kalmış
    Toro’dan ayrılmamış
    Onların öyküleri
    Dünyada destanlaşmış.

    Yazan: Serdar Yıldırım
     
  10. Serdar Yıldırı

    Serdar Yıldırı Member

    Mesajlar:
    69
    Aldığı Beğeni:
    12
    Ödül Puanları:
    8
    Cevap: Serdar Yıldırım'ın Hayatı

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: HIRSIZ

    Bir gece Karagöz’ün evine hırsız girer. Karagöz sabahleyin uyanınca bakar ki, ev tam takır kuru bakır. Hırsız utanmamış ve sokak kapısını bile söküp götürmüştür. Karagöz olayı zaptiyeye, hanımı da komşulara haber verir. Komşular, evin önünde toplanır ve az sonra iki zaptiye gelir. Karagöz’ün oğlu Yaşar, annesine sarılmış, ağlamaktadır. Küçük Yaşar’ın birkaç parça oyuncağını götüren hırsız acaba onları ne yapacaktır?

    Karagöz’ün evinin soyulduğunu duyan kadim dostu Hacivat, eve gelir ve evde inceleme yapmaya başlar. İki zaptiye olayı soruşturur ve hırsızı yakalayacaklarını söyleyip giderler. Zaptiyeler gidince, komşular da dağılır. Karagöz ailesinin yanında Hacivat kalır ve Karagöz’ü sorguya çekmeye başlar.

    Hacivat: “ Canım Karagöz’üm, hırsız gelmiş, dolapları, masaları götürmüş. Kapıyı sökmüş. Hiç mi gürültü, tıkırtı duymadın? “ diye sorar.

    Karagöz: “ Bu ne biçim soru, Hacivat. Gürültü, tıkırtı duysam kalkıp da hırsızın ümüğüne basmaz mıyım? “

    Hacivat: “ Her neyse, olan olmuş, biten bitmiş, eşyalar gitmiş. Şimdi bir oyun etmeli de, şu hırsızı yakalamalı. Hah buldum!. Karagözüm, siz bir yandan, ben bir yandan komşuların arasına dalalım, onları senin evde bir kese altın olduğuna inandıralım. Bu durum kulaktan kulağa yayılır ve hırsızın kulağına giderse, hırsız mutlaka senin eve damlar. “

    Karagöz: “ Sen ne diyorsun, Hacivat? Bende bir kese altın yok ki? “

    Hacivat: “ Olduğunu farz et. Hırsızı yakalamak için, bu bir yem. Oltanın ucuna yem takarsan balık yakalarsın. Balık yeme gelir de, hırsız altına gelmez mi? Siz benim dediğimi yapın gerisine karışmayın. “

    Karagöz: “ Tamam, Hacivat. Senin bu tür işlere aklın erer. Bende bir kese altın olduğunu yayarız. Haydi, hanım, Yaşar, kalkın gidiyoruz. “

    Karagöz’ün evinde bir kese altın olduğunu akşama kadar duymayan kalmamıştı. Eski kulağı kesiklerden olan Celal, gece yarısına kadar evin içinde dört döndü. Daha sonra evinden çıkıp, karanlık sokaklardan süzülerek geçti ve bir hayalet sessizliğinde Karagöz’ün kapısız evinden içeri girdi. Evdekilere elindeki şişenin içindekini koklatıp altınlara konardı. Şişeyi koklattığı kazazede top atsan uyanmazdı, fakat bu defa durum bambaşkaydı. Evdekiler uyanıktılar ve onu bekliyorlardı. Celal yatak odasına girince Karagöz ile Hacivat tarafından yakalandı ve bir iple sıkıca bağlandı. Ertesi gün zaptiyeler tarafından sıkı bir dayaktan geçirilerek zindana atıldı.

    Karagöz’ün eşyaları hırsızın evinde bulundu. Kader, zaten son günlerde işsiz olan, Hacivat’ın bulduğu işlerde çalışarak, kışın da turşu satarak geçimini sağlayan Karagöz’ün alnının teriyle çalışarak kazandığı eşyaları kaybedip buldurarak, onu sevindirmişti.
     
    Last edited: 23 Temmuz 2013
  11. Kader Katibi

    Kader Katibi GöNüL DoSTu

    Mesajlar:
    12.817
    Aldığı Beğeni:
    3.226
    Ödül Puanları:
    613
    Cevap: Serdar Yıldırım'ın Hayatı

    Dostluk diğer kırlangıçların anlamsız kıskanmalarını bir çırpıda minnete düşürmüş. Güzel hikaye.
     

Sayfayı Paylaş